TEKASÜR SURESİ TEFSİRİ(102.sure)
Süleyman Karagülle
1341 Okunma
TEKASÜR 1-8-97.SEMNER-09ŞUBAT2001

KUR’AN MATEMATİĞİ                                                                 Üsküdar/ İstanbul, 09 ŞUBAT 2001 CUMA

97. SEMİNER NOTLARI                                                                                    

TEKASUR SURESİ

SORUMLULUK

بسم الله الرحمن الرحمن

الهكم التكاثر(1) حتى زرتم المقابر(2) كلا سوف تعلمون(3) ثم كلا سوف تعلمون(4)

كلا لو تعلمون علم اليقين(5) لترون الجحيم (6) ثم لترونها عين اليقين(7)

ثم لتسئلن يومئذ عن النعيم(8)

1-2) Tekâsur sizi makberleri ziyaret etmenize kadar ilha etti. 3) Kella, ileride ilmedeceksiniz.

4) Sonra kella ileride ilmedeceksiniz. 5--6) Kella, yakının ilmi ile ilmetmiş olsaydınız, cahimi re’yederdiniz. 7) Sonra onu yekının aynı ile re’yedeceksiniz.

8) Sonra olyevm naımden sual olunacaksınız.

1-2) Çokluk yarışı, ölülerin yattıkları yerleri dolaşmanıza dek sizi oyaladı. 3) Evet, ileride bileceksiniz. 4) Sonra ileride yine bileceksiniz. 5-6) Evet, kanıt bilgisiyle bilseydiniz  pişme yerini görürdünüz. 7) Sonra onu kanıt gözüyle görecekseniz.

8) Sonra da o gün iyiliklerden sorulacaksınız.

(TEKÂSÜR(102);1-8)

 

الهكم Lahv: Bir çalgının adıdır. Çalgı insanın bedenindeki hücreleri titreştirir. Bu beyne intikal eder ve insan bundan hoşlanır. İnsanı meşgul ederek ve oyalayarak sıkıntıları hissetmez hâle getirir. Başka bir tabirle ağrısını keser. Bu başlangıçta hoştur. Ancak bunun üzerine beden hastalığı tedavi etmekten vazgeçer ve iyileşmesini önler. Burada insanların çokluk yarışı ile oyalandıkları ve yarı uyuştukları belirtilmektedir.

التكاثر Tekasur: Kesr, normal “s” ile kırık demektir. Camın kırılması bu kelime ile ifade edilir. Kesr, peltek “s” ile dağılan cam parçaları demektir. Burada insanların hep ‘benim daha çok olsun’ yarışı içinde olduğunu ifade ediyor. “Tefaul” bâbı çoklu yarıştır. Burada hem fiilin kökünde hem de fiilin kalıbında çokluk yarışı vardır.

حتى Hattâ: Son hedef, son gaye anlamındadır. Sonuna kadar demektir.

زرتم Zurtum: Ziyaret, seyr gibi dolaşmak anlamındadır. “Seyr” ‘seyl’den, “zeyr” de gölgeden gelir. Gölgenin hareketine benzetilerek ziyaret etmek anlamını almıştır. Burada ziyaret gerçek anlamda değildir. Çünkü kabir de çoğul, ziyaret de çoğuldur. Herkes kendi kabrini ziyaret etmiş olur. Bu ise mümkün değildir. Öyleyse ziyaretten maksat ölümdür.

المقابر Kabir: Mezar demektir. Ölünün gömüldüğü yer demektir. Hafir, kâfir, ğafur kelimeleri ile akrabalığı vardır. Makber, ism-i mekân olarak mezar demektir. Siz mezara varıncaya kadar çokluk yarışı içindesiniz. Ben çok bileyim, herkesi geçeyim. Ben çok sevileyim, herkesten fazla sevenim olsun. Benim çok malım olsun, zengin olayım. Benim makamım yüce olsun, herkes benden korksun gibi çokluk yarışı içindesiniz. İnsanlar Allah rızası için çalışırlarsa sorunları yoktur. Allah’a inanmayanlar ise çokluk yarışı içindedirler, sıkıntılı günler yaşarlar. Oysa mü’minlerin tek derdi var, oda Allah’ın rızası.

كلا KelLA: “Kâne LA”dan dönüşmüştür. “Olmadı. Öyle değil. Hatadasınız. Yanılıyorsunuz.” demektir. Sonra “K” düşmüş, çift “Lam” teke dönüşmüş, “ELA” olmuş. O da uyandırma edatıdır. “Hey, uyan!” demektir.

