TEKVİR SURESİ TEFSİRİ(81.sure)
Süleyman Karagülle
1631 Okunma
TEKVİR 1-14 AYETLER-456-457SEMNER26/4-03/05-2008

TEKVİR SURESİ

 

456.SEMNER VE 457.SEMNER 26.04-03.05-2008

***

 

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

إِذَا الشَّمْسُ كُوِّرَتْ(1) وَإِذَا النُّجُومُ انكَدَرَتْ(2) وَإِذَا الْجِبَالُ سُيِّرَتْ(3) وَإِذَا الْعِشَارُ عُطِّلَتْ(4) وَإِذَا الْوُحُوشُ حُشِرَتْ(5) وَإِذَا الْبِحَارُ سُجِّرَتْ(6) وَإِذَا النُّفُوسُ زُوِّجَتْ(7) وَإِذَا الْمَوْءُودَةُ سُئِلَتْ(8) بِأَيِّ ذَنْبٍ قُتِلَتْ(9) وَإِذَا الصُّحُفُ نُشِرَتْ(10) وَإِذَا السَّمَاءُ كُشِطَتْ(11) وَإِذَا الْجَحِيمُ سُعِّرَتْ(12) وَإِذَا الْجَنَّةُ أُزْلِفَتْ(13) عَلِمَتْ نَفْسٌ مَا أَحْضَرَتْ(14)

فَلَا أُقْسِمُ بِالْخُنَّسِ(15)الْجَوَارِي الْكُنَّسِ(16)وَاللَّيْلِ إِذَا عَسْعَسَ(17)وَالصُّبْحِ إِذَا تَنَفَّسَ(18)إِنَّهُ لَقَوْلُ رَسُولٍ كَرِيمٍ(19)ذِي قُوَّةٍ عِنْدَ ذِي الْعَرْشِ مَكِينٍ(20)مُطَاعٍ ثَمَّ أَمِينٍ(21)وَمَا صَاحِبُكُمْ بِمَجْنُونٍ(22)وَلَقَدْ رَآهُ بِالْأُفُقِ الْمُبِينِ(23)وَمَا هُوَ عَلَى الْغَيْبِ بِضَنِينٍ(24)وَمَا هُوَ بِقَوْلِ شَيْطَانٍ رَجِيمٍ(25)فَأَيْنَ تَذْهَبُونَ(26)إِنْ هُوَ إِلَّا ذِكْرٌ لِلْعَالَمِينَ(27)لِمَنْ شَاءَ مِنْكُمْ أَنْ يَسْتَقِيمَ(28) وَمَا تَشَاءُونَ إِلَّا أَنْ يَشَاءَ اللَّهُ رَبُّ الْعَالَمِينَ(29)

إِذَا الشَّمْسُ كُوِّرَتْ (EiÜav elŞaMSu KuvVıRaT)  “Şems tekvir edildiğinde.”

Kevr” kelimesinin kökü küredir. Sarık demektir. Küre kelimesi Türkçede kürenin içini de alır, Arapçada ise kürenin yalnız yüzeyini içine alır. Kur’an’da bu kök ile bir de gece gündüz üzerine tekvir eder ve neharı leyle tekvir eder denmektedir.

Burada madde olarak anlarsak; madde enerjiyi kaplar, enerji maddeyi kaplar anlamı çıkar. Diğer taraftan leyli nehar içine ilca eder, neharı da leyl içine ilca eder. Gece ile gündüz arasında veya madde ile enerji arasında ikili ilişki mevcuttur demektir. Gece gündüzün içine girer, gündüz gecenin içine girer. Gece gündüzü sarar, gündüz de geceyi sarar.

Yer yuvarlaktır. Yarısı gündüzdür, yarısı gecedir. Birbirinin içindedirler. Ayrıca gece gündüzü küçültür veya gündüz geceyi küçültür. Onun sahