Kullanıcı Adı:
Parola:
Üye Kayıt
Üye Aktivasyon
Parolamı Unuttum

Captcha image
Show another code

Giriş
Ruşen Çakır - Vatan Tayibet Erzen
Kürt sorununun kalbi “dil sorunu”
479 Okunma, 0 Yorum

Ruşen Çakır - rcakir@gazetevatan.com

 

18.12.2010

 

Türkiye’de “bütün sorunların anası”nın Kürt sorunu olduğu yolunda belli bir asgari müşterek olduğunu söyleyebiliriz. Hükümetin, birçok riskine rağmen “Kürt açılımı”na yönelmesinin ardında da esas olarak bu olgu yatıyordu. Diğer bir deyişle AKP’liler, ülkenin diğer sorunlarını çözmek için ne kadar gayret sarf ederlerse etsinler, Kürt sorununa dokunmadıkları müddetçe pek bir başarı kaydedemeyeceklerini kavradıkları andan itibaren bu açılım için kolları sıvadılar.

“Peki Kürt sorununun ‘anası’, belki daha uygun tabirle ‘kalbi’ nedir?” diye sorulacak olursa, hiç tereddütsüz, “dil sorunu” cevabını veririm. Açılımın ilanından sonra gerek devlette, gerekse Kürt siyasi hareketinin farklı kademelerinde görev üstlenmiş çok sayıda kişiyle görüştüm. Tartışmalar ne zaman “dil sorunu”na gelse bariz bir tıkanma yaşanıyordu. Özellikle devleti yönetenlerin “dil sorunu”ndan hayli ürktüklerini, bunu çözüme kavuşturabilecek herhangi bir formüle sahip olmadıklarını, dolayısıyla bu konunun olabildiğince ötelenmesini tercih ettiklerini ve bunun için çaba harcadıklarını gözlemledim. Ama görüyoruz ki bu çabalar bir işe yaramadı ve BDP’liler dil sorununu, “iki dillilik” ya da “çok dillilik” gibi kavramlar etrafında ülkenin gündemine, galiba bir daha çıkmayacak bir şekilde soktular.

Somut adım atılmayınca

Öncelikle “dil sorunu”nun neden beklenenden erken gündeme geldiğini ele almakta yarar var. Burada birinci derecede sorumluluğun hükümette olduğu kanısındayım. Açılımı ilan edip Kürt sorununun çözümünü arzulayan kesimlerde belli bir heyecan yaratan hükümet, özellikle Habur olayından sonra açık bir şekilde frene bastı ve somut herhangi bir adım atmadı. Buna bir de KCK operasyonları eklenince, Kürt hareketinde “aldatıldık, bizi tasfiye etmek istiyorlar” algısı öne çıkmaya başladı. Nitekim ilk ciddi “dil sorunu” KCK davasının başlamasıyla yaşandı. Sanıkların Kürtçe savunma yapma talebini mahkeme heyetinin inanılmaz bir gerekçeyle reddetmesi üzerine Kürt hareketi beklenmedik bir koz ele geçirmiş oldu.

Şunu söylemeye çalışıyorum: Eğer hükümet “açılım”ı ciddi bir şekilde ileriye doğru yürütseydi, KCK operasyonlarıyla onlarca, hatta yüzlerce Kürt siyasetçisi hapislere doldurulmasaydı bu krizi bugün ve bu şiddette yaşamazdık. Çok geçmeden muhakkak bu konu gündemimize gelirdi fakat o ana kadar yaşanmış olumlu gelişmeler sayesinde Türkiye bu sorunu serinkanlı bir şekilde ve tüm tarafların belli ölçülerde mutabık kalacağı bir formül etrafında çözebilirdi.

Elverişsiz atmosfer

Bugünkü atmosferin, bu son derece hassas ve kırılgan sorunu özgür ve pozitif bir şekilde tartışmaya elvermediği ayan beyan ortada. Baksanıza TBMM Başkanı Mehmet Ali Şahin’in, peş peşe soyadına uygun açıklamalar yapmasının şaşkınlığını atlatamadan Genelkurmay Başkanlığı’nın yazılı açıklamasıyla karşılaştık. Kuşkusuz TSK’nın açıklamalarının etkisi eskisiyle kıyaslanamayacak kadar az, bununla birlikte Org. Işık Koşaner’in göreve gelmesiyle …

 

 

Devamı için TIKLAYINIZ.

 

Yorum:

Cehennemin asıl adı: Anlaşılmamak!

