Kullanıcı Adı:
Parola:
Üye Kayıt
Üye Aktivasyon
Parolamı Unuttum

Captcha image
Show another code

Giriş
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1003
Hac Suresi Tefsiri 18-22. Ayetler
2.3.2019
703 Okunma, 1 Yorum

HAC SÛRESİ - 5. Hafta

أَعُوذُ بِاللَّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

أَلَمْ تَرَ أَنَّ اللَّهَ يَسْجُدُ لَهُ مَنْ فِي السَّمَوَاتِ وَمَنْ فِي الْأَرْضِ وَالشَّمْسُ وَالْقَمَرُ وَالنُّجُومُ وَالْجِبَالُ وَالشَّجَرُ وَالدَّوَابُّ وَكَثِيرٌ مِنَ النَّاسِ وَكَثِيرٌ حَقَّ عَلَيْهِ الْعَذَابُ وَمَنْ يُهِنِ اللَّهُ فَمَا لَهُ مِنْ مُكْرِمٍ إِنَّ اللَّهَ يَفْعَلُ مَا يَشَاءُ (18) هَذَانِ خَصْمَانِ اخْتَصَمُوا فِي رَبِّهِمْ فَالَّذِينَ كَفَرُوا قُطِّعَتْ لَهُمْ ثِيَابٌ مِنْ نَارٍ يُصَبُّ مِنْ فَوْقِ رُءُوسِهِمُ الْحَمِيمُ (19) يُصْهَرُ بِهِ مَا فِي بُطُونِهِمْ وَالْجُلُودُ (20) وَلَهُمْ مَقَامِعُ مِنْ حَدِيدٍ (21) كُلَّمَا أَرَادُوا أَنْ يَخْرُجُوا مِنْهَا مِنْ غَمٍّ أُعِيدُوا فِيهَا وَذُوقُوا عَذَابَ الْحَرِيقِ (22)

 

***

 

أَلَمْ تَرَ

Ea LaM TaRa (EaLaM TaFGaLu)

“Rey etmedin mi?”

“Semavatta olanların secde ettiğini rey etmedin mi?” dediğine göre secde etmek, bizim bugün anladığımız manada yüzü yere koymak demek değildir. Böyle bir secdeyi rey etmedik. Secdenin başka anlamı vardır.

Rükû etmek demek birlikte iş yapmak demektir. İmama tabi olmak demektir. İşin birlikte yapılmasını sağlamak demektir. Bu, insanlara emredilmiştir. Rükû edenlerle rükû edersiniz demektedir. Secde etmek bütün imkânlarını ve gücünü onun için kullanmaktır. Doğada her şeyin bir görevi vardır. Herkes o görevi yapmaktadır.  Boşu boşuna hiçbir şey yaratılmamıştır. Abes bir şey yoktur. İnsan vücudunu alınız, gereksiz fazla hiçbir şey yoktur. Yerde, gökte fazla bir şey bulamazsınız, eksik bir şey de yoktur.

Yirminci yüzyıla kadar bu tam olarak bilinmiyordu. Oysa bugün ilimler ilerlemiş, her şeyin kâinatta bir düzen içinde olduğu ve ne eksik ne de fazla bir şeyin olduğu ortaya çıkmıştır. Herkes görevini yapmaktadır. Şeytanın da görevi var ve o görevi yapmaktadır. Bunun da insanlar tarafından görüleceğini Allah bildirmiş oluyor. Bundan birkaç asır önce bu gerçek bilinmez iken bu ortaya çıkmış bulunmaktadır.

Tekrar hatırlamalıyız ki birinci Kur’an uygarlığı insanlığa müspet ilmi öğretmiştir. Kur’an’ın anlaşılması ancak bugünkü müspet ilimlerle mümkün olmaktadır. Kur’an’ın müspet ilim metotları ile ilahi kelam olduğu ancak yirminci yüzyıldaki keşiflerle ortaya çıkmıştır. Bundan sonra daha da ortaya çıkmaktadır. Artık teyitler şeklinde olacaktır.

أَنَّ اللَّهَ يَسْجُدُ لَهُ

EanNa elLAvHa YaSCuDu LaHuv (EanNa elLAvHa YaFGuLu LaHuv)

“Allah …O’na secde eder”

Burada لَharfi ile teaddi edilmiştir. Kendisine secde edilen değil de kendisi için secde edilen olmuştur. Yani O’nun verdiği görevi yapanlar anlamındadır. Şems Allah’a secde etmiyor, şems Allah için secde ediyor. O’nun emirlerini yerine getirmek için hareket ediyor demektir.

Melekler secde ettiler demek onun verdiği görevleri yerine getirdiler demektir.

Şeytan ise onun verdiği görevleri yerine getirmekten ibâ etmiştir.

O da ona bu sefer muhalefet görevini vermiştir. Görevi Allah’ın emrini yerine getirirken gevşeklik gösterenleri ortaklıktan uzaklaştırmaktır. Nasıl vücudun bir yeri veya canlının biri görevi yerine getirmezse mikroplar ile virüsler faaliyete geçer ve o organı veya canlıyı ortadan kaldırırlarsa, görevini yerine getiremeyeni topluluktan uzaklaştırmak için şeytan faaliyete geçer ve sonunda insanlık ayıklanır ve tazelenir. Şimdi o günlerdeyiz. İnsanlık şeytanın emrinde sosyal tufana doğru girmektedir.

مَنْ فِي السَّمَوَاتِ

MaN Fiy elSaMAvVAvTı (MaN Fıy eLFaGaLATı)

“Semavatta olan kimse”

Semavatta olan kimseleri önce zikretti. Oysa kâinatı insan için yarattı. O halde gökte de insanlar yaşıyor. Kâinatta yüz milyarlarca galaksi vardır. Her galakside yüz milyarlarca güneş (yıldız) vardır. Bu yıldızların çevrelerinde gezegenler dolaşmaktadır. Onlar boşu boşuna yaratılmamıştır. O gezegenlerin birçoğunda insan vardır. Öncelikle insanlar kastedilmektedir.

Sonra güneşte cinler yaşamaktadır. “Güneşte Hayat” makalemizi okuyabilirsiniz

(http://www.akevler.org/AkevlerKitaplar/79/8/1-GUNESTE-HAYAT).

Sonra melekler vardır, ruhlar vardır. Bunlar semavatta olan akıl sahipleridir. Bunlar Allah’ın verdiği görevleri yerine getirenlerdir.

Bugün çok iyi şekilde bilinmektedir ki göklerde hiçbir şey gelişi güzel konmamıştır. Yeryüzünde hayatın gerçekleşmesi için gökte olan cinslerin hepsi ölçülü ve uygun miktarlarda ve yerlerde konmuştur. Güneş yerden 150 milyon kilometre uzaklıktadır. Sadece bu uzaklık dengesini kaybetse yeryüzünde hayat olmaz. Bu mesafenin bu uzaklıkta kalması için melekler görevlendirilmiş, o kadar mesafe koydular ve o mesafeyi korumak için hep nöbettedirler.

Müspet ilmin olasılık kanunları sadece bu mesafenin bu kadar olarak korunmasının kendiliğinden mümkün olmadığını hesaplayabilmektedir. Nasıl yerin altında bir taş duvar veya tuğla görsek “bunu insanlar yaptı” diyorsak, kâinatın bu duvarlarını da bilinçli varlıkların yaptığından şüphe edilemez.

وَمَنْ فِي الْأَرْضِ

Va MaN Fİy eLEaRWı (Va MaN Fiy eLFiGLi)

“Ve arzda olan kimse”

Burada sadece وَالْأَرْضِdiyebilirdi veya وَفِيالْأَرْضِ diyebilirdi ama وَمَنْ فِي الْأَرْضِdemiştir. Böylece yeryüzündeki kimselerin gökteki kimselerden farklı olduğu ifade edilmiştir. İnsanların evrimleşerek bugünkü hale gediği hususu bugün kanıtlanmıştır.

Bu evrimleşmenin de görevliler tarafından sağlandığı hususu da kesinleşmiştir. İlk canlının zamanla bölünerek çoğalması ve değişmesi ile bugünkü canlılık ve insanlar oluşmuştur. İki teori vardır. Yeryüzüne uzaydan ilk hücre getirilmiştir. O ilk hücre yeryüzünde çoğalarak bugünkü insanlar oluşmuştur. Âdem yeryüzündeki memelilerin evrimleşmesi ile gerçekleşmiştir. İkinci teori ise galaksimizde özel bir gezegen vardır. Orada insan nesli çoğaltılmıştır. Âdem ile Havva oradan gelmişlerdir.

Bu ayet birinci teoriyi açıklamaktadır ve مَنْ فِيdemekle insanın yeryüzünde evrimleştiğini ifade etmektedir. Bunun açık delili babadan gelen Y kromozomu ile anneden gelen mitokondriyal genlerin farklı yaşlarda olmasıdır. Y kromozomu 60 bin yaşındadır, mitokondriyal genler ise 200 bin sene ömürlüdür.

Demek ki insan yeryüzünde evrimleşmiştir, bu ayet de onu teyit etmektedir.

وَالشَّمْسُ

Va eLŞaMSu (Va eLFaGLu)

“Ve şems”

Şuurlu insanı ve diğer cin, melek ve ruhları zikredip onların secde ettiğini söylemektedir. Secde kelimesini iade etmemektedir. Her şeyi bir secdede topladı.

O halde insanın secdesi ile güneşin secdesi aynıdır. Herkes Allah’ın verdiği görevi yerine getirecektir. Her şey hücrelerden ibarettir.

Kâinatta oluşumun hücresi de güneştir. Onun için güneşten beyana başlamıştır. Her güneş sistemi kâinatın varlık hücreleridir. Kâinattaki bütün oluşumlar her biri bir güneş olan yıldızlarda cereyan etmektedir. كَوْكَب güneş gibi hidrojeni helyuma dönüştüren cisimlerin adıdır. Şemsten bahsettikten sonra كَوْكَب’den bahsetmiyor, çünkü buradaki Lam (الشَّمْسُ) cins veya istiğrak içindir. Bütün كَوْكَب olanları içerir.

وَالْقَمَرُ

Va elQaMaRu (ve elFaGaLu)

“Ve kamer”

Kamer/Ay da görevini yapar.

