Kullanıcı Adı:
Parola:
Üye Kayıt
Üye Aktivasyon
Parolamı Unuttum

Captcha image
Show another code

Giriş
YAŞAR NURİ ÖZTÜRK- HALKIN YÜKSELİŞİ HAREKETİ KİTABI- KRİTİĞİ

1288 Okunma
ASPxHyperLink

PARTİ KURULMADAN ÖNCEKİ TEBLİĞ
Süleyman Karagülle

TEBLİĞ ÇALIŞMALARIMIZ

 

 

 

 

 

 

Muhterem

Yaşar Nuri Öztürk (Tel: (0533) 380 70 41)

ve Emin Şirin’e;  

 

Selam ve dualar…

 

Meclis’te sizlerle ayrı ayrı görüştüm.

Yaşar Nuri Öztürk, “Halkın Yükseliş Hareketi” adlı kitabını verdi. Baştan sonuna kadar okudum; değerlendirmelerimi yazdım.

Teşhisin yüzde 80’inde mutabıkız. Çok iyi bir şekilde dile getirilmiş.

İrtica, siyasi İslâm, çok hukukluluk, korsan yayın, dokunulmazlıklar, nüfus artışı, tevhidi tedrisat, ruhsat zorunluluğu, kadın hakları, Arapçacılık konularında farklı görüşteyim.

Biz aynı gemideyiz. Gemimiz batıyor. Farklı görüşler bizi birbirimizden uzaklaştırmamalı. Ayrıca farklı görüşler zamanla tartışılarak ortadan kaldırılabilir. Kalsa bile zarar vermez, yararlı olur.

İnsan duygularından kurtulamıyor. Bazen sert söylüyor. Bunu “Hakkın tevasavı kabul ederek, sabrın tevasavı içinde karşılayacağınızdan  emin olarak;

Şunları teklif ediyorum:

Bir gün üçümüz bir araya gelerek aşağıdaki konularda görüşelim.

a) Bir dergi çıkarma konusu.

b) Bir parti kurma konusu.

c) Kalkınma Kooperatifleri kurma konusu.

Cumartesi ve Pazar günleri İstanbul’da; Pazartesi, Salı ve Çarşamba Ankara’da bulunabilirim.

Perşembe ve Cuma günleri İzmir’deyim.

Telefon: (0232) 231 43 31      (Süleyman Karagülle)

(0543) 792 17 89     

d) Okuma ve Uygulama Derneği kurma.

 

Reşat Nuri Erol, sizlere bu çalışmamızın disketini ve

yazısını birer nüsha olarak takdim edecektir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Yaşar Nuri Öztürk’ün

“HALKIN YÜKSELİŞ HAREKETİ”

 

Adlı Eserinin

 

DEĞERLENDİRİLMESİ

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

SÜLEYMAN KARAGÜLLE

Yayına Hazırlayan: REŞAT NURİ EROL

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

YN- “Gönül Bereketi” (s. 1)

SK- Kişinin dünya ve âhiret saadeti için topluluk vardır. İlk topluluklar gönüldeşlerden oluşurdu.

Kur’an’dan sonra topluluklar kişilere değil, kurallara dayanır. Kurallar bütün insanlar için eşittir.

Gönül işi din işidir. Siyaset ise kural işi ve güç işidir.

 

*

 

YN- BU BİR SEFERBERLİKTİR! (s. 7)

SK- Bu bir III. bin yılın Hakkı üstün tutan uygarlığa yolculuğun seferberliğidir.

Bu yolculuğu nasıl yapacağız? Sorunumuz budur.

 

YN- “ İstirahat ölümden sonra.” (s. 7)

SK- “Dünyada rahat yoktur.” Hadis

 

YN- Bu bir demokratik halk hareketidir. Bir sosyal demokrat harekettir. (s. 7)

SK- Biz ilgili anayasa maddemizde bunu şöyle açıklıyoruz:

“Ulusu ve ülkesiyle bölünmez bütün olarak dili Türkçe, bayrağı al zemin üzerinde beyaz ay yıldız, marşı “İstiklâl Marşı” ve merkezi “Ankara” olan “Türkiye Cumhuriyeti Devleti”; insanlık camiası içinde yerinden yönetime saygılı, demokratik, lâik, liberal ve sosyal bir hukuk devletidir. Hakemlerden oluşan bağımsız, tarafsız, etkin ve saygın yargı denetiminde ve millî ordunun güvencesindedir.”

Anayasamızın değişmez hükümlerini gerçekleştirmek için halkın somut mekanizmaları üretme hareketidir. Birilerinin dayatması değildir.

 

YN- Halk hareketidir. (s. 7)

SK- Halkın kendi kendilerine çözümler üretmesi için kurulmuş bir görüşme yeridir.

 

YN- Çağdaş uygarlığın üstüne çıkma hareketidir. (s. 7)

SK- Dinde katılımlı lâiklik, ilimde teminatlı diploma, ekonomide faizsiz halk ekonomisi ve siyasette hakemlerden oluşan yargının denetiminde yerinden yönetim ilkelerine dayanan “Adil Düzen Hareketi”dir.

 

YN- “Türkiye Mucizesi”dir. (s. 8)

SK- Her bin yılda bir yeni uygarlık ortaya çıkar. Her uygarlık iki uygarlığın sentezinden oluşur. Her yeni uygarlığı oluşturma seçilmiş bir kavme verilir. “III. Bin Yıl Uygarlığı”nı oluşturma görevi Türk Milletine verilmiştir. Milletimiz bu görevi yerine getirebilmek için 200 yıldır bunun hazırlığı içindedir.

 

YN- İcazeti dışardan değil, halkından alır. (s. 8)

SK- “Adil Düzen Hareketi”; Hakimiyet-i Milliye, Kuvva-yı Milliye, Muvazene-i Kuvva ve Müsbet İlimlere dayalı olarak, muasır medeniyetin fevkinde Mezopotamya, İbrani, Hıristiyanlık ve İslâmiyet’ten sonra, beşinci olarak “III. Bin Yıl Hak Uygarlığı”nı ortaya koyma hareketidir.

Biz bütün din ve rejimlere eşit uzaklıkta değil, eşit yakınlıktayız. Yeni uygarlık, uygarlıkları dışlayan değil, uygarlıkları sentez eden bir uygarlık olacaktır.

 

YN- Kuvva-yı milliye hareketidir. Herkese açıktır. (s. 8)

SK- Bu gidişe herkes varlığı ile, düşünceleri ile, inançları ile katılır. Buraya katkıda bulunur. Buradan etkilenerek olgunlaşır. Etkileme yoktur, etkileşme vardır. Parti suçluları kovalamaz, yargılama yapmaz. O devletin işidir. Siyasi yasaklılar gelip dinleyebilirler, söz söyleyebilirler; üye olamazlar, oy kullanamazlar.

 

YN- “Ayağa kalkalım!” hareketidir. (s. 8)

SK- “III. Bin Yıl Uygarlığı”nı oluşturmak için görevli olan ulusumuzun göreve başlama hareketidir.

 

YN- Dinci veya ırkçı değildir. (s. 8)

SK- “İslâm”, Hz. Adem’den günümüze kadar gelen Hakkı üstün tutan barış uygarlıklarının adıdır. Bütün insanlığın ortak mirasıdır. Hıristiyanlık ve Yahudilik “İslâm düzeni” olduğu gibi; Budizm ve Brahmanizm de “İslâm düzeni”dir.

Ulus”, canları ile savundukları vatanı olan, aynı dili bilen ve birbirleri ile evlenen halkların oluşturduğu bir teşkilâttır. İnsanlık camiasında bir ailedir. Irka veya dine değil; dil, sanat, teknik ve örften oluşan kültüre dayalı bir topluluktur. Dinsizliğe karşıdır. Ama bütün dinlere eşit yakınlıktadır.

 

YN- Siyasette kadınlarınızı birkaç kata çıkaracaktır. (s. 9)

SK- İlmî, dinî ve meslekî faaliyetlerde kadınlar erkeklerle eşit görev ve yetkilere sahiptir. Siyasette ise kadınların erkeklerle eşit ehliyetleri vardır; ancak askerlik hizmeti yapmadıkça yükümlü değildirler. Yani, siyasi yükümlülükleri yoktur. Yetkiler de ona göre sınırlıdır. Yönetime siyaset hakim olmayacaktır. Siyaset sadece güvenlikle ilgilenecektir. Yasama ilmî kuruluşların, yürütme meslekî kuruluşların, eğitim dinî kuruluşların görevleridir. Buralarda kadın ile erkek eşittir.

 

YN- “Hangi parayla siyaset?” diyorlar. (s. 9)

SK- Başkasının parası ile kurulan bir parti onların sözcüsü ve esiri olur.

Partinin giderleri yoktur. Her şey imece usûlü ile çözülmektedir.

 

YN- Kanaat ve fedakârlıkla çözülecektir. (s. 9)

SK- Bir “Kooperatif” kuracağız, üye olacaklardan ayda 50 lira taksitle 1000 dolar alacağız. Bu paralarla ilçe merkezlerini oluşturacağız. Kooperatif burayı kira bedeli almadan partiye verecektir. Partiden ayrılana bu 1000 doları iade edeceğiz.

Ayrıca “Dergi” çıkaracağız. Her üyenin “Dergi” almasını zorunlu kılacağız. Kendisi alamıyorsa birisine aldırsın. Dergiden elde edilen gelir ile partinin elektrik, su, telefon gibi cari giderlerini karşılarız. Kalan işler taşıma ve imece usûlü veya nöbet usûlü ile çözülecektir.

 

YN- Rehberimiz Mustafa Kemal’dir. (s. 9)

SK- Mustafa Kemal ve arkadaşları Batı’yı bildikleri kadar İslâmiyet’i de biliyorlardı. Muasır anlayışın üstünde bir anlayışa sahip idiler. İstiklâl Savaşı’nı bu sayede kazandılar, Türkiye Cumhuriyeti’ni öyle kurdular.

Biz Kur’an’ı çağın müsbet ilimleri ile anlayacağız ve yolumuzda geri giderek değil, daha ileri adımlar atarak ilerleyeceğiz. Saltanatı veya hilafeti getirmeyeceğiz. Ekseriyet sisteminden ‘nisbî sistem’e geçerek daha ileri adım atılacaktır. Meclis’imiz (TBMM) İstiklâl Savaşı yıllarında olduğu gibi demokratik ve etkin olacaktır.

 

YN-“ Millî kuvvetimiz” millî hakimiyettedir. (s. 9)

SK- Türkiye bugünkü coğrafî imkânları ile 400 (dörtyüz) milyon nüfusu besleyebilir. Ülkemizin nüfusu 12 milyondan 70 milyona çıkmıştır.

Savaşta değil, barışta ve uygarlıkta süper ülke olmak için birkaç on yıl faaliyet yeterlidir.

 

YN- Bu ilke her alanda geçerlidir. (s. 10)

SK- Bir devletin varlığı toprağa, nüfusa, orduya ve yönetime bağlıdır.

