Kullanıcı Adı:
Parola:
Üye Kayıt
Üye Aktivasyon
Parolamı Unuttum

Captcha image
Show another code

Giriş
Zülfü Livaneli - Vatan Ali Bülent Dilek
karanlıkta yıldız gibi parlayan bir hekim
585 Okunma, 2 Yorum

Karanlıkta yıldız gibi parlayan bir hekim

Zülfü Livaneli - zlivaneli@gazetevatan.com

13.12.2011

Yıl 1978. Almanya’da bir lise, öğrencilerini İsviçre gezisine götürüyor. Öğrencilerin bilgi ve görgülerini artıracak bu gezinin en ilginç bölümlerinden birisi de büyük bilim adamı Erich Fromm’un bir konferansı.

Erich Fromm psikiyatri, sosyal psikoloji, sosyoloji, felsefe alanındaki çalışmaları ve kitaplarıyla, bütün dünyada saygı uyandırmış, çeşitli noktalarda Sigmund Freud’u eleştirmiş dev bir isim. Türkçede de birçok okuru bulunan, özellikle de “Özgürlükten Kaçış”la tanınan Fromm’un o sıralarda çıkmış olan kitabı “Sahip Olmak ya da Olmamak” adını taşıyor.

Öğrenciler bu büyük beyinden ne alabiliyor, söylediklerinin ne kadarını algılıyor bilinmez ama aralarından biri konferansın sonunda Fromm’a bir soru yöneltiyor. “Sahip Olmak ya da Olmamak adlı kitabınızda, bildiğimiz anlamda varlık ve yokluğu mu anlatıyorsunuz yoksa bu isim daha çok yaratıcılıkla mı ilgili. Mesela erkek güçlü görünür ama yaratan, doğuran, dolayısıyla türün devamını sağlayan kadındır. Bunu mu anlatmak istediniz?”

Filozof bilim adamı bu ufak tefek öğrenciyi dikkatli gözlerle süzüyor ve “Herkes gittikten sonra biraz kalır mısın benimle!” diyor.

Ve öyle de oluyor. Öğrenci ile Erich Fromm kütüphane salonunda baş başa kalıyorlar. Fromm onun merak ettiği konuları cevapladıktan sonra; “Belli ki sen düşünen bir insansın. Hayatın boyunca hiç unutmaman gereken bir şey söyleyeceğim sana. İleride zaman zaman kendini yalnız hissedeceksin, bunalacaksın. O zaman gökyüzüne bak. Göreceksin ki ışık saçan yıldızlar tek tektir, gökyüzüne serpiştirilmiştir, yalnız başınadır, örgütsüzdür. Buna karşılık karanlık örgütlüdür, bütündür, her yeri kaplar. Umutsuzluğa düşme ama bu gerçeği de hiç unutma.”

Sonra delikanlıya soruyor: “Şimdi söyle bakalım. Kimsin, nesin?”

Genç adam “İsmim Hüseyin!” diyor. “Almanya’ya göçmüş bir ailenin çocuğuyum.”

Erich Fromm ayrılırken Hüseyin’e diyor ki “Bak delikanlı. Bundan sonraki öğrenimini ben karşılayacağım. Erich Fromm bursuyla okuyacaksın.”

Böylece Hüseyin, İsviçre’den hayatını etkileyecek bir bursla dönüyor. Liseyi bitirdikten sonra Almanya’da elektronik mühendisliği okuyor. EKG gibi tıbbi cihazlar üzerinde çalışıyor. Onu son derece yetenekli bulan profesörleri diyorlar ki: “Bir de tıp oku. Elektroniği ve tıbbı birleştirerek büyük buluşlara imza atabilirsin.”

Bu öneri üzerine Hüseyin, tıp fakültesini bitiriyor ama tıbbı o kadar seviyor ki hayatına hekim olarak devam etmeye karar veriyor, ihtisas yapıyor, profesörlüğe yükseliyor.

