Şeyma Yavuz
İbn Haldun Bakışıyla Eğitim ve Sosyoloji
30.6.2015
6022 Okunma, 4 Yorum

 

Bismillahirrahmanirrahim,

Yaşatan ve Çalıştıran Allah'ın adıyla,

Bu makale, seçmeli aldığım bir derste yapmış olduğum proje ödevinin sunuş kısmının Türkçe metnidir. Bu çalışmayı yaparken farklı kaynakları okudum. Akevler Adil Düzen Dergisi'yle de paylaşmak istiyorum.

KABUL DİKTASINA KARŞIN BİLİNÇ PROTESTOSU

 

     Genel manâsıyla eğitim, doğduğumuz andan öldüğümüz ana dek devam eden bir süreçtir. Bu süreç halihazırda içinde bulunulan yahut sonradan edinilen  sosyal çevreyle birlikte yaşanır. Sosyal çevre; kültürel, etnik, coğrafi alışkanlıkların ve kabullerin, o topluluğun bireylerine aşılanmasını sağlayan kümedir. Toplulukların,  kıtaların, ülkelerin, bucakların ve ocakların zaman içerisinde evrimleştirdiği normlar bireylerin hayatlarına kapı çalmadan dahil olur. Bu normlar, töreler, önkabuller bireylerin eğitim düzeylerinde belirleyici bir rol oynar. Örneklendirirsek,  toplumun normlarına göre eğitim kıymetli bir edinim ise, o toplumun bireylerinin eğitim seviyesi yüksektir. Öte yandan eğitim seviyesi ile bireylerin toplumdaki kimlikleri ve statüleri şekillenir. Bu husus; ‘toplumun inşa ettiği bireyler’ ve ‘bireylerin inşa ettiği topluluk’ olarak tasniflenebilir.

     Eğitim ve sosyoloji – bilim dalı olarak değerlendirilmede hep tartışmalı  olan iki sözcük- birleşek eğitim sosyolojisi alanını oluşturur. Bu çalışmada eğitim sosyolojisi, eğitim ile toplum ilişkisi üzerine yaptığım araştırmalar ve okumalardan seçmeler aktarılacaktır. Eğitim sosyolojisi ve eğitim modelleri, İbn Haldun  perspektifinden yorumlanacak ve değerlendirilecektir.

Bölüm 1:

     Eğitim sosyolojisi alanının kurucusu, farklı topluluk ve düşünce sistemlerine göre farklılık gösterir. Mahmut Tezcan’ın aktardığına göre Emile Durkheim hatta George S. Payne eğitim sosyolojisinin kurucuları kabul edilirken, Kadir Canatan’a göre bu alanın kurucusu ve taşıyıcısı İbn Haldun’dur. (Tezcan, Eğitim Sosyolojisinin Gelişimi, 1976), (Canatan, 2009). Öncelikle, kıyaslara da başvurarak, İbn Haldun’un eğitimi sosyolojik olarak ele alışını incelemek istiyorum.

     İbn Haldun, ilim ve öğretimin, insanların cemiyetler-cem edenler, toplananlar, topluluk oluşturanlar- halinde dünyayı imarında tabii bir hal olduğunu beyan etmiştir. (Haldun, Mukaddime, 1954) Yaşanılan evreni parçalara ayırıp, kan ile sınırlar çizip, ırklar, diller, dinler propagandasıyla, insanların acizce bir kümeye ait olma halet-i ruhiyesini istismar ederek oluşturulan topluluklar, bu evreni inşa eder. Bu inşaatta, tüm bireyler el birliği ile belirledikleri durumlara ve kavramlara beton dökerek normları ve tabuları oluştururlar. Eğitim ise, bu betonları paramparça ederek o inşanın temelini kuvvetlendirir ve inşa edileni yani topluluğu kemale erdirebilecek en kudretli araç olur.

