Kullanıcı Adı:
Parola:
Üye Kayıt
Üye Aktivasyon
Parolamı Unuttum

Captcha image
Show another code

Giriş
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1052
Furkan Suresi Tefsiri 21-29. Ayetler
22.2.2020
809 Okunma, 3 Yorum

FURKAN SÛRESİ- 5. Hafta

أَعُوذُ بِاللَّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

وَقَالَ الَّذِينَ لَا يَرْجُونَ لِقَاءَنَا لَوْلَا أُنْزِلَ عَلَيْنَا الْمَلَائِكَةُ أَوْ نَرَى رَبَّنَا لَقَدِ اسْتَكْبَرُوا فِي أَنْفُسِهِمْ وَعَتَوْا عُتُوًّا كَبِيرًا (21) يَوْمَ يَرَوْنَ الْمَلَائِكَةَ لَا بُشْرَى يَوْمَئِذٍ لِلْمُجْرِمِينَ وَيَقُولُونَ حِجْرًا مَحْجُورًا (22) وَقَدِمْنَا إِلَى مَا عَمِلُوا مِنْ عَمَلٍ فَجَعَلْنَاهُ هَبَاءً مَنْثُورًا (23) أَصْحَابُ الْجَنَّةِ يَوْمَئِذٍ خَيْرٌ مُسْتَقَرًّا وَأَحْسَنُ مَقِيلًا (24) وَيَوْمَ تَشَقَّقُ السَّمَاءُ بِالْغَمَامِ وَنُزِّلَ الْمَلَائِكَةُ تَنْزِيلًا (25) الْمُلْكُ يَوْمَئِذٍ الْحَقُّ لِلرَّحْمَنِ وَكَانَ يَوْمًا عَلَى الْكَافِرِينَ عَسِيرًا (26)وَيَوْمَ يَعَضُّ الظَّالِمُ عَلَى يَدَيْهِ يَقُولُ يَالَيْتَنِي اتَّخَذْتُ مَعَ الرَّسُولِ سَبِيلًا (27)يَاوَيْلَتَا لَيْتَنِي لَمْ أَتَّخِذْ فُلَانًا خَلِيلًا (28)لَقَدْ أَضَلَّنِي عَنِ الذِّكْرِ بَعْدَ إِذْ جَاءَنِي وَكَانَ الشَّيْطَانُ لِلْإِنْسَانِ خَذُولًا (29)

 

***

 

وَقَالَ الَّذِينَ لَا يَرْجُونَ لِقَاءَنَا

Va QAvLa elLaÜIyNa LAv YaRCUvNa LiQAyEaNAv (Va FaGaLUv elLaÜIyNa LAv YaFGaLUvNa FaGAEiLaTa)

“Ve Bize likaya recv etmeyenler kavl etti”

Likamızı reca etmeyen kimseler “Melekler bize inzal edilmeliydi” diye kavl ettiler.

Buradaki melekler görevlilerdir. İnsanlar kendi topluluklarının diğer topluluklardan üstün olmasını isterler. Topluluklar kendilerinden olmayan görevlileri kabul etmek istemezler.

Büyük din mensupları başka dine mensup olanlardan peygamber çıkmasını hazmedemezler. İsa’nın bir Yahudi âlimi olmaması onları rahatsız etmiştir. Allah İsa’yı mabette yetiştirdi ama onu bir erkeğin oğlu yapmadı, babasız olarak bir kadından doğurdu. Meleklerin kendilerine gelmesi gerekirdi ama Allah onu bir kadının oğlu yaptı. Bugün dünyanın en büyük dinine mensup olanların resulüdür. Hala Yahudilerle Hıristiyanlar arasında büyük buğz vardır. İslami eğitimi alması için peygamberler kültürlü ailelerden seçilmiştir ama kendi içlerinden en aşağı birisi seçilmiştir.

Bugün de Adil Düzen’in Türkiye’de ortaya çıkması, sıradan bir kooperatifte hazırlanması ve dindar bir ailenin çocuğu ama varlıklı bir ailede kenara itilmiş olan birinin Adil Düzen’i benimsemesi insanları rahatsız etmiştir. Adil Düzen’e tüm muhalif olanların derdi bu düzenin kendi aralarından çıkmamasıdır. İlahiyatçı olmayan mühendislerin bu işi ele almaları ilahiyatçıları rahatsız etmiştir. Sermaye’yi de kendilerinden olan zenginlerden çıkmamış olması rahatsız etmiştir.

Bunlar Allah’a inanıyorlar ama ahirette Allah’la karşılaşacaklarını beklemiyorlar. Bu sebeple ‘bizden’ sözünü kullanıyorlar, tarikat ehli de kendilerinden olmayanları reddeder. Ben tarikatlardan davetler aldım. “Ben şeriat ehliyim” dedim ve kabul etmedim. Bu buğuzları devam etmektedir. Açıkça hiçbirisi Akevler’e ve bana cephe alamıyor ama içlerinden Sermaye’nin yandaşı olarak Adil Düzen’e ve Akevler’e karşıdırlar, sırf kendilerinden olmadığım için karşıdırlar.

لَوْلَا أُنْزِلَ عَلَيْنَا الْمَلَائِكَةُ

LaV LAv EuNÜiLa GaLaYNay eLMaLAVEiKaTu (Lav Lav EuFGıLa GaLaYNa eLFaGAvEiLaTu)

“Üzerimize melaike inzal edilmeliydi”

Bugün meleklere inanmaktadırlar. Kur’an nazil olduğu zamanda meleklerin inzali söylemi söz konusu değildir. Bugün melek yerine ilim ehli kendileri oldular, onlar bunlardır. Tarih boyunca Sermaye hep bunu yapmıştır. İlim adamları bir şey buldular mı eğer o Yahudi değilse onu unuttururlar. Sonra bir İsrail oğlunu bulur ona söylerler ve onu meşhur ederler. Einstein ve Darwin böyle kimselerdir. Siyasiler de seçilen kimsenin kendilerinden olmasını isterler. Kendilerinden olmayan herkes kötüdür, yaptığı yanlıştır çünkü onlardan biri değildir, kendilerinden olanların hepsi iyidir, yaptıkları da doğrudur.

أَوْ نَرَى رَبَّنَا

EaV NaRAv RabBaNAv (EaV NaFGaLu FaGLaNAv)

“Veya Rabbimizi rey etmemiz”

Ya da doğrudan bize görünmesi...

Bugünkü insanları inkâra götüren birinci konu “Rab neden kendisini gizlesin, açıkça, madem vardır, peygamberlere göründüğü gibi her zaman görünmelidir” demeleridir.

Ben 1990’larda 63 yaşımı doldurmuş, çok yorulmuştum. Kendimi emekli ettim ve Kırgızistan’a gittim. Gitmesem S. Akdemir ekibi serbest hareket edemezdi. Necmettin Erbakan’la beraber çalıştık, hep mutabık kaldığımız şeyleri söyledik. Uygulamada bu mutabakat aranırsa başarıya ulaşılamaz. Onları serbest bırakmak için Kırgızistan’a gittim. Benim gibi zavallı biri bile serbest iş yapmaları için arkadaşlarından uzak kalmayı uygun gördüyse eğer, Allah bize görünseydi hangimiz kendi içtihadı ile iş yapabilirdi? Allah kullarının serbest girişimci olarak, özgürlük içinde iş yapmaları için kendisini göstermiyor.

Bugünkü zavallı muhaliflerimiz bu kadar basit şeyi görmüyorlar. Elinize mıknatıs alın, onun mıknatıslığını gören var mı, görüyor muyuz? “Ama mıknatıs demirleri çekiyor. O halde vardır.” diyoruz. Onu ölçüyor, motorlar yapıyoruz, jeneratörler yapıyoruz. Birimiz inkâr edebiliyor muyuz? O halde Rab görülmüyor diye O’nu yok sayma ondan bir şey beklememedir.

Ben şimdi karşımda oturan arkadaşı görüyorum, bedenini görüyorum, resmini de gördüğüm zaman veya ekranda gördüğüm zaman da aynı şeyleri görüyorum, orada yoktur biliyorum. Allah’ı görmememiz O’nun yokluğu veya görünmezliği değildir. Bizim O’nu gören gücümüz olmamasından ileri gelmektedir. Allah’a şunu söyleyebiliriz. Verdiklerinin şükrünü yapmadık ki daha fazlasını isteyelim.

لَقَدِ اسْتَكْبَرُوا فِي أَنْفُسِهِمْ

LaQaDi iSTaKBaRUv FIy EaNFuSiHiM (LaQaD iSTaFGaLUv FIy EaFGuLiHiM)

“Kendi nefislerinde istikbar ettiler”

كَبِير yaşça büyük demektir. Bütün insanlarda kendilerinden yaşlı olanlara saygı gösterme vardır. İstikbar etmek kendisini büyük saymak demektir. Kendilerini Allah’tan daha akıllı gördüler, O’nun seviyesinde gördüler ve O’na akıl vermeye kalktılar. O’nun öğrettiklerine uymayıp kendi akıllarına göre işler yapmaktadırlar. Bu, Kelam ilminin bitmeyen tartışma konusudur.

Mutezile’ye göre insan aklı Allah’ın yaptıklarını da değerlendirme seviyesindedir. Allah da aklın verilerine göre hareket etmek zorundadır. Allah da 3 kere 4’ü 13 yapamaz.

Eşariler’e göre Allah bir şeye iyi dediği için o şey iyi olmuştur, Allah’ın kötü dediği kötü olmuştur. Barışta insan öldürmek günahtır. Savaşta ise insan öldürme sevaptır. İnsanı kesmek çok büyük günahtır. Deveyi kesmek ibadettir. Akıl sadece onun dediğini anlamaya yarar.

Bu iki mezhepten her ikisini kabul etmeyen Maturidi, Allah’ın iyi dediği iyidir, kötü dediği kötüdür. Allah aksini deseydi aksi olurdu. Deveyi öldürmek günah, insanı öldürmek sevab olurdu. Burada Eşari haklıdır ama Mutezile’nin de haklı olduğu taraf vardır.

İnsan aklı kendisine ayrıca tebliğ ulaşmadan bazı şeylerde Allah’ın neye iyi, neye kötü dediğini bilir. Akıl yalnız hitabı anlamaz, ilahi iradeyi de akıl yoluyla bilir. Barış savaştan iyidir. Deveyi öldürmek iyi değildir ama insan yerine deveyi öldürmek iyidir. Ehveni şerri ihtiyar etmek iyidir. Bugün yeryüzünde insandan fazla koyun vardır ama insanın binde bir kadar fil yoktur. Deveyi yetiştirenler karşılıksız beslemezler. Devenin varlığına sebep olmuş olurlar, yokluğuna da sebep olan haller vardır. Devenin varlığı bir ilaçsa kötü iş değil iyi iş yapmışlardır. Hayvanları koruma kanunları hayvanları yaşatma kanunlarıdır, nesli kurtarma kanunlarıdır.

وَعَتَوْا عُتُوًّا كَبِيرًا (21)

Va GaTuV GuTuvVan KaBIyRan (Va FuGaLUv FuGUvLan FaGIyLan)

“Ve kebir utuv ile utuv ettiler.”

عتوkökü عصيkökünde صharfinin ت’ye dönüşmesiyle oluşmuştur. ‘İsyan’ ‘sopa kaldırma’ demektir yani iktidara karşı silah kullanmaktır. عتو‘de ise emrini yerine getirmeme vardır. Yetkili size bir şey emrettiği halde siz onun sözünü dinlemiyorsanız bu عُتُوّ ‘dur.

عetki, ت oluş, وbağlantıdır.

Silahlı ayaklanma suçtur ama çözümü vardır. Savaşırsın, yenersin ve silahlı savaşı sona erdirirsin. Ama silahsız savaş yani kurallara uymama, şeriat içinde yaşamama, söz dinlememe topluluğu yok hale getirir.

Bugün insanlık kanunlar yapmakta ama o kanunlara uymamaktadır çünkü o kanunlara uysa helak olur.

Peki, insanlar neden kanunlar yapıyor da sonra uymuyor?

Binlerce sene öncesinin sorunlarını çözen dinler, kurallarını o kadar inandırıcı şekilde yapmışlar ki hayatlarına uymasa da ona karşı çıkmıyor, ona uyamıyorlar ama yenisini getirmeye de mani oluyorlardı. Osmanlı İmparatorluğu’nu çökerten budur. İslam âlemini geri bırakan budur. İçtihadı yasaklamış, şeriat sorunları çözemeyince fetvalarla vaziyeti idare etmişler. İlme dayanmayan siyasilerin isteklerine göre oluşan çözümler çözüm olamamış.