Türkiye yani ülke olarak toprağımız ideal büyüklük ve evsaftadır. Nüfusumuz da öyledir. Ordumuz dünyanın en güçlü savunma millî ordusudur.

Tek geri kaldığımız alan demokratik yönetimdir. İşte bu parti yani “Adil Düzen Partisi” onu da gerçekleştirince “III. Bin Yıl Uygarlığı” sadece bizim için değil, bütün insanlık için başlamış olacaktır.

 

YN- Yolsuzluklara son verilmelidir. (s. 10)

SK- Ülkemizde yolsuzlukların son bulması için “Adil Düzen” gelmelidir.

Bunun için yapılması gerekenler şunlardır:

  1. İşçi çalıştıran firmalar borçlandırılarak ücretler devletçe ödenecektir. Hammadde alan üreticinin hammadde parasını devlet ödeyecektir. Kredi faizsiz olacak, mamul satılınca kredi itfa edilecektir. Böylece herkes iş bulmuş olacaktır.
  2. Devlet bütün borç ve alacaklarını altına kote edip faizsiz işlem yapacaktır. Borçlarını ödeyemeyen işletmelere ortak olacak, işletmeleri asla iflas ettirmeyecektir.
  3. Genel sigorta getirilerek vergi dışında işletmelerden sigorta kesintisi istenmeyecektir. Vergiler nakit olarak değil, “mal senedi” olarak ayın’dan alınacaktır. Sermaye sömürüsüne ve mafyalara böylece son verilecektir.
  1. Yargı hakemlerden oluşacaktır. Görevliler de hakemlere muhatap olacaktır. Rüşvet yasak olmayacak, ama haksız muamele hakemlerce iptal edilecek, göreve son verilecektir. Böylece yolsuzluk ekonomik olarak ve özel hukuk yolları ile önlenecektir. Ceza hukuku ile yolsuzluk önlenemez.

 

YN- Yandaşlar kayrılmayacaktır. (s. 10)

SK- Düzen yandaşların kayrılmasına imkân vermeyecektir. Yoksa kişi kişiyi kontrol edemez.

 

YN- Mâlî gücümüz imece esasına dayanır. (s. 10)

SK- Parti “Mala-Mal Marketleri” kurulmasını ve yaygınlaştırılmasını organize edecektir. Bunlar birer “Kooperatif” olacaktır. Buralarda elde edilen kazançtan bir pay parti giderlerine harcanacaktır.

Çağdaş imece usûlü kooperatifçiliktir. Dayanışma içinde üretimdir.

 

YN- 1920’leri örnek alacağız. (s. 10)

SK- 1920’lerde siyasi bağımsızlığımız elden gitmişti. Bugün ekonomik bağımsızlığımız elden gitmiştir.

O gün halkın yardımları ile devlet kuruldu. Bugün de “halk ortaklıkları” ile ekonomimiz kurtulacaktır. Halktan yardım değil, ortaklık isteyeceğiz.

 

YN- “Milletten para istemek şüpheye düşürüyor.” (s. 10)

SK- Milletimiz bize para vermeyecektir. Partinin ihtiyacını yerinde bizzat kendisi görecektir. “Oraklıklar” kuracağız. Ortaklıklar kazanç dağıtmaya başlayacak. Biz de halkımızdan katkı payımızı alacağız.

 

YN- O gün kanaatle bağımsızlık elde edildi. (s. 11)

SK- Halkımız fedakârdır. Ancak hep aldatılmıştır. Verdikleri yağma edilmiştir.

Biz halkımıza güvence sağlayacağız.

Herkesin verdiği ‘kod numarası’ ile deftere yazılacak. İnternette kodları ile yayınlanacak. Toplanan paraların harcama yerleri de internette yayınlanacak. Mevcut değerler envanterde gösterilecek. Herkes istediği zaman onu görebilecektir. Halkımıza bunu inandırdığımız gün başarıya ulaşmış oluruz.

 

YN- Bugün o günden daha fazla imkânlara sahibiz. (s. 11)

SK- Varlıklılar bize katılmayacaklardır. Çünkü onların işleri yolunda.

Bu savaş zuafanın (zayıfların), garibanların savaşıdır. Onların katkıları yeterlidir.

 

YN- Herkes gücüne göre verecek. (s. 11)

SK- Yarım asırdır halkımız hep verdi. Ama sonunda verilenler sermayeye akıtıldı. Dolayısıyla artık kimse vermeyecek, kendisi harcayacak.

Halkımızın katkılarıyla taşınmazlar alınacaktır. Halkımıza bunlar kirasız kullandırılacaktır. İstediği zaman da verdiğini alıp ayrılma hakkına sahip olacaktır.

 

YN- Sermayenin  oyuncağı demokrasi olmasın. (s. 11)

SK- Kapitalizmde ve sosyalizmde demokrasi olmaz; “halk ekonomisi”nde demokrasi olur.

Halk ekonomisinde zenginler vardır, ama zenginler tekeli yoktur, zenginlerin yönetimi yoktur.

 

YN- Millî kurtuluş millî güçle olur. (s. 11)

SK- Ekonomik kurtuluşu halkın “ortaklık işletmeleri” kurmasıyla sağlayabiliriz. Halktan iane değil, “ortaklık” istemeliyiz. Ortaklık işletmelerini kurmalarını isteyeceğiz ve organize olmalarında onlara yardımcı olacağız. Biz bilgimizle halkımıza destek vereceğiz.

 

YK- Şahsi kanaat değil, millî hissiyat esas alınmalıdır. (s. 12)

SK- Parti millî kanaatlerin tezahür ettiği bir örgüttür. Parti kendi idesini kendisi ortaya koyar. Dışarıdan empozeleri kabul etmez, ekonomik desteği de kabul etmez.

 

YN- Herkesin fikrî katkısı kadar mâlî katkısı da olacaktır. (s. 12)

SK- Sorun katkıda bulunanlar ile katkıyı kullananların ayrı kişiler olması ve bunların katkıları başka tarafa aktarmalarıdır. Bunu önleyen mekanizmalar getirilecektir.

Bu mekanizma “ortaklık sistemi” ve “ortaklıktan ayrılma sistemi”dir.

Bir taşınmaz alınacak, kira gelirleri ile parti harcama yapacaktır. Kişi partinin gidişini beğenmez veya harcamaları yerinde görmezse, katkısını alıp ayrılabilecektir. İşte bu ortakların ekonomik denetimi olacaktır. Kiralar çarçur edilse bile, ana para çarçur edilemeyecektir. Vakıf hukuku bu esasa dayanır.

 

YN- Payı olmayanın sözü de olmaz. (s. 12)

SK- Demokrasi, herkesin payı kadar sözü olmasıdır. Bu da ancak “ortaklık sistemi”nde gerçekleşir.

Ortaklar sermayelerini biriktirip bir sorumlunun yönetimine vereceklerdir. Vezne “Kooperatif”te olacaktır. Ambarın anahtarı “Kooperatif”te olacaktır. Muhasebeyi “Kooperatif” tutacaktır ve herkese açık olacaktır. Herhangi bir yolsuzluk hâlinde ortak ayrılabilecektir. Ortağı yeter sayıdan aşağı düşenin ortaklığı tasfiye edilecektir. Hakemlere her zaman gidilebilecektir.

İşletmede denetim sağlanırsa herkes payını verir, söz de söyler.

Şimdi ise pay veriliyor, ama söz hakkı yok!..

 

YN- Yoksa kamu kaynaklarını peşkeş çekerler. (s. 12)

SK- Partiler kamu mallarını yağmalama şirketlerine dönüşmüştür. 200 milyar dolar borcun yanında, ülkemizdeki 15 milyon nüfusluk işsizliğin kaynağı budur. Para kazanmak için parti kuruluyor.

Adil Düzenciler ise bir lokmayı ateş bilenlerden oluşmalıdır.

Kamuya ait deveyi kesenlerin başına gelenleri Kur’an anlatmaktadır.

 

YN- Söz ve karar, emek ve harcamaya dayanır. (s. 12)

SK- Faizli düzende kazandıkları ile gelenler bize hayırlı katkıda bulunmazlar.

Faizsiz işletmeler kurmalıyız, oralardan payımızı almalıyız. Hizmetlerde çalıştırdığımız gibi üretimde de çalıştırmalıyız.

 

YN- Parti ve seçim kanunlarını demokratikleştireceğiz. (s. 12)

SK- Parti, “Adil Düzene göre İnsanlık Anayasası”nın bir taslağını hazırlamıştır. Diğer bütün kanunlar peyderpey hazırlanacaktır. İktidara gelmeden önce parti kadrosu bunları öğrenecek, ayrıca halka da duyurulmuş ve tartışılmış olacaktır. Böylece halk bunu olgunlaştıracaktır. Kanunlar uzlaşma ile çıkarılacaktır.

Öneri sadece bilgi mahiyetinde olup, asla dayatma mahiyetinde değildir.

 

*

 

YN- 1920’DEKİ DURUMDAYIZ! (s. 13)

SK- Daha da geriyiz. 1911’lerdeyiz…

III. Dünya Savaşı çıkarılacak, duyun-u umumiye ile devletimiz yıkılacaktır.

Şimdi bunları önleme çabasındayız. Ama 1920’lere gelmek üzereyiz...

Türkiye Cumhuriyeti’ni yıkacaklardır. Tek kurtuluş “Adil Düzen”dedir.

 

YN- Türkiye’de 1919 şartları içindeyiz. (s. 13)

SK- 1908’de Meşrutiyet ilân edilmiş, güya milliyetçiler iktidar olmuşlardır. Katıldıkları Balkan ve I. Dünya Savaşları’nda 1919’da Sevr’i kabul ettiler.

Şimdiki iktidarlar Meşrutiyet iktidarlarıdır. Ülkeyi saldırganlara teslim etmek için yol alıyorlar.

Balkan savaşı olmazsa Kafkas savaşı olur; o olmazsa Ortadoğu savaşı olur.

Sonra Türkiye III. Dünya Savaşı’na girer ve II. Sevr’e ulaşır.

İşte biz o zaman için şimdiden hazırlık içinde olmalıyız. Yoksa parti devletle savaşamaz.

 

YN- 1. Yönetim 1920’lerde dışa teslimiyeti başarı ve kurtuluş saymaktadır. (Atatürk’ün Bütün Eserleri, 6/268) (s. 13)

SK- 1908’de Meşrutiyet’ten sonra hep öyle sandı. Avrupalılar; ‘millî devlet kurarsanız sizin nezdimizde saygınlığınız olur’ dediler. Jön Türk ekolü bunu benimsedi ve Osmanlıyı yıktılar. Ama Batılılar Lozan’ı değil, Sevr’i dayattılar. Askerler o zaman uyandı.

Şimdiki iktidar hâlâ gaflettedir, maalesef ordu da onlarla beraber gaflettedir.

