Kullanıcı Adı:
Parola:
Üye Kayıt
Üye Aktivasyon
Parolamı Unuttum

Captcha image
Show another code

Giriş
LİBERAL DEMOKRAT PARTİ-BESİM TİBUK PARTİSİ -KRİTİĞİ

1562 Okunma
ASPxHyperLink

ADİL DÜZENE GÖRE-LİBERAL DEMOKRAT PARTİ
Süleyman Karagülle

 

 

 

 

 

LİBERAL DEMOKRAT PARTİ

PROGRAMININ

 

“ADİL DÜZEN”E

GÖRE

DEĞERLENDİRİLMESİ

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Y A Z A N

SÜLEYMAN KARAGÜLLE

 

YAYINA HAZIRLAYAN

REŞAT NURİ EROL

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

LDP DİYOR Kİ:

 

GİRİŞ:

Neden yeni bir siyasi parti?
Liberal Demokrat Parti Türk siyasal yaşamında eksikliği her geçen gün biraz daha fazla hissedilen liberal yani, özgürlükçü felsefeyi (bkz. Ek 1-2) ekonomik yaşamda olduğu kadar; sosyal ve kültürel alanlarda da yeşertmeyi hedefleyen bir siyasi oluşumdur.

Ülkemizdeki hiçbir siyasi partinin gerçek anlamda ve samimiyetle, bireyin mutluluk ve refahının kesin önceliği olduğu, her anlamda özgürlükçü, liberal demokrasiyi savunduğu ve dolayısıyla, bugünün misyonuna hizmet ettiği söylenemez.

Liberalizm adı altında yapıldığı savunulan tüm uygulamaların, oy toplamaya dönük, popülizmden öteye gitmediği bir gerçektir. Partimiz, siyasal yaşamımızdaki bu önemli boşluğu doldurmayı amaçlamaktadır.

Liberal Demokrat Parti ile Türkiye'de ilk kez devlet ile ilişkisi, devletten beklentisi olmayan; devletçiliğe karşı bireyin yaratıcı ve üretici gücünü savunan, kollayan örgütlü bir hareket ortaya çıkmaktadır.

Bu nedenledir ki, mevcut herhangi bir siyasi parti içinde mücadele vermek gibi, beyhude bir yol tutulmamış; hareketin doğrudan doğruya sokaktaki insanla başlatılması ve geliştirilmesi öngörülmüştür.

 

ADP DİYOR Kİ:

  1. Türkiye işsiz. Ülkemizde 12.5 milyon işsiz var. 2.500 saatten yılda 37.5 milyar saat uçup gitmekte. İşçilik bir dolar, işyerleri kirası da bir dolar kabul edilse; 75 milyar dolar havaya uçup gitmektedir. Dört yılda 300 milyar dolar ediyor. Acil çare bulunmalıdır.
  2. Bugün her aile 10 bin dolar borçlu. Gelirinin yarısını faize veriyor. 15 sene sonra borcun sadece faizleri aile başına 100 bin dolar olacaktır. Her ailenin 25 bin dolarlık evi, 25 000 dolarlık da işyeri olsa, ülkenin değeri aile başına 50 bin dolardır. 15 sene sonra Türkiye’yi dış borçları karşılığında vermemiz yetmez; bir Türkiye daha fethedip vermeliyiz ki borcumuzdan kurtulup borçsuz intihar edebilelim!

Bu gidiş tarafımızdan 40 yıl önce görülmüş ve faaliyete geçilmiştir.

Türkiye’de:

  1. Batılılaşarak batılıları yenmek isteyen Osmanlı CHP zihniyeti.
  2. Batılılara karışarak batılılaşmak isteyen DP/ AP zihniyeti.
  3. Milliyetçi kalarak batılılaşmak isteyen Alpaslan Türkeş zihniyeti.
  4. Müslüman kalarak batılılaşmak isteyen Necmettin Erbakan zihniyeti.

Geçerlidir.

Hepsi:

  1. Batılılaşarak kurtulunur.
  2. Taklit yoluyla batılılaşılır.
  3. Halk siyasetle batılılaştırılabilir.
  4. Batının kendisi kurtulmuştur. Varsayımlarına dayanır. Dördü de hatalıdır.

Bize göre ise:

  1. Türkiye batı - doğu sentezi ile varlığını koruyabilir.
  2. Batı - doğu sentezi Kur’an’ın müsbet ilimle anlaşılması ile sağlanır.
  3. Resmi kuruluşlar sentezi yapamazlar, halk yapmalıdır.
  4. Pilot uygulamalar içinde sentez yapılabilir.

 

Bu amaçla Fethullah Gülen ile yaptığımız çalışmalarda, kendisi sistem içinde varolmayı benimsediği için ayrıldı.

Necmettin Erbakan ile yaptığımız çalışmalarda, sistem içinde iktidar olma hevesinden dolayı ayrıldı.

Akevler’de yaptığımız çalışmalarda teori üretilmesinde başarılı olundu. Ancak çalışma bir deneme çalışması olduğu için büyüyemedi.

Şimdi İstanbul’da iki kooperatif kurduk.

Otuz yıllık tecrübe ve çalışmalarımıza göre İslâm - Batı Sentezi bir uygulama içindeyiz.

Projemiz hazırdır. Ortaklar arıyoruz.

Yeni gelişme sentezle olabilir.

Biz de bizimle senteze girecek ortak arıyoruz. Çeşitli kuruluşlara başvuruyoruz.  

LDP’nin programı elimize geçti. ADP ile karşılaştırarak kritik ettik.

Bizimle ortak olmaları onlar için de bizim için de iyi olacağı için öneride bulunuyoruz.

Teşebbüslerimiz şunlardır:

  1. Bir “Ahşap Ev Projesi”ni geliştirdik. Bir örneğini yaptık. Şimdi bir dinlenme sitesini kurmak istiyoruz. Çatalca/ Bahşiyaş’ta 40 dönümlük yerimiz vardır. Orada site yapacağız. 40 villadan;

10 villayı arsa sahiplerine vereceğiz. Bu ortağımız vardır.

10 villayı kereste verene vereceğiz. Bu ortağımız vardır.

10 villayı işçilik yapana vereceğiz. Bu ortağımız vardır.

10 villayı da altyapı yapana vereceğiz. Bu ortağımız yoktur.

Sizleri dördüncü ortak olarak çalışmalarımıza katılmaya dâvet ediyoruz.

  1. Bir “Mala - Mal Marketi”ni kurmak istiyoruz. Mallarını getirebilenlerden kaydi para ile satın alacağız ve buradaki malları o kaydi para ile satacağız. Böylece halk mallarını mallarla değişebilecek. Para da mal gibi yer alacak. Bu ortaklığımıza katılmanızı istiyoruz.
  1. Kırgızistan’da ve Türkiye’de Mala - Mal Mağazaları kuracak, ayrıca Kırgızistan Hükümeti bir milyon dolarlık som koyacak, Türkiye’de bir banka bir milyon dolarlık teminat verecek, taşınmazı biz ipotek edeceğiz. Bu paralarla Kırgızistan Somu ile TL arasında denge kurulacak. Kırgızistan ile bartır yani takas ticareti yapılacaktır. Bankalardan ipotek karşılığı faizsiz, cirodan bedelle kredi temin edecek ortak arıyoruz.
  2. Birlikte bir dergi çıkaralım. Ucuz dergiyi partiniz dağıtsın.
  3. ADP ekibi partinize katılsın, ilk seçime beraber katılalım. Seçimden sonra ayrılalım.
  4. ADP - LDP karşılaştırmasını sistemli çalışma ile geliştirelim.

 

LDP diyor ki:

“Biz devleti yönetmeye talibiz, insanların kalbini ve beynini değil.”

 

ADP diyor ki:

Devlet halkındır. İslâmiyet’te ve demokraside halk kendi kendini yönetir. Bir yönetici sınıfın kabulü şeriata ve demokrasiye aykırıdır.

Yerinden yönetim vardır. Devlet sadece dış savunmayı yapar ve halkın ihtisas hizmetlerini görür. Devleti merkeze almak şeriata ve demokrasiye aykırıdır.

Merkezler kamuyu yönetmezler, kamuya hizmet ederler. Hükmetmezler, gözetirler. Hâkim değil, hâdimdirler. Yönetmek, şeriata ve demokrasiye aykırıdır.

Yönetime tâlip olunmaz, yönetim verilir. Savunma ve güvenlik iktidar ister. Askerlikte yönetim vardır. Bu yönetime talip olmak şeriata ve demokrasiye aykırıdır.

Kamu insanların kendi istedikleri gibi yaşama, çalışma, duyma ve düşünme hak ve hürriyetlerini sağlamakla yükümlüdür; onların bu hak ve hürriyetlerini sınırlandırmakla değil. Burada sadece duygu ve düşüncelerden bahsedilmiş, yaşama ve çalışma serbestliği ihmal edilmiştir. Bu şeriata ve demokrasiye aykırıdır.

Kamu çalışma ve yaşamanın yanında, duygu ve düşüncelerinin serbestliğini gerçekleştirmek görevi ile de yükümlüdür. Duygu ve düşüncelerin serbestliğine hizmet etmemek şeriata ve demokrasiye aykırıdır.

Adil Düzene göre, bu cümle şöyle olmalıdır:

“Biz devleti yönetmeye değil, halkın kendi kendisini yönetmesine nezaret edip yardımcı olmaya tâlibiz. Halkın yaşamalarına, çalışmalarına, duygularına ve düşüncelerine karışmaya değil.”

 

 

LİBERAL DEMOKRAT PARTİ (PROGRAM)

“SANA GÜVENİYOR” ismi verilen parti programı ile Liberal Demokrat Parti’nin Genel Başkanı Besim Tibuk’un meçhul kaynaklarca finanse edilen  bir parti kurduğunu ve çok güzel konuştuğunu söylüyorlardı. Söyleyenler gittikçe kalabalıklaşıyordu. Kaynağı belirsiz bir harekette hayır görmediğimden fazla ilgilenmedim.

Söylentilere göre karar vermemek için kendisiyle görüşmek istedim. Bir haber gelmedi.

Sömürü düzeninin huyudur; mağlup olacağı mindere çıkmaz, kimi yenecekse onunla dalaşır. Gerçek pehlivanlardan kaçar. Bu kaçıştan ikinci menfi notumu verdim. Ama halkın beğenmesi nedeniyle programını okumak istedim.

