RUH RİSALESİ
Süleyman Karagülle
2154 Okunma
1-RUH RİSALESİ

RUH

KİTABI

 

 

SÜLEYMAN

KARAGÜLLE

 

www.akevler.org

           

                           KİTAB- UR  RUH(19.10.2012 tashih)

               BEDEN

              İnsan ruh ve bedenin terkibinden ibarettir. Tek başına beden insan değildir. Tek başına da ruh insan değildir.  Göz olmazsa insan göremez. Ama gören göz değil ruhtur. Yoksa görme vidyo kamerasındaki kayıttan başka bir şey olmazdı. Ruh bilen. Beden ise bilinendir.  Beden bir bakıma ruhun aynasıdır. Ruh kendisini ancak bedeninde kendisini görmektedir.  Ruh bedenden ayrı bir varlıktır. Uyku hallerinde bedenden uzaklaşmaktadır. Uyanınca tekrar gelip beden içinde oturmaktadır.  Şöförün arabayı terkedip istirahat etmesi sonra da tekrar arabaya gelmesi gibidir.  Uyku beden için  dinlenme ve bakım aracıdır. Ruyada ruh bedene uğramakta bakımını kontröl etmektedir. O esnada arabayı ruh çalıştırmamaktadır. Bakıcılar onu önermektedir. Uyku halinin hayvanlarda da olduğu bilinmektedir. Bitkilerde de olduğu  gözlenmektedir.  Ruh kendisini ancak bedende seyredebilmektedir. Ruh hakkındaki bilgimizi beden üzerinde öğrenebiliyoruz.

          Bir şey hakkında bilgimiz daima eksikdir. Bir kimseye çok yakından bakarsak  parçaları iyi görürüz bütününü göremeyiz. Mesela o insanın kim olduğunu bilemeyiz. Uzaktan bakarsak da bütünü görürür parçalarını bilemeyiz. Mesela bir hastalığını teşhis edemeyiz.  Bedenimizin parçalarını çok iyi biliyoruz. Ama bütünü hakkında bilgimiz eksikdir. Yanı hayat nedir. Parçacıkların ahenk içinde hareketi hayattır. İşte bu ahengi yakalamamız zordur. Hayatın varlığı ancak ölümle düşündüğümüz zaman anlıyoruz. Ölüm olmasaydı hayatı düşünmemiz zor olacaktı. Ruhun ise varlığını iyi biliyoruz. Ama parçalarını bilemiyoruz. Onun ince yapısından habersiziz. Hatta bedenimizin varlığından şübhe edebiliriz, ama ruhumuzun varlığından şübhe edemeyiz. Çünkü şübhe ediyorsanız o halde varsınız. Bunu düşünyorum o halde varım diyerek ifade etmişlerdir.

         Ruhu tanımlarken bedenin eşi diyebiliriz. Mademki her şey çift yaratılmıştır. Hayatı olan bedenin de bir eşi bir karşıtı olması gerekir. Ona biz ruh diyoruz.  Ruhun varlığını bedenimizin varlığından daha kesin olarak biliyoruz. Ama ne olduğunu bilemiz daha zor görünüyor. Biz bunu bedenimizle karşılaştırarak bilebiliriz. Nasıl erkekle kadın bir birine benzer bazı özellikleri bir birinden farklıdır. Ruh ve beden de böyle birbirine benzemektedir. Bazı özellikleri ile birbirinden farklıdır. O özelliği var sayımlarla yakalar karşılaştırmaya başlarsak ruh hakkında da yeteri kadar bilgimiz olur.

         Beden parçaların birleşmesinden ortaya çıkmakta ve birleşmeden hayat doğmaktadır. Yani bedende çokluktan tekliğe gitmekte  evrim olmaktadır. Ruh ise tekdir. Parçaları yoktur. Sadece değişik görüntüleri vardır. O görüntüler sayesinde farklılık ortaya çıkmaktadır. Bütün olan parça parça idrak edilmektedir. Ruhun kendisini görememesi buradan ileri gelir.  O halde bedende terkip sentez vardır. Ruhta tahlil analiz vardır.  Parça parça olan bedenin cüzleri birleşerek ruh ile ilişki kuracak hale gelmekte, bir bütün olan ruh değişik yönüyle ortaya çıkıp bedenle bütünleşmekte ve böylece insan olmaktadır.

         Kainatın ruhuna beden diyoruz.  Bedenini yoktan var edebilen tanrıdır. İnsanın bedeni tanrı bedeninin parçasıdır. Ruhu da ondan gelmektedir. Tanrı tekdir. Kainat onun değişik yönlerden görüntüsüdür. Kainatı yaratması demek bize kendisini göstermesi demektir. Bu sebeple  “ Zahir odur, batın odur , evvel odur, ahır odur.”

         NEFİS

         Beden birleşerek hayatı ortaya çıkarmıştır. Tek olan ruh da değişik görünüşleri ile bedene görünerek nefsi ortaya çıkarmıştır. Bedendeki hayat karşılığı nefistir. Hayat bedenin ruhla ilişki kurabilme özelliğidir. Bir tür telsiz alıcı ve verici antenidir.  Nefis de ruhun yayınladığı ve absoprbe ettiği dalgalardır. Ruh nefis yoluyla bedenle ilişki kurar. Bir bütün olan ruh nefis özelliği ile parçalanır ve değişik hallerde görünür.  Nefis aynı zamanda kişiliktir. Kişilik demek hak sahibi olma demektir. Yükümlü olma demektir. Borçlu ve alacaklı olma demektir.  Davalı ve davacı olma demektir. Kişilik tek olan ruha aittir. Ancak bedenle ilişki kurmadan bunun dünya aleminde bir hakkı ve görevi yoktur. Direksiyona geçmeyen şöförün trafikde yapabileceği bir şey yoktur.   Beden ruh içindir. Kainat da beden içindir. Bilinçsiz işe yaramıyan kainatın varedilmesi abesle iştigal olur. Oysa kainatta israf yoktur. Bütün hak ve görevler insan için vardır.  Kişiliği döllenme ile başlar ve öldükden sonra mirası taksim edilince biter.  Bununla beraber dini inanışlara göre  ruh sonra  yeniden bedene girer ve ve tekrar kişiliği başlar. Orada burada yaptıklarının hesabını verir. Bu tanrının adil olması ilkesinden ileri gelen bir inanıştır. Çünkü bu dünyada adalet olsaydı evrim olmaz, seleksiyon olmazdı. Haklı zaifler yeryüzünü kaplar hayat dururdu. Asıl zülüm o zaman olurdu. Ancak bu durumda da haklı olanlara zülmedilmektdir. Tanrı bu zülmü  öldükten sonra ki hayatta giderecektir.

        İlk varettiği gibi adaleti sağlamak için tekrar varedecek tanrıdır.

 

        RUH

        Beden  birleşerek hayat kazanıyor. Hayat ruh ile değişik yönleri ile ilişki kuruyor ve ruh ile eşleşerek insan oluşuyor.  Ruh tektir. Bedenle kurduğu ilişkilerle çok yönleri ortaya çıkmaktadır. Buna nefis diyoruz. Mesela bir insana değişik yönlerden  bakacak olursak başka başka taraflarını görürüz.  Oysa o bir bütündür. Ruh bir bütündür.  Görünür mekanda yeri yoktur. Televizyon’un dalgaları gibi her yerde görülebilir. Ancak aynı frekansda alıcıların bulunması gerekir.  Bu alıcı da bedendir. İnsan birbirine uyumlu bir ruh ile bir bedenin varlığı demektir. İnsan anne karnında döllendiği andan itibaren bir ruh ile eşleştirilir. İlk eşleşen ruh’dan sonra beden artık başka ruhla eşleşemez. Her ruhun kendine göre bir dalgası vardır. Bir defa cenin bir ruhla eşleşince artık ruhla eşleşme özelliği donar bir  daha başkası ile eşleşemez.  Bu ölünceye kadar devam eder.  Başka insanlarla ilişki kurabilmesi gibi beden aracılığı ile başka ruhlarla ilişki kurabilir.  Ama bu eşleşme hayatın sonuna kadar devam eder. Bu insanın tek kişiliğini ortaya çıkarır.  Tanrı   ruh ise ruhları  da tanrının nefsi olarak düşünebiliriz. Yani tanrı ruhlarda ortaya çıkar ruhlar nefislerle ortaya çıkarlar. Bedenle ilişki kurarlar. Böylece tanrı çokluk içinde görünür olur.  Teklik içinde çokluk ortaya çıkar. Buna tanrının tekliği denir. “ Tanrı birdir  ama sayılır değildir”in anlamı budur. “ insanın ruhu tanrı’dandır”ı böyle yorumlayabiliriz.

 

   Tanrı sebeplerin sebebidir. Ruhların ruhudur. Ruhlar ondandır. Kainat onundur.

 

      ALGI

       Beden dışarıdan etkiler almaktadır. Cisimlerin varlığını deri ve kaslarımız almakta ruhumuz bunu katı cisim olarak algılamaktadır. Düzensiz enerji dalgalarınuı  da derimiz almakta ve bunu  ruh sıcaklık olarak algılamaktadır. Işık dalgalarını göz görmekte ruhumuz bunu uzaklık ve renk olarak algılamaktadır.  Atom titreşimlerini kulağımız duymakta ruhumuz bunu ses ve uzaklık olarak algılamaktadır.  Havaya yayılmış zerreleri burnumuz  almakta ve ruhumuz bunu koku olara algılamaktadır. Sıvılardaki eriyik zerrecikleri dilimiz almakta ruh bunları tat olarak algılamaktadır. Organlarımızın  yerlerini ruhumuz konum olarak, vücuttaki arızaları veya ihtiyaçları acı yahut ferahlık olarak algılamaktadır. Görülüyor ki beden beyne bir takım elektrikî dalgalar göndermekte ruh da bunu  beyinden değişik varlıklar olarak algılamaktadır.  Böylece ruh dışarıdan gelen etkileri kendi diline çevirerek algılamaktadır. Gerçekte beyne gelen sadece dalgadan ibarettir.

       Tanrı ayrı ayrı algılayarak değil bütünü araçsız bilendir. Tanrı insanın  bedenini ve ruhunu birbirine uyumlu çalışacak şekilde var etmiştir.

           

        BELLEK

        Beyne gelen bir takım bilgiler kodlanarak beyinde bulunan bellekte  elektrik devreleri olarak  01 olarak saklanmaktadır. Bu saklanma beden içinde olmaktadır. Ancak ihtiyaç halinde tekrar ruhun algılayabileceği hale  gelmekte ve ruh irtibat kurmaktadır. Buna hatırlama diyoruz.  Ezberlediğimiz şiir beynimizde durmaktadır. Onu söylemek istediğimizde beynin faal kısmına getiriyoruz ve sonra onu kullanıyoruz. Gerektiğinde onu faal kısma çağırma işi ruh tarafından yapılmaktadır.  Daha önce ruh ile beden arasındaki benzerliği şimdi ruh ile bilgisayar arasında da kurabiliriz. Bilgisayar bedense bilgisayarı kullanan da ruhtur. Bilgisayar kendi kendine çalışamadığı gibi bilgisayar olmadan da onu çalıştıran bir iş yapamaz.  Araba insanın beden benzeri ise bilgisayar da insanın beyin benzeridir. Beynin yapısı bilgisayara benzer. Bilgisayarda  da hafıza vardır. Onu bilgisayar belli tuşlara basarak çağırır. Ruh da insan beynindeki bellekten istediği dosyayı çağırır ve kullanır.  Modern felsefeyi kavrayabilmek için bilgisayar kullanımını mutlaka öğrenmek gerekir.  Bazic programlarının bilinmesi gerekir.

     Canlılarda kendilerinin muhtaç olduğu bellekleri koyan tanrıdır.  Belleğe gerek olmadan her şeyi faal halde şuurunda bulunduran tanrıdır. Tanrı mutlak şuurdur.

          FİİL (YAPMA)

          Ruha dışarıdan ve bellekten gelen bilgileri ruha ulaştıran duyum ile bellekten başka beyinden tüm bedene ruhun haberlerini ulaştıran sinirler vardır. Bunlara hareket sinirleri denir. Birinciler ise duyu  sinirleridir. Birisinden haberler gelmekte, diğerinden ise haberler gitmektedir. Vücudun değişik hücrelerine gelen sinir uçları oradaki molekülleri harekete geçirmektedir. Bu titreşimdeki uyum ile sağlanmaktadır.  Bir ipin üzerinde bir parçacık alıp sallanmaya bırakınız. Aynı boyda olanlar eşit aralıklarla sallanırlar. Kısa olanlar daha sık uzun olanlar daha seyrek sallanırlar. Bir ip geriniz. Üzerine değişik uzunlukta parçacıkları taşıyan ipleri sarkıtınız.  Bunlardan birini  çekip bırakınız. Bu parçacık sallanmaya başlar. Diğerlerinden yalnız aynı uzunlukta olanlar sallanır.  Ya hiç sallanmaz. Yahut sallanır ama yavaşlar tekrara sallanır.   Böylece her varlığın öz titreşimi vardır. Öz titreşimle beslediğiniz zaman şiddetli bir şekilde sarsılır. İşte beyinden gelen uygun işaret anahtarı açar veya kapar böylece o hücre faaliyete geçer. Bu kolu ayağı harekete geçirir. Bu atom bombasının tetiğine basıp bir kenti uçurabilir. İşte bütün bunları yapan  ruhtan alınan emirle beyinden gelen işaretlerle olmaktadır. Buna fiil diyoruz.  Fiil hareketten farklıdır.  Kalb durmadan çalışır. Ama fiil değildir. Çünkü ruhtan gelen talimatla hareket etmemektedir.   Ruhiyyatı ilgilendiren bu bilinçsiz hareket değil ruh tarafından bedene yaptırılan harekettir. Buna  fiil denmektedir.

      Tanrıda hareket yoktur. Bütün hareketler kendi bilgisi ve iradesi ile olmaktadır. Faalin lima yürittir. Yani istediklerini yapar. Onun iradesi dışında bir şey olmaz. İnsanı de faail kılan yanı ona şuurlu hareket gücünü veren tanrıdır.

         KAVİL(SÖYLEME)

         İnsan şuursuz varlıklara etki etmek istediği zaman fail olarak davranır. Oysa insan diğer insanlarla karşılıklı görüşüp konuşmaktadır. Bunun için de insan bedenini kullanmaktadır. Aralarında anlaştıkları özel işaretler kullanarak birbirlerine haber göndermektedirler. Bu söz veya yazı şeklinde olmaktadır. Beyinde belli cümleler hazırlanır ve dil kaslarına emir verilerek o sözler söyletilir ve o yazılar yazdırılır. Karşı taraf da onu alır ve ne demek istediğini anlar. Fiilde gönderilecek komuta bellidir. Eşyaya siz bir şey öğretmezsiniz. Onun dilini siz öğrenip ona göre talimat vereceksiniz. O dile tabiat kanunları diyoruz. Her zaman aynı işaretlere aynı karşılık verirler. Oysa insanlar aralarındaki anlaşma araçlarını dillerini kendileri ortaya koyarlar. Uzaylılarla haberleşebilsek acaba anlaşabilirmiydik?. Onlarla çok kolay anlaşırdık. Önce onlara sayıları öğretirdik. Birli ikili üçlü sinyaller göderirdik.  1  1   1   1    11  11  11   11   111 111 111 111

     Sonra onlara cebir öğretirdik. Fizik formülleri fizikte anlaşırdık.  Şekiller çizerek isimler koyardık böylece ortak dilimiz oluşurdu. Çocuk topluluk içinde dili böyle öğrenir. Bir taraftan sözler duyar, diğer taraftan görür. Sonra ortak anlaşma aracı doğar. Değişik topluluklar değişik dil kullanırlar. Dil seslerden, sesler kelimelerden oluşur ve bunlar cümleler halinde ifade edilir.

      İnsanlara dili öğrenme ve üreteme yeteneğini veren tanrıdır. Tanrı ses ve harflersiz, araçsız konuşur. Onun sözleri bize dilimizle ulaşır. Tanrının sözleri zaman ve mekan dışındadır. Okuduğumuz Kuran ve onun yazısı tanrı kelamının onun tarafından  arapça dil ile ifadesidir. Anlamı onun kelamıdır. Mahluk değildir. Onun sıfatıdır. Bizim okuduğumuz veya yazdığımız onun bizim dilimizdeki ifadesidir ve mahluktur. İfade eden odur. Muhammet değildir. Muhammet nakildır. Bu ilmen ispatlanabilir.

 

       ZEVK

        İnsan beden ile işaretler almakta ve ruh bunları algılamaktadır. Ancak ruh bunlara karşı tavır takınmaktadır. Ya hoşlanmakta ya da hoşlanmamaktadır. Ağzına  su gibi bir madde girdiği zaman susanmamışsa ne hoşlanmakta ne de aksini duymaktadır. Nötr kalmaktadır. Oysa bir şeker aldığı zaman tatlı gelmekte bir biber aldığı zaman da acı duymaktadır. Sevdiğine kavuştuğunda sevinmekte ayrıldığında üzülmektedir.  Yanı insan dışarıdan sadece bilgi almakla kalmamakta ona üç tür tavır sergilemektedir. Olması veya olmaması onu ilgilendirmiyor ve etkilemiyor. Olması hoşuna gidiyor. Yahut olması hoşuna gitmiyor. Ruhun bu melekesine Zevk diyoruz. Değişik şekillerde zevkler vardır.  Bunlara insanlar değişik adlar vermişlerdir. Acı, üzüntü, sıkıntı, susuzluk, açlık, sevinç, neşe ferahlık. İnsan bu sayede değişik şekilde davranışa girer. Bu sayede insan ihtiyaçlarını bilir. Yapmak istediklerine yönelir.  Tüm hayvanlarda zevk yararları doğrultusunda olduğu halde  insanda zevk bazan zararına doğru olabilmektedir. Mesela sigara zararlı olduğu halde onu içmeyi istemektedir. Evlilik dışı ilişkiler yasak olduğu halde insan onu arzulayabiliyor.  İnsan böylece iyi ile kötü arasında bırakılmıştır.  Kendi iradesi ile iyi tarafında yer alırsa cennette olacak, almazsa cehennemde olacaktır. Diğer varlıkların üstün varlık olması tanrı tarafından öyle yaratılmış olması olduğu halde insan kendini iyi veya kötü yapabilmektedir. Kendi eseri olduğu için iyi olunca tüm varlıkların üstüne çıkmakta, yine kendi eseri olduğu için kötü olduğu için de tüm varlıkların aşağısına düşmektedir. İnsanda bulunan zevklerdeki çatışma insanın  kişiliğini koruyarak topluluğun bir ferdi olabilmesidir. Tüm canlılar bağımsızdır, ya da bireydir. İnsan ise hem bağımsız hem bireydir.  İnsan eğer bağımsızlığını topluluk çıkarı ile kendi çıkarını paralelleştirerek kullanırsa iyi insan olmaktadır.  Yok eğer insan bağımsızlığını topluluğun aleyhine kendi çıkarını da aşarak kötü zevkler için kullanırsa o kötü insandır.

      Tanrının hiçbir şeye ihtiyacı yoktur. Yaratmaktan zevk alır. İnsanı irade sahibi kılmak için ona yararlı zevkler verdiği gibi zararlı zevkler de vermiştir. İnsanı bundan sonra kendisine halife yapmıştır.

      

         BİLİNÇ

         İnsan zevkleri ile kendisinden haberdar olmakla beraber zevkler geçicidir.  Zevkler hafızaya alınıp saklanmaz. Çünkü zevk ruhsal olaydır. İnsan zevkler dışındaki olaylardan da haberlidir. Kötü bir şey gördüğü zaman üzülmekte iyi şeyler gördüğü zaman sevinmektedir.  Ne sevindiği ne de üzüldüğü bir çok şeyleri de görmektedir. İnsan ruhu bütün bunlardan haberdardır. Kendisi bunları gözetlemektedir. Hafızasından gelenleri de bilmektedir. Bilincin en önemli tarafı benlikteki tekliğidir. Ruh ben varım ve dün ne isem bugün de oyum demektedir. Uyandığında ruh eski ruhun aynı olduğunun farkındadır. Öldükten sonra da bu kimliğini korumaktadır. Ruh varlığını bilinç olarak duymaktadır. Ben varım diyebilmektedir. Kendi haklarının ve görevlerinin bilincindedir. Benliğini korumak için savaş vermektedir. Zevkle bilinç ruhtaki algılamadadır.

       Tanrı ruhlara kendisinden ayrı benlik kazandırmış ve onları muhatap almıştır. Tanrıdan da ruhlar içinde kişiliği oluşmuştur. Ruhları tanrı var etmiştir. Var eden var edilenden üstündür. İnsanın bilinci beden ile eşleştiği zaman ortaya çıkmaktadır. Tanrı her zaman bilinçlidir. Ruhlara kendisini göstermek için kainatı varetmiştir. Kendi bilinci zatidir.

           ZEKA

           İnsan program yapabilmektedir. Programdaki yanlışlarını düzeltebilmektedir. Oysa bir bilgi sayar program yapamadığı gibi yanlışlığını haber verir ama yanlışı düzeltemez. İşte insan ruhu da yapacaklarını  beyinde programlar. Ondan sonra hareket tuşuna basar ve bedene emir gönderir ve o emir yerine gelir. Bir insanın yapmak istediğini önceden tasarlaması zekası sayesinde mümkün olmaktadır. Zeka da bedenin bir özelliği değil zevk ve bilinç gibi ruhun özelliğidir. İnsan zekası sayesinde iradeli varlık olabilmektedir. Kompitüre bulduramıyacağı bir çok şeyleri insan zekası bulmaktadır. Yanlışın nerede yapıldığını görebilmektedir. Zeka eşyaya hükmetmektedir. İnsan yanlış yapmakta ve bu yanlışını zekası ile düzeltmektedir. Hayvanlar yanlış yapmazlar, düzeltmeleri için zekalarına gerek yoktur. Deneme yanılma metodunda da vardır. Eğer denenecek şeyleri bilinçle seçiyorsanız zeka vardır. Rasgele seçiyorsanız orada zeka yoktur. Hayvanlarda deneme yanılma metodu vardır, ancak seçenekleri bilinçsizdir. Dolayısıyla bir zeka işlemi değildir.

 Tanrı yanlış yapmaz, dolayısıyla mutlak akıldır. Zekaya ihtiyacı yoktur. İnsana hata yaptıran ona zeka verip hatasını tashih ettiren tanrıdır. Böylece biyolojik evrimden sonra sosyal evrim gerçekleşmiştir. İnsan daha iyisini yaparak kendi türü içinde evrimleşir. Oysa hayvanlar hep kendi türleri içinde en iyisini yaparlar. Türü içinde evrimleşme mümkün değildir.

 

        KONUŞMA

        İnsan kendi başına ruhsal olaylar yaşarken diğer insanlarla da ilişki kurarak ortak ruhsal olayları yaşama kabiliyetine sahiptir. Birlikte algılama. Tek başına bir şeyi gördüğünüz gibi birlikte bakar ve görürsünüz. Ortak heyecan duyarsınız. Videoyu evinizde seyrederken aldığınız zevkle tüm ülkenin aynı anda birlikte televizyon seyretmesi bilinci ayrıdır. Cemaatle yapılan ibadetler, törenler bütün bu insandaki sosyal önemsemesi ile ilişkilidir. İnsan tüm ruhsal olayları kendi başına yaşayabilmekte ve aynı zamanda diğerleri ile ortak halinde de yaşayabilmektedir.  Kendi başına kaldığı zaman kendi  çıkarlarını düşünmekte toplulukla olunca da topluluk çıkarlarını düşünmektedir. İnsan topluluğu ile kendi çıkarlarını dengeleyen bir varlıktır. Bir taraftan topluluğun ferdi olmakta diğer taraftan kendi bağımsız varlığını sürdürmektedir. Bu birliktelik ortak bilinci meydana getirmekte ve toplulukları oluşturmaktadır. Ben türküm derken bir ortak bilinci ifade etmiş olmaktadır.  Benim beynimdeki hafıza bu sayede başkalarının beynine aktarılmakta ortak hafıza doğmaktadır. Birbirine bağlanmış bilgisayarlar gibi olmaktadır. Bu hafıza birliği nesilden nesle geçerek topluluğun sürekli hafızası doğmaktadır. Ortak yazının bulunmasından sonra beynin dışında da topluluğun hafızası ortaya çıkmış bulunmaktadır. Bunlar bilgisayarlardaki disketlere benzemektedir. Ruhsal olayları düşünürken kişinin kendi başına ruhsal olaylarını  düşünebildiğimiz gibi, topluluk içinde ortak ruhsal olaylarını  da düşünebiliriz. Bu topluluğu oluşturur.

    Tüm  ruhlar bir ruhun değişik görüntüleridir. O tuh da tanrıdır. Ruhlar bedenlerle birleşince ayrı kişilik kazanırlar. Ruh doğumdan önce vardır. Nefsi kişiliği yoktur.

        HİS:

          Duyularla algıların birleştiği yer histir. Duyular beden tarafını hisler ruh tarafını temsil eder.  Duyulardan gelen haberler ruha iletilir. Ruh da takındığı tavrı, hoşlanıp hoşlanmadığını hislere bildirir. Hisler bunun bilinç dışı olanlarını doğrudan yapılmak üzere iradeye bildirir. Yahut ünsiyete bildirir. Doğudan doğruya yapılamayacaklarını arzuya dönüştürür. Muhakemeye iletir. Muhakemeden sonra sorunlar çözülür.  Ondan sonra fikirde karar şekline dönüşüp iradeye veya ünsiyete gelir.  Hayvanlarda fikir tarafı yoktur.  Ruhtan gelen arzular  yapacaklarını hislere bildirmiş olur. Hisler canlıyı yönetir.  Bitkilerde sinir sistemi yoktur. Bu sebeple ruhları da yoktur. Bitki olarak böyle bir ilişi kurulmamaktadır. Hücreler kısmı için bir şey söylenemez.  Canlılardaki hisler canlının varlığını sürdürmesi için konmuştur.

        Hisler için ölçü iyilik ve kötülüktür.  İyilik nedir. Bunun için var sayımlar  konmuştur.  Doğru yanlıştan iyidir. Yararlı zararlıdan iyidir. Adalet zulümden iyidir. Bunun yanında varlık yokluktan iyidir. Ayrılık birlikten iyidir. Düzen dağınıklıktan iyidir. Evrim durgunluktan iyidir. Bunlardan doğruluk, yararlılık ve adalet bundan sonra anlatılacaktır.

       Varlık yokluktan iyidir dediğimiz de kainatın yaratılması yaratılmamış olmasından iyidir diyoruz. İnsanların üreyip çoğalması  insanlığın azlığından iyidir. Doğum kontrolü yerine  insanlar arasına yarış konmalıdır. Böylece başaranlar  yeni yaşama imkanları bulur  ve yeryüzünün nüfusunu artırırlar.  Bu doğum kontrolü yapıp insanların çoğalmasını  önlemekten iyidir.   Doğum kontrolü yerine evlilik zorunluluğu, tedavi tababeti yerine koruyucu sağlık tababeti, Kitle imha savaşları yerine cephe savaşları, sosyal güvenlik yerine aile güvenliği ikame edilmelidir.  Kişi güvenini yetiştirecekleri çocukları içinde bulmalıdır. Huzur evleri yerine aileler oluşturulmalıdır. Köleliliği kaldırma yerine savaş sonunda soy kırımlar  kaldırılmalıdır.

      Birlik ayrılıktan iyidir. Bu da denge ile sağlanmaktadır. Varlıklar varlıklarını koruyacaklar  böylece çokluk içinde olacaklardır. Ancak birbirinden kopup ayrılmayacaklardır. Yer ne güneşten uzaklaşacak ne de güneşin üzerine düşecektir. Karı koca ne kişiliklerini kaybedecekler ne de tamamen serbest olacaklardır. Evlilik hukuku içinde bir birine bağlı olacaklardır.

      Düzen dağınıklıktan iyidir, toprak içinde  dağınık halde bulunan moleküllerin canlı içinde düzene girmeleri dağınık halde kalmalarından iyidir. Dağınıklık  matematik formüllerle ifade edilmekte ve entropi denmektedir. Entropinin küçülmesi yanı dağınıklığın azaltılarak düzenlemesi  daha iyidir.

       Evrim ;(birbirine benzeyen ama aralarında ilişki bulunmayan çokluktan, birbirlerine benzemeyen ama aralarında ilişki bulunan birliğe, yanı işbölümüne gitme) daha iyidir. Ölüm evrimin gereği olarak iyidir. Daha iyisi için şer ihtiyar edilmiştir. Kainatın ölümünü de böyle düşünmemiz gerekir. Daha iyi kainat için bu kainat ölecektir.

       Tanrı kendi var ettiği kainatı kendisi doğrudan yönetir. Canlılara yaşamaları için gerekli hisleri veren tanrıdır. Tanrı iyilik yapar kötülük yapmaz. Görünen kötülük daha iyisi içindir.

          Hislerde  zevk ile oluşan istek için iradeye hemen emir verilemiyorsa ünsiyete duyuru yapılamıyorsa, daha açık ifade ile onlara verilen isteklere cevap gelmiyorsa mesela kol hareket etmiyorsa veya dil söylemiyorsa demek ki tıkanıklık vardır. İşler yerine gelmiyor demektir. Duyularla hisler bunu öğrenir. Bu sefer his isteklerini arzuya dönüştürür. Arzu işlerin hemen olmasını talep etmenin dışında yapılması için çalışmayı taleptir. Böyle olmasını istiyoruz. Ancak bu mümkün olmuyor. Bunun oluşabilmesi için araştırmalar yapınız. Bu araştırmalar sonunda bu isteğimiz yerine gelsin der.  Arzu devamlı olarak zevkle desteklenir. Böylece arzuya süreklilik kazandırılır. Arzu zevkle desteklenmezse muhakeme onu bir kenara koyar başka arzularla meşgul olur. Meclislerin bütçe yapması yeterli değildir. Devamlı olarak takip edip onun yapılmasını idareden isteme mekanizması konmalıdır. Divanı muhasebat meclise bağlı olmalı  ve olayları devamlı meclise bildirmelidir. Siyasi partiler takip edip hükümete hatırlatma yapabilmelidirler. Meclise soru müessesinden çok bütçede olan bir oluşun yapılmakta olduğu hatırlatılmalıdır. Birlikte yaşayan kişiler de birbirlerini uyarabilmeli ve düzene uymalarını isteyebilmelidirler. Bunlar kayda geçip sonunda topluca değerlendirme imkanı olmalıdır. Senede bir iki defa kırmızdan geçen sadece uyarı almalıdır. Birkaç defa geçen para cezasına çarptırılmalıdır. Daha çok ihlal eden bedenen cezalandırılmalıdır. Daha çok ihlal edenin ehliyeti alınmalıdır.

    

       MUHAKEME

        Arzu muhakemeye iletilir. Muhakeme bu arzunun nasıl yapılacağı üzerinde durmaya başlar. İşte hayvanlarda olmayan bu muhakemedir. Muhakeme üzerinde biraz duralım.

   Tanrı kainatı yaratmış, insana onu anlayacak beyin vermiştir. İnsan beyni içinde muhakeme ederek bir kainat oluşturur. Bu kainat sadece düşünceden ibarettir. Yanı beyin içindeki 01 lerden ibarettir. Ne var ki bu kainat dışarıdaki kainatın  benzeridir. Bir yerin haritasına benzer. Harita arazi değildir ama harita arazide olanları gösterir. İnsan beynindeki muhakeme sonunda oluşan hafıza kainatın haritasıdır.  İnsan o kainat haritası üzerinde çalışarak proje yapar sonra onu iradesi ile uygular. Beynin bu muhakemesini nasıl yapığını kompitur sayesinde biliyoruz. Basit bir elektrik devresinde düğmeye basınca bir işaret yanıp söner.  İkinci  devrede ise bu yarılanır. Düğmeye belli sayıda basarak istediğimiz 0 ve 1 i üretebiliriz. Bundan sonra sıfır birleri birbirine ekleyerek istediğimiz muhakemeyi yapabilmekteyiz.

 

 Düğmeye  basmadan önce                        0  vardır.

1 inci basmada                            1

  1.                  10
  2.                  11
  3.                100
  4.                101
  5.                110
  6.                111
  7.              1000
  8.              1001
  9.             1010
  10.             1011
  11.             1100
  12.             1101
  13.             1110
  14.             1111
  15.           10001
  16.           10001

  Bu böyle devam eder.    Bu varlıklardan her biri A veya B gibi işaretlerle gösterilebilir.  Bir varlık istediği kadar özellik taşıyabilir.

 

         A(10011010010010011)  bir varlık  

        B(100100111011000 10)  başka bir varlık olsun.

    Şimdi kendimiz bazı varlıkları bazı varlıklara eşit kabul edelim ve = lik içinde gösterelim. * ve + iki işlemimiz olsun.  Bunların tanımı şu tablo ile yapılacaktır.

0*0=0         0*1=0 *        1*0=0    1*1=1

0+0=0         0+1=0 *       1+0=0    1+1=1

 

  Matematikde 1+1 1 eşit değildir. Oysa mantıkda  1+1=1 dir.  Çünkü mantıkta miktar değil de özellik incelenir.  İki bardakta ayrı ayrı su olsa bunlar bir bardakta karıştırılırsa yine su olur.  Bir odanın sıcaklığı 15 derece ise sıcaklık on defa ölçülse yine 15 derece olur.  Bir cümle doğru ise on defa da söylense doğrudur.   

 

     Yukarıdaki 1 ve  0 sayısına göre  a konabilir. Aşağıdaki tablo oluşur ve kolayca ispatlanır.

 

   Değişmeme          a*0=0      0*a=0  Veya    a*a=a                    a+a=a     

    Yer değiştirme                                             a*b=b*a                a+b=b+a

     Sıra değiştirme                                      a*b*c=a*c*b            a+b+c= a+c+b

     Dağılma                                                 (a+b)*c=a*c+b*c      (a*b)+c=(a+c)*(b+c)

 Özelliklerini  a,b,c yerine 1 ve 0 koyarak  gösterebilirsiniz.

 

 Varlıklar için  A+B nin tarifini aynı sıradaki  1 veya sıfırları toplama A*B yide çarpma şeklinde tanımlayabiliriz.

                            A(10 011 010 010 010 011)   

                         * B(10 010 011 101 100 010)

                 -----------------------------------------------------

                            C(10 010 010 000 000 010)    

 

                            A(10 011 010 010 010 011)   

                         + B(10 010 011 101 100 010)

                 -----------------------------------------------------

                            C(10 011 011  111 110 011)

 

           Buradaki sıra kainatta bağımsız özelliği gösterir.

            A ve b c için doğru olanlar A, B ve C için de doğrudur. İşlemler aynıdır.

 

 Değişmeme          a*a=a                   a+a=a       

                              A*A=A                   A+a=A

 Yer değiştirme       a*b=b*a              a+b=b+a   

                             A*B=B*A              A+B=B+A

 Sıra değiştirme  a*b*c=a*c*b       a+b+c= a+c+b

                            A*B*C=A*C*B    A+B+C=A+C+B

 Dağılma       (a+b)*c=a*c+b*c       (a*b)+c=(a+c)*(b+c)

                      (A+B)*C=A*C+B*C   (A*B)+C=(A+C)*(B+C)

özelliklerini sayının artması özelliği değiştirmez ilkesiyle gösterebilirsiniz

 

Bütün elemanları taşıyan varlığı I ile gösterebiliriz.  

         I(111111111111111111)

Hiçbir elemanı taşımayan varlığı da O  ile gösterebiliriz.