Giessen Üniversitesi’nde “Neural Therapy” bölümünde ünlü Profesör Ludwig’in yanında yetişiyor. Modern Batı tıbbını reddetmeyen ama “henüz” kanıtlanmadığı öne sürülen geleneksel metotları da ihmal etmeyen bütüncül bir tıp anlayışı geliştiriyor.

Basit bir check-up için en az 21 ayrı doktor görmek gereken bir “uzmanlaşma” ortamında, insanı bütün olarak kavrayan bir anlayış bu. Sadece bedeni değil, psikolojisiyle de bir bütün.

Daha sonra bu yetenekli genç profesör, Batı’daki kürsüsünü, olanaklarını, klinik şefliğini bırakıp, Dr. Hüseyin Nazlıkul olarak memleketine dönüyor, İstanbul’da Nişantaşı’nda bir klinik açıyor, binlerce hastaya şifa dağıtıyor, bir yandan da 500 Türk doktorunu “tamamlayıcı tıp ve neural therapy” alanında yetiştiriyor.

***



Beni Hüseyin Nazlıkul kardeşimle Bahattin Yücel tanıştırdı. 2009 yılıydı, müthiş bağırsak sancıları çekiyordum. Harvard’tan, Şikago’dan doktorlar durumumu izliyor ve bazı oluşumlardan kuşkulandıklarından biyopsi yaptırmam için ısrar ediyorlardı. O günlerden birinde Bahattin’le buluştuk. Hasta olduğumu görünce beni Hüseyin Nazlıkul’a götürdü. Meğer bu ilginç hekim bana meraklıymış. Beni hemen Doktor Tijen Hanım‘a teslim etti. Bazı elektronik cihazlarla testler yaptılar. Sonra Hüseyin bu testleri önüne koydu ve “Zülfü abi sizde barsak iltihabı var” dedi.

“İltihap olduğundan emin misin? Birçok büyük hekim biyopsi için ısrar ediyor” dedim.

“Kesinlikle eminim” dedi. Elindeki grafiği gösterdi ve bana açıklamalar yaptı.

“Yani riski göze alıyor ve biyopsi yaptırma diyorsun.”

“Kesinlikle!” dedi. “Ben seninle büyüdüm abi, canını tehlikeye atar mıyım?”

Bu ısrarımı dört gün sürdürdüm. Hep aynı şeyi söyledi. Sonunda ameliyat olmak zorunda kaldığımda Hüseyin Nazlıkul haklı çıktı. Lenfoma sanılan oluşum iltihaptı, kanser değildi.

***



Evet! Fromm’un dediği gibi; karanlık örgütlü, kötülük ve cehalet her yeri kaplamış durumda ama arada Hüseyin Nazlıkul gibi yıldızlar da çıkıyor ve Fromm’dan, Ludwig’den aldığı ışığı yansıtmaya devam ediyor.

 

YORUM;

Hak gelmeden batıl gitmez,

Esas soru hakkın gelmesi için nasıl örgütlenileceğidir.

Karanlıklar ancak yıldızların çoğalmasıyla aydınlanır.

Hz.Musa’yı düşündüğümüz zaman.

Maddi olarak hiçbir gücü yoktu.

 Firavun’un zulmünden kavmini kurtarmak için onları sadece  

Hak Sistemine, Peygamberler Sistemine göre örgütledi.

Ve çıkış ve kurtuluş gerçekleşti.

İmam Humeyni(rh.a)’de  Mehdi’nin gelip kendilerini kurtarmasını bekleyen Şiilere

Örgütlenelim hazırlanalım da bekleyelim dediği ve Şiiler bunu uyguladıkları için

İran İslam devrimi gerçekleşti.

Şimdi Türkiye Müslümanları da Mücahit ve Mukakkik bir alim  bir önder bekliyor

Hazırlıkları hızlandırmak ve dua etmekten başka bir yol görünmüyor.