Avrupa Birliği ve Amerika ile stratejik ortaklık hep oyundur; uyutmadır, aldatmadır. Biraz sonra Ortadoğu Savaşı, biraz sonra III. Dünya Savaşı ve onun arkasından II. Sevr. Ordumuz ancak o gün gafletten uyanacak; dağıtılmış olacak, ama ulusun emrine girerek yeniden toparlanacaktır.

 

YN- “Türkiye’yi dahilden oyarak çökertmek istiyorlar.” (Aynı eser, 6/268) (s. 13)

SK- Türkiye’yi lâik - anti laik, Kemalist - anti Kemalist, Şii - Sünni, Kürt - Türk ayırımları ile birbirine boğuşturmak istiyorlar. Tarikatlara, Kur’an Kurslarına, İmam-Hatip Liselerine, başörtüsüne, mabet inşasına, ezana, hacca gidilmesine ve saire saldırıp ordu ile halkın arasını açıyorlar. İnanmış askerler ve devlet görevlileri tedirgin ediliyor. Türkiye’de iç savaş çıkarma ilk hedefleridir. İkincisi Türkiye’yi komşuları ile savaştırmak ve son olarak müstevlilerin işgalleri ile soykırım yapmaktır.

Parti bunlara karşı hazırlıklı olmalıdır.

 

YN- 2. Din kisvesi altında düşman gizli karargahları oluşuyor. (s. 14)

SK- Devlet eliyle PKK kurulmuş, devlet eliyle Hizbullah oluşturulmuştur. Türkiye din terörizminin merkezi hâline getirilmiştir. Dindarlara da baskı yapılmakta ve dindarlarımız da onların kucağına atılmaktadır.

Ordu bütün bunlara seyirci kalıp resepsiyon veya rakı şişeleri ile meşgul oluyor!

Korkunç akıbet adım adım bize doğru yürümektedir…  

 

YN- 3. Dışa bağımlı basın hükümete istediğini yaptırmaktadır. (s. 14)

SK- Sömürü sermayesi medyaya tamamen hakimdir.Vatandaş, Meclis, hükümet, ordu, yargı etkilenmekte ve işler onlat-r açısından istenen istikamete sürüklenmektedir.

Bundan kurtuluşun tek çaresi “millî basın”ı oluşturmaktır.

Bir “Dergi” çıkarılacaktır. Partililerin buna “abone” olmaları zorunlu hâle getirilecektir. Her partili abone bunu bir partili olmayanla okuyup paylaşacaktır.

Bir milyon tirajlı dergi çıkardığımız zaman millî basını kurmuş oluruz.

Bunlar disketlerle illere ulaştırılacak, orada basılıp dağıtılacaktır. Kendileri de ayrıca katkıda bulunabilecektir. Dağıtım parti tarafından yapılacaktır.

 

YN- 4. Düyun-u Umumiye denetimi yani IMF. (s. 14)

SK- Türkiye’nin dört büyük hastalığı vardır. Bunlar devleti komaya sokmuştur.

1) Biri “dış borç”tur. Osmanlılar öyle yıkıldı.

2) Diğeri “işsizlik”tir.

3) Üçüncüsü “bağımlı yargı”dır.

4) Dördüncüsü “dışa bağımlı basın”dır.

Bu temel sorunları halk olarak çözmeliyiz.

Mala-Mal Marketleri” kurup oluşan ortaklıklarla özelleştirmede devlete bol para verip halkın mallarını halka aldırmalıyız. Böylece hem ülkeyi dış borçlar sebebiyle dışa satmalarından koruruz, hem de dış borçları ödemelerine imkân veririz.

İşsizlik sorununu ise “Mala-Mal Marketleri” ile çözmüş olacağız. Herkes ürettiği malı getirerek karşılığında ham madde almış olacaktır.

Yargı konusunu hukukumuzda yer alan “hakemlik sistemi”ni aramızda uygulayarak çözeceğiz.

Dışa bağımlı basın sorununu ise “siyasi dergi” yoluyla çözeceğiz.

Halk olarak çözeceğiz. İktidarlar bu sorunları çözemez. Çünkü iktidar olunca alaşağı edilirsiniz.

 

YN- 5. Borç batağı. (s. 15)

SK- “Mala-Mal Marketleri” ile doları ve dolara bağlı parayı devre dışı edebiliriz. Bu takdirde borç bizim için yük olmaktan çıkar. Bugün dolarda enflasyon faizden fazladır. Yarın dolar batacaktır. Korkulacak bir şey yoktur. Ancak, partimiz şunu dünyaya ilân etmelidir:

Partimiz iktidar olunca bu tarihten evvel yani 2004’ten evvel yapılan borçlanmaları son kuruşuna kadar hemen ödeyecektir. Nasıl? a) Dış borcu iç borca çevirecektir. b) Nakit borcunu mal borcuna çevirecektir. c) Borcu iştirake çevirecektir. d) Faizli borcu para değeri korunmuş kredileşme borcuna çevirecektir.

Bunlardan hiçbirini kabul etmeyenlere o gün dolar olarak borcunu kapatacaktır.

2004’ten sonra yapılanlara devlet garantisi tanımayacaktır. Türkiye’ye borç verecekler böyle versin.

 

YN- 6. Tarımda ve hayvancılıkta dışa bağımlı hâle gelmiştir. (s. 15)

SK- Halk kendi aralarında kredileşmeli ve bu şekilde kalkınma hamlesini başlatmalıdır.

Mala-Mal Marketleri” kurmalı. Devletten ne kredi ne de sübvansiyon alınmalıdır.

Halk kendi tarımını kendisi kurtarmalıdır. Borçsuz harçsız kurtarmalıdır.

 

YN- Kopenhag Kriterleri Sevr’in barış yoluyla dayatılmasıdır. (s. 15)

SK- Devlet Meşrutiyet devletidir. Onu biz yıkmayız. Düşmanlar yıkar. Biz kurtarmak için çalışırız, ama başarmamız mümkün olmayabilir. Parti iktidar olmadan kurtarma yollarını aramalıdır.

 

YN- Türkiye işgalin ve parçalanmanın eşiğindedir. (s. 15)

SK- Bu herkesin bildiği bir şeydir.

Ancak kimi Türkiye’yi Amerika’ya teslim ederek jenositten kurtulacağımızı sanıyor; kimi AB sığınmasında kurtuluş buluyor; kimi iktidar olarak düzelteceğini sanıyor; kimi ordudan medet umuyor...

Oysa, kurtuluş halkın müsbet ilmin verileri içinde ekonomik ve sosyal örgütlenmesi ile sağlanacaktır. Bunun için partilere ve partiler arası diyaloga ihtiyaç vardır.

 

YN- Halk hareketinden başka çaremiz yoktur. (s. 15)

SK- Bu ancak herkese ve her görüşe kapının açık olması ile sağlanır. “Kişi yönetimi” yerine “kural yönetimi”nin sağlandığı bir parti ile gerçekleşir.

Biz Adil Düzenciler buraya katılmaya hazırız. Kurucular, görüşlerini dayatmayacaklardır. Yöneticiler gerçek seçimle geleceklerdir. Kişinin liderliği olmamalıdır. Seçtikleri kimse gerçekten sadece imam olacak, musaytır olmayacaktır.

 

*

 

YN- İMKÂNLARIMIZ VE PROBLEMLERİMİZ

SK- Türkiye dünyanın merkezindedir ve verimli imkânlara sahiptir. Türk halkı dünyada saygınlık kazanmış bir halktır. Ordusu güçlüdür. Yönetim ise korkunç şekilde saçmalıklarla doludur. Yönetim zafiyetimizden yararlanan dış güçler hile ile bir iktidarı dayatmaktadırlar.

Çözüm halkın örgütlenmesidir. İstiklâl Savaşı da öyle kazanıldı, yine öyle kazanılır.

 

YN- “Türkiye mucizesi” yerine “Türkiye kaosu” var. (s. 16)

SK- Türkiye’de kaos yoktur. Partner görevini gören iktidarlar kaos görüntüsü içinde şimşekleri kendilerine çekmektedirler. Bundan yararlanan Türk Halkı 1920’den beri büyük gelişmeler kaydetmiştir.

Türkiye bu fırsatları değerlendirerek “tarım dönemi”nden “sanayi dönemi”ne geçmiştir. Saltanattan “çok partili demokrasi”ye ulaşmıştır. Türkiye demokraside dünyada en ileri demokrasiye sahiptir. Müsbet ilme dayalı dinî kuruluşları vardır. “Halk ekonomisi”nde en ileri seviyededir. İlimde “Adil Düzen”i ile dünyayı sosyal ilimlerde geçmiştir ve çok ileridedir. Halkın örgütlenerek hamle yapması dışında bir eksiği yoktur.

 

YN- Büyük devlet adamı yetiştiremedik. (s. 16)

SK- III. Selim ıslahat yaptı. II. Mahmut bugünkü ordumuzu kurdu. II. Abdülhamit Batı’nın müsbet ilmini getirdi. Kazım Karabekir Paşa İstiklâl Savaşı’nı başlattı. Mareşal Fevzi Çakmak İstanbul’dan bu hareketi destekledi. İsmet İnönü bizzat cepheleri yönetti. Mustafa Kemal devleti kurdu. Askerler Türkiye’ye demokrasiyi getirdi.

Adnan Menderes Türkiye’yi tarım döneminden sanayi dönemine geçirdi. Süleyman Demirel altyapıyı yaptı. Turgut Özal özel sektörü harekete geçirdi. Necmettin Erbakan yatırımları Anadolu’ya taşıdı. Tansu Çiller Türk sermayesini dışarıya açtı.

Bu çalışmaları yapan bu liderler bunları dış saldırılar içinde idam sehpalarını göze alarak, kimi zaman da hapishanelere ve idam sehpalarına giderek başardılar.

Türkiye’de Bediüzzaman ve Fethullah Gülen gibi büyük din adamları vardır. Türkiye’de Yimpaş ve Kombassan’ı kuranlar gibi büyük iş adamları vardır. Türkiye’de ilim adamı yoktur. Sıkıntı buradan gelmektedir.

 

YN- Türk ekonomisinin büyük problemleri vardır. (s. 16)

SK- Dünyada “tekel ekonomi”den “halk ekonomisi”ne geçilmektedir. Her kriz sonunda ekonomide daha ileri bir durum ortaya çıkmaktadır.

1950’lerde tarım döneminden sanayi dönemine geçildi. 1960’larda Anadolu’nun altyapısı alanında hamle yapıldı. 1970’lerde Anadolu’da 200 kadar fabrika kuruldu. 1980’lerde İstanbul’da özel sektör devreye girdi. 1990’lerda sermaye dışa açıldı. 2000’lerde Anadolu ekonomisi doğdu. Batı’nın uzantısı olan İstanbul sermayesinden Türkiye kurtuldu.

Bugün Türk ekonomisinin problemi yoktur, Türk devletinin problemi vardır. Halkına saldıran, halkıyla savaşan dışa bağımlı bir maliye vardır. Ne var ki, bütün bunlar Türk halkını kendi ekonomisini sağlam kurması yönünde zorlamaktadır.

