Kullanıcı Adı:
Parola:
Üye Kayıt
Üye Aktivasyon
Parolamı Unuttum

Captcha image
Show another code

Giriş
Mahir Kaynak - Star Süleyman Karagülle
Çelişkiler yumağı
512 Okunma, 2 Yorum

• Çelişkiler yumağı 26 Mart 2011 Cumartesi

 

 

Milliyetçilik 20 Mart 2011 Pazar

Milliyetçilik

 

Milliyetçilik genelde insanlar üzerinde olumlu etki yapan bir dünya görüşüdür. Ancak bir milleti tanımlayan genel kabul görmüş bir kriter yoktur. Eğer aynı soydan gelenleri bir millet kabul edersek Amerikan ya da Osmanlı milletinden söz edilemez ve iki ülkenin de milliyetçi olması mümkün değildir. Oysa bunlar milliyetçi politikalar izlemiştir ve halen ABD’nin politikası küreselci eğilime karşı milliyetçi olma çabası olarak tanımlanabilir.

- Milliyetçilik nedir?

- Kuran’ın deyimleri ile ümran yani uygarlık vardır. Beşerîdir. Bir çağda tek uygarlık hakimdir. Dört öğesi vardır: Din, ilim, ekonomi ve yönetim biçimi. Buna karşılık Kuran’ın deyimiyle irfan vardır. Bunlar kavmîdir. Ulusaldır. Kendisine özgü dili, sanatı, tekniği ve hukuku ile diğerlerinden ayrılan ve sayıları 50 000 civarında olan halkların oluşturduğu topluluktur.

 

Genel eğilim milletin devleti yarattığı yönündedir. Oysa bunun tam tersi gerçektir ve her devlet kendi milletini yaratır. Osmanlı ve ABD bunun en iyi örnekleridir ve her ikisinde de halkı tanımlayacak ortak bir kriter yoktur. Ne soy ne de din birliği söz konusudur ama her iki halk da güçlü milletleri oluşturmuştur.

- Millet devleti yaratmaz, devlet milleti yaratır.

- Devleti millet korur. Osmanlılar yıkılmış ama Türkiye vardır. Çarlık yok olmuş ama Rusya vardır. Uzun zaman aynı devlette birlikte yaşayanlar da sonunda millet olurlar. Türkiye Müslümanları bin yıl sonra Türk ulusunu oluşturdular. Hıristiyanlar hala Türk olamadılar.

 

Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra Osmanlının tasfiyesi ve yerine bir ulus devlet kurmak gerekiyordu. Yeni bir devletin yenilgi üzerine kurulduğunu söylemek halkta moral bozukluğu ve intikam duyguları oluşmasına neden olur. İstiklal Savaşı her iki duygunun oluşmasını engelledi ve devletimiz eşi görülmemiş bir zafer sonucu kuruldu ve Osmanlıyı tasfiye eden güç düşmanımız olmaktan çıkmakla kalmadı dostumuz oldu. Milletimiz dine dayalı olarak tanımlandı ve Balkanlar’daki Müslümanlarla Anadolu’daki Hıristiyanlar yer değiştirdi. Kürtler bu kritere göre Türk sayıldıkları için azınlık olarak tanımlanmadılar ve sadece Hıristiyanlar ve Yahudiler azınlık sayıldı. Osmanlı değerlerinin tümü terk edildi. Bu bir tercih miydi yoksa sınırlarımız dışında bir iddiamız olmadığının garantisi miydi sorgulanmalıdır.

- Türkiye İstiklal savaşı sonunda dine dayalı bir devlet olarak oluştu. Osmanlı tasfiye edildi. Bu siyasi idi.

- Tekel sermaye ileride Hıristiyanlar ayak bağı olmasın diye Türkiye’yi Hıristiyanlardan arındırdı. Türkiye de dinsizleşecek ve Türkiye Sermayenin karargahı olacaktı. Türkiye dinî bakımdan saflaştı ama dinsizleşmedi. İşte bugünkü sıkıntı bundan gelmektedir.

 

Bugün milliyetçiliğimiz iyi tanımlanmamış, herkesin kendine göre yorumladığı bir anlama sahip görünüyor. Mesela bir Kürt soyundan, dilinden ve kültüründen söz etmek bölücülük sayılıyor. Oysa farklılık ayrışma değildir. Bütünlüğünüze sahip çıkacak gücünüz yoksa birbirinizin kardeşi bile olsanız güçlü olanlar sizi paramparça eder. Bu kadar çok Arap devleti olması onların farklı milletler olduğu anlamına mı gelir?

