Kullanıcı Adı:
Parola:
Üye Kayıt
Üye Aktivasyon
Parolamı Unuttum

Captcha image
Show another code

Giriş
Mahir Kaynak - Star Süleyman Karagülle
Yeni Osmanlıcılık
822 Okunma, 11 Yorum

10 Temmuz 2011 Pazar

Yurt dışı ve yurt içi bazı basın organlarında ülkemizin Osmanlı devletine özendiği ve onu yeniden hayata geçirmek istediği yazılıyor. Bunun anlamlı olmadığını düşünüyorum. Çünkü Osmanlı ile yeni Türkiye’nin sadece coğrafi açıdan benzeşeceği üzerinde duruluyor ama bir devletin sadece coğrafyadan ibaret olmadığı göz ardı ediliyor.

- Yeni Osmanlıcılıkta bir tutarlılık yoktur.

- Yeni oluşumda Türkiye’ye rol veren yeni Osmanlıcılık değil mi?

 

Mesela Osmanlının son dönemleri hiç arzu edilecek gibi değildir. Dünyada sanayi devrimi yaşanırken bizde bu konuda en küçük bir değişim gözlenmiyor. Bilim ve teknoloji hiç ilgilenmediğimiz bir konu ve tüm tartışmalar, biraz bugüne de benzeyerek, farklı güç odaklarının birbirini bertaraf etmeye çalışması üzerine yürütülüyor. Artık ülkeyi dış güçlerin yönettiği apaçık görünüyor. Ordunun üst kademesine Almanlar egemen ve İttihat Terakki’yi kontrol ediyorlar. O dönemde ülkemizde görevli bir Amerikan elçisi anılarında kabinenin toplantısından sonra vezirlerin bazısının Alman elçiliğine diğerlerinin İngiliz elçiliğine gittiğini yazıyor.

Birinci Dünya Savaşı’na iki Alman zırhlısının bir Rus limanını bombalamasıyla giriyoruz ve bu gemiler bizim oluyor. Zaten teknolojimiz böyle bir gemiyi inşa etmemize yetmiyor. Cumhuriyetten sonra, bu gemilerden, Yavuz adını verdiğimiz övünç kaynağımız oluyor. Geçmişimizle övünürken sadece kahramanlıklarımızdan söz ediyoruz, ne bilim ne de fikirle ilgili bir iddiamız yok. 20. Yüzyılda böyle bir devletin, üstelik büyük güç olarak, yaşaması mümkün değildi ve Osmanlı tasfiye edildi.

- Osmanlının son dönemleri örnek alınacak bir durum değil. İlim yok sanayi yok, her yere yabancılar hakim.

- Osmanlı bin yıllık uygarlığın son tarzını temsil eder. Uygarlıkla beraber o da tarih olmuştur. Türkiye şimdi Adil Düzen ile yeni uygarlığı kuruyor.

 

Cumhuriyet kurulduktan sonra tüm hedefimiz devrimleri korumak oldu. Bilim ve teknoloji yine ihmal edildi. Bu konuda bir anımı anlatmak istiyorum. Kuleli Askeri Lisesi’nde okurken İstanbul’u Amerika Missouri gemisi ziyaret etti ve bir grup öğrenciyi gemilere görürdüler ben de bunların içindeydim. Gemideki üstün teknolojiyi gördükten sonra akşam okulda çok ağladım ve bir kağıda “bu meslekten ayrılacağım sakın unutma” yazıp ceketimin göğüs cebine koydum. Hedefim bilim adamı olmaktı ve bunun teknoloji üzerine olmasını istiyordum. Ancak maddi şartlarım el vermediği için devam mecburiyeti olmayan İktisat Fakültesine girdim.

- Cumhuriyette inkılapların peşinde koştuk teknoloji ve ilmi yine unuttuk.

- Uygarlıklar hukuk ve teknoloji üzerinde oturur. Peş peşe atılan adımlardır. Doğuda hukuk batıda teknik adımları atılır. Teknik adımı atılmıştır. Hukuk adımını bizim atmamız gerekir.