       O(0000000000000000000)

   

      0*0=0         0*1=0         1*0=0    1*1=1

      0+0=0         0+1=0       1+0=0    1+1=1

 

     O*O=O         O*I=O         1O=O    I*I=I

     O+O=O       O+1=O        1+O=O  I+I=I

     

      A ve B arasında değişik ilşkiler kurulabilir.

    A*B=C            ise C*D=A*B

    A+C=D                 C+D=A+B  dir.  Bu teoremi göstererk isbat metodunu da tanıtmış olalım.

                         C*D=(A*B)*(A+B)=(A*A*B+A)*(A*B*B)= (A*B)+(A+B)=A*B dir

                          D+C=(A+B)+(A*B)=( A+B+(A*B+A+B)= A+(A+B)+(A+B)+B=A+B

 

 Eğer A dört elemanlı ise

   

       B(10)  C(01) olsun  

       A= B+C ise A(11) olacaktır D=B*C ise C(00) olacaktır.

        ABCD     A CD       AB D       A  D

          BCD         CD        B D           D

        ABC         A C        AB           A

          BC            C           B                 

Bunu şöyle de gösterebiliriz

   A*B=C       A*B=A        A*B=B        A*B=A=B

   A+B=D      A+B=B        A+B=A        A+B=B=A

 

   A*B =O      A*B=0         A*B=0        A*B=0

   A+B=D       A+B=A        A+B=B        A+B=0

 

    A B  C    A*B =B           A*B=B         A*B=B

    A+I=I        A+B=I           A+B=I           A+B=A

 

     A*B=O    A

     A+B=I

 

    Şimdi bu tabloyu 0 1 ile gösterelim

     

KUR’AN MATEMATİĞİ                                                    Üsküdar/ İstanbul, 23 MART 2001 CUMA

102.  SEMİNER NOTLARI                                                                                 

R  U  H

كمثل ريح فيها صر اصابت حرث قوم ظلموا انفسهم (3/117)

حتى اذا كنتم فى الفلك و جرين بهم بريح طيبة ( 10/22)

و فرحوا بها جائتها ريح عاصف و جائهم الموج من كل مكان(10/22)

ولما فصلت العير قال ابوهم انى لاجد ريح يوسف(12/94)

اعمالهم كرماد أشدت به الريح فى يوم عاصف(14/18)

فيرسل عليكم  قاصفا من الريح فيغرقكم بما كفرتم(17/69)

و لسليمان الريح عاصفة تجرى بامره (21/81)

فتختفه الطير او تهوى به الريح فى مكان سحيق(22/31)

ولسليمان االريح عدوها و رواحها شهر (34/12)

فسخرنا له الريح تجرى بامره  رخاء حيث اصاب(38/36)

أن يشأ يسكن الريح فيظللن رواكد على ظهره (42/33)

بل هو ماستعجلتم به ريح فها عذاب اليم(46/24)

وفى عاد اذا ارسلنا عليهم الريح العقيم(51/41)

و اما عاد فأهلكوا بريح صرصر عاتية(69/6)

و لئن ارسلنا ريحا فرئوه مصفرا لظلوا من بعده يكفرون(30/51)

اذ جائتكم جنود فارسلنا عليهم ريحا و جنودا لم تروها(33/9)

فارسلنا عليهم ريحا صرصرا فى ايام نحسات(41/16)

انا ارسلنا عليهم ريحا صرصرا فى يوم نحس مستمر(54/19)

و لا تنازعوا فتفشلوا و تذهب ريحكم واصبروا(8/46)

وتصريف الرياح و الصحاب المسخر بين السماء و الارض لايات لقوم يعقلون(2/164)

و هو الذى يرسل الرياح بشرا بين يدي رحمته(7/57)

و ارسلنا الرياح لواقح فانزلنا من السماء ماء فاسقيناكموه (15/22)

فاختلط به نبات الارض فاصبح هشيما تذروه الرياح(18/45)

و هو الذى ارسل الرياح بشرا بين يدي رحمته(25/48)

و من يرسل الرياح بشرا بين يدي رحمته(27/63)

و من أياته ان يرسل الرياح مبشرات و يذيقكم من رحمته(30/46)

الله الذى يرسل الرياح فتشير صحابا فيبسطه فى السماء(30/48)

والله الذى ارسل الرياح فتثير الصحاب فسقناه الى بلد ميت (35/9)

فاحيا به الارض بعد موتها و تصريف الرياح ايات لقوم يعقلون (45/5)

والحب ذو العصف و الريحان(55/12)

فاما ان كان من المقربين  فروح و ريحان و جنت نعيم(56/89)

ولا تيأسوا من روح الله (12/87)

انه لا ييأس من روح الله الا القوم الكافرون (12/87)

فاما ان كان من المقربين  فروح و ريحان و جنت نعيم(56/89)

RaYXAN: Fesleğen denen kokulu bir bitkidir.

Vasf (özellik) ilişkisi ile koku anlamında gelmektedir.

BİTKİLER İÇİN KOKUNUN GÖREVİ

والحب ذو العصف و الريحان(55/12)

“Xabb, asf ve reyhanlıdır.” (55/12)    “Dane kanatlı ve kokuludur.”

Kanat bazı bitki tohumlarının etrafa yayılmaları için taşıdıkları uçma aracı paraşüttür. Bu kanadın ayıklanma yoluyla gelmesi düşünülemez bile. Koku ise bitkilerle hayvanlar arasında bir anlaşma aracıdır. Hayvanlar meyvelerin kokuları ile onları belirler. Onu etli kısımları için yerler. Mideleri öyle yaratılmıştır ki o tohumlara zarar vermezler, onları alıp başka yerlere götürüp pislerler. Orada gübreleyerek diktikleri bir fide olur. Bu olay sayesinde bitkiler, adalar dahil her tarafa yayılma imkanını bulmuştur. Bu sayede hayvanlar da yaşama imkanını bulmuştur. Ayrı ayrı genetik içinde oluşan gelişmelerde bu uyumu kim sağlamıştır? Önemli olan husus, hayvanların midelerine zarar vermemişse, o tohumların kokuları o hayvan için hoştur. Eğer bitki o hayvan için zararlı ise, onun kokusu da o hayvana çirkindir. Yani kokular ve mideler öyle ayarlanmış ki, “bunu sen ye, bunu sen ye” şeklinde etiketlemeleri yapılmıştır.

HAYVANLAR İÇİN KOKUNUN GÖREVİ

فاما ان كان من المقربين  فروح و ريحان و جنت نعيم(56/89)

“Mukarrabinden ise (onlara) ravh ve reyhan ve naîmin cenneti vardır.” (56/89)

“Yakınlardan ise (onlara) serinlik ve güzel koku ve besinin bahçesi vardır.”

Hayvanlar soluyarak yaşarlar. Havanın içinde kirli gaz varsa çirkin koku olur, siz oradan kaçarsınız. Havanın içinde temiz koku varsa siz oraya  gidersiniz. Demek ki hayvanlar için kokunun iki önemi vardır. Kendilerine yarayışlı bitki ve meyveleri bulmak, bulundukları havanın temizliğini anlamak. İnsan ciğerine aldığı bazı havanın içindeki maddeleri kana karıştırır ve bünyesine alır. Bazı vitaminler bu yolla insana gelebilir. Cennette beslenmeler bu şekilde olabileceği gibi, cennette vücut içine yerleştirilecek bazı bakteriler kalın bağırsakta arta kalan maddeler parçalanarak güzel kokulara dönüştürülecek ve insan bağırsaklarındaki artıklar insanlara faydalı güzel kokular halinde atacaktır. Hayvanların yapılarında varolan bu koku ile ilişkinin seçilme yoluyla edinilmesi mümkün değildir. Çünkü seçilme ancak çeşitli imkanlarla mümkün olur, en iyisi diğerlerini ortadan kaldırmak suretiyle gerçekleşir. Oysa burada  en iyisi olmadan diğerlerinin varolma şansları yoktur.

روح  RAVX:

“Mukarrabinden ise (onlara)ravh ve rayhan ve naîmin cenneti vardır.” (56/89)

“Yakınlardan ise (onlara) serinlik ve güzel koku ile besin bahçesi vardır.”

Havanın ortak özellikleri sebebiyle komşuluk ilişkisinden dolayı serinlik anlamında türetilmiştir. Koku havanın yapısı ile ilgili özelliktir. Revh ise havanın ısısı ile olan özelliğidir. Canlı için maddenin önemi kadar iklimin de önemi vardır. Canlı donmuş suda hayatını sürdüremediği gibi buharlaşmış suda da hayatını sürdüremez. Hayatın sürebilmesi için çevre sıcaklığın 50 derecenin altında ve 5 derecenin üstünde olması gerekir. Allah atom ve moleküllere hayat için bu özellikleri vermiş, dünyamızı yaratırken de bu özelliğe göre iklimini oluşturmuştur. Hayvan ve bitkilerdeki koku uyumu gibi, yeryüzü ve canlı arasında da benzer uyum vardır ve bunun kendiliğinden rastlantı sonucu oluşması düşünülemez. Çünkü bu özellikler ışığın hızı c ve enerji kuvantumu h, elektron parçacığının yükü ve kitlesi arsındaki uyumla ilgili olup, küçük sapma her şeyi mahveder. Ravh, sıkıntıdan sonra hissedilen ferahlıktır. Bunaltıcı sıcaktan serin yere geçtiğinizde duyduğunuz hoşluğa “rahatlık” denmektedir. Bütün ruhi haller maddi haller ile anlatılır. Ruh ile beden arasında kurulmuş bir beraberlik vardır. Beden sıkıntıya girdiği zaman ruh da sıkıntıya girer, ruh sıkıntıya girdiği zaman beden de sıkıntıya girer. Bu berberlik elektrikle magnetik arasında da mevcuttur. Magnetik alanın değişmesi elektrik alanını doğurur, elektrik alanın değişmesi de magnetik alanını doğurur. Bu da gösteriyor ki kainatı var eden tek tanrıdır. Ravh ve reyhan çevre şartlarını belirlemekte, naîm cennet ise iç şartlarını belirlemektedir. Yani burada insanın bir taraftan yaşadığı çevre ile ilişkilerinin uyumlu olması belirtilmekte, diğer taraftan vücudun içindeki yapı ve enerji özellikleri belirtilmektedir. Çevre madde ve ısı şartları ile enerji ve yapı şartları arasında uyumlu halde oluşmuş bir düzen vardır. Bu düzen insanlara yeterli âyetlerdir.

روح الله EalLAHın RaVXı: Daha kainat ilk yaratıldığı zaman atomlara verilen özellikler sebebiyle tüm gelecek planlanmıştır. Ancak, bu plan ile iş bitmemiştir. Nasıl duvar örmek için uygun tuğlaya ihtiyaç varsa, ama bu yeterli değilse, duvar olması için ustanın onu teker teker plana göre yerine yerleştirmesi gerekiyorsa, aynı şekilde ışık ve atomun kainatın oluşması için baştan gerekli özelliklerinin olması gerekir. Ama bu yeterli değildir. Bir usta eliyle bu malzemenin yerlerine konması gerekir. Allah bunların yapılması için de şuurlu varlıklar var etmiştir. Bunlar melek, ruh, insan ve cindir. Allah bunları görevlendirerek içinde yaşadığımız dünyayı var etmiştir. Ve bizi yaşatmaktadır. Bu dört şuurlu varlık görevli olmakla beraber, aynı zamanda bu kainat onlar için var edilmiştir. Serinlik ile ravh arasında genelleme ilişkisi vardır. Serinlik sadece bir yerin yaşamaya uygun bir sıcaklıkta olmasıdır. Allah’ın revhında ise tüm çevre şartlarının insanın varolması ve gelişmesi için hazırlanmış olmasıdır. Allah’tan gelecek yardım anlamında Kur’an’da geçmektedir.