     Toplumların bu şekilde benimsemiş olduğu kaideler ve önkabuller  eğitim modellerini de doğrudan etkilemiştir. İbn Haldun’un çağının düşünürlerine göre üstadlıkla önerdiği eğitim modeli, bugünün doğrultulmaya çalışılan eğitim modeline örnek teşkil etmektedir. İbn Haldun, zamanının mevcut eğitim modellerine sağlam temellendirmeler ve akıl yürütmelerle karşı çıkmıştır. Mukaddime’de, ‘Bilgiler öğretilirken takip edilmesi gereken doğru metoda dair’ önermeler sunmuş, öğrencilere sert davranmanın zararlı olduğundan ve bir bilgiden ilk etapta geniş ölçüde bahsetmenin karmaşaya yol açacağından, bilgi öğrenmek için yapılan gezinin, bilginler ve üstatlarla görüşmenin öğrenim için faydalı ve üstün bir iş olduğunu söylemiştir. (Haldun, Mukaddime, 1954). Basitten karmaşığa ve sonrasında derin düşünmeye teşvik eden eğitim modelini kendi cümleleriyle şöyle ifade ediyor: “Ey öğrenci! Maksadına erişmek için bu perdeleri ortadan kaldırarak fikir alemine ulaşman gerekir. İlk önce en hafif ve kolay olanını bilmek lazım bu da kitaplardaki resim ve şekillerin söylenen ve okunan sözlere delalet ettiğini bilmektir. Bundan sonra bu sözlerin, anlatılmak istenilen anlamlara delaletini anlamaktır. Bundan sonra anlaşılan anlamları, mantık kanunlarına uygun olan kalıp ve şekle sokarak, istidlal keyfiyetini öğrenmek ve sonunda bilmek istediğin anlamların söz ve şekillerden sıyrılmış bir halde zihinde yerleşmesidir.” (Haldun, Mukaddime, 1954) “Meleke öğreniminde en yararlı usul, öğrencinin birbirleriyle derslerini ve bilimsel konuları çok ve derin olarak tartışması ve münazaralarda bulunmasıdır.” (Haldun, Mukaddime, 1986)

     Bugün hakim olan eğitim sisteminde öğrencileri aynı şekilde düşünmek gerektiğine ve doğrunun tek olduğuna  yönlendirme vardır. Bir konuyu derinlemesine anlamaya ne vakit ne de gerek vardır. Sistemdeki bu hata kişilerin kendilerine “Neden böyle düşünüyorum?” sorusu sormalarını engeller. Farkındalık yaratacak her eğilime, gereksiz ve yersiz gözüyle bakılan bir eğitim modelinin yetiştirmekte olduğu öğretmen adayları olarak, gözleri ve kalpleri kör eden beyni ise adeta uyuşturan bu eğitim modellerini kökünden söküp fırlatabileceğimize inanıyorum. İbn Haldun düşünceye verdiği kıymeti şöyle ifade ediyor: “Kişinin düşüncesi ayrı ve özel bir tabiat olup, diğer varlıkları yarattığı gibi, Tanrı onu da o şekilde ve o tabiatta yaratmıştır.” (Haldun, Mukaddime, 1954) Düşünmenin erdemi bu hudutlarla idrak edildiği vakit, insanlık muasır medeniyetler seviyesine ulaşacak ve dünya üzerinde adil bir sistem hakim olacaktır.

Bölüm 2:

     Toplumun eğitim seviyesiyle, topluma ve o topluluğun bireylerine bakış açılarının değiştiği su götürmez bir gerçektir. Prof. Dr. Mahmut Tezcan, İbn Haldun’un toplumsal farkındalık kapasitesi ile eğitim seviyesinin ilişkisini örneklendirmiştir: “Örneğin Batılı Araplar, Doğulu Arapların yaradılış ve tabiatları bakımından daha yüksek zeka ve yetenek sahibi olduklarına inanmakta idiler. Oysaki İbni Huldun, bu iki bölgedeki Arapların zihin gücü yönünden doğuştan hiçbir farklılığı olmadığını, farkın uygarlık düzeyinden ileri geldiğini öne sürmektedir. Ona göre ileri bir çevre, zekayı ve aydın düşünceyi arttırır.Öğretim meslek ve zanaatındaki ilerleme, Doğu Araplarını Batılılardan farklılaştırmıştır. Bu farklılık, onların tabiatına değil, öğretimle geliştirdikleri çeşitli melekelerin kazanılmasına bağlıdır” (Tezcan, Sosyolojik Kuramlarda Eğitim, 2005). İbn Haldun’un kendi dönemindeki algıya getirmiş olduğu bu eleştiri onu çok yönlü bir düşünür ve sosyolog yaparken, eğitim seviyesinin toplumla entegre edilmesi gereken bir ölçüt olduğuna vurgu yapmıştır.