 

Bana göre büyük güç olmak sadece izlenen dış politikayla gerçekleşemezdi. Bunun alt yapısının oluşturulması gerekliydi ve bu alt yapı bilim, teknoloji ve özgün düşünceyle gerçekleşirdi. Bana göre yeni bir Osmanlı değil yeni bir Türkiye kuracağız ve bunu kurarken sadece kahramanlık edebiyatı ile yetinmeyip üstün vasıflı kişilerin ülke yönetiminde yer almasını sağlayacağız. Demokrasiden vazgeçmeyeceğiz ama halkın her şeyi bilip en doğru kararı vereceğini söyleyip son derece karmaşık sorunlarının  çözümünü onlara bırakmayacağız.

- Osmanlıyı değil yeni Türkiye’yi kuracağız.

- Ordumuzu savunma ordusu olarak güçlendireceğiz bağımsız hale getireceğiz. Devlet başkanını asker yapacağız. Hakimlik sistemi yerine hakemlik sistemi getireceğiz. Türkiye’yi yüze yakın bağımsız ile ve 10 000’e yakın bağımsız bucağa böleceğiz. Bölge merkezleri merkezlerinde ki ile merkeze bağlı olacak merkezlerden yönetilecek ordular oralarda olacaklardır.

 

Büyük güç olmayı sadece övünmek için gerçekleştirmeye çalışmak bencilliktir. Oysa Türkiye’yi bölgedeki bilim ve fikrin merkezi yapıp, ekonomik yapımızı bölgenin ihtiyaçlarını karşılayacak biçimde oluşturmak, dış ticaretimizi sadece rakamlarla ölçmek yerine ilişkide olduklarımızın ihtiyaçlarına göre yapmaya çalışmak gerekir. Yani egemen olmanın gururu yerine, hiç değilse bazı insanların, mutluğuna katkıda bulunmanın gururu yaşanmalıdır.

- Göstermelik güç değil işe yarayan güç.

- Hükmetmeyeceğiz, hizmet edeceğiz. İstanbul’da kuyumcular kooperatifi kurup altın sertifika çıkaracağız. Dünyanın dövizi bu olacaktır. Faiz yerine kredileşme gelecektir. Para faiz karşılığı değil emek karşılığı çıkacaktır. İşsiz işçi olmayacak aşsız insan olmayacak. Zina yasaklanacak çok evlilik gelecektir.

 

Mahir KAYNAK

Yanlışlık nerede?

16 Temmuz 2011 Cumartesi

 

Verdiğimiz şehitler yüreğimizi dağlarken olaya sadece duygusal yönden bakmak ve tepki göstermek karşı tarafın hedefine ulaşması anlamına gelir. Kürt sorunu içinde çok büyük çelişkiler taşımaktadır ve bunların çözülmesi gerekir. Yazıma 21 Eylül 1986’da Milliyet Gazetesinde çıkan söyleşimden bir bölüm aktararak başlamak istiyorum.

- Şehitlere olan duygular bizi doğruyu yapmadan ayırmamalı.

- Önce adil olan yapılmalıdır. Karşılık faile verilmelidir. Her fiilin cezası vardır. Ondan fazlası verilemez. Her sanık muhakemeden sonra ve savunması alınarak mahkum edilebilir. Eğer hukuk düzeninde sorun çözülemiyorsa sıkı yönetim ilan edilerek gereği yapılır.

 

“Teşhisteki hata, bu hareketin bir Kürt devleti kurmak amacına yönelik olduğu kanaati yanlıştır. Kürt devleti böyle kurulmaz. Bölge halkının bir devlet halinde oluşması için tabanla bütünleşmesi lazımdır. Bu yok, siyasi kadrosu da yok. Sayıları çok azdır. Tedavideki yanlışlığa gelince... Böyle güçlerle ordu başa çıkamaz. Siz şimdi 200-300 kişiyle başa çıkmak için Güneydoğu’daki bütün halkı silahlandırırsanız” deyip bunun yanlış olduğunu söylüyorum.

- Devlet terörle kurulmaz. Ordu da terörü yenemez.

