KUR'AN KAİNAT'IN YARADILIŞ PLANIDIR
Süleyman Karagülle
1051 Okunma
önsöz

ÖNCE

BİRKAÇ SÖZ

 

REŞAD NURİ EROL

 

ZAMAN Gazetesi, 30 Eylül 1988 tarihinde İstanbul'da bir Kur'ân Sempozyumu düzenledi. Sempozyumda dokuz tebliğ sunuldu. 1989 yılı Ekim ayında, sempozyumda sunulan bu tebliğler kitap hâline getirildi ve gazete tarafından yayımlandı.

Sempozyumda bir tebliğ sunan Süleyman Karagülle hariç, diğer bütün konuşmacılar akademik kariyer sahibi oldukları gibi, aynı zamanda Türkiye'nin değişik üniversitelerinde öğretim üyesi bulunuyorlardı. Klâsik ve standart programların uygulanmakta olduğu üniversitelerde görev yaptıkları veya gerçekten öyle düşündükleri için olsa gerek, sundukları tebliğler hep asırlardır değişmeyen klâsik ve gelenekçi bakış açısını ihtiva ediyordu. Sadece Süleyman Karagülle'nin tebliği, farklı bir bakış açısı ihtiva ettiği gibi, aynı zamanda tebliğinin sonunda bu konudaki araştırmaların derinleştirilip geliştirilmesi için Kur'ân Vakfı kurulması önerisini de getiriyordu.

Bu satırları şunun için yazma gereği duydum.

Bizim kitabımızın adı Kur'ânı Anlama Metodu.

Kur'ân Sempozyumu'nda, Kur'ân'ın Anlaşılmasına Doğru konulu tebliğini takdim eden bir doçent, tebliğini aşağıda aynen iktibas ederek sunacağım düşüncelerle sona erdiriyor. İlginç olan, tebliğlerin basıldığı kitapta siz aşağıda arzedeceğimiz bu ifadeleri ihtiva eden satırları bitirdikten sonra, hemen karşı sayfada Süleyman Karagülle'nin Kur'ân Kâinatın Yaratılış Planıdır / İmam-ı Mübindir tebliğini okumaya başlıyorsunuz.

 

Önce, bir önceki paragraf:

"Şurası da unutulmamalıdır ki bu Kur'ân, anlaşılmaz bir kitap değildir. Hatta, "Andolsun ki biz, Kur'ân'ı düşünülüp öğüt alınabilsin diye kolaylaştırdık." (Kamer, 17) ayetinde ifade edildiği gibi, manasını en kolay ve en açık bir şekilde anlatan bir kitaptır. Ancak onun manaları ihata olunup bitirilemez. O, hâssı, âmmı, müştereki, hakikatı, mecazı, sarîhi, kinayesi, zâhiri, nassı, müfesseri, muhkemi, hafîsi, müşkili, iktizâsı, mutâbakâtı, tazammunu ve iltizamı gibi, birçok şekildeki ayrı manaları bir yerde toplayıp, anlatıverir. Sonra Allah Teâlâ, bunları anlayanların, anlamayanlara beyân etmesini de vazife kılmıştır. Bu vazifeyi önce Hz. Peygamber (S.A.V.) yerine getirmiş ve onun neşrini ve herkese ulaştırılmasını ümmetine emreylemiştir."

Ve tebliğdeki son paragraf:

"Tabiî ki bunu usûlü dairesinde yapmak gerekir. Aksi takdirde, sadece tercümelerde ve usûlüne uymadan Kur'ân'ı anlamaya çalışmak, nitekim Süleyman Karagülle Bey'in yaptığı gibi, "Elhamdülillah"dan demokrasi manası çıkarmak şeklinde büyük ve vahim hatalara düşmeye sebebiyet verir. Çünkü hamdden bu manayı çıkarmak imkânsızdır. Çünkü Kur'ân bir teslimiyet çağrısıdır."