     Öğretim için sunmuş olduğu ilkelerin neredeyse tümü bugünün eğitim sisteminde de geçerlidir. Akıl yürütmeler ve mantık temellerinde oturttuğu bu modellerde deneyimlemenin önemini vurgulamıştır. Sosyolojinin adı lügatta yokken, çağının sosyoloğu kabul edilen İbn Haldun adeta ‘modern’ bir toplumbilimci gibi tavsiye ve önerilerini bilimsel bilgiler ve deneyimler temelinde yapmıştır. (Canatan, Mukaddime Sözlüğü, 2009). Eğitimin sosyolojik incelemesini yaptığı Mukaddimesinde, yalnız kendi çağının değil, bugünün talep edenleri-yani talebeleri- ile öğretmenlerine tavsiyeler vermektedir. Şahsi fikrim; İbn Haldun’un Mukaddimesi, otoriter sistemlerin ve toplusal kabullerin diktasına karşın yazılmış bir bilinç protestosudur.

 

 

 

 

Kaynakça

Canatan, K. (2009). Eğitim Sosyolojisi. In K. Canatan, Mukaddime Sözlüğü (p. 183). İstanbul: Rasyo Yayınları.

Canatan, K. (2009). Mukaddime Sözlüğü. İstanbul: Rasyo Yayınları.

Haldun, İ. (1954). Mukaddime. In İ. Haldun, Mukaddime (Vol. 2, p. 409). Ankara: Maarif Basımevi.

Haldun, İ. (1954). Mukaddime. In İ. Haldun, Mukaddime (Vol. 2, pp. 478-479). Ankara: Maarif Basımevi.

Haldun, İ. (1954). Mukaddime (Vol. 3). Ankara: Maarif Basımevi.

Haldun, İ. (1954). Mukaddime (Vol. 3). Ankara: Maarif Basımevi.

Haldun, İ. (1954). Mukaddime (Vol. 3). Ankara: Maarif Basımevi.

Haldun, İ. (1986). Mukaddime (Vol. 2). İstanbul: M.E.B. Yayınları.

Tezcan, M. (1976). Eğitim Sosyolojisinin Gelişimi. In M. Tezcan, Eğitim Sosyolojisine Giriş (pp. 4-5). Ankara: Çağ Matbaası.

Tezcan, M. (2005). Emile Durkheim. In M. Tezcan, Sosyolojik Kuramlarda Eğitim (p. 15). Ankara: Anı Yayıncılık.

Tezcan, M. (2005). Sosyolojik Kuramlarda Eğitim. In M. Tezcan, Sosyolojik Kuramlarda Eğitim (pp. 2-3). Ankara: Anı Yayıncılık.

 

 

 


YorumcuYorum
Reşat Nuri Erol
01.07.2015
08:51




 

Şeyma Yavuz ve MAKALESİ…

İbn Haldun ve “MUKADDİME”Sİ…

Söz konusu “İBN HALDUN ve MUKADDİME” olunca, akan sular durur yani günün 24 saatinde akıp giden çalışmalarım bir yana, “İBN HALDUN ve MUKADDİME” ile ilgili bir çalışma bir yana…

Bundan dolayı…

Şeyma Yavuz’un “İbn Haldun Bakışıyla Eğitim ve Sosyoloji” başlıklı makalesini dikkatle okudum ve de üzerinde epey düşündüm…

Okudukça ve düşündükçe; 1972 yılından itibaren, bazı yönleriyle İbn Haldun’a da benzettiğim Üstad ile çalışmaya başladığımız ilk yıllara gittim…

Üstad’ı başkalarına da benzetmişliğim var…

Mesela, mezhep kurucusu İmam-ı A’zam Ebu Hanife…

Mesela, Marifertname yazarı Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri…

Mesela, Risale-i Nur Külliyatı yazarı Bedüzzaman Said Nursi Hazretleri…

Bu kadar benzetme yeter!

Biz esas konumuza dönelim.

Ama şöyle bir minik hatırlatma daha…

Biz peygamberlerden sonra en üstün insan olarak âlimleri görürüz ve o alanda da peygamberlerden sonra ilk HOCAMIZ elbette İmam-ı A’zam Ebu Hanife’dir…

Ayrıca…

“ÂLİMLER ENBİYANIN/PEYGAMBERLERİN VÂRİSLERİ” olduğuna göre; onların diğer insanlara üstünlüğü de bu özellikleri yani âlimlikleri sebebiyledir…

Bu hatırlatmalardan “Üstad ile ilgili payeleri” de bir zahmet siz çıkarıverin!..

Bu kadar “hatırlatma” da yeter!

*

Konumuz neydi?

İBN HALDUN ve MUKADDİME” ile

Şeyma Yavuz’un “İbn Haldun Bakışıyla Eğitim ve Sosyoloji” makalesi…

Öyleyse…

Makalede dikkatimi çeken yerlere bakalım…

Önce…

GİRİŞ bölümündeki cümleler…

Genel manâsıyla eğitim, doğduğumuz andan öldüğümüz ana dek devam eden bir süreçtir...”