- Terör ne hukuk yoluyla ne de askerî metotlarla çözülebilir. Terörde teröristler tespit edilir. İlan edilir soruşturmaya çağrılır. Cezaları varsa verilir. Gelmezlerse asi ilan edilir. Buna mahkeme karar verir. Kişiyi asi ilan eder. Ona askerî usul uygulanır ve tenkil edilir.

 

Ordular düşmanla savaşır, emniyet suçlularla. Düşmanla suçlu aynı değildir ve bunlara farklı davranılır. Mesela Nagazaki ve Hiroşima’ya atılan atom bombaları sivillere yönelikti ve savaş boyunca bütün büyük şehirler bombalandı. Amaç düşmanın direnme gücünü kırmaktı ve tüm kayıplar masum sivillerdendi. Yani asker karşı tarafın direnme gücünü kırmak için gereken her şeyi yapar. Biz teröristleri suçlu değil düşman saydık ve onun manevi arka planını yıkmak için hukuk dışı yollara başvurduk. Bugün bölge halkının karşı tarafta görünmesinin sebebi budur, devletin kendilerinden yana olmadığını düşünüyorlar. Oysa devlet, terör de dahil, her türlü kanunsuzluğa karşı halkın yanında olmalıydı. Bölgede otuz binden fazla insan öldüğü söyleniyor ve bunların hepsinin terörist olmadığı biliniyor. Sivil halkı kim hedef aldı sorusu cevapsız kalıyor.

- Ordu düşmanla savaşır. Emniyet teröristle savaşır.

- Ordu cepheyi çökertir, emniyet sadece mahkum olan teröristi yok eder.

 

Her eylemin arkasında PKK’nın olduğu söyleniyor. Bu örgütün birçok üyesi ya yakalandı, ya itirafçı oldu ya da devlete sığındı. Ama güvenlik güçleri hala bu örgüte sızamadı ve nasıl faaliyet gösterdikleri bilinmiyor.

- PKK’nın içine sızılmalıydı.

- PKK Sermayenin talimatıyla CIA ve MİT tarafından oluşturuldu. Sızılma yasaklandı. Onun için sızılmıyor.

 

ABD Öcalan’ı Kenya’ya kendisi götürdü ve oradan Türkiye’ye getirip teslim etti ama idamını engelledi. Kendisi ise Usame Bin Ladin’i öldürdü. Zamanın Başbakan’ı Ecevit neden teslim edildiğini bilmediğini söyledi. O bilmiyorsa, üst düzey de olsa, herhangi bir bürokrat gerçeği bilemez

- Öcalan teslim edildi. İdamı engellendi.

- Öcalan çıkarılacak Kürt devletinin başkanı yapılacak. Plan bu.

 

Yapılacak şey şudur. Devlet “Hangi eylemi yaparsanız yapın, dünyayı başıma yıksanız bildiğimden şaşmam ve bu sorunu çözerim. Buradaki insanlar benim halkımdır ve onları töhmet altında bırakılmasına izin vermem. Onların sertlik yanlılarının yanında olması geçmişte yapılan yanlış uygulamalardan kaynaklanıyor ve bunun yükünü çekmeye hazırım”  demeli ve bölgenin sorunları ile terörü birbirinden tamamen ayrı tutmalıdır.

- Terör başka bölge başka.

- Bölge bir anayasa sorunudur. Yalnız o bölgeyi değil tüm dünyayı ilgilendirir. Terör ise anayasayı çiğneme sorunudur. Yalnız asileri ilgilendirir.

 

Teröre bakış açısı değişmelidir. Bunların eylemlerinin bölge halkının taleplerini karşılamak amacı taşımadığı, bunu kullanarak Türkiye’ye yönelik politikalarını gerçekleştirmek isteyen ülkelerin gizli servislerinin kullandığı araçlar olduğu kabul edilmelidir.

- Terör gizli servislerin aletidir.

- Böyle de olsa terörü devlet yenemiyorsa yaşayamaz.

 

Terörle mücadelede bu amaçla yetiştirilmiş güçler kullanılmalı ve ordu bu görevi onlara devretmelidir. İstihbarat militan peşinde koşmaktan vazgeçmeli, siyaseti belirleyen güçler ve onların arka planını bulup etkisizleştirmeye çalışmalıdır. Acılarımızı tepkiye dönüştürüp akılcı politikalardan uzaklaşırsak karşı taraf kazanmış olur.  

- Terör bu amaçla yetiştirilmiş güçlerle yok edilmelidir.

- Savunma devlete emniyet illere aittir. İllerde soruşturma yapan polis teşkilatı oluşturulmalı bunlar soruşturma ve istihbaratla teröristleri tespit etmelidirler. İllerde il halkından oluşmuş jandarma teşkilatı oluşturulmalı asiliğe mahkum olan kimseleri jandarma teşkilatı öldürmelidir. Gerekirse asiliğe mahkum olanı öldürene mükafat verilmelidir.

 

Yorum:

Allah’ı kimse yenemez.

Allah insanları yaratmıştır. Uygarlık için dengeler oluşturmuştur. Ayrıca insanlara peygamber göndermiş ve ilim adamları yaratmıştır. Ona göre hareket edenler uygarlığa uyarak varlığını korurlar. Vahye ve ilme kulak vermeyenler ise düşmanlar ve teröristler tarafından ortadan kaldırılırlar.

İnsanlık evrim içindedir. Başlangıçta din adamları toplulukları idare diyordu. Sonra peygamberler geldiler şeriatı ortaya koydular. Artık siyasiler toplulukları yönetti. Son asırlarda siyasilerin yerini sermaye almaya başlamıştır. Peygamberlerin ve filozofların öğrettikleri içinde insanlık bugün artık kendi kendini yönetecek hale geldi. Rüşte erdi 15 yaşına geldi.

Tanrı şimdi insanlığın yeni adımlar atmasını istiyor.

  1. Ekseriyet demokrasisi yerine hicret demokrasisi gelecektir. Yerinden yönetim ilkesi içinde halk istediği bucaklarda yaşayacaklardır. İl güvenliği sağlayacak. Ülke savunmaları yapacak. Düzen ise bucaklarda kurulacak. Her bucağın düzeni farklı olacaktır. İl ve devlet bucakların iç yönetimlerine karışmayacak. Bucakların büyüklüğü 3 ile 10 bin nüfusa sahip olacak kadar olacak.
  2. Dinleri dışlayan laiklik yerine bütün dinlere müntesiplerine göre devlet içinde yer veren görev veren gerçek laiklik gelecektir. Kuvvetler ayrılığı yerine kuvvetler dengesi gelecektir. Yaşamayı dinler, yasamayı ilimler, yürütmeyi odalar, yönetmeyi partiler yapacaktır. Bunlar çoklu sistem içinde dengede olacaklardır.
  3. Sermaye veya devlet yahut karma tekel yerine halk ekonomisi hakim olacaktır. Para faiz karşılığı değil para üretici emek karşılığı çıkacak. Tekelleşmeyen liberal ekonomi dünyaya hakim olacaktır. Barışın sağlanması için hakimlik değil hakemlik sistemi olacaktır.
  4. Çalışmayanların yeryüzündeki ortaklıkları dolayısıyla kar payları olacaktır. Herkese aş temin edilecektir. Kimse zorla çalıştırılmayacaktır. Kimse aç bırakılmayacaktır.

Yeryüzünün güvenliğini gönüllü askerler sağlayacaktır. İsteyenler asker olacak isteyenler bedel verecektir. Yönetme hakkı bedellilerin değil askerlerin nöbetlilerin olacaktır.

Biz yılar önce Adil Düzen’e göre anayasayı gerekçeleri ile yazdık. Basılmadı. Ama Sayın Evren’e tevdi ettik. Bizim yapacağımız bu idi. Ondan sonra Adil Düzen’e göre insanlık anayasasını tamamladık ve bilgisayarlarda bekliyor.

Allah’ın dedikleri olacaktır. Adil Düzen gelecektir. Kulaklarını tıkayanlar helak olacak, kulak verenler dünyalarını ve ahretlerini kazanacaklardır. Direnme boşunadır. Kimse onu yenemez. Mahir bey Adil Düzen’le ilgilense okuduğu fakültenin ne kadar isabetli olduğunu görecektir. Çünkü bugünün sorunu sanayi sorunu değildir. Bugünün sorunu ekonomi ve hukuk sorunudur.