İnsanları bir arada tutan yönetici gücün etkinliğidir yani devletlerinin hem güç hem de akıl olarak başkalarının kontrolüne girmemesidir. Milleti şöyle tarif edebiliriz: Bir arada yaşama iradesine sahip, gelecek tasavvurları aynı olan insanlar topluluğudur. İnsanların doğuştan sahip oldukları soy ve din gibi özellikler bu tanımı etkilemez. Kurulacak medeniyet halkın ortak ürünüdür ve herkesin buna katkı yapabilmesi için düşünce ve ifade özgürlüğünün sağlanması gerekir. Kardeşlik soy ve din ortaklığından değil düşünce benzerliğinden ya da birbirinin düşüncesini bilmenin yararlı olduğunu kabul etmekle oluşur.

- Ulus beraber yaşama azmi taşıyanların oluşturduğu topluluktur.

- Beraber yaşama azmi savunma içgüdüsünden doğar. Ulusal devleti ise ulus haline gelmiş topluluk yaşatır. Aynı dili konuşmayanların devleti olamaz. Aynı parayı kullanmayanların devleti olamaz. Aynı hukuka tabi olmayanların devleti olamaz. Aynı duyguları yaşamayanlar devletlerini korumazlar.

 

Devlet fertler üzerindeki bir güç değil onların ortak aklıdır. Devletten şikayet kendinden şikayet anlamındadır ve eğer onun uygulamalarından memnun değilseniz yıkmak yerine düzeltmek için uğraşmalısınız. Bunu sokaklarda güç kullanarak değil düşünerek ve herkese anlatarak gerçekleştirebilirsiniz. Libya gibi bir ülkede yıllarca aynı devletin yönetiminde yaşayıp bir gün sokaklarda savaşmak sizin değil başkalarının projesidir. Hastalığı tedavi zor, önlemek daha kolaydır. Bu da güce değil akla ihtiyaç gösterir ve güç aklın hizmetinde olduğu sürece halk mutlu olur ve birbirine öldürmek gibi haysiyetsiz bir savaşı kahramanlık olarak algılamaz.

- Kuvvet aklın emrine girerse başarıya ulaşılır.

- Kuvvet hukukun emrine girerse devlet olur ve galip gelir. Hukuk da hakemlerden oluşan yargının üstünlüğüdür. Hukuk barış demektir. Barış yoksa savaş vardır.

 

 

Çelişkiler yumağı 26 Mart 2011 Cumartesi

Çelişkiler yumağı

 

 

Libya konusunda yapılan yorumlar gerçeği anlatmıyor gibi. Çünkü birçok çelişkiyi barındırıyor ve birçok soruyu cevapsız bırakıyor. Mesela Libya’ya uygulanan ambargoyu denetlemek için büyük bir deniz gücü görevlendiriliyor. Bu şu soruyu akla getiriyor: Birleşmiş Milletler kararını hiçe sayıp Libya’ya silah gönderecek bir ülke var mı? Bu ülke silah sevkiyatını yaptığı yük gemilerini donanması ile koruyacak mı? Bir gerginlik yaşanırsa bu o ülkenin dünyanın en büyük güçleri ile çatışması anlamına gelmez mi? Bunu hangi ülke göze alıyor?

- Libya’ya gönderilen güç silah gönderen büyük güçle savaşacak mı?

- Kaddafi’ye bir komşu saldırmayacaksa onun silahı halkına çoktan yeter. Komşu saldırınca ona silah serbest olacak mı. O zaman bu savaş olmaz mı?

 

Libya’daki çatışmalardaki zayiat konusunda bir bilgi yok. Sadece uçakların ne kadar sorti yaptığı, ne kadar Tomahawk füzesi fırlatıldığı ve onlarca kişinin öldüğü söyleniyor. Yani yüzlerce bomba ve füze atılıyor ama sadece onlarca kişi ölüyor. Basit bir hesap atılan on bombanın bir kişiyi öldürebildiği sonucunu çıkarır. Saldırının bazı tesislere yönelik olması sonucu değiştirmez. Çünkü her tesiste onu çalıştıran kişiler vardır ve bunların çok sayıda olması gerekir. Daha fazla insanın ölmesini istediğim sonucu çıkarılmasın. Sadece bu bombaların etkisini hesaplamaya çalışıyorum.

- Bomba atılıyor. Bir bomba bir adamı öldürmüş, atılan bomba değil mi yoksa.

