Kullanıcı Adı:
Parola:
Üye Kayıt
Üye Aktivasyon
Parolamı Unuttum

Captcha image
Show another code

Giriş
Mahir Kaynak - Star Süleyman Karagülle
Kararı kim verir?
1775 Okunma, 30 Yorum

• Kararı kim verir? 1 Mayıs 2010 Cumartesi

 

 

Kararı kim verir?  

 

-Bugün ülkenin geleceğini kim belirler ya da belirlemeli diye sorsanız verilecek cevap bellidir. Son söz milletindir ve bu irade seçimle gelen yönetimler yoluyla hayata geçirilir. Geçmişte millet iradesi yerine devletin tercihlerinin belirleyici olması büyük bir hataydı ve bugün bu hatadan dönülmektedir denir.

- Bir ülkeyi yönetenler ister seçimle ister verasetle gelsinler veya silahla iktidar olsunlar iki gücü gözetmek zorundadır. Biri ülkenin halkını kendisine bağlı hale getirmek veya bağlı kalmalarını sağlamak için halkın isteklerini yerine getirmesidir. Diğeri ise şart ve imkanların gereğini yerine getirmektir.Birbirine zıt olan bu iki gücü dengeleyenin iktidarı uzun olur.

-Sözlerim millet iradesine saygı duymadığım biçiminde anlaşılmamalıdır. Sadece tarihte okuduklarım ve yaşarken gördüğüm olaylar millet iradesinin önemsenmediğini, devletin karar verici olduğu dönemlerin bugün yaşadığımızdan daha uzun olduğunu gösteriyor.

-İç sorunlarını çözüp ülkesini güçlü hale getiren iktidarlar dış güçlerin etkisinde az kalırlar. Kendi devletlerini etkin hale getirirler. İç sorunlarını çözemeyen iktidarlar seçilmiş olsalar da dış güçlerin etkisinde olurlar. Öylece iktidarda kalmaya çalışırlar. 1950 den beri Türkiye iktidarları bu tür iktidarlardır. İç sorunlarını dış borçlar ile çözüyorlar.

-Cumhuriyet kurulduğunda halkın tüm değerleriyle çelişen ya da bu değerlere benzemeyen bir ideolojimiz oldu. Yapılanları halka sorsaydınız bu değişimin hiçbir yanını onaylamazdı. Daha sonra yapılan müdahaleler devlet adına yapıldı ve eğer önceden halka sorulsaydı onaylaması söz konusu bile olmazdı. Müdahale sonrası kurulan düzen hem 27 Mayıs hem de 12 Eylül sonrası referandumlarla halkın, demokratik süreçte ulaşılması mümkün olmayan bir çoğunluğu tarafından onaylandı.

- Halk iktidarı benimserken en iyi alternatifi arar. Hatta müstevlilere bunun için itaat eder. İnkılaplar İstiklal savaşından sonra yapıldı. İktidarın yaptıklarına ses çıkarmadı 27 Mayıs ve 12 Eylül sivillerin  sağlayamadığı güveni askerler sağladığı ve sivil yönetime dönmeyi onaya sunduğu için halk benimsedi. İnkılaplar halka sorulup yapılamaz. Çünkü halk gelenekçidir.Halk uygun inkılabı yapıldıktan sonra benimser. Uygun olmayanı er geç reddeder. Türkiye’nin dinsizleştirilmesi başarılamamıştır.

-Cumhuriyet kurulduğunda benimsediğimiz dünya görüşü dünya şartlarının bir gereğiydi. Bir imparatorluk tasfiye ediliyordu ve yerine bir ulus devletin kurulması gerekiyordu. Sadece yeni bir ideoloji değil yeni bir halk oluşturduk. Ulus devlette ülkemizde bulunması sakıncalı olanlar dışarıya, bize benzeyenler içeriye göç etti ve bugünkü demografik yapımız oluşturuldu. Bunlar bireylerin ya da yönetimin tercihi değil şartların empoze ettiği değişimlerdi.

-Türkiye insanlığa Adil Düzeni getirmek üzere Allah tarafından görevlendirilmiştir. Türkiye Cumhuriyeti devleti buna göre kurulmuştur. Bu kuruluşa Tekel sermaye kendi amaçları için yardım etmiştir. Onlar mekir yaptı, Allah da mekir yaptı.Allah’ın mekiri galip geldi. Şimdi de Türkiye’yi kendi amaçları için güçlendiriyorlar, Adil Düzen için güçlenmiş olacaktır. 

-Bugün halk iradesinin tek belirleyici olması gerektiği yönündeki düşünce tercihlerimizi değil şartların gereğini aksettiriyor. Eğer dünyada oluşan yeni şartlara devlete egemen olan güçler uyum sağlasaydı farklı bir biçimde düşünüyor olabilir ve devleti tek belirleyici sayabilirdik. Yani önce düşünüp sonra yapmıyor, yapılması gerekeni şartlar belirliyor ve biz bu şartları hangi yolla ulaşacaksak o yolu tercih ediyoruz.

- Allah insanları yarattı, evrime tabi tuttu. Önce dağınık halklar oluştu. Bunları birleştirmek için merkezi yönetime ihtiyaç vardı. İnsanlık haktan çok devleti öne aldı, ulusal devletler oluştu. Burada da İsrail oğullarının görevi vardı. İnsanlık rüşte erişti, çocukluk devresini geçirdi. Artık her topluluk kendi kendisini idare edecektir. Sosyalistler bile demokrasiye doğru gidiyorlar. Geri dönüş olmayacaktır.

-Bu durum farklı bir düşünce sürecinin daha doğru olacağını gösteriyor. Önce şartların nasıl davranmamızı gerektirdiğini anlayacağız sonra bunu gerçekleştirecek yolu bulacağız. Yeni dünya düzeni Türkiye’nin bölgesel bir güç olmasını ve çevre ülkelerle giderek bütünleşmeye bile gidecek bir yol izlemesini gerektiriyor. Devletin ideolojisinin bu hedefe uygun olması bir yana engelleyici olacağı görülüyor.