 

Süleyman Karagülle

Yorumcu
Yorum
Reşat Nuri Erol
20.07.2011
16:03

Hafyata AHMET ŞİŞMAN ile başladık...

AHMET ŞİŞMAN'a ithafen yazılmış bir yazı ile devam edelim...

***

Ben bir İmam-Hatipliyim

İhsan TOY, Haber7

*

Merhum Ahmet Şişman’a ithafen...

*

İlk dersimiz zaten Kuran’dı. Çokça Kur’an ezberi yaparken, üzerimizdeki çokça “ezberi” de bozuyorduk. Geçmişten çıktık, gelecek ise bizden sadır olacaktır idrakiyle kendimizi hep seçilmiş hissettik, ancak hiç bir zaman seçkin ve elit görmedik. Okurken burs aldık. Okulları bitirdik, elimiz iş-ekmek tuttu burs vermeye başladık. Ezmedik, ezilmedik en önemlisi ezdirmedik. Besmeleyle kerhâneye giren hacıyatmazlardan olmadık. Hamasetin kralını yapacak teçhizat ve donanımlara sahiptik. Lâkin çıkarlarımız için kullanmadık. İçimizden gelmeyeni, özümüze sinmeyeni söylemedik. Aklımıza yatıp yüreğimizden beslenmeyene yol vermedik. ... 16 yaşındaydım. Cami stajında (mesleki uygulamada) verdiğim hutbeden, kıldırdığım Cuma namazından sonra cüppem yeri süpürüyor ve imam sarığı başıma bol geliyorken daha, gözü yaş dolmuş sakallı amcalar sarıldı ellerime. Utandım, mahcup oldum. İşte o zaman kendimi seçilmiş hissettim. Ancak hiç bir zaman seçkin ve elit görmedim. ... Sabah saat sekizde girdiğimiz derslerden çıktığımızda yatsı ezanı okunurdu. Muhasebe de gördük Kooperatif dersi de. Müzik dersimiz vardı mesela. Ardından Dini Musikî’ye girerdik. Birinde öğretmenimiz bize Resim öğretirken diğerinde hocamızdan Hüsn-ü Hat dersi alıyorduk... ... Yer Maraş. Orman Haftası kutlamaları yapılıyor. İl erkanı hazır. Dönemin Valisi (sonradan milletvekili ve TBMM başkanı) Necmettin Karaduman, resim yarışmasında ilk üç dereceye giren öğrencilere ödüllerini verecek. Birinci gelen öğrenciye ödülünü verdikten sonra soruyor; -Tebrik ederim oğlum hangi okuldansın sen? El cevap; -İmam-Hatip Lisesi efendim. Vali “Afferim” derken gülümseyerek yanağını okşuyor öğrencinin. Sıra ikincide, ödül tepsiden alınıp veriliyor. Tokalaşma esnasında yine aynı soru; -Seni de Tebrik ederim oğlum. Peki sen hangi okuldansın? V’el cevap; -İmam-Hatip Lisesi efendim. Vali şaşkın biraz. Bu kez başını okşuyor öğrencinin. Sıra üçüncülük ödülü için bana geliyor. Kendimi tutamıyorum, bacaklarım tir tir titriyor. Aşırı heyecanlıyım ve yüzümde hafif bir gülümseme belirmiş.Vali Karaduman ödülü verirken yüzümdeki tedirgin tebessümden (belki de sırıtışımdan) durumu anlamış olacak ki; -Tebrik ederim oğlum, yoksa sen de mi?.. Heyecandan konuşamıyor, onay için sadece başımı sallayabiliyorum. (Resim yarışmasında 1. Necmettin Çanak, 2. Hüseyin Küçükkürtül, 3. İhsan Toy ve (hürmetlerimi sunarım) Resim Hocamız Ahmet İhsan Aslantürk, ) ... Milli Güvenlik dersimiz vardı. Omuzu işaretlerle dolu harici üniformalı bir subay gelir anlatırdı rütbeleri ve kaç kişiye komuta ettiklerini. Bize davranışlarında bir soğukluk