 

YN- Borç sarmalı içinde dışarıya itaat ediyoruz. (s. 16)

SK- Borç sarmalından devletimizi kurtarmalıyız. “Mal-Mal Marketleri” ile 15 milyon işsiz insana iş vermeliyiz; halk kuruluşları olarak vermeliyiz. Halkın tasarrufları ile devletin taşınmaz imkânlarını satın alarak Türkiye’nin borcunu halk olarak ödemeliyiz. Özelleştirmede devletimizi zengin etmeliyiz. Halkı partiler organize edecektir. Halkın imkanları ile ülkemizi borç sarmalından kurtarmalıyız.

 

YN- 6500 ton altın rezervimiz vardır. 300 milyar dolar eder. (s. 17)

SK- Altın istihsali altın maliyeti ile sağlanmaktadır. Altın istihsali ile ekonomide gelişme sağlanamaz. Halkta bulunan altın ile dış borçlar ödenebilir.

 

YN- 15 milyar dolarlık altın ithal etmişiz. (s. 17)

SK- Yani, ülke kâğıt yerine altına sahip olmuş. Bu ülke halkının zenginleşmekte olduğunu gösterir. Altın ve dolar stoku kadar dünyadan alacaklıyız. Borcu faizsiz hâle getirdiğimiz zaman artık borçlu sayılmayız.

 

YN- Sistem dışı kaynak Türkiye’nin sosyal ve ekonomik yapısını elinde tutmaktadır. (s. 17)

SK- “Faiz” sömürme aracıdır. Bugün her Türk ailesi 12 bin dolar dış borca sahiptir. Her ay 150 doları yani asgari ücretini “faiz” olarak dışarıya ödüyor. Hiç borç almasak, 15 sene sonra her Türk ailesinin dış borcu 120 bin dolar olacaktır. O zaman aile başına ayda 1500 dolarfaiz” ödeyeceğiz. Yani ölmüş olacağız.

Bu sebepledir ki, önce Türk halkını “faizsiz kredileşme” ile faizli borçtan kurtaracağız. Sonra da halk olarak Türkiye’nin taşınmazlarını satın alarak devletimizi faizli borçtan kurtaracağız.

 

YN- Her yerde problemi olan ve dilenen biziz, çözümü olan ve faizli kredi veren onlar. (s. 18)

SK- Problemi onlar ortaya çıkarıyor, onlar dillendiriyor ve onlar borçlandırıyor. Halkımız kendine güvenecek, kendi sorunlarını kendisi çözecek, alan el değil veren el olacaktır. Partiye bunun için gerek vardır.

Bunu iktidarlar yapamazlar, halk yapar. Halkı partiler organize eder.

 

YN- Halkıyla kavgalı olanlar veya devletin kurumlarıyla kavgalı olanlar sorunlarını çözemezler. (s. 18)

SK- Partilerimiz halkıyla kavgalı değildir. Partilerimiz devletin kurumları ile kavgalı değildir. Partilerimiz tekel sermaye ile kavgalıdır. Tekel sermayenin basını ile kavgalıdır.

Bürokratlar sermaye tarafını tutarak, partiler halk tarafını tutarak varlıkların sürdürebilmektedir. Milletvekilleri değil, bakanlar sermaye ile işbirliği hâlindedir. Fatura milletvekillerine çıkarılmaktadır.

Çözüm, siyasi partilerin halkı ekonomik olarak örgütlemeleridir.

 

YN- “Kurtuluş felsefesi”nden “kurtuluş siyaseti”ne dönüştürmeliyiz. (s. 18)

SK- Ülkeyi ne felsefe ile ne de siyasetle kurtarabiliriz.

Ülkeyi Kuvva-yı Milliye ile kurtarabiliriz. Ekonomik çetelerle kurtarabiliriz. Vergi kaçırmak çeteciliktir. Ancak, vergi verip ölmek ve boş Türkiye’yi düşmanlara teslim etmektense, çetecilik yapmak tercih edilebilir.

Akevler” hukuki yollardan vergi saldırısına karşı koymanın yollarını bulmuştur. Halkımız vergi kaçırmamalı, ama aynı zamanda verginin altında ezilip can da vermemelidir. Bunların hepsi ilmî çalışmalarla başarılabilir.

 

*

 

YN- ZİHNİYET DEVRİMİ GERÇEKLEŞMEDİKÇE… (s. 19)

SK- Zihniyet devrimi sanıldığının aksine eğitimle gerçekleştirilemez.

Zihniyet devrimini olgunlar yapar. İdealistler bir araya gelir, düşünür, yeni sosyal proje üretirler. Bir cemiyet kurarak orada birlikte yeni zihniyeti oluştururlar. Uygulamaya başlarlar. Kendi sitelerini oluştururlar. Sonra hücrelerin çoğalması gibi siteler çoğalır, zihniyetler değişir. Eski yapı sona erer, yeni yapı başlar.

İnsanlık tarihindeki bütün değişmeler böyle olmuştur. Başka türlüsü sadece görünüşte değişme olur. Bozulma şeklinde değişme olur.

 

YN- Aynı Türk işçisi Avrupa’da 6 kat üretiyor. (s. 19)

SK- Bu zihniyetten doğan bir şey değildir. Bir teşkilâtlanmadan doğan bir şeydir. Türkler hâlâ el sanatları içinde üretim yapıyorlar. Ülkemizde henüz planlı ve projeli ilmî sanayi doğmamıştır.

Bunu biz kuracağımız “faizsiz halk işletmeleri”nde gerçekleştireceğiz.

 

YN- Cumhuriyet zihniyette devrim yapamadı. (s. 19)

SK- Devrimler köhnemiş şeyleri yıkma çabasıdır. Bu büyük ölçüde başarıldı. Ne var ki, tutucu bağnazlıktan devrimci bağnazlığa geçilmiştir. Bu da normaldir. Boşluk bir şeyle doldurulur.

Parti üretim yaptıkça bağnazlıkların yerini tercihler alır.

 

YN- Değişiklikleri okullar değil, etkin kişiler yapar. (s. 19)

SK- Önce küçük bir topluluk oluşur. Bunlar özverileri ile ileri uygarlığın projelerini yapar ve kendi küçük siteleri içinde uygularlar. Sonra bu yeniliği benimseyen düşünürler ve din önderleri ortaya çıkar, onu halka indirirler. Ondan sonra iş adamları organize olarak uygularlar. Sonra da siyaset adamları onu bir organizeye dönüştürüp okulları ile yaşatır ve sürdürürler.

Şimdilik partinin işi ileri zihniyeti üretmektir. Kollektif bir zihniyet ortaya koymaktır.

 

YN- Derslerden ve vaazlardan bir şey çıkmaz. (s. 20)

SK- Uygulaması yapılıp gösterilmeyen fikirler fikir bazında kalır.

Bunun için Parti kurulmalı. Parti halkı Kooperatifler şeklinde ekonomik olarak örgütlemeli. Örnek uygulamalarla halk yaparken eğitilmelidir. Tek başına Kooperatif gelişemez, tek başına Parti bir şey yapamaz; dayanışma içinde başarıya ulaşılır.

 

YN- Öğrenciler çöpü eğitimle değil zihniyetle toplarlar. (s. 20)

SK- Hayır işleri yaparak topluluğu geliştirmek bugün artık mümkün değildir.

Bugün herkes aldığını - verdiğini yazmalı, yaptığını - yaptırdığını yazmalıdır. Bunlar kayda geçmeli ve muhasebe edilmelidir. Kişi yaptıklarını her zaman görebilmelidir. Yaptıklarından dolayı doğacak hakları isteyebilmelidir. Öğrenciler onu Allah rızası için toplamıyorlar, bir çıkarları var da topluyorlar.

 

YN- Dürüstlük dee eğitimden önce zihniyettir. (s. 20)

SK- Dürüst başarılı oluyorsa herkes dürüst olur; dürüst başarısız oluyorsa o zihniyeti değiştiremezsiniz. Sorun dürüstleri başarıya ulaştıran bir mekanizma oluşturmadır. Vergiyi ödeyen iflas ederse, rüşvet vermeyen işini yapamazsa; tersine, vergiyi kaçıran milyarder olursa, rüşvetçinin işi tıkırında giderse, o toplulukta zihniyet nasıl değişecektir?

Çözüm, mevcut topluluğu değiştirmek değil, yeni topluluk oluşturmadır. Onun için yeni bir yapı ve yeni bir ortaklığa ihtiyacımız vardır.

 

YN- Çöp atanlarda yabancı dil bilenler vardır. (s. 20)

SK- İnsan öğrenim görmekle insanlıktan çıkmaz. İnsan sosyal baskı ile ahlâklı olur. Bu da ancak “sosyal grup oluşturma” ve “yerinden yönetim sistemi” ile başarılabilir. Günde en az bir defa aşiretinde, haftada bir defa kabilesinde bir araya gelip ibadetini yapanlar ahlâklı olmak zorunda kalırlar.

 

YN- Ülkesini dışarıda kötüleyen aydınlar vardır. (s. 20)

SK- Tüm devlet bütün kurumları ile Avrupa Birliği’ne baştan ülkeyi kötü kabul ederek koşmuyor mu?

Bundan kurtulmanın yolu karşılaştırmalı tarih bilgisidir. Tarihi bilmedir. Parti bu öğrenimi sağlamalıdır.

 

YN- Dışarıda Türkiye aleyhinde faaliyet gösteren Türk lobileri var. (s. 20)

SK- Ekonomik zorluklar halkı kendi ülkeleri aleyhinde faaliyet göstermek zorunda bırakmıştır.

Halk olarak önce ekonomimizi düzeltmeliyiz. İsraftan kaçınmalıyız. Bunu başarabilmek için de örgütlenmeye ihtiyaç vardır. Parti bunun için oluşmalıdır. Siyasi örgütlenme halkımızı aynı zamanda ekonomik örgütlenemeye de götürecektir.

 

*

 

YN- GAYRET KUŞAĞINI KUŞANMALIYIZ! (s. 21)

SK- Varlığı sürdürmek sadece gayret göstermekle sağlanamaz. Bu arada ne için gayret gösterdiğimizi de bilmemiz gerekir.

Biz bu konuda çözüm olarak diyoruz ki; insanlığın barış içinde yücelmesi için yani İslâm için gayret göstermeliyiz. Hedefimiz ülkemizi insanlığa hakim kılmak olursa mağlup oluruz. Dünyayı sömürmek isteyen süper güçler mağlup olacaklardır. İnsanlığın saadeti için çalışanlar, bu arada kendileri de saadete ererler.

 

YN- Bir günlük işi bir saatte yapmalıyız. (s. 21)

SK- Bir kayayı devirmek için aylarca uğraşırız, deviremeyiz. Ama levye ile eğer usûlünü bilirsek bir saat bile sürmez. Kırk ölçüp bir biçmeliyiz. Önce ne yapacağımızı öğrenmeliyiz, ondan sonra çok süratli bir şekilde başarırız.