-Türkiye coğrafi bakımdan genişlemeyi veya diğer ülkelere hakim olmayı asla düşünmemelidir. Bu düşünce insanlığın gitmekte olduğu demokrasi anlayışına aykırıdır. İlahi kadere aykırıdır. Türkiye Adil Düzeni getirerek muasır medeniyetin fevkine çıkmalı ve insanlığa hizmet etmelidir. Şimdiye kadar tekel sermaye kararlar alıyordu Allah görevi onlara vermişti, bundan sonra Hakkı üstün tutan peygamberlerin yolunu tutan alacaktır.

- Bu tarz yaklaşım güncel olayların nasıl gelişeceğini de gösterir. Mesela Türkiye’de bir din devleti kurulamaz ve irtica korkusu yersizdir. Aksine her türlü inanışa açık ama hiçbirinin egemen olmayacağı bir düzen kurulacaktır. Farklı etnik yapılar anlayışla karşılanacak ve bölgesel bir gücün çok farklı etnik yapıların bir arada yaşayacağı bir düzen olacağı kabul edilecektir. Yaşanan süreç devletin güçsüz hale getirilmesini değil değişmesini amaçlamaktadır. Çünkü zayıf bir devlet yapısı bölgesel güç olma iddiasıyla çelişir.

- Gelecek dünyada demokrasi hakim olacaktır. Sahte ekseriyet demokrasisinden gerçek demokrasiye geçilecektir. Ocaklar bucakları, bucaklar illeri, iller ülkeleri, Ülkeler de insanlığı oluşturacaktır. Merkezler hakim değil hadim olacaklardır. Silahlı güçler tarafların seçtikleri hakemlerden oluşan yargının emrinde olacaklardır. Türkiye yalnız bölgesinde değil, bütün dünyada böyle bir düzenin gelmesi için örnek bir devlet olacaktır.

- AK Parti için bir kapatma davasının açılması ve bunun gerçekleşmesi ancak öngörülen yeni iktidarın şartlara uygun olması hatta daha etkili olacağının düşünülmesi haline gerçekleşebilir.

-Ak Parti Adil Düzen gelinceye kadar hazırlık için imkan sağlayan bir partidir.Başka yapacağı bir iş yoktur. Ne Adil Düzene ne de bölgeye bir yararı olmayacaktır diyebiliriz.

 

 

 

 

• Rekabet mi, husumet mi? 25 Nisan 2010 Pazar

 

MİT ten şikayet ediliyor. MİT in faaliyet şekli ve sahası hükümetçe belirlenir, İktidar ve Ana Muhalefetçe denetlenir. Bu gün ki siyaset anlayışı çekişmeye dayandığından bu öneriyi gerçekleştiremez. Partiler yapacaklarını değil karşı partilerin ihanetlerini dile getirirler. Darbelerin kaynağı budur. Konu saptırıldığından asıl konular üzerinde durulamıyor. Düzelmelerini umarım.

 

Özet Yorum:

Sömürü sermayesi toplulukları ikiye ayırır. Onların ikisini de kendisi organize eder. Çözümü kendisi üretir. Topluluğu sömürür. Tekel Sömürü kurallarına göre kurulan partiler istediğimiz usulde çalışamazlar. Onlardan bunu beklemek hayaldir. Çözüm sermayenin desteğini almadan Adil Düzen partilerini kurmaktır.

 

 • Nükleer İran 27 Nisan 2010 Salı

 

İran’ın Atomu İsrail ve ABD yi ilgilendiriyor. Rusya silahlı müdahaleye karşı, ekonomik müdahaleye olumlu bakıyor. Asıl komşular ilgisiz. İran İslam ülkelerinde Şii nüfuzunu geliştirme peşinde. Türkiye kendiliğinden Sünni merkezi haline gelmektedir.

Buna rağmen İsrail ve ABD kadar rahatsız değil. Türkiye İran’ın güçlenmesi ile dünyadaki kendi etkinliğinin artacağını bildiği için İran’ın silahlanmasından tedirgin değil.

 

Özet Yorum:

İran ve Türkiye mezhep kavgalarından birkaç asırdır vaz geçmiştir. Birbirinin topraklarında gözleri yoktur. Birinin güçlenmesi ortak savunmaya yarayacağı için diğerini memnun eder. İsrail’in tedirgin olması doğaldır. Obama dan sonra ABD nin siyaseti değişecektir.

 

 

 • Kararı kim verir? 1 Mayıs 2010 Cumartesi

 

Yönetimin karalarını devlet belirtiyordu, şimdi millet veriyor deniyor. Ben Milli iradeye saygılı olmamla beraber devlet vermektedir diyorum. İnkılaplar, 27 Mayıs 12 Eylülü halk yapmadı ama sonra onayladı. Cumhuriyetten sonra Türkiye halkının yapısı yeniden şekillendi. Şartlar zorluyor biz uyum sağlıyoruz. Yeni şartlar Türkiye’yi bölgenin gücü yapıyor. Türkiye dini veya ırkı olmayan güçlü devlet olursa görev yapar. Ak Pati ancak dışarının müsaadesi ile değişir.

 

Özet Yorum :

 Kararlar, şartlara göre alınır. Her canlı kendisini savunur. Karşılıklı etkilerin sonucu olaylar gelişir.  İlahi kaderde insanlar istedikleri yerde yer alırlar. Gelecekte ne olacağına ne onlar ne de biz karar veririz. Kader içindeki rolümüzü oynarız. Ak Partiye kader iktidarı takdir etmiş o da oynuyor.

 

 

 

Süleyman Karagülle

Yorumcu 
Yorum 
Reşat Nuri Erol
06.05.2010
04:19

D İ K K A T !

Bütün ADİL DÜZEN ÇALIŞANLARI ile özellikle LÜTFİ HOCAOĞLU’nun bilgisine, ilgisine ve de DİKKATİNE!

İ N T E R N E T İ N E T K İ S İ

Dijital politika ’şimdi’ işe yarar!

Gazeteci-yazar Nedret Ersanel bilindiği gibi genellikle dış politika üzerine düşünen ve çalışan bir köşe yazarı, yorumcu. Ama “teknolojik bağ”ı da unutulmamalı. Bu konudaki kitapları önemli referans kaynakları olarak görülüyor. Ama bugün her iki alanında biraz dışına çıktı ve “internetin iç politikadaki” yeni yüzünü anlattı. Söylediklerinden ders çıkaranlar “kazanacak” gibi!

iyibilgi Ankara

iyibilgi: İnternetin hayatımızı etkileyen yüzü konusunda çok şey yazılıyor ama politik etkisi hakkında bilgimiz ne kadar?