سوف SaVFa: Safa, sert taş demektir. Savf, parlaklığı ifade eder. Sonraları kılıç ve yaz anlamlarında kullanılmıştır “Sin” ile “sevfe” ileride anlamını ifade etmektedir. “S” ise yakın anlamındadır. Yaz beklendiği gibi gelecek de beklenmektedir.

تعلمون Ta’lemûn: İlmetmek, bilmek demektir. Öğrenmek demektir. Dağın sivri tepesidir. Onunla biz çölde yerimizi tayin ederiz. İleride öğreneceğimizi bildiriyor. Bu yarışın ne kadar boş olduğunu öğreneceğiz diyor. Bu öğrenme bizim dünyada öğrenmemizdir. Çalışır, çabalar, birşeyler elde ettiğimizi zanneder, yarışı kazandığımızı, daha çok bilgi, daha çok sevgi, daha çok mal ve daha çok etki kazandığımızı zannettiğimiz an hepsinin boş olduğunu daha bu dünya hayatında görürüz. Umduğumuz dağlara kar yağar. Beklemediğimiz insanlardan beklemediğimiz davranışlarla karşılaşırız.

 ثمSumme: Sonra demektir. Yani zaman geçtikçe anlamındadır. “Va Va Va”lerden dönüşmüştür. Son “va”ler “m”ler olmuştur. Baştaki “Va” “S”ye dönüşmüş, “va”den dönüşme işareti olarak “sü” olmuştur. “Nasartu”daki “T” de böyledir. Burada âhirette öğreneceksiniz demektir. Demek ki, gereksiz çokluk yarışı dünyada da âhirette de boştur ve biz bunu öğreneceğiz.

اليقين YaQIN: Vıka, sert cidarlı kap demektir. Vıga ise yumuşak cidarlı kap demektir. VaQY, böyle sağlam kaba koydu demektir. VaQN sonra “YQN”ye dönüşmüş ve içine yerleşmiş anlamındadır. Bir fikir düşünce içine girer de yerleşirse, oturursa “YaQIN” olur. Yakının ilmiyle bilseydiniz cehimi görürdünüz. Bunu bilmediğiniz için göremiyorsunuz. Yakının ilmi demek, dört boyutlu uzayın ilmi demektir. Eğer biz dört boyut içine çıksak cennet ve cehennemi şimdi görürdük. Bu görüş bu dünyadaki görüştür. Yani bu dünyada da görmek mümkündür.

الجحيم CAHIM: Ekmek veya yemek fırınıdır. Cehennem ise tuğla fırınıdır. İnsanlar dünyaya eğitilmeleri için getirilmişlerdir. Daha üstün olan cennet hayatına uyabilmeleri için belli eğitimi almış olmaları gerekir. İmtihanı kazananlar cennete gidecekler. Sınıfta kalanlar ise daha zor bir eğitimden geçirilecek, yani fırınlarda pişirilip ondan sonra istihkak ederlerse cennete gönderileceklerdir demektir.

لترون Ra’yetmek demek; kavramak, bilmek demektir. Tasavvur etmek demektir. Bir şeyi iki türlü görürsünüz. Biri, gözün önünde o şey gelir görüsün, bu gözle görmedir. Diğeri, gözün önüne getirip düşünürsünüz, o da ilimle görmedir. Bu dünyada ateş ilimle görülür, âhirette ise gözle görülür.

عين Göz: Bizim görme aracımızdır. Varlıkları sıraya bağlı olmadan gösterir. Kulak ise kavramları sıraya dizerek anlatır.

ثم Sümme: Burada bir sümme daha kullanılmıştır. Dirildiğimiz zaman gözlerimizle cennet ve cehennemi göreceğiz. Sonra da sorguya çekileceğiz.

سئل SaELa: SEHL’den gelir, ova demektir. Kolay kazanmaya dilenme, kolay öğrenme anlamında sual masdarı vardır. Kolay öğrenmede sual anlamı vardır. Zamanla bu hesap verme anlamındadır. Yaptıklarının hesabını verme, sorguya çekilme anlamını taşımaktadır.

عن GaN: Kişinin sorumluluğunu ifade eder. Soru sorarsanız cevap verir. Onun bu cevaptan kazancı veya kaybı yoktur. Oysa soruşturmada suçlama vardır. Savunur beraat edersiniz veya kendinizi savunamaz cezalanırsınız.

النعيم Nagıym: “Negam”den gelir. Negam deve, inek, koyun gibi eti yenen ve geviş getiren çift parmaklı hayvanlardır. Sonra bütün yiyeceklere isim olmuştur. Sonra da bütün iyilikler için kullanılır olmuştur. Rahmet, daha çok mânevi nimettir. Nimet ise daha çok maddi rahmettir.

يومئذ Yavme İzin: “Yevmeizin” kelimesi ile âhiret günü kastediliyor. Burada açıkça ifade edilmiştir. Demek “sümme”den önce o gün daha sonra sorguya çekileceksiniz deniyor. Buradan şu sonuca varıyoruz. Haşir günü yani dirilme günü birden olacaktır. Aynı günde bütün insanlar toplanacaklardır. Öldükten sonra geçen zaman herkes için farklı olacaktır. Kiminin ruhu ışık hızına yakın bir hızla hareket ettirilerek yarım günde bu geçiş zamanını katedecektir. Kimi de yavaş hızla hatta negatif hızla çok uzun zaman kabirde kalmış olacaktır. Bunlar bugün izafiyet nazariyesi ile çok kolay anlaşılır hal almıştır. Sonra insanlar sorguya çekilecek, hesap verenler cennete sevk edilecektir. Şehitlerin, Allah yolunda ölenlerin, öldürenlerin değil ölenlerin tüm günahları affedileceği için hemen cennete gönderilecek, kimi de cehenneme gönderilip orada ıslah edildikten sonra gönderilecek. Cehennemde çok uzun zaman, sonsuz kadar uzun zaman kalabilirler.

Burada sorguya çeklime hem başta “la” hem de sonra “enne” ile te’kid edilmiştir. Kimse hesap vermekten uzak kalmayacaktır. “Nimetlerden sorulacaksınız” deniyor.

Bu sûrede ne anlatılıyor? Tüm Kur’an’ın getirdikleri bu son âyette saklıdır. İnsanın sahip olduğu bir çok nimetler vardır. Bunlar hatırlanmalıdır:

  1. Allah insana göz, kulak, el, ayak vermiştir. Sağlık vermiştir. Güç vermiştir. Bunu ona bedava vermedi. Onları kullansın, bir iş yapsın diye vermiştir. İnsanın görevi olduğu için Allah onu yaratmıştır. Görevine yetecek kadar da ona güç vermiştir.
  2. Allah insana akıl vermiştir. “Beden” yapma gücü ise; “akıl” da ne yapması gerektiğini bildiren güçtür. Bunu da yine görevli kıldığı insana görevini yapması için vermiştir.
  3. Allah maddi çevre yaratmış ve emrimize vermiştir. Mâlik olduğumuz mallar ve yerler hep emrimizdedir. Onları yerli yerinde kullanmakla yükümlüyüz.
  4. Allah insanlardan oluşmuş bir çevre vermiştir. Ona göre hareket etmeliyiz. Mesela, birisinden bir şey istediğimiz zaman bize verecekse ve biz de onunla görevimizi yapabileceksek onu istememiz gerekir.

Allah diyor ki; Allah âhirette bu nimetlerin hepsinin hesabını sizden isteyecektir. Bedenini, aklını, maddi varlığını ve sosyal varlığını ne yaptın? Nasıl kullandın? Değerlendirdin mi? Görevini yaptın mı? Sen de teker teker, saniye saniye hesap vermek zorunda olacaksın. Kur’an bize bunu söylüyor.

O halde ne yapacağız? Ne yapıyoruz?

  1. Sağlığımızın elverdiği nisbette bedenimizi Allah yolunda O’nun emrettiği işlerde harcamaya çalışacağız. Boş bir saniyemiz bile geçmemelidir. Çünkü her nefes alış ve verişten sorumluyuz.
  2. Her işimizi içtihada dayandırmalıyız. Yani her an ne yapmamız gerektiğini düşünerek, araştırarak davranmamız gerekiyor. Yoksa nefesimizin hesabını veremeyiz.
  3. Maddi imkanlarımızı harekete geçirmeliyiz, âtıl tutmamalıyız. Maddi imkanlar bizim değildir, Allah’ındır. Onu O’nun uğruna harcamalıyız. Tabii ki çocuklarımız için harcamak da Allah için harcamaktır. Kazanmak için harcamak da Allah için harcamaktır. Hedefiniz zekât vermek olacaktır.
  4. Sosyal ilişkilerden dolayı çevremiz oluşmuştur. Onlarla işbirliği etmek, onlarla yardımlaşmak, onlarla dayanışma içine girmek de bizim görevimizdir.

Hâsılı, son nefesimize kadar faal olmamız gerekmektedir. Bu sûrenin son ayeti bunu bildiriyor.

İşte onun için her hafta burada toplanıyor ve birbirimize hesap veriyoruz.

 

Yazan ve Anlatan: SÜLEYMAN KARAGÜLLE

Yayına Hazırlayan: REŞAT NURİ EROL

 

 

 

 


TEKASÜR SURESİ TEFSİRİ(102.sure)
1-TEKASÜR 1-8-97.SEMNER-09ŞUBAT2001
1341 Okunma