Evden çıkıyorum, saat daha çok erken olduğundan binada birilerini görüp günaydın demek gibi bir beklentim yok, o yüzden dert etmiyorum.

Dakikalar geçiyor ama bir kişilik ‘ayakta’ boş yeri olan minibüs gelmeyince duraktakilere günaydın demek lüksse bile, hafif bir tebessümle selamlaşmak istiyorum, başaramıyorum herkes gelecek minibüsün derdinde, beni takan yok.

Kalabalık minibüse binerken selam veresim var ama bu fikri öyle komik buluyorum ki tebessümümü montumun yakasına gömüyorum.

Yılmıyorum, işyerine geldiğimde servisteki arkadaşlara günaydın diyorum zoraki de olsa bir günaydın koparabiliyorum. İyi diyorum, başlangıç için hiç de fena değil, haa.

Telefonum çalıyor, evet işte benim kız arıyor, canım arkadaşımın sesiyle işe başlamak ne güzel olur. Hevesle açıyorum, o da ne? Günaydın öncesi “Niye geç kaldın?”

Nasıl yani? Şeyy, trafik, hava…desem. Hepsi saçma, aslında bunları konuşmak istemiyorum. Susuyorum.

Yemekte tuz isteyen şahısa bayağı gıcık oluyorum, tuz talebi öncesinde unutulan “Afiyet olsun!” adına. Tuzu ikinci kez zatıalilerine sunup çeviriyorum kafamı niye lezzet alamadığımı anlayamadığım tabağıma.

Şu metro olmasa, akşam eve dönüş hakikaten eziyet, yapandan Allah razı olsun diyorum ve kafam camda etrafı gözlüyorum. Tesadüf mü diye düşünüyorum, hep bana mı denk geliyor bu kendi kendine konuşan, parmaklarıyla sayışan insanlar. İyice dalıyorum, sonunda yanakları kızarmış şişman amca kızacak diye, kafamı diğer tarafa çeviriyorum ve onları görüyorum. Sırt çantalarındaki rengârenk rozetlerden liseli oldukları sonucuna vardığım iki işitme engelli kızın, mükemmel bir göz temasıyla işaret dilinde nasıl döktürdüklerini görüyorum, kıskanıyorum.

Paketlerimi bırakıyorum ve nafile bekliyorum. Aslında tek istediğim parayı verip üstünü almadan önce kasiyerle göz göze gelerek iyi akşamlar demek ve tüm güm uğraşıp da beceremediğim iletişim ağını örmek.

Yarın tekrar görüşmek üzere, esen kalın.

Ve kapanış tamamlanır. Gün bitmiştir, ganimet sıfır.

Dil ne işe yarar bir türlü anlayamıyorum, eğer onu kullanmayı bilmezsek, amacından çıkarıp,

ruhsuzlaştırırsak.

 Ne önemi kalır hangi dili konuştuğumuzun, karşı tarafın antenleri kapalıysa?

Cennet nedir diye sorsam, cevabınız ne olurdu?

Altından ırmaklar akan bahçeler mi?

Yoksa sonsuz sınırsız bir yaşamda gezinmek mi?

Belki de hurilerle süslenmiş köşklerde,  altın kadehlerde sunulan şarapların tadına vararak mest olmak.

Kim bilir, belki de hepsini birden söylerdiniz.

Benim kesinlikle tek cevabım olurdu, o da anlaşılmak!

 

 

 

Tayibet Erzen



YorumYap

Sayı: 80 | Tarih: 19.12.2010
Mahir Kaynak
Öğrenci eylemleri
549 Okunma
Süleyman Karagülle
Ahmet Hakan
8 maddede yolsuzluk açıklama raconu
516 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Ebubekir Sifil
Liberal İslam
514 Okunma
Zafer Kafkas
Ahmet Altan
WIKILEAKS - 3
502 Okunma
Özer Ataç
Zülfü Livaneli
Türkiye’de insanlar birbirinin ömrünü kısaltıyor!
499 Okunma
Ali Bülent Dilek
Mehmet Şevket Eygi
Askerlik Hatıralarım
496 Okunma
Emine Hocaoğlu
Fikret Bila
Bahçeli'nin 68 uyarısı
491 Okunma
Harun Özdemir
Ruşen Çakır
Kürt sorununun kalbi “dil sorunu”
479 Okunma
Tayibet Erzen
Reşat Nuri Erol
2011 bütçesi de faiz ve rantiyeye!..
471 Okunma
Ilker Ardic
Ruhat Mengi
Açılım fiyaskosu ve Öcalan’dan büyük tehdit!
468 Okunma
Vahap Alma