Birinci sebep tutuculuktur. مَا سَمِعْنَا بِهَذَا فِي آبَائِنَا الْأَوَّلِينَMüminun 23/24 ayetinde önceki atalarımız içinde bunu işitmedik.

İkinci sebep ise; Sermaye’nin parası ile toplulukları idare edebilmek için birçok kural kanunlaştırılmaktadır. Birbirleri ile çelişki halinde bulunan insanlar, var olan mevzuat yerine söylentilerle ve geleneklerle idare edilir hâle gelmiştir. Sermaye basını Dolar aşkına harekete geçirilmekte ve Bürokratlar da Sermaye’nin baskısına göre hareket etmektedirler. Basınla uslanmayanlar ise terörle yola getirilmektedir.

İşte bu silahsız baskı daha büyük sorun ve soygundur, عُتُوًّاكَبِيرًا‘dir. Görünürde hafiftir ama çaresi olmayan bir baskıdır. İktidarlar buna karşı zor kullanırlarsa zalim olurlar, kullanmazlarsa aciz olurlar.

 

YORUM

Gerek yaşlanmış olması gerekse Sermaye’nin istismarı sebebiyle halk mevzuata uymayarak hukuk dışı olarak sorunlarını çözmektedir. Devlet memurları da zulüm kurallarını uygulamaktadırlar. İktidarda olanlar da buna göz yummaktadırlar. Ancak böyle yaşayabilme imkânı var. Hala yasalarda laikliğe aykırı odak olan partiler kapatılabilmektedir. Hala bu suçu işleyen yöneticiler müebbet hapse mahkûm olabilmektedir. İktidar partisi olan AK Parti’nin bile bu madde ile kapatılmasına ramak kalmıştı. Askerler kurtardılar. AK Parti başkanlık sistemini değiştiriyor. Sermaye öyle buyurduğu için ama bu madde hala buz odasında bekletilmektedir.

Asıp kesen iktidar partisi yarın önüne getirilecek olan zulüm maddesini değiştirmemektedir. Bu durumda sıradan vatandaş, sıradan bir görevli bu kanunları nasıl uygulayacak? Tek çıkar yol vardır. Bu yol hakemlerden oluşan yargı yoludur. Hakemler hakemlikle ilgili kanunlardan yararlanırlar. Haksızlık oluşmuyorsa kanunlara uyarlar. Haksızlık oluşuyorsa kanunları değil adaleti uygularlar. Yargı kararları meclisin de üstünde olursa, başkanların da üstünde olursa ancak bu sorun zamanla çözülür.

Zulmün ikinci kaynağı ise karşılıksız paradır, faiz parasıdır.

Böylece insanlık zulüm düzeninden kurtulabilir.

Sermaye bütün mali gücünü elde etmiş, insanlara Dolar gücüyle suç işletmektedir. Bundan kurtulmanın tek yolu vardır, o yol da altın bonodur. Bu sistemde günlük ödemeler TL ile, borçlanmalar ise altın bonosu ile yapılmaktadır.

Biz Akevler olarak 50 senedir uyguluyoruz ve varız. Bir belediye, bir ilçe, bir il, bir firma da uygulayabilir. Devletimiz ve diğer devletler de uygulayabilirler.

Akevler semt kooperatiflerinde bunu yapacaktır. İnsanlık semt kooperatiflerine hicret edecek ve oralarda kurulacaktır. Oralara hicret edenler kurtulacak, hicret etmeyenler Nuh’un kavmi gibi çağımızın sosyal tufanı içinde helak olacaklardır.

عُتُوًّاكَبِيرًا ifadesine sen yanlış mana verdin diyen varsa yanlışımı düzeltmeye hazırım. Yeter ki söylediklerine hiç olmazsa kendisi inansın. Biz de düşünürüz, “İçtihadımızda hata var” deriz ve hatamızı düzeltiriz.

 

Öz Türkçe ile:

“Ve Bize kavuşmayı beklemeyenler ‘Bize görevliler inmeliydi ya da Yetiştiricimizi görmemiz gerekirdi.’ dediler. Kendi kendilerine büyüklendiler ve büyük direnişle direndiler.”

 

Kur’an kelimeleri ile:

“Ve Bize likaya recv etmeyen kimseler ‘Üzerimize melaike inzal edilmeliydi veya Rabbimizi rey etmeliydik?’ diye kavl ettiler. Nefislerinde istikbar ettiler ve kebir utuv ile utuv ettiler.”

 

 

 

Va QAvLa elLaÜIyNa LAv YaRCUvNa LiQAyEaNAv LaVLAv EuNÜiLa GaLaYNay eLMaLAVEiKaTu EaV NaRAv RabBaNAv LaQaDi iSTaKBaRUv FIy EaNFuSiHiM Va GaTuV GuTuvVan KaBIyRan

وَقَالَ الَّذِينَ لَا يَرْجُونَ لِقَاءَنَا لَوْلَا أُنْزِلَ عَلَيْنَا الْمَلَائِكَةُ أَوْ نَرَى رَبَّنَا لَقَدِ اسْتَكْبَرُوا فِي أَنْفُسِهِمْ وَعَتَوْا عُتُوًّا كَبِيرًا (21)

 

***

 

يَوْمَ يَرَوْنَ الْمَلَائِكَةَ

YaVMa YaRaVNa eLMaLAEiKaTa (YaVMa YaRaVNa eLMaLAvEiKaTa)

“Melaikeyi rey edecekleri yevm”

الْيَوْمَ bugün demektir. يَوْمَise o gün demektir. İkisi de marifedir.

Bundan önce يَوْمَgeçmişti (17. ayet) ve oradaki hallerden bahsetmişti. Şimdi tekrar ettiğine göre bu başka yevmdir, yoksaيَوْمَئِذٍderdi. O يَوْمahiretteki yevmi, bu يَوْم bu dünyadaki yevmi ifade etmektedir. Kur’an düzeninin geldiği gün demektir.

Adil Düzen iktidar olduğunda onun görevlileri olacaktır. O gün göreceklerdir. Tebliğciler itaat edebilmemiz için bizden malca veya silahça üstün olmalıdırlar demektedir.  O gün gelince Müslümanlar malca da silahça da üstün olacaklar ve o günün görevlileri gelip onları göreceklerdir.

Bunun manası, bizim iktidara talip olmamız için Dolar’dan üstün bir paramızın olması gerektiğidir. Bu bugün bile var. Altın bonosu, demir bonosu, buğday bonosu onlardan üstün paradır. Ama henüz atomdan daha güçlü silaha sahip değiliz. Demek ki o gün atomdan daha etkili silaha sahip olacağız. Peki, bu silahı nasıl elde edeceğiz?

Düşman bize atom bombasını gönderdiği zaman onu yolda yakalayacağız ve gerisin geriye gönderip kendi başında patlatacağız. Bunu elde etmemiz için de bilgisayar çalışmasını yapacağız. Türk mühendisler bugün bilgisayarda, dünyada yarış içindedirler. Eğer biz bilgisayar dershaneleri açarsak bu imkâna kavuşabiliriz. Bunun için önce radar dışında ülkeye giren atom füzesini tespit etmemiz gerekecektir.

Semt kooperatiflerindeki ultrasonik alıcılar bunu çok kolaylıkla tespit edecektir. Ülkemize giren herhangi bir ses dalgasını yansıtması ile tespit edebiliriz. Isıdan da yararlanabiliriz. Ondan sonra onu yöneten elektromanyetik dalgasını arkasına taktığımız bir cihazla ölçebiliriz. Biz ona daha yakın olduğumuzda ve her semtten ona sinyal göndereceğimizden dolayı yönlendirmeyi biz ele almış oluruz. Sonunda kendi silahını o ülkenin başında patlatırız. Aradaki ülkeler kendi üzerlerinde patlamasın diye bize yardımcı olurlar.

لَا بُشْرَى يَوْمَئِذٍ لِلْمُجْرِمِينَ

LAv BuŞRAv YaVMaEiÜin LieLMuCRıMIyNa (LAv FuGLAv FaGLaEiÜin LieLMuFGıLIYNa)

“O yevm mücrimlere büşra yoktur”

Adil Düzen geldiği zaman cürüm işlemeyen herkese müjde vardır. Eğer zulüm yapmamış sadece fikir ve davranışları ile o cephede olmuşsa genel afla suçsuz hale getirilecektir. Siyasette ihtilal ve darbeden sonra genel af çıkarma ilkesi vardır. Böylece silahlı müdahalenin düzenden dolayı olduğu, kişilerin suçsuz olduğu ilan edilmiş olur.

AK Parti 15 Temmuz zaferinden sonra bundan yararlanabilirdi ve genel af çıkarabilirdi. Suçu düzene yükler yeni düzene geçerdi. O tam tersini yaptı. 15 Temmuz’da saldıranlarla bir olup suçsuzları hapishaneye doldurdu.

AK Parti hala bu şansa sahiptir. Genel af ilan edebilir, Öcalan’ı ve Gülen’i de affedebilir. Böylece kendi güvenliğini de garantiye almış olur. Ayrıca çıkaracağı ceza kanunu ile cezaları makablu’na (مَاقَبْلُ) uygulayanları da şiddetle cezalandırır, hukukun temel kuralları ile oynamaya izin vermez. Necmettin Erbakan’ı muhakeme etmeden mahkûm ettiler. Onu mahkûm edenler cezalandırılmalıdır.

جُرَامَة hurma döküntüsü demektir. Hurma toplarken yaramayan hurma döküntüsüdür.Buğdaydan veya hurmadan kopup dökülen döküntü veya ağaç kesildikten ve dalları koparıldıktan sonra kalan kütük veya insanın bedeni demektir.

ضَرْب insanın bedeninde iz bırakmayan ama eziyet veren etkidir.

جُرْم ise insanı parçalayan veya öldüren müessir fiildir.

ج toplanmayı, ر devamlılığı, مise enginliği, dalgayı ifade eder.

جُرْم insanda kalıcı eksiklik bırakan suçtur. Demek ki Adil Düzen geldiği zaman düzen gelmeden önce işlenmiş ve kalıcı olmayan zulüm dahi affedilecektir. Öldürme ve sakatlama gibi fiiller cezalandırılacaktır. Adil Düzen’de yeni düzen kurulacaktır. Cahiliye döneminde işlenen suçlardan kimse sorulmayacaktır. Bunlarda zulüm görenler ahirette Allah tarafından mükâfatlandırılacaklardır. Zalimler de affedilecektir. Çünkü düzenin gereği suç işlemişlerdir. Suç işleme kasıtları yoktu.

Suçsuz insanları öldüren, siyasetini terör olayları ile yürüten kimselere af yoktur. Bunlardan sorulacak. Kaşıkçı’yı öldüren, Nihat Erim’i öldüren muhakeme edilecektir. Hapse atmışsa bu affedilecektir ama sakat edilmişse affedilmeyecektir.

وَيَقُولُونَ حِجْرًا مَحْجُورًا (22)

Va YaQUvLUvNa XıCRan MaXCUvRan (Va YaFGaLUvNa FıGLan MaFGUvLan)

“Ve hicren mahcuran diye kavlederler”

Arapçada mastar hem ismi fail ve hem de ismi mefulü ifade eder. Türkçede meçhulün mastarı vardır, gördünün mastarı görmek, göründünün mastarı görünmektir. Arapçada mastar iki manayı da ifade eder, eğer mastarın mefule ait olduğunu göstermek isterseniz meçhul sigası eklersiniz. Mahcuran hicr olsun demiş olurlar. Hacer taş demektir. Taş duvar anlamına da gelir.

“Aramızda taş duvar olsun bize ulaşmasınlar” derler.

Yani daha önce görevlileri kendileri ziyaret edip onlara rüşvet verirlerdi. İlçelerde esnaf vardı. Halk devlet memurları ile geçinemezdi. Kasabadaki tüccarlar görevlilere ikram ederlerdi. Onlara veresiye mal verir, sonra tahsil etmeyebilirlerdi. Görevliler halkla ilişkilerini bu tüccarlarla yaparlardı. Tüccarlar da halk da memnundu. Tüccarlar böylece müşteri kazanırlardı. İşte sıradan birisi görevlenince onu dinleme mümkün değildir. Görevlilerden biri onlara söylemeliydi yahut merkezdeki yöneticiler oralara gelmeliydi. Halk ise görevlilerden kaçardı çünkü onlardan devamlı azar işitirdi. Onlar halkı ezer, tüccarlar halkı kurtarırdı.

Bu durum meclislerin de işi idi. Milletvekilleri ezilen halkı bürokratlardan korurdu. Bürokratlarla milletvekilleri arasında böyle tezgâh kurulmuştu. Bürokratlar halkı ezer, halk milletvekillerine başvurur, onlar da onları korurlardı. Böylece milletvekilleri de oy alırlardı.

Meclislerin güya kanun çıkarma yetkileri vardı. Oysa kanunlar Batıda hazırlanır, formalite gereği meclisten geçerdi.

Adil Düzen geldiği zaman bunların bu oyunları bitecektir. Milletvekilleri halkın vekilleri olacaklardır. Partiler milletvekillerini atamayacak, milletvekilleri partileri oluşturacaklardır. Bürokratların görevi halka zorluk çıkarmak değildir, yasakların bekçisi olmak değildir. Onlara hizmet için varlar. Halkı denetlemek ise bürokratların değil yargının görevidir. İnfaz ise silahlı gücün görevidir.

Bugün bürokrasi ile içli dışlı olanlar yarın onlardan fersah fersah kaçacaklardır. Bürokratlar da siyasilere uşaklık etmekten kurtulacak, halka hizmet edeceklerdir.

 

YORUM

Biz iktidar olduğumuzda ne yapacağımızı çok iyi bilmeliyiz. Bize muhalif olanları halk da bilmelidir. Mücrim olmayanlar mücrimlerin şerrinden bize karşı olurlar. Haksızlıklar yapabilirler ancak içlerinden bizi desteklerler. Bir gün galip geleceğimizi anladıklarında hepsini yanımızda görürüz. Fevc fevc bize katılırlar. Bunun için halka Kur’an’ın adaletini anlatmak görevimizdir. Yalnız anlatmak değil göstermek de.

Semt kooperatiflerini kurduğumuz zaman cinayetler dışında yargı semt hakemleri tarafından yürütülecektir. Herkese adaletle hükmedilecektir. Hukuk davaları ve cezada tazminat davaları hakemlerce çözülecektir. Halk bizi görecektir. Çünkü herkesin semtlerde, tüm ülkede hatta dünyada yakınları ve tanıdıkları vardır. Semtlerde misafirhaneler vardır.

Akevler’e geldiklerinde misafirhanemiz vardı, orada misafir olurlardı. Ayrıca kalabalık misafirleri sakinler paylaşırdı. Böylece Akevler tüm dünyada tanınır hal almıştır. Yarın semt kooperatifleri de tüm insanlığı birbirine tanıştıracaktır.

Yalova’da inşaat ortaklığını kurmuş bulunuyoruz. Arsayı aldık. Projeyi yaptık. İnşaatı ortaklara verecektik, biz başka iş yapacaktık. Ondan fazla ahşap ev sözünü verdik ama daha yapamadık. Hiçbir müteahhit yapmak istemedi. Biz de ahşap evlerle beraber inşaata başladık. Kalıbını yapıyoruz. Bölmelerini yapıyoruz. Aynı bölmeler inşaatta da kullanılacaktır.

Sonuç olarak kimse inşaatımızı yapmayı kabul etmediği için biz Adil Düzen’e göre inşaat işletmesini kurduk. Allah S. Akdemir’e imkân verdi, o da Yalova inşaatına koydu. Şimdi eksik hiçbir şeyimiz yoktur. İnşaat ekibimiz de tamamdır. Allah’ın ihsanı ile bir sene sonra 24 dairemizi yapmış olacağız.

İnşaatı yapmış olmamız yüz lojmanlı apartman denemesini yapmış olmamız demektir. İkinci inşaatımız yüz lojmanlı semt apartmanı olacaktır. Bunun Ar-Ge merkezini kurmuş olacağız. İnşaat ekibini yetiştirmiş olacağız. Her sene bir semt apartmanını yapmış olacağız inşallah.

On senede 1000 apartman yapabiliriz. Türkiye nüfusu 100 milyondur. 200 bin semt vardır. On senede 1000, ikinci on senede tüm Türkiye’de semt yapıları tamamlanmış olur. Üçüncü binyıla geçmiş oluruz. Bu da 2033’e tekabül etmektedir. Yirmi birinci asrın ilk üçte biridir.

Yirminci yüzyılın birinci üçte birinde küfrün zirvesine çıkıldı. İkinci üçte birinde duraklama geçirildi. Üçüncü üçte birinde Müslümanlar iktidar oldu. Üçüncü binyılın ilk üçte birinde Adil Düzen örneği verilecektir. Türkiye’de Adil Düzen iktidar olacak inşallah. Tarihi gelişme böyle. Ama takdir Allah’ındır. Gaybı Allah’tan başka kimse bilemez.

 

Öz Türkçe ile:

“Görevlileri görecekleri gün, o gün suçlulara hiçbir sevinç yoktur ve ‘Kovulmuş olarak ayrılık olsun.’ derler.”

 

Kur’an kelimeleri ile:

“Melaikeyi rey edecekleri yevm, o yevm mücrimlere hiçbir büşra yoktur ve ‘Hicren mahcuran’ diye kavl ederler.”

 

 

YaVMa YaRaVNa eLMaLAEiKaTa LAv BuŞRAv YaVMaEiÜin Li eLMuCRıMIyNa Va YaQUvLUvNa XıCRan MaXCUvRan

يَوْمَ يَرَوْنَ الْمَلَائِكَةَ لَا بُشْرَى يَوْمَئِذٍ لِلْمُجْرِمِينَ وَيَقُولُونَ حِجْرًا مَحْجُورًا (22)

 

***

 

وَقَدِمْنَا

Va QaDıMNAv (Va FaGıLNAv)

“Ve kadm ettik.”

قَدَمön demektir. Öne götürdüğü için ayak anlamı da kazanmıştır.

ق gücü, د çevreyi, م enginliği ifade eder.

Sülasi fiil olarak iki defa geçer. يَقْدُمُقَوْمَهُ(Hud 11/98) da götürmek demektir. Burada da aynı manayı verecek olursak Allah mücrimleri götürecektir demiş oluruz.

Hidayet etmek, bir yere gidecek kimseyi gitmek istediği yere götürmek demektir. Kadm etmek halkı zorla sürüklemektir. Firavun ahirette halkını onlar istemese de zorla sürükleyecektir. Ateşe götürecektir. Demek ki ahirette de kitlesel hareket söz konusudur.  Musa’nın davetine uymayıp Firavun’a uydukları için götürmüş olmadır. Onların ateşe gitmelerine sebep olmuştur. Bu dünyada mücrimler Adil Düzen geldiği zaman, o gün kurulacak adil yargı onları amel ettiklerine götürecektir.

إِلَى مَا عَمِلُوا

EiLAy MAv GaMiLUv (EiLAy MAv FaGıLUv)

“Amel ettiklerine”

Amel ettikleri nedir? Yaptıkları binalara mı götürecektir? Ürettikleri mallara mı götürecektir? Yoksa yaptıkları fesada mı götürecektir?

Faizli düzene götürecektir. Faizli düzende bir sistem kurmuşlardır. Bu, işçilik düzenidir. Faizli tekel düzenidir. Merkezi düzendir. Baskı ile elde ettikleri ekseriyet oyuna oturan sistemdir. Hileye ve yalana dayanan sistemdir.

Semt kooperatiflerinde yüz lojmanlı apartmanlarda herkes istediği gibi yaşayacaktır. Kendi semtlerini istedikleri gibi yöneteceklerdir. Kendilerinin ellerinden malları alınmayacak, onların işlerine karışılmayacak, ne yapmak istiyorlarsa onları yapacaklardır. Çünkü ortaklık düzeninde herkes içtihadı ile hareket edecektir. Kurallar içinde yaşama hakkı olacaktır.

Sistemler karşılaşacak. Faizli sistem mi ortaklık sistemi mi başarılı olacak? Hâkimlik mi hakemlik mi başarılı olacak? Biz iktidar olunca düzeni hemen değiştirmeyeceğiz. Bugün olduğu gibi hâkimlik de hakemlik gibi devam edecektir. İsteyen hâkimlere isteyen hakemlere başvurabilecektir. Küçük bir fark olacak. Bugün sözleşmelerinde yazmamışlarsa hâkimlere giderler, bizde ise sözleşmelerde aksi yazılmamış ise hakemlere gidilir.

مِنْ عَمَلٍ

MiN GaMaLin (MiN FaGaLiN)

“Âmelden”

مَا harfi tamamı, işledikleri her şey demektir. مِنْ ise teb’iz için gelir. Yahut cins için gelir. Âmellerden hangisini işlemişlerse مِنْعَمَلٍ demekle bir tür âmeli ifade eder. Bu kısmen marifelidir. İşlenen âmel nekredir ama hepsi işlenmemektedir. Belli âmeller işlenmektedir. Ondan dolayı nekredir. Sosyalistler sosyalist olarak, kapitalistler kapitalist olarak, faşistler faşist olarak yaşayacaklardır. Onların ortaklık düzenine gelmeleri için zorlama yapılmayacaktır. Düzenleri ne olursa olsun serbest olacaklar. Bundan dolayı nekre olarak gelmiştir. Herkes kendi içtihadı ile âmel eder. İçtihat marifedir ama içtihat edilenler nekredir. Kapitalist, sosyalist veya karmadır.

فَجَعَلْنَاهُ هَبَاءً   

Fa CaGaLNAvHuv HaBAvEan (Fa FaGaLNAvHu FaGAvLan)

“Onu heba ca’l ettik.”

Burada فَ takibiye değil ta’liliye içindir. Âmel ettiklerinden dolayı âmellerini heba ederiz. Karşılıksız para işe yaramayacak. Dolayısıyla iflas edeceklerdir. Yaptıkları apartmanlar işe yaramayacak çünkü yüz lojmanlı apartmanlar faaliyete geçmiş olacaktır. Fabrikalar üretim yapamayacak çünkü apartmanlardaki üretim piyasaya çok kaliteli ve çok ucuz geçecektir. Amel ettikleri malları vitrinlere dizi kıldık yani artık piyasaya çıkamıyorlar.  

مَنْثُورًا (23)

MaNÇUvRan (MaFGUvLan)

“Mensur”

Artık işçilikle üretilen mallar satılamıyor. Ekonomik olarak şöyle açıklarız. İşçilik düzeninde sabit giderler vardır; işçilik ücreti, kira, faiz ve vergi. Üretim yapmasanız da bunlar harcanmaktadır. Bundan dolayıdır ki belli büyüklükten küçük olan firmalar paylarını satamazlar. Oysa ortaklıkta işçilik, kira mal olarak bölüşülmektedir. Herkes elindeki malları satabilir. Az kazanır ama zarar etmesi söz konusu değildir. Ortaklık sisteminde herkes çalışmakta sonra üretilen malları bölüşmektedir. İşçilik sisteminde ise mallar satılmadığı için vitrinlerde dizili beklemektedir.

 

YORUM

1960’larda Kooperatif’i kurduğumuz zaman buna benzer açıklamalar yaptık. 50 senelik uygulamalar göstermiştir ki tüm saldırılara rağmen bizi iflas ettirememişlerdir. Gülen ile çalışırken, Erbakan’la siyasi partiyi kurarken bunu hatırlatmış ve “İşçilik sisteminde faizsiz yaşamak mümkün değildir” diye açıklamıştım. Onlar bize kulak vermediler. İşçilik sisteminde servet edindiler. Şimdi onlar hebaen mensura durumunda işe yaramaktadır.

Topluluklar da birer canlıdır. Hücreler büyümez, hücreler çoğalır. Semt kooperatifleri çoğalacaktır, büyümeyecektir. Bugünkü topluluklar topluluk değil birer kalabalıktır. Kurumlar görevlerini görmüyorlar. Peygamberlerin getirdiği sistemler ile kurumlar kuruyorlar ama işe yaramamaktadır. Sendikalar vardır. Odalar vardır. Güya işçilerin ve iş adamlarının hukukunu koruyacaklar, odalar yardımcı olacaklardır. Sermaye ile birlik olup işçileri ve iş adamlarını eziyorlar. Başını örttü diye avukatlık mesleğinden çalışanını uzaklaştıran kurum hangi mensubunun çıkarını sağlamak için bunu yapmaktadır?

Ayetin ana açıklaması; Adil Düzen silahla değil, yasalarla değil, ortaklık sistemi ile gelecektir. Onlar bunu bilmektedir. Onun için uykuları kaçmaktadır. Onun için dinlerle savaşmaktalar. Evet, ilahi dinler galip gelecek. Faizli işçilik sistemi sona erecek, selemli ortaklık sistemi gelecektir. Ne yaparlarsa yapsınlar başka çare bulamayacaklar.

Sermaye ile işbirliği yapmış inanmışlar da vazgeçmezlerse onlar da aynı akıbete uğrayacaklardır. Bizim bu parti ve cemaatlere sürekli uyarılarımız onları sevdiğimizdendir. Hakkı tavsiye ediyoruz. Onlar da bize sabretsinler. Biz sabrediyoruz. Onlar da şimdilik sabrediyorlar. Onun için onlar varlıklarını sürdürüyorlar. Bizi sustururlarsa Allah onları helak eder, biz yine konuşmaya devam ederiz.

 

Öz Türkçe ile:

“Ve işten işlediklerine vardık. Onu dizilmiş değersiz yaptık.”

 

Kur’an kelimeleri ile:

“Âmelden amel ettiklerine kadm ettik ve onu mensur heba ca’l ettik.”

 

Va QaDıMNAv EiLAy MAv GaMiLUv MiN GaMaLin Fa CaGaLNAvHuv HaBAvEan MaNÇUvRan

وَقَدِمْنَا إِلَى مَا عَمِلُوا مِنْ عَمَلٍ فَجَعَلْنَاهُ هَبَاءً مَنْثُورًا (23)

 

***

 

أَصْحَابُ الْجَنَّةِ

EaÖXAvBu eLCanNaTi (EaFGAvLu eLFaGLaTı)

“Cennet ashabı”

الْجَنَّةِ burada marifedir, أَصْحَابُ da marifedir. Kastedilen ahiret cenneti değildir. Bu cennet dünya cennetidir, sera cennetidir.

Gelecekte insanlar tarım kentleri ile sanayi kentlerinde yerleşeceklerdir. Bunların yüzdeleri birbirine eşit olacaktır. Yüz lojmanlı apartmanlarla, köydeki semtlerle kentteki semtler eşit refah seviyesine getirilecektir. Hatta köy hayatı sağlık bakımından tercih edilecektir.  Sanayi semtlerinde oturanlar tarım yapmazlar. Zayıf olanlar apartmanda hafif yan sanayiinde çalışırlar, güçlü erkekler ise meskenlerin dışında sanayi merkezlerinde çalışırlar. Köylerde oturanlar ise birbirinden uzak semt apartmanlarında otururlar. Zayıflar apartmanda yan sanayiinde çalışırlar, güçlü erkekler ve kadınlar tarımda iş yaparlar. Her aileye 10 dönüm yer tahsis edilmiş olacak ve herkesin birer dönümlük serası da olacaktır. Bunlar sera ehlidirler.

Cennetin sera anlamında olduğu daha önce açıklanmıştı. Sera demek istenilen iklimin oluşturulduğu yer demektir. Bugün herkes nasıl içinde barınıyorsa, hayvanların ahırları ve kümesleri varsa, yarın bütün tarım alanları hatta ormanlar sera içine alınacaktır.

Ahirette de cennet ehli seralarda yaşayacaktır. Özel elbiseleri ile sera dışı hareket edeceklerdir. Ama yaşamları ve üretimleri sera içinde olacaktır. İnsanlık cennette yaşamayı bu dünyada öğrenmiş olacaktır.

Burada atıf harfi getirilmeden cennet halkından bahsetmektedir. Üçüncü binyılın Kur’an’a inanmış halkıdır. Bunlar refaha ve zenginliğe ulaşacaklar, işçilikte direnenler ise hebaen mensura olacaklardır.

يَوْمَئِذٍ خَيْرٌ

YaVMaEiÜin PaYRun (FaGLaEiÜin FaGLun)

“O yevm hayrdır”

Bugün Sermaye ekonomiye hâkimdir ve ekonomik yararlılık hayr olmaktadır.

Bugünkü işletmeler Sermaye’ye dayanmaktadır. İşletmelerde tesisler ve nakit esas rolü taşımaktadır. Yarın semt kooperatiflerinde hayr olan, işletmeye hâkim ve sahip olan emek olacaktır. Semt sakinleri emeklerini birleştirerek üretim yapacaklardır. Ham maddeyi ürünleri ile değiştireceklerdir. Dolayısıyla semt işletmeleri emek işletmeleri olacaktır. Emeğin temel olduğu işletmelerde hayr insanlardır. Onun için cennet ashabı hayrdır denmektedir.

خَيْر seçilmiş kimseler anlamına gelmektedir. İnsanlar için mülkiyet konmuştur. İnsanlar yarışırlar, kazananlar varlık sahibi olurlar. Yarın sera sahipleri de böyle seçilmiş, başarılı olmuş kimselerden oluşacaktır. Aslında serbest rekabet sistemi hayrdır.

مُسْتَقَرًّا

MuSTaQarRan (MuFTaGalLan)

“Müstakar olarak”

İşçilik sisteminde istikrar yoktur. İstikrar arz ve talep kanunları ile oluşur. Tarımda üretim maliyetleri tespit edilemediği zaman arz ve talep kanunları çalışmaz. Ancak selem sistemi ile arz ve talep kanunları çalışır.

Benzer şekilde inşaat yapan birkaç sene sonra inşa edemeyeceği için arz ve talep kanunları çalışmaz. Elektrik gibi depo edilemeyen mallarda da arz ve talep kanunları çalışmaz. Su gibi kaynakları sınırlı olanlarda da arz ve talep kanunları çalışmamaktadır.

Ortaklık sisteminde bunların hepsine çare bulunmuştur. Selem sistemi, hamiline yazılmış mal senetleri, yarısı bedava sistemi, çalışma kredisi bu sorunları çözmektedir.

Batı dünyası daha bu kavramları bile bilmemektedir.

وَأَحْسَنُ مَقِيلًا (24)

Va EaXSaNu MaQIyLan (Va EaFGaLu MaFGIyLan)

“Ve makil olarak ahsendir.”

مُسْتَقَرًّا ve مَقِيلًا mimli mastardırlar. İsmi zaman veya ismi mekân anlamına da gelirler.

İnsanların iki şeye ihtiyaçları vardır. Biri biyolojiktir. Bunlar işletmelerde sağlanır, bir de sosyal ihtiyaçlar vardır. Bunlar da topluluklarda sağlanır.

Semt kooperatiflerinde çıkan nizalar hakemlerce çözülmektedir, dolayısıyla kavga olmaz. Herkes hakem kararlarına rıza gösterir. Yine de anlaşmazlık olursa kat değiştirilir. Semt değiştirilir, hicret demokrasisi çalışır. Dolayısıyla birbirini seven ve saygı duyan kimseler bir araya gelirler ve ahsen-i makıl olur.

Bu dünyada üçüncü binyıl uygarlığı anlatılmaktadır. Ahirete de örnek vermektedir.

 

YORUM

Allah insanları yarattı. Bir taraftan resuller gönderdi hakkı öğretti, onlar da hakka davet ettiler. Bir taraftan da şeytanı görevlendirdi, dalalette olmak isteyenlere yardımcı oluyor. Bu denge düzeni hiç kalkmayacak. Kıyamete kadar hak ve batıl savaşacak, iki cephe varlığını sürdürecek, halk da istediği cephede yer alacaktır.

Bu gerçeği bütün peygamberlere bildirmişlerdir. Dolayısıyla hiçbir peygamber bütün insanları hakta toplayacağını söylememiştir. O halde Kur’an düzenini kurarken bu gerçeği bilmemiz gerekir. Bu dünyada hakka yer verdiğimiz kadar batıla da yer vermeliyiz. Dünyevi muamelede kendimizle onları bir görmemeliyiz.

Biz kötülerle değil kötülükle mücadele etmeliyiz. Fatiha’da ne deniyor? “Bize müstakim sıratı göster” diye dua ediyor. “Müstakimlerle bir yap” demiyor. İyilerle değil de iyilikte birleşmeliyiz. AK Parti iyi insanlardan oluşuyor o halde onların da yanında olmalıyız dememeliyiz. AK Parti şu işi iyi yapıyor, o halde onunla beraber olmalıyız. Kemal Kılıçdaroğlu da iyi iş yaparsa onunla beraber olmalıyız. 

 

Öz Türkçe ile:

“O gün bahçe eli yerleşik olarak daha iyi ve sözlerle daha iyidir.”

 

Kur’an kelimeleri ile:

“Cennet ashabı o yevm müstekar olarak daha hayırlı ve mekil olarak ahsendir.”

 

EaÖXAvBu eLCanNaTı YaVMaEiÜin PaYRun MuSTaQarRan Va EaXSaNu MaQIyLan

أَصْحَابُ الْجَنَّةِ يَوْمَئِذٍ خَيْرٌ مُسْتَقَرًّا وَأَحْسَنُ مَقِيلًا (24)

 

***

 

وَيَوْمَ تَشَقَّقُ السَّمَاءُ

Va YaVMa TaŞaqQaQu elSaMAvEu (Va FaGLa TaFAgGaLu eLFaGAvLu)

“Ve semanın teşakkuk edeceği yevm”

Burada يَوْمَ atıf harfi ile tekrar edilmiştir. O halde bundan önceki وَيَوْمَifadesinden farklıdır. O yevm üçüncü binyıl uygarlığının oluştuğu yevmdir. Bu yevme ise kâinatın sonunun geldiği yevmdir. Yeryüzünün kıyamet olması. İlmen şöyledir. Güneşteki hidrojen bittiği zaman güneşin basıncı azalır ve güneş genişlemeye başlar.

Yıldızlar samanyolunda merkezin etrafında dönmektedir. Sürünme dolayısıyla merkeze yaklaşmaktadırlar. Merkezde birden çekilerek kaybolmaktadırlar. Böylece galaksi merkezin kütlesi artmaktadır. Çekme kuvveti çoğalmaktadır. Yaklaşan yıldızlar daha çok hızlanmaktadırlar. Bir taraftan merkeze yakın olmakta diğer taraftan merkezin çekmesi artmaktadır. Belli bir yakınlık olunca tüm samanyolu galaksi yutulmuş olur.

Demek ki güneşin kıyameti ayrı samanyolunun ğamamı ayrıdır. Bir de galaksimiz büyümektedir. Yıldızların yaydığı ışık kâinatın çapını ışık hızıyla artırmaktadır. Samanyolu’nun yıldızlarında ışık tükendiğinde kâinat büzülmeye başlayacak ve galaksilerin merkezlerindeki kütlelerle birleşerek tüm kâinat 13,7 milyar yıl önceki duruma yol alacaktır. Bu da tüm kâinattaki saattir.

Büyük basınç altına giren kütle yeniden patlayıp genişlemeye başlayacak ve ikinci hayat başlamış olacaktır.

بِالْغَمَامِ

Bi eLĞaMAMı (Bi eLFaGAvLı)

“Ğamam ile”

غَمّ yol, işaret bulunmayan yer, sis demektir.

غمم 11, حمم21 defa geçer. Toplam 32 (25) eder.

غ değişmeyi, مgenelliği ifade eder.

سَحَابَة bulut demektir. Yağmur yüklü bulut demektir. Müjdeleyicidir, büşradır.

غَمَام ise toz toprak yüklü kuru buluttur. Gölge yapar. Gam ve derdi ifade eder. Gürcücede Ğma derin demektir. Ğame de karanlıktır.

Bütün diller Allah’ın Âdem’e öğrettiği isimlerden türemişler ve gelişmişlerdir. Dolayısıyla bütün diller birbirlerine akrabadır. Kur’an’da bir kelimenin ilk çıkışını bulamadığınız takdirde Kur’an’da geçmeyen kelimelerde o mana aranmalıdır. Orada da bulunmazsa dünya dillerinde aranmalıdır. Türkçe ile Arapça ilk ayrılan dillerdir. Türkçede sonradan gelen harf ve kelimeler önemlidir. Arapçada ise önceden gelen harf ve kelimeler önemlidir.

Gürcüce bu iki dilin kurallarını toplayan kelimeler içerir. Bu bakımdan Kur’an’ı anlamak için dünyanın bütün dillerini ele almak gerekmektedir. Bin Dil Üniversitesi’ne bunun için ihtiyaç vardır. Hüseyin Kayahan Bin Dil Vakfı’nı kurmaya çalışıyor. Süleyman Akdemir de Akevler Akkent’in haksız olarak orman idaresi tarafından el konulmuş, değeri 100 milyon dolar edebilecek toprağını kurtarma yetkisini almıştır.