Ersanel: Kestirmeden söyleyeyim: “önümüzdeki ilk genel seçim” internetin siyasi etkisinin (hem propaganda hem pazarlama) en yoğun kullanıldığı seçim olacak.. Bu bir.. İki; Siyasi partiler işte o genel seçimde ne yapacaklarını daha öğrenmemiş olduklarından, konuya vakıf olmayanları dinlediklerinden, internetten beklentileri hayal kırıklığına uğrayacak. İkinci erken genel seçimde partiler de haber siteleri de bu işi öğrenmiş olacak. Ondan sonra da politik propagandanın dijital yüzünün ne kadar güçlü olduğunu daha iyi göreceğiz.

iyibilgi: Bunların hepsini tek tek açmak gerekiyor.. Çünkü bu cümlelerin her biri ayrı anlamlar içeriyor.

Ersanel: Söylediğim şu: Eğer "şimdi" Türkiye’de bir siyasi parti internet üzerinden siyasi propaganda oyununu iyi okur, iyi kurarsa, “oy”una fazladan yüzde 5/10 ekler.. Hangi lider extra yüzde 10 oya ’hayır’ diyebilir? Küçük partiler için bu rakam daha da yüksek olacaktır. (Kaç milletvekili eder bu hesap? O da başka konu.) AKP, CHP, MHP ve barajda dolaşan partiler için bunun anlamı nedir herkes düşünsün? Dahası da var; klasik/ortodoks propaganda yöntemlerinden yüzde 60-70 daha ucuza! Örneğin bir partiyi yüzde 40’tan yüzde 44’e çıkarmanın maliyeti klasik yöntemlerle ne kadardır? Hiç bilinmeyen bir lideri, oyu ne olursa olsun, en tanınan yüz yapmak kaç para? İnternetin politik gücü-kıyasla-bedava sayılır.

iyibilgi: Politikacılar, partiler internetin gücünü bilmiyor diyelim.. Haber sitelerinin interneti bilmemesi ne demek?

Ersanel: Onu daha da genelleyelim.. Gazeteciler üzerinden konuşursak internet ve haber sitelerinin siyasi etkisi hakkında fikir sahibi kaç kişi var? Daha dün bir gazetenin bu tür konularla ilgili köşe yazarı, “seçimlerde e-maillere yasak geliyor, bu internete sansürdür” diye uzun uzun yazmış. Sansür mevzu ayrı ama İnterneti bilmiyor daha.. Çok açık söyleyeyim; bu alana yatırım yapmış dostlara da uyarı olsun: e-mail, internetin tali araçlarından biridir. ‘Dijital politik’in propaganda ayağında e-mail falan yok artık. Hepsi “çöp”e gider, sonra yanmasınlar. Kimi siyasi partiler bu silahı bıktırıcı biçimde kullanıyor, kullanmaya çalışıyordu. Net konuşalım, bir işe yaramaz.

iyibilgi: Tekrar “internetin bilinmemesi”ne dönersek?

Ersanel: Buradan kasıt teknik yüzü değil. İnternetin “politik propaganda ve etki(n) olarak” kullanım biçimine ilişkin yöntemler daha yeni keşfedildi. Üzerinde bizde de çalışan bilim adamları var. Şu an onlar da küresel etkisini okumaya ve siyasi etkisini bu mânada ölçmeye çalışıyorlar. Ama benim söylediğim, internet kanallarının, haber sitelerinin sahipleri ve yöneticileri bu alanda kendini geliştirmedi, hemen geliştirmeleri de zor. Geçtiğmiz 2 yıllık süreç, bu kulvarın, “ne, nasıl yapılır” adımlarının belirlendiği bir dönemdi. Yani o da bitiyor. Ama kurallar kalacak.

iyibilgi: Biraz daha açalım lütfen…

Ersanel: Şöyle söyleyelim; bir siyasi parti Türkiye’nin biri en “tıklanan” ve biri en “etkin” (malum ikisi hayli farklı) sitelerine gitse, dese ki “önümüz seçim, size reklam verelim.. Nedir fiyatı” dese; o sitenin yöneticilerinin, “bir dakika! Reklam verirseniz tabii alırız. Ama biz size gelin bambaşka bir yol açalım. İnternete ayırdığınız bütçeyi reklama değil, “dijital propaganda”ya dönüştürelim” demeliler. Şimdi çok kişi çıkıp, “bu reklamcıların, medya planlamacılarının işi” diyebilir. Onlar biliyor mu peki ne yapacaklarını? Haberleri bile yok. Bu yüzden şimdi yapılması gereken: gazetecileri, reklamcıları, haber sitelerini bir araya getirip, öğretmektir. (Neden gazetecileri de katıyorum? E, o da bir 10 yıl sonraya hazırlık.) Siyaset pazarlaması ile politik propagandayı hem öğrenmeleri hem de ayırmaları gerekir. Hadi daha anlayacakları dilden söyleyeyim: Web 2.0 teknolojileri kullanmak başka bir şey, bunun politik/siyasi etkilerini ve nasıl kullanılacağını bilmek tamamen farklı bir şey! Sitelere facebook logosu üzerinden link vererek olmaz bu iş. Süreç ne getirirse üzerine binip gidiyorlar. “Bizim de facebook’umuz olsun” diye yapılır mı bu iş? O daha alfabesi. Zaten olacak. E-mail gibi işte. Olmazsa olmaz ama onunla ne çok oy alabilirsiniz ne de haber siteleri beklentilerini karşılayabilir. Biz zaten meslektaşlarımıza bu konuyu öğretiriz, mühim olan siyasilerin ve partilerin işin ciddiyetinin farkına varmaları. Hep aynı şeyi söylüyorum, "şimdi" doğru okuyan ve doğru "kuran" politikada kazanır.

iyibilgi: Bu işin takibini sanırız yine büyük partiler ve büyük medya kuruluşları yapar, diğerleri kalır. Öyle değil mi?