15/4/2001 tarihinde eve geldiğimde masamın üzerinde yukarıdaki başlığın yazılı olduğu programı buldum ve okumaya başladım. Peşin fikirli değilim. Sonuna geldiğim zaman kanaatimin değişmesini ummuyorum ama ümit etmek de istiyorum. Yani gönlüm değişmesinden yanadır.

Genel program adı altında sadece propaganda sloganlarını buluyorum. Temennim, görüşleri ne kadar zıt olursa olsun gerçekten bir programla karşılaşmaktır.

 

Devletçilik
Özenle vurgulamak isteriz ki, Liberal Demokrat Parti devletçilik deyimini, tipik totaliter devletçilik anlamıyla kullanmaktadır. Şöyle ki:

Bir ülkenin anayasası olur. Bunu bütün partiler benimser. Ancak anayasadaki kelimeler tanımlanmamıştır. Partiler onları tanımlar ve anayasanın belirlediği ilklerin nasıl uygulanacağını belirler. Bu parti programı olur. Mesela, lâiklik anayasa hükmüdür. Ama tanımı yoktur. Bunu parti tanımlar ve tanıma göre uygulama mekanizmasını getirir.

Mesela, bence lâiklik, devlet yönetiminde müsbet ilmi hâkim kılıp müsbet ilme aykırı inançları devre dışı bırakmaktır. Bu tanım yeterli değildir. Müsbet ilme aykırı olup olmadığına kim karar verecek? Bunun da mekanizmasını getirmek. Onun için de diyoruz ki, bunun için hakem bilirkişilere başvuralım. Bir bilirkişiyi bir taraf, diğer bilirkişiyi diğer taraf seçsin, baş bilirkişiyi de iki bilirkişi seçsin. Bunlar, mesela, başörtüsünün müsbet ilme aykırı olup olmadığına karar versinler; mesela, değişik kıyafetlerin bölücü olup olmamasına karar versinler; mesela, üniversiteye öğrenci alınmamasının kişi haklarına tecavüz olup olmadığına karar versinler.

İşte program budur. Bir başka parti, lâiklik şeriatçılık yapmamaktır, der; bu da kendi kendilerini seçmiş bağımsız yargı tarafından tesbit edilir, der, Bu da bir programdır. Yahut, lâiklik Atatürkçülüğe aykırıdır, der. Bu da Atatürk Derneği tarafından tesbit edilir, der. O da programdır. Ama partimiz lâiktir, demek program değil, sadece edebiyattır. O zaten bütün partilerin zorunlu kuralıdır.

İkinci paragrafa geçmeden önce “liberal” sözünü tanımlamamız gerekir. “Demokratik” de bir sözdür. İlerleyen sahifelerde nasıl tanımlanacağını bilmiyorum. Ama biz bu programı hep “Adil Düzen” ile karşılaştırarak ilerleyeceğimiz için biz okurlarımıza “liberal” ve “demokratik” sözcüklerini tanımlayarak devam edeceğiz.

LİBERALİZM’de Hükümet (yanlışlıkla ‘devlet’ diyorlar) sadece anayasa tarafından belirlenmiş olan vergiyi alır ve bununla dış saldırılara karşı ülkeyi korur. İç güvenliği sağlar. Vatandaşlar arasında çıkan nizaları çözümler. Halk ise kendi serbest sözleşmeleri ile kendi işlerini kendisi düzenler ve kendileri yürütür. Halk en iyisini yapar. Hükümet bunlara karışmaz. Meclis sadece vergi bütçesini yapan ve hükümeti oluşturan bir kuruluştur. Yasamayı daha çok halkın serbest sözleşmeleri oluşturur. Kredi de halkın sözleşmeleri içinde yer alır.

ADİL DÜZEN’de ise bu eksiktir. Hükümetin savunma, güvenlik ve yargı dışında da görevleri vardır. Bunları üç esasta topluyoruz.

  1. Devlet istihsalde (üretimde) tekele gitmeyen bir özel mülkiyeti ve istihlakte (tüketimde) yine tekele gitmeyen bir kamu mülkiyetini kabul eder. Bu yerinden yönetimle sağlanır. (Devletçi ve Halkçıdır.)
  2. Devlet ticarette tekele gitmeyen bir serbest piyasaya, para çıkarma ve kredi dağıtımında, hukuk kuralları içinde devletçidir.
  3. Devlet üretimde serbest teşebbüsçü, planlamada yine meclislerin kararları ile plancıdır.

Tek başına liberalizm dengesizdir. Halkın kendi başına iş yapabilmesi için organize olması gerekir. Bunu kim yapacak? Hükümet mi? Sosyalistler buna “evet” diyorlar. Sermaye mi? Buna kapitalizm diyorlar. Bunlar tekeli oluşturur ve liberalizmi kaldırır. Yani tek başına liberalizm dengesidir. Onun için “denge düzeni” demek olan “adil düzen”i öneriyoruz. Adil Düzen tekeli önlenmiş olan liberal düzendir. Kararlı bir liberal düzendir.

DEMOKRATİK DÜZEN: Bize göre demokrasi, yerinden yönetim demektir. Yerel yönetimlerin kendi işlerini kendilerinin yapmasıdır, halkın da kendi işlerini kendilerinin yapmasıdır. Merkezi kuruluşların hâkim değil hâdim olmasıdır. Bucaklar kendi hukuk düzenleri içinde yargı hizmetini yapacaklar, iller kendi yasaları içinde iç güvenliği sağlayacaklar, devletler kendi yasaları ile dış savunmayı sağlayacaklardır. Bunun için anayasa ile belirlenmiş vergileri alacaklardır. Bunun dışında devlet para çıkarmak, kredileri dağıtmak, yollar yapmak, haberleşmeyi sağlamak gibi kamu hizmetlerini yapacaktır.

Batılılara göre, temsili ekseriyet sistemi içinde devleti lâik olarak yönetmektir. Oysa bu mümkün değildir. Ekseriyet varsa lâiklik yoktur, lâiklik varsa ekseriyet yoktur.  

Şimdi ilerleyen sahifelerde Liberal Parti’nin Batının dengesiz düzeninde mi demokrat olduğu yahut Adil Düzenin demokratik düzeninde mi demokrat olduğu öğrenilecektir.

Bu paragrafta katıldığımız bir tesbit vardır. Türkiye’de programlı siyasi parti yoktur. Şeriat partisi yoktur. Programsız iktidara ve başkanlarının kerametine inanan partiler vardır. Tarikat partileri vardır. Programlı şeriat partilerine şiddetle ihtiyaç vardır. İstiyorum ki, ilerleyen sahifelerde gerçekten programlı bir şeriat partisi ile karşı karşıya kalayım.

 

Devlet dünyada sınırları belirli bir toprak parçası üzerinde yaşayan bireylerin asgari müştereklerde birleştiği ve anlaştığı sistemdir. Bu gerçek devleti, birey için ve bireyin içinde yer aldığı, işlev verdiği kurumlar itibariyle, varlığını borçlu olduğu güç haline getirir.

Bugün herkes sözde liberal düşünceleri savunuyor. Ama hiçbirinin bu savlarını gerçekleştirecek mekanizma önerileri yoktur, sorunları somut olarak çözecek formülleri yoktur. Bakalım, Liberal Parti böyle bir mekanizmalarla ve somut çözümlerle gelebilecek midir? Sayın okuyucu, birlikte ilerleyelim ve görelim.

 

Devletçilik bu asli, bu yaşamsal gücün birey için değil, bireye karşı kullanılması şeklinde tezahür eden bir yönetim anlayışıdır.

Partilerin oy istemeleri son derece doğaldır. Partilerin oy istemek için ne güçlü liderleri vardır, ne de güçlü programları vardır. Oyu silah zoru ile almaya çalışıyorlar. Karşı partilileri hapse tıkayıp veya siyaset yapmada yasaklayıp iktidar olmak istiyorlar. Devleti hortumlayarak oy alma peşindeler. Asıl sorun budur. Liberal Parti de kurulacak Adil Düzen Partisi gibi silahtan ve hortumdan yoksundur. Şimdi ne yapmak istiyor? Bu laflarla gerçekten programı ile halktan oy mu istiyor, yoksa bu konuşmaları ile kendisine bir silah ve hortumlama borusunu mu arıyor? Bunu bilmiyoruz. İlerleyen sahifelerde hep birlikte görmeye çalışacağız.

 

Bu nedenledir ki, Liberal Demokrat Parti devlete değil, devletçiliğe karşıdır.

Bir devlet içinde halkın serbest rekabet içinde kendi işlerini yapacağı işler vardır. Ama halk her şeyi serbestlik içinde yapamaz. Mesela, savunmayı yapamaz; mesela, güvenliği sağlayamaz, yargıyı kuramaz, yol yapamaz, para çıkaramaz. Öyleyse genel kural şudur. Halk serbest rekabet içinde kendi kendine yapabileceği işleri yapsın, halkın yapamayacağı işleri dengeli olarak devlet tekeline gitmeden vakıflar aracılığı ile devlet yapsın. Yanı özel teşebbüs değil, özerk teşebbüsler yapsın. Bu özerk teşebbüsler demokratik olsun. Devlet imkanlarından adil bir şekilde yararlansınlar. Yetkileri de böyle olsun.

Devlet ortadan çekilsin deyince; ya Türkiye’ye dış güçler gelsin ve idare etsin deniyor, yahut dış sermaye idare etsin deniyor. Devlet tekeli veya sermaye tekeli olsun deniyor. Türkiye’nin ne coğrafyası ne de sosyal yapısı böyle dışarıdan yönetilmeye elverişli değildir. Böyle şeyleri istemek ya gaflettir, ya da dalâlettir. Hıyanettir demeyeceğim, çünkü bu parti vatandaşlarımızdan oluşuyor, kesinlikle ihanet içinde olmazlar. Halka dönük parti ama, devleti unutmayan bir dönüklük içinde olmak şartı ile. Bunlar da ilerideki sahifelerde görülecektir. Gaflet ve dalâlet olup olmadığı titizlikle incelenecektir.

 

Devletçilik yalnız Türkiye'de değil, tüm dünyada gerek ekonomik, gerek sosyal, gerekse kültürel alanlarda iflâs etmiş bir sistemdir.