İnsanın kendisine düşen ne ise onu yapması, ondan sonra Allah’a teslim olması ve ondan gelecek her hükme rıza göstermesi gerekir. Allah kimsenin amelini boşa çıkarmaz. Allah kimseden yapamayacağı işleri yapmasını istemez. Bu dünya geçicidir. Er-geç kısa zamanda herkes âhirete gidecektir. Âhirette herkes hakkını zerresine kadar alacaktır. O halde tasalanmaya gerek yoktur. Tasamız, bizim bize düşeni yapıp yapamadığımızdan ibarettir.

ولا تيأسوا من روح الله       انه لا ييأس من روح الله الا القوم الكافرون (12/87)

“Allah’ın revhinden ye’se düşmeyiniz.” (12/87) “Allah’ın rahatlatmasından ümidinizi kesmeyiniz.”

“Kâfir olan kavmden başkası Allah’ın revhinden ye’se düşmez.” (12/78) .

“Kâfirlerden başkası Allah’ın rahatlatacağından ümidini kesmez.”

ريح RIH: Koku demektir. Reyhanın değişik şekildeki söylenişidir. Reyhan, bitkilerin saldığı ve belli mesajı taşıyan bir kokudur. Rıh ise, nereden geldiği ve mahiyeti ne olduğu belli olmayan bir kokudur. Rüzgarın getirdiği kokudur. Rih aslında rüzgarla gelen reyhan demektir. Sonra doğrudan rüzgarın ve yelin adı olmuştur. Akışkanlıktan doğan gücü katının hareketine çeviren güce dönüştürme özelliğinden dolayı ‘rıh’ ‘güç’ anlamına gelmiştir. Demek ki; bitki reyhanından koku reyhanına, koku reyhanından rüzgarla gelen rıha, rüzgardan gelen rıhdan rüzgara, rüzgardan da mekanik güce doğru gelişmiştir.

KOKU ANLAMINDA RIH

ولما فصلت العير قال ابوهم انى لاجد ريح يوسف(12/94)

“Iyr tafsil olunca ebleri “ben Yusuf’un rıhını vecd ediyorum” diye kavl etti.” (12/94)

“Kervan ayrılınca babaları “ben Yusuf’un kokusunu buluyorum” dedi.”

YEL ANLAMINDA RIH

فتختفه الطير او تهوى به الريح فى مكان سحيق(22/31)

“Tayr onu hatfeder veya rıh onu  sahık mekana heva eder.” (22/31)

“Kuş onu kapar ve yel onu uzak yere havalandırır.”

Burada rüzgarın götürme kabiliyetinden bahsetmektedir. Bu rüzgarın çok önemli özelliğidir. Bu hava sirkülasyonunu sağladığı gibi su dolaşımını da yapmaktadır. Yeryüzünde kalp görevini yapmaktadır. Buharlaşan suyu sürükleyip soğuk dağlara çarpmakta, orada yağmur olup yağmaktadır. Böylece hem kara, hem deniz, hem de hava temizlenmektedir.

ولسليمان االريح عدوها و رواحها شهر (34/12)

“Süleyman’a guduvvu bir şehr, revahı bir şehr olan rıhı verdik.” (34/12)

“Süleyman’a akşamları bir ay , sabahları bir ay (esen) yel verdik.”

Rüzgarın sabah ve akşam olarak mevsim mevsim esmesinden bahsetmektedir. Bu rüzgarlardan taşıma için yararlanılır. Ayrıca rüzgar enerjisi de bu periyodik akıştan elde edilir.

و لئن ارسلنا ريحا فرئوه مصفرا لظلوا من بعده يكفرون(30/51)

“Onlara bir rih irsal etsek de onu musfar re’yetseler ondan sonra yine küfredip dururlar.” (30/51)

“Onlara bir yel göndersek de onu sararmış görseler yine küfredip dururlar.”

Esen rüzgar anormal soğuk veya sıcak olabilir. Canlılar hayatlarını kaybederler. Ayrıca esen yelin içinde canlıları hasta edecek, sarartacak sporlar, virüsler olabilir, ekin birden yok olur. Ziraatta iklimin ne derece önemli olduğu bugün bilinmektedir. Teknik ne kadar ileri giderse gitsin tabii şartlar daima önemli kalacaktır. Ama insanlar Allah’tan gelecek bu tür musibetlerini kabul etmezler. Mü’min demek, kendisine ne hayır ve ne şer gelmişse Allah’tan gelmiştir diyecektir. Gelecek tehlikede öyle işler yaptırır ki seni korur, yahut seni tuzağa düşürür. Hepsi Allah’tandır ve insan bunları sabırla karşılamalıdır.

اذ جائتكم جنود فارسلنا عليهم ريحا و جنودا لم تروها(33/9)

 “Hani size bir cunud gelmişti, biz de onların üzerine rıh ve re’yetmediğiniz cunudu irsal etmiştik.” (33/9)    “Hani üzerinize bir ordu gelmişti de biz onların üzerine yeli ve göremediğiniz orduyu göndermiştik.”

Ziraatta iklimin etkisi ne kadar çok ise savaşta da hava şartları o kadar önemlidir. Tam yenilmekte iken rüzgar gelir ve şartları değiştirir. Savunmayı kolaylaştırır, saldırmayı zorlaştırır. Dolayısıyla insanlar beklenmedik durumlarla karşılaşırlar.

KUVVET ANLAMNDA RIH: Rıh, rüzgar kuvvetinin ötesinde gelen olarak kuvvet anlamına gelir. Ancak bu kuvvet biraz güç anlamına dönüşmüştür. Kuvvet Kur’an’da kuvvet olarak, enerji kudret olarak, güç olarak rıh anlamındadır.

و لا تنازعوا فتفشلوا و تذهب ريحكم واصبروا(8/46)

 “Tenazu etmeyin yoksa feşl eder ve rihiniz zihab eder. Sabredin.” (8/46).

“Çekişmeyin yoksa dağılırsınız, gücünüz gider. Dayanın.”

Burada rıhın güç anlamında olduğu çok açık olarak bellidir. Buradaki güç karşı tarafa etki etme gücü, savaşma gücüdür. Rüzgarda mevcut yenme şeklindeki güçtür. Yani mekanik güçtür. Birlikte yararlanılan güçtür. Daha doğrusu ısı gücünü iş gücüne çevirir. Bütün ısı makinelerinin esası sıcak yerde bulunan ısıyı soğuk yere akıtırken aradaki akıştan yararlanarak güç elde etmektir. Rüzgarın esmesi budur. Soğuk yerde ağırlaşan hava hafif olan sıcak yere doğru akar. Orada hızını bırakarak iş yapar. Soğuyarak iş yapar. Hareketi sağlayan iki güç vardır. Biri elektromagnetik güçtür. Diğeri de termodinamik güçtür. Rıh, termodinamik ruhu ifade eder.

أن يشأ يسكن الريح فيظللن رواكد على ظهره (42/33)

“Meşieti olursa rıhı iskan eder de zahri üzerinde rakid olarak sakin olurlar.” (42/33)

“Dilerse gücü durdurur da sırtüstü durgun kalırlar.”

TAYYIB RIH:

حتى اذا كنتم  فى الفلك و جرين بهم بريح طيبة ( 10/22)

“Ta ki siz fulk içinde iken ve onlar tayyıb bir rıh ile cereyan ederken.” (10/22)

“Siz geniler içinde iken ve onlarla  yumuşak bir yel ile akıp giderken.”

Gemlenmiş rıhtır. Yani insanın emrine girmiş bir rihtir. Bütün olaylar ve hayat, enerjinin bir yerde depolanması ve oradan gerekli kadarının kullanılmasıdır. Habis, vücuda zarar veren yiyecekler için kullanılır; tayyib ise faydalı yararlı olan yiyecekler için kullanılır. Enerjinin de böyle halleri vardır. Dizginlenen enerji yararlı hâle gelir, baraj olur ve elektrik enerjisini üretir. Dizginlenemeyen enerji ise sel olur ve kentleri yıkar.

RUHALI RIH:

فسخرنا له الريح تجرى بامره  رخاء حيث اصاب(38/36)

 “Ona emriyle isabet edecek yere ruhaen cereyen eden rihi verdik.” (38/36)

“Ona emriyle varacak yere götüren  yavaşça esen yeli verdik.”

Ruhalı rüzgar, dizginlenebilen rüzgardır. Kazan çok ısınırsa patlar, rüzgar çok hızlı eserse kasıp kavurur. Ama yavaş eserse o zaman biz ondan yararlanırız.

SIRLI RIH: Türkçede sesler takırtı, sarsıntı gibi “ıntı” takısı ile ifade edilmektedir. Arapçada ise sesin tekrarı ile dörtlü kök üretilmektedir. Zelzele, silsile bu şekilde üretilmiş kelimelerdir. Sarr kelimesi türkçedeki sarsmak kelimesi ile aynı anlamdadır. Sarsara mastar olarak geçmektedir.

كمثل ريح فيها صر اصابت حرث قوم ظلموا انفسهم (3/117)

“İçinde sır bulunan rih misali gibidir. Nefislerine zulmeden kavmin harsına isabet etmiştir.”(3/117) “İçinde sarsıntı bulunan yel gibidir. Kendilerine kötülük yapan toplulukların ekinlerini vurmuştu.”

İçinde sarsıntı bulunan rüzgar denmektedir. Rüzgar aynı zamanda varlıkları titreştirmektedir. Elastik cisim rüzgar vasıtasıyla eğilmekte, aldığı ivme ile rüzgarın önüne geçmektedir. Sonra geri dönüşe başlamakta ve tekrar eski yere doğru gelmektedir. Öz titreşimle sallanmaya başlamaktadır. Yapraklar bunun için rüzgarda sallanırlar. Bu sarsıntı çok şiddetli olduğu zaman veya öz frekansları uyumlu hâle geldiği zaman yıkıma sebep olur. Böylece kasırga dediğimiz rüzgara dönüşür. Hortum olarak Amerika’da görülen bu rüzgarlar zelzele kadar yıkıcı olmaktadır. Allah kâfir olan kavme sarsıcı rüzgarlar gönderdiğini ifade etmektedir. Ancak doğrudan rüzgar olarak değil de misal olarak vermektedir. Yani fiziki rüzgardan çok sosyal rüzgardan bahsetmektedir. Topluluk içinde beklenmedik fırtınalar olur ve azgın topluluklar cezalarını çekerler. Tarihte hep böyle olmuştur. Sovyetlerin çökmesi bunun açık delili olduğu gibi; Şubat Hükümetlerinin başına gelenler de bu tür sarsıntılar olmuştur. Tarih bu gözle incelenmeli ve ihtimaliyat rakamları ile gerçekler ortaya konmalıdır. Aslında düzeni bozulan bir topluluğun hayatta kalması ilme aykırıdır. Hukukun kurallarını çiğneyenler sonra o hukukun cenderesinde kendileri ezilip giderler.

Misal: Refah Partisi muhakeme edilmiş, hukuka aykırı olarak kapatılmış ve milletvekillerinin milletvekillikleri düşürülmüştü. Bu hukuka aykırı idi:

  1. Savunması alınmayan kişiler mahkum edilmişti.
  2.  Dokunulmazlığı olan milletvekilleri mahkum edilmişti.
  3. Yasaklar davacısı olmadığı halde iptal edilmişti.  Davacı ile hakim birleşmişti.
  4. Hükümler mâkabline teşmil edilmişti.

Meclis bu kararı dinlemeyecek ve keenlemyekün sayacaktı. Çoğunluğu rahatsız etmediği için saymadı ve iptal etti. Sonra Cumhurbaşkanı seçimi yapılırken partiler ve milletvekilleri yüce divan olması sebebiyle anayasa mahkemesinden korktular ve istemeye istemeye cumhurbaşkanını seçtiler. Sonra işler yürümedi ve ona karşı geldiler. Batan ekonominin faturasını ona çıkarmaya başladılar. Türkiye’de yaşamayan ve seçilmemiş bir kişiye Türkiye’yi teslim ettiler. Başarmaları mümkün değildir. Çünkü;

  1. Bu hükümetin arkasında siyasi irade olsa bile millî irade yoktur.
  2. İktidar tecezzi etmez. İktidar millî hakimiyetin dışında birisine emanet edilemez.
  3. Bu bakan Türkiye ekonomisini bilmemektedir. Öğrenmesi için yıllar gerekir.
  4. Türkiye batmaktadır. Onu ancak Millî Koalisyon Hükümeti millî irade ile kurtarabilir. Onun dışındaki bütün güçler ancak onu yıkar. Amerika kendisi yıkılıyor. Türkiye’yi nasıl kurtaracaktır?.