 

YN- Yılda 152 gün resmi tatil var. (s. 21)

SK- Çalışma günlerinde de çalışma saatlerinin yarısı boş geçiyor. Ayrıca nüfusumuzun yarısı da işsiz. Yine de yaşıyoruz. İşte burada yani tam da bu noktada kendimizi toparlamalıyız.

Günün yarısı uyku ve istirahatla geçecektir. Geri kalan günün yarısını resmî işte geçirmeliyiz. Günün kalan dörtte birinin yarısını ilimle geçirmeliyiz. Kalan dörtte birini isteyenler ilim yapıp yardımcı olacaklar, isteyenler kendi özel işlerini yapıp daha fazla vergi vereceklerdir.

Yılın sadece 4 veya 5 günü bayram olur, tatil yapılır. Kalan 360 günün her günü böyle olmalıdır. Tatil yapılacaksa, o günlerin saatleri başka günlerdeki saatlere yüklenmelidir. Çalışan herkes, yaşı ne olursa olsun çalışmaya teşvik edilmelidir. Bunun için önce herkese iş imkanı sağlamalıyız. Bu da “çalışana kredi istemi” ile sağlanmaktadır.

 

YN- Doyasıya yememek, doyasıya eğlenmemek; tasarruf etmek gerekir. (s. 21)

SK- İş ve işte başarı insanları doyasıya yaşatır. İnsanlar eğer haftanın beş gününde çekleri nasıl ödeyeceklerini düşünürlerse; onlar ne doyasıya çalışırlar, ne de doyasıya yaşarlar.

Çözüm; herkes devlete borçlanacak ve herkes devletten alacaklı olacak. Faizsiz sistemde herkese sermaye devlet tarafından sağlanacak. Devlet ne veriyor? Kâğıt parçasını. Yeter ki o kâğıt parçası enflasyon yapmasın. Krediyi üreticiye verirseniz enflasyon olmaz. Kimse de sermaye sıkıntısını çekmez. Faizsiz kredi ile insanlar vakitlerini borç ödeme tasası içinde geçirmezler.

 

YN- Çalıştığımız günde de ne kadar çalışıyoruz? (s. 21)

SK- “İşçilik sistemi”nde insanlar beşte bir çalışırlar. “Ortaklık sistemi”nde yani ortak katkıları nisbetinde paylaşma sisteminde ise insanlar en verimli şekilde çalışırlar.

Bunun için “faizsiz çalışana kredi sistemi” getirilecektir. Evlilik dışı cinsi ilişkiler yasaklanacaktır. İnsanlar hayattaki zevki çalışıp kazanmada, evde eşi ile birlikte çocuklarını yetiştirmede bulacaklardır. İnsanlar o zaman tam verimle çalışırlar.

 

YN- Türkiye aldatılanlar ülkesidir. (s. 21)

SK- Türkiye aldananlar ülkesidir. Siyasi partiler halkı aldanmaktan korumalıdırlar. Oysa şimdi partiler aldatan kurumlar hâline gelmiştir.

Bunu başarabilmemiz için iktidarda gözü olmayan, kendi düşüncelerini empoze etmeyen, halkın birbirlerini uyardığı ve geliştirdiği bir kuruma ihtiyacımız vardır.

 

YN- Sanal cennette sanal mutluluk vardır. (s. 22)

SK- Bir şeyin gerçeği ortada olmazsa sanalı ortaya çıkar. Türkiye’de gerçek olarak oluşmuş hiçbir şey yoktur. Her şey sanaldır. Parti sanaldır, din sanaldır, şirketler sanaldır, okullar sanaldır… Çünkü bunların gerçekleri yoktur. Çünkü kurumlar dışarıdakileri kopya alarak merkezden dayatmalı, öğrenilmeden ve benimsenmeden kurulmuştur.

Biz her şeyin gerçeğini kurmak zorundayız. İlmi, dini, ekonomiyi ve siyaseti gerçek dünyaya getirmek zorundayız. Bir bütün olarak faaliyet göstermek zorundayız.

 

YN- Üretmeden tüketme yapılmaktadır. (s. 22)

SK- “Faizli sistem” budur, “veresiye sistemi” budur; üretmeden tüketmedir.

Oysa “selem sistemi”nde tüketmeden üretme yapılır. Veresiye yerine “sipariş sistemi” çalışır.

Bunu gerçekleştirmek için iktidar olmamıza gerek yoktur. Kendi içimizde buna uyduğumuzda sorunlarımız kendiliğinden çözülecektir.

 

YN- DPT etkisizleştirildi. (s. 22)

SK- Türkiye’de her şey kötü çalışır. Çünkü bir şey iyi çalışmaya başladı mı ona darbe iner. KİT’lerden kâr edenler, başarılı olanlar çökertildi. Bankalar satıldı, sonra zarar ettirildi, geri alındı, zararları devlet ödedi! Yine satıldı! Ordu görevini yapmaktadır. Şimdi onu çökertmek peşindedirler.

DPT Türkiye’yi bugünkü hâle getirdi. Dindarlar var diye çökertildi.

Dindarsan mürtecisin! Milliyetçi isen ırkçısın! Solcu isen ateistsin! Demokratsan hırsızsın!..

Hâsılı, ne olursan ol, sen yok olmalısın!

Bunun içindir ki biz partimize gericileri de, faşistleri de, komünistleri de, hırsızları da alacağız. Çünkü bunların çoğu gerçek değil, iftiradır. Biz kurunun yanında yaşı da yakmayacağız.

 

YN- DPT’nin etkisiz hâle getirilmesi dış kontrolü kolaylaştırmıştır. (s. 22)

SK- Okula gideceksin, okumayacaksın! Camiye gideceksin, ibadet etmeyeceksin (hu çekmeyeceksin)! Fabrikaya gideceksin, çalışmayacaksın! Meclis’e gideceksin, ağzını açmayacaksın!..

İşte müstevliler Türkiye’yi bu hâlde tutmak istiyorlar.

İktidarda olanlar da gaflet ve dalâlet içinde onların arkalarındalar.

Bizim yapacağımız şudur; öyle bir örgüt kuralım ki başkalarının işlerine karışmasınlar, ama kendileri okumak için okula gitsinler, ibadet etmek için camiye gitsinler, çalışmak için fabrikaya gitsinler, konuşmak için milletvekili olsunlar. İşe kendimizden yani en yakınımızdan başlamalıyız.

 

YN- HYH halk hareketidir. (s. 22)

SK- Sosyalistler de “halk hareketi” diyor, sonra dikta hareketi oluyor.

Eğer partimiz gerçekten halk hareketi ise; gelen hiç kimseye kapıyı kapatmayacağız, kimseyi susturmayacağız, kendi yağımızla kavrulacağız, kendi düşünce ve görüşlerimizi oluşturacağız. CIA ajanlarının dışlamalarına kulak vermeyeceğiz. Ben sizi, siz de beni başkalarının baskısı ile dışlamayacağız. İşte gerçek “halk hareketi”nin sırrı budur.

 

YN- Halkın faizli borcu gittikçe artmaktadır. (s. 22)

SK- “Faizli borç” demek, kişinin hürriyetini satması demektir. Çalıştığı saatlerin bir kısmını faiz ödemek için çalışır, yani sermayenin kölesidir. Faiz kazancın yarısını geçince o kişi artık hür değildir.

O halde bu sorunu çözmek için aramızda “faizsiz kredileşme müessesesi”ni kurmalıyız. Bunu organize eden bir örgüte gerek vardır.

 

YN- Sanal para harcanmıştır. (s. 22)

SK- “Para” demek, mağazalarda ve ambarlarda mevcut mallardaki payı ifade eden belge demektir.

Faiz” ise başkalarının kasalarında veya banka hesaplarında olan paranın küçük parayı yutma yüzdesidir. Başka bir ifade ile üretilmeyen mal karşılığı çıkarılan paradır. Başka türlü ödenemez. Bu da enflasyondur.

 

YN- Türkiye borçlanarak çağ atlıyor! (s. 23)

SK- Yapılan hesaplarla 15 yıl sonra Türkiye’nin ömrü bitmiş olacaktır. Türkiye dış borçların gırtlağa kadar dayandığı Osmanlı İmparatorluğu’nun sonuna benzer bir şekilde kaçınılmaz akıbetine doğru gitmektedir.

Türk halkı parasız ekonomiyi kurmazsa yaşayamaz. Parasız ekonomi “Mala-Mal Marketleri” ve “İşletme Senetleri” ile kurulacaktır.

 

YN- Sanal cennet haram yiyicilerindir. (s. 23)

SK- Batı dünyası, benim hakkım başkasına geçmesin diye uğraşır. Biz ise başkalarının hakkı bana geçmesin diye uğraşırız. Şimdi biz ikisini de bırakmışız. Hiçbir şeyle uğraşmıyoruz.

Kendi yapımıza dönmeliyiz. Başkalarının kanı bizi yaşatmaz. Haram lokmadan kaçınmalıyız. Bunu sağlayabilmemiz için önce insanlar helal lokma bulabilmelidir. Haram yemek zorunda kalan ona alışır, sonra onu helal gibi görür, sonra da herkes yapmaya başlayınca yemeyenler acayip olur.

 

YN- Türkiye emeksiz yaşama cennetidir. (s. 23)

SK- Türkiye’yi yıkmak için borç veriyorlar. Bu halka kadar intikal ediyor ve şimdi yaşıyoruz. Bu tuzağa konan yemdir. Emeğe de iş verilmemektedir.

Adil Düzen Çalışanları” 1967’den beri bunun çarelerini üretmektedir.

Çözümler üretmeye devam etmeliyiz. Uygulama yapmalıyız.

Bizden kaçanlar, bu çareyi aramayı reddedenlerdir. Doktordan kaçan hasta misalidir.

 

YN- Türkiye’de yüzde yüz reel kazanç vardır. (s. 23)

SK- Türkiye buna rağmen yaşıyor. Türkiye’nin ne kadar zengin ülke olduğu buradan bilinmektedir. Türkiye bugüne kadar olan bu yaşamasını, kayıt dışı ekonomiye, vergi kaçakçılığına, rüşvete, kaçakçılığa borçludur. Ülkede tam vergi ödense, kaçakçılık yapılmasa, rüşvet ödenmese, her şey kayıt altına alınsa Türkiye bir-iki yıl içinde yok olur. Çünkü Türkiye’ye empoze edilen okunmadan geçirilen kanunlar böyle emrediyor. Ama bu durum da Türkiye’yi uzun süre yaşatmaz, yaşatmayacaktır.

Adil Düzen” Türkiye’yi yok olmadan kayıtlı ekonomiye geçme, rüşvetsiz, kaçakçılık yapmadan, vergi kaçırmadan nasıl yaşanır; onun çözüm yollarını aramakta ve anlatmaktadır.

