Kullanıcı Adı:
Parola:
Üye Kayıt
Üye Aktivasyon
Parolamı Unuttum

Captcha image
Show another code

Giriş
Mahir Kaynak - Star Süleyman Karagülle
Yarın Ne olabilir?
562 Okunma, 4 Yorum

07/09/2013

-İkinci Cihan sonu düzen bozuldu. Yeni düzen gelmedi. Yeni insanlık kendi istedikleri şekilde oluşacak. Bence büyük devletler düzenleyecektir.

-Büyük devletlerin anlaşmaları ve düzenlemeleri için ne yapmaları gerektiğini bilmeleri gerekir. Bu da sadece Adil Düzen’de vardır. Çok doğru yoldur. Yarın insanlık Adil Düzen’i kabul etmek zorunda kalacaktır.

 

-Ülkeler büyük güçlerin güdümündedirler. Ülkeler kendi istediklerini düşünürler.

-Geçmiş 500 yılda sermaye dünyayı yönetti. Birinci ve ikinci Cihan Savaşlarını çıkardı. Haritaları istediği gibi çizdi. Bunu keşfettiği karşılıksız para ile yaptı. Bugün siyasi hâkimiyetini kaybetti. Mali hakimiyetinin de bir gecelik işi kaldı. İnsanlığı artık ilim yönetecektir.

 

-Büyük güçler halkı değil yönetici lideri yönlendirirler. Mısırda yeni yapı oluşturuluyor.

-Gelecekte yerinden yönetim ve hakemlik sistemi hakim olacaktır. Merkezi dayatmalar yerine, halkın yaptığı sözleşmeler ve hakemlerin kararları hakim olacaktır. Devlet hakem kararlarının bekçisi olacaktır. Dolayısıyla demokrasi gelecektir.

 

-Büyük güçler, büyük devletler değildir. Etkin devletlerdir.

-Biz büyük devlet tabirini kullanmıyoruz, etkin devletler diyoruz. Etkin devletler Adil Düzen’i başarı ile uygulayan devletlerdir. Türkiye’nin bu günkü konumu Adil Düzen sayesindedir.

 

-Muhalif partimizden biri modası geçmiş ırkçılığı savunur, diğeri modası geçmiş yöntemleri savunur.

-Partilerimiz, hiçbir şeyi savunmuyorlar. Batının talimatı ile kör, sağır ve dilsiz kalmayı tercih ediyorlar. Keşke savunsalar. Hiç olmazsa ayık olurlar. Ayık olsalar, Adil Düzen’e uyarlar. Karşı gelirler veya benimserler.

 

-Devlet güçlü ekonomi ile, güçlü ordu ile korunur. Ekonomimiz uçuruma gitmektedir.

-Köyler boşalmakta, küçük işletmeler kapanmakta, dış borçlar artmakta, dış ticaret açığı büyümekte, devlet giderlerini borçlanarak kapatmaktadır. Yap işlet modeliyle devlet yıkıma gitmektedir. İmkanlarımızı satarak ve borçlanarak rahat yaşıyoruz.

 

-İktidar, ülkeyi muhalefetin de desteğiyle iyi yönetirse ülkemiz daha etkin hale gelir.

-İyi yönetmek bilgi ile olur. Muasır medeniyetin fevkine çıkmak ileri müspet ilimle olur. Bu da ancak Adil Düzen’de vardır.

 

28 Şubat

14/09/2013

-28 Şubatta ANAP ile Refah devamlı olabilirdi. Doğru yol ile Refah’ın ömrü altı aydır demiştim.

-Ecevit kahramanlık göstererek bizimle koalisyon kurdu. Kısa zamanda bitti. Çiller kahramanlık yaparak bizimle koalisyon kurdu ve bugün AK Parti o koalisyonun ürünüdür.

 

-ANAP, AB yanlısı ve DYP ise ABD yanlısı idi. Refah da Avrupa yanlısı idi.

-Çillerle sorunumuz olmadı. Bu  koalisyon iki partiyi de tarihe gömdü.

 

-O zaman yazdığım derginin yetkilisi, askerler senin yazmanı istemiyor dedi ve ayrıldım. Maaşımı vermeye devam etti. Sonra istemeyen askerle görüştüm.  “Biz sizin hakkınızda herhangi kötü bir rapor almadık. Siz listemizde yoktunuz sonra basın ekledi.” dedi.

-Sermaye, listeyi veriyor askerlere oynatıyor. Mahir Bey’i koymuyor. Çıkarırlar diye düşünüyor. Sonra listeyi kontrol ediyor ve yeniden devreye sokuyor. Şimdi kim askerlerin suçlu olduğunu söyler. Devlet sermayenin isteklerine dayanamamış. Askerlerin isteğidir diye sermayenin istediğini yapmış. Yapanlar da suçlu sayılmazlar. Gücümüz o kadardı.

 

-Sorun askerler değil, ekonomi idi.

-Askerler, adına yapılıyordu. Askerler de ses çıkarmıyordu. Sermaye Türkiye’yi ekonomik bakımdan geri bırakmak için on yılda bir darbe yaptırıyordu. Türkiye ekonomi zorunluluğundan dolayı dediklerini yapıyordu.

 

NOT: Yazıda yer alan italik ifadeler Süleyman Karagülle’ye aittir.

 

Yorum:

 

Suçlu Yok, Beceriksiz var!

Türkiye Cumhuriyeti 1920’de kuruldu. Osmanlı İmparatorluğundaki oyunlar farklı idi. Bugün bizi fazla ilgilendirmez. Bizim siyasetimiz Lozan’la başladı. Eski defterleri hep kapattık. Türkiye’de yapılan iki önemli hata vardır. Biri dinde yapılmıştır. Dinsizlik dayatması hala sürmektedir. Diğeri de ekonomide yapılmıştır. CHP kapalı ekonomisi ile ülkeyi yoksullaştırdı. Sonra gelenler ülkeyi dış sermayeye teslim ederek uçuruma doğru götürmektedirler.

 

Cumhuriyetin yöneticilerine baktığımızda onların içinde kötü niyetli kimse yoktur. Bayar dışında bilgisize kimse de yoktur. Olayların farkındadır. Dolayısıyla herkes kendi içtihadı ile ülkenin çıkarları için çalışmıştır. Gerek din, gerekse ekonomi ülkemize has bir oluş değildir. Her ikisi de dünyada uygulanmış bir akım idi.

 

Bizim oturup geçmişte yapılanları kritik edeceğimize, geleceğimize bakmamız gerekmektedir. Önce dünya nereye gidiyor. Dünya dinsizliğe mi, dindarlığa mı gidiyor? Dünya merkezi ekonomiye mi yoksa hak ekonomisine mi gidiyor? O halde önce bunu tespit etmemiz gerekir.

 

İkincisi ise dindarlık iyi midir, kötü müdür? Halk ekonomisi iyi midir, kötü müdür? Onu tespit etmemiz gerekir. Eğer bunlar iyi ise dünya da o yöne gidiyorsa işimiz kolaylaşmıştır, demektir. Çalışmamızı, siyasetimizi buna göre yönlendirmeliyiz. Biz Akevleri kurduğumuz zaman dünyanın dindarlaşacağını, dünyada halk ekonomisinin hakim olacağını yazdık. İki kitabımız vardır. Otuz kırk sayfalık bu kitaplarımızı okursanız, o zaman ne yazdığımızı görürsünüz. Biri iş ekonomik sistemidir. Diğeri de günümüzün meseleleridir. Her ikisini de kitaplarımız arasında, internet sitemizde bulabilirsiniz.

 

O kitapçıkların değerini anlayabilmeniz için o günkü durumu bilmeniz gerekmektedir. O gün neredeydik, bugün nerdeyiz!

 

Bizim görüşlerimiz, müspet ilme ve Kur'an’a dayanmaktadır. Müspet ilim bize diyor ki; insanlık daima ileriye gitmiştir, insanlık daima özgürlüğe doğru gitmiştir. Kuran içtihat müessesesini getirerek insanları özgürleştirdi. Bugün dünya hep özgürlüğü savunmaktadır. Esed gitmeyebilir ama Suriye’ye demokrasi gelecektir. Mısır’da İhvan iktidar olmayabilir ama Mısır’a da demokrasi gelecektir. Arkasından insanlık Adil Düzen’e ulaşacak. Ekseriyet demokrasisine değil, hicret demokrasisine ulaşacaktır.

 

 

Süleyman Karagülle

Yorumcu 
Yorum 
Metin Kabakcı
17.09.2013
18:02

Bugün, Başbakan Adnan Menderes’in idamının yıldönümü. Tarihçi Yılmaz Öztuna, Bir Darbenin Anatomisi kitabında 1876’da Sultan Abdülaziz’in tahttan indirilip katledilmesiyle sonuçlanan darbeyi anlatır. Kitabı okurken pek çok sayfanın sonraki darbeler için de yazılabileceğini fark ettim. Cuntaların ruh hali, yaşanan mağduriyetler, darbeye zemin hazırlayan gafletler ve yargılama safahatları çok benzeşiyor. Mağduriyetlerden başlayalım. Berin Menderes’in, Yassıada’da yargılanan eşi Başvekil Adnan Bey’e yazdığı mektuplar darbecilerin tıynetini gösteren ibret vesikaları. Aydınlı zengin bir çiftlik sahibi olmasına rağmen avukat tutmakta zorlanan Menderes’in eşi, çaresizlik içinde şunları yazıyor: “Üzülmemen için pamuk paralarına el konulduğunu ve Ziraat Bankası’nda bloke edildiğini sana bir türlü bildirememiştim. Bir şey satma imkânı da yok. Evde eşyamız yok. Avukatlara vermemiz için herhalde bir şeyler düşüneceklerdir. Ben avukat ücreti için yazdığım dilekçeye cevap alamadım. Belki seninkine cevap verirler.” Benzer bir mektubu ondan yaklaşık 90 yıl önce Pertevniyal Valide Sultan yazmıştı. Sultan Abdülaziz’in annesi kendilerine sahip çıkan 2. Abdülhamit’e yaşadıklarını şöyle yazmıştı: “Bir padişah vâlidesinin ne hale düştüğünü ileriki nesillerin görmesi için bu eşyanın hatıra olarak saklanmasını istiyorum. Üç padişah (kocası İkinci Mahmud, üvey oğlu Sultan Mecid, oğlu Sultan Aziz) sayesinde nail olduğum büyük servetin mühim kısmını cami, mektep, kütüphane, çeşme, türbe gibi hayır eserlerine, yardım isteyen muhtaçlara harcadım. Gerisi, Sultan Abdülaziz tahttan indirildiği gün Dolmabahçe Sarayı yağma edilirken alındı. Birkaç parça, oğlumun şehit edildiği gün kulaklarımdan ve parmaklarımdan koparılıp odamdan çalındı. Yolladığım beyaz Hint keteninden entari, göreceğiniz gibi kızıla boyanmıştır. Bu boya, amcanız Sultan Abdülaziz’in mübarek kanıdır… Bu entari üzerimde olduğu halde Topkapı Sarayı’na gönderildim ve 33 gün sırtımdan çıkarıp değiştirme imkânım olmadı!” Abdülaziz Han ve Menderes’in katledilme sahneleri de birbirine çok benziyor. Tek fark birincisini açıkça öldüremeyecekleri için intihar süsü vermeleri. İki cinayet de herhangi bir insana yapılmayacak muamelelerle tahkir edilerek işlendi. Maalesef cuntanın işini kolaylaştıran gafilce tavırlar da çok benzeşiyor. Her ikisinin de etrafı kuşatılmış ve yaklaşan tehlikeyi görmesi engellenmiş. Her ikisi de yapılan ihbarları kaale almamış, dolayısıyla tedbirli davranmamıştı. Cuntanın lideri Serasker Hüseyin Avni Paşa’nın padişahı daha önce zehirletmeye çalıştığını düşünürsek Turgut Özal da fotoğraf karesine giriverir. Cuntanın diğer fertlerinin kopyalarını da bulmak zor değil. Şura-yı Devlet Reisi ve eski Adliye Nazırı Mithat Paşa’nın yerine Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay başkanlarından yeterli sayıda isim yazabiliriz. Darbenin fetvacısı Şeyhülislam Hayrullah Efendi’yi temsil eden dinî kisveli adamlara da kolajda yer verebiliriz. Biraz da mahkeme safahatından bahsetmek istiyorum. Darbeden 93 gün sonra tahta kerhen çıkarılan 2. Abdülhamit amcasının kanını yerde bırakmamak için mahkeme sürecini başlattı. Mithat Paşa’dan dolayı bütün dünyanın dikkat kesildiği adil bir yargılama yapıldı. Mahkeme, Mithat Paşa’nın şovlarına sahne oluyordu. Reddi hakim talebi, cinayet zanlılarına 27’şer ve diğer sanıklara 94 soru sormak istemesi mahkemeyi tıkama gayreti olarak yorumlandı. Mahkeme başkanı Hristo Forides Efendi sonunda dayanamayıp şu uyarıyı yapıyor: “Sanıkları müdafaa şahidiniz olarak dinletmek istediniz, kabul ettik. Suallere başlamanız gerekirken nutuk veriyorsunuz. Anlaşılan biz hâkimlere değil gazetecilere hitap ediyorsunuz. Buna izin vermem. Müdafaanıza başlayınız.” Çok tanıdık değil mi?

Reşat Nuri Erol
19.09.2013
06:07

Kimseyi camiye zorlamıyoruz

HAYRETTİN KARAMAN Namaz kılmayan, oruç tutmayan, içki, kumar, faiz gibi harama bulaşan ama Sünni Müslüman olduğunu söyleyen (böyle bir aileden gelen) yüzbinlerce insan var. Laik bir düzende bunları dinin emirlerini yapmaya, yasaklarından uzak durmaya zorlayamayız, hatta tavsiye bile edemeyiz. Ama bu kişiler 'Bizim Sünni-İslam inancımız budur, bunu da İslam olarak tanıyacaksınız (hem normal Sünni Müslümanlar tanıyacak hem de devlet tanıyacak)' derse buna hem Sünni Müslüman birey olarak hem de laik devlet olarak itiraz hakkı sözkonusu olur. Müslüman-Sünni bireyler olarak 'İslam'ın bağlayıcı kaynakları ortada, onlara göre böyle bir Müslümanlık olmaz ve böyle bir Müslümanlık 'normal, sahih, aslına uygun Müslümanlık' olarak tanınamaz, tanıyamayız' deriz. Laik devlet de 'Benim devlet olarak din tanımlama ve tanıma yetkim olamaz. İsteyen istediğine inanır ve inandığı gibi yaşar, onun bu hakkını korurum ama ben, laik devlet olarak değerlendirme (tanıma) yapamam' der. Bahailik, Kadıyanilik gibi yeni din iddiaları ortaya çıktığında durum ve hüküm aynıdır: İslam devletinde bunların 'hakları korunan inançlar cinsinden' olup olmadıkları belirlenir ve 'kamu düzeni ve asayişin korunması' bakımından da durum müzakere edilir, sonra buna göre muameleye tabi tutulurlar. Nitekim ilgili kaynaklarda İslam dışı inançlara verilecek haklar ve gerekli kısıtlamalar konusu ele alınmış, mesela Müslümanların çoğunlukta olduğu yerleşim merkezlerinde Hristiyanların yortularında sokaklarda sesli parçalar okuyarak haç taşımalarına izin verilmemiştir. Ayrıca İslâmî düzende cami, kilise, havra ve batıl din mabedini, eşitlemek amacıyla (veya böyle bir riske rağmen) camilerin yanlarına yapmak asla kabul edilemez, caiz görülemez, Kur'an ve Sünnet'in açık hükümlerine aykırıdır. Müslümanlar daima hakkı hak, batılı batıl olarak görmek ve değerlendirmek durumundadırlar. Hz. Ömer'in Kudüs'teki uygulaması tarihi kiliseyi koruma gerekçesine dayanır. Genel uygulama farklı dinlere ait mabedlerin farklı mekanlarda bulunmasıdır. Laik ülkelerde de çeşitli gerekçelerle bu yeni dinlere kısıtlamalar getirilmiştir. Alevîlik sözkonusu olduğunda onları ikiye ayırmak gerekiyor: 1. 'Müslümanız, Kur'an'a ve Peygamber'e iman ediyoruz' diyen, devamlı veya aksatarak namaz kılan, camiye gelen, diğer dini vazifelerini de yapmaya çalışan Alevîler. Bu kesimin 'Bizim mabedimiz cami değil, cemevidir, bizim mabedimiz olarak cemevimizi tanıyın' diyeceklerini sanmıyorum. Bu Alevîleri 'asimile olmuşlar, Sünnileşmişler' diye küçümseyenler tahammülsüz, dar görüşlü ve insanları belli inançlara zorlayan takımdır. 