Ay’ın görevleri nelerdir?

Öncelikle Ay Yer’in 24 saat dönmesini tamamlatır. Dağlar birer kazık gibidir, Yer üzerinde ne kadar dağ silsilesi varsa Yer’in altında, magmada da o kadar kara çıkıntısı vardır. Sıvı altındaki magma, alüvyon etkisi ile bu dağlara çarpmakta ve böylece ne ileri ne de geri kalmaktadır. Bu, Ay’ın birinci görevidir.

Ay’ın ikinci görevi yeryüzünde gelgitler oluşturmaktır. Bu sayede denizler çalkalanmakta, dalgalar oluşmakta, bu sayede denizlerde canlılar âlemi oluşmaktadır. Ay olmazsa bu dalgalanma olmaz ve denizde hayat da olmaz. Ne var ki Karadeniz yeter büyük olmadığı ve derin olduğu için Karadeniz’in derinlerinde canlı yoktur. Oysa Akdeniz’de ve açık denizlerde ışığın ulaşamadığı yerlere kadar canlı vardır.

Ay’ın başka bir görevi de karalardaki suları itip çekerek özekler oluşturmakta ve yeraltı suları bu sayede yeryüzüne pınarlar şeklinde çıkmaktadır. Bu delikler sayesinde sular yerin derinliklerine inmekte ve depolanmaktadır. Sonra dışarı zamanla azar azar çıkmaktadır.

Ay’ın dördüncü görevi ise yeryüzünü gece aydınlatmaktır. İnsanlar için de geçmişte Ay’ın çok önemi vardı. Akşam olduktan sonra gece dolaşmak ve iş yapmak ancak Ay ışığında yapılıyordu. Bugün elektrik icat edildiği için Ay ışığına fazla ihtiyaç duymuyoruz.

Tarımda da yararlanırız. Canlılar âleminin Ay’a olan ihtiyacı aynen devam etmektedir. Ay ışığı olmadan canlılar arasında avlanma dengesi oluşamaz. O halde Ay da Güneş kadar yeryüzüne etki eder. Gezegenlerden uydusu olanlar kendi etrafında dönmekte, uydusu olmayanlar ise kendi etrafında sadece Güneş’in etkisi ile yılda bir defa dönmekteler.

وَالنُّجُومُ

Va elNuCUvMu (Va ElFuGUvLu)

“Ve nucum”

Gökte iki çeşit varlık vardır. Biri hidrojeni yakarak helyuma çevirir. Bunlar كَوْكَب olanlardır. سِرَاجًامُنِيرًاbunlardır. Bir de Yer gibi, Ay gibi ışık saçmayan, ışığı yansıtan cisimler vardır. Bunlara نُجُوم denmektedir. Gezegenler böyledir.

Yer ile beraber Güneş’in etrafında ongezegen vardır. Biri parçalanmış durumda, kayalıklar şeklinde halkalar olarak dönmektedir. Bunların uzaklıkları gelişigüzel değildir. Önce Yer ile Güneş arasını 10 olarak alırsak ona göre düzenlenir. Güneş’in dünyaya uzaklığı Ay’ın dünyaya uzaklığının yaklaşık 400 katıdır. Ay’ın güneşe uzaklığı atmosferiyle birlikte yere uzaklığının 50 katıdır. Ondan sonra Yer ile Güneş arasında iki gezegen vardır, bunlar arasındaki mesafe Yer-Güneş uzaklığının onda üçüdür. Eşittirler. Güneş’in kendi çapı da 1’dir.

Bundan sonraki gezegenlerin uzaklıkları da Titius-Bode dizisi denen bir diziye bağlanmıştır ama eşit aralıklarla değil katlanarak 6,12,24,48,96,192, aralıkları vardır. Mesafeler 1,4,7,10,16,28,76,172,(300),388,776 dizisi budur. Böyle bir dizinin kendiliğinden olma ihtimali ise (1/4/7/16/28/172/300/388/776=0,5*10^(-15) eder.

Görülüyor ki kâinatta hiçbir şey hesapsız konmamıştır.

Bu gezegenlerin görevi nedir?

Bu gezegenler ayın 29,5 günde dolanmasını sağlarlar. Aynı zamanda yılın 365 gün olmasını temin ederler. Bunların başka görevi ise ilerde insanlar buralara gelip yerleşecekler. Kur’an يَرْزُقُكُمْ مِنَ السَّمَاءِوَالْأَرْضِ (Yunus, 10/31) ve وَلَكُمْ فِي الْأَرْضِ مُسْتَقَرٌّ وَمَتَاعٌ إِلَى حِينٍ (Bakara, 2/36) diyor. Yani sonra semalarda olacağız.

وَالْجِبَالُ

Va eLCiBAvLu (Va eLFiGAvLu)

“Ve cibal”

جِبَالgenel olarak ‘dağlar’ demektir. Dağların magmadaki görevini daha önce açıklamıştım. Yeryüzünde de benzer görev vardır. Rüzgâr ve su akıntılarını dağlar düzenler. Himalaya ve Alp silsilesi ile kuzeyden gelen soğuk rüzgârlar güneyden gelen sıcak havayı buluşturup yeryüzünün iklimini düzenler. Yeryüzü dönerken havayı da beraberinde sürükleyen Güney Amerika’daki And Dağları’dır. Deniz akıntılarını dağlardan oluşan karalar düzenler. Dağlar olmasa yeryüzünün tamamı çöl olurdu. Demek ki bunların hepsi yerli yerine uygun olarak konmuştur ve bizim var olmamız sağlanmıştır.

وَالشَّجَرُ

Va eLŞaCaRu (Va eLFaGaLu)

“Ve şecer”

Güneş’in, Ay’ın ve cibalin düzenlenmesi hep canlılar içindir.

Canlılar olmasa Yer ne işe yarayacaktır? Ama canlı dediğimiz de iki ana gruba ayrılmaktadır. Biri bitkilerdir. Bunlar Güneş’ten aldıkları ışık enerjisini kimyasal enerjiye çevirirler ve böylece tüm canlıların beslenmesini sağlarlar (fotosentez).

Ayrıca topraktan aldıkları suları havaya vererek havanın nemini ayarlarlar. Kayaları parçalayarak toprak haline getirirler. Toprakların yamaçlarda durmasını sağlarlar.

وَالدَّوَابُّ

Va elDaVAvBu (Va elFaGAvLu)

“Ve dabbeler”

Canlıların ikinci grubu ise hayvanlardır. Bunların bir numaralı görevi, bitkilerin havadan aldığı karbondioksiti yakarak tekrar havaya iade etmektir. Bu sayede atmosferin karbondioksit dengesini sağlamış olurlar. Bitkisiz hayvan olamayacağı gibi hayvansız bitki de olmaz. Bunlar birbirine top atan birer oyuncu gibidirler.

Hayvanların ikinci görevi canlıları yeryüzünün her tarafına taşımaktır. Kuşlar zeytin yerler ama gagaları öyle yaratılmıştır ki çekirdekleri öğütemezler. Uzaklara tohumlar götürürler ve oraya atarlar. Aynı zamanda gübresini de verirler, sonra o tohum orada çimlenir ve zeytin ağacı olur. Arılar olmasa çiçekler döllenmez ve yeni tohumlar oluşmazdı.

Hayvanların üçüncü görevi ise besin zincirinde dengeyi sağlamaktır. Oluşmuş bitkileri hayvanlar yerler, böylece bitkiler her yıl kendilerini yenilerler. Eğer hayvanlar olmasaydı canlılar yaşlanır ve donarak kalırlardı. Canlılardaki dinamizmi hayvanlar sağlamaktadır.

Hayvanların bir görevi de insanları kendi aralarından çıkarmalarıdır. İnsan da bir hayvandır. Yeryüzünün bitki örtüsünü düzenlemektedirler. Yeraltına gömülmüş kömürleri yeryüzüne çıkarıp yeri tekrar bereketli karbonlu alana dönüştürmektedirler. Yeryüzü geçmişte mamutlar gibi, dinozorlar gibi hayvanları yaşatmakta, gür ormanlar oluşmakta idi, çünkü atmosferde bundan fazla kömür vardı. Allah onları kömür ve petrol olarak gömdü. Bu sayede bugünkü teknoloji ve uygarlık doğdu. Petrol olmasaydı, kömür olmasaydı bugünkü uygarlık olmayacaktı. Şimdi insanlar yer altından kömürü çıkarmaktadırlar.

Gelecekte kömür bitecek, petrol bitecek ama yeryüzünün iklimi dev ormanların oluşmasına imkân verecek. Bitki örtüsünden yararlanarak enerji ihtiyacımızı gidereceğiz. Yahut güneş enerjisinden yararlanacağız. Uzayda ürettiğimiz elektrik enerjisini yeryüzüne taşıma imkânı bulacağız yahut orada kullanacak مَنْفِيالْأَرْضِ olanlar nâstır.

Buradaki nâs ile arzda olan kimseler farklı kimselerdir. Oradaki مَنْ olarak zikredilen kişiler ayrı ayrı kimselerdir. Burada ise topluluk halinde olan nâstır.

وَكَثِيرٌ مِنَ النَّاسِ

Va KaÇIyRun MıNa elNAvSi (Va FaGIyLun MiNa el FaGavLi)

“Ve nâstan kesir”

وَ ile atfetti ve nâsdan kesiri bir kesir olarak zikretti. Toplulukların secde edenleridir. Bir toplulukta yaşayan kimse o topluluğun kurallarına topluluk olarak uyar veya topluluk olarak uymaz. Burada bahsedilen iman değil secdedir. Kişilerin görev yapması ayrı şeydir, topluluğun görev yapması ayrı şeydir. Kişi olarak her birimiz ayrı ayrı düzgün iş yaptığımız halde sonunda kötü şey ortaya çıkabilir. Nâs insan gruplarıdır.

Bugün nâs olarak secde edenler çok azdır. Beş vakit namazı beraber kılanlar ve birlikte amel-i salihi işleyenler çok azdır. Allah’tan başkasına, patronlara ve yöneticilere secde ediyorlar veya hiç birlikte secde etmiyorlar. Buradaki harfi tarif (النَّاسِ) ahd için kabul edilirse tüm insanlık olabilir. O zaman onlar kişi olarak kesir olur. Zamirin çoğul olarak gelmesi gerekirdi.