Bu konuda sizlerle tam mutabakat içindeyiz. Ancak parti halka vermek için kurulmaz. Bu takdirde ancak dışarıdan aldığını halka vermiş olur. Bu da gaflet ve dalâlettir. Halktan alıp halka vermek gerekir. Daha doğrusu halkın siyasi alışveriş ettiği bir çarşıdır. Ne alıp sattığına karışmaz. Kimin nesi varsa konur, kim ne isterse onu alır. Halka dönmek demektir. Halka döneyim deyip dış sömürücü sermayeye dönmek olmalıdır. İşte bizi huylandıran halkın üstünde bir sermayeye sahip olunmasıdır. Bu değirmenin suyu nereden geliyor? Adil Düzen halkın sermayesi ile bir partinin kurulmasıdır. Onun için önce halk işletmelerini kurmakla işe başlamıştır.

Bir sorumuz vardır. Siz halka dönüyorsunuz da biz 6 milyonun oyu olan Adil Düzen düzencisinin görüşme isteklerini niçin değerlendirmiyorsunuz. Niçin görüşmelerimize müsbet cevap vermediniz. Size ulaşmadı ise bu özür kabahatten büyük demektir. Siz şimdiden zavallı sarayda mahpus bir kimsesiniz.

 

 

Neden "liberal" bir parti?

Yukarıda da ifade edildiği üzere, ülkemizin siyaset sahnesindeki politik hareketlerin tümü temelde devletçi zihniyetin ürünleri ve savunucularıdırlar. Bu durum, bu partileri birbirinin tıpatıp benzeri kılmaktadır.

Türkiye Cumhuriyeti, Mustafa Kemal’in ortaya koyduğu ilkelere dayanır.

Bu ilkeler şunlardır:

  1. Milli Hakimiyet İlkesi: İstiklâl ve Cumhuriyet.  
  2. Milli Kuvvet İlkesi: Millî Ordu ve Milli Ekonomi.
  3. Kuvvetler Birliği İlkesi: Tek Meclis (Senato yok, Anayasa Mahkemesi yok) ve Tek Ordu var.
  4. Müsbet İlim İlkesi: Lâiklik, Muasır Medeniyetin Üstü.

Cumhuriyet Halk Partisi’nin programı ise;

  1. Cumhuriyetle ekseriyet kararı alınacak; Lâiklikle azınlık korunacak.
  2. Halkçılıkla liberallik olacak; Devletçilikle tekele karşı korunacak.
  3. Milliyetçilikle geçmişe varis olunacak; İnkılâpçılıkla tutuculuktan korunacak.

Bu devlet silahla kurulmuştur. Silahsız devletin yapısı değiştirilemez. Bütün partiler halk partisi programını bozarak götürüyorlar. Kuruluş safhasında ve inkılâpların gerçekleşmesi için askeri metotlar kullanılmıştır. Tek parti düzeni korunmuş, tarikatlar kapatılmış, medreseler ortadan kaldırılmış ve devletçilikte aşırıya gidilmiştir. Şimdi yapılacak iş, cumhuriyetin ve altı okun korunarak çok partili sisteme geçmek. Değişik tarikatların faaliyetine izin vermek, değişik tip üniversiteleri açmak ve halk sektörü yanında özel sektöre de yer vermek. Ancak cumhuriyetin temel ilkeleri bozulmamalıdır. Devlet bunlardan uzak olacak, ama tarafsız olacaktır. Bu çoklu grupta tekele, tek partiye, tek üniversiteye, tek tarikata, tek firma grubuna gidilmesi önlenmelidir. Devletimizin dayandığı temeller korunmalıdır. Silahla gelen silahsız gitmez. İlerleyen sahifelerde bu programın bu dengeyi gözetip gözetmediğini göreceğiz. Hatırlatalım ki, Adil Düzen budur ve Adil Düzen Programı bütün bu dengeleri gözetmiştir.

 

Nitekim, yakın tarihimizden örneklersek,1973-74 MSP-CHP ve izleyen AP koalisyon hükümetleri bu nedenle uyumlu yürüyebilmiştir. Bugünkü DYP - SHP koalisyonunun zahiri uyumu da, aynı gerçeğe bağlanabilir.

Ekseriyet sisteminde denge sağlanamaz. Ekseriyet sistemi düzeni yaz-boz tahtasına çevirir. Sömürü sermayesi ülkeleri sömürmek için ekseriyet sistemini koyup dünyayı harp meydanına çevirmiştir. Çoklu sosyal gruplar olacak, ancak bunlar arasında yarış olacaktır. Ekseriyet sistemi yerinden nisbi sistem olacaktır. Tüm grev ve yetkiler alınan oya göre bölüşülecektir. Hükümetler ve genel müdürler nisbi sistem içinde seçilmişlerin temsilcileri tarafından yönetilecektir. Ekseriyetin ibrası ve sorumlu tutması ile değil, siyasi parti gruplarının hakemlerden oluşan tarafsız ve bağımsız yargı önünde hesap vermeleri ile denetlenecektir.  

Hakemler meclisten oluşacaktır ve dolayısıyla dokunulmazlık olmayacak ama milletvekillerini milletvekillerinden başkası muhakeme edemeyecek. Bu Kuvvetler Birliğinin gereğidir. Ama iç yargı nedeniyle adalet yine sağlanacaktır. Denge varolacaktır. Bakınız, bizim çözümümüz hazır ve sadedir. Bakalım Liberal Parti’nin bir çözümü var mıdır? İleride görmeye çalışacağız.

 

Bu partilerin hepsi aynı hamurun ürünleridir çünkü, hepsinin kuruluşunda ve yönetiminde devletçi zihniyetin temsilcileri; yaşamları boyunca şu ya da bu şekilde devlette görev almış kişiler bulunmaktadır.

Devlette devamlılık esastır. Gökten insanlar gelmeyecektir. Eskileri suçlamak yerine, yenileri yetiştirmek gerekir. Adil Düzen geçmişteki iktidarların gereğini yaptığına inanır. Bizim grevimiz onları tartışmak değil, bizim ne yapacağımızı ortaya koymaktır. Hatalar varsa, bunun kişilerde değil, sistemin eksikliğinde bulmadır. Adil Düzen bunu yapmaktadır. Liberal düşünce kadroları suçlamaktadır. Bu batının metodudur. Sosyalizm de kötü, kapitalizm de kötü. Peki, iyi olarak ne var? İyi yok. Bu daha kötü. Şerrin azlığında yarışma. Halbuki Adil Düzende hayırda yarış vardır. Hepsi hayırlıdır, ama en hayırlı kimse orya gitmedir. Adil Düzen mi? Yoksa, liberal düzen mi? Çözüm budur. Adil Düzenin olduğu her iktidar uyum içinde olur. İlk deneme MSP-CHP arasında olmuştur. Bu gelenek bugün bütün koalisyonlarda sürmektedir. Bu bize ekseriyet sistemi yerine nisbi sistemi haklı çıkarmaktadır. Biz iktidar olalım demiyoruz. Halk iktidar olsun diyoruz. Oysa Liberal Parti hâlâ ben iktidar olayım diyor. Yani kendisi de liberal değildir. Sadece isim yetmez.

 

Zaten bu nedenledir ki, ülkemiz gerek ekonomik, gerek sosyal, gerekse kültürel atılımları bir türlü gerçekleştirememekte ve bugünkü tıkanıklıkları yaşamaktadır.

Bugün onbin yıllık tarım döneminden sanayi dönemine geçilmektedir. Onbin yıl içinde oluşan tarım hukuku birbirini tanıyanların hukuku bugün artık sadra şifa olmuyor. Bütün dünyada bu böyledir. Adil Düzenin buna karşı çözümü vardır. Bugünkü müsbet ilimlerin yardımı ile fıkıhtaki dört delile dayalı olarak içtihat yapıp yeni düzen üretmek. Müsbet ilim ve Kur’an terkibi bir düzen ortaya koymak. Bunun için yapılan çalışmalar onbinleri bulan sahifelerde anlatılmaktadır. Çıkan her sorun çözülmektedir. Liberal Parti’nin çözümleri ve metotları var mıdır? İlerleyen sahifelerde bulamayacağımızı biliyoruz. Çünkü tarihte dine dayanmadan çözülmüş bir hukuk düzeni yoktur. Batı tekniği çözmüş ama hukuku çözmemiştir. Ancak sömürü düzeni kurmuşlardır. O düzende biz sömürülen rolündeyiz. Ama coğrafi ve siyasi konumu sebebiyle sömürülen bir ülke statüsüne bile yükselmiş değiliz. Kurbanlık koyunuz., kurban edilecek tarihi kararlar aldırıyorlar. Liberal Parti’nin bundan haberi var mıdır? Varsa, onların sömürü düzeninde nasıl çareler arıyor? Türkiye’de dengesiz liberal düzen intihardır.

 

Bugüne dek Türkiye'de gerçekten bireye, sokaktaki insana dönük, onu merkez alan, onun yaratıcı ve girişimci gücüne güvenen, onu onurlandıran bir siyasi oluşuma gidilmemiş; bu yapıda bir siyasi harekete girişilmemiştir.

Bugün Türkiye’de çok büyük gelişme vardır. Batının bütün baskılarına rağmen.

En güçlü siyasi partiler Türkiye’de vardır. Batıda sömürü sermayesinin kurduğu kardeş partiler vardır. Sermeye dediklerini yaptırmak için iki partiyi bulunduruyor. Dinlemeyeni indirip diğerini geçiriyor. Batıda çok parti yoktur ki hürriyet olsun.

Batıda klasik dinler vardır, mezhepler vardır. Halkın oluşturduğu çeşitli partiler faaliyettedir. Bir F. Gülen cemaati oluşmuştur. Bu insana dönüktür.

Bugün Türkiye’de Adil Düzen ilmi gelişmektedir. Ne batıda ne doğuda böyle bir ilim yoktur. Oysa gelecekte insanlık Adil Düzen ilke yönetilecektir.

Bugün Türkiye’de ve yalnız Türkiye’de halk sermayesi vardır. Oysa doğuda sermaye yoktur. Batıda sömürü sermayesi vardır.

Adil Düzen bu hareketin fikir merkezidir. Düşünce merkezidir. Dış baskıları yendiğimiz zaman Türkiye’nin sorunları ilerleme sorununa dönüşecektir.

Liberal Parti’nin bu husustaki düşünceleri belli değildir. Ama halka daha fazla hürriyet, anarşiye davet olabilir. İleride anarşiye karşı dış saldırılara karşı aldığı tedbirleri gördükçe bu hususta daha geniş bilgiye sahip olacağız.