Sistem ana hatlarıyla hazır sıra gerçekleştirilmesinde.

Bizlere nasip olur inşallah.

Ben şahsen birinci sırada Adil Düzen Partisi’nin kurulmasıyla

Başlanması inancındayım….

 

 

 

Ali Bülent Dilek

Yorumcu 
Yorum 
Reşat Nuri Erol
22.12.2011
12:37

Ali Bülent kardeş,

senin bu haftaki yorumunu okuyunca,

önceki ay aynı başlıkla Milli Gazete'de yayımlanan makalemi hatırladım...

makaleyi aşağıya alıyorum:

*

Hak gelmeden bâtıl gitmez

Kapitalistler ve özellikle bu sistemi ayakta tutan Yahudiler bir taraftan sosyalizmi kötülemekte; kendilerine ‘Çaresi nedir?’ dendiği zaman da ‘kapitalizm’ demektedirler!.. Kapitalizm de tenkit edilince, ‘Evet, o da kötüdür ama ondan iyisi yoktur!’ demektedirler!.. Diğer taraftan sosyalistler ve komünistler de kapitalizmi kötülemekte; kendilerine ‘Çaresi ne?’ diye sorduğunuzda ‘sosyalizmdir’ derler!.. Sosyalizmin kötü taraflarını gösterince, ‘Evet, doğru, öyledir ama ondan iyisi yoktur!’ derler!.. Her iki taraf da böylece kâinatın kötülükler üzerine kurulduğuna insanları inandırarak ve Erbakan’ın timsah örneğindeki her iki kötülük, katliam yani barış değil savaş, sömürü ve zulüm çenesini de ellerinde tutarak insanlığı sömürmeye devam etmektedirler. Bu durumun anlamı nedir? Onlara yani kapitalist ve sosyalistlere (komünistlere) göre Allah kâinatı yaratmış ama kötülükler içinde yaratmış, doğru dürüst bir şey yok, doğru dürüst düzen yok!.. Onun için insanlık bu iki kötü, katil, savaşçı, sömürücü ve “zalim düzen” içinde kıvranarak yaşamaya mahkumdur diyorlar!.. Onlar böyle düşündükleri ve böyle dedikleri için de ne sosyalizm ne de kapitalizm bir işe yaramıyor. Oysa sosyalizmin de iyi tarafları var, kapitalizmin de iyi tarafları var. Karşı tarafları kötüleyeceklerine kendi iyi taraflarını gösterseler, o zaman işbölümü içinde kapitalizm de yaşar, sosyalizm de yaşar. Sömürü sermayesi siyasi partilere de böyle yaptırıyor. Partiler birbirlerini kötülemekle meşguldürler. Oysa iktidar olsun muhalefet olsun parti olarak iyilik yapar, insanlığa iyilikleri ve doğruları anlatırlarsa, kendileri de yararlanırlar, karşı tarafı da yararlandırırlar… Millî Görüş Lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan teşhiste onların yaptıklarının kötü taraflarını ortaya koydu ama aynı zamanda tedavide “Adil (Ekonomik) Düzen”i de ortaya koydu. Bu sayede bugün dünya değişmiştir, Türkiye değişmiştir. Türkiye’nin değiştiğini ve geliştiğini herkes kabul ediyor. Neden değişti, kim değiştirdi? İşte bundan bahsedilmiyor. Oysa Türkiye ve dünyadaki bu değişme ve gelişmeye Millî Görüş Lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ın önderliğindeki Millî Görüş Hareketi sebep oldu... Bu arada önemli bir noktaya da dikkat etmeliyiz. Hakkı getirmeden körü körüne bâtıl düşmanlığı, kapitalizm ve kömünizm/sosyalizm düşmanlığı yapmamız manâsızdır. Şimdilik kapitalizm ve dolar sayesinde insanlık yaşamakta. Dolar düşmanlığı yapacağımıza, -bu köşede hep anlattığım- dolardan daha iyi para sistemini getirmemiz gerekir. Biz Adil Ekonomik Düzen Çalışanları olarak işte bunu yapıyoruz, bunu yapmalıyız. Mal karşılığı senet, senet karşılığı para sistemini getirerek bugünkü şirk düzenine son vermek istiyoruz. Karşılıksız paraya tapmak, onun için çalışmak şirktir. Karşılığı olan para için çalışmak ise ibadettir. Mesele bu kadar açıktır. FAİZ PARASI ŞİRKTİR. EMEK PARASI İBADETTİR. *** Dün Ankara’daydık; ESAM İstanbul Şubesi olarak, ESAM’ın “MİLLÎ ANAYASA ŞURÂSI” ikinci gün programına katıldık… Ankara’ya gitmişken, Ankara’dan nasıl yönetildiğimize bakalım: Hazine Müsteşarlığı’nın verilerine göre, merkezi Ankara yönetiminin brüt borç stoku Ağustos ayında 509,3 milyar lira, Temmuz ayında 501,4 milyar lira, Haziranda 495,9 milyar lira, Mayıs ayında 492,2 milyar lira, Nisan ayında 487 milyar lira, Mart ayında 486 milyar lira, Şubat ayında 483 milyar lira, Ocak ayında da 478,3 milyar lira düzeyindeydi!!! Eylül sonu itibariyle 514,5 milyar liraya ulaşan merkezi yönetim brüt borç stokunun 362,1 milyar lirasını Türk Lirası cinsi, 152,4 milyar lira tutarındaki kısmını da döviz cinsi borçlar oluşturdu. Merkezi yönetim brüt borç stokunun 366,7 milyar lirası iç borç, 147,8 milyar lirası da dış borç stokundan oluştu!!! Yani borç bataklığında yavaş yavaş batmaya devam ediyoruz… (Önder Sipahioğlu kardeşim, bu rakamları hatırlattığın için teşekkürler…)