Akevler çalışması bütünlük içindedir. Tüm sorunlar ele alınmıştır. Her konu ile acele etmeden ilgilenmek gerekir. Allah hangi alanda imkân sağlarsa onu yapmalıyız.

وَنُزِّلَ الْمَلَائِكَةُ تَنْزِيلًا (25)

Va NuzZiLa elMaLAvEiKaTu TaNZIyLan (Va FugGıLa elFaGAEiLaTu TaFGIyLan)

“Ve tenzilen melaike tenzil edildi”

Bundan önceki melekler dönemimizin görevlileridir, insanlardır. Burada ise âlemlerin rabbi olan Allah’ın melekleridir. Dünyayı ahiret düzenine çevirmek için görevli meleklerdir.

Orada أُنْزِلَالْمَلَائِكَةُ değil يَوْمَيَرَوْنَالْمَلَائِكَةَ denmektedir.

Burada ise نُزِّلَالْمَلَائِكَةُ denmektedir. Bunlar, halkımızın bildiği meleklerdir.

Bundan önceki melaike ise ortaklık düzeninin kamu görevlileridir. Müminlerdir. Hakemler ve hakemlerin kararlarını uygulayan silahlı kuvvetlerdir.

 

YORUM

Üçüncü binyıl uygarlığını kavrayarak Kur’an’ı yorumlamamız gerekmektedir. Varsayımlar ortaya koyup tüm Kur’an’ı ona göre yorumlamamız gerekir. Eğer varsayımlarımız doğru ise Kur’an’ı hep bizi tasdik eder buluruz. Varsayımları koymak mezhep kurucularına aittir. Birinci Kur’an uygarlığı oluşurken 200’e yakın mezhep kurucusu olmuş, farklı varsayımlar koymuşlardır. Bunlar elenmiş, bugün Ehli Sünnette dört, Şiilerde ise iki üç mezhep kalmıştır.

Üçüncü binyıl uygarlığını oluşturmaya da mezhep kurucuları doğmuştur. Bunlardan bir kısmı Sermaye’nin hilafeti yıkmak için desteklediği mezheplerdir. Kadıyaniler böyledir. Vahhabiler böyledir. Söylediklerinin çoğu haktır. Ne var ki bütünlük arz etmemektedir ve yaşlanmış birinci Kur’an uygarlığının yerine Batı sosyalizmi veya kapitalizmini getirmektedirler. Bunlardan Pakistan’da Mevdudi, Mısır’da Seyyid Kutub, Türkiye’de Bediüzzaman benzeri gerçek mücahitler ve görevliler vardır. Bunlarda bir bütünlük oluşmamıştır. Akevler’de bir bütünlük oluşmuş. Erbakan Akevler’de oluşan Adil Düzen’i dünyaya tanıtmıştır.

Şimdi sizlere verilen görev Kur’an’ın ortaklık düzeninin bir örneğini ortaya koymadır. Yalova’daki Ar-Ge çalışmaları budur. Allah adım adım sizleri başarıya götürmektedir. Allah beni devir-teslimi yapmak için yaşatmaktadır. Biraz acele ederseniz Allah’ın rahmeti daha fazla olur.

 

Öz Türkçe ile:

“Ve göğün sisten bölük börçük olacağı ve görevlilerin bir indirilişle indirileceği gün.”

 

Kur’an kelimeleri ile:

“Ve semanın ğam ile teşakkuk edeceği ve melaikenin tenzilen tenzil edileceği yevm.”

 

Va YaVMa TaŞaqQaQu elSaMAvEu Bi elĞaMAvMı Va NuzZiLa elMaLAvEiKaTu TaNÜZIyLan

وَيَوْمَ تَشَقَّقُ السَّمَاءُ بِالْغَمَامِ وَنُزِّلَ الْمَلَائِكَةُ تَنْزِيلًا (25)

 

***

 

الْمُلْكُ يَوْمَئِذٍ

eLMuLKu YaVMaEiÜin (elFuGLu FaGLaEiÜin)

“O yevm mülk”

مُلْكiktidar demektir. Eşya da mülk olur. Bir de idare de mülk olur. O zaman hükümdarlık anlaşılır. Kur’an’a göre kişiler sahip oldukları varlıkların hükümdarıdırlar. İktidar onlarındır. Kendi içtihatları ile varlıklarını yönetirler. Anlaşmalı kişi devletleri hükümranlıklarını birlikte kullanırlar. Ocaklar kurarlar, bucaklar kurarlar, ülkeler kurarlar. Kişilerin bu iktidarı, âlemlerin Rabbi onları kendisine halife yapınca oluşmaktadır. Ahirete varıldığında mülk hilafeten değil de asaleten kullanılır. Bu dünyada insanlar yargılanırken Allah’ın görevlisi olduklarından farklı yetkileri vardır. Haksız kararlar alabilirler. O infaz edilir. Yani bu dünyadaki yargılama her zaman adil olmayabilir. Hâlbuki artık hilafeten hüküm yoktur, yanılma, yanlış yapma ihtimali yoktur.

الْحَقُّ

XaqQu (eLFaGLu)

“Haktır”

الْحَقُّ kelimesi haber olabilir. Ahirette mülk hakikidir, oysa dünyadaki halifenin malik olması mecazidir anlamında olur. الْحَقُّ mülkün sıfatı olabilir. Hak olan mülk anlamı çıkar. Dünyadaki geçicidir, fanidir. Oysa ahiretteki daimidir, bakidir. Asıl mülk odur. Cennette sahip olunan bahçeler kimsenin elinden alınmayacaktır. Bu durumda sıfat ve mevsuf mübteda olmaktadır. يَوْمَئِذٍ ‘in araya girmesi الْحَقُّ‘nun sıfat değil de haber olduğunu gösterir. Bununla beraber hakiki mana da doğrudur.

لِلرَّحْمَنِ

LıelRaXMANı (Li elFaGLAvNı)

“Rahman içindir”

Bir mübtedanın iki haberi varsa bunlar وَ ile atfedilmez, eğer atfedilirse bunlar birbiriyle ilişkili tek haber olurlar. Bu durumda iki ihtimal vardır. Kemali ittisaldir; kelimelerden biri diğerinin açıklamasıdır. Yahut kemali infisaldir; sıfatlar arasında bir ilgi yoktur. وَile atfedilirse o zaman iki haberin arasında ilgi vardır ama farklıdırlar demektir. Burada لِلرَّحْمَنِ ikinci haberdir. ‘Mülk haktır ve Rahman içindir’ anlamındadır. ‘Mülk Rahman’ın olan, hak olandır’ denmiş olur.

الرَّحْمَن kelimesini getirdi, اللَّه kelimesini getirmedi. Bu dünyada Rahim’dir ve Rahman’dır. İnsanlara emeklerinin karşılığını vermektedir. Yahut karşılıksız vermektedir. Oysa Allah yalnız Rahman olarak vermektedir. Bunun manası şudur. Orada verilenler bu dünyanın mamulu değil me’curudur. Bu dünyada üretilenler o dünyada bir işe yaramayacaktır. Çünkü bunlar orada bir işe yaramaz. Oraya mamul değil maksud gelecektir. İnsanların kasıtları değerlendirilecektir. Adam kurşun atar, suçsuzu korumak ister. Kurşun katile değil de mazluma çarpar. Kastı onu öldürmek olmadığı için yine de sevap işlemiş olur.

وَكَانَ يَوْمًا

Va KAvNa YaVMan (Va FaGaLa FaGLan)

“Ve bir yevm olmaktadır”

Nekre eğer menfiden sonra gelirse tamamını ifade eder, hepsi demek olur. Müsbetten sonra gelirse istiğrakı ifade etmez, bütün günler veya gün anlamı çıkmaz. Bir tek gün demek olur.

Kıyamet günü bir defa olacaktır. Herkes muhakeme edilecek, gerekli ceza ile cezalandırılacaktır ama bir daha tekerrür etmeyecektir. Dolayısıyla günlerden bir gün olacaktır ama kâfirlere عَسِيرolarak bir gün olacak, bir defa olacaktır.

عَلَى الْكَافِرِينَ

GaLay eLKAvFiRIyNa (GaLay eLFAvGıLIyNa)

“Kâfirlere”

Fiilen zulmetmemiş ama nankörlük yapmış veya sözde muhalefet etmiş. Bunların ahirette cezaları yoktur. Eğer fiilen zulmetmemişlerse onlara asla dokunulmayacaktır. Kimseye miskal zerre kadar haksızlık yapılmayacaktır.

Müminlerle kâfirler arasında şu fark vardır.

Müminlere bire on sevap yazılacak, onlara bire bir sevap yazılacak. Müminlerin bazı suçları silinecek. Kâfirlerin suçları ise silinmeyecek. Sevap ve günah karşılaştırılacak. Ağır basan tarafı ile cennete veya cehenneme gidecektir. Müminler ise bire on hatta daha fazla, hafif olsa bile imanlarının gücü ile çarpılacak. Biri daha uzun kollu kantarda tartılacak. Günah olduğu yerde, sevap ise on misli uzakta olacaktır.

عَسِيرًا (26)

GaÖIyRan (FaGIyLan) 

“A’sir”

يُسْر sağ kol, عُسْر sol kol demektir. Biri güçlü diğeri zayıf olduğu için biri kolaylığı diğeri zorluğu temsil etmektedir. Bunlar kol olarak addır. Şimal ve yemin, sol taraf ve sağ taraf demektir. Sol soğuk, sağ ise sıcak yanı göstermektedir. Biri iyilik diğeri ise kötülüktür.

O gün kâfirler işledikleri günahları ve sevapları bulmada zorluk içinde olacaklardır.

 

YORUM

Kur’an’ı manası ile okumaya on yaşımda başladım. Demek ki seksen iki senelik bir çalışmam vardır. Ama عُسْر kelimesinin kazandığı manayı şimdi anladım. Kâfirlerin durumunu şimdi çözdüm. Kur’an her gün yeni şeyler söyler, herkese yeni şeyler söyler.

Dr. Mete Firidin mealini yenilemektedir. Yani Kur’an’ı her gün daha iyi veya daha doğru anlamaktadır demektir. 1000 sene önceki insanlara Kur’an’ın söyledikleri bugün söylediklerinden farklıdır. Bugünkü insanlar önce bunu anlamalıdırlar.

Biz Kur’an’ı kıraat ile kitabet ile zikr ile furkan ile onlardan öğrendik. Onları dinlemeden ve onları anlamadan Kur’an’ı anlamamız mümkün değildir. O halde geçmiş müçtehitleri öğrenmemiz ve onların usullerini kabullenmemiz gerekir.

Uygulamada bugün Kur’an bize ne söylüyorsa onu anlar, yeniden içtihat yaparız. Şeriat yeniden tanzim edilmiş olur.

 

Öz Türkçe ile:

“O gün gerçek yönetim Yaşatıcınındır. Kapatanlar için zor bir gün bulunmaktadır.”

 

Kur’an kelimeleri ile:

“Mülk o yevm haktır, Rahman’a aittir ve kafirler için a’sir bir yevm vardır.”

 

eLMuLKu YaVMaEiÜin elXaqQu LıelRaXMAvNı Va KAvNa YaVMan GaLay eLKAvFiRIyNa GaÖIyRan

الْمُلْكُ يَوْمَئِذٍ الْحَقُّ لِلرَّحْمَنِ وَكَانَ يَوْمًا عَلَى الْكَافِرِينَ عَسِيرًا (26)

 

***

 

وَيَوْمَ يَعَضُّ الظَّالِمُ عَلَى يَدَيْهِ

Va YaVMa YaĞawWu elJAvLıMu GaLAy YaDaYHi (Va YaVMa YaFGaLu eLFAvGıLu GaLAy FaGaLaYHiy)

“Ve zalimin iki ye’di üzerine a’zz edeceği yevm”

عُضَّاض burnun iki deliği arasındaki parçadır. İnsan kızdığı zaman burnundan soluk alır verir. Bu durum öfkeyi ifade eder. Dişleri gıcırdar ama başparmağını uzatıp seni seni diye tehdit etmedir.

ع etkiyi, ض katlanmayı ifade eder.

Burada kâfir değil de zalim fail olmuştur. Ahirette kâfir olduğu için cezalanmayacak zalim olduğu için cezalanacak. Mümin ve müslimin cezaları tahfif edilecek, kâfir olanlara ise zulmedilmeyecek. Sevapları ile günahları arasındaki farka göre cennete veya cehenneme gidecektir. Orada da cezasını çektikten sonra azab sona erecektir.