 

Oysa, liberalizm ve liberal demokrasi, tüm çağdaş ve ileri ülkeler için olduğu gibi, Türkiye ve Türk insanının refah ve mutluluğu için de tek yoldur.

Mustafa Kemal 1924’e cumhuriyeti kurunca, muasır medeniyetin bütün icaplarını yerine getireceğiz, demiştir. Bir asırdan fazla zamandan beri başlanmış inkılapları on yılda tamamlamıştır. Muasır medeniyetin bütün icaplarını yerine getirmiştir. Geriyiz demiştir; Avrupalıları taklit edeceğiz dememiştir. Milletin haysiyetini korumuştur.

Sonra 1933 konuşmasında biz muasır medeniyetin bütün icaplarını yerine getirdik, artık Avrupalılara yetiştik diyerek, yine zımnen; işimiz bitmemiştir, muasır medeniyetin fevkine çıkacağız, elimizde tuttuğumuz meş’ale müsbet ilkimdir, demiştir. Ne yazık ki, savaşlar sebebiyle müsbet ilme dayalı muasır medeniyetin fevkine çıkma savaş sebebiyle 15 sene ertelendi. Sonra da batı tezgahı olarak sözde liberal partiler geldir. Yaptıkları iş Kemalizmin tam tersini yapmak, ama ona tapmak şeklinde bir anlayışı getirdiler. Kanunlarla onu tanrılaştırdılar. Bu millet hâlâ bunun belasını çekiyor.

Oysa, Adil Düzen diyor ki; Cumhuriyeti Mustafa Kemal’in Başkanlığında Türk Ulusu kurdu. Türk Ulusu Müslümandır ve İslâmiyet’in gereklerine göre cumhuriyeti kurmuştur. Mustafa Kemal kendisi amel olarak Müslüman olmayabilir. Ama general olarak bir İslâm generalidir ve bütün kültürünü İslâmiyet’ten almıştır. Yaptığı işler İslâmiyet’e uygundur. Resmen de gerek Lozan’da, gerekse sonraki uygulamalarda Türkiye hep İslâm devleti olarak kabul edilmiştir. Bu anlayış 1950’den sonra bozulmuştur.

O halde yapacağımız iş; bir taraftan milliyetçiliğimizle geçmişimize dayanacağız, ama inkılâpçılığımızla da muasır medeniyetin fevkine çıkacağız. Liberal Parti “Çağdaş ve liberal demokrasi içinde” demekle hem bizim çağdaş olmadığımızı ilân ediyor, hem de başka ülkelerin bizden üstün olduklarını tescil ediyor. Yani taklitçi bir parti. Kendisinin bir şeyi yok. Başkasının uydusu bir parti. Bu ifade bizi üzmüş, şimdiden ümidimizi kırmıştır.

 

Devletçilik

Özenle vurgulamak isteriz ki, Liberal Demokrat Parti devletçilik deyimini, tipik totaliter devletçilik anlamıyla kullanmaktadır. Şöyle ki:

Devletçilik anayasanın değişmez maddesidir. Lâiklik de böyledir. Bunların tanımlarını istediğiniz gibi yapabilirsiniz. Ama bunlara karşı olamazsınız. Burada teknik hata vardır.

 

Devlet dünyada sınırları belirli bir toprak parçası üzerinde yaşayan bireylerin asgari müştereklerde birleştiği ve anlaştığı sistemdir. Bu gerçek devleti, birey için ve bireyin içinde yer aldığı, işlev verdiği kurumlar itibariyle, varlığını borçlu olduğu güç haline getirir.

Totaliter devletçi sistemine sosyalizm denir. Sosyalizm her türlü üretim araçlarının ve teşebbüslerin kamulaştırıldığı bir sistemdir. Devletçilik ise halkın yapamayacağı işleri devletin yaptığı bir sistemdir. Türkiye’de böyle uygulanmıştır. Adil Düzen halkçılıkla dengelenen devletçiliğin yanındadır.

Devlet, bir ulusun edindiği yurt üzerinde özel mülkiyetle kurduğu hakimiyettir. Hakimiyet halkın örgütlenmesi demektir. Mülkiyet de ülkenin parsellere ayrılıp kişilerin kullanımına tahsis etmedir. Adil Düzene göre devlet budur. Devlet sistem değildir, sistem devletin bir vasfıdır. Tanım hatalıdır. Ulus devleti yerine kapitalistlerin çıkar ortaklığı çeklinde tarif ettikleri devlet vardır. Sosyalistlerin enternasyonal devlet anlayışları var. Biz devleti ne dine, ne insanlığa, ne de sermayeye dayatmıyoruz. Liberal Parti sistemdir demekle gayesinin ne olduğunu belirlemelidir.

Kişi ancak topluluk içinde yaşar, tek başına yaşayamaz. Toplulukta birey olmadan oluşamaz. Adil Düzen devlet çıkarları ile kişi çıkarlarını birleştirebilen bir düzendir. Kişi topluluk içinde hürdür. Topluluktan ayrılabilme hürriyetine sahiptir. Topluluğu dağıtma hürriyetine sahip değildir. Liberal Parti’nin bu husustaki görüşleri daha belirlenmemiştir. İleride bulacak mıyız? Yoksa yok. Bilmiyoruz. Mekanizması var mı? Somut çözümleri var mı? İlerideki sahifelerde göreceğiz.

 

Devletçilik bu asli, bu yaşamsal gücün birey için değil, bireye karşı kullanılması şeklinde tezahür eden bir yönetim anlayışıdır.

Adil Düzen devletten başka bir şey olan devletçiliği halkçılıkla beraber eşit seviyede belirlenmiştir. Devletçi olmayan ülke sömürülür. Türkiye sömürülmekle kalmaz, yıkılır. Türkiye devletçi olmasaydı kentleşemezdi. Devletçi olmasaydı Avrupa’dan teknolojiyi transfer edemezdi. Teknik elemanları olmayacağı için sanayileşmezdi. Dış sömürü sermayesinin mezbeleliği olurdu.

 

Devletçilik yalnız Türkiye'de değil, tüm dünyada gerek ekonomik, gerek sosyal, gerekse kültürel alanlarda iflâs etmiş bir sistemdir.

Tam tersine dünyada sosyalizm ve kapitalizm iflas etmiştir. Devletçilik gelmiştir. Artık dünyanın her yerinde parayı devlet basıyor, krediyi o dağıtıyor. Vergi yüzdelerini o tesbit ediyor ve bu %50 civarındadır. Diğer taraftan da sosyalist ülkeler yıkılıp gittiler, yıkılmayanlar da liberalleştiler. O halde dünyada insanlık süratle devletçiliğe gidiyor. Yani halkın yapabileceğini halk yapıyor, halkın yapamayacağı işleri devlet yapıyor.

Dünyada insanları bir araya getirip devlet kurduran ya çıkardır, bu kapitalist devlettir; ya korkudur, bu sosyalist devlettir; ya da sevgidir, bu İslâm devletidir. Bu devlet için şarttır, ama yeterli değildir. Adil düzen devleti sevgiye dayanarak oluşturur. O sevgi halkı zengin eder. Zenginlik ve cesaret kuvvetli yapar. İnsanların saadeti ancak Adil Düzende vardır. Adil Düzende insanlar dayanışma ortaklıkları kurar ve değiştirirler.

İlmî dayanışma yasamayı, meslekî dayanışma yürütmeyi, dinî dayanışma murakabeyi ve siyasî dayanışma yargı kuvvetlerini bulundurur. Tam demokratik düzendir. Halkın saadeti tanrılara sunak sunmakla elde edilmez. Mekanizmalarla olur. Topluluk içinde olur. Devletçiliğe karşı olmakla olmaz. Devlet halkın hürriyetini gerçekleştiren bir ortaklıktır. İnsan seyahat hürriyetine sahip ama yol yoksa o hürriyetten ne çıkar? Yahut pahalı ise o ne biçim hürriyettir? Yoldan para almazsa işte seyahat hürriyetini sağlar. Devlet vergi karşılığı halka bedava hizmet eder. Liberal Parti’nin mekanizması var mı? Somut çözümleri var mı? Göreceğiz. Sabırla, ben yazmaya, siz de okumaya devam edelim.

 

Oysa, bireyin özellikleri dünyanın her yerinde aynıdır ve değişmez. Birey refah ister, mutluluk ister, kendini her alanda özgürce ifade etmek ister. Bireyin bu temel, bu vazgeçilmez özelliklerini tarih boyunca ne Lenin, ne Stalin, ne kapitalizm, ne de sosyalizm değiştirebilmiştir.

Batı devlet ile kişiyi ayrı ayrı şeyler olarak görmektedir. Oysa, bunlar bir çorabın ilmikleri gibidir. İlmiksiz çorap olur mu? Çorapsız ilmik bir işe yarar mı?  

“Mutluluk = Devlet * Kişiler” formülü ile verilir. Azami mutluluk ikisinin eşit olduğu denge hâlidir. İşte Adil Düzen bunun içindir.

 

Liberalizm bu anlayışla insanı, bireyi merkez almakta; bireyin özgürlüğünü, bireyin refah ve mutluluğunu öncelikli amaç olarak belirlemektedir. Liberalizm, toplumsal refah ve mutluluğun, bireysel özgürlük, refah ve mutluluktan geçtiğine inanır.

Devletçilik müdahalecilik değildir. Müdahalecilik, devletin hukuk devleti olup olmamasına bağlıdır. Şeriat devleti olup olmamasına bağlıdır. Müdahalecilik gericiliktir. İrticadır. Adil Düzen de buna şiddetle karşıdır. Ancak Adil Düzen müdahalesiz mekanizmaları oluşturmuştur. İçtihat, serbest sözleşme, yerinden yönetim ve hakemlik ilkeleri ile sağlanmıştır. Eğer bu müesseseler yoksa işler mevzuat içinde yürümüyorsa müdahale zorunluğu vardır. Yoksa devlet yok olur. Ve kişiler de helâk olur. Liberal düşüncenin müdahalesiz bir düzen hakkında geliştirdiği mekanizması ve somut çözümleri var mıdır? Adil Düzenin vardır ve adım adım açıklıyoruz. Liberal görüşün de varsa, onu görmek istiyoruz. Bizim görüşme talebimiz de bunları öğrenmek içindi. Ama talebimiz reddedildi. Demek yokmuş. Birinin bir şeyi yanlış yapması başka, sistemin bozuk olması başkadır.

 

Bugün devletçilik, belki de geçirdiği belirli bir evrimin sonucu olarak, artık ham müdahalecilik biçiminde değil; halka hizmet şeklinde tezahür ediyor olsa da, bu bir aldatmacadır ve bunun bir aldatmaca olduğu, tecrübelerimiz ile de sabittir.

Biz önerdiğimiz anayasada Türkiye devleti demokratik, lâik, sosyal ve liberal bir hukuk devletidir dedik. Bir şeyin hukuki olduğunu tarafların seçtiği bağımsız ve tarafsız hakemlerden oluşan yargı tesbit eder dedik. Bir araba yapıyorsunuz. Tekerleği yok, yürümüyor, diyorsunuz. Bu araba yürümez, diyorsunuz. Anayasamızı kökten değiştiremeyiz. Onun eksikliklerini tamamlarız, hatalarını düzeltiriz. Bunun için mekanizma gerek, somut çözüm formülleri gerek. Adil Düzen bunu yapmıştır ve ulusuna arz etmiştir. Liberallerin mekanizmalarını ve çözüm önerilerini görmek için satır satır izlemeye devam ediyoruz.

 

Toplumsal kalkınmayı sağlamak, istihdam yaratmak, vb sosyal devlet anlayışı, söylemden öteye gidememiş; birey, toplum ve kurumlar bu anlayışın sonucu olarak, sürekli istismar edilmişlerdir.

Türkiye’de halkın oluşturduğu bir Adil Düzen vardır. Buna karşılık Batıda kapitalistlerin empoze etmeye çalıştığı sosyalizm vardır. Batı bunu Türkiye’yi yıkmak için empoze ediyor. Adil Düzen, kapitalizmin ve sosyalizmin iyi taraflarını almak ve kötü taraflarını atmak suretiyle bir senteze gitmedir. Batı ise sosyalizmin kötü taraflarını bir kanada empoze ediyor; liberalizmin de kötü taraflarını iyi göstererek bir kanada empoze edip çatıştırıp devletimizi yıkmaya götürüyor. İşte benim Liberal Parti hakkındaki intibaım budur. Yoksa o partinin ilk kuracağı sistem mağazası Adil Düzen olurdu. Görüşmek için bizim telefonlarımızı aşındırırdı. Diyelim ki, uyanmadı. Şimdi ilerleyen sahifelerde gördüklerimizi anlatacağız. Elbette bunu kendisine göndereceğiz; ona ulaşır veya ulaşmaz, okur veya okumaz, bizim bilmemiz mümkün olmayacaktır. Bunlar dipsiz kuyu gibidir. İstediğin kadar taş ger, gelmez. Kuran; “Onlar dilsiz. sağır ve kördürler.” diyor. Ümit ederiz ki bu kitap onlara muska olur da dillerini açar, kulaklarını yıkar ve gözlerinin kataraktlarını alır.

Bunlar birleştiler ve Adil Düzeni susturdular. Şimdi onların nefesleri kesiliyor. Allah’ı yenen olmamıştır. Çünkü Allah tektir. Her şeyi o yaratmıştır. Yaratılan Yaratan’ı yenebilir mi? Liberalistler, sizin görüşünüz nedir? Elbette bu husustaki görüşlerinizi de yakalayacağız. Daha bu hususta da bir kanaatimiz yoktur. Size göre Allah var mı, kitaplar indirmiş mi? Allah sizden iyi biliyor mu? Bu konulardaki görüşleriniz nedir?

Adil Düzene göre Allah vardır, kitapları indirmiştir. Ama kimseyi kendisine vekil yapmamıştır. Herkes kitabı kendine göre anlar ve yine hesabı ona verir. Kimse kimseyi inançta ve ibadette zorlayamaz. Ama herkesin kendi din ve anlayışını başkalarına anlatma ve görüşlerini tartışma hakkı vardır. İşte liberalizm budur. Tek dinin veya ideolojinin bu devlet ideolojisinde olsa dahi empoze edilmesi Adil Düzene aykırıdır. Adil Düzen fikirlerin serbestliğini ne kadar savunuyorsa, filler mevzuat içinde tarafsız ve bağımsız hakemlerden oluşan yargı denetiminde olmasını da o kadar şiddetle savunuyor. Bir dinin diğer dine veya yönetime karşı olmaya şiddetle karşı olduğu gibi yöneticilerin de kendi dinleri ve anlayışlarını halka empoze etmeye karşıdır. İşte bizim lâiklik anlayışımız budur. Liberallerin lâiklik anlayışı nedir? İleride göreceğimizi sanmıyorum. Ama filmi sonuna kadar izleyeceğiz.

 

 

TEMEL FELSEFE VE ÖNCELİKLİ AMAÇ

Amaç deyince devletin amacı mı, partinin amacı mı? Devletin amacı ise diğer partilerle nasıl uzlaşacağının belirtilmesi gerekir. Adil Düzen Partisi bu amacı anayasanın değişmez maddesinde toplamıştır.

“Türklerin Türkiye’de kurduğu, merkezi Ankara’da, dili Türkçe, kendisine has ay-yıldızlı bayrağı ve marşı olan Türkiye Cumhuriyeti devletinin düzenini, ülkesi ve ulusuyla bölünmez bir bütün olarak insanlık içinde, yerel yönetime saygılı, demokratik, lâik, liberal ve sosyal bir hukuk düzenidir. Bu düzen hakemlerden oluşan tarafsız ve bağımsız yargının güvencesindedir. Türk halkından oluşan Silahlı Kuvvetler yargı kararlarının koruyucusudur.”

“Devlet askeri güçle kurulur ve korunur. Hukuk düzeni ile yaşar ve gelişir. Askeri düzen, kuvvetin hakim olduğu merkezi yönetim olup sonuçtan kollektif sorumlu bir düzendir. Hukuk düzeni ise yerinden yönetimli hakkı kuvvetli kılan davranıştan ve ferdi sorumlu tutan bir düzendir.”

“Bunlar değiştirilemez.”

Adil Düzen Partisi’nin gayesi, zaten anayasa tarafından benimsenen bu esasları diğer partilerle uzlaşarak bu prensipleri gerçekleştirecek mekanizmaları bulmak ve somut çözüm önerileri üretmektir. Bakalım, liberal düzenin gayesi nedir?

 

Temel Felsefe ve Öncelikli Amaç

Liberal Demokrat Parti' nin öncelikli amacı, bu aldatmacayı bireyin ve halkımızın gözleri önüne sermek; devletçilik anlayışının neden olduğu maddi ve manevi kayıpları Türk halkına anlatmaktır.

Kapitalizmde ve sosyalizmde amaç karşı tarafı çökertmek, Adil Düzende amaç karşı tarafı uzlaşarak ülke kalkınmasında ve gelişmesinde dayanışma içine girmek. Uzlaşma ve çatışma. Halkın sofrana neyin konduğunu bil; bölmek ve parçalamak.

 

Liberal Demokrat Parti' nin bu bağlamda başarısı halkımızın liberalizmi benimsemesi yolunu açacak ve hareket böylece ivme kazanacaktır. Böylelikle, tarihimizde ilk kez bireyin ve dolayısıyla, halkın iradesinin devlet yönetimine doğrudan yansıması, liberal demokrasi ile gerçekleşmiş olacaktır.

Kur’an; “Hak geldi, bâtıl gitti.” der. Oysa sömürücüler; “Bâtıl giderse hak gelir.” der. Çünkü sömürücü sermaye tarafları çatıştırır, ikisini de yorup bitirir, sonra kendisi gelir. Hayat boşluğu kabul etmez, önce koy sonra gönder. Adil Düzen yok etmeye değil, var etmeye çalışır. Yok etme mikrobun işidir. Hücrenin işi var etmedir.

 

Liberal Demokrat Parti' nin liberal devlet yönetimi anlayışı doğrultusunda öngördüğü siyasi, idari, sosyal ve ekonomik yeniden yapılanma programı izleyen sayfalarda genel hatları ile yer almaktadır.

Programın genel hatları anayasamızdır. Asıl anayasadaki hedeflerin gerçekleşme mekanizmalarını ve somut çözüm amaçlarını üretmektir. Beklenen haber veriliyor, programda sloganlardan başka bir şey bulamayacağız. Ama hemen pes etmeyelim. Sonuna kadar devam edelim. Bize sunulan zehrin mahiyetini öğrenmeye çalışalım.

 

Söz konusu yeniden yapılanma programının temel felsefesi, bireyi devletçiliğe karşı korumak; onu özgür ve rahat bırakarak, inisiyatif sahibi kılmaktır.

Adil Düzenin amacı bireyle devlet arasında birliği ve dayanışmayı tesis etmek ve birbirinden ayrılmaz bütün olan yanları arasında denge kurmaktır. Uzlaşmacı ve barışçı bir düzendir. Liberal düzen ise devletle halkı çatıştırmak ve halkın yanında cephe almak. Elbette demokraside insan hürdür. İstediği yere gidebilir, ama nereye gittiğini bilmesi gerekir.

 

Tekrar ediyoruz: Liberal felsefe bireye güvenir, bireye inanır, bireyi özgür kılar, bireyi kayıt altına almaz, bireyden kuşkulanmaz, bireyden korkmaz! Dolayısıyla, öngörülen sistemde birey siyasi, idari, ekonomik, sosyal ve kültürel alanlarda doğrudan söz sahibi olacak, inisiyatifini kullanabilecektir.

Topluluğun düzenini bozmamak şartı ile bireyin hür olması Adil Düzen Partisi’nin de temel amacıdır. İnsanın cüz’i iradesi mukaddestir. Adil Düzen bunun mekanizmasını getirmiştir. Liberal Parti’nin mekanizmasını da görmek istiyoruz.

 

Liberal Demokrat Parti için, liberal hareketin demokrasinin kuralları içinde, bireyin ve halkımızın rızası ile, katılımı ile gerçekleştirilmesi, birincil önemi haizdir.

Halkın istek ve iradesi ile düzenin oluşması, peygamberlerin sistemidir. Filozofların sistemi ise halkı kuvvetle yola getirmektedir. Halkın oluşa katılması için empozabl bir partiye değil, transfer bir partiye ihtiyaç vardır. Yani parti kendi fikirlerini halka kabul etmekle uğraşmamalı, halkın fikirler üretip sistemi oluşturmasına yardımcı olmalıdır. Hodri meydan! Bu konuda birleşelim, dayanışalım. Ortak bir dergimiz olsun. Orada görüşler arz edilsin. Bilmemek eksiklik değildir, bilmeyi istememek eksikliktir. O da görüşmeyi ve tartışmayı reddetme ile başlar. Adil Düzen her türlü sistemleri görüşmeye ve tartışmaya dâvet eder. Nerede? Ancak savcılığa dâvetiye çıkarıyorlar.

 

 

ÖRGÜTLENME

Partinin kimlerden oluştuğundan ziyade, partinin mâli kaynaklarının nereden geldiği hususu önem taşır. Çünkü parayı veren düdüğü çalıyor. Gerçek parti halkın parasıyla kurulmalıdır. Halkımızın ise parası yoktur. Sonunda parti sömürenlerin partisi oluyor. Adil Düzende parti kurmak isteyenler önce Adil Düzene göre ortak işletme kurmalıdırlar. Ortakların bir partiyi desteklemeleri için bir fon ayırmalıdırlar. Böylece partiler halk şirketlerine dayanmış olurlar. Yoksa birinin desteği ile kurulan parti parti değil, sömürü aracı olur.

 

Örgütlenme

Yukarıda ifade bulan felsefe, Liberal Demokrat Parti bünyesinde de benimsenmekte; parti örgütü ortalama Türk halkının gerçek temsilcileri ile oluşturulmaktadır.

Parti bir dergi çıkarmalıdır. Bu dergide kurucular yazı yazmalıdırlar. Kurucular dergiye abone bulmalıdırlar. Bunlar aynı zamanda partinin üyeleridir. Dergiyi okumayanın yönetmeye hakkı yoktur. Her yılın sonunda abonelerin en az yirmide bir abonesi olan kurucunun yönetim kurulu üyeliği devam eder, bunun altına düşenin kurculuğu sona erer. Bir ortak en çok beşte bir aboneyi yani üyeyi temsil edebilir. İşte bu yolla devamlı yarışma ve yenileme gerçekleşir. Liberal partinin buna benzer bir örgütlenmesi var mıdır? Bakalım.

 

Nitekim, Liberal Demokrat Parti, tüm diğer siyasi partilerin kuruluşunda ve yönetiminde gözlendiği gibi, sadece aydın, seçkin kesime hitap eden, onların desteğini arayan bir hareket değildir. Tersine, öncelik sokaktaki sıradan insanındır.

Bir örgütte eşit imkanlar sağlayarak, seçilerek adil bir sistem içinde uygun yere gelebilme ve hizmet verme olmalıdır. Bunun mekanizmasını ben yukarıda belirledim. Biz Millî Nizam Partisi’nde bunu kurmadığımız için bugün Türkiye bu durumdadır. Adil Düzen Partisi bu deneyimini değerlendirecektir. Liberal Parti’nin acaba böyle bir deneyim veya eğitimi var mıdır? Görelim.

 

Liberal Demokrat Parti kurucuları, kendi kaderini eline almış girişimcilerden oluşmaktadır. Kahvehane işletmecileri, manavlar, bakkallar, şoförler vb dinamik küçük ve orta boy girişimciler yani, esnaf kesimi, Liberal Demokrat Parti örgütünün bel kemiğini teşkil edecek; her yörede, her yerleşim biriminde bu özellikleri haiz bireylere partimizin kapıları hep açık olacaktır.

Bir sınıfa dayalı bir parti bölücüdür ve başarısızdır, sömürüye hazırlanmaktadır, demektir. Adil Düzen Partisi üyeler arasında hiçbir fark gözetmez. Zihniyet ve inanç farkını bile gözetmez. Hatta ahlâklı olup olmadığına bakmaz. Adil düzende suç var ve cezası var. Suç fiildir, ceza da failedir. Kişi suçlu değildir. Başka işlere karıştırılmaz. Demek ki Liberal Parti esnafın partisi imiş. Bunda samimi midir; yoksa sömürü sermayesinin kurdurduğu sömürü aracı mıdır? Bunu da şimdilik bilmiyoruz.

 

Liberal Demokrat Parti tüm gelişmiş ülkeler için olduğu gibi, Türkiye için de gerçek liberal demokrasiyi savunan herkesi çatısı altına davet etmektedir.

Adil Düzende partiye gelen kimsenin görüşlerini açıklama, projelerini anlatma hakkı vardır. Kimse ona baskı yapamaz.

Adil Düzen Partisi’nde partiden yararlanarak diğer partililere ulaşma imkanına sahiptir. Herkes böylece kendisini duyurma imkanına sahiptir.

Adil Düzende herkes oyunu serbestçe kullanır. Oyunu kullanmada baskı yapılmaz.

Adil Düzende görüşler empoze edilmez, serbest tartışma sonunda kendiliğinden oluşur.  

Liberal Parti’de böyle imkan var mıdır? Varsa, bizimle neden görüşmüyorsunuz?

 

Dilek

Liberal Demokrat Parti Türk insanının ve Türk halkının bilincine, sağduyusuna güvenmekte; liberal demokrasiyi destekleme ve yeşertme inisiyatif ve kararını onlara bırakmaktadır.

Adil Düzen Partisi’nde dört kademe vardır. Önce herkesi dinleyeceksin. Sonra görüşlerini muhaliflerle tartışacaksın. Sonra onu kendin uygulayacaksın. Sonra görüşlerine katılanlar ile birleşeceksin. Parti aynı görüşte olan insanların değil, birbirleriyle tartışan ve sonunda anlaşanların anlaştıkları işte iş birliği yapan kimselerin oluştuğu bir pazar yeridir.

Liberal Parti kendi görüşlerini tartışmadan doğru kabul eden bir parti midir? Öyle görünüyor.

 

 

GENEL DEĞERLENDİRME

İnsanlık tarih boyunca toplayıcılık, avcılık, çobanlık ve tarım aşamalarından sonra mübadele dönemine girmiş; pazar mübadelesi, tüccar mübadelesi ve işçilik dönemlerini yaşamıştır; şimdi ortaklık dönemine girmektedir.

İnsanlık ilimde görenek, tedris, tartışma ve deneme devrelerini geçirmiş; şimdi bilgiye dayalı danışma dönemine gelmiştir.

İnsanlık dinde önce ilmi, sonra devleti, sonra ekonomiyi bağımsız hâle getirmiş ve sonunda dinde zorlamaya son vermiştir. İçtihat ve icma müesseseleri ile insanlığı demokratik düzene götürmüştür. Bundan sonra din topluluğun ihtiyacını belirleyen ve kişileri ahlâken denetleyen bir kurum olacaktır.

İnsanlık Mezopotamya’da devlet aşamasına gelmiş, İbranilerde hukuk düzenini kurmuş, Hıristiyanlıkla lâik düzen gelmiş, İslâmiyet ise demokratik düzeni yani şeriatı getirmiştir. Bu hak medeniyetleri Mısır’da, Yunanistan’da, Bizans’ta ve Batıda kuvvet medeniyetlerine dönüşmüştür. Bugün dördüncü kuvvet medeniyeti olan Avrupa Medeniyeti çökmekte, V. Hak Medeniyeti ve II. Kur’an Medeniyeti doğmaktadır.

Tarihte tarım döneminde göçebelikten yerleşik döneme geçilmiştir. Şimdi tarım döneminden kent dönemine, sanayi dönemine geçilmektedir. İnsanlık nebati hayat yaşarken, bilgisayar ağıyla hayati hayata geçmektedir. Yani tarihin en büyük evrimi günümüzde gerçekleşmektedir. Bu sebeple çevre kirliliği, neslin bozulması, silahlanma ve anarşi olmak üzere dört ana sosyal tufan gelmektedir. İşte bu tufana karşı bir sosyal gemi gereklidir ve bu da “Adil Düzen Gemisi”dir. İçinde liberal demokratik yönetim de vardır. Ama liberal demokraside Adil Düzen yoktur.

 

DÜNYA VE TÜRKİYE

Türkiye İskitler, Hunlar, Göktürkler ile eski dünyayı istila etmiş olan devletlerin varisidir.

Türkiye Emeviler gibi dünyaya İslâmiyet’i götürmüş olan devletlerin varisidir.

Türkiye Viyanalara kadar gitmiş ve batıya korkulu rüyalar yaşatmış olan Selçukluların ve Osmanlıların varisidir.

Türkiye dünyanın kara, deniz, hava ve kültür yollarının merkezindedir. Türkiye yeni medeniyetin merkezi olma konumundadır. Ya olur, ya da ölür. Adil Düzen, hiçbir coğrafi emperyal emeli olmaksızın, gelecek bin yılda oluşacak olan V. Hak Medeniyeti’nin kurucusu olmaya Türkiye’yi taşımak emelindedir. Liberal Parti ise Türkiye’yi çökmekte olan Batı Medeniyeti’ne taşıma çabası içindedir. Muasır medeniyetin fevkine çıkma yerine arkasına koşma çabası içindedir. Adil düzencileri uyarıyorum. Attan inip yaşlı eşeğe binmeye kalkışmayın.

 

Dünya ve Türkiye

içinde bulunduğumuz yüzyılda dünyamız tarihinin en hızlı değişimini yaşadı.

Dünyanın maddi değişimi önemli değildir. Er-geç bütün dünyaya yayılacaktır. 20. yüzyıla kadar insanlık hanedanlarla yönetildi. 20. yüzyılın ilk yarısında insanlık diktatörlerle yönetildi. İkinci yarısında ise tarikat partilerle yani parti lideri, şeyhlerle yönetildi. 21.yüzyılda da insanlar sistem partileri ile yönetilecektir. Adil Düzen kişi partisi değil sistem partisidir. Biz liderleri yetiştirmekle değil, düzeni oluşturmakla meşgulüz. Liberal Parti’nin ise ne lideri ne de sistemi vardır. Biz bu kritiği yapmakla onu sistem partisine yükseltmek istiyoruz. Ona yardım ediyoruz. Keşke bizi de kritik eden biri çıksa. Ekrem Pakdemirli bu işe soyundu, ama tadı kursağında kaldı. Hayrettin Karaman birşeyler söylemek istedi, ama o da unutulup gitti.

 

21. yüzyılda dönüp arkamıza baktığımızda, sanayi, bilim ve teknolojide muazzam gelişmeler kaydedildiğini; özellikle iletişim ve bilgi-işlem teknolojilerindeki baş döndürücü gelişmelerin sonucu olarak, yepyeni bir çağa, Bilgi Çağı'na girdiğimizi görüyoruz.

Küçük topluluklar birbirlerini tanırlar, herkes herkesi bilir ve ona göre ilişki kurar. Topluluk büyüyünce birbirini tanımayan kişiler arasında ilişki kurulur. Onun için ehliyete gerek vardır. 20. yüzyılda diploma dönemi olmuştur. Ancak bu yeterli değildir. Teminatlı diplomaya ihtiyaç vardır. Yani ehliyeti veren mesleki kuruluş hata işleyenin zararlarını tazmin etmelidir. İşte Adil Düzen İslâmiyet’in önermiş olduğu âkile sistemini, velâyet sistemini modernize ederek ilmî, dinî, meslekî ve siyasî dayanışma ortaklıkları müessesesini getirmiştir. Bilgisizlikten doğan zararları ilmî, beceriksizlikten doğan zararları meslekî, ihmalden doğan zararları dinî ve kasden iras edilen zararları siyasî dayanışma ortaklıklarına ödetmiştir. Ayrıca, yasamayı ilmî, yürütmeyi meslekî, yargıyı siyasî ve denetlemeyi de dinî dayanışma ortaklığına vermiştir. Böylece teminatlı ehliyet sistemi ile bilgi çağının düzenlenmesi mekanizmasını üretmiştir. Somut çözüm önerileri getirmiştir. Liberal Parti’nin nesi var? Görmek istiyoruz.

 

Bilgi Çağı daha şimdiden 21. yüzyılda dünyamızın daha da hızlı ve köklü değişikliklere sahne olacağına işaret etmektedir.

20. yüzyılın başında tarihi ömrünü tamamlamış olan IV. Hak Medeniyeti/ I. Kur’an Medeniyeti’nin cenazesi kaldırılmıştır. Yüzyılın ortasında ise bir dinlenme dönemi geçirmiştir. Sonunda atağa kalkmış, dünyada ve Türkiye’de Müslüman ve Hıristiyanlar varlıklarını ortaya koymuş, ateizmi perişan etmişlerdir. Ne var ki, bunu batının kuvvet modeli içinde yapmışlardır. 21. yüzyılın başında artık Adil Düzene dayalı ilmî, dinî, meslekî ve siyasî teşekkülleri kuracaklardır. Bu teşekküller içinde liberal, sosyal, nasyonal, üniversal gibi görüşlerin de yerleri olacaktır. Bu arenada Liberal Demokrat Parti’nin de rol almasını istiyoruz.

 

Hızlı ve etkin iletişim ortamında insanlar, kurumlar, halklar ve uluslararası etkileşim her alanda büyük değişime yol açacak; insanoğlu maddi ve manevi varlığını en yüce, en gelişmiş değerlere indeksleyen yaşam şartlarını her zamankinden daha çok talep eder duruma gelecektir.

Geleceğin yönetimi yerinden yönetim olacaktır. Hizmet ise merkezi olacaktır.

İnsan hürdür. Başkalarını ilgilendirmeyen işlerde kimse ona karışmayacaktır.

İnsan ocaklar içinde yaşayacaktır. Ocak kendi iç işlerini kendisi çözecektir.

İnsan hukuk düzeni içinde yaşar. Her ocağın kendi hukuk düzeni vardır ve kendisine özgüdür. Merkezi kanunlar bucaklar içinde geçersizdir.

İnsan iç güvenliğini ilinde korur. Devlet ilin iç işlerine karışmaz. Bağımsız devlet gibidir.  

İnsan dış savunmasını devlet içinde gerçekleştirir. İnsanlığın silahlı gücü yoktur. İç işlerine karışmaz.

Her türlü araştırma ve geliştirme insanlık tarafından yapılır ve insanlığın hizmetine sunulur.

İhtisas hizmetleri devlet içinde yapılır ve ülke halkına sunulur.

Hizmetler illerde yapılır ve halka sunulur.

Çalışmalar bucakta organize edilir.

Çocuklar ocaklarda büyütülür.

Sonuç olarak sosyal yapı bakımından tam yerinden yönetim vardır. Ekonomik yapı bakımından yani hizmetler bakımından merkezi yönetim vardır. Türkiye bağımsızlığını kayıtsız şartsız koruyarak, insanlık içinde diğer ülkelerle ve topluluklarla yakın işbirliği içinde olacaktır. İç işlerine kimseyi kesinlikle karıştırmayacaktır. İllerin iç işlerine de karışmayacaktır. İşte Adil Düzen dengeyi böyle sağlar.

 

Bu değişimden Türkiye'yi, Türk halkını ve birey olarak Türk vatandaşını soyutlamak mümkün değildir ve olmayacaktır.

Adil Düzene göre Türkiye tek taraflı olarak gümrükleri kaldıracaktır. İnsanlık içinde tamamen serbest mal ve emek hareketi olacaktır. Sadece Türkiye’ye gelen kişi ve mal Türkiye mevzuatına tâbi olacaktır. Ayrıcalık olmayacaktır. Liberal sistemin gereği olan bu esası bakalım ilerdeki sahifelerde Liberal Parti’de görecek miyiz?

 

 

DEĞİŞİM VE TÜRKİYE

Bir toplulukta değişim elbette dış tesirlerle olacaktır. Ancak, Adil Düzene göre dışarıdan gelenler kendi midemizde sindirilerek kana karıştırılmalıdır. Yoksa zehirler. Bu sindirme kurulacak olan partiler, medreseler, tarikatlar, firmalar tarafından tartışa tartışa ve yarışa yarışa sağlanacaktır. Yani şeriatlar demokrasi ile sağlanacaktır. Liberal Parti bakalım bu tek din, tek üniversite, tek odalar ve bürolar hakkında ne diyor? Bize göre ilim, din ve ekonomi de çoklu sistem içinde örgütlenmelidir. Başka türlü değişim olmaz.

 

Değişim ve Türkiye

Türkiye, coğrafi avantajı, köklü tarihsel birikimi, çok yönlü ve zengin kültürel varlığı, genç ve dinamik toplum yapısı, girişimci ve çalışkan insanları ile böylesi bir dünya ortamına değil uyum sağlamak, bu ortamın oluşmasına en büyük katkıda bulunacak tüm özelliklere sahip, dünya üzerindeki sayılı ülkeden biridir.

Türkiye gelecek bin yıllık Hak Medeniyeti’nin kurulmasında şimdilik en önde bir adaydır. Bütün medeniyetler doğu ve batı medeniyetlerinin izdivacı ile doğmuştur. Cumhuriyet inkılâpları ile bu iki medeniyet Türkiye’de nikâhlanmıştır. Şimdi doğacak bebeği bekliyoruz. Bunu da Adil Düzene göre oluşacak ekonomik işletmeler ve arkasından gelişecek olan ilmî, dinî ve siyasî oluşumlar sağlayacaktır. Liberal Parti ülkemizin sahip olduğu gücü bilmediği için korka korka katkıda bulunabiliriz, diyor. Biz katkıda bulunmayacağız. Onlar bize katkıda bulunacaklardır. Çünkü Adil Düzenin bugün bizden daha ileride olduğu bir yer dünyada yoktur.

 

Ülkemizin dünya için değeri büyüktür ve bu gerçeği kimse değiştiremez.

Her nimetin büyüklüğü kadar külfeti vardır. Ülkemizin konumuna layık bir düzen kuramazsak; faiz, enflasyon, işsizlik, açlık, borç, yolsuzluk, rüşvet , baskı, anarşi , iç savaş, dış saldırı ve parçalanma sonunda soykırım gün be gün bize yaklaşıyor. Kimse bunu değiştiremez. Ama değiştiriyor. O halde tek kurtuluş vardır ve o da a”Adil Düzen”dir. Liberal düşüncelerin de içerisinde yer aldığı ve örgütlendiği bir düzene ihtiyacımız vardır. Necmettin Erbakan; “Adil Düzen gelecek, kanla mı kansız mı, bilmem.” demiştir. Yani, ya Adil Düzen gelecek, ya da Türkiye tarihin karanlıklarına gömülecektir. Türkiye’nin her ailesinin bugün 10 bin dolar borcu vardır. Kazancının yarısını dışarıya faiz olarak ödüyor. 15 sene sonra her ailenin 100 bin dolar borcu olacaktır. Senede 15 000 dolar faiz ödeyecektir. Tüm Türkiye’yi versek borcun yarısını ödeyemeyiz. Perişan olmuş Türkiye kendisini nasıl koruyacaktır? Yoksa Avrupalıların merhameti ile mi yaşayacaktır? Adil Düzenin bunlara çaresi vardır. Devletin KİT’leri, vakıfları, arazileri. ormanları vardır. Bunları halkımıza ve dışarıdaki Müslüman Türk halkına satar ve borcunu ödeyebilir. Türkiye itibarlı ülkedir. Adil Düzene göre altın ile tanımlanmış itibari para çıkarır, mala mal mağazalarını kurar, dolardan kıymetli parasını basar ve onunla dünyadan doları alır ve borcunu öder. Sonra da parasına karşılık onlara ürettiği malını satar. Liberal Parti’nin işsizliğe ve dış borca karşı ne gibi çareler ürettiğini ileride göreceğiz, her halde.

 

 

ÖZ KAYNAKLARIMIZ

Bir ülkenin kaynakları ikidir. Emek ve maddi imkanlar. Para kaynak değildir. Para kaynakları harekete geçiren araçtır. Türkiye nüfusu ve toprağı ile ideal devlet büyüklüğündedir. Bugünkü hâli, bu kaynakları harekete geçirememesi yani kendi parasını basamamış ve uygun şekilde piyasaya sürememiş olmasıdır. Adil Düzen bunu çok basit ilkelerle vermektedir. Para basılacak ve enflasyona sebebiyet vermeyecek şekilde piyasaya sürülecek. Bu da üretime karşılık para piyasaya sürülürse enflasyona sebep olmaz. Ne kadar para varsa o kadar mal olacaktır. Siz krediyi aracıya verirseniz, faize verirseniz o para enflasyona sebep olur. O zaman değeri düşer. Dolayısıyla paralık vasfını kaybeder. Demek ki, temel sorun faiz sorunudur. Kur’an, faiz mahveder, diyor. Görmek isteyen gelsin Türkiye’de bunu görsün. Ama batılılar mahvetmek için faizi mukaddes hâle getirdiler. Öyle günler yaşadık ki, faiz zararlıdır demek suç sayılıyordu.