Buradaki kesirle ilişkili harfi tarif, ahd için değil de istiğrak için gelmiştir. Kesir onlardan bir kısmı anlamındadır. Dolayısıyla zamir sayılara değil kelimeye gitmektedir. Toplulukların birçoğu secde etti, her biri ayrı ayrı secde etti.

وَكَثِيرٌ حَقَّ عَلَيْهِ الْعَذَابُ

Va KaÇIyRun XaqQa GaLaYHı eLGaÜAvBu (Va FaGIyLun FaGaLa GaLaYHi elFaGAvLu)

“Ve üzerine azabın hak olduğu kesirdir”

الْعَذَابُ burada marifedir. Secde etmeyenlerin yahut Allah’tan başkasına secde edenlerin uğrayacakları azap marife halde getirilmiştir. Şeriata göre hareket etmeyenler sonunda ilahi kanunları hak ederler. Öyle düzen kurulmuştur ki o düzene göre hareket edenler kurtulmuş, o düzenin dışına çıkanlar ise sünnetullaha uygun olarak cezalanmış olurlar.

Burada ahiret azabı da olabilir. O zaman ahiret azabı da muayyen olup nasıl dünyada suçların cezaları kanunla da muayyen olup yalnız o cezalar verilirse, ahirette de her fiilin cezası bellidir, o kadar ceza verilecektir. Yalnız iyilikler kötülükleri giderecek, bakiyede kötülükler fazla ise ceza verilecektir.

Dünyadaki ceza hukukunda da benzer sistem uygulanır mı? Uygulanabilir. Cezaların diyete dönüşmesi, diyetlerin dayanışmaca karşılanması bunu ifade etmektedir. Mağdurların af yetkisi, kamu suçlarının takip edilmesi gibi birtakım müesseseler getirilebilir.

وَمَنْ يُهِنِ اللَّهُ

Va MaN YuHiNi elLAvHu (Va MaN YuFGıLı elLAHu)

“Ve Allah kimi ihanet ederse”

Bundan önce geçen “Allah” kelimesi ile bundan sonra gelecek “Allah” kelimesi âlemlerin rabbi olan Allah’ı ifade etmektedir. Burada geçen Allah kelimesinin izhar edilmesi, zamir olarak gelmemesi burada farklı bir mananın olduğunu gösterir.

هَوْن ‘düzlük’, كَوْن ‘tepe’, بَيْن ‘çukur’, هُوَ ‘o’ demektir. Gaybı gösterir. Kolaylık demektir. Düzlüğü ifade etmektedir.

ه düzlüğü, و beraberliği, نbelirsizliği ifade eder.

Diriltme inşa etmeden daha ehvendir diyor, ayet (Rum, 30/27).

فَمَا لَهُ مِنْ مُكْرِمٍ

FaMAv LaHUv Min MuKRiMin (FaMAv LaHuv MiN MuFGiLin)

“Ona bir mükrim olmaz”

“İkram” vardır, “ihsan” vardır, “inam” vardır, “ita” vardır. “Rahmet” ve “ata” da bunlara yakın manalar taşırlar. (Bkz.Tablo-1)

كَرْمüzüm salkımıdır. كَرُمَ fiil olarak bol yağmur yağdı, yani iyi üzüm oldu manasında kullanılmaya başlanmıştır. Daha sonra iyi ve güzel oldu anlamı kazanmıştır.

İkram etti” de iyilik etti demektir. “İhsan” da iyilik ama daha çok manevi, “ikram” ise daha çok maddi iyiliktir.

 

KÖK

BAB

ANLAM

عطو 

1.Bab

 عَطَا- يَعْطُو

FAlıp kullanmak

İfal

 أَعْطَى-يُعْطِي

FVerip kullandırmak

ءتي

2. Bab

 أَتَى- يَأْتِي

FGelip etkileşmek

İfal

 آتَى- يُؤْتِي

FVerip etkileştirmek

وهب

3. Bab

وَهَبَ-  يَهَبُ 

FGörevinde yardımcı kılmak

كرم

5. Bab

 كَرُمَ- يَكْرُمُ

FCömert olmak

İfal

 أَكْرَمَ- يُكْرِمُ

Fİkram etmek

Tefil

 كرَّمَ-  يُكَرِّمُ

Fİkram etmek

رزق

1. Bab

 رَزَقَ- يَرْزُقُ

FYiyecek, içecek olarak vermek

نعم

4. Bab

 نَعِمَ-يَنْعَمُ

FNormalin üzerinde iyi durumda olma

İfal

 أَنْعَمَ-يُنْعِمُ

FNimetlendirmek (نِعْمَة:İyi durumda olma hali)

Burada علىharfi cerinin iltizam etkisiyle nimetten sorumlu olma durumu vardır.

Tablo-1

Kur’an’da كرم 75, كلم 35 defa geçer. Toplam 110 (2*5*11) eder.

ك oluşu, ر tekrarı, م enginliği ifade eder.

Kerem ile hasen, ecir ve rızık da müştereken geçmektedir. Resul ve melek için كَرِيمkelimesi geçmekte ama حَسَنgeçmemektedir.

مَتَاعve وَعْد kelimeleri حَسَنile tavsif edilmektedir. Hasen rızk ile kerem rızk arasında, kerem ücret ile hasen ücret arasındaki farkları belirlerken birini iktisada, diğerini ise intifada düşünebiliriz. Rızık malı ecir ise ameli ifade etmektedir. Kolay kazanma, helalinden kazanma, sağlıklı yararlanma… Birini helal ve haram, diğerini faydalı ve zararlı şeklinde düşünebiliriz. Karz-ı hasen faizsiz borç olduğuna göre rızk-ı hasen de helal rızık olmalıdır.

كَرِيم ise “yararlı” anlamında olur. رَسُولٌكَرِيمٌ“yararlı elçi”,  كَاتِبٌ كَرِيمٌise “yararlı katip” olmuş olur.

İhtiyaçların giderilmemesi hevn ise ikram da ihtiyaçları giderme olur. Eğer Allah insanların ihtiyaçlarını gidermezse onun için ihtiyaçları giderecek kimse yoktur anlamı çıkar.

Sanayileşmeden önce insanlar kendi tarlalarını ekiyor ve biçiyorlardı. Dolayısıyla topluluğun onların ihtiyaçlarını gidermesi söz konusu değildi. Sanayileşmeden sonra artık kimse kendi ürettiğini tüketmiyor. Herkes topluluğun ürettiğini alıyor ve onunla ihtiyaçlarını gideriyor. Yüz lojmanlı işyeri apartmanlarda bu durum kesinleşecektir. Apartmanlarda az çeşit mal üretilecek, satılacak. Sonra onun karşılığında başkalarının ürettiklerini alacaklar.

Gelecek yıllarda savaş yasakları konacaktır. Savaş sadece askerler arasında kılıçla, tabancayla, sıradan silahlarla olacaktır. Kimyasal silah, biyolojik silah, atom silahları ve kitlesel silahlar yani imha silahları kullanılmayacaktır. Bunun sağlanması için silah vakfı kurulacak, üretenler silahları bu vakıflara satacaklar. Ordular da silahları bu vakıflardan alacaklardır. Ordular kendi silahlarını kendileri üretecekler ama silah ticareti yapılmayacaktır.

Buradaki اللَّهُ kelimesi âlemlerin rabbini değil de O’nun halifesi olan insanlığı ifade etmektedir. Ona dayanarak bu manayı veriyoruz.

إِنَّ اللَّهَ يَفْعَلُ مَا يَشَاءُ (18)

EinNa elLAHa YaFGaLu MAv YaŞAvEu (EinNa elLAHa YaFGaLu MAv YaYaFGaLu)

“Allah meşiet ettiğini fiil eder”

Daha önce يَفْعَلُ مَا يُرِيدُ(14. ayet) denmişti, burada يَفْعَلُمَايَشَاءُdenmektedir.

“Meşiet etmek” zamanı gelince bunu yapayım diye karar almaktır. “İrade” ise şimdi bu olsun demektir. Meşiet edilmiş bir şeyin olmasını istediği zaman ona “Ol” der ve o da olur. İnsanları cennetlere sokmayı murad ettiği zaman onu yapar demektir.

“Meşiet ettiğini fiil eder” diyor. Yani meşiet edip sonra onu değiştirmez. Meşietini bir başkasının meşietine bırakabilir. Bu kimse filanı öldürmek isterse öldürsün diyebilir. Kendisi meşiet eder. İradesini failin meşietine bırakabilir. Allah kişinin meşietine meşiet eder.

Sonunda Allah’ın iradesi de meşieti de gerçekleşmektedir.

 

YORUM

Bu ayetle anlıyoruz ki özellikle sanayi devriminden sonra insanların fert olarak meşiet edip iradelerini gerçekleştirmeleri mümkün olmayacak. İnsanlar topluluk içinde meşiet edeceklerdir. Sanayileşmeden önce, kişi doğa içinde meşiet ederdi. Sanayileştikten sonra insan artık topluluk içinde meşiet etmektedir. Kişi kendi istediğini değil de piyasanın istediğini yapma durumundadır.

Kendisine tahsis edilen dar mülk içinde, kıyam mülkü içinde, topluluğun istediği piyasada fiyatları üstün olanlar üretilecek ve onunla yaşayacaktır.

İşçilik sisteminde bu üretim insanın iradesinin dışına çıkmıştır.

Ortaklık sisteminde ise gelişmiş olacak. Topluluğun istediği mal üretilecek ama buna Sermaye veya Devletler değil, çalışanın kendisi karar verecektir.

Ortaklık sistemi öyle bir sistemdir ki başka kişinin dediğini değil kendisinin istediğini yapacaktır. Kararı kendisi verecektir ama insanlığın istediği olacaktır. Arz ve talep kanunları topluluğun iradesi ile insanların iradesini paralel hale getirmektedir. Yani alıcı ile satıcı anlaştıkları zaman kendi adlarına değil topluluk adına anlaşmışlardır. Satan topluluğa satmaktadır. Alan da topluluktan almaktadır. Bundan dolayıdır ki hamiline yazılı senet para olmaktadır. Bundan dolayıdır ki iki kişi arasında yapılmış olan akdi mahkemeler korumaktadır.