Bu cümleyi okuyunca, nedense “TALEBU’L-İLMİ FERİYDATÜN ALA KÜLLİ MÜZLİMİN / ilim talep etmek her Müslümanın üzerine farzdır” hadisini hatırladım…

Hatırlamakla kalmadım…

Bize göre eğitimin beşikten mezara kadar devam etmesi gerektiğini benimsediğimizi ve “Adil Kur’an Düzeni Çalışanları” olarak bunun mekanizmalarını hem “teorik yani ilmî olarak” hem de “pratik yani amelî olarak” kurmak için yarım yüzyıldır çalıştığımızı hatırladım…

“… Toplulukların, kıtaların, ülkelerin, bucakların ve ocakların zaman içerisinde evrimleştirdiği normlar bireylerin hayatlarına kapı çalmadan dahil olur...

Özellikle…

BUCAK/KABİLE…

Ve

OCAK/AŞİRET…

Ve de diğer bütün “kelime ve kavramlara” dikkat!..

Ne demek istediğimi ve neye dikkat çektiğimi anladınız…

Biraz daha açayım…

BİREY/FERT, AŞİREKİ KABİLE, ŞA’B, KAVM, ÜMMET, MİLLET, BEŞERİYET…

Her halde anlaşılmıştır; aksi halde değerlendirmeler uzar gider…

GİRİŞ bölümünün final cümlesi bence şu:

“… Bu husus; ‘toplumun inşa ettiği bireyler’ ve ‘bireylerin inşa ettiği topluluk’ olarak tasniflenebilir...

Bu cümle ile ilgili söylenecek o kadar çok şey var ki…

Ama sözü uzatmayalım, yoksa ayrı bir makale olur…

Öyleyse GİRİŞ bölümü için bu kadar kelam yeter!

*

GELİŞME bölümünden sadece bir cümle ile başlayacağım; o da şu:

“… İbn Haldun, ilim ve öğretimin, insanların cemiyetler-cem edenler, toplananlar, topluluk oluşturanlar- halinde dünyayı imarında tabii bir hal olduğunu beyan etmiştir...

Aslında devamında “kan (yani savaş)” ve “sınırlar” ile “ırklar, diller, dinler” kelime ve kavramlarının geçtiği cümleler de var ki; bunlar, ne kadar da bizim “ADİL KUR’AN DÜZENİ” çalışmalarımızdaki kelime ve kavramlara benziyor, değil mi?..

GELİŞME bölümünü şu değerlendirme ile özetleyelim…

İbn Haldun düşünceye verdiği kıymeti şöyle ifade ediyor: “Kişinin düşüncesi ayrı ve özel bir tabiat olup, diğer varlıkları yarattığı gibi, Tanrı onu da o şekilde ve o tabiatta yaratmıştır.” (Haldun, Mukaddime, 1954) Düşünmenin erdemi bu hudutlarla idrak edildiği vakit, insanlık muasır medeniyetler seviyesine ulaşacak ve dünya üzerinde adil bir sistem hakim olacaktır...

Muasır medeniyet seviyesine ulaşmak…

Ve (elbette muasır medeniyetin fevkine çıkmak)…

Ve de dünya üzerinde “adil bir sistemi” hâkim kılmak…

Ne dersiniz?

Bu ifade ve değerlendirmeler size bir şeyler hatırlatıyor mu?

Ne demek istediğimi anladınız!

*

SONUÇ olarak…

“… İbn Haldun’un kendi dönemindeki algıya getirmiş olduğu bu eleştiri onu çok yönlü bir düşünür ve sosyolog yaparken, eğitim seviyesinin toplumla entegre edilmesi gereken bir ölçüt olduğuna vurgu yapmıştır…”

İbn Haldun’un kendi dönemindeki algı…

Ve…

Bizim yaşadığımız dönemdeki algı…

Ve de…

Bu algıya O’nun getirdiği eleştiri…

Bizim getirdiğimiz eleştiri…

Yani TEŞHİS…

Ve elbette TEDAVİ…

Yani ÇARE VE ÇÖZÜM…

Yani ADİL DÜZEN, ADİL EKONOMİK DÜZEN…

Yani “KUR’AN VE İLİM” çalışmaları ile daha da berraklaşan ve insanlığa sunulacak hâle gelmekte olan “ADİL KUR’AN DÜZENİ” çalışmalarımız…

Şeyma Yavuz, makalesini şu cümleyle sona erdirmiş:

“Şahsi fikrim; İbn Haldun’un Mukaddimesi, otoriter sistemlerin ve toplusal kabullerin diktasına karşın yazılmış bir bilinç protestosudur.”