İşte “Adil Düzen”e düşmanlık da buradan gelmektedir.

 

YN- Açıklar borçla kapatılıyor. (s. 23)

SK- Zaten bütün hesap Türkiye’yi yıkma üzerinde oturmaktadır. Türkiye Devleti de kendi aleyhinde olan bu faaliyetin arkasından gitmektedir.

Türk halkı “Adil Düzen”e göre örgütlenecek, dayanışma ortaklıklarını kuracak, faizsiz kredileşme müesseselerini kuracak, mala-mal marketlerini kuracak, çalışana kredi müessesesini kuracak, birkaç sene içinde birkaç kat zengin olacak, borçları halk tarafından kapatılacaktır.

Devletten araziler, yapılar, dinlenme yerleri alınacak; kredileşme ilkesi içinde “faiziz kredi” verilecek ve Türkiye kurtarılacaktır.

 

*

 

YN- TAM BAĞIMSIZLIĞI SAĞLAMALIYIZ! (s. 24)

SK- Tam bağımsızlık insanın hür olması ile başlar. Başkasını ilgilendirmeyen hususlarda insan istediği gibi davranabiliyorsa, bir kimse itaat edeceği başkanını kendisi seçiyorsa, yargı kendi seçtiği hakemlerden oluşuyorsa o insan hürdür. İnsan ve ailesi aşireti içinde hürdür. Aşireti kabilesi içinde hürdür (bağımsızdır), kabilesi şa’bı içinde hürdür, şa’bı kavmi içinde hürdür, kavmi de insanlık içinde hürdür.

Eğer bir kişi kişilere değil şeriata karşı sorumlu ise, o şeriatı da hakemleri yorumluyorsa o kişi hürdür. Kavmi de hürdür. Bir başka kişiye, bir başka ulusa bağlı değilse bağımsızdır.

İlimde, imanda, ekonomide ve yönetimde “yerinden yönetim” olmalıdır, Taşra kuruluşu merkez kuruluşa karşı bağımsız olmalıdır. Merkez taşranın hâkimi değil, hâdimi olmalıdır.

 

YN- Tam bağımsızlık ekonomideki bağımsızlıktır. (s. 24)

SK- Psikolojideki bağımsızlıktır. ‘Ya istiklâl ya ölüm’ diyenler bağımsızdır. Diğer bağımsızlıklar; ilmî, dinî, iktisadî ve siyasi bağımsızlıklar ruhi bağımsızlığın sonucudur.

Biz 1920’den 1950’ye kadar bağımsız idik.

1950’den beri bağımlı hâle geldik. Çünkü kendimize güvenimizi kaybettik.

Mustafa Kemal hiçbir zaman Türkiye’yi Avrupa’dan aşağı saymadı. Muasır medeniyetin icaplarını yerine getirdi. Muasır medeniyetin fevkine çıkmayı hedefledi.

İnsanlık camiası içinde yerinden yönetime saygılı devlet bağımsız devlettir.

 

YN- Temel gösterge ekonomik bağımsızlıktır. (s. 24)

SK- Sömüren devletler vardır, sömürülen devletler vardır. Alacaklılar sömüren devletlerdir, galip devletlerdir. Borçlular sömürülen devletlerdir, mağlup devletlerdir, bağımlı devletlerdir.

 

YN- Dincilik, talan, terör sıralamasında talan başta gelmektedir. (s. 24)

SK- Türkiye’de “dincilik” diye bir şey yoktur. Dine yapılan baskıya karşı dini savunanların zaferi dincilik oluyor. Dini istismar edenler, dindarlara yapılan zulmü ortadan kaldırmak istiyorlar. Hiçbir zaman dine dayalı olarak başkalarına zulüm etmiyorlar. Siyasilerin vazifesi zaten mazlumları korumaktır. Bu dindarları savunanlara iftiradır ve küfürdür.

“Terör” olayı da sadece CIA’nın tezgahıdır.

“Talan” ise yine onun baskısı ile oluşmuştur.

Namuslu insanlar devlet yönetimine gelince şeriatçı oluyorlar, komünist oluyorlar, faşist oluyorlar, yahut talancı oluyorlar. Talanı yapan başkası, suçlanan başkasıdır.

Bu teşhisler doğru konmadıkça çözüm üretilemez.

 

YN- Türkiye irtica ve terörle çökertilememiştir. (s. 24)

SK- Türkiye’de irtica yoktur.

Türkiye’de 27 sene ‘Tanrı uludur’ diyen halk sesini çıkarmadı. Ama sonra ezan serbest bırakılınca tek kişi bile onu söylemedi. Türk milleti tüm zulümleri sabırla yenmiştir.

Türkiye’de terör olayı yoktur. Olanlar sadece CIA tezgahıdır. Türkiye elbette bunlar tarafından çökertilemezdi. Çünkü halk bunlardan bütün kışkırtmalara rağmen terörden uzak durmuştur.

 

YN- Ekonomik yıkılış ile bu iş biter. (s. 24)

SK- Bir bedene ne yaparsanız yapınız hayat şansı daima vardır. Ama birkaç zaman aç ve susuz bırakınız, kimse onun yaşayacağını iddia edemez.

Bununla beraber Türk halkı ekonomik saldırılara karşı olanca gücüyle direnmektedir. 1950 yılından beri oynanan ekonomiyi çökertme çabası sonuç vermemiştir.

Şimdi de AK Parti’nin bütün gafletine rağmen Türk ekonomisi canlılığını korumaktadır.

 

YN- Türkiye IMF adlı modern Düyûn-u Umumiye’ye teslim edildi. (s. 25)

SK- Sömürü sermayesi, Osmanlılarda yaptıkları denemeyi dünya çapında genişletip tüm dünya devletlerini yıkmak üzere kurulan IMF Türkiye’de en büyük savaşı vermektedir.

Halk ekonomisi sayesinde Düyûn-u Umumiye yani IMF çökmek üzeredir, yakında çökecektir. Borçlanma dolar üzerindendir. Dolar da süratle enflasyona doğru gitmektedir. Borcumuzu ödeyeceğiz, ama batmış dolarla ödeyeceğiz. IMF yani sömürü sermayesi sonunda tuzağa kendisi düşecektir.

 

YN- Devlet İstatistik Enstitü de hızlandırılmış tren faciasına dönüşüyor. (s. 25)

SK- “Adil Düzen”e gitmeden Devlet Demir Yolları’nı canlandırdı. Hızlandırılmış tren büyük başarı olmuştur. Sabote yapıldı ve bu fırsat bilindi. Dışa bağımlı basın AK Parti’yi başarıdan uzaklaştırdı.

AK Parti bunu faizli sistemde yaptığı için bu akıbete uğradı. Ama orada tamamen mağdur ve mazlum durumdadır. Karşı olmak zalimlerin yanında olmaktır.

 

YN- Devlet İstatistik Enstitüsü hayali stoklarla millî gelirde artış hesaplamıştır. (s. 25)

SK- Batı ekonomisi yalancı para ekonomisidir. Her şeyin fiyatını ve ücretleri iki misline çıkarın, reel ekonomide hiçbir gelişme olmaz, ama millî hasıladaki artış yüzde yüze yükselir. Buradaki sakatlık ne Enstitü’de, ne de iktidardadır; faizli ekonominin muhasebe sistemindedir. Bu konuda AK Parti’yi veya Enstitü’yü suçlamak zulüm olur. Ama AKP faizli sistemi benimsediği için sorumludur. Konuyu açıklığa kavuşturmak gerekir.

 

YN- Millî gelir artışı da bu hayalden doğmaktadır. (s. 25)

SK- Para artışı demek olan faizli ekonomide muhasebe hep yalandır, hep aldatmacadır. Gerçekte değil, oyunun kuralı olarak kazanma ve kaybetme sistemidir.

“Adil Düzen”e göre çözüme ulaşmak için faizli ekonomide para artışına değil, mal artışına dayanan bir ekonominin muhasebesini kurmadıkça bu tür yanılmalar ve aldanmalar olacaktır. Gerçekten olmadığını biliriz ama gerçeğin ne olduğunu bilemeyiz.

 

YN- Artan tüketim faizli banka borçları ile karşılanmıştır. Tüketim harcamaları millî geliri fazla göstermiştir. (s. 25)

SK- Millî gelirin nasıl hesaplandığını bizzat hesaplayanlar da bilmezler. Batı kaç göstermek istiyorsa kafadan atarak o rakamları tuttururlar.

Ancak, bütün bunlara rağmen bazı reel değerler vardır. Bunlarla ülkenin durumu belli olur.

  1. Altının değeri yükselmiyorsa enflasyon yoktur demektir. Uzun zaman altın enflasyon dışı değeri koruyamaz.
  2. Ülkedeki nakliye araçlarının hareket miktarı ve yolcu adedi gerçek ekonomiyi gösterir.
  3. Telefon ve haberleşmelerde ödenen miktar ekonominin seviyesini gösterir.
  4. Harcanan kw olarak elektrik de ekonominin gidişini gösterir.

İki yıldır bunlarda artış olduğunu kimse yalanlayamaz. Bu artış AK Parti’nin siyaseti olarak değil, Batı’nın batırıcı formüllerinin kayıt dışı ekonomi sebebiyle ters tepmesinden oluşan bir şeydir.

 

YN- İç ve dış borç %10 artmıştır. (s. 26)

SK- Borçlanma tamamen hesabi olup reel ekonomi ile bir ilişkisi yoktur. Türkiye 1950’den beri borçlanmaktadır. 1997’ye kadar borç miktarı 80 milyar dolar olmuştu.

Türkiye 10 000 yıllık tarım döneminden sanayi dönemine geçti. Son yedi yıldır tek çivi çakılmadı ama Türkiye bir o kadar daha borçlandı. Bu arada Cumhuriyet’in 80 yıllık, hattâ 100 yıllık KİT’leri de satıldı.

Mustafa Kemal’in de dediği gibi; bu durum artık sadece gaflet ve dalâletle izah edilemez, ancak ihanetle izah edilebilir.

 

YN- Devlet İstatistik Enstitüsü aldatıyor veya yanılıyor. (s. 26)

SK- Bu Enstitü kopya ettiği ve anlamadığı formülleri uyguluyor. Onlar ne sonuç istiyorlarsa biz de onu belirliyoruz. Nüfusu bile ona göre sayıyoruz.

Bundan kurtulmak için önce psikolojik bağımsızlığı kazanmalıyız. Kendimiz düşünüp kendimiz müesseseler kurmalıyız. Kuralları kendimiz koymalıyız ki doğruyu görelim.

Başaksının gözlerine bakanlar ne kadar görürlerse biz de o kadar görürüz.

 

YN- Borçlanan iflas ediyor demektir. (s. 26)

SK- Eğer bir borç artıyorsa, artık ödeme imkanı kalmamışsa, o iflas ediyor demektir.

Bugün Türkiye iflas etmemiştir. Ama 10 sene sonra iflas bayrağını çekecektir.