İşte bu durum rıhı sarsardır. Bu bir benzetmedir.

و اما عاد فأهلكوا بريح صرصر عاتية(69/6)

“Ad ise serseri âtıye bir  rih ile ihlâk edildi.” (69/6)

“Ad’ı ise kocaltan sarsıcı bir yel ile helak ettik.”

فارسلنا عليهم ريحا صرصرا فى ايام نحسات(41/16)

“Onların üzerine nehısat eyyamında bir sarsar rıh irsal ettik.” (41/16)

“Onların üzerine uğursuz günlerde sarsıcı bir yel gönderdik.”

انا ارسلنا عليهم ريحا صرصرا فى يوم نحس مستمر(54/19)

“Biz onların üzerine müstemir nehıs yevminde sarsar bir rıh irsal ettik.” (54/19)

“Biz onların üzerine uğursuz bir günde sürekli esen yel gönderdik.”

ÂSIF VE RIH: Sarsar rıh hortum rıhtan dönen ve yükselen bir yerdir. Bunun dışında bir istikamette çok şiddetli bir şekilde esen ve ortalığı yakıp yıkan rıh da vardır. Buna asıf rıh denmektedir. Bunu değişik ifadelerle anlatmaktadır.

و فرحوا بها جائتها ريح عاصف و جائهم الموج من كل مكان(10/22)

 “Onlara âsıf bir rıh ciet etmiş ve her mekandan onlara mevc ciet etmiştir.” (10/22)

“Onlara kasırga yeli gelmiş ve her yandan onlara dalga vurmuştu.”

Burada yıkıcı rıhtan bahsetmektedir. Dalgalandıran rıhtan bahsetmektedir Dalga denizin yüzünü yalar. Basıncı azalır, dalga yükselir. Arkasındaki rüzgar ise basınçlı olduğu için çöker. Su zerreleri yerlerinde dönmeye başlarlar. Bu bir enerjidir. Gemileri parçalayabilir.

فيرسل عليكم  قاصفا من الريح فيغرقكم بما كفرتم(17/69)

 “Size rıhdan bir kasıf irsal eder de küfrettiğinizden dolayı sizi gark eder.” (17/69)

“Size deviren bir yel gönderir de küfrettiğinizden dolayı sizi boğar.”

Âsıf isim olarak geçmekte, rııh ise âsıfın cinsi olmaktadır. Demek ki rıhtan başka âsıflar da vardır. Elektromagnetik dalgalara başka yerlerde işaret edilmektedir.

و لسليمان الرح عاصفة تجرى بامره (21/81)

“Süleyman’a emriyle cereyan eden âsıfe olarak rih verdik.” (21/81)

“Süleyman’a buyruğuyla gidecek yönelmiş yel verdik.”

Burada da âsıfe olarak rıh denmektedir. Bu da âsife olmayan rıh da vardır demektir. Gerçekten bir de naşire rıh vardır. Rıhın vasfı olarak geçmekte ise de, naşirat karşılığı geçmektedir. Kıyas olarak rüzgar için de düşünülebilir.

اعمالهم كرماد أشدت به الريح فى يوم عاصف(14/18)

“Amelleri âsıf yevmde rıhın iştidat ettiği rimad gibidir.” (14/18)

“İşleri fırtınalı bir günde savrulan kum yığını gibidir.”

Burada âsıf yevmin sıfatı olarak geçmektedir. Âsıf yevme sıfat olmuştur. Bu tür rüzgarların belli vakitlerde kümelendiği görülür. Meteorolojik gözlemlerle bunların yer ve günleri belirlenmektedir.

AKIM RIH

وفى عاد اذا ارسلنا عليهم الريح العقيم(51/41)

 “Ad’da da sizin için âyet vardır. Hani onların üzerine akîm  rıhı irsal etmiştik.” (51/41)

“Ad’da sizin için kanıtlar vardır. Hani onların üzerine kısır bırakan yeli göndermiştik.”

“Kısırlaştıran yeli irsal ettik.” demektedir. Soyunu sopunu kesen ve yerle bir eden bir rih anlamımdadır. Bu tür esen rüzgarların sonunda ormanlarda bazı ağaçların kökü kesilir, hepsi kurumaya başlar. Bu olay bize tarihte nesilleri tükenen canlıların nesillerini nasıl tükettiklerini açıklamaktadır. İklim değişikliği belli bir virüsün üremesine sebep olur, o da belli türdeki canlıların kökünü keser. Sosyal olaylarda da buna benzer hadiselerle karşılaşılır. Evrime ayak uyduramayan toplulukların kökleri kurur. Onların arasında rıhı akım eser.

ELİM AZAPLI RIH

بل هو ماستعجلتم به ريح فها عذاب اليم(46/24)

 “Doğrusu o istical ettiğiniz bir rihtir. İçinde elim azap vardır.” (46/24)

“Doğrusu acele istediğiniz bir yeldir. İçinde acıklı eziyet vardır.”

Burada sıkıcı eziyet veren rıhtan bahsetmektedir. Toplulukları mahvetmez, yok etmez ama halkını sıkıntı içinde üzer. Türkiye Cumhuriyeti tarihi böyle bir sosyal rüzgar ile kavrulmuştur. Hâlen de kavrulmaya devam etmektedir.

الرياح RIYAH: Riyah, rıhın çoğuludur. Tekil olarak “rih” daha çok zarar verici anlamda kullanılmış, “rıyâh” ise faydalı olarak vasıflandırılmıştır. Rıh, münferit ve kuralsız esen rüzgar demektir. Rıyâh ise, kurallı ve devamlı esen rüzgar demektir. Rahatlıkta genellik de vardır. Bir tarafı soğuk, diğer tarafı sıcak oluyorsa bu hastalık yapar. Kuralları olan hareketler insanlar için yararlıdır. Zira insanlar onlardan korunmayı ve ondan yararlanmayı bilirler. Oysa kuralsız hareketler insanlar için zararlıdır. Hukuk düzeni kurallar düzeni demektir. Kur’an buna işaret ederek rıhı kötülük, rıyâhı ise iyilik için kullanmıştır. Bununla beraber münferit olaylarda da Allah’ın rahmeti olduğu için onda da yarar görülmüştür.

والله الذى ارسل الرياح فتثير الصحاب فسقناه الى بلد ميت فاحيا به الارض بعد موتها

و تصريف الرياح ايات لقوم يعقلون (45/5)

“Onunla mevtinden sonra beldeyi ihya etmiştir. Ve rıyahın tesrifinde akleden kavm için âyetler vardır.” (45/5)

“Onunla ölü kentlerini diriltmiştir. Yellerin esişinde akleden topluluklar için kanıtlar vardır.”

وتصريف الرياح و الصحاب المسخر بين السماء و الارض لايات لقوم يعقلون(2/164)

“Riyahın ve sema ile arz arasında müsahhar olan sahâbın tasrifinde akleden kavm için âyetler vardır.”(2/164)

“Yellerin ve gökle yer arasında görevli bulutun akışında akl eden topluluk için kanıtlar var.”

Tasrif, yönlendirmek demektir. Onu yönetmek demektir. Tâbi olduğu kanunlar ve gittiği istikametler demektir. Yeryüzünün karalarında doğudan batıya Himalaya ve Alp silsilesi uzanır. Amerika’da kuzeyden güneye And dağları uzanır. Bunlar yeryüzünde oluşan rüzgarları yönlendirmektedirler. Ekvator’dan kalkan rüzgarlar bu dağlara çarpıp yağmur olmaktadır. Bu dağlar sayesinde devamlı olarak doğu-batı rüzgarlarına maruz kalmıyor.

و ارسلنا الرياح لواقح فانزلنا من السماء ماء فاسقيناكموه (15/22)

“İlkah edici rıyahı irsal edip rahmetini eydi beyninde semadan mai inzal ederek onu size iska ettik.”(15/22)

“Dölleyici yelleri gönderip gökten suyu indirerek onunla sizi suladık.”

Rüzgar bitkilerin erkek tozlarını çiçeklerin dişi yerlerine yerleştirmektedir. Bundan dolayı dölleyicidir. Bunun dışında su yüklü hava, yabancı tozlarla ilkah edildiğinde yağmur olmaktadır. Bu bakımdan da ilkah edicidir. Bugün elektronikte kullanılan yarı iletkenlerin hepsinde az miktarda yabancı maddenin ilkahı ile oluşmaktadır. Böylece ilkah yalnız canlılarda değil cansız cisimlerde de sözkonusudur.

والله الذى ارسل الرياح فتثير الصحاب فسقناه الى بلد ميت (35/9)

“Allah riyahı irsal eden kimsedir. (Riyah) sahâbı isar eder de meyyit beldeyi iska ederiz.” (35/9)

“Allah yelleri gönderen kimsedir. (Yeller) bulutları sürer de biz onunla ölü kentleri diriltiriz.”

الله الذى يرسل الرياح فتشير صحابا فيبسطه فى السماء(30/48)

“Allah  riyahı irsal edip sahâbı isar ederek onu semada best eden kimsedir.” (30/48)

“Allah gökten yelleri gönderip bulutları sürerek onu gökte yayan kimsedir.

Güneş denizlere vurur, su buharı denizden yükselir. Sıcak hava baca görevini görür. Henüz ısınmamış olan yerdeki soğuk hava oraya hücum ederek doldurur. Bu sefer o yerin havası boşalır. Rüzgar döngü yapmaya başlar. Tıpkı damarlarda olan kalb gibi dolaşmaya başlar. Bu arada denizlerden aldığı suyu dağlarda bırakır. Yani rüzgarın asıl görevi denizlerden çıkıp bulutlaşan suyu dağlara götürüp yağışa dönüştürmektir.

و هو الذى يرسل الرياح بشرا بين يدي رحمته(7/57)

“O rahmetinden önce büşren rıyahı irsal eden kimsedir.” (7/57)

“O rahmetinden önce müjde olarak yelleri irsal eden kimsedir.”

و هو الذى ارسل الرياح بشرا بين يدي رحمته(25/48)

“O rahmetinden önce büşren rıyahı irsal etmiş olan kimsedir.” (25/48)

“O rahmetinden önce müjde olarak yelleri irsal etmiş olan kimsedir.”

و من يرسل الرياح بشرا بين يدي رحمته(27/63)

“Rahmetinden önce büşren rıyahı kim irsal ediyor?” (27/63)

“Rahmetinden önce müjde olarak yelleri kim gönderiyor?”

و من أياته ان يرسل الرياح مبشرات و يذيقكم من رحمته(30/46)

“Mübeşşir olarak rıyahı irsal edip rahmetinden size ızake ettirmesi onun âyetlerindendir.” (30/46)

“Müjdeleyici olarak yelleri gönderip rahmetinden size tattırması O’nun kanıtlarındandır.”

Allah olacak olayları insanlara haber vermek için çeşitli uyarılar koymuştur. Yağmurdan önce yağmuru haber veren bulutları gönderir. Bugün hep bu ön değişimler sayesinde hava raporları tanzim edilmektedir. Sosyal olaylar da böyledir. Gelecek bir fırtına varsa önceden alametleri belirlenir. Asgari zararı en az olacak şekilde atlatılır.

فاختلط به نبات الارض فاصبح هشيما تذروه الرياح(18/45)

“Onunla arzın nebatı ihtilat etmiş, peşinden riyahın zerv ettiği heşime dönüşmüştür.” (18/45)

“Onunla yerin bitkileri karışmıştır. Peşinden yellerin savurduğu kurulara dönüşmüştür.”

Dökülen yapraklar, kuruyan yapraklar rüzgar tarafından çevreye yayılarak oralarda çürümeleri sağlanır. Yoksa ağacın altında çürür. Kirlilik meydana getirir. Rüzgar esmeyen yerde nasıl çevre kirliliğinin oluştuğunu herkes bilmektedir.