- Hiçbir haber inanılır değildir. Yeni dünyanın çözeceği ilk sorun tarafsız haber alma hizmetlerini kurmamızdır. Bunu sağlamak için herkes kendisinin bağlandığı kimsenin sözüne inanmalıdır. Yalanını yakaladığı zaman ondan ayrılmalıdır. Hem ona tabi olup da ona inanmamak sokak söylentilerinin esiri olmaktır.

 

Bazıları ise füzelerin maliyetini çıkarıp ne kadar masraf yapıldığını hesaplıyor. İki ihtimalden birini kabul etmek zorundayız: Ya bomba ve füzeler etkisiz ya da ABD kullanma ömrünü tamamlamış ya da teknolojisi eskimiş olduğu için stoklarından çıkarıyor ve çöle atıyor. Libya’nın gücünü kırmak için kullanılan füze ve bombalar tamamının bir bölümünden ibaret.

- Demode silahlarını atıyor. Finanse ediyor. Onun için öldürmüyor.

- Savaşların ana kaynağı budur. Demode silahları Araplara satmak. Birbirine kırdırmak.

 

Libya’ya yapılan operasyonun amacının petrolün kontrolü olduğu hatta Fransa’nın çıkarları uğruna bu operasyonda öncü rolü üstlendiği söyleniyor. Şu anda Libya petrollerini işletenler batılı petrol şirketleri değil mi? Yani asıl çatışma batılı şirketler ve onun arkasındaki devletler arasında mı? Yani birbirlerine atamadıkları bombaları Libya’ya atarak diğerine gözdağı mı veriyor? Sadece Afrika’ya açılan Çin’e yönelik bir operasyon ise bu birliktelik anlam kazanır. Bu durumda Libya’ya yönelik operasyon aslında Çin ile ilişki içinde olan ülkelere bir gözdağı niteliğindedir. Bir soru aklıma geliyor: Avrupa’da Çin’e yakın olan bir ülke var mı ve operasyonlarla bu ülkenin Ortadoğu’daki etkinliği sınırlandırılacak mı?

- Libya’ya atılan bomba Çin’e gözdağı olabilir.

- Çin’in nüfusu bundan evvelki iki asır dünya nüfusu kadardı. Çin’de yoğunluk 137 kadardır. Dünyadan tecrit edilse kendisi uygarlığını kurabilir. Çin’in Afrika ile fazla ilgilendiğini sanmıyorum.

 

Benim kanaatim Libya operasyonunun sembolik bir anlamı olduğu, asıl büyük operasyonların bundan sonra yapılacağı, Libya olayıyla herkesin yerinin ve rolünün belirlenmeye çalışıldığıdır.Dünyanın en büyük güçlerinin Libya karşısında çaresiz görünmesinin anlamsız olduğudur.  

- Libya’nın dünyaya karşı durabilmesi anlamsızdır.

- Kuyruğu kesik deve kendisini dişleyen sineği kaçıramaz. Büyük olma galip gelme demek değildir.

 

Rusya ve Almanya önümüzdeki operasyonlarda tarafsız kalmayacaktır. Basra Körfezi’ndeki çatışmada, siyasal anlamda, İran’ın yanında yer alacaklar. Bu, bugünkü koalisyon güçleriyle Rusya’nın hasım olacağı anlamına gelmez. Sadece bölgede İran’a bir müttefik sağlanmış olacak ve bu Çin dışında olacaktır.

- Rusya ve Almanya İran’ın yanında yer alacaklar.

- Tekel sermayenin dünyayı yönetme gücü kaybolunca fetret devri başladı. Bunun sonu Adil Düzen’e gider. Bunlar hep oraya hazırlıktır. Hakemlik sistemi benimsenmelidir.

 

Modelimi yanlış bulabilirsiniz ve başka bir model kurarsınız. Ancak gelişmelerin bazı ülkelerdeki demokrasi talebinin bir sonucu olduğu düşüncesine katılmam. Önceden planlanmış, belki de ilerde her ülkenin rolünün ne olacağı belirlenmiş bir süreci yaşadığımızı düşünüyorum.

- Hareket demokrasi hareketi değildir. Bir plan var. Benim varsayımlar hatalı olabilir.

- Sermayenin etkisiz hale gelmesi ile dünyanın dengesi bozulmuştur. Yeni dengenin oluşması olayıdır. Bu denge de Adil Düzen olacaktır.

 

Yorum:

 

Yeryüzü yüze yakın ülkeye ayrılacak. Devletleri uluslar kuracaktır. Ordular devletlerin olacaktır. İnsanlığın silahlı gücü olmayacaktır. Her ülke yüze yakın ile ayrılacak. Her il yüze yakın bucağa ayrılacaktır. Bunlar bağımsız olacaktır. Her kuruluş bağımsız olup eşit hukuka sahiptir. Çıkan her türlü ihtilaflar tarafların seçtiği hakemler ile onların  seçtiği baş hakemden oluşur. Verdikleri karar kesindir.

Devletin silahlı gücü hakemlerin verdikleri kararları uygulayan organdır. Silahlı güç hakemlerin emrine girerse meşru güç olur. Hakemleri emri altına alırsa o da eşkıya olur. Müşrik olur. Onlarla savaşmak meşrudur. Malları ganimettir. Hanım ve çocukları esirdir.

Birleşmiş Milletler sermayenin bir tuzağıdır. Parası ile hakim olacağını sanan Sermaye oraya istediğini devlet temsilcisi olarak koyunca da sonunda istediği kararı aldırmaktadır. Sonra Birleşmiş Milletler adına insanlığı kana boyamaktadır.

Gün geçtikçe bu hakimiyetini yitirmektedir. O zaman da artık Birleşmiş Milletler’in kararlarını etkisiz hale getirmektedir. Birleşmiş Milletler Güvenlik Kurulu’nun daimi üyeleri olan beş devlet ABD, İngiltere, Fransa, Çin ve Rusya bugün Sermayenin emrinde midirler? Hiç sanmam. Oysa o gün milliyetçi Çin dahil bütün devletler Sermayenin emrinde idi.

Şimdi Mahir beyin değerlendirmesi gereken nokta burasıdır. Sermayenin oluşturduğu devletlerin bugün hangisi sermayenin emrindedir. ABD gitti. Zenci Müslüman baş oldu. Rusya gitti. Putin hakim. Fransa Almanlarla anlaşmış. Çin zaten milliyetçi Çin değildir. Kala kala İngiltere kalmıştır. O da Sermayeden memnun değil. Bugünkü hale o düşürdü.

Evet bir devlet çıkacak ben hakemler kararı dışında mahkumiyet kararını kabul etmiyorum diyecek. Mesela Türkiye ve İran diyecek. Bu oyun son bulacaktır. Dünya buraya doğru gitmektedir.

 

Süleyman Karagülle

Yorumcu 
Yorum 
Süleyman Karagülle
27.03.2011
13:59

Hocam , selamlar

Sanırım anlaşılmayan konu şu,

Zafer Kafkas

Çalışma kredisi ile denge formülündeki emek ve mal artışı sağlanarak denge sağlanmaya devam ediyor. Çalışma kredisi sonucu bankadan para çıkıyor piyasaya, üretim gerçekleştikten sonra , mal satılıyor ve bu para bankaya kredi geri ödemesi olarak ödeniyor ve mal karşılığı piyasaya sürülmüş olan para piyasadan tekrar çıkmış oluyor. Mal piyasada fazla , para az kalmış gibi görünüyor ama arkadaşın gözden kaçırdığı konu kredi geri dönüyor ama mal satıldığı için piyasadan da aynı oranda mal çıkmış oluyor ve enflasyonun tersi etki oluşmamış oluyor. Denge tekrar sağlanıyor.

- Doğru. Para çekiliyor ama onun yernie sipariş belgeleri giriyor. Halk o bevlgelerle malını ambardan çekiyor. Ayrıca piyasada yalnız buğday paarsı değil ayrıca demir ve toprak parası var. Daha önmelisi altın para piyasadan çekilmiyor. Karşılığı diğer para kasaya giriyor altın para devrde. Paranın dengesi toprak parsı ile sağlanıyır. Paraya ihtiyacı olmayınca da devletten taşınmazları alıyır. Akış satış arsında fark koymaz.

Reşat Nuri Erol
31.03.2011
08:36

ZEKERİYA ÖZ OLAYININ ŞİFRESİ BALYOZ’DUR!

ÜNLÜ MİT’ÇİDEN İLGİNÇ YORUM!

Ergenekon’un kilit ismi Zekeriya Öz’ün özel yetkilerinin alınarak, İstanbul Başsavcı Vekilliği’ne getirilmesini MİT eski Daire Başkanı Mahir Kaynak nasıl yorumladı?

İşin Öz’ü

MİT eski Daire Başkanı Kaynak, Zekeriya Öz’ün özel yetkilerinin alınmasının ’Ortadoğu ve Kuzey Afrika’daki gelişmelerle’ bağlantılı olduğunu söyledi: Yaşananlar, güçlü ordu-hükümet birlikteliğini zorunlu kılıyor. Genişleyen soruşturmalarla, ordu ile hükümet arasını açmaya yönelik yanlış değerlendirmeler ortaya çıkmıştı, bu bertaraf ediliyor

MAHİR KAYNAK: Balyoz davası yeni bir yola girecek. Süreç, çok sayıda tutuklu ile değil kilit sanıklar üzerinden yürüyecek.

Ergenekon’un kilit ismi Zekeriya Öz’ün özel yetkileri alınarak, İstanbul Başsavcı Vekilliği’ne getirilmesi farklı yorumlara yol açtı. MİT eski Daire Başkanı Prof. Dr. Mahir Kaynak da "Öz olayının şifresi Balyoz’dur" dedi ve ilginç yorumlarda bulundu: 12 Şubat’ta kritik görevlerdeki bazı yüksek dereceli komutanlar da dahil, 163 kişi tutuklandı. Bu çok önemli bir virajı oluşturuyor. Balyoz’dan tutuklanan subayların içinde NATO kapsamında görev yapan önemli isimler de vardı.

KOMUTANLARIN KONUMU

Tutuklamalar üzerine Başbakan Erdoğan, Genelkurmay Başkanı Org. Işık Koşaner ile Dolmabahçe’de baş başa bir görüşme yaptı. Ardından komutanların Hasdal ziyareti geldi. Erdoğan, canlı yayında Hasdal ziyaretiyle ilgili bilgi aldığını bunu bir protesto hareketi olarak yorumlamadığını söyledi. Bu sözler anlamlıdır. Ardından, Libya olayı patladı. Türk deniz ve hava kuvvetleri önemli görevler alıyor. İşte bu noktada, bazı önemli komutanların gözaltında bulunmasının yarattığı sıkıntılı durumlar da var. Irak gezisine de dikkatle bakılmalı.

HAKSIZ HÜCUMLAR

Bunlar kayda geçerken, Erdoğan ile Koşaner’in, Türkiye’nin geleceğinde fikir birliği içinde olması çok önemlidir. Arkasında güçlü ordusu, başarılı komutanları olan bir Başbakan, aktif roller oynama imkanı bulur. Olaya, seçimler sonrası Türkiye’nin yönetimi ve ordusu ile kavga etmeyen bir hükümet açısından bakılmalı. Fazla genişleyen soruşturmalar, iktidar üzerinde artan baskılar, ordu ile hükümet arasını açmaya yönelik yanlış değerlendirmeler ortaya çıkmıştı, bu sıkıntılar bertaraf ediliyor." Kaynak, ’’Balyoz sonrası ortaya çıkan sıkıntılar ve Libya olayı, Türkiye’nin geleceği için bazı kararlar alınmasını gerektiriyordu" dedi, "Öz, Ergenekon davasının ismi en çok geçen, bütün projektörlerin çevrildiği isimdi. Onun ismi üzerinden hükümete yapılan haksız hücumlar vardı. Son atama ile bu konu farklı yöne çevrildi" yorumunda bulundu.

YENi SAVCI YENi SEYiR

Bundan sonra Balyoz ne olacak?" sorumuza Prof.Dr. Kaynak, şu karşılığı verdi: ’’Bir süre önce, Türkiye’nin geleceğinde hükümet-ordu birlikteliği, Ortadoğu’da meydana gelen olaylar nedeniyle, Balyoz olayından Türkiye’nin sıyrılması gerektiğini söylemiştim. Bana göre, yeni savcılar ve mahkemenin seyrine göre, Balyoz davası yeni bir yola girer. Bu kadar çok tutuklanmış isimle değil de, kilit sanıklar üzerinden iş yürür diye düşünüyorum."

Bülent Erandaç/Takvim

31.03.11 11:49



YorumYap

Sayı: 94 | Tarih: 27.3.2011
Mehmet Şevket Eygi
Pislik Herifler ve Karılar
903 Okunma
Emine Hocaoğlu
Zülfü Livaneli
Hayat damarı
664 Okunma
Ali Bülent Dilek
Ebubekir Sifil
Takva-Tağva Gerilimi
551 Okunma
Zafer Kafkas
Mahir Kaynak
Çelişkiler yumağı
512 Okunma
2 Yorum
Süleyman Karagülle
Ahmet Hakan
Kemal Bey’e hiç yakıştıramadım
486 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Ruhat Mengi
Sabah akşam Libya.. Ya Türkiye?
486 Okunma
Vahap Alma
Ruşen Çakır
Türkiye Müslümanları ümmete ne kadar entegre?
434 Okunma
Tayibet Erzen