Dış borçları Türkiye bugün çok kolay ödeyebilir:

  1. Dış borcu iç borca çevirir, TL’yi basar ve öder.
  2. Döviz borcunu mal borcuna çevirir ve onu da rahatlıkla öder.
  3. Borcu iştirake çevirir ve borç rizikosu kalkar.
  4. Faizli borcu kredileşme yoluyla faizsiz borca çevirir. Tehlike biter.

Bunlardan biri bile Türkiye’nin borcunu kapatmaya bugün yeterlidir.

Ne var ki, 10-15 sene sonra borç, -o zamana kadar yeni borç almasak da- 2 (iki) trilyon doları geçecektir. O zaman artık o borcu ödeme imkanı olmaz.

 

YN- 1920’lerde Türkiye Büyük Millet Meclisi dış borcu kabul etmedi. (s. 26)

SK- O gün borç veren maldan veriyordu, çünkü ödenen altın idi. Bugün kâğıt veriyor, sonra da karşılığında senden kendi kâğıdını istiyor. Biz o kâğıdı nasıl bulacağız?

Bulamayacaksın ve başını satırın altına koyacaksın.

Tek çare vardır; halkın organize olup borcunu bir an evvel kapatmasıdır.

Devlet yani hükümet bu işi yapamaz. Çünkü bunu yapmaya kalktığı zaman 28 Şubatlar karşısına dikilir. Askerler çaresiz kalınca CIA’nın istediğini yapmak zorunda kalıyorlar.

Parti askerlere moral verecek. Biz borcu öderiz diye inanacaklar.

Onun için Türkiye’de “Adil Düzen Partisi”ne ihtiyaç vardır.

 

*

 

YN- NASIL KURTULURUZ? (s. 27)

SK- Besim Tibuk’un Liberal Demokrat Partisi’nin (LDP) programını böyle okuyup bitirdik ve kritiklerimizi yani değerlendirmelerimizi yazdık. Bir yere geldiğimizde “teşhisler” tamam da; acaba “çözümler” var mı diye heyecanla programı okumaya devam ettik. Yoktu!

Halkın Yükseliş Hareketi” isimli bu kitapçıkta da çözümler yoktur.

Var diyorsanız, tartışalım.

Çözümleri biz araya koyuyoruz. Bunun için birlikte çalışmak zorundayız. Allah böyle yaratmış ve herkese başka imkânlar vermiştir. Bunu ortaklığa koymayanlar nankörlük etmiş olurlar.

 

YN- Borçlar millete gidilerek veya dirayetli erteleme ile çözülebilir. (s. 27)

SK- Borçlar; dış borcu iç borca çevirerek (millete giderek), döviz borcunu mal borcuna çevirerek (erteleyerek), borcu iştirake çevirerek veya faizli borcu kredileşme borcuna çevirerek (dolar borcuna karşı YTL alacaklı olmak) yollarıyla ödenebilir. Bunları kabul etmeyenlere de derhal ödeme yapılmak suretiyle borç hemen kapatılmalıdır. Bir kuruş bile faiz verilmemelidir.

Bundan sonra verilen borçları “Adil Düzen Partisi” ödemeyi kabul etmeyecektir. Vermesinler; verirlerse şimdiden ödemeyeceğimizi duyuruyoruz.

 

YN- Ekonomik kurtuluşu halka anlatmak. (s. 27)

SK- Bugün her Türk ailesinin 10.000 dolar dış borcu vardır. 15 sene sonra, bu arada hiç borç almasak bile bu borç 100.000 dolar olacaktır. Oysa her ailenin ortalama mal varlığı 50.000 dolar civarındadır. Demek ki 15 sene sonra intihar etsek bile yine borçlu gideceğiz! Türkiye borcumuzun yarısını ödeyemeyecektir.

Bundan kurtulmak zorundayız. Siyasi esarette erteleme olabilir, ama ekonomik esaret açlığa benzer. Dayanılmaz. Siyasi esaret hapisliktir.

Kurtulmak için halk olarak;

  1. Dayanışma ortaklıklarını kurmalıyız.
  2. Kredileşme ortaklıklarını kurmalıyız.
  3. Mala-mal ortaklıklarını kurmalıyız.
  4. İşletmelerimizi “Adil Düzen İşletmeleri”ne çevirmeliyiz.

Parti organize edecek, halk bunları yapacaktır.

 

YN- Olağanüstü tedbirler referandumla alınabilir. (s. 27)

SK- Eğer sivil yönetim bu işi başaramıyorsa; askerlik hizmetini uzatarak ordu devreye sokulmalı, doğal kaynaklar orduya verilmeli, o işletmeli ve Türkiye borcunu ödemelidir. Sivil yönetim sorunları ancak hukuki yoldan çözer. Sivil yönetim bu sorunu çöz(e)mez. Çünkü çözmeye kalkıştığı zaman darbe ile iner.

 

YN- Ödünç ayaklarla değil, kendi ayaklarımızla yürümeliyiz. (s. 28)

SK- Kurulmuş olan Batı modeli devlet bu işi başaramaz.

Ordu dışındaki tüm devlet yapısı tamamen değişmeli ve yeniden yapılandırılmalıdır. Bürokrat yerine “teminatlı serbest hizmet erbabı” devreye girmelidir. Halk “kendi seçtiği hizmetlilere” hizmet ettirmeli, ücretlerini devlet ödemelidir. Ordu ise nöbetleşe hizmet görmeye devam edecektir.

 

YN- Millî gücü faizi ödemek için harcarsak mahvoluruz. (s. 28)

SK- Faizli düzen değişmedikçe kurtulmamız mümkün değildir. Pakistan’ı yaşatırlar, ama Türkiye’yi yaşatmazlar. “Faizsiz düzen” demek, faizi sıfırlanmış düzen demek değildir. “Faizsiz düzen” demek, faiz yerine “kredileşmeyi” ikame eden, veresiye yerine “ön ödemeyi” yapan düzendir. “Adil Düzen” budur.

Bu düzen halka öğretilmedikçe ve uygulatmadıkça gerçekleştirmemiz gerekmiyor. Bunun için iktidar olmak gerekmez, bir parti iktidar olmadan da bunu rahatlıkla yapabilir.

 

YN- Borç batağı bizi ABD’nin büyük Ortadoğu işgali ile karşı karşıya bırakabilir. (s. 28)

SK- Türkiye borç batağına bunun için sürüklenmiştir.

1950’ye kadar dış borçlar ödenmiş, yabancı sermaye Türkiye’den kovulmuştu. Tam borçsuz yaşayacak durma gelmiştik ki, yeniden borçlanmaya başladık!..

Bu millet İstiklâl Savaşı’nı borçsuz yaptı. Bu millet II. Dünya Savaşı’nı borçsuz atlattı.

Bu millet efendi iken birden yeniden köle yapıldı. Şimdi yeniden borç batağındayız.

Bu siyaset DP siyasetidir. AK Parti de bu batak siyasetin sağlam takipçisidir.

 

YN- Büyük Ortadoğu Projesine (BOP) destek vermeli miyiz? (s. 28)

SK- Büyük Ortadoğu Projesi Türkiye’yi yıkmak için Avrupa Birliği’ne zorlamak amacıyla ortaya atılmıştır. Gelin, ya Türkiye’yi paylaşalım, yoksa ben (ABD=Tekel Sermaye) Müslümanlarla bir olur, seni boğarız. Büyük Ortadoğu’ya ABD yani tekel sermaye kesinlikle razı olmaz.

Geleceğin dünyasıAdil Düzen”i kabul eden Müslüman ve Hıristiyan devletlerinin işbirliği ile gerçekleşecektir. Türkiye tarafsız ve bağımsız kalmalı, “Adil Düzen”i ile bütün dünyada barışçı rol oynamalıdır.

Avrupa Birliği’ne girmek ne kadar tehlikeli ise; Büyük Ortadoğu Projesi de o kadar tehlikelidir.

 

YN- Büyük Ortadoğu Projesi desteklenmezse sistem dışı kaynakla Türkiye ekonomik olarak çökertilir. (s. 29)

SK- Türk ekonomisi halk ekonomisidir. Finans oyunları ile artık Türkiye çökertilemez. Türk ekonomisi kendisini yenileyebiliyor.

Tehlike, dış borç ve siyasi baskı ile askeri mağlubiyet olmaktadır. Onun için tarafsız kalmalıyız, ordumuzu güçlendirmeliyiz. Dış borçları hemen tasfiye etmeliyiz. Ülke içinde “Adil Düzen”i kurmalıyız.

Demek ki siyasetimiz bellidir:

  1. Tarafsız Türkiye.
  2. Güçlü Ordu.
  3. Adil Düzen.
  4. Dış borçları tasfiye.

Bu hususlarda anlaşanlar iktidara talip olabilirler. Parti içinde anlaşma şartı yoktur. Kimler anlaşırsa hükümeti onlar kurar. Partilerden isteyenler katılır, istemeyenler katılmaz.

 

YN- Dinci iktidar böyle bir krizi aşamaz. (s. 29)

SK- Dinsiz iktidar ise hiç aşamaz.

Türkiye’de dini doğru anlamak ve anlatmak ayrı şeydir, din düşmanlığı veya dini terk ayrı şeydir.

“Din” demek “Allah” demektir. Allah’ın dışında hiçbir güç Türkiye’yi kurtaramaz. “Din” deyince “silm” demektir, “barış” demektir. Din Hz. Adem’den beri gelen bir inançtır ve hep o muzaffer olmuştur. Bugünkü uygarlık onun eseridir. Mikropların değil, yıkıcıların değil; yapıcıların eseridir. Dine saldıranlar ellerini ateşe sokmuş olurlar. Bâtıl da olsa dinde zorlama yoktur. İsteyen onu istismar edebilir.

Lâiklik demek, bir şey dinî olduğu için öncelik tanımaz, olmadığı için de atılmaz.

İktidarın dinci veya dinsiz olması onun iktidarına ne güç katar, ne de düşürür.

Ben dindarım ve dinciyim. Ben her şeyi Allah için yaparım. Ama karşımdakinin dindar veya dinci olup olmamamsına karışmam. Eğer birileri benim dinime karışacaksa, inançlarıma “istismar” deyip dinde baskı yapacaksa, onlara diyeceğim ki; “Senin yolun senin, benim yolum benim olsun.”

 

YN- Kendi dilleri ile ibadet hakkı vermeyenler devlet televizyonlarında çok dil boy gösterdi. (s. 29)

SK- Aşiret dili vardır, bu müşahhas konuşma dilidir. İnsanlığın ortak yazıları bu dille öğrenilir.

Dört çeşit yazı vardır. Arapça hareke yazsı, Lâtince harf yazısı, Çince hece yazısı ve trafik ile matematikte kullanılan şekil yazısı. Herkes bu dört yazıyı öğrenmelidir.