Reyhan (Bitki): Reyhan (Bitki kokusu): Rih (Koku): Rih (Rüzgar): Rih (Güç): Ruh (Manevi güç): Revah (Akşam rüzgarı): Revah (Akşam dönüşü)

 

Yazan ve Anlatan: SÜLEYMAN KARAGÜLLE

Yayına Hazırlayan: REŞAT NURİ EROL

 

KUR’AN MATEMATİĞİ                                                         Üsküdar/ İstanbul, 30 MART 2001 CUMA

103.  SEMİNER NOTLARI                                                                                 

R  U  H  -  II

بسم الله الرحمى الرحيم

و اتينا عيسى ابن مريم البينات وايدناه بروح القدس (2/87)

و  اتينا عيسى ابن مريم البينات وايدناه بروح القدس (2/253)

وكلمته القاها الى مريم و روح منه (4/171)

اذكر نعمتى عليك و على والدتك اذ ايدتك بروح القدس (5/110)

ينزل الملائكة بالروح من امره على من يشاء من عباده (16/2)

قل نزله روح القدس من ربك بالحق ليثبت الذين امنوا (16/102)

و يسئلونك عن الروح (17/85)

قل الروح من امر ربى و ما اوتتم من العلم الا قليلا (17/85)

نزل به الروح الامين على قلبك لتكون من المنذرين (26/193)

يلقى الروح من امره على من يشاء من عباده لينذر يوم الطلاق (40/15)

أولئك كتب فى قلوبهم الأ يمان و ايدهم بروح منه (58/22)

تعرج الملائكة و الروح اليه فى يوم كان مقداره خمسين ألف سنة (70/4)

يوم يقوم الروح و الملائكة صفا (78/38)

تنزل الملائكة و الروح فيها باذن ربهم من كل امر (97/4)

و كذلك أوحينا أليك روحا من أمرنا (42/52)

فارسلنا أليها روحنا فتمثل لها بشرا سويا (19/17)

والتى احصنت فرجها فنفخنا فيها من روحنا (21/91)

ومريم ابنة عمران التى احصنت فرجها فنفخنا فيه من روحنا (66/12)

ثم سواه و نفخ فيه من روحه (32/9)

فاذا سويته و نفخت فيه من روحى فقعوا له ساجدين (15/29)

فاذا سويته و نفخت فيه من روحى فقعوا له ساجدين (38/72)

ولسليمان االريح عدوها و رواحها شهر (34/12)

 

KUDUSUN RUHU

İnsanlar ilk yaratıldığı günden beri toplantı yapmaktadır. Bu yalnız insanlara ait bir olay değildir. Kuşlar da toplu uçuş ibadetini yapmaktadırlar. İbadet bir eğitim müessesesidir. İbadet esnasında bir imam vardır. O imam ibadeti yönetir. Kuds, o imamın durduğu yerin adıdır. Bugün biz ona “mihrap” diyoruz. Yanında “minber” bulunur. Tuva ise toplanma yeridir. Musa peygambere Allah tarafından hitap edildiği yere, “Mukaddesin vadisinde Tuvada’sın” denmiştir. Hazreti İsa’yı “kudsun ruhu” ile teyit etmişti. İnsanın nefsi vardır. Kişiliği o oluşturur. Kur’an’da uyku ve ölüm halinde nefeslerin bedenlerden ayrıldığını, ölüm halinde ilişkisinin kesildiğini belirtmektedir. Nefs, insanın kendisidir. Hayvanlarda da vardır. Ruh nefisleri teyid eden yani destekleyen bir varlıktır.

Bâtın âlem vardır, zâhir âlem vardır. Hesap ilminde bu bâtın adetler ve zâhir adetler ile gösterilir. Batılılar reel sayılar, sanal sayılar diyorlar. Türkçeciler gerçek ve sanal sayı diyorlar. Sanal sayıların varolmadığını söylemiş oluyorlar. Oysa Kur’an zâhir ve bâtın diyor. Bunlar arasındaki kural şudur:

 

Zâhir * Zâhir = Zâhir             (Zâhir) * (-Zâhir) = -Zâhir

(-Zâhir) * Zâhir = -Zâhir       (-Zâhir) * (-Zâhir) = Zahir

 

Bâtın * Bâtın = -Zâhir            Bâtın * (-Bâtın) = -Zâhir          

(-Bâtın) * Bâtın = Zâhir          (-Bâtın) * (-Bâtın) = Zâhir

 

Bâtın * Zâhir = Bâtın            (-Bâtın) * Zâhir = -Bâtın

Bâtın * (-Zâhir) = -Bâtın       -Bâtın * (-Zâhir) = Bâtın

 

Işık Hızının Karesi = Küçük Hız * Büyük Hız      C*C=U*V      

 

                                  ZÂHİR                                       BÂTIN       

MELEK      DÜŞÜK BÜYÜK  HIZ       KÜÇÜK BÜYÜK HIZ

CİN            YÜKSEK KÜÇÜK HIZ              DÜŞÜK BÜYÜK HIZ

RUH             YÜKSEK BÜYÜK HIZ                 DÜŞÜK KÜÇÜK HIZ  

NEFS            DÜŞÜK KÜÇÜK HIZ               YÜKSEK BÜYÜK HIZ

 

Melek ve ruhun bedenleri bâtın âlemde, dalgaları zâhir âlemdedir.  

İns ve cinlerin bedenleri zâhir âlemde, ruhları bâtın âlemdedir.  

Melek ve cinlerin küçük hızları yüksektir, ins ve ruhunki düşüktür.

 

İnsan demek nefsi ruh ile teyit edilen kimsedir. Meryem oğlu İsa Kudusun ruhu ile yani imamın durduğu yerin ruhu ile teyit edilmiştir. Bu sebeple diğer peygamberlerde görülmeyen mucizeler onda görülmüştür. Her insanın nefse arkadaş ruhu vardır. Ama Hazreti İsa’nın ruhu kadar güçlü değildir. Böylece Hazreti İsa’nın gösterdiği mucizeleri gösterememiştir. Mucize olarak Hazreti İsa en büyük peygamberdir. Ama uygulama olarak en büyük peygamber Hazreti Muhammed’dir. Ondan sonra Hazreti Musa gelir. İlk olduğu için de o yönüyle Hazreti Musa’dan da öncedir. Hâsılı, Kur’an diğer kitaplardan her yönüyle üstündür. Peygamber olarak ise  her peygamberin değişik üstünlüğ vardır.

Sonuç Olarak: Her insanın nefsi yanında ruhu vardır. Nefs ruh ile teyit edilmiştir. Hazreti İsa ise Kudus Ruh ile teyit edilmiştir. Hazreti İsa’nın Mehdde (beşikte) konuşması bundandır.

Ruhların etkin olması için bedenin zayıf olması gerekir. Hazreti İsa erkek kromozomu olmayan bir insandır, bedenen zayıftır. Ruhun etkisi daha fazladır. Onun için insanların da Rab’larına yaklaşması için oruç tutmaları, riyazet yapmaları gerekir. Bedenlerini sıkıntıya sokmaları gerekir.

 

KUDUSUN RUHU

و اتينا عيسى ابن مريم البينات وايدناه بروح القدس (2/87)

“Meryem oğlu İsa’ya beyyinatı verdik ve onu kudusun ruhu ile teyid ettik.” (2/87)

“Meryem oğlu İsa’ya açık belgeleri verdik ve onu kutlunun ruhu ile pekiştirdik.”

و اتينا عيسى ابن مريم البينات وايدناه بروح القدس (2/253)

 “Meryem oğlu İsa’ya beyyinatı verdik ve onu kudusun ruhu ile teyid ettik.” (2/253)

“Meryem oğlu İsa’ya açık belgeleri verdik ve onu kutlunun ruhu ile pekiştirdik.”

اذكر نعمتى عليك و على والدتك اذ ايدتك بروح القدس (5/110)

“Sana ve validene ita ettiğim nimeti zikret. Hani seni kudusun ruhu ile teyit etmiştik de sen beşikte ve kehlen tekellüm ediyordun.” (5/110) “Sana ve annene verdiğimiz iyilikleri anlat. Hani seni kutlunun ruhu ile pekiştirmiştik de sen beşikte ve olgun iken konuşuyordun.”

قل نزله روح القدس من ربك بالحق ليثبت الذين امنوا (16/102)

“Onu Rabb’inden kudusun ruhu hak ile iman etmiş olan kimseler sebat etsinler diye tenzil etti.” (16/102) “Onu varedicisinden kutlunun ruhu inanmış kimseler dayansınlar diye indirdi.”

 

EMİN RUH

نزل به الروح الامين على قلبك لتكون من المنذرين (26/193)

“Onu Emin Ruh kalbine, münzirlerden olasın diye  nezl etti.” (26/193)

“Onu güvenilir ruh yüreğine, uyaranlardan olasın diye indirdi.”

 

Burada Cebrail’den bahsetmektedir. Çünkü başka yerde ismiyle “senin kalbine indirdi” deniyor. Cibril peygamberin ruhu değil, peygamberin ruhu ile irtibat kuran ruhtur. Kur’an’da bunun melek olduğu da bildirilmiyor. Bunun ruh olduğu söyleniyor. Meleklere atfedilmiştir. Meleklerden başka olması gerekir. Burada eminlik sıfat olarak getirilmiştir. Hazreti İsa’da Kudusun Ruhu denmiştir. İzafet vardır.

 

KENDİSİNDEN RUH

وكلمته القاها الى مريم و روح منه (4/171)

“Meryem oğlu İsa Allah’ın resulü ve kelimesidir. Onu Meryem’e ilka etti, ve kendisinden bir ruhtur.” (4/171)

“Meryem oğlu İsa Allah’ın elçisi ve sözüdür. Onu Meryem’e koydu. O kendisinden bir ruhtur.”

أولئك كتب فى قلوبهم الأ يمان و ايدهم بروح منه (58/22)

“İşte onların kalplerine imanı ketbetmiş ve onları kendisinden bir ruh ile teyit etmiştir.” (58/22)

“İşte böylece onların yüreklerine inancı yazmış ve onları kendisinden bir ruh ile pekiştirmiştir.”

فاذا سويته و نفخت فيه من روحى فقعوا له ساجدين (38/72)

“Onu tesviye edip ruhumdan nefh ettiğimizde ona sacidin olarak faki’ oldular.” (38/72)

“Onu düzenleyip ruhumdan üfledim. Ona yerlere kapandılar.”

ثم سواه و نفخ فيه من روحه (32/9)

 “Sonra onu tesviye etti ve ruhundan nefh etti.” (32/9)

“Sonra onu düzenledi ve ruhundan üfledi.”

والتى احصنت فرجها فنفخنا فيها من روحنا (21/91)

 “Fercini ihsan eden kimse ise onun içine ruhumuzdan nefh ettik.” (21/91)

“Döl yatağını koruyan kimse ise onun içine ruhumuzdan üfledik.”

فاذا سويته و نفخت فيه من روحى فقعوا له ساجدين (15/29)

 “Onu tesviye edip ruhumdan nefh ettiğimde ona sacidin olarak faki’ oldular.” (15/29)

“Onu düzenleyip ruhumdan üflediğimde ona yerlere kapandılar.”

 

(Ruhen mine’Allah)da “min” ya O’nun tarafından gönderilmiş bir ruh veya O’nun parçası olan bir ruh anlamına gelir.