Ortaklık düzeninde aracı yoktur, aracı topluluktur. Tüccar topluluğu temsil etmektedir. Topluluk için en yararlı fiyat üzerinde muvafakat sağlanmaktadır.

İşçilik sisteminde arz ve talep kanunları onda bir oranında bile çalışmamaktadır.

Ortaklık sisteminde ise %95’in üstünde arz ve talep kanunları çalışmaktadır.

Ortaklık sisteminde savaş, seferberlik, sıkıyönetim ve zelzele gibi olağan üstü hallerde bazı kısıtlamalara izin verilmektedir.

Adil Düzen’e Göre İnsanlık Anayasası’nı bu gözle okuyacak, buna aykırı bir durum bulursanız bizi eleştirecek, böylece eksiğimizi tamamlama imkânını bulacağız. Yanlışımızı düzelteceğiz. Yanlışlık Kur’an’da değil bizdedir. 15 Temmuz’u yahut Dolar’ın fırlamasını başkalarına fatura edip yan yatma yerine; evet, başkaları yaptı, bu inkâr edilemez, ancak acaba Allah buna neden izin verdi? O’nun izni olmadan yaprak bile kımıldamaz.

Bizim AK Parti’ye eleştirilerimiz bu noktadadır. Allah, düzelmesi için onu orada koruyor. Temel Bey ile yaptığımız görüşmede onu eleştirdi. Sonunda “Çözüm ne?” dedim. “Haklısın” dedi ama bana “Bunun çözümü nedir?” demesi gerekmez miydi? Benim bir dikenli sözümü bahane ederek bizi uğurladılar. Sabrı tavsiye ne oldu?

 

Öz Türkçe ile:

“Göklerde olan kimseler, yerde olan kimseler, güneş, ay, gezegenler, dağlar, ağaçlar, agnananlar[te1] , topluluktan çoğu ve ona sıkıntının gerçek olduğu çoğu Allah için kapandığını görmüyor musun? Allah’ın ittiği kimseyi tutacak bir kimse yoktur. Allah istediğini yapar.”

 

Kur’an kelimeleri ile:

“Allah, semavatta olanlar, arzda olanlar, şems, kamer, nucum, cibal, şecer, devvab, nastan kesir ve ona azabın hak olduğu kesir O’nun için secde edendir, rey etmedin mi? Allah’ın ihane ettiği kimseye hiçbir mükrim yoktur. Allah meşiet ettiğini fiil eder.”

 

Ea LaM Tara EanNa elLAvHa YaSCuDu LaHuv MaN Fiy elSaMAvVAvTı Va MaN Fİy eLEaRWı Va elŞaMSu Va elQaMaRu Va elNuCUvMu Va eLCiBAvLu Va elŞaCaRu Va elDaVAbBu Va KaÇIyRun MıNa elNAvSi Va KaÇIyRun XaqQa GaLaYHı eLGaÜAvBu Va MaN YaHiNi elLAvHu FaMAv LaHUv Min MuKRiMin EinNaelLAHa YaFGaLu MAv YaŞAvEu

أَلَمْ تَرَ أَنَّ اللَّهَ يَسْجُدُ لَهُ مَنْ فِي السَّمَوَاتِ وَمَنْ فِي الْأَرْضِ وَالشَّمْسُ وَالْقَمَرُ وَالنُّجُومُ وَالْجِبَالُ وَالشَّجَرُ وَالدَّوَابُّ وَكَثِيرٌ مِنَ النَّاسِ وَكَثِيرٌ حَقَّ عَلَيْهِ الْعَذَابُ وَمَنْ يُهِنِ اللَّهُ فَمَا لَهُ مِنْ مُكْرِمٍ إِنَّ اللَّهَ يَفْعَلُ مَا يَشَاءُ(18)

 

***

 

هَذَانِ خَصْمَانِ

HAÜAvNı PaÖMAyNı (HAÜAvNı FaGLAyNı)

“Bunlar iki hasımdır”

Buradaki هَذَانِ secde eden nâsın kesiri ile azabı hak eden iki gruptur.

Günümüzde insanlar iki gruba ayrılmıştır. Gruplardan biri Allah’ın kendilerine verdiği görevleri yapmak isteyen inanmış kimselerdir. Diğerleri ise insanların kendilerine tapılmasını isteyen ve bunlara tapan kimselerdir. Bunlar ihtisam ediyorlar. Bunlara göre tanrı yoktur. Her şey kendi kendine var olmuştur. Rastlantılar sonucu oluşmuştur. Öldükten sonra dirilme yoktur. Bunlar böyle diyenlerdir. Diğerleri ise; kâinatı ve bizi Allah var etmiş, peygamberler ve kitaplar göndermiş, ahirette tekrar dirileceğimizi vaat etmiştir diyenlerdir. İşte bu iki hasım bunlardır.

اخْتَصَمُوا فِي رَبِّهِمْ

iPTaSaMUv FIy RabBiHiM (iFTaGaLUvv FIy FaGLiHiM)

“Rablarında ihtisam ettiler”

خُصْم Çantanın kenarına bağlanan iki kulptan biri demektir ve أُخْصُوم çuvalın kenarına bağlanan kulp demektir.

خ sarkmayı, ص dayanıklılığı, م enginliği ifade eder.

Hakemlerden oluşmuş yargının karşısına çıkan kimselere خَصِيمdenmektedir. Bunlar hakemlerini kendileri seçerler. Başhakemi de hakemler seçer. Taraflar haklarının belirlenmesini isterler, çantanın iki tutamağı gibi birlikte asılmak isterler. Birbirleri ile çekişmezler.

عَدُوَّانِ demiyor da خَصْمَانِ diyor. Birbirleri ile savaşta değiller. Sadece düzen savaşı vardır. Birileri “Ancak işçilikle insanlık refah ve saadete erer.” diyor. Diğerleri ise “Ortaklıkla insanlık saadete erer.” diyor.

İşçilik sistemiyle diyenler de kendi aralarında tartışıyorlar; devlet işçiliği mi yoksa Sermaye işçiliği mi?

Allah’a secde edenler de tartışıyorlar.

Birileri, “İlahi kitaplar günümüzün sorunlarını çözmüyor, ne yapalım, secde etmeyenlerin çözümlerini alalım ama biz secdeye devam edelim.” diyor.

Diğerleri ise (Bediüzzaman, Erbakan) “Hayır, ilahi kitaplar bunları çözüyor.” diyor.

Erbakan ve Nur Şakirtleri ile olan ayrılığımız şudur: onlar bu işin makroda çözüleceğini söylüyorlar.

Biz bu sorunun “Semt Kooperatifleri” ile yani mikroda çözüleceğini söylüyoruz.

فَالَّذِينَ كَفَرُوا

Fa elLaÜIyNa KaFaRUv (Fa elLaÜIyNa FaGaLUv)

“Küfretmiş olanlar”

“Küfredenler” bildikleri halde aksini iddia eden kimselerdir.

Bugünkü ilim adamları bunları bildikleri halde aksini iddia etmeye devam ediyorlar.

DNA’yı bulanlar bunun olamayacağını, kendiliğinden oluşamayacağını ispat ediyorlar ama yine de “Biz Tanrı’ya inanmıyoruz.” diyorlar.

Bugün Batı dünyasında olanlar tam küfür içindedirler.

Bizim Türkiye’deki uğraşmalarımızda da “Söylediğiniz doğrudur ama bugün bu olmaz.” diyorlar ve böylece mevcut bozuk ve zalim düzen içinde yaşamaya devam ediyorlar.

قُطِّعَتْ لَهُمْ ثِيَابٌ مِنْ نَارٍ

QuoOıGaT LaHuM ÇiYAvBun MiN NAvRın (FugGıLaT LaHuM FiGAvLun MiN FaGaLin)

“Onlar için nârdan sevbler takti’ edilmiştir.”

Kur’an’da anlatılanlar üç kısımdır. Biri sadece bu dünya için anlatılır, فِي هَذِهِ الْحَيَاةِ الدُّنْيَاdenir, ahiret için فِي يَوْمِ الْقِيَامَةِolarak ifade edilir. Eğer hem dünya hem ahiret için doğru ise o zaman bunlardan hiçbirisi olmaz. Yorumcu ahiret için de manalandırır dünya için de manalandırır, ikisi de doğrudur.

Biz şimdi bu ayetleri bu dünya için manalandırıyoruz.

Bu ayetler bugün gerek devletlerin karakollarında gerekse mafya merkezlerinde yapılan işkenceleri anlatmaktadır. Bu işkenceleri yapanlar kötü kimseler oldukları için yapmıyorlar. Başka türlü düzen sağlanamadığı için işkenceler yapıyor ve yapmaya devam ediyorlar. Devlet de doğruyu söyletmek için işkence yapıyor yahut halkı korkutmak için işkence yapıyor. Teröristlere de benzer amaçla işkence yapılır. Mevcut faizli işçilik sisteminin zaruri sonucudur. Merkezi sistemin yönetiminde bunlar zorunludur.

“Allah kat’ edecektir” denmiyor, “Onlar için kat’ olundu” deniyor.

İşkence türlerinden biri ateşten siyabdır. Teröristlerin ve karakolların uyguladıkları işkence türüdür yahut silahlı çatışmadır. Canlı intiharlardır. Patlatılan bombalardır. Yerleştirilen mayınlardır. Biz bu konuda bir kitap yazabiliriz. Ateşten elbise tabiri Kur’an nazil olduğu zaman hiçbir şey ifade etmiyordu. Bugün ateşli saldırılar bir kurum olmuştur.

Mevcut faizli işçilik döneminin doğal sonucu olan bugünkü savaşlar ateşten bir gömlektir. Halkımız ‘ateşten gömlek’ tabirini kullanmaktadır.

“Siyabı kat’ etme” tabiri yalnız burada geçmektedir. “Ateşten sevbi kat’ etme” ve “kat’” kelimesi üzerinde durulması gerekmektedir. “Kat’ etme”yi kırma veya kesme şeklinde manalandırıyoruz. Oysa ateşten gömlek biçmede bu mana verilmez.

“Kat’ etme” koparma anlamındadır. Kırma veya kesme değil koparma anlamındadır. Burada onlar için ateşten siyab koparılmıştır. Demek ateşten gömlek patlatılmıştır demektir. Gömlek demek ateş alanı demektir.

يُصَبُّ مِنْ فَوْقِ رُءُوسِهِمُ الْحَمِيمُ (19)

YuÖabBu MıN FaVQı RuEUvSiHiMu eLXaMIyMu (YuFGaLu MıN FaGLı FuGUvLiHiMu eLXaMIyMu)

“Re’slerinin fevkinden hamim sabb edilir.”

Ateşten gömlek kat’ edilmiştir. Fiil mazi yapılmıştır. Çünkü patlamalar ani olmaktadır. Oysa başlarından sıcak sular dökülmesi ise fiili muzari ile getirilmiştir.

Türkçede başıma sıcak su döküldü tabiri vardır. Bir haber duyarsınız. Beklemediğiniz bir haberdir. Vücudunuzda bir durum meydana gelir. Onun ifadesi başına sıcak su dökülmesidir.

İşkence metotlarından biri de kişileri söyletmek için acıtacak sıcaklıkta ama yakacak derecede olmayan suyun altına almadır. Elektrik şokları da bu etkileri yapar.

Mafyaların ve karakolların daha ne işkenceler yaptıklarını yaşamayanlar bilemez.

Allah cümlemizi korusun.

 

YORUM

Çağımız işkence sanatının en yüksek seviyeye ulaştığı durumdadır. Sovyetlerde bu işkence en yüksek seviyede idi.

Bu sanatın merkezi neresidir? Sermaye bunu üniversitelerde geliştirmekte, insanlara öğretmekte ve insanlara zulüm yaptırmaktadır.

İsrail oğulları daima fitne çıkarmışlar ve bu fitneden dolayı ülkeden ülkeye sürülmüşlerdir. Onlara böyle zulümler yapıldı mı; bilemiyoruz. Hitler’in yaptığı iddia ediliyor. Yahudileri Filistin’e ve Amerika’ya tehcir ettirmek için Hitler ve başka devletler bu tür olmasa da işkence yapmış olabilirler. Onlar bir yaptıysa basın yani medya onu on yaptı ve böylece Yahudilerin Filistin’de ve ABD’de toplanmasına imkân sağladı. Yani Yahudiler kendi kendilerine yaptılar, Hitleri de onlar kendileri yetiştirdiler.

İsrail oğulları dünyaya olan kinlerini şimdi böyle çıkarıyorlar. Silah üretiyor ve ülkeleri birbirine savaştırıyorlar. Çeşitli işkence araçlarını geliştiriyor ve insanlara işkence ediyor, birbirlerine işkence ediyorlar.

Kur’an düzeninde söyletmek için işkence yapılmaz. Soruşturmacının kanaati yeterli sayılır. Dört soruşturmacının ayrı ayrı kanaatleri cezalandırma için yeterli görülür. İşkence ancak savaşta, bir de sıkıyönetimde olabilir. Biri bomba hazırlamış ve bombanın patlama ihtimali varsa o kişiye işkence yapılabilir, söyletilebilir, tedbir alınır. Ne var ki bu işkencenin diyeti de eksiksiz ödenir.

Kur’an insanlığın böyle işkencelere maruz kalacağını bildirmektedir. Bugün karakollarda işkence yapılmakta mıdır; bilgim yoktur. Ancak eskisi kadar olmadığı kesindir. Terör işkence yapmakta mıdır, bu da tam açık değildir. Türk ordusu teröre el koydu ve askeri metotlarla sorunu çözmektedir. Kabul etmek gerekir ki asker işkence yapmıyor. Bundan dolayıdır ki tüm mağdur ülkeler Türk askerinin orada olmasını istemektedirler.  

AK Parti’de başka devletlerin iç işlerine karışma hatası devam etmektedir.

Kur’an’ı bugün olan olayları yorumlamak için yorumlamalıyız. Ben bunu yapıyorum. Yorumlarım hatalı olabilir. Ben sadece metot olarak bunları söylüyorum. Doğru söyleyip söylemediğimi tespit etmek size aittir.

Doğrular ortaya çıksın diye www.akevler.org’da yazılar sansür edilmez. Sizden de yanlışlarımızı göstermenizi ve eksikliklerimizi tamamlamanızı istiyoruz ve bekliyoruz. Bize hakaret etse de kimseden şikâyetçi olmuyoruz. Türk Milleti asker millet olduğu için konuşmamaktadır. Oysa hakka ulaşmamız için herkesin konuşması gerekir.

 

Öz Türkçe ile:

“Bunlar iki tutuşandır. Yetiştiricilerinde tutuştular. Kapatan kimseler için oddan giysiler biçilmiştir. Başlarının üstünden sıcak su akıtılır.”

 

Kur’an kelimeleri ile:

“Bunlar iki hasımdır. Rablarında ihtisam ettiler. Küfretmiş olan kimseler için nârdan siyab takti’ edilmiştir. Re’slerinin fevkinden hamim sabb edilir.”

 

HAÜAvNı PaÖMAyNı iPTaSaMUv FIy RabBiHiM Fa elLaÜIyNa KaFaRUv QuoOıGaT LaHuM ÇiYAvBun MiN NAvRın YuÖabBu MıN FaVQı RuEUvSiHiMu eLXaMIyMu

هَذَانِ خَصْمَانِ اخْتَصَمُوا فِي رَبِّهِمْ فَالَّذِينَ كَفَرُوا قُطِّعَتْ لَهُمْ ثِيَابٌ مِنْ نَارٍيُصَبُّ مِنْ فَوْقِ رُءُوسِهِمُ الْحَمِيمُ (19)

 

***

 

يُصْهَرُ بِهِ

YuÖHaRu BiHIy (YuFGaLu BiHIy)

“Onunla sahr edilir”

صُهَارَة etin veya kemiğin ısıtılması ile ondan süzülen yağdır. شَحْمise yağ dokusudur. İshal olmak manasına gelir. Eşin yakınlarına صَاهِر denmektedir. Kur’an’da “neseb” karşılığı صِهْرgeçmektedir.

Kur’an’da صهر kökü iki defa geçer.

Burada işkence yapılırken baştan akıtılan sıcak suyun derileri ve karnı sahr ettiğini belirtmektedir. Beyinde elektrik devreleri vardır. Bir yerden alınan haber değerlendirilir ve bütün vücuda duyurulur. Başa konan elektrik alıcıları beynin içinden gelen sinyalleri ekrana aksettirecektir. Böylece beynimizdeki elektrikî hareketleri takip edebiliyoruz. Başa sıcak su (başka bir şey de olabilir), örnek olarak ısıtılmış yağ dökebilirsiniz. O, karında ishal yapabilir. Ayrıca derilerde de etkileri olabilir. İşkencede kullanılmakta olan bir şey olmalıdır.

مَا فِي بُطُونِهِمْ

MAv FIy BuOUvNiHiM (MAv FIy FuGUvLiHiM)

“Batınlarında olanı”

Başa sıcak su dökme gibi sıcak su içirme veya vücudu sıcak suya koyma şeklinde de yorumlayabiliriz. Su yerine başka sıvı da olabilir. Yahut tuzlu su koyarsınız, elektrik cereyanı verirsiniz, bu hem suyu ısıtır hem de vücudu elektrikle şoke eder.

Mafyada ve karakollarda bu işkenceyi yapmak zorunda kalırlar.

Tek çözüm hakemlik sistemi ve hakemlik sistemindeki şahitlik sistemidir.

وَالْجُلُودُ (20)

Va eLCuLUvDu (Va eLFuGUvLu)

“Ve ciltler”

Üstten su dökmek ayrı, sıcak su koymak ayrı, sıcak su içirmek ayrı olarak zikredilmektedir. Vücudun her tarafının ısınması ve soğuması insana zarar vermektedir. Bir tarafın ısınması diğer tarafın soğuması ise vücutta zorluk yaratmaktadır.

Diyelim ki kalorifer yaptınız. Odanın birine fazla ısıtıcı koydunuz diğerine az. Ne olur? Merkez, birinden üşüyorum ısıt beni sinyalini alacak, diğeri ise soğut beni çok ısındım diyecek. Beyin ne yapacağını şaşıracak.

Sıcaklığı, soğukluğu beden kandaki devir sayısı ile ayarlamaktadır.

 

YORUM

Kur’an gelecek olayları anlatırken onu araç olarak kullanıp başka şeyleri anlatır. Burada üçüncü binyıla girerken insanların aralarında uygulayacakları işkenceyi anlatırken aynı zamanda insan vücudunun biyolojik çalışma mekanizmasını de anlatmış olmaktadır. Sıradan okuyucular bunu ahirette yapılacak azap olarak anlarlar. Fıkıhçılar ise bunu dünyada uygulanan işkence şekilleri olarak anlar ve onlara uygulanacak cezaları düşünürler. Mühendisler işkence tekniği üzerinde dururlar. Biyologlar işkencenin bedende oluşturduğu etkileri incelerler.

صِهْر kelimesinin akrabalık halinde söylenmesinde bir insanın geçmişi vardır, geleceği vardır. Geçmiş nesepte birliği gerektirir. Babam ve annem vardır. Onların babaları ve anneleri vardır. Onların kardeşleri vardır. Bu benim nesebimdir. Gelecekte beni temsil eden oğul ve kızlarım, onların da oğul ve kızlarıdır. O halde ben ve eşimin çocukları iki ailenin, benim ve ailemin ortak çocukları olmaktadır.

يُصْهَرُ kelimesi kişiye zarar vermeden ona acı çektirmeyi ifade eder.

İktidarlara aslında bir şey olmamaktadır. Sokaktaki adam ölmektedir ama sıcak su gibi topluluğu rahatsız etmektedir. Herkes her an korku içindedir.

Bundan yarım asır önce terör ve işkence yalnız doğuda ve sosyalist ülkelerde olmakta idi. Şimdi tüm dünyaya yayıldı. Sermaye’ye henüz dokunamıyor ama yarın Rothschildler ailesinin fertleri eğer hapishanelerde işkenceye maruz bırakılırlarsa hiç şaşmayın.

Bir an evvel insanlık işçilikten ortaklığa geçmelidir.

Artık zulümle abad olunamayacağını herkes öğrenmelidir.

 

Öz Türkçe ile:

“Onunla karındakiler ve deriler kaynatılır.”

 

Kur’an kelimeleri ile:

“Onunla batınlarda olanlar ve cildler sahr olunur.”

 

YuÖHaRu BiHIy MAvFIy ByOUvNıHiM Va eLCuLUuDu

يُصْهَرُ بِهِ مَا فِي بُطُونِهِمْ وَالْجُلُودُ (20)

 

***

 

وَلَهُمْ مَقَامِعُ

VaLaHum MaQAvMıGu (VaLaHuM MaFAvGıLU)

“Ve onlar için makami’ vardır”

قَمْعhayvanların ağzını bağlamak için kullanılan iptir. Sonra kelepçe anlamında kullanılmaya başlanmıştır, kelepçelemek anlamındadır.

قمعKur’an’da 1, قمحde 1 defa geçer. Toplam 2 eder.

ق kuvveti, مenginliği, ح hareketi ifade eder.  Hareketsiz hale getirmektir.

قمح ise boyun tasmasıdır. Hayvanlar onunla sağa sola çevrilir. Hayvan başını çeviremez, kendisi döner.

مِنْ حَدِيدٍ (21)

MiN XaDIyDin (Min FaGIyLın)

“Hadidden”

Demirden kelepçeleri ifade ettiği gibi demir parmaklığı da ifade etmektedir. Tecrit yerleri hadidden makami’dir. İnsanların diğer insanlarla görüştürülmemesi insana verilen en büyük cezadır. Kur’an’da tecrit cezası yoktur ama halkın onunla konuşmaması manevi tecrittir.

İleri ülkeler insanlara cezaları onları tecrit etmek suretiyle yaparlar.

Diyelim ki Bünyamin Demir belediye başkanı oldu. Onun çalışmalarını aksatan bir kişi devamlı halkı ayaklandırmaktadır. O da televizyonda “Bununla kimse konuşmasın” diyor. Güngören halkı da onunla konuşmuyor.

Bizim memlekette de köyün kurallarına uymayan insana kimse kız vermez, dolayısıyla o kişi memleketini terk etmek zorunda kalırdı.

Yüz lojmanlı işyeri apartmanlarında bu cezalar uygulanacak. Başkan önce diyecek ki; bununla konuşmayın! Böyle yetinecek, sürme cezasını uygulamayacak. Böyle bir semte ben hasretim. Siz de öyle misiniz? Bana böyle bir ceza verirlerse bunu seve seve ifa ederim.

Hayır, herkes başkana rağmen ceza verilen kimseyle konuşuyorsa, o semt İslami semt değildir, orada İslami olmayan kurallar geçerli olur.

 

YORUM

Çağımızın işkence araçlarının başında hapishane gelmektedir.

Kur’an’daki ‘beraatı zimmet asıldır’ kaidesini Batı güya benimsemiş, anayasalarına bunları yazmış ama istisna maddesini getirmiş, suç tanısı veya firar söz konusu ise o zaman kişi gözaltına alınmakta ve tutuklanmaktadır. Yıllarca hapishanelerde suçsuz insanlar çürütülmektedir.

İslamiyet’te yakalama veya tutuklama veya gözaltına alma yoktur. Kişi davet edilir. Gelmezse gıyabında muhakeme edilir. Adına hakemi seçilir. Mahkûm gelmezse kanı heder olur. Hukuk onu korumaz. Tehlike varsa bu mahkûmu öldürene ödül verilir.

Hâsılı, demir parmaklıklar olmadığı gibi demir kelepçeler de yoktur.

Kaçan kaçacaktır. Suç işleyen suç işleyecektir. Cezası suç işledikten sonra verilecektir. Suç işlemekten kimse men edilmeyecektir.

İşçilik ve ortaklık sisteminin temel ayrılma noktası burasıdır. Suç işlemeyi önlemek siyasilerin değil ahlak adamlarının görevidir. Ahlaki eğitim verilecek ve onlar suç işlemeyi insanların inancı ile önleyeceklerdir. Ceza uygulaması siyasilere aittir.

Suç işlendikten sonra caydırıcı ceza verilir. Suç işleyenden ziyade suç işleyecekler caydırılır. Suç işleyene ağır ceza verilerek bu sağlanır. Suç işlediği kesin olarak sabit olmayana ceza verilmez ki haksızlık doğmasın. Suç işleyenlerden çok azına ceza verilir ama verilen ceza çok ağırdır; kısas/ölüm, kol kesme gibi.

 

Öz Türkçe ile:

“Ve onlar için demirden kelepçeler vardır.”

Kur’an kelimeleri ile:

“Ve onlar için hadidden makami’ vardır.”

 

VaLaHum MaQAvMıGu MiN XaDIyDin

وَلَهُمْ مَقَامِعُ مِنْ حَدِيدٍ (21)

 

***

 

كُلَّمَا أَرَادُوا

KulLaMAv EaRAvDUu (KulLaMAv EaFGaLUv)

“Her irade ettiklerinde”

Bulundukları durumdan çıkmak için hep çaba göstereceklerdir.

Arsa mafyası, senet mafyası, uyuşturucu mafyası, rüşvet mafyası, silahlı mafya onları sarmıştır. Kurtulmaya çalışacaklar. Savaşları sona erdirmek isteyecekler. Ekonomik krizden kurtulmak isteyecekler. Adil yargı olsun isteyecekler. Doğru basın olsun, doğru yayın olsun isteyecekler. Bunlar işçilik döneminde tertibat almak isteyecekler.

Yasaları değiştirecekler. Rejimleri değiştirecekler. Kurumları değiştirecekler. Bunun her türlü çabasını gösterecekler.

أَنْ يَخْرُجُوا مِنْهَا

EaN YaPRuCUv MiNHAv (EaN YaFGaLUv MiNHAv)

“Ondan huruc etmeleri”

Buradaki هَا zamiri ateşe gitmektedir. Makami’ya da gidebilir. Ateşten çıkamayacaklar anlamında olduğu gibi hapishaneden çıkamayacaklar anlamı da çıkabilir.

مَقَامِعُ çoğuldur. Cezalarını doldurup çıkacaklar ama dışarıda yaşam imkânını bulamadıkları için tekrar hapse girecekler.

Bugün hapishaneler kadar sıkıcı mülteci kampları vardır. İnsanlar yerlerini, yurtlarını terk edip kamplarda yaşamak zorunda kalmaktadırlar.

Oysa ortaklık sisteminde iltica yok, hicret var. Muhacirler de yüz lojmanlı işyeri apartmanlarında yerleştirilecekler ve çalışıp yaşayacaklardır.

Bugünkü gümrükler ve vizeler birer makami’ gibidir.

مِنْ غَمٍّ

MiN ĞaMiN (MiN FaGLin)

“Gamdan”

غُمَّةyol’, ‘işaret bulunmayan yer’ demektir.

غمم 11, حمم21 defa geçmektedir. Toplam 32 (25) eder.

غ değişmeyi, م genelliği ifade eder.

غَمّ demek yapacağını bilmemek demektir, kararsız olmak demektir. مِنْهَا ‘nın bedelidir. Mekândan değil de ğamdan çıkamayacaklar demektir. Çözümsüzlük onların her tarafını sarmıştır. Ne yaparlarsa yapsınlar kurtulamayacaklar.

İlahi kanunlar vardır. Onları değiştirmeye kalkışanlar hiçbir zaman muvaffak olamayacaklardır. Kötü topluluk içinde yaşayanlar kendilerini kötülüklerden uzaklaştıramazlar. Tek yapacakları şey hicret etmedir. Bu da bugün semt apartmanları yapıp oraya taşınmakla mümkündür. Herkes bunun için hazır olmalıdır. Mevcut düzende biraz fazla kazanayım diye çırpınanlar boşu boşuna uğraşıyorlar.

Siz çocuklarınıza neyi bırakabilirsiniz?

-Onları âlim yapabilirsiniz ama kötü düzende o ilimi zulmetmek için kullanılır ve kendisi gam içinde kalır.

-Onları ahlaklı ve dindar yapabilirsiniz ama kötü düzende herkes onları sömürür, onları ezer, onlara zulmeder.

-Onları zengin yapabilirsiniz ama o zaman herkes onların varlığına saldırır, onlar da mal varlığını korumak için vergi kaçırır, rüşvet verir, gerekirse parayı kullanarak adam öldürtür.

-Onları makama getirir milletvekili yapar, bakan yapar, başkan yapabilirsiniz ama o makamı korumak için zulmetmek zorunda kalırlar.

O halde bunların hiçbirisi gamdan kurtarmaya yeterli değildir, daha çok gama itmedir.

*Tek kurtuluş vardır, o da çocuklarınıza iyi topluluk bırakmadır.

-O bilmiyorsa arkadaşları bilir gerektiğinde öğretirler.

-O ahlaksızsa arkadaşları onu ahlaklı yaparlar.

-O yoksulsa arkadaşları onu zengin ederler.

-O zulme uğradığı zaman dayanışma içinde ona siper olurlar ve ona yapılacak zulümleri önlerler.

أُعِيدُوا فِيهَا

EuGIyDUv FIyHAv (EuEuFGıLUv FIyHAv)

“Oraya iade olunurlar”

Ateş veya hapishaneye iade olunurlar, kurtulacaklarına daha çok ona düşerler.

AK Parti’yi düşünün, vaat ettiklerinin tersini yapıyor.

Başlangıçta yaptıklarının tersini yapmaya başladı. TANSAŞ’ları kapattı, şimdi kendisi açıyor. HDP liderini hapishaneden kendisi çıkardı, şimdi kendisi koydu. Gülenciler kovalanırken onları destekledi, ihanet ettiler, o da şimdi onlara zulmediyor. Olağanüstü hali kaldırdı, şimdi tüm Türkiye’yi olağanüstü hal içinde boğuyor.

Kötü olsaydı baştan yapmazdı. Demek ki düzenin gereğidir bunlar.

وَذُوقُوا عَذَابَ الْحَرِيقِ (22)

Va ZUvQUv GaZaBa eLXaRıYQı (Va uFGuLUv FaGAvLa eLFaGIyLı

“Harikin azabını zevk edin.”

“Mademki bile bile tersini yapıyorsunuz yapmaya devam edin.” diyor.

Ayetlere dikkat edecek olursak, kötü insanlardan bahsetmiyor. Allah’a ve ahirete inanmış olan kişilerden bahsediyor ama kötü düzenin esiri olanlardan bahsediyor. Bizlerden bu durumdan kurtulmamızı istiyor.

Bundan sonra gelen ayetlerde bize neler yapmamız gerektiğini anlatacaktır.

 

YORUM

Ateş sıkıntı olduğuna göre buradaki الْحَرِيقِ de sıkıntılı anlamındadır. Bununla beraber işkence içinde sıcak su ile yakma da söz konusu olabilir. Buradan öğrendiğimiz şey budur.

İnsanların sıkıntıları düzenin bozuk olmasından ileri gelmektedir. Bunun böyle olması akla uygun bir sonuçtur. Zaten bir şeyin bozuk olması demek onun olması gerekenden fazla olması demektir. Sıkıntı da oradan ortaya çıkar. Dolar’ın pahalı olması bizi sıkıntıya uğratıyor, çarşıya gittiğimizde istediğimizi alamıyoruz.

Sonuçta tüm bu bilgileri aldıktan sonra bunun cevabı gelecektir. Allah’a secde edenlerle Allah’a secde etmeyenler. Allah’a secde etmek demek topluluğun yararına iş yapmak demektir. Çıkar paralelliği olduğu gibi zarar paralelliği de vardır. Dövüşen iki kişiyi düşünün, ikisi de dayak yer, sadece birininki biraz fazla olur. Oysa sorunlarını kavga ile değil de hakemler aracılığı ile çözseler ikisi de dayaktan kurtulur, ikisinin de çıkarları denkleşir.

İnsanların birçoğu Allah’a secde ediyor. Birçoğuna da azab tahakkuk ediyor. Azabın tahakkuk etmediği ama Allah’ın verdiği görevleri yerine getirmeyenler de vardır. Birçoğu öyledir, birçoğu da böyledir. Hepsi hakkında bir hüküm verilmektedir.

Bundan sonraki ayette secde edenleri anlatacaktır.

 

Öz Türkçe ile:

“Oradan, çıkmazdan her çıkmaya kalkıştıklarında oraya çevrilirler. Yakan acıyı tadın.”

 

Kur’an kelimeleri ile:

“Oradan, gamdan her huruç etmeyi irade ettiklerinde oraya iade edilirler. Harikin azabını zevk edin.”

 

KulLaMAv EaRAvDUv EaN YaPRuCUv MiNHAv MiN ĞaMiN EuGIyDUv FIyHAv Va ÜUvQUv GaZaBa eLXaRıYQı

كُلَّمَا أَرَادُوا أَنْ يَخْرُجُوا مِنْهَا مِنْ غَمٍّ أُعِيدُوا فِيهَا وَذُوقُوا عَذَابَ الْحَرِيقِ(22)

 

İstanbul; 02 Mart 2019

SÜLEYMAN KARAGÜLLE

Yay. Haz.: REŞAT NURİ EROL

resatnurierol@gmail.com

www.akevler.org (0532) 246 68 92

 [te1]Agnamak debelenmek demekmiş

 


Yorumcu
Yorum
Reşat Nuri Erol
03.03.2019
08:53

1967...1968...1969...AKEVLER 53 YILDIR ÇALIŞIYOR...2017...2018...2019

BİZLER ÇALIŞIYOR VE YENİ İSLÂM MEDENİYETİ’Nİ KURUYORUZ...

SİZLERİ DE ÇALIŞMALARIMIZA DÂVET EDİYORUZ; BUYURUN, BİRLİKTE ÇALIŞALIM...

ADİL DÜZEN 1003

“ADİL DÜZEN” III. BİNYIL MEDENİYETİ PROJESİDİR

“VE BİZE DÜŞEN SADECE MÜBÎN/AÇIK TEBLİĞDİR.” (KUR’AN; Yâsin Sûresi, 36/17)

Haftalık Seminer Dergisi; 1003. Hafta - 02 MART 2019 - Fiyatı: www.akevler.orga tıklamak!

BU DERGİYİ HER HAFTA OKUTABİLİR.. ÇOĞALTABİLİR.. DAĞITABİLİRSİNİZ...

“ADİL DÜZEN” UYGULAMALARI YAPMAK İÇİN BİZLERE DANIŞABİLİRSİNİZ...

 

*KUR’AN VE İLİM SEMİNERLERİ; 1003. SEMİNER

“HİÇ BİLENLER İLE BİLMEYENLER BİR OLUR MU?”      (KUR’AN; Zümer Sûresi, 39/9)

İ L İ M  TALEP ETMEK HER MÜSLÜMANIN ÜZERİNE FARZDIR.”      (Hadis)

Adres: AKEVLER İSTANBUL KOOPERATİFLERİ MERKEZİ,  Zafer Mah. Coşarsu Sk. No: 29 YENİBOSNA / İSTANBUL    Tel: (0212) 452 76 51

Tefsir Seminer Notları Yenibosna’da Cumartesi akşamları okunup tartışılmaktadır.

GAYEMİZ: Bu “SEMİNER NOTLARI”nın İstanbul, Türkiye ve bütün dünyada “OKUNMASI, ANLAŞILMASI VE UYGULANMASI”DIR. - ADİL DÜZEN ÇALIŞANLARI

 

***

 

*“ADİL DÜZEN” DERSLERİ/YORUMLARI

KUR’AN ABD BAŞKANINA NE DİYOR?

***

KUR’AN SURİYE DEVLET BAŞKANINA NE DİYOR?

Süleyman KARAGÜLLE

 

***

 

*SEBÎLU’R-REŞÂD” / MAKALELER

Faizli düzen; emeksiz kazanç ve faizin kârdan farkı

Erbakan’ı anma haftaları ve ‘Adil Düzen(9)

Erbakan’ı anma haftaları ve ‘Adil Düzen(10)

Faizli düzen/sistem; Faiz ve Selem farkı (11)

Reşat Nuri EROL

 

***

 

HAC SÛRESİ - 5. Hafta

أَعُوذُ بِاللَّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

يَاأَيُّهَا النَّاسُ اتَّقُوا رَبَّكُمْ إِنَّ زَلْزَلَةَ السَّاعَةِ شَيْءٌ عَظِيمٌ (1) يَوْمَ تَرَوْنَهَا تَذْهَلُ كُلُّ مُرْضِعَةٍ عَمَّا أَرْضَعَتْ وَتَضَعُ كُلُّ ذَاتِ حَمْلٍ حَمْلَهَا وَتَرَى النَّاسَ سُكَارَى وَمَا هُمْ بِسُكَارَى وَلَكِنَّ عَذَابَ اللَّهِ شَدِيدٌ (2) وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يُجَادِلُ فِي اللَّهِ بِغَيْرِ عِلْمٍ وَيَتَّبِعُ كُلَّ شَيْطَانٍ مَرِيدٍ (3) كُتِبَ عَلَيْهِ أَنَّهُ مَنْ تَوَلَّاهُ فَأَنَّهُ يُضِلُّهُ وَيَهْدِيهِ إِلَى عَذَابِ السَّعِيرِ (4) يَاأَيُّهَا النَّاسُ إِنْ كُنْتُمْ فِي رَيْبٍ مِنَ الْبَعْثِ فَإِنَّا خَلَقْنَاكُمْ مِنْ تُرَابٍ ثُمَّ مِنْ نُطْفَةٍ ثُمَّ مِنْ عَلَقَةٍ ثُمَّ مِنْ مُضْغَةٍ مُخَلَّقَةٍ وَغَيْرِ مُخَلَّقَةٍ لِنُبَيِّنَ لَكُمْ وَنُقِرُّ فِي الْأَرْحَامِ مَا نَشَاءُ إِلَى أَجَلٍ مُسَمًّى ثُمَّ نُخْرِجُكُمْ طِفْلًا ثُمَّ لِتَبْلُغُوا أَشُدَّكُمْ وَمِنْكُمْ مَنْ يُتَوَفَّى وَمِنْكُمْ مَنْ يُرَدُّ إِلَى أَرْذَلِ الْعُمُرِ لِكَيْلَا يَعْلَمَ مِنْ بَعْدِ عِلْمٍ شَيْئًا وَتَرَى الْأَرْضَ هَامِدَةً فَإِذَا أَنْزَلْنَا عَلَيْهَا الْمَاءَ اهْتَزَّتْ وَرَبَتْ وَأَنْبَتَتْ مِنْ كُلِّ زَوْجٍ بَهِيجٍ (5) ذَلِكَ بِأَنَّ اللَّهَ هُوَ الْحَقُّ وَأَنَّهُ يُحْيِي الْمَوْتَى وَأَنَّهُ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ (6) وَأَنَّ السَّاعَةَ آتِيَةٌ لَا رَيْبَ فِيهَا وَأَنَّ اللَّهَ يَبْعَثُ مَنْ فِي الْقُبُورِ (7) وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يُجَادِلُ فِي اللَّهِ بِغَيْرِ عِلْمٍ وَلَا هُدًى وَلَا كِتَابٍ مُنِيرٍ (8) ثَانِيَ عِطْفِهِ لِيُضِلَّ عَنْ سَبِيلِ اللَّهِ لَهُ فِي الدُّنْيَا خِزْيٌ وَنُذِيقُهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ عَذَابَ الْحَرِيقِ (9) ذَلِكَ بِمَا قَدَّمَتْ يَدَاكَ وَأَنَّ اللَّهَ لَيْسَ بِظَلَّامٍ لِلْعَبِيدِ (10) وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يَعْبُدُ اللَّهَ عَلَى حَرْفٍ فَإِنْ أَصَابَهُ خَيْرٌ اطْمَأَنَّ بِهِ وَإِنْ أَصَابَتْهُ فِتْنَةٌ انْقَلَبَ عَلَى وَجْهِهِ خَسِرَ الدُّنْيَا وَالْآخِرَةَ ذَلِكَ هُوَ الْخُسْرَانُ الْمُبِينُ (11) يَدْعُو مِنْ دُونِ اللَّهِ مَا لَا يَضُرُّهُ وَمَا لَا يَنْفَعُهُ ذَلِكَ هُوَ الضَّلَالُ الْبَعِيدُ (12) يَدْعُو لَمَنْ ضَرُّهُ أَقْرَبُ مِنْ نَفْعِهِ لَبِئْسَ الْمَوْلَى وَلَبِئْسَ الْعَشِيرُ (13) إِنَّ اللَّهَ يُدْخِلُ الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ إِنَّ اللَّهَ يَفْعَلُ مَا يُرِيدُ (14) مَنْ كَانَ يَظُنُّ أَنْ لَنْ يَنْصُرَهُ اللَّهُ فِي الدُّنْيَا وَالْآخِرَةِ فَلْيَمْدُدْ بِسَبَبٍ إِلَى السَّمَاءِ ثُمَّ لْيَقْطَعْ فَلْيَنْظُرْ هَلْ يُذْهِبَنَّ كَيْدُهُ مَا يَغِيظُ (15) وَكَذَلِكَ أَنْزَلْنَاهُ آيَاتٍ بَيِّنَاتٍ وَأَنَّ اللَّهَ يَهْدِي مَنْ يُرِيدُ (16) إِنَّ الَّذِينَ آمَنُوا وَالَّذِينَ هَادُوا وَالصَّابِئِينَ وَالنَّصَارَى وَالْمَجُوسَ وَالَّذِينَ أَشْرَكُوا إِنَّ اللَّهَ يَفْصِلُ بَيْنَهُمْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ إِنَّ اللَّهَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ شَهِيدٌ (17)