Ersanel: Değil.. Bugün itibarıyla oyuna kim giriyorsa, o siyasi parti ve haber siteleri avantajlı olacak dedik ya.. Aslında Türkçesi şu; "konunun önemini anlasınlar". “İstanbul’un nüfusu 12 milyon, 6 milyon bilgisayar var” dediğinizde suratınıza bakıp “yani” diyen siyasi partiler ve liderler o koltukta uzun oturumaz. Gerçek bu. Küçük ve orta ölçekli partilerin buradan büyük kazançları olur, görmemek körlük sayılmalı. Tek tek siyasi partilerin resmi web siteleri üzerine bile konuşsak-ki hiç tavsiye etmem-durum ortaya çıkar. Aynı vesileyle büyük gazetelerin internet sitelerine yöneten dostlara da bir mini nasihat da bulunayım: Okunma, tıklanma sıralamasında neden yükseklerde bulunduklarını biliyorlar değil mi? Örneğin şu aptal çıplaklık ve magazin resimlerini ardı sıra dizip, okuru geri zekalı yerine koyma huyundun vazgeçmeliler. Eninde sonunda nitelik öne çıkar! Kaç sıra aşağı yuvarlanacaklarını bilmem ondan sonra. Bunun Türkçesi de şu: yeni sistem "niteliksiz izlenmeyi" oyun dışına atacak. Bu da bizden söylemesi.

www.iyibilgi.com

Lütfi Hocaoğlu
06.05.2010
10:25

“Yestemiune-l kavle fe yettebiune ahsenehu” ayetindeki “yestemiune” istifal babından değil iftial babından gelir. İftial babının etkilerinden çabalamak (içtihad) etkisi nedeniyle SME kökünden “İstemee” şekline dönüşmüştür. SME işitmek iken “İstemee” kulak vermek anlamındadır. Yani işitme anlamına çabalama etkisi ile anlamı “kulak vermek” şekline dönüşmüştür. “El-kavl” kelimesi ise ahd için olamaz. Çünkü ayetin devamında “ahsenehu” ibaresi geliyor. Ahsen ismi tafdildir. En güzeli demektir. İzafetle gelince muzafun ileyhinin en güzeli demektir. Muzafun ileyhi el-ahd’e raci olan zamirdir. Ahsen ona izafet olduğu için el-kavl tek bir sözü ifade edemez. Bu nedenle el-kavl istiğrak içindir. Bütün sözler demektir. Çünkü tek bir sözün en güzeli olamaz. Sözlerin en güzeli olur. Eğer ahd için olsaydı yani tek bir sözü ifade etseydi ayetin devamı fe yetteebiunehu şeklinde olmalıydı.

Reşat Nuri Erol
06.05.2010
11:14

BUYRUN, Türkiye’de olan gelişmelere bir de bu pencereden bakın; bakalım ÜSTAD SÜLEYMAN KARAGÜLLE’nin bakışı ile örtüşüyor mu?

mesud akgül / 2010-05-06 09:14:49 MİLLİ DEVRİM-10

bütün her şey meşruiyet sınırları içerisinde yapılmaktadır. İnsanlık tarihi Türkiye’de yaşanmakta olan bu büyük MİLLÎ DEVRİM gibi kapsamlı ve köklü bir değişim ve dönüşümün bunca suhuletle, hiçbir kırıp dökmeye, yakıp yıkmaya meydan verilmeden gerçekleştirildiğine ikinci kez şahit olmaktadır. İlki, bundan 14 asır önce tek bir ok attırmadan, tek bir kılıcı kınından çıkarttırmadan, içinden sökülüp çıkarıldığı Mekke’yi dönüp fethederek İslam adaletini tesis eden Hz. Muhammed tarafından yapıldı.

mesud akgül / 2010-05-06 09:14:29 MİLLİ DEVRİM-9

Y e n i B i r D ü n y a sayesinde yaşayacaktır. Gelişmeler içeride ve dışarıda hızla bu doğrultuda ilerlemektedir. Takriben bir asır önce dünya liderliğini Siyonizm’e kaptıran milletimiz bunun rövanşını her sahada her gün yeni bir hamle ve zafer ile çatır çatır almaktadır. Ama şiddete başvurmadan, zor kullanmadan, kan dökmeden, kimseyi haksız yere mağdur etmeden, daha önce konulmuş mevcut kuralları çiğnemeden ve gerektiğinde onları yine daha önce konulmuş kurallar içerisinde kalarak değiştirerek

mesud akgül / 2010-05-06 09:14:09 MİLLİ DEVRİM-8

tüm dünyayı etkileyecek ve Y e n i B i r D ü n y a kurulması için hızlı bir değişim ve dönüşüm süreci başlatacaktır. Siyonizm’in dünya hâkimiyeti uğruna art arda iki büyük küresel savaş yaşayan, kanlı ideolojik kavgalarla, darbeler ve ihtilâllerle büyük zulümlere, haksızlıklara, korkunç sömürülere sahne olan insanlık duçar kılındığı dayanılmaz acılardan, korku ve ıstıraplardan kurtulup ikinci bir Saadet Asrı yaşayacaktır. Bunu insanlık Y e n i d e n B ü y ü k T ü r k i y e liderliğinde kurulacak İslam Birliği ve

mesud akgül / 2010-05-06 09:13:42 MİLLİ DEVRİM-7

Dış güçler ve içerideki işbirlikçileri tarafından millî iradenin önüne konulmuş her türlü engel ortadan kaldırılıp açık, şeffaf ve gerçek bir demokrasi tesis edilecek. Bağımsız bir ülkenin özgür halkı olarak serbestçe oluşan millî iradenin destek verdiği her türlü değişim ve dönüşüm artık süreklilik kazanacak ve milletimizin her türlü çağdaş gelişmenin dışında tutulması imkânı kalmayacaktır. Türkiye’nin gerçekleştirmekte olduğu bu büyük MİLLÎ DEVRİM başta İslam Âlemi olmak üzere tüm

mesud akgül / 2010-05-06 09:13:22 MİLLİ DEVRİM-6

ile artık sadece herkese ADALET dağıtmak ve ülkede barış, huzur ve güven ortamına imkân sağlamakla görevlendirilecek. Yargı, rejimi koruma ve kollama gibi akla ziyan ilkel bir misyon yüklenmekten kurtarılacak. Öte yanda disiplin suçları dışında her türlü suça bulaşmış ordu mensupları sivil yargı önünde hesap verecek, darbe girişimleri ve planları yapma dönemi tarihe karışacak. Askeri şura kararları da yargıya açılacak ve ideolojik amaçlı ordu oluşturma çabaları imkânsız hale getirilecek.

mesud akgül / 2010-05-06 09:13:03 MİLLİ DEVRİM-5

daha da berkemal hale getiriliyor. Hukukun üstünlüğü ve kanun hâkimiyeti her geçen gün daha de etkili hale getiriliyor. TBMM’den geçirilen anayasa değişikliği paketi ile de kurucu irade tarafından oluşturulan mevcut hile rejimi ve köle düzeninin A’dan Z’ye kadar değiştirilip yerine A D İ L D Ü Z E N kurulması için konulmuş tüm engeller ortadan kaldırılmış olacak. Kast sistemine göre oluşturulup resmi ideoloji ve rejimi koruyup kollama misyonu yüklenen yüksek yargı tüm kurumları ile artık sadece

mesud akgül / 2010-05-06 09:12:36 MİLLİ DEVRİM-4

birçok olaylara yol açan Nevruz kutlamaları bu yıl bütün ülkede herhangi bir önemli güvenlik olayı yaşanmadan gerçekleştirildi. En son olarak da 33 yıldan beri 1 Mayıs İşçi Bayramı kutlamalarına kapalı tutulan Taksim Meydanı bu kez sonuna kadar açılarak yüz binlerin her türlü özgürce gösterilerine sahne oldu. Türkiye’de bir yandan tüm dünyayı etkileyecek büyük bir MİLLÎ DEVRİM yaşanırken ve buna karşı yürütülen sınırsız ve sorumsuz bir inatçı mücadele verilirken; diğer yandan giderek asayiş

mesud akgül / 2010-05-06 09:12:19 MİLLİ DEVRİM-3

olanca hızıyla devam ediyor. Süreç yürütülürken ne sıkıyönetim, ne herhangi bir yasak getiriliyor; ne de olağanüstü bir yöntem ve önleme başvuruluyor. Her şey mevcut yasalar ve yürürlükteki sistem içerisinde kalınarak meşruiyet içerisinde yapılıyor. Buna rağmen karşı konmaz bir siyasi güç ve irade sergilenerek her türlü istismar ve suiistimal çabalarına karşın hukuk ve kanun hâkimiyeti sağlanıyor, ülkede en ufak bir asayişsizliğe bile fırsat verilmiyor. Dahası her yıl istenmeyen birçok

mesud akgül / 2010-05-06 09:11:58 MİLLİ DEVRİM-2

bir bir düşüyordu! Ancak asıl gürültü Ergenekon Soruşturması sonunda dava açılınca koptu. Deve dişi gibi adamları tutuklanınca adeta yer yerinden oynadı. Bu süreç halen zaman zaman yapılan büyük ileri hamlelerle ve Mehter bölüğü gibi iki ileri bir geri tempoda büyük kıyametler koparılmasına vesile olmaya devam ediyor. Ancak şiddetli tartışmalara, koparılan büyük gürültülere rağmen son derece geniş bir özgürlük ortamında kamuoyunda her şey açıkça eleştirilerek büyük MİLLÎ DEVRİM süreci

mesud akgül / 2010-05-06 09:11:31 MİLLİ DEVRİM-1

Türkiye böylece dışarıdan müdahalelere karşı yürüttüğü bu aktif dış politikalarla set çektikten sonra içerideki işbirlikçi yapılanmayı tasfiye sürecini hızlandırdı. Merkez Bankası Başkanlığına Durmuş Yılmaz, Cumhurbaşkanlığına Abdullah Gül gibi buram buram Müslüman Anadolu çocukları getirilince kızılca kıyametler koparılmak istendi ama sonuç alınamadı. YÖK başkanlığına Yusuf Ziya Özcan’ın getirilmesi de büyük gürültülere neden oldu ama nafile… Böylece kendi tabirleriyle en önemli kaleleri bir

Reşat Nuri Erol
06.05.2010
12:16

BİGİLERİNİZE...

"İLİM" İLE "AMEL", "TEORİ" İLE "PRATİK" BİR ARADA OLMALI...

TEBLİĞ, İRŞAD, DÂVET VE "ADİL DÜZEN ÇALIŞANLARI"NI OLABİLDİĞİNCE ARTIRMAK...

BİRAZ DA BU YÖNDE ÇALIŞMALAR YAPMAMIZ GEREKMİYOR MU?..

- DÜN (5.5.20109) ARAPÇA ÖĞRENİMİNE ÇOK ÖNEM VEREN BÜYÜK BİR CEMAATİN ÖNDE GELEN HİZMETKARLARINDAN/YÖNETİCİLERİNDEN BİRİYLE GÖRÜŞTÜM; GÖRÜŞMEYE DEVAM EDECEĞİZ...

(LÜTFİ BEY GÖRÜŞMEDEN KISMEN HABERDAR; DETAYLARI SONRA GÖRÜŞECEĞİZ, İNŞAALLAH...)

GAYRET/ÇALIŞMAK BİZDEN, TEVFİK/BAŞARI ALLAH’TAN...

Adil Düzen Çalışanı

REŞAD NURİ EROL

Reşat Nuri Erol
06.05.2010
12:54

"ADALETSİZ DÜZEN" Avrupa başkentleri ateşe verilebilir!

...

Dün Atina’da Parlamento’yu basanlar, bankaları ateşe verip ölümlere sebep olanlar, aslında dünyaya bir gerçeği haykırıyordu. Dış borç, kamu borcu nedeniyle ülkelerin iflasa sürüklenmesinin tek sebebi varolan küresel ekonomik sistemdi. Bu sistem, ülkelerin milletlerin zenginliklerini yağmalama üzerine kurulmuştu. Bir çok ülkenin zenginliği üç beş ailenin, çevrenin veya bankanın tekelinde ise, bu ADALETSİZ DÜZEN krizleri de yeni yağma fırsatı olarak görüyorsa, devletler bu çevrelerin kontrolündeyse kitlelere isyan etmekten başka yol kalmıyor demektir.

Avrupa’da iflas eden ilk ülke olan Yunanistan’ın toplam borcu 236 milyar dolar. Portekiz’in 286 milyar dolar. Yunanistan gibi olacağından endişe edilen İspanya’nın 1.1 trilyon dolar. Yine krizin kıyısında bulunan İtalya’nın borcu 1.4 trilyon dolar. Bütün Güney Avrupa ülkelerinin borçlu olduğu üç ülke Almanya, Fransa ve İngiltere. Yunanistan’dan İspanya’ya uzanan Güney Avrupa ülkeleri Avrupa Birliği’nin merkez ülkeleri tarafından alabildiğine sömürülüyor. Kamuoyu bunu böyle algılayacak. Peki o zaman ne olacak Avrupa Birliği’nin geleceği? Ne olacak 21. yüzyıla dönük o parlak projenin geleceği? Öfke nereye yönelecek dersiniz!