Allah tarafından gönderilmiş ruhtan kasıt nedir? Her şey Allah tarafından var edilmiştir. O halde Allah’tan gönderilmişin farklı bir anlamı olmalıdır. Bunu kavrayabilmemiz için Kâinatın yapısına bir bakalım: Arş beş boyutlu uzaydır. Bu uzayın zâhir ve bâtın boyutları vardır. Yani, beş çift boyutlu uzaydır. Yaşadığımız kâinat ise üç boyutludur. Ve dört boyutlu kürsü içinde ilerleyerek zamanı oluşturmaktadır. Bu ilerleme bundan 10 milyar yıl önce başlamıştır. Üç boyutlu uzay genişleyerek devam etmektedir. Bunların hadis olduğu kesindir. Ama levh-i mahfuz dediğimiz beş boyutlu uzayın olmadığı hal olmuş mudur? Yoksa o Allah’ın varlığı ile mi vardır? Allah’ın bir sıfatı olarak mı vardır? Bu husus hakkında karara varmamız için Kur’an’dan daha fazla bilgi almamız gerekir. Ruh için şunu söyleyebiliriz. Ruhlar 10 milyar yıl önce vardı. Ancak dünyadan haberleri yoktu. Kendilerinden de haberleri yoktu. Tohumdaki ağaç gibi idi. Uyku halinde idi. Nefisle arkadaş olduktan sonra ruh insan oldu ve o zaman kendisini de bildi. İşte böylece “ruhumdan nefh ettim” demesi ile Allah’ın onu sonradan var etmeyip kadîmen var etmiş olması ve sadece onu bilinç içine sokması için zaman takdir ettiğini söyleyebiliriz. Bu sebepledir ki, “tarafımdan görevli ruhu beden için üfledik” demektedir. Buradan çıkan mânâ, ruh zaman var edilmeden önce de vardı. Beş boyutlu uzayın bâtıni boyutunda bulunuyordu.

Eğer “min” kelimesini kendisinden bir parça olarak anlayacak olursak, bilinçli ve irade sahibi olması sebebiyle insan Allah’ın kainatta bir parçası gibi görünmektedir. Ancak Allah tecezzi etmediği için ondan kopmayan ama ondan gelen bir kıvılcım olarak da görebiliriz. Bunu daha iyi anlatabilmemiz için görünürde Allah ruhların bir toplamıdır. Ruhlar hesaba katılmayacak kadar Allah’ın parçalarıdır. Bu ifade mecazidir. Yani gerçekten parçaları değildir, ama biz Allah’a ruhlarla ulaşabilmekteyiz. Ben Allah’ı göremiyorum. O’nunla direkt konuşamıyorum. Ama her insan Allah’ın bir görüntüsüdür. Onunla konuşunca ben Allah’la telefon ve televizyon irtibatını kurmuş oluyorum. O halde insan Allah’a açılan bir pencere olduğu için ve bu pencerede irtibatı sağlayan ruh olduğu için ruh Allah’ın bir cüzü olarak düşündürülmüştür.

 

 

BEDEN

<(cüz)

ARŞ

 

İNSAN

 

 

 

ALLAH

 

RUH

<(cüz )

BİRLEŞİK RUH

 

 

Demek ki Allah bir beş boyutlu uzayı yarattı, bedeni onun cüzü yaptı. Allah bir de birleşik ruhu var etti. İnsana oradan bir cüz verdi. Böylece insan oluştu. Yaratıcı Allah ile yaratılan insan arasında bir diyalog oluştu.

O halde ruh bir bilinçtir. Nasıl beş boyutlu uzay bir bütün ve tek ise, ruhlar birliği de bir bütün ve tekdir. Nasıl beş boyutlu uzay parçalanarak bedenler oluyorsa, birleşik ruh da parçalanarak ruhlar oluyor. Ruhla bedenin birleşmesiyle de “insan” dediğimiz varlık oluyor. İnsanın Allah’a benzemesi, Allah’ın arşı ve ruhlar birliğini var etmesi, insanın da ruh ve bedenden var edilmesi şeklindedir. Bu ikilik insanla Allah’ı birbirinin muhatabı yapmaktadır.

فارسلنا أليها روحنا فتمثل لها بشرا سويا (19/17)

 “Ona ruhumuzu irsal ettik de ona seviy beşer olarak temessül etti.” (19/17)

“Ona ruhumuzu gönderdik de ona düzgün bir kişi olarak göründü.”

والتى احصنت فرجها فنفخنا فيها من روحنا (21/91)

“Fercini ihsan eden İmran’ın binti Meryem ise biz onun içine ruhumuzu nefhettik.” (21/91)

“Döl yatağını koruyan İmran’ın kızı Meryem ise biz onun içine ruhumuzu üfledik.”

Burada “ruhunuzu nefh ettik” diyor. Ruhu kendisine izafe ediyor; bu ne mülkiyet izafetidir, ne de cüziyet izafetidir. Çünkü her şey O’nun mülküdür. Allah’ın ise cüz’ü  yoktur. Kurbiyet yani yakınlık izafetidir. Çünkü birleşik ruh Allah’a daha yakındır. Bu bakımdan insan Allah’tan en uzak varlıktır. Ancak kendi çabaları ile ona yaklaşabilmektedirler.

و كذلك أوحينا أليك روحا من أمرنا (42/52)

“Böylece sana emrimizden bir ruh olmak üzere vahyettik.” (42/52)

“Böylece sana işimizden bir ruh olmak üzere duyurduk.”

Burada “emrimizden” kelimesi ruhun bir özelliği olarak söylenmiş olur. İşte bu bizi birleşik ruha götürmektedir. Arşın sahibi aynı zamanda birleşik ruhun sahibidir. İkisi de kadîmdir. Adeta bunlar Allah’ın bedeni ve ruhudur. Bizde beden ve ruh ne ise, O’nda arş ile birleşik ruh odur.

Beş boyutlu uzayın dışında zaman olmadığı için bunlar için başlangıç ve son iddia edilemez. Bu iki sıfat Allah’tan ayrılamayacağına göre bunların olmadığı bir zaman da düşünülemez. Yani Allah’ın bedeni ve ruhu bâki, bizim bedenimiz ve ruhumuz hadistir. Bizim bedenimiz ve ruhumuz Allah’ın bedeni ve ruhunun cüzüdür. Dolayısıyla külle muhtaçtır. Kül beden ve kül cüz Yalnız Allah’a muhtaçtır.

 

RUH

و يسئلونك عن الروح (17/85)

قل الروح من امر ربى و ما اوتتم من العلم الا قليلا (17/85)

“Sana ruhtan sual ediyorlar.”

“Senden ruhu soruyorlar.” (17/58)

“De ki, ruh Rabb’imin emrindendir. Size ilimden kalil bir şeyden başkası ita edilmemiştir.” (17/58)

“De ki, ruh beni var edenin işidir. Size bilgiden az bir şey verilmiştir.”

Biz ancak maddi varlıkların bize gönderdiği dalgaları idrak etmekteyiz. Dalgaların kendisini değil de bize olan etkisini idrak ederiz. Dalgaları göndereni bilemeyiz. Bu sebepledir ki ne zamanı, ne mekanı, ne maddeyi, ne de enerjiyi değil de; onların gönderdiği dalgaların çeşitlerini biliriz. Hiçbir şeyin mahiyetini bilemediğimiz gibi, ruhun mahiyetini de bilemeyiz. Allah’ın mahiyetini de bilemeyiz. Sadece bize olan etkilerini biliriz. Onun içindir ki psikolojinin konusu ruh değil, ruhsal olaylardır.

يلقى الروح من امره على من يشاء من عباده لينذر يوم الطلاق (40/15)

 “Ruhu emrine göre ibadından meşieti olana telak yevmini inzar etsin diye ilka eder.” (40/15)

Ruhu kendisine bir iş olarak kullarından dilediğine onu kavuşma gününe uyarsın diye koyar.”

ينزل الملائكة بالروح من امره على من يشاء من عباده (16/2)

 “Melekleri emrinden dolayı ibadından meşieti olan kimse üzerine ruh ile tenzil eder. (16/2)

“Melekleri işinden dolayı kullarından istediği kimse üzerine ruh ile indirir.”

Burada ruhların bedenlerini kendileri tarafından bulamadıklarını, her bedene ayrılan ruhu meleklerin gelip yerleştirdiğini, öldüklerinde de yine melekler tarafından alıp götürülerek kalacakları yere konduğu ifade edilmektedir. Bir cenin var olmuştur. Ruh onu kendi kendine gelip bulamaz. Melek onu alır, bedene getirir ve yerleştirir. Bu bir bobinin demiri çekmesi gibidir. Uzakta iken bedenle ilgisi olmayan ruh, uygun bedene yaklaştırıldığında onu çeker ve aralarında ayrılmaz bir bağ doğar. Yer bir olduğu için başka ruhlar gelip oraya konamaz. Nefes ise bedenle birlikte var olur. Bedenin bâtın âlemdeki özelliğidir.

Hazreti Meryem’in rahmine nefh edildiğini ifade ettiğine göre, bu nefh ilkah anında olabilir.

 

RUH VE MELEKLER

تعرج الملائكة و الروح اليه فى يوم كان مقداره خمسين ألف سنة (70/4)

Melekler ve ruh, miktarı hamsine elf sene olan bir yevmde kendisine uruc ederler.” (70/4)

Melekler ve ruh süresi ellibin yıl olan bir günde kendisine yükselir.”

يوم يقوم الروح و الملائكة صفا (78/38)

“Ol gün ruh ve melekler bir saf olarak kıyam ederler.” (78/38)

“O gün ruh ve melekler bir sırada dururlar.”

تنزل الملائكة و الروح فيها باذن ربهم من كل امر (97/4)

Melekler ve ruh Rab’lerinin izniyle tenezzül ederler.” (97/4)

Melekler ve ruh orada var edicilerinin oluru ile iniverirler.”

Kur’an ins ve cinni birlikte, melek ve ruhu de birlikte zikretmektedir. Ruhları ayrı varlık olarak ifade etmektedir. İnsanın ruhu dışında ayrıca meleklere benzer bâtıni âlemde ruhlar vardır. Bunlar insanın içine nefh edilmemiş ruhlardır.

İsim olarak “rih” ile “ruh” arasında böylece ilişki kurulmuş, rıh maddi güç ise, ruh da manevi güçtür. Zihinsel güçtür.

 

رواح REVAH: Mastardır. Akşam vakti esen yelden dolayı akşamleyin geri dönen hayvanlar için kullanılmıştır. Geri dönmek, eve dönmek anlamındadır. Akşam rüzgarlarına denmektedir. Sabah rüzgarları da “ğuduv”dur. Rüzgarlar aşağıda soğuk yerden sıcak yere doğru eserler. Rüzgar akşamları ısınmış yere batıdan doğuya doğru eser. Sabahleyin batıdan doğuya, akşamleyin de doğudan batıya doğru eser.

 

SABAH

Soğuk Sıcak       

BATI                          DOĞU

Sıcak                        Soğuk

AKŞAM                           

 

Bununla beraber, kuzeyden veya güneyden gelen rüzgarlar ise mevsim mevsim eserler. Dolayısıyla rüzgarın yönü 45 derece döner. Bu da bulunulan yere göredir. Yılda bir ay bir tarafa süratle eser, bir ay da diğer tarafa süratle eser. Rüzgarların yönüne göre gemiler sefere çıkar. Rüzgarların gidiş aylarında yola çıkılır, sonra da ters esmeğe başlayınca geri dönülür. Böylece denizaşırı ülkeler arasında ticaret yapılır. Yeryüzünde ilk deniz ticaretine Filistin’de İbraniler tarafından Milattan önce 1000 yıllarında başlanmıştır. Sonra bunu Yunanlılar devam ettirmişlerdir. Medeniyetler damgalarını hep ulaşımla sağlamışlardır. İpek yolu, iç deniz yolu, açık deniz yolu, uzay yolu.

ولسليمان االريح عدوها و رواحها شهر (34/12)

“Süleyman için Ğuduvvu bir aydı, revahı da bir aydı.” (34/12)

“Süleyman’ın yeli sabahları bir ay, akşamları bir ay sürerdi.”

Hayvanları sabahleyin meraya salmak tesrih ile, akşamleyin ahıra toplamak da irahe ile ifade edilmiştir. Tesrih, serbest bırakmak demektir.

 

Yazan ve Anlatan: SÜLEYMAN KARAGÜLLE

Yayına Hazırlayan: REŞAT NURİ EROL

 

 

 

 


RUH RİSALESİ
1-1-RUH RİSALESİ
2154 Okunma