hisseder, anlam veremezdik. Öğrenemedik de rütbeleri ya da sınavdan sonra unuttuk gitti. ... Tek kanatlı kuşun uçamayacağını hocalarımız kadar öğretmenlerimiz de biliyordu. Meşhur film repliğindeki gibi “Hoca sadece camide” değildi. İlk dersimiz zaten Kuran’dı. Çokça Kur’an ezberi yaparken, üzerimizdeki çokça “ezberi” de bozuyorduk. Tefsir, Hadis, Akaid, Fıkıh, Arapça, Hitabet, İslâm Tarihi, Siyer dersleri, aralarına Tarih, Coğrafya, Mantık, Psikoloji, Sosyoloji, Matematik, Geometri, Analitik Geometri, Fizik, Kimya, İngilizce ve Beden Eğitimini alırlardı. Beden Eğitimi dedimse laf olsun torba dolsun, spor olsun kabilinden değil ha! Hakkını vererek il ve Türkiye dereceleri alacak kadar... Şakaya gelmez yani. ... Beden eğitimi öğretmenimin elimden tutup “hadi spor akademisi seçmelerine gidiyoruz” diyeceği denli ciddi. Ama ben eğitimi spor olsun diye yapmıyordum ki. Ülkem ve kendim için büyük ideallerim vardı.Top peşinde koşamazdım. ... Yaptığımız her işi ciddiye aldık. Ciddiye almadığımız işi bıraktık yapmadık. Köyden, kasabadan, şehrin kenarlarından da geldik kentin göbeğinden de. Bizi barlarda, pavyonlarda elinde içki kadehi ile hiç görmediniz. Eşkâlimiz sabıka kayıtlarına girmedi. Kamu menfaatinin olmadığı, mazlumun yanında yer almayan ve insanî-ahlâkî yardım gibi sosyal organizasyonlar dışında organize işlerde bulamazsınız bizi. GBT kayıtlarında bırakın adımızı, izimize bile rastlayamazsınız. İstikamet üzre hep yollardaydık. Yolsuzluklar bize yol bulamadı. ... Gençlik var serde. Kanımız deli akıyor. Çıkmışız okuldan, adres kız meslek lisesi. Bizi gören ve niyetimizi anlayıp kıyafetimizden bizi tanıyan esnaf dedi ki; “Hoop!”, “Siz İmam-Hatiplisiniz utandırmayın bizi, yakışmaz size...”. Onlardan çok biz utandık. Kıpkırmızı suratlarla, başımız öne eğik dönerken, yol boyunca susarak konuşuyorduk arkadaşlarla. ... Geçmiş zamanlarda bize dediler ki: “Siz üniversiteye gidemezsiniz?”. “Niye?” dedik. “Sizin buna hakkınız yok, ancak imam olursunuz!” dediler. “Oldu” dedik. Ama oldurmadık. Dışardan bitirme sınavlarına girip fark derslerini vererek ikinci ama bu kez “düz lise” diplomalarımızı aldık. Üniversite sınırlarını o pasaportlarla aşmıştık. ... Her cemaate girdik ama hiç bir fraksiyonun adamı ol(a)madık. Kullandırmadık kendimizi ve kullanmadık kimseyi. O yüzden ard niyet taşıyan ve oyun kuranlar çekinip tedirgin oldular bizden. Çünkü tutmuyordu bize çaldıkları sahte maya. 12 Eylül öncesini de yaşadık, 28 Şubat’ı da. Elimize bırakın silahı, su’izanla çakı dahi almadık. Tuzak kurmadığımız gibi oyun da kurmadık, tasarlanan oyunların nesnesi hiç değildik. “Öz nedir?” sorusunun cevabını, tuttuğumuz işlerde hep özne olarak bulduk. ... Yer Tuzla Piyade okulu, mevsim yaz ve hava çok sıcak. Yedek Subay sınavları öncesi iki kayıt masası kurulmuş, birinin önünde ağır aksak ilerleyen upuzun bir