Ne dersiniz?

Bizim yarım yüzyıllık çalışmalarımız da öyle bir şey mi?

Ama…

“Protestonun ötesinde” bir de “alternatif çözüm önerisi” değil mi?

‘Elbette, öyle…’ diyenlerdenseniz…

Öyleyse…

Haydi, gereğini yapmak için biraz daha gayret…

Çalışmak bizden, tevfik/muvaffakiyet/başarı Allah’tan…

 

***

 

Bu vesileyle bir kere daha “Şeyma Yavuz ve MAKALESİ” için diyorum ki:

“TEBRİKLER...

ARAMIZA HOŞ GELDİN...

ALLAH DEVAMINI NASİP EYLESİN... 

SİZİN NESİLDEN YENİ ARKADAŞLARINI DA BEKLERİZ... 

SELAM VE DUA İLE…”

REŞAD

 

 

 




Tayibet Erzen
01.07.2015
09:29

"Bugün hakim olan eğitim sisteminde öğrencileri aynı şekilde düşünmek gerektiğine ve doğrunun tek olduğuna  yönlendirme vardır. "  

Bugün sadece eğitim değil her alanda önümüzdeki en büyük engel olan sorgulamama sorununu çok çok iyi özetleyen bir ifade. 

Çok güzel bir yazı, Allah razı olsun.

Reşat Nuri Erol
01.07.2015
10:01


TAYİBET HANIM;

İŞARET ETTİĞİNİZ KONU ÇOK ÖNEMLİ...

ŞEYMA HANIM'IN YAZISINI OKURKEN DİKKATİMİ ÇEKMİŞTİ...

AMA DEĞERLENDİRMEYİ ÇOK UZATMAMAK İÇİN ORAYI ES GEÇTİM...

BU MESELE YANİ "TEVHİD-İ TEDRİSAT MUSİBETİ" EĞİTİMDEKİ EN ÖNEMLİ PROBLEM... 

NE DİYELİM?

ADİL KUR'AN DÜZENİ VE EĞİTİM SİSTEMİ GELECEK, ZULÜM BİTECEK... 

NOKTA.



Ahmet Yücel
25.02.2016
21:49

Sevgili Reşat hocam:

''ADİL KUR'AN DÜZENİ VE EĞİTİM SİSTEMİ GELECEK, ZULÜM BİTECEK... ''

Bu cümlenize yürekten katılıyorum.

İlave olarak:

Biz Müslümanlar çoğunluk olarak, İslamı hakkiyle yaşayamıyoruz. Büyük günahları alenen işliyoruz. Buna da çeşitli kulplar buluyoruz.

Kur'an'da: 'Siz nefislerinizde olanı değiştirmezseniz, biz hakkınızdaki hükmümüzü değiştirmeyiz.'' buyruluyor.

Çocuklarımız okusun doktor, mühendis vb olsun diye her türlü fedakarlığı yapıyoruz. Çocuklarımız İslamı öğrensin ve yaşasın diye hiç çabamız ve endişemiz yok.

Biz yukarıdaki düşünce ve gayretimizi Allah'ın emri doğrultusunda düzeltebilsek, çoğunluk bu beklentide olsak, devlet de:

''ADİL KUR'AN DÜZENİ VE EĞİTİM SİSTEMİNİ UYGULAMAYA BAŞLAYACAK, ZULÜM BİTECEK'' diye düşünüyorum.

Bugünkü durumdan, halkın % 49,5 memnun gibi, + %25 memnun gibi, + %11 memnun gibi.

''HER ŞEY ASLINA RÜCU EDER.'' Biz aslımıza, özümüz olan İslam'a döndüğümüz zaman.

''NASILSANIZ ÖYLE İDARE EDİLİRSİNİZ.'' Hadisi şerifin gereğince her şey düzelecek diye inanıyorum.

Allah'a emanet olunuz. SELAMLAR. 





Son Eklenen Makaleler
Şeyma Yavuz
Değişmeyen kanun: Einstein Haklıydı!
4.3.2016 4271 Okunma
1 Yorum 05.03.2016 13:36
Şeyma Yavuz
İbn Haldun Bakışıyla Eğitim ve Sosyoloji
30.6.2015 6022 Okunma
4 Yorum 25.02.2016 21:49