Ali Bülent Dilek
24.12.2011
18:43

sağol allah razı olsun kalemine kuvvet...akdemirle farklı parti kurulmadan(Adil Düzen Partisi)

hiçbirşeyin düzelemeyeğini konuştuk evvelki gün.inşaallah artık zamanı gelmiştir.mevcut düzen partileriyle olmuyor.

keçiboynuzu gibi onlar.bize bal gibi bir parti lazım...



YorumYap

Sayı: 131 | Tarih: 18.12.2011
Ahmet Hakan
Tutumunu söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim
Cübbeli ve her şeyin sorumlusu cemaat (!)
2488 Okunma
41 Yorum
Lütfi Hocaoğlu
Mahir Kaynak
(Bu hafta yazı yazmamıştır!)
Tekel sermaye
609 Okunma
7 Yorum
Süleyman Karagülle
Zülfü Livaneli
karanlıkta yıldız gibi parlayan bir hekim
Hak gelmeden batıl gitmez
585 Okunma
2 Yorum
Ali Bülent Dilek
Mehmet Şevket Eygi
Ahlaksızlıkla Bir Yere Varamayız
Kuran'ı Anlamaya Çalışmak
574 Okunma
Emine Hocaoğlu
Hüseyin Gülerce
AB'ye Girmediğimiz İyi Mi Oldu?
AB'ye Güvenmek
530 Okunma
3 Yorum
Zafer Kafkas
Ruhat Mengi
Yapacak bir şey kalmamışsa
Balık Hafızası
523 Okunma
4 Yorum
Vahap Alma
Ruşen Çakır
İslamcıların rakibi yine İslamcılar
Rakibimin Düşmanı Dostumdur
471 Okunma
Tayibet Erzen
Nihal Bengisu Karaca
Son Yemek...
Cübbe altından sopa...
417 Okunma
Hakan Kandal