Bu ekonomik kriz değil, sistemik krizdir, ülkelerin çöküşüne yol açacaktır dedik. Küresel güç kaymalarına, jeopolitik çözülmelere yol açacaktır. Bir çok ülkenin batışına, yeni aktörlerin doğuşuna sebep olacak dedik. Öyle de oluyor.

Yunanistan şu an için Avrupa’nın Lehman Brothers’ı haline geldi. Bu sonbahara doğru, çok daha büyük şok dalgaları bekleniyor. Yunanistan’ın Avrupa’ya maliyeti 160 milyar dolar civarında. Ama İspanya’nın maliyeti 500 milyar doları geçecek. Kim kimi kurtaracak, nasıl? Bugün için Avrupa’nın hazırlamak zorunda olduğu yardım paketi en az 800 milyar dolar civarında. Kriz derinleştikçe trilyon dolarlık yardım paketleri konuşuyor olacağız...

Tarihi neo-liberalizmin zaferi olarak noktalayanların, bugünkü çıkmaza ilişkin hiç bir sözü olamaz. On yıldır kimlik savaşlarını tartışıyorduk ama artık açlık savaşlarını tartışacağız. Aç insanların öfkesini bastırmak için, yeryüzü kaynaklarının adil paylaşımını engellemek için güç kullanmayı tek yol görenlerin kaostan başka gelecek öngörüleri yok. Küresel finans sistemini kurtarmak için milyarların ekmeğini çalma yoluna giderlerse, ki böyle olacak gibi, tarihin en kötü tercihlerinden birini yapmış olacaklar...

İnsanlığı bankerlerin, finans baronlarının insafına terk edenler siyasi açıdan çok ağır bedeller ödeyecek. İşte o zaman Atina’dan Paris’e kadar sokaklar ateşe verilecek demektir!

İbrahim Karagül / Yeni Şafak’taki köşesinden ilgili kısım

NE DERSİNİZ; BU "MUSİBETLER" ZAMANLA "NASİHAT" OLUP "ADİL DÜZEN"İN GELMESİNE VESİLE OLMAK İÇİN MİDİR?..

Reşat Nuri Erol
06.05.2010
15:00

YORUMSUZ...

‘USUL’Ü DE TARTIŞIYOR

"Ahir Zaman İlmihali"ni de yazdı!

Hayri Kırbaşoğlu’nun Ahir Zaman İlmihali kitabı nelerden bahsediyor? Kimler okumalı bu ilmihali?05 Mayıs 2010 Çarşamba 16:21

Bizim lise ve üniversite yıllarımız tartışmalı yıllar olarak geçti. Hemen her şey tartışma konusu idi. Bilen de tartışıyordu bilmeyen de. İran devrimi başta olmak üzere, tasavvuf, Cuma namazı, zuhr-u ahir, ‘bu iş parti ile olur mu olmaz mı’, ‘görev alınır mı alınmaz mı’ gibi onlarca konu teşrih masasına yatırılıyordu. Kitaplardan fetvalar seçiliyor, fetva bulunmazsa kitabına uyduruluyordu. Bu dönemin başat yazarları Seyyid Kutup, Ali Şeriati, Mevdudi, Kelim Sıddıki, Said Havva; kitapları da Yoldaki İşaretler, Dine Karşı Din, İslam idi.

Neden bunlar okunurdu?

Bu ve benzeri ilim ve fikir adamları neden revaçta idi? Çünkü yerli ve geleneksel eserler ‘zamanın ruhuna uygun şeyler söylemiyor’ diye maluldü. İnsanların ne Ömer Nasuhi Bilmen, Hamdi Yazır, A.Hamdi Akseki okumaya mecali vardı ne de dili.

Dünya ve memleket meseleleri yani ümmetin sorunları evrenseldi, mesajımız da öyleydi; ‘öyleyse bölgesel sorunlar aslında evrenseldir’, deyip kim, nerde, ne yazmışsa okuduk, tartıştık. İslam’ın siyasi yorumu ile itikada dair konular aslında iç içe idi. Bu ayrımı birleştirenler öne çıkmıştı. Seyyid Kutub’un Yoldaki İşaretler’i kelime-i tevhid’i, cihad’ı yeniden tanımlamıştı. Mevdudi’nin Dört Terim’i kavramlara yeni bir bakışla yaklaşımı sağladı. Said Havva’nın İslam’ı farklı bir ilmihal olarak temayüz etmişti. Bu arada müstakil, küçük kitaplar da yayımlandı imana dair.

Mesela, Teymiye’nin İman ve itikat üzerine kitabı yayımlandı. Faruki’den Tevhid tercüme edildi. İslam Dünyasında İnanç Sorunları yine bu dönemin önemli kitaplarındandı. Bendeniz bu dönemde adı geçen kitaplarla yetinmedim, İmam Maturidi’nin Kitab’ut Tevhid’ini okudum. Mehmet Zihni Efendi’den Nimet’ül İslam, Ömer Nasuhi’den Ashab-ı Kiram Hakkında Müslümanların Nezih İtikadları, Yusuf Kerimoğlu’dan Emanet ve Ehliyet’i bulundurdum elimin altında. Muhammed Ebu Zehra’nın kitapları en önemli kaynaklarım arasında idi. Hâlâ öyledir.

Bu kitap onların hülasası gibi

Bütün bunları neden sıraladım. Çünkü son günlerde yayımlanan bir kitap bütün bu kitapların hülasası gibi. Hadis çalışmalarıyla tanıdığımız Hayri Kırbaşoğlu’nun, OTTO’nun ’YayınEvi’ serisinden çıkan ve son bir ayda best-seller olan Ahir Zaman İlmihali kitabını merak saikiyle ben de okudum. Dinin tanımından tutunuz, İslam, tevhid, müslüman kavramları çevresinde cihadın, namazın, orucun yanında bütün sosyal olayların aktivist bir bakış açısıyla yeniden yorumlandığını gördüm. Modern insana özgü kavramlar çevresinde dönen bir üslupla yazılan kitap Begoviç, Şeriati ve İkbal gibi ilim ve fikir adamlarını referans alıyor.

Hoca bu kitabıyla usul tartışması açıyor

Eseri elime alınca gayet heyecanlı bir üslup buldum. Kitapta, yazıya geçirilmiş vaaz üslubu ile televizyonlarda şahit olunan tartışma üslubu birleştirilmiş. Konu ile ilgili ayet ve hadisler yanında, dünya olayları ve yazarın çıkarımları (içtihad) da delil olarak sıralanıyor.

Ama Hayri Kırbaşoğlu Hoca, ilmihalin çerçevesini öyle geniş tutuyor ki bu ister istemez kelamî, felsefî, siyasi tartışmaları da gündeme getiriyor; resmen usul tartışması açıyor Hoca. Hadis usulü de dahil buna; mevlit, tasavvuf, tefsir ve fıkıh usulü de. Böyle olunca adı geçen ilimlerden, eser ve kişi isimlerinden, olaylardan haberdar olmayanları bir boşluk içinde bırakıyor yazar. Okuyucu anlıyor ki bu “Ahir Zaman” çok karışık, kaosun hakim olduğu bir zaman. Bu kaos bu ilmihal ile aşılamaz; ya başka ilmihaller yazmak gerek ya da bu ilmihali süzmek, tartışma metni olmaktan çıkarıp hap yapmak gerek.

Herkese göre değil

Ayrıntılara girip eseri tartışacak değilim. Ben, kitabı zihnimde bulundurduğum zincir, takoz ve çekme halatı ile okuduğum için tartışmalı konulara rezerv koyuyorum. Ama her okuyucu için böyle bir durum olmadığı için eseri herkes okumalıdır, diyemem, diyemiyorum. Ne dediğim anlaşılsın diye bir örnek vereyim.

Hayri Hoca, 32 farzı da 54 farzı da hem geleneksel bulduğundan hem de günün meselelerine bu maddeler arasında değinilmediği için insanımızı yanlış yönlendirdiğinden hareketle, geçmiş ulemaya, medeniyete, geleneğe karşı kalemin ucunu oldukça sivriltiyor. Ben Hayri Hoca yerinde olsaydım, 32 Farzı, 54 Farzı şekil olarak korur, maddelerin yanına “ve” koyar, onları genişletir ve gelenekten hareketle İslam’ın bütün zamanları kuşattığını, zamanın ruhuna cevap verdiğini gösterirdim. Böylece üzümü önceler, bekçiyi Allah’a havale ederdim.

Adı üzerinde “ahir zaman”dayız; yani kıyamete yakınız. Eser, adıyla hem bu geleneği hem de en son yazılan ilmihali çağrıştırıyor. Dediğim gibi göz ardı edilmeyecek bir kitap ama işin aslını, literatürünü bilenlere; herkese değil….

Kamil Yeşil duyurdu

Cüneyt Özcan
06.05.2010
17:01

İTTİHATÇI ZİHNİYET TASFİYE EDİLİYOR-10mesud akgül

Partisi ile vizyona koymaya çalıştı. Ancak bu kez de siyasi yasaklı hale getirildiği için SP’nin başına bir Sabetayist olan Numan Kurtulmuş getirilerek çıkmaza sokuldu. Türkiye’de SAĞ-SOL ayırımı bitti. Onun yerine HAK-BATIL anlamındaki MİLLÎ-GAYRİ MİLLÎ ayırımı ikame edilmiş bulunuyor. Yani siyasal ortam ve yelpaze uygun durumdadır. AKP Batıcı gayri milli kesimi, SP ise Millî Görüş’ü temsil edecek ve Türkiye demokrasisi bu eksen üzerine inşa edilecektir.Numan Kurtulmuşun sonu ise çok yakındır.

İTTİHATÇI ZİHNİYET TASFİYE EDİLİYOR-8mesud akgül

Şimdi ise bu duruma resmiyet ve hukukilik kazandırmak istemektedir. Demokratik siyasal alana gelince tıpkı İttihat ve Terakkiden CHP ve DP çıkarıldığı gibi Erbakan da Millî Görüş’ten iki parti çıkarıp Türkiye demokrasisini tek merkezden yönetmeyi planladı. Ancak bu şimdiye kadar pek mümkün olmadı. Önce 12 Eylül sürecinde bunu ANAP ve Refah Partisi ile yapmaya çalıştı. ANAP bir Sabetayist olan Mesut Yılmaz’ın eline geçince bu mümkün olmadı. Sonra 28 Şubat sürecinde bu planı AKP ve Saadet

İTTİHATÇI ZİHNİYET TASFİYE EDİLİYOR-5mesud akgül

partili bir dikta rejimi tesis ettiler. Sonra oluşan muhalefeti kontrol altına almak üzere DP’yi kurdular. Böylece Sabetayist Yahudi Toplumu bir zümre oligarşisi oluşturup muvazaalı iki parti ile dışarıdan güdümlü Türkiye Demokrasisini işletmeye aldı. Kantarın topuzu fazla kaçınca demokrasiye ayar vermek için 27 Mayıs 1960 darbesi yapıldı. Sonra toplumu sağ-sol diye ayırıp bu siyasal zemin üzerinde CHP-AP muvazaası ile demokrasiyi işletmeye çalıştı. Peki, Erbakan ne yaptı?

İTTİHATÇI ZİHNİYET TASFİYE EDİLİYOR-6mesud akgül

Önce ordu içerisinde millî derin devlet oluşumunu gerçekleştirdi. Ecevit bunun farkına vardığında kontrgerilla diye niteledi. Sonra Millî Görüş mesajını topluma yansıtmak üzere siyasi partiler kurdu. SAĞ-SOL ayırımı yerine HAK-BATIL ayırımını ikame etmeye çalıştı. ABD farkına varınca, 12 Mart Muhtırasını Erbakan’ın devlet içindeki bu derin yapılanmasının kökünü kazımak için planladı. Ancak Erbakan bu süreci millî derin devlet ile kontrol edip yönetti. Bunun üzerine ABD yeni bir darbe planı

İTTİHATÇI ZİHNİYET TASFİYE EDİLİYOR-7mesud akgül

planı yaparak bu gidişe kesin bir son vermek istedi. 12 Eylül 1980 darbesi bu amaçla planlandı. Erbakan millî derin devlet aracılığıyla bu süreci kontrol edip yönetti. Erbakan bu süreçte Refah Partisi’ni birinci yapıp 54. Hükümeti kurunca ABD bu kez 28 Şubat 1997 post modern darbe sürecini başlattı. Erbakan bu süreci de millî derin devlet eliyle kontrolüne geçirip tersyüz ederek tamamen devleti ele geçirdi. Böylece millî derin devlet legal hale getirilerek MİLLÎ DEVLET konumuna getirildi.