 

***

أَلَمْ تَرَ أَنَّ اللَّهَ يَسْجُدُ لَهُ مَنْ فِي السَّمَوَاتِ وَمَنْ فِي الْأَرْضِ وَالشَّمْسُ وَالْقَمَرُ وَالنُّجُومُ وَالْجِبَالُ وَالشَّجَرُ وَالدَّوَابُّ وَكَثِيرٌ مِنَ النَّاسِ وَكَثِيرٌ حَقَّ عَلَيْهِ الْعَذَابُ وَمَنْ يُهِنِ اللَّهُ فَمَا لَهُ مِنْ مُكْرِمٍ إِنَّ اللَّهَ يَفْعَلُ مَا يَشَاءُ (18) هَذَانِ خَصْمَانِ اخْتَصَمُوا فِي رَبِّهِمْ فَالَّذِينَ كَفَرُوا قُطِّعَتْ لَهُمْ ثِيَابٌ مِنْ نَارٍ يُصَبُّ مِنْ فَوْقِ رُءُوسِهِمُ الْحَمِيمُ (19) يُصْهَرُ بِهِ مَا فِي بُطُونِهِمْ وَالْجُلُودُ (20) وَلَهُمْ مَقَامِعُ مِنْ حَدِيدٍ (21) كُلَّمَا أَرَادُوا أَنْ يَخْرُجُوا مِنْهَا مِنْ غَمٍّ أُعِيدُوا فِيهَا وَذُوقُوا عَذَابَ الْحَرِيقِ (22)

 

***

 



YorumYap

Son Eklenen Seminerler
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1026
Müminun Suresi Tefsiri 71-77. Ayetler
24.8.2019 15 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1025
Müminun Suresi Tefsiri 62-70. Ayetler
3.8.2019 262 Okunma
2 Yorum 22.08.2019 07:26
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1024
Müminun Suresi Tefsiri 53-61. Ayetler
27.7.2019 207 Okunma
1 Yorum 28.07.2019 07:29
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1023
Müminun Suresi Tefsiri 45-52. Ayetler
20.7.2019 310 Okunma
1 Yorum 21.07.2019 09:13
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1022
Müminun Suresi Tefsiri 35-44. Ayetler
13.7.2019 300 Okunma
1 Yorum 15.07.2019 06:11
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1021
Müminun Suresi Tefsiri 28-34. Ayetler
6.7.2019 366 Okunma
1 Yorum 09.07.2019 15:45
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1020
Müminun Suresi Tefsiri 23-27. Ayetler
29.6.2019 372 Okunma
1 Yorum 02.07.2019 17:49
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1019
Müminun Suresi Tefsiri 17-22. Ayetler
22.6.2019 375 Okunma
1 Yorum 23.06.2019 10:22
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1018
Müminun Suresi Tefsiri 12-16. Ayetler
15.6.2019 367 Okunma
1 Yorum 15.06.2019 22:56
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1017
Müminun Suresi Tefsiri 1-11. Ayetler
8.6.2019 516 Okunma
1 Yorum 11.06.2019 14:33
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1016
Hac Suresi Tefsiri 77-78. Ayetler
1.6.2019 443 Okunma
1 Yorum 11.06.2019 14:35
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1015
Hac Suresi Tefsiri 72-76. Ayetler
25.5.2019 419 Okunma
1 Yorum 26.05.2019 02:33
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1014
Hac Suresi Tefsiri 67-71. Ayetler
18.5.2019 495 Okunma
1 Yorum 20.05.2019 04:46
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1013
Hac Suresi Tefsiri 63-66. Ayetler
11.5.2019 395 Okunma
1 Yorum 13.05.2019 09:47
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1012
Hac Suresi Tefsiri 58-62. Ayetler
4.5.2019 514 Okunma
1 Yorum 06.05.2019 01:24
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1011
Hac Suresi Tefsiri 53-57. Ayetler
27.4.2019 492 Okunma
1 Yorum 29.04.2019 07:05
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1010
Hac Suresi Tefsiri 49-52. Ayetler
20.4.2019 593 Okunma
1 Yorum 23.04.2019 15:04
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1009
Hac Suresi Tefsiri 45-48. Ayetler
13.4.2019 540 Okunma
1 Yorum 14.04.2019 06:28
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1008
Hac Suresi Tefsiri 40-44. Ayetler
6.4.2019 568 Okunma
1 Yorum 08.04.2019 08:30
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1007
Hac Suresi Tefsiri 36-39. Ayetler
30.3.2019 579 Okunma
1 Yorum 02.04.2019 09:26
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1006
Hac Suresi Tefsiri 31-35. Ayetler
23.3.2019 647 Okunma
1 Yorum 24.03.2019 11:18
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1005
Hac Suresi Tefsiri 27-30. Ayetler
16.3.2019 764 Okunma
2 Yorum 17.03.2019 11:00
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1004
Hac Suresi Tefsiri 23-26. Ayetler
9.3.2019 843 Okunma
3 Yorum 10.03.2019 14:32
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1003
Hac Suresi Tefsiri 18-22. Ayetler
2.3.2019 703 Okunma
1 Yorum 03.03.2019 08:53
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1002
Hac Suresi Tefsiri 14-17. Ayetler
23.2.2019 675 Okunma
1 Yorum 25.02.2019 11:40
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1001
Hac Suresi Tefsiri 9-13. Ayetler
16.2.2019 704 Okunma
1 Yorum 17.02.2019 07:28
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1000
Hac Suresi Tefsiri 5-8. Ayetler
9.2.2019 735 Okunma
1 Yorum 11.02.2019 07:17
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 999
Hac Suresi Tefsiri 1-4. Ayetler
2.2.2019 883 Okunma
2 Yorum 03.02.2019 09:54
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 998
Enbiya Suresi Tefsiri 105-112. Ayetler
26.1.2019 751 Okunma
1 Yorum 29.01.2019 10:16
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 997
Enbiya Suresi Tefsiri 101-104. Ayetler
19.1.2019 777 Okunma
1 Yorum 20.01.2019 09:15
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 996
Enbiya Suresi Tefsiri 95-100. Ayetler
12.1.2019 890 Okunma
3 Yorum 20.01.2019 14:05
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 995
Enbiya Suresi Tefsiri 89-94. Ayetler
5.1.2019 856 Okunma
1 Yorum 06.01.2019 17:39
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 994
Enbiya Suresi Tefsiri 83-88. Ayetler
29.12.2018 804 Okunma
1 Yorum 30.12.2018 20:04
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 993
Enbiya Suresi Tefsiri 76-82. Ayetler
22.12.2018 955 Okunma
4 Yorum 28.12.2018 17:19
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 992
Enbiya Suresi Tefsiri 71-75. Ayetler
15.12.2018 836 Okunma
1 Yorum 16.12.2018 08:21
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 991
Enbiya Suresi Tefsiri 61-70. Ayetler
8.12.2018 859 Okunma
1 Yorum 09.12.2018 18:21
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 990
Enbiya Suresi Tefsiri 51-59. Ayetler
1.12.2018 861 Okunma
1 Yorum 02.12.2018 12:07
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 989
Enbiya Suresi Tefsiri 44-50. Ayetler
24.11.2018 944 Okunma
2 Yorum 30.11.2018 12:01
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 988
Enbiya Suresi Tefsiri 37-43. Ayetler
17.11.2018 977 Okunma
1 Yorum 18.11.2018 02:30
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 987
Enbiya Suresi Tefsiri 30-36. Ayetler
10.11.2018 876 Okunma
1 Yorum 11.11.2018 12:14
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 986
Enbiya Suresi Tefsiri 21-29. Ayetler
3.11.2018 906 Okunma
1 Yorum 04.11.2018 08:48
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 985
Enbiya Suresi Tefsiri 14-20. Ayetler
27.10.2018 880 Okunma
1 Yorum 29.10.2018 09:01
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 984
Enbiya Suresi Tefsiri 7-13. Ayetler
20.10.2018 952 Okunma
1 Yorum 22.10.2018 07:05
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 983
Enbiya Suresi Tefsiri 1-6. Ayetler
13.10.2018 995 Okunma
1 Yorum 14.10.2018 15:17
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 982
Taha Suresi Tefsiri 133-135. Ayetler
6.10.2018 1024 Okunma
1 Yorum 07.10.2018 18:14
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 981
Taha Suresi Tefsiri 128-132. Ayetler
29.9.2018 1039 Okunma
1 Yorum 29.09.2018 21:51
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 980
Taha Suresi Tefsiri 122-127. Ayetler
22.9.2018 1058 Okunma
1 Yorum 23.09.2018 12:16
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 979
Taha Suresi Tefsiri 115-121. Ayetler
15.9.2018 1101 Okunma
1 Yorum 16.09.2018 17:34
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 978
Taha Suresi Tefsiri 108-114. Ayetler
8.9.2018 1096 Okunma
1 Yorum 10.09.2018 11:02
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 977
Taha Suresi Tefsiri 100-107. Ayetler
1.9.2018 1163 Okunma
1 Yorum 03.09.2018 09:42