2. Sünni Müslümanların inandıkları Kur'an'a ve Peygamber'e inanmayan, daha ziyade şifahi geleneğe dayalı bir inancı ve bu inanca uygun din hayatı tarzını tercih eden Aleviler. İşte bu kesimde 'Bizim mabedimiz cami değildir, cemevidir' diyenler bulunuyor. Laik bir ülkede insanların bunu deme hakları vardır. Buna göre kendilerinin mabed dedikleri mekanları yaparlar, orada toplanırlar ve kendilerinin ibadet dedikleri şeyleri yaparlar. Onların bu haklarına itiraz eden yok, onları illa bizim gibi Müslüman olun ve camiye gelin diye zorlayan da yok. Tam aksine onlar, Sünni çoğunluğu 'Bizi şöyle kabul edin' diye zorluyorlar ve farklı inanan ve düşünen Alevîleri de camiden uzaklaştırmaya zorluyorlar. Sünni Müslümanlığı 'İslam'ın Arap yorumu', kendilerine göre düzenledikleri ve adına 'Alevîlik' dedikleri bir inancı da 'İslam'ın Türk-Anadolu yorumu' olarak nitelemenin dini, ilmi ve tarihi gerçekliği yoktur. Arap dedikleri müminlerin başında Hz. Peygambr (s.a.), dört râşid halife ve Peygamberimiz'in övdüğü sahabe vardır. Hz. Ali, oğulları ve torunları (oniki imam) da o Araplar arasındadır. Onların İslam yorumları, kıyamete kadar gelip geçecek bütün Müslümanların İslam'ıdır. Bu İslam'da bildiğimiz ibadetler, haramlar ve helaller vardır. Buna aykırı bir İslam yorumu İslam değil, başka bir inançtır. Kafaların bu denli karışık olduğu, yakın tarihlerde bile insanların inanç farkı yüzünden birbirine düştüğü bir sosyal ve politik ortamda huzur, düzen, kardeşçe ilişki ve dayanışma isteyenler işe nereden başlamak gerektiği konusunda keşke daha derin düşünseler ve daha geniş danışmalar yapsalar.

Reşat Nuri Erol
19.09.2013
06:15

http://haber.stargazete.com/yazar/cem-evleri-ibadethane-sayilsa-ne-olur/yazi-790621

Reşat Nuri Erol
21.09.2013
12:17

Ulusalcılığın karşılıksız Millî Görüş aşkı

http://www.turkiyegazetesi.com.tr/alper-gormus/575860.aspx



YorumYap

Sayı: 222 | Tarih: 15.9.2013
Ahmet Hakan
Gerilimi düşürmek için 10 maddelik eylem planı
10 maddelik plan
728 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Yusuf Kaplan
Denge unsuru olamazsak dengemizi bozarlar
Türkiye-Mısır-İran ittifakı
660 Okunma
Ali Bülent Dilek
Mehmet Şevket Eygi
İlmihalini Doğru Olarak Öğrenmek, Dinini İyi Bilm
İslam'da Olan Anlatılsın
567 Okunma
Emine Hocaoğlu
Mahir Kaynak
Yarın Ne olabilir?
Suçlu Yok, Beceriksiz var!
562 Okunma
4 Yorum
Süleyman Karagülle
Mehmet Barlas
İnançlardan "yasaklar" üretmekten kaçınmalıyız
Önyargı
545 Okunma
Tayibet Erzen