 

Biz, 'büyük ve vahim hatalara düşmek'ten söz eden bu paragraflar hakkında fazla bir yorum yapmak istemiyoruz. Yorumu size bırakıyoruz. Çünkü şahsen bizim yapacağımız her yorum maksadını aşan şekilde anlaşılabilir. Bu kitabımız ve diğer bütün kitaplarımız, zaten bu tür ithamlara en güzel cevap teşkil etmektedir. Ancak, izin verirseniz sizlere küçük bir tavsiyemiz var; iki paragrafı birlikte okuduktan sonra iyice düşünün ve yorumunuzu öyle yapın.

Müslümanlar olarak, yaklaşık bin yıldır sürdürülen klâsik ve gelenekçi bakış açısı ile bugün geldiğimiz yer apaçık ortada. Bugün içinde yaşadığımız çağdaş dünyanın sorunları da ortada. Bu sorunları kim çözecek? Elbette insanı, Kur'ân'ı ve kâinatı yani bu üç kitabı okuyup analayabilen insanoğlu çözecek.

Böyle kritik dönemlerde hep peygamberler gelip dünyanın ve insanlığın sorunlarını çözmüşler. Olması gereken hakka dayalı yeni dünya düzenlerini kurmuşlar. Ancak artık peygamberler gelmeyeceğine göre, onların görevlerini kim yerine getirecek?

Elbette, peygamberlerin vârisleri olan ilim adamları.

Evet, 'Kur'ân'ın anlaşılmasına doğru' yol almak gerek.

Ama hangi usûl, hangi metod, hangi anlayış ile?

İşte, bütün mesele bu!

Üstad Süleyman Karagülle'nin de, tebliğinin bir yerinde dediği gibi; "Kur'ân dili medeniyetlerin dili olmalı ve Kur'ân medeniyetlerin kalbi hâline gelmelidir." Çünkü İslâmiyet'in dinî yönü sadece Müslümanları ilgilendirmektedir. Ama İslâmiyet'in düzen, sistem ve medeniyet yönü bütün insanlığı ilgilendirmektedir. Bütün beşeriyet Yeni İslâm Medeniyeti'ni bekliyor. Bu medeniyete giden yol da, Kur'ân'dan geçiyor. Ancak bütün mesele, Kur'ân--ı Kerîm'i çağın gerektirdiği seviyede anlamak ve anlatmak, yaşamak ve yaşatmak.

Kur'ân ile ilgili olarak üç merhale yaşamamız gerekiyor:

1. Okumak,

2. Anlamak,

3. Uygulamak.

Kur'ân'ı asırlardır okuyoruz. Ezberliyoruz. Binlerce hâfız yetiştiriyoruz. Ama özellikle son asırlarda gerektiği gibi anladığımız söylenemez. Anlayan insanlar yetiştiremiyoruz. Allah'ın kitabını anlasaydık, gerçekten anlayabilseydik, elbette bugüne kadar uygulama merhalesine de geçerdik. Hâlâ Kur'ân'ı anlama ve uygulama merhalelerine geçemediğimize göre, demek ki bir eksiklik veya yanlışlık var.

Acaba bu eksiklik ve yanlışlık nedir?

İşte bütün mesele, bu sorunun cevabını verebilmekte.

Son tavsiyemiz şudur; siz siz olun, her türlü söze kulak verin, ama her zaman en iyisine uymayı sakın unutmayın.(Zümer[39];118)

Bu hatırlatmalardan sonra sizleri, Kur'ân Sempozyumu'nda sunulan Üstad Süleyman Karagülle'nin tebliği ile başbaşa bırakıyoruz.

 

 

 

 

 

 

 


KUR'AN KAİNAT'IN YARADILIŞ PLANIDIR
1-önsöz
1051 Okunma
1-KUR'AN -İMAM I MÜBİN-DİR
1781 Okunma
3-KUR'AN VAKFI SÖZLEŞMESİ-ÖRNEĞİ
1120 Okunma