11 Mart 2010 Perşembe 12:38

Lütfi Hocaoğlu
06.05.2010
18:43

Cengiz Bey,

Ahd için gelen kelime tekil ise tekil, çoğul ise çoğul anlam verilir. Tekil kelime ahd için gelirse çoğul anlam verilemez. Ahd 3 şekilde olur:

1. Ahd-i zihni: muhatap bahsedilenin ne olduğunu anlamaktadır. En çok olan budur.

2.Ahd-i zikri: Daha önceki cümlede geçen bir kelimedir. O kelime kastediliyordur. Ama buradaki kural, önce geçenin nekre olması gerekliliğidir.

3.Ahd-i huzuri: Konuşma sırasında kastedilen varlık oradadır. Yani ahd cins ile karıştırılmamalıdır.

Cins için gelmesi için tekil gelmelidir. Çoğul gelen durumlar cins için olamaz. Cins için gelince tekil gelince çoğul anlam verilebilir. Cins için gelen durum da üçe ayrılır:

1.Lamu-l cins: Bir varlığı değil, varlığın doğrudan cinsini ifade eder.

2.Lamu-l hakiki: O cins içinden tek bir varlığı ifade eder.

3.Lamu-l istiğrak: O cinsin tüm varlıklarını kapsar. Bu da ikiye ayrılır: Birincisinde tüm varlıkları kapsar (lamu-l istiğraki hakiki), ikincisinde lokalizedir (lamu-l istiğraki örfi). Örfi olan belirli bir yerdeki tüm varlıkları kapsar. Muhtemelen sizin ahd diye kastettiğiniz “el-kavl (sözler)” bu grup. Yani terminoloji farklılığımız var. Üstad Süleyman Karagülle’nin söylediği “el-alemin” kelimesi bu nedenlerle istiğrak için olamaz. Çünkü çoğuldur, cins için gelemez. Bu nedenle istiğrak olamaz. Ahd için olur.

Sizin ahd olarak kastettiğiniz “lamu-l istiğraki örfi” ise bir bölgedeki sözleri dinlemektir ki belagat kurallarına uygun olur.

Daha önceden Süleyman Karagülle bu ayetin tefsirini yaptığında şunu söylemişti: “Biz her söze kulak verme mekanizmasını kurmalıyız. Topluluk içinde bu işle görevli kimseler olmalı ve haberleri almalı, süzmeli ve bizi ilgilendirenleri değerlendirmeli.” Buradaki her söz lokal olarak değerlendirilince bu lokalizasyon size göre bir grup, bize göre tüm Türkiye olabilir. Lokal değil umumi olarak değerlendirirsek tüm dünya olur.

Bunların her biri içtihat konusudur. Herkes kendi içtihadına göre hareket eder. Herkes kendi içtihadından sorumludur.

Süleyman Karagülle bugün göz ameliyatı olduğu için yaklaşık 1 hafta boyunca yorumları okuyamaz.

Allah işinizi rast getirsin, selamlar.

Cüneyt Özcan
07.05.2010
09:01

Süleyman hocaya geçmiş olsun. İnşallah cc. gözleri açılır.

Cengiz bey ve Lütfi beyden Allah cc. razı olsun.

Vahap Alma
07.05.2010
15:59

Allah Süleyman Hoca’ya acil şifalar versin ve O’nun ilminden daha nice yıllar faydalanmayı nasip etsin.

Sayfa: 3 / 3 (30 Yorum)Prev12[3]Next


YorumYap

Sayı: 47 | Tarih: 2.5.2010
Mahir Kaynak
Kararı kim verir?
1775 Okunma
30 Yorum
Süleyman Karagülle
Mümtazer Türköne
Askerin itibarını kimler yere serdi?
812 Okunma
Arif Ersoy
Ali Bulaç
Pozitif ayrımcılık
653 Okunma
Ahmet Yasir Erol
Nihal Bengisu Karaca
Bedelli mantığı: ‘Fakir şehit olsun, vatan benim o
600 Okunma
1 Yorum
Hakan Kandal
Hayrettin Karaman
Zuhr-i ahir
599 Okunma
Hilmi Altın
Mehmet Şevket Eygi
Ahlak İledir Nizamı Âlem
594 Okunma
Emine Hocaoğlu
Ahmet Hakan
Danıştay saldırısına dair kişisel tutanak
586 Okunma
2 Yorum
Lütfi Hocaoğlu
Nazlı Ilıcak
Askerle buluşan üyeler kim?
581 Okunma
Fatma Karuç
Mehmet Niyazi
Metafizik ve gülümseme
565 Okunma
Abdurrahman Erol
Dücane Cündioğlu
Müslüman Ateistle Diyalog
557 Okunma
Abdülkadir Altınhan
Zülfü Livaneli
Ahlaki çöküş
550 Okunma
Ali Bülent Dilek
Ebubekir Sifil
Başka İşimiz Yok mu?
543 Okunma
Zafer Kafkas
Reşat Nuri Erol
Sömürünün sebepleri
543 Okunma
2 Yorum
Ilker Ardic
Fehmi Koru
Daha ahlâklı bir toplum arzusu
541 Okunma
Ahmet Kirtekin
Ruşen Çakır
Medyadan yayılan nefret
533 Okunma
Tayibet Erzen
Oktay Ekşi
Barzani Geliyormuş
503 Okunma
2 Yorum
Vahap Alma
Can Ataklı
Dün bir kırılma noktasıydı
488 Okunma
Mesut Karaaytu
Mehmet Altan
Lafı bırak,27 Nisanda ne yaptın
462 Okunma
Mehmet Hikmetumut
Toktamış Ateş
Askerliğin bedeli
458 Okunma
Osman Eskicioğlu