يَدَيْنِ iki el anlamında olduğu gibi iki el arası, ön taraf anlamındadır da. Önünü görecek ve korkusundan burnundan soluyacak anlamı çıkar.

İnsanın korktuğu zamanki halini tasvir ediyor.

يَقُولُ يَالَيْتَنِي اتَّخَذْتُ مَعَ الرَّسُولِ سَبِيلًا (27)

YaQUvLu YAv LaYTaNıy itTaPaÜTu MaGa elRaSUvLı SaBIyLan (YaFGaLu YAv LaYTaNıy iFTaGaLTu MaGa elRaSUvLı FaGIyLan)

“ ‘Keşke Resul ile sebil ittihaz etseydim’ diye kavl eder.”

Zalim olan böyle der. Her zalimin bir resulü olacaktır. Zalim uyarılacaktır.

Buradaki resulün harfi tarif ile gelmesi, her söyleyenin kastettiği resul manasındadır.

Zulüm devam etmekte, olağanüstülük veya olağan dışılık sürmekte, bir takım suçsuz insanlar hapse atılmakta, görevinden uzaklaştırılmakta, mallarına el konulmaktadır. Dua ederiz ki bu ayet bu tür hareket edenleri uyandırır.

Burada سَبِيلًا kelimesi nekre gelmiştir. Demek ki her resulün sebili ayrıdır. Farklı içtihatlar ve farklı mezhepler olacaktır. “Resulle beraber” denmektedir. Resul onları emri altına almaz, onlar resulün cemaatine katılırlar.

 

YORUM

Yüz lojmanlı işyeri apartmanları insanlara istedikleri gibi yaşama imkânını sağlayacaktır. Kimse mesken ve meslek arama derdinde olmayacaktır. Kiracı olduğu için yerini her zaman kolay bir şekilde değiştirebilecektir. Şeytanın koyacağı hicret engeli dışında engel olmayacaktır. Bu da insanların imtihan edilmesi için vardır.

İsa Peygamber havarileri yetiştirdikten sonra onlara “İsrail oğullarının peygamberleri ve kitapları vardır, siz şimdi dağılın ve İbrahimî dini yeryüzüne yayın.” dedi. Onlar da öyle yaptılar.

Siz de önce bir yüz lojmanlı işyeri apartmanında toplanacaksınız. Orada Kur’an düzenine göre çalışmayı ve yaşamayı öğreneceksiniz, birbirinize öğreteceksiniz ve yaşayacaksınız. Sonra da dağılıp Allah’ın sizi göndereceği yere gidecek ve orada yüz lojmanlı işyeri apartmanları kuracaksınız.

 

Öz Türkçe ile:

“Ve karartan iki eli üzerine ısıracağı o gün ‘Keşke elçi ile beraber yol edinseydim’ der.”

 

Kur’an kelimeleri ile:

“Ve zalim iki ye’di üzerine a’zz edeceği yevm ‘Keşke Resul ile sebil ittihaz etseydim’ diye kavl eder.”

 

 

Va YaVMa YaĞawWu elJAvLıMu GaLAy YaDaYHi YaQUvLu YAv LaYTaNıy itTAPaÜTu MaGa elRaSUvLı SaBIyLan

وَيَوْمَ يَعَضُّ الظَّالِمُ عَلَى يَدَيْهِ يَقُولُ يَالَيْتَنِي اتَّخَذْتُ مَعَ الرَّسُولِ سَبِيلًا (27)

 

***

 

يَاوَيْلَتَا

YAvVaYLaTAv (YAv FaGLaTAv)

“Ya veyleta”

وَيْل kelimesi بَيْن kelimesinden dönüşen bir kelimedir. بَيْن yarık ve uçurum anlamlarına gelir. وَيْلise uçurum manasına gelir. Türkçeye “vay”, “vah” ve “vaveyla” olarak geçmiştir.

و beraberliği, ي kolaylığı, ل belirliliği ifade eder.

Bilinen uçuruma doğru gitme anlamındadır.

لَيْتَنِي

LaYTaNIy

“Keşke ben”

لَيْتَ kelimesi لَيْسَ‘den dönüşmüş harfdir, ismini nasb eder. ‘Olmasaydı’, ‘Yapmasaydım’ anlamlarını taşır. Pişmanlığı ifade eder.

لَمْ أَتَّخِذْ

LaM EatTaPiÜu (LaM EaFTaGıLu)

“İttihaz etmedim”

أَخْذ avuçlamak demektir, kolundan tutmaktır.

İnsanlar topluluk içinde özgür yaşarlar. Topluluk demek başka insanlarla beraber olmak demektir. Özgür olmak, beraber olmak demek istediğin kimseleri sen seçersin demektir. İnsanın hayvandan farkı budur. Buna “hicret demokrasisi” diyoruz. Semt kooperatiflerini bunun için kuruyoruz. Hicret demokrasisini ancak böyle gerçekleştirebiliriz.

İttihaz etmek iki şekilde olmaktadır. Veli ittihaz etmek, bir de halil ittihaz etmek.

فُلَانًا

FuLAvNan (FuGaVLan)

“Falanı”

فلن Kur’an’da bir defa geçer. فنن de bir defa geçer. Toplam 2 eder. Nekre olarak kullanıldığı zaman insan kastedilir, marife olarak kullanıldığı zaman hayvan ve diğerleri kastedilir.

ف ayrılmadan kopma demektir. ل belirliliği ifade der. نise belirsizliği ifade eder.

Kelime marife ile nekre arasındadır.

Söylenen için marife ama söyleyen nekre olunca onun marife gelmesi bizim için nekre olur. “Dün Elazığ’dan bir adam geldi, zelzelede evi yıkılmış.” derseniz ev izafetle marife olur ama adam nekre olunca bizim için ev de nekredir. Buna ahdi zihni denmektedir.

فُلَانًا kelimesi de nekre olsa da ahdi zihnidir. Dolayısıyla insan için nekre diğerleri için marife kullanılır.

خَلِيلًا (28)

PaLIyLan (FaGIyLan)

“Halil”

خِلَل iki diş arasındaki boşluktur. خِلَالise kürdandır.

Velayette birinin etrafında toplanırsınız, dayanışma oluşturursunuz, halilde içli dışlı olursunuz. Velayette toplananlar hukuki sorunları çözerler. Aşirette, semtte yaşayanlar halillik ile birlikte yaşarlar. Daha ileri birliktelik velayet üzerinde olur.

Kur’an etrafında toplanıp birlikte okuyanlar resul etrafında toplanmış olurlar. Başkalarına da iyilik etmek için bir araya gelirler. Bunlar başkalarının hakkı bize geçmesin diye didinirler. Oysa çıkar etrafında toplananlar başkalarının haklarını kendilerine geçirmek için toplanırlar. “Kimsede alacağımız kalmasın” derler.

 

YORUM

Atasözümüz vardır; komşu komşuya bakar canını cehennemde yakar. Türk toplumunda bu özellik çok daha ileridedir. Askere gidenleri törenle gönderirler. Savaşa giderken isteyerek giderler. Bu Allah’a inançtan çok binlerce yıllık geleneğin devamıdır.

Topluluğumuzdaki bu dost edinme geleneğini sürdürmeliyiz. Resullerle beraber yol ittihaz edenler kendi yollarında, falanı veya filanı, Sermaye’yi, silahı halil yapanlar da kendi istedikleri gibi çalışmalı ve yaşamalıdırlar. Hesaplarını kendileri ahirette verirler.

Bundan dolayıdır ki Akevler’de hiçbir şey belli sosyal grupların çıkarına yapılmaz. Herkesin yararlanması için yapılır. Falan veya filanın halilleri de yararlanır. Resullerle beraber olanlar da.

Ahmet Davutoğlu’na bir öneride bulunduk, dergi çıkaralım dedik. Sözleşmeyi hazırladık. Kur’an ve ilim seminerlerini okuyanlar onu okumalıdırlar. Orada takip edilen sistem tüm insanlara özgürlük sağlamakta ve tüm insanların gruplanmasını gerçekleştirmektedir.

 

Öz Türkçe ile:

“Bana yazıklar olsun, keşke onu yandaş edinmeseydim.”

 

Kur’an kelimeleri ile:

“Veyl bana, keşke fulanı halil ittihaz etmeseydim”

 

YAvVaYLaTAv LaYTaNIy LaM EatTaPiÜu FuLAvNan PaLIyLan

يَاوَيْلَتَا لَيْتَنِي لَمْ أَتَّخِذْ فُلَانًا خَلِيلًا (28)

 

***

 

لَقَدْ أَضَلَّنِي

LaQaD EaWalLaNIy (LaQaD EaFGaLaNIy)

“Beni idlal etti”

لَقَدْ burada إِذْ manasındadır. Beni dalalete götürdüğü zaman falanı dost edinmeseydim diyecek. Bu ayet bize hitap etmektedir. Kur’an ve ilim seminerlerini takip edip bırakanlar, Adil Düzen’i benimseyip sonra sırt çevirenler orada olacaklar ve böyle diyeceklerdir. Risale-i Nur talebeleri Kur’an tefsirlerini bırakıp tarikat hikâyelerini okumaya başladılar. Çünkü Sermaye öyle istiyor, çünkü onun korktuğu tarikat hikâyeleri değildir, Kur’an’dır.

Süleyman Tunahan’ın arkadaşları da Arapça derslerini tatil edip zikre daldılar. Millî Görüşçüler Adil Düzen’i rafa kaldırdılar ve R. Tayyip Erdoğan’ı eleştirmeyi kendilerine görev yaptılar. Ağızlarından Adil Düzen kelimesi bile çıkmıyor. Kur’an’dan delil getirerek fıkhi olarak sorunları izah onlar için rüya oldu. AK Partililer alenen Adil Düzen’e karşı çıktılar. İzmir Akevler’de de Adil Düzen dersleri haftada bire indi. akevler.org sitesinin Adil Düzen dergisinin otuza yaklaşan yazarları iki üç kişiye indi!

Akevler derslerine devam edenler bırakıp gittiler. Allah bunlara soracak. Ben de bıraktım. Bize de soracak. Onların arasında olmamız için yeniden hakka dönmeliyiz. Yalova’daki inşaat inşallah bizi mekânı dayyıka (basınçlı) konanlar arasında kalmamızdan kurtarır.

عَنِ الذِّكْرِ

GaNı elÜiKRi (GaNı eLFıGLı)

“Zikirden”

Kur’an’ın dört ismi vardır; Kitap, Kur’an, Zikr ve Furkan. Kur’an’ı kitaptan okuyamayabilirsiniz, ezberleyip kıraat yapamayabilirsiniz, usulü öğrenip istinbat yapamayabilirsiniz ama Kur’an’ın konuşma dilindeki manalarını herkes bilebilir. Bu da değişik meal ve tefsirleri okumakla olur. Beş vakit namazda ikişer sahife Kur’an meallerini veya tefsirleri takip etmeniz gerekir. Günde en az bir defa bir araya gelip Kur’an üzerinde müzakere yapmalısınız. Şimdilik haftada bir gün aksatmadan gelmelisiniz. Bulunduğunuz yerde bir arkadaş bulup okumaya başlamalısınız. Sonra size katılanlar olur.

بَعْدَ إِذْ جَاءَنِي

BaGDa EiÜ CAvEaNIy (BaGDa EiÜ FaGaLaNIy)

“Banaciet ettikten sonra”

Evet, zikir gelmiştir. Zikir “sübhanellah” demek değildir, Kur’an okumak da değildir. Zikir Kur’an’ı meallerinden de olsa anlamadır. Bize Kur’an gelip onu anlamaya başladıktan sonra onu terk edersek o zaman kendimizi mekânı dayyıkda buluruz.

وَكَانَ الشَّيْطَانُ

Va KAvNa elŞaYOAvNu (Va FaGaLa elFaGLAvNu)

“Ve şeytan olmaktadır”

Şeytanın en korkunç silahı “daha iyi” silahıdır. Müminleri kolay kolay idlal edemez, zikirden vazgeçiremez. Dergide yazı yazmayı bıraktıramaz, seminerlere devam etmekten bıraktıramaz. Onun tek etkili ve korkunç silahı daha iyisidir. Elbette ki bunlar iyidir ama bundan daha iyisi var. Siyaset var. Parti işleri usul okumaktan daha iyidir. Ticaret var. Parasız bir şey olmuyor. Kazanırsak o zaman Kur’an düzenini getiririz. İki putun peşinden koşan arkadaşlarımız vardır. Zikri ihmal ediyorlar. Şeytan bunlara bu silahı dayatıyor. Gerek Risale-i Nur şakirtleri gerekse Millî Görüşçüler bu tuzağa düştüler. Biri iktidarla, diğeri ise bürokrasi ile işi daha kolay çözeceğini sandı. İkisi de Adil Düzen’i bıraktı, Akevler’i bıraktı. Şeytan her zaman olduğu gibi şeytanlığını yapmıştır.