kuyruk. Sıradaki herkes güneşin altında durduk yere ter döküyor. Öbür masanın önü tenha ve bekleyen yok. Dayanamadım elimde evraklarla sıranın en arkasından geldim, çıkışırcasına sordum masanın arkasındaki, yazlık asker kıyafetiyle gölgede sinek avlayan subaya: -Siz niye kayda yardımcı olmuyorsunuz? Omuzundaki rütbesinin altına, yeşil beresini katlayıp sokmuş o subay (sonradan öğrenecektim rütbeleri, Üsteğmendi ) bana dedi ki: -Burası gönüllü komando masası. Evraklarımı masaya koyup dedim ki: -Bu iş gönülsüz olur mu? Gönüllüyüm ben de. Yapın lütfen kaydımı. ... Üniversitede en sevdiğim hocam solcuydu. İmam-Hatipli olduğumu bilir, o da severdi beni. Bir iki kitap kapağı yaptım ona. Hatta bir kitabı için karikatürler çizmemi istedi. Çizdim de; kitap kapağında adımı, adının yanına yazdırdı. ... Yaz mevsimiydi, fakülte tatil. Çağırdı beni ve dedi ki o hocam; -Staj var İhsan. Seçeneklerin; üniversite kütüphanesi, araştırma kütüphanesi, Nazım Hikmet Vakfı Kütüphanesi... Sözünü kestim; -Tamam hocam. Nazım Hikmet’e gideceğim saymayın diğerlerini. Önce şaşırdı. Sonra gülümsedi, bir şey sormadı. Ama ben; -Nazım’ın bir iki kitabını ve şiirini öylesine okumuştum. Şimdi külliyatı (bütün eserlerini), ortamında okurum... deme ihtiyacı hissettim. ... Okulda Türktük, Kürttük, Zazaydık, göçmendik, Lazdık, Çeçendik, Çerkezdik ve bunları farketmezdik. Tarafımız hep “Bir”den ve birleştirenlerden yanaydı. Hiçbir zaman bölenlerden olmadık. “Sürü psikolojisi” çobanlık yapamadı bize, ne sosyal ne fizyolojik, ne iç ne de dış muharriklerle “güdü”lenip güdülenlerden olduk. İmam-Hatip ve İmam-Hatiplilik üzerinden yeni bir hizip kurmadık, teşebbüs edenlere pirim de vermedik. Zira talip olduğumuz habbe değil kubbeydi. Birilerinin bizi arka bahçe olarak görmelerini/göstermelerini sevdik. Görene hürmet ettik gösterene kin tutmadık. Ama güdülecek koyun değildik, hiç kimsenin arka bahçesi ol(a)madık. Memur, iş adamı, esnaf, imam, yazar, çizer, sanatçı, bürokrat, bakan, başbakan, başbakan oğlu, başbakan kızı olduk... Ama Muhammed İkbal’in deyimiyle “sahile vurmuş çer çöp” hiç olmadık. ...

Vefat eden Ensar Vakfı eski Başkanı Ahmet Şişman’a ve menfur terör saldırıları neticesi şehit olan askerlerimize Allah’tan rahmet diliyorum. Mekânları Cennet olsun.

Sayfa: 2 / 2 (11 Yorum)Prev1[2]Next


YorumYap

Sayı: 109 | Tarih: 17.7.2011
Mehmet Şevket Eygi
Bir Medeniyet Değiştirme Mâcerası...
Yeni Medeniyet Gelecek
833 Okunma
1 Yorum
Emine Hocaoğlu
Mahir Kaynak
Yeni Osmanlıcılık
Allah’ı kimse yenemez.
822 Okunma
11 Yorum
Süleyman Karagülle
Taha Kıvanç
Tamil Kaplanları mı? Ağzından yel alsın...
Erbakan, Erdoğan ve barış
547 Okunma
1 Yorum
Ahmet Kirtekin
Ruşen Çakır
BDP boykotu fazla uzatamaz
SAĞDUYUYA DAVET
534 Okunma
3 Yorum
Tayibet Erzen
Ahmet Hakan
Aman 90'lara dönmeyelim
Fesattan beslenenler
528 Okunma
1 Yorum
Lütfi Hocaoğlu