 

Öz Kaynaklarımız

* Türkiye, her şeyden önce, dünya üzerindeki coğrafi konumu ile kilit ülke durumundadır. Anadolu toprakları, tarih boyunca olduğu gibi, bugün de çok yönlü stratejik önemini korumaktadır. Bu eşsiz doğal konum, büyük potansiyel ve güç vaad etmektedir.

Türkiye’deki coğrafi durumdan yararlanmak için Türkiye gümrük ve vizeleri kaldırmalıdır. Ülkemize herkes serbestçe girip çıkmalı, istediği malları Türkiye’ye getirip satabilmeli ve alabilmeli, geçirebilmelidir. Bu Türkiye’yi birden süper ülke haline getirir. Adil Düzen bunu öneriyor. Liberal Parti bizimle beraber midir? Yoksa sömürücülerin hatırı için bunlardan bahsetmemekte midir? Bunu ilerleyen sahifelerde göreceğiz.

 

Ülkemizin kuzey-güney, doğu-batı arasındaki köprü konumu, özellikle, insan refah ve mutluluğuna hizmet edecek, dünya ekonomik aktivitesinin yoğunlaşacağı merkez olmasına imkân sağlayacaktır.

Türkiye’nin etrafını eski eyaletlerimiz çevirmektedir. Onlar Osmanlı yönetimini mumla arıyorlar. Biz buraya hakim olma emelinde olmamalıyız. Güçlü İran, üçlü Arap, güçlü Balkan ve güçlü Kafkas ülkeleri kurulmalıdır. Adil Düzen onlarda da bizim kadar çabuk gelebilir. Ayrıca Avrupa, Rusya ve Çin ülkelerinde Müslüman Türk halkları yaşamaktadır. Bunlar ülkemizle o ülkeler arasında dostluk bağlarını kurmalıdır. Adil Düzenin temel kuralı, bir kimse hangi ülkede yaşıyorsa o ülkenin çıkarlarını gözetmeli, kanunlarına uymalı, yönetimine sadık olmalıdır. Beğenmiyorsa gitmelidir. Eğer başka bir ülke ile de ilişkisi varsa bunu o iki ülkenin dostluğuna kullanmalıdır. Oraların Türk Müslümanlarına Türkiye’ye geliş-gidiş sağlanırsa bu dostluğu kurarlar. Onun için Adil Düzen “konuk vatandaşlık” statüsünü getirmiştir. Başka ülkenin vatandaşı olan ve Müslüman olup “Türküm” diyen herkes Türkiye’ye gelip Türk vatandaşı gibi iş yapabilir. Türkçe öğrenip askerlik yapmadıkça yönetime karışamaz, sosyal güvenlikten yararlanamaz. Bakınız, Adil Düzende her sorunun açık çözümü ve mekanizması vardır. Liberal Parti’de bakalım neler vardır?

 

Komünist bloğun çökmesi ve bu blok ülkelerinin birer birer serbest ticaret partneri haline gelmeleri ile, bu potansiyel daha da önem kazanmaktadır. Orta Doğu ve Orta Asya petrol rezervleri de Türkiye'nin bu köprü konumuna ek avantajlar sağlamaktadır.

Adil Düzen, “yurtta sulh - cihanda sulh” ilkesine sahiptir. Yeryüzü tüm insanlarındır. Petrol benim ülkemde var, benimdir. Bor madenleri bende var, benimdir. Devlet sadece tabii kaynaklarda en çok güvenlik payı olarak beşte bir alır. Diğer paylar tamamen uluslararası sermayenin hakkıdır. Devlet bunların çıkış ve girişine mâni olamaz. Ayrıca vergi isteyemez. İşte Adil Düzen bunun için tek yerden vergi sistemini getirmiştir. İstihsal payı getirmiştir. Gelir vergisini kaldırmıştır. Liberal düşünce ise tekeli yaşatmak için gelir vergisini ve faizi korumaktadır. Kişiye zehir veriyor ve hasta ediyorsunuz, sonra da yaralarını pansuman ediyorsunuz. İşte Liberal Parti’nin programı budur. Budur diyorum. Eğer Liberal Parti faizi ortadan kaldırmıyor ve gelir vergisini öngörüyorsa, program söylediğim gibi aynen budur. Adil Düzen onbinlik deneyimlerin üzerinde oluşmuş olan bir programdır.

 

Sorun, bu gerçeğin her yönü ile idrak edilmesinde; bu doğal potansiyelin Türkiye ve dünya için hak ettiği değere kavuşturulabilmesinde yatmaktadır.

Adil Düzen bu sorunu 1970’lerde idrak etti. Siz o zaman niye bu anlayışa katılmadınız? İyi ki katılmadınız. Şimdi idrak ettiniz ama hangi mekanizmanız vardır. Somut olarak bu sorunu nasıl çözeceksiniz? Görmek istiyoruz. Adil Düzen diyor ki; ben bu sorunları teorik olarak çözdüm. Halkıma gidiyorum, oy verirlerse gerçekleştireceğim. Sömürücü Batı fitne çıkarıyor ve buna mâni oluyor. Bu normal, onlar için normal. Ama sizlerin de onların yanında yer alıp bize saldırmanız gaflet değil midir? Sorunları idrak edememek değil midir? Refahyol Hükümeti’nin bir senede yaptıklarını 28 Şubat dört senede bitirebildi. Bitiremedi bile! Ama sizin onlara karşı hiç sesiniz çıkmıyor. Gerçekten sorunu çok iyi idrak etmişsiniz.

 

Anadolu ve Anadolu halkı dünya tarihinin en büyük medeniyetlerinin kurulduğu ve yeşerdiği toprakların; Türkiye ve Türk halkı dünya tarihinin en güçlü devletlerinden biri olan, 600 yıllık Osmanlı İmparatorluğu' nun mirasçılarıdır.

Türkiye Osmanlının mirasçısıdır. Cumhuriyet Hükümeti bunun idraki içinde Hakimiyet-i Milliye, Kuvva-yı Milliye, Vahdet-i Kuvva ve Müsbet İlim ilkelerini getirmiştir. Devletçiliği halkçılıkla, cumhuriyeti lâiklikle, milliyetçiliği inkılâpçılıkla dengelemiştir. İşte bu ilkeler Adil Düzendir ve Osmanlının temel felsefesi olan İslâmiyet’in de esaslarıdır. Siz liberaller bunların neresindesiniz? Bunları kabul ediyor musunuz? Ediyorsanız, nasıl Avrupa Birliği’ne koşuyorsunuz? Nasıl oluyor da Atatürkçülük gibi fanatik bir anlayışa yani müsbet ilme aykırı putperestliğe arka çıkıyorsunuz? Mustafa Kemal’in prensiplerini bırakıyorsunuz da ona tapmakla Kemalist olduğunuzu halkımıza yutturmaya çalışıyorsunuz. Liberaller, bu çatışmada siz neredesiniz? Hangi cephede savaşınızı götürüyorsunuz? Türkiye’yi yıkanlara mı, yoksa Türkiye’yi Osmanlı İmparatorluğu’nun varisi olarak devam ettirenlere mi katılıyorsunuz? Biliyor musunuz ki İstiklâl Savaşı bitmemiştir. Ekonomik olarak devam ediyor. Türkiye’de devletçiliği bırakmak demek, Türkiye’nin istiklâlini sona erdirme demektir. Başlarımıza geleceklerle hepiniz bizim tarafta yer almak zorunda kalacaksınız.

 

Bu durum, Türkiye Cumhuriyeti'nin, Türk toplumunun ve Türk insanının derin tarih bilincine işaret etmektedir. Başka ülke vatandaşlarının okuyarak, araştırarak, inceleyerek sahip olmaya çalıştıkları böylesi bilinç, bizim genlerimize işlemiş olmalı ki, üzerinde durmayacak kadar doğal zannediyor, ziyan ediyoruz.

Cumhuriyet döneminde batıyı oyalamak ve Türkiye’ye Batı Medeniyeti’ni öğretebilmek için inkılâplar yapılmış ve medreseler kapatılmıştır. Ama hiçbir zaman yasaklanmamıştır. Tekkeler kapatılmış ama tarikatlar yasaklanmamıştır. KİT’ler oluşturulmuş ama hiçbir zaman özel sektör yasaklanmamış, tek parti yaşatılmış ama partiler yasaklanmamıştır. O geçici tedbirler orada kaldığı halde hâlâ serbest tedrisat yok, hâlâ serbest ayin yok. Hâlâ partiler kapatılıyor, hâlâ tarikat sermayesi diye devlet tarafından özel sermayeye saldırılıyor. Ve biz size diyoruz ki; gelin bu saldırılara karşı dayanışma içinde olalım. Siz şimdi; onlar bana saldırmıyorlar, o halde benden uzak durun diyorsunuz! Adnan Menderes’i niye astılar? Süleyman Demirel başbakanken ağzını burnunu niye kırdılar. Turgut Özal’ı niye kurşunladılar? Tansu Çiller’e niye kan kusturuyorlar? Bunların hepsi onların adamı değil miydi? Adamları idiler, ama onlar suçlu idiler. Çünkü Türkiye’yi kalkındırma küstahlığında bulundular. Sizin partiniz bir oyalama partisi değilse sizin akıbetiniz de aynıdır. Düşmandan korkan artık onu yenemez. Adil Düzen gibi açık ve mert olun. Biz kimseye düşman değiliz. Kimseyi korkutmuyoruz. Kimseyi öldürmüyoruz. Ama aynı zamanda kimseden korkmuyoruz. Öldürmekten korkarız, ama ölmekten korkmayız. Bu cesareti göstermeyenler hiçbir şey yapamazlar. Cesaretiniz varsa savunmada birleşelim.

 

Sorun, çok derinlerde yatan bu bilinci şuurlu biçimde tazelemek; böylesi bir geçmişe kıyasla genç sayılabilecek Cumhuriyetimizi, tüm kurumları ile, bu mirasın üzerinde ve fakat, çağın gerçekleri, çağın değerleri ile yoğurarak, yeniden yapılandırmakta yatmaktadır.

Yeniden yapılanma halkın örgütlenmesi ile başlar. Yukarıdan gelen baskılar yabancı olmaya mahkumdur.

  1. Halkımız mala mal mağazaları ile ekonomik olarak örgütlenecek.
  2. Mağazaların kazancı ile araştırma merkezleri kurulacak.
  3. Mağazalar aracılığı ile halkımızla yakın ilişkiler kurularak halkımız bilinçlendirilecek,
  4. Değişik siyasi partiler kurularak yeniden yapılanma üretilecek.