لِلْإِنْسَانِ خَذُولًا (29)

LieLİnSAvNı PaÜUvLan (LielEaFGAvLı FaGUvLan)

“İnsan için hazuldur”

خَذُولtek başına dolaşan geyik demektir.

خذل Kur’an’da 3, ختر1 defa geçer. Toplam 4 (22) eder.

فَعُول kalıbı ismi fail olabilir, ismi meful olabilir. Bozulmuş yiyecek demektir. İnsanın çürümesi ve bozulması hazuldur. Şeytan insanları kandırarak onları çürütür ve bozar.

 

YORUM

Şeytan “daha iyisi” silahını peygamberlere karşı bile kullanmıştır. Âdem böyle kovuldu. Kur’an’da da resule sık sık ihtar vardır. Birden olmasını istemektedir.

Biz bize verilen görevi yapacağız. Sonuç bize ait değildir. Âlemlerin rabbi ne isterse onu yapar. Seminerlere devamdan vazgeçenler, dergide yazı yazmayı bırakanlar, milletvekili olacağız, bakan olacağız diye Akevler’i terk edenler şeytanın bu tuzağına düşmektedirler.

Kur’an seminerlerini takip edenler bu arkadaşlarımızla buluştuklarında uyarmalı ve mekânı dayyıka düşmekten onları korumaya çalışmalı. Bunlar madem namaz kılıyorlar, madem içki içmiyorlar, madem zina yapmıyorlar, bunların mekânı dayyıka gitmemeleri için her türlü imkân vardır demektir. Kendi kendimizi de uyarmalıyız.

 

Öz Türkçe ile:

“Bana geldikten sonra anmadan beni şaşırttı. Çüpüt iki yüzlü kişiyi yapayalnız bırakandır.”

 

Kur’an kelimeleri ile:

“Bana ciet ettikten sonra beni zikirden idlal etti ve şeytan insana hazuldur.”

 

LaQaD EaWalLaNIy GaNı elÜiKRi BaGDa EiÜ CAvEaNIy Va KAvNa elŞaYOAvNu LieLİnSAvNı PaÜUvLan

لَقَدْ أَضَلَّنِي عَنِ الذِّكْرِ بَعْدَ إِذْ جَاءَنِي وَكَانَ الشَّيْطَانُ لِلْإِنْسَانِ خَذُولًا (29)

 

İstanbul; 22 ŞUBAT 2020

SÜLEYMAN KARAGÜLLE

Yay. Haz.: REŞAT NURİ EROL

resatnurierol@gmail.com

www.akevler.org (0532) 246 68 92

 


Yorumcu 
Yorum 
Sam Adian
22.02.2020
23:26
Mr. Karagülle;
Your defense on the concept of God / Lord is baseless.

The fact that a physical phenomenon can be calculated even if it is not visible, and the results are concrete, reveals the physical existence of that thing.

However, the existence of "God" is not provable based on a physical phenomenon.

Moreover, this is not what we object to. Whether something exists or not is different. We are talking about whether it is only mentioned in the book. There is no "God" in the book. This is not something that can be evaluated in terms of "there is no God exist" or "there is God exist".  "Devotion to God" and "morality" is not a favor that holy books offer to people. On the contrary, "devotion to God" and "morality" is a mistake people dress up on holy books. So a realistic dialogue is only possible with the book's assumptions. Not with beliefs that not belonging to the book.

We are also sorry. Because you are talking about the concepts of capitalism or communism. When you do not use these concepts, you propose methods of capitalism or communism. You don't have your own paradigm. Loans, debts, contractual law ... These have nothing to do with the book.


Reşat Nuri Erol
23.02.2020
07:54


1967...1968...1969...AKEVLER 54 YILDIR ÇALIŞIYOR...2018...2019...2020

BİZLER ÇALIŞIYOR VE YENİ İSLÂM MEDENİYETİ’Nİ KURUYORUZ...

SİZLERİ DE ÇALIŞMALARIMIZA DÂVET EDİYORUZ; BUYURUN, BİRLİKTE ÇALIŞALIM...

ADİL DÜZEN 1052

“ADİL DÜZEN” III. BİNYIL MEDENİYETİ PROJESİDİR

“VE BİZE DÜŞEN SADECE MÜBÎN/AÇIK TEBLİĞDİR.” (KUR’AN; Yâsin Sûresi, 36/17)

Haftalık Seminer Dergisi; 1052. Hafta - 22 ŞUBAT 2020 - Fiyatı: www.akevler.orga tıklamak!

BU DERGİYİ HER HAFTA OKUTABİLİR.. ÇOĞALTABİLİR.. DAĞITABİLİRSİNİZ...

“ADİL DÜZEN” UYGULAMALARI YAPMAK İÇİN BİZLERE DANIŞABİLİRSİNİZ...

 

*KUR’AN VE İLİM SEMİNERLERİ; 1052. SEMİNER

“HİÇ BİLENLER İLE BİLMEYENLER BİR OLUR MU?”      (KUR’AN; Zümer Sûresi, 39/9)

İ L İ M TALEP ETMEK HER MÜSLÜMANIN ÜZERİNE FARZDIR.”      (Hadis)

Adres: AKEVLER İSTANBUL KOOPERATİFLERİ MERKEZİ,  Zafer Mah. Coşarsu Sk. No: 29 YENİBOSNA / İSTANBUL    Tel: (0212) 452 76 51

Tefsir Seminer Notları Yenibosna’da Cumartesi akşamları okunup tartışılmaktadır.

GAYEMİZ: Bu “SEMİNER NOTLARI”nın İstanbul, Türkiye ve bütün dünyada “OKUNMASI, ANLAŞILMASI VE UYGULANMASI”DIR. - ADİL DÜZEN ÇALIŞANLARI

 

***

 

*“ADİL DÜZEN” DERSLERİ/YORUMLARI

KANAL İSTANBUL NASIL YAPILMALI?

Süleyman KARAGÜLLE

 

***

 

*SEBÎLU’R-REŞÂD” / MAKALELER

Kudüs de Adil Düzen’in gerekliliğini hatırlatıyor-10

Adil Düzen’ dedikçe Erbakan’ı anmak…

‘Gizli Dünya Devleti’ dedikçe Erbakan’ı anmak - 1

‘Gizli Dünya Devleti’ dedikçe Erbakan’ı anmak - 2

‘Gizli Dünya Devleti’ dedikçe Erbakan’ı anmak - 3

‘Gizli Dünya Devleti’ dedikçe Erbakan’ı anmak - 4

Reşat Nuri EROL

 

***

 

FURKAN SÛRESİ- 5. Hafta

أَعُوذُ بِاللَّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

تَبَارَكَ الَّذِي نَزَّلَ الْفُرْقَانَ عَلَى عَبْدِهِ لِيَكُونَ لِلْعَالَمِينَ نَذِيرًا (1) الَّذِي لَهُ مُلْكُ السَّمَوَاتِ وَالْأَرْضِ وَلَمْ يَتَّخِذْ وَلَدًا وَلَمْ يَكُنْ لَهُ شَرِيكٌ فِي الْمُلْكِ وَخَلَقَ كُلَّ شَيْءٍ فَقَدَّرَهُ تَقْدِيرًا (2) وَاتَّخَذُوا مِنْ دُونِهِ آلِهَةً لَا يَخْلُقُونَ شَيْئًا وَهُمْ يُخْلَقُونَ وَلَا يَمْلِكُونَ لِأَنْفُسِهِمْ ضَرًّا وَلَا نَفْعًا وَلَا يَمْلِكُونَ مَوْتًا وَلَا حَيَاةً وَلَا نُشُورًا (3) وَقَالَ الَّذِينَ كَفَرُوا إِنْ هَذَا إِلَّا إِفْكٌ افْتَرَاهُ وَأَعَانَهُ عَلَيْهِ قَوْمٌ آخَرُونَ فَقَدْ جَاءُوا ظُلْمًا وَزُورًا (4) وَقَالُوا أَسَاطِيرُ الْأَوَّلِينَ اكْتَتَبَهَا فَهِيَ تُمْلَى عَلَيْهِ بُكْرَةً وَأَصِيلًا (5) قُلْ أَنْزَلَهُ الَّذِي يَعْلَمُ السِّرَّ فِي السَّمَوَاتِ وَالْأَرْضِ إِنَّهُ كَانَ غَفُورًا رَحِيمًا (6) وَقَالُوا مَا لِهَذَا الرَّسُولِ يَأْكُلُ الطَّعَامَ وَيَمْشِي فِي الْأَسْوَاقِ لَوْلَا أُنْزِلَ إِلَيْهِ مَلَكٌ فَيَكُونَ مَعَهُ نَذِيرًا (7) أَوْ يُلْقَى إِلَيْهِ كَنْزٌ أَوْ تَكُونُ لَهُ جَنَّةٌ يَأْكُلُ مِنْهَا وَقَالَ الظَّالِمُونَ إِنْ تَتَّبِعُونَ إِلَّا رَجُلًا مَسْحُورًا (8) انْظُرْ كَيْفَ ضَرَبُوا لَكَ الْأَمْثَالَ فَضَلُّوا فَلَا يَسْتَطِيعُونَ سَبِيلًا (9) تَبَارَكَ الَّذِي إِنْ شَاءَ جَعَلَ لَكَ خَيْرًا مِنْ ذَلِكَ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ وَيَجْعَلْ لَكَ قُصُورًا (10) بَلْ كَذَّبُوا بِالسَّاعَةِ وَأَعْتَدْنَا لِمَنْ كَذَّبَ بِالسَّاعَةِ سَعِيرًا (11) إِذَا رَأَتْهُمْ مِنْ مَكَانٍ بَعِيدٍ سَمِعُوا لَهَا تَغَيُّظًا وَزَفِيرًا (12) وَإِذَا أُلْقُوا مِنْهَا مَكَانًا ضَيِّقًا مُقَرَّنِينَ دَعَوْا هُنَالِكَ ثُبُورًا (13) لَا تَدْعُوا الْيَوْمَ ثُبُورًا وَاحِدًا وَادْعُوا ثُبُورًا كَثِيرًا (14) قُلْ أَذَلِكَ خَيْرٌ أَمْ جَنَّةُ الْخُلْدِ الَّتِي وُعِدَ الْمُتَّقُونَ كَانَتْ لَهُمْ جَزَاءً وَمَصِيرًا (15) لَهُمْ فِيهَا مَا يَشَاءُونَ خَالِدِينَ كَانَ عَلَى رَبِّكَ وَعْدًا مَسْئُولًا (16) وَيَوْمَ يَحْشُرُهُمْ وَمَا يَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللَّهِ فَيَقُولُ أَأَنْتُمْ أَضْلَلْتُمْ عِبَادِي هَؤُلَاءِ أَمْ هُمْ ضَلُّوا السَّبِيلَ (17) قَالُوا سُبْحَانَكَ مَا كَانَ يَنْبَغِي لَنَا أَنْ نَتَّخِذَ مِنْ دُونِكَ مِنْ أَوْلِيَاءَ وَلَكِنْ مَتَّعْتَهُمْ وَآبَاءَهُمْ حَتَّى نَسُوا الذِّكْرَ وَكَانُوا قَوْمًا بُورًا (18) فَقَدْ كَذَّبُوكُمْ بِمَا تَقُولُونَ فَمَا تَسْتَطِيعُونَ صَرْفًا وَلَا نَصْرًا وَمَنْ يَظْلِمْ مِنْكُمْ نُذِقْهُ عَذَابًا كَبِيرًا (19) وَمَا أَرْسَلْنَا قَبْلَكَ مِنَ الْمُرْسَلِينَ إِلَّا إِنَّهُمْ لَيَأْكُلُونَ الطَّعَامَ وَيَمْشُونَ فِي الْأَسْوَاقِ وَجَعَلْنَا بَعْضَكُمْ لِبَعْضٍ فِتْنَةً أَتَصْبِرُونَ وَكَانَ رَبُّكَ بَصِيرًا (20)