Bucaklar (kabileler.) yazı dilini kullanırlar. Seçtikleri bir yazı ile kendi dillerini yazarlar İlk öğrenim bu dille yapılır. İller (şa’bler) sanat dilini kullanırlar. Duygularını onunla ifade ederler. Orta öğrenim bu dille yapılır. Uluslar (kavimler) hukuk dilini kullanırlar. Hakemlerin yorumu ile hükümleri içerir. Yüksek öğrenim bu dille yapılır. İnsanlık (millet) ilim dilini kullanır, alimler onu tahdit edip oluştururlar.

İki ilim dili vardır, Lâtince ve Arapça.

Devlet bir şeyi öğrenmeyi zorlayabilir, ama bir şeyi öğrenmeyi yasaklayamaz. Türkçe bilmek zorunlu kılınabilir, ama başka hiçbir dilin konuşulması, yazılması yasaklanamaz.

Yayın özel sektöre bırakılamaz. Yayın çoklu sistem içinde ilmî dayanışma ortaklıklarının ve dinî dayanışma ortaklıklarının yönetiminde olmalıdır. Matbaa ve bina değil, yazar hür ve bağımsız olmalıdır. Yazarlara devlet maaş ödemeli, onlar istedikleri yayın organında veya televizyonlarda yazmalı ve konuşmalıdır.

 

YN- Devlet televizyonları ile halk televizyonları arasında fark olmamalıdır. (s. 29)

SK- Bir şeyi halk yapıyorsa onu devlet yapmamalıdır; devlet yapıyorsa onu halk yapmamalıdır.

Basın ve yayın organları kooperatifler tarafından işletilmelidir. Herkes bir kooperatife üye olabilmelidir. Devlet kooperatiflere devlet üyeleri sayısınca destek vermelidir. Kooperatifleri yazarlar yönetmelidir. Vergiden muaf olmalı, dağıtımı devlet yapmalı, yazarlara maaşı devlet vermelidir. Devlet medya organlarında beşte bir yer işgal etmeli, kendisi televizyon kurmamalı, gazete çıkarmamalıdır.

 

YN- Yarın Türkiye adını da tartışılır hâle geliriz. (s. 29)

SK- Her ocağın, her bucağın, her ilin, her ülkenin kendi dili vardır. O ülkenin siyasi haklara sahip vatandaşı olabilmek için askerlik yapmak zorunludur. Askerler de millî dil öğrenmek zorundadırlar. Türkçe bilmeyen Türkiye’de siyasi haklara sahip vatandaş olamaz. Ama devlet bir başka dili öğrenmeye mani olamaz.

Türkiye resmi dili Türkçe olan bir devletin toprağıdır. Onu Türk olanlar değil, Türkçe bilenler yönetir ve yaşatır. Midemiz bozabilir diye meyve yemekten uzak kalmayız.

 

YN- Yeni isim teklif edeceklerdir. (s. 30)

SK- “Türkiye” birleştirici isimdir. Malazgirt’i kazanan, İstanbul’u fetheden, Sakarya ve Dumlupınar’da varlığını gösteren bir siyasi oluşum Türkiye Devleti’ni kurmuştur. Onun resmi dilini Türkçe yapmıştır. “Türkiye” adını vermiştir. Bütün devletler böyle kurulmuştur.

Tarihî müktesebat kabul edilmese Amerika kıtasını beyazlar boşaltmalıdırlar.

Bir savaş olur, Türkler mağlup olur, o zaman galipler elbette başka devlet kurarlar, başka ad verebilirler. Kanla kazanılan ancak kanla kaybedilir.

Bu tür endişelerle yasaklar koyamayız, halkın istediği dille konuşmasına mâni olamayız.

 

YN - Siyasal İslâmcılar “kâfir Türkiye Cumhuriyeti” diye “Türk” kelimesini kullanmadılar. (s. 30)

SK- Her insanın köle değilse siyaset yapma hakkı vardır. Hattâ kölenin bile hür olma hakkı vardır ve dolayısıyla onun da potansiyel siyasal hakkı vardır.

Müslüman olanlara siyaset yasağını getirme gücü kimsede yoktur. Ben Müslümanım ve siyasi haklarım vardır. Seçme ve seçilme hakkına sahibim. Bu hakkın sınırı herkes için eşittir. Siyasal solculuk serbesttir, siyasal Avrupacılık serbesttir ama siyasal İslâmcılık yasaktır!

Bu sözler müstevlilere çanak tutan sözlerdir. İslâmcılık da meşrudur ve herkes İslâmcı olabilir.

 

YN- “Türk halkı” İstiklâl Savaşı’na katılanların adıdır. (s. 30)

SK- İstiklâl Savaşı’nda yanımızda yer almış, Lozan’da karşı masada oturmayıp azınlık haklarını almamış, Türkçe bilen, “Türküm” diyen ve askerliği yapan herkes “Türk”tür. Azınlıklar da Türkiye vatandaşıdır. Türkiye’de değişik halklar vardır. Bunlar Türk halklarındadır. Herkes Türk halklarından birine katılabilir, yahut ayrı halk oluşturabilir. Türk olmak için azınlık haklarından vazgeçmek gerekir, Müslüman olmak gerekmez.

 

YN- Azınlıklar yalnız Rum, Ermeni ve Musevilerdir. (s. 30)

SK- Çünkü bunlar Lozan’da dışarıdan hamilere dayandılar. Dışarıda hamileri olanlar azınlıktırlar. Aleviler veya Kürtler bir birlik oluşturur, bir savaşa gider de yeni Lozan’da oturur da onların himayesini kabul edersek azınlık olabilirler. Savaşsız barış anlaşmaları yapma kurnaz Batılıların modelidir. Tarih içinde geçerliliği yoktur. Zaten Aleviler ve Kürtler azınlık hakkı değil; sosyal grup olma hakkını istiyorlar, demokrasiyi istiyorlar, lâikliği istiyorlar, yerinden yönetimi istiyorlar. Bu konularda bizim onlarla bir sorunumuz yoktur.

 

YN- Türkiye Cumhuriyeti Devleti TC kimliğini taşıyanların devletidir. (s. 30)

SK- Bir ülkede aynı dinde olanlar veya aynı ırkta olanlar yaşamayacaktır. Devlet birlikte yaşamak için kurulmuş bir dayanışma ortaklığıdır. Hürriyetler için devlet oluşmuştur. Devletlerin hürriyetleri kısma yetkileri yoktur. Vergisini veriyorsa, askerlik yapıyor veya bedel ödüyorsa, o kimse Türk vatandaşıdır. Devlette eşitlik içinde yaşamak ve yararlanmak hakkı vardır.

Askerlik seçmelidir. İsteyenler bedenen katılırlar, isteyenler bedel öderler. Bedel ödeyenlerin devlette sadece siyasi hakları yoktur. İlmî, dinî ve meslekî hakları diğerlerinden farksız olduğu gibi; il ve bucaklar içinde de siyasi hakları vardır. Her zaman askerlik yapıp siyasi haklara sahip olurlar. Kadınlar askerlik yapmazlar, bedel ödemezler. İsteyenler siyasi haklara sahip olurlar.

Hiçbir sorun geçiştirme ile çözülemez.

 

*

 

YN- SİVİL TOPLUM GÜÇLERİ VEYA KUVAYİ MİLLİYE (s. 31)

SK- Belirsiz, tanımsız kavramları savunma veya dayanma, balık avcıları için suları bulandırmadan başka bir şey değildir. Türkiye’de sivil toplum tanımlanmamıştır.

Sivil toplum kimlerdir?

  1. Siyasi partiler Türkiye’de gerçekten sivil toplumdur, belki de yegane sivil toplumdur.
  2. Sendikalar ve odalar. Bunlar sivil toplum olamamaktadırlar. Bunun iki sebebi vardır. Biri, tekeldirler. Diğeri ise, yöneticiler demokratik şekilde oluşmuyor. Tek parti yönetiminin kalıntıları olan bu kuruluşlar meslek sahiplerine sadece yüktür. Mühendisler odası komünistlik yapar, barolar başörtülü hanımları mahkemeye girmekten alıkoyar, bir de aidat alır! Bunlar halkımızı ve milletimizi değil, dış güçleri temsil ederler.
  3. Bunun yanında TÜSİAD ve MÜSİAD gibi sivil kuruluşlar vardır. Dışa entegre olan bu kuruluşların kendilerini kabul ettirme dışında hiçbir yararlı işleri yoktur. Bunlara ülkeyi teslim etmek demek, ülkeyi sermayeye satmak demektir.
  4. Türkiye’de halkımızı temsil eden sivil toplum kuruluşları vardır. Tarikatlar, Nurcular, cami dernekleri, okul aile birlikleri... Ne var ki, bunlar ya illegal kuruluşlardır, ya da yazılı gayelerinin dışında amaçları vardır.

Sivil toplum kuruluşlarının ortaya çıkması ve gerçekten temsil edilmeleri için onların legal bir şekilde temsil edilmeleri gerekir. Türkiye’de hâlâ siyasi partiler dışında tekli sistem devam ediyor.

Tarikatlar yasak, tevhidi tedrisat duruyor, odalar monopol. Bu sebepledir ki siyasi organizasyon ve kooperatifleşme dışında hareket imkânımız yoktur. Sivil toplum olarak siyasi partileri ve kredi almayan halk kooperatiflerini kastedebiliriz. Geri kalanlar sivil toplum güçleri değil, sömürge toplum güçleridir.

 

YN- Sevr’e karşı Kuvayi Milliye dememiz kaçınılmazdır. (s. 31)

SK- Evet, “Kuvva-yı Milliye”ye ihtiyacımız vardır. Ancak Kuvva-yı Milliye nasıl oluştu?

  1. Din adamlarımız teslimiyeti kabul etmedi. Direndi. Bugün onun yerini siyasi partiler alabilir. Çünkü bugün bağımsız din adamlarımız yoktur.
  2. Esnaf din adamlarını mâlen destekledi. Bugün onun yerini yine esnaf alacaktır. Partileri destekleyeceklerdir. Nitekim Refah Partisi’ni ve AK Parti’yi desteklediler.
  3. Çeteler, dağa çıkan eşkıyalar din adamlarının emrine girdi ve Kuvva-yı Milliye’yi oluşturdu. Bugün de kuracağımız kooperatifler ekonominin çetesi olacaklardır. Kapkaççılıktan düzene döneceklerdir.
  4. Askerler, komutanlar Kuvva-yı Milliye’nin başına geçtiler ve ülke kurtuldu. Bugün emeklilerden oluşan askerler kadrosu bu işi başaracaktır. Emekli askerler ve siviller bu partilerde ve kooperatiflerde yer alacaklardır. Dış borçları halk olarak ödediğimiz gün istiklâlimizi kazanmış olacağız.

 

YN- Başına çuval geçirilen IMF’li Türkiye Sevr’in eşiğindedir. (s. 31)

SK- Türkiye 12 yıl savaşmış ve 12 milyonla savaştan çıkmış mecalsiz bir ülke idi. Oyalama siyaseti ile bugün 80 yıldır savaş görmemiş 70 milyonluk bir Türkiye var.