 

***

 

 “Ve onları haşr edeceği yevm” وَقَالَ الَّذِينَ لَا يَرْجُونَ لِقَاءَنَا لَوْلَا أُنْزِلَ عَلَيْنَا الْمَلَائِكَةُ أَوْ نَرَى رَبَّنَا لَقَدِ اسْتَكْبَرُوا فِي أَنْفُسِهِمْ وَعَتَوْا عُتُوًّا كَبِيرًا (21) يَوْمَ يَرَوْنَ الْمَلَائِكَةَ لَا بُشْرَى يَوْمَئِذٍ لِلْمُجْرِمِينَ وَيَقُولُونَ حِجْرًا مَحْجُورًا (22) وَقَدِمْنَا إِلَى مَا عَمِلُوا مِنْ عَمَلٍ فَجَعَلْنَاهُ هَبَاءً مَنْثُورًا (23) أَصْحَابُ الْجَنَّةِ يَوْمَئِذٍ خَيْرٌ مُسْتَقَرًّا وَأَحْسَنُ مَقِيلًا (24) وَيَوْمَ تَشَقَّقُ السَّمَاءُ بِالْغَمَامِ وَنُزِّلَ الْمَلَائِكَةُ تَنْزِيلًا (25) الْمُلْكُ يَوْمَئِذٍ الْحَقُّ لِلرَّحْمَنِ وَكَانَ يَوْمًا عَلَى الْكَافِرِينَ عَسِيرًا (26) وَيَوْمَ يَعَضُّ الظَّالِمُ عَلَى يَدَيْهِ يَقُولُ يَالَيْتَنِي اتَّخَذْتُ مَعَ الرَّسُولِ سَبِيلًا (27) يَاوَيْلَتَا لَيْتَنِي لَمْ أَتَّخِذْ فُلَانًا خَلِيلًا (28) لَقَدْ أَضَلَّنِي عَنِ الذِّكْرِ بَعْدَ إِذْ جَاءَنِي وَكَانَ الشَّيْطَانُ لِلْإِنْسَانِ خَذُولًا (29)

 

***

 

وَقَالَ الَّذِينَ لَا يَرْجُونَ لِقَاءَنَا

Va QAvLa elLaÜIyNa LAv YaRCUvNa LiQAyEaNAv (Va FaGaLUv elLaÜIyNa LAv YaFGaLUvNa FaGAEiLaTa)

“Ve Bize likaya recv etmeyenler kavl etti”

Likamızı reca etmeyen kimseler “Melekler bize inzal edilmeliydi” diye kavl ettiler.

Buradaki melekler görevlilerdir. İnsanlar kendi topluluklarının diğer topluluklardan üstün olmasını isterler. Topluluklar kendilerinden olmayan görevlileri kabul etmek istemezler.

Büyük din mensupları başka dine mensup olanlardan peygamber çıkmasını hazmedemezler. İsa’nın bir Yahudi âlimi olmaması onları rahatsız etmiştir. Allah İsa’yı mabette yetiştirdi ama onu bir erkeğin oğlu yapmadı, babasız olarak bir kadından doğurdu. Meleklerin kendilerine gelmesi gerekirdi ama Allah onu bir kadının oğlu yaptı. Bugün dünyanın en büyük dinine mensup olanların resulüdür. Hala Yahudilerle Hıristiyanlar arasında büyük buğz vardır. İslami eğitimi alması için peygamberler kültürlü ailelerden seçilmiştir ama kendi içlerinden en aşağı birisi seçilmiştir.

Bugün de Adil Düzen’in Türkiye’de ortaya çıkması, sıradan bir kooperatifte hazırlanması ve dindar bir ailenin çocuğu ama varlıklı bir ailede kenara itilmiş olan birinin Adil Düzen’i benimsemesi insanları rahatsız etmiştir. Adil Düzen’e tüm muhalif olanların derdi bu düzenin kendi aralarından çıkmamasıdır. İlahiyatçı olmayan mühendislerin bu işi ele almaları ilahiyatçıları rahatsız etmiştir. Sermaye’yi de kendilerinden olan zenginlerden çıkmamış olması rahatsız etmiştir.

Bunlar Allah’a inanıyorlar ama ahirette Allah’la karşılaşacaklarını beklemiyorlar. Bu sebeple ‘bizden’ sözünü kullanıyorlar, tarikat ehli de kendilerinden olmayanları reddeder. Ben tarikatlardan davetler aldım. “Ben şeriat ehliyim” dedim ve kabul etmedim. Bu buğuzları devam etmektedir. Açıkça hiçbirisi Akevler’e ve bana cephe alamıyor ama içlerinden Sermaye’nin yandaşı olarak Adil Düzen’e ve Akevler’e karşıdırlar, sırf kendilerinden olmadığım için karşıdırlar.

...

DEVAMI 

VE TAMAMI

"SEMİNERLER"DE...


Serkan Sönmez
24.05.2020
16:54

Allah razı olsun hocam Allah'a emanet olun inşallah

  



YorumYap

Son Eklenen Seminerler
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1071
Şuara Suresi Tefsiri 123-140. Ayetler
4.7.2020 29 Okunma
2 Yorum 06.07.2020 09:00
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1070
Şuara Suresi Tefsiri 105-122. Ayetler
27.6.2020 127 Okunma
2 Yorum 28.06.2020 18:12
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1069
Şuara Suresi Tefsiri 92-104. Ayetler
20.6.2020 194 Okunma
4 Yorum 21.06.2020 19:07
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1068
Şuara Suresi Tefsiri 83-91. Ayetler
13.6.2020 202 Okunma
1 Yorum 14.06.2020 16:25
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1067
Şuara Suresi Tefsiri 69-82. Ayetler
6.6.2020 288 Okunma
3 Yorum 08.06.2020 14:48
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1066
Şuara Suresi Tefsiri 53-68. Ayetler
30.5.2020 319 Okunma
3 Yorum 31.05.2020 16:53
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1065
Şuara Suresi Tefsiri 45-52. Ayetler
23.5.2020 263 Okunma
3 Yorum 29.05.2020 18:08
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1064
Şuara Suresi Tefsiri 34-44. Ayetler
16.5.2020 243 Okunma
1 Yorum 17.05.2020 15:50
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1063
Şuara Suresi Tefsiri 23-33. Ayetler
9.5.2020 415 Okunma
1 Yorum 10.05.2020 08:19
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1062
Şuara Suresi Tefsiri 10-22. Ayetler
2.5.2020 372 Okunma
2 Yorum 13.05.2020 21:45
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1061
Şuara Suresi Tefsiri 1-9. Ayetler
25.4.2020 423 Okunma
2 Yorum 14.05.2020 18:52
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1060
Furkan Suresi Tefsiri 73-77. Ayetler
18.4.2020 456 Okunma
2 Yorum 15.05.2020 16:45
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1059
Furkan Suresi Tefsiri 68-72. Ayetler
11.4.2020 458 Okunma
3 Yorum 16.05.2020 16:02
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1058
Furkan Suresi Tefsiri 60-67. Ayetler
4.4.2020 421 Okunma
2 Yorum 18.05.2020 16:53
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1057
Furkan Suresi Tefsiri 53-59. Ayetler
28.3.2020 528 Okunma
5 Yorum 19.05.2020 16:27
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1056
Furkan Suresi Tefsiri 45-52. Ayetler
21.3.2020 485 Okunma
2 Yorum 20.05.2020 16:21
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1055
Furkan Suresi Tefsiri 41-44. Ayetler
14.3.2020 523 Okunma
2 Yorum 21.05.2020 16:36
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1054
Furkan Suresi Tefsiri 35-40. Ayetler
7.3.2020 640 Okunma
2 Yorum 22.05.2020 16:05
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1053
Furkan Suresi Tefsiri 30-34. Ayetler
29.2.2020 714 Okunma
2 Yorum 23.05.2020 15:57
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1052
Furkan Suresi Tefsiri 21-29. Ayetler
22.2.2020 809 Okunma
3 Yorum 24.05.2020 16:54
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1051
Furkan Suresi Tefsiri 17-20. Ayetler
15.2.2020 746 Okunma
2 Yorum 30.05.2020 17:45
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1050
Furkan Suresi Tefsiri 10-16. Ayetler
8.2.2020 886 Okunma
2 Yorum 09.02.2020 11:38
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1049
Furkan Suresi Tefsiri 4-9. Ayetler
1.2.2020 730 Okunma
1 Yorum 03.02.2020 07:09
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1048
Furkan Suresi Tefsiri 1-3. Ayetler
25.1.2020 711 Okunma
1 Yorum 26.01.2020 06:07
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1047
Nur Suresi Tefsiri 62-64. Ayetler
18.1.2020 678 Okunma
1 Yorum 25.01.2020 07:13
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1046
Nur Suresi Tefsiri 61. Ayet
11.1.2020 831 Okunma
1 Yorum 13.01.2020 08:24
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1045
Nur Suresi Tefsiri 58-60. Ayetler
4.1.2020 743 Okunma
1 Yorum 05.01.2020 08:14
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1044
Nur Suresi Tefsiri 53-57. Ayetler
28.12.2019 790 Okunma
1 Yorum 30.12.2019 08:51
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1043
Nur Suresi Tefsiri 47-52. Ayetler
21.12.2019 856 Okunma
1 Yorum 22.12.2019 23:13
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1042
Nur Suresi Tefsiri 43-46. Ayetler
14.12.2019 915 Okunma
1 Yorum 17.12.2019 07:14
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1041
Nur Suresi Tefsiri 39-42. Ayetler
7.12.2019 1149 Okunma
2 Yorum 09.02.2020 00:42
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1040
Nur Suresi Tefsiri 35-38. Ayetler
30.11.2019 1456 Okunma
2 Yorum 03.12.2019 13:53
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1039
Nur Suresi Tefsiri 32-34. Ayetler
23.11.2019 1050 Okunma
1 Yorum 24.11.2019 08:09
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1038
Nur Suresi Tefsiri 30-31. Ayetler
16.11.2019 1004 Okunma
1 Yorum 19.11.2019 12:31
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1037
Nur Suresi Tefsiri 27-29. Ayetler
9.11.2019 1121 Okunma
1 Yorum 10.11.2019 05:24
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1036
Nur Suresi Tefsiri 23-26. Ayetler
2.11.2019 1080 Okunma
1 Yorum 03.11.2019 07:48
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1035
Nur Suresi Tefsiri 19-22. Ayetler
26.10.2019 1062 Okunma
1 Yorum 28.10.2019 13:15
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1034
Nur Suresi Tefsiri 12-18. Ayetler
19.10.2019 1214 Okunma
1 Yorum 20.10.2019 10:50
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1033
Nur Suresi Tefsiri 6-11. Ayetler
12.10.2019 1605 Okunma
2 Yorum 16.10.2019 14:52
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1032
Nur Suresi Tefsiri 1-5. Ayetler
5.10.2019 1233 Okunma
1 Yorum 06.10.2019 23:25
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1031
Müminun Suresi Tefsiri 111-118. Ayetler
28.9.2019 1186 Okunma
1 Yorum 30.09.2019 10:50
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1030
Müminun Suresi Tefsiri 102-110. Ayetler
21.9.2019 1141 Okunma
1 Yorum 30.09.2019 10:51
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1029
Müminun Suresi Tefsiri 93-101. Ayetler
14.9.2019 1307 Okunma
1 Yorum 30.09.2019 10:52
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1028
Müminun Suresi Tefsiri 84-92. Ayetler
7.9.2019 1091 Okunma
1 Yorum 30.09.2019 10:54
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1027
Müminun Suresi Tefsiri 78-83. Ayetler
24.8.2019 1110 Okunma
1 Yorum 30.09.2019 10:55
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1026
Müminun Suresi Tefsiri 71-77. Ayetler
10.8.2019 1021 Okunma
1 Yorum 30.09.2019 10:56
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1025
Müminun Suresi Tefsiri 62-70. Ayetler
3.8.2019 1221 Okunma
1 Yorum 30.09.2019 10:58
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1024
Müminun Suresi Tefsiri 53-61. Ayetler
27.7.2019 1082 Okunma
1 Yorum 30.09.2019 11:00
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1023
Müminun Suresi Tefsiri 45-52. Ayetler
20.7.2019 1088 Okunma
1 Yorum 30.09.2019 11:01
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1022
Müminun Suresi Tefsiri 35-44. Ayetler
13.7.2019 1209 Okunma
1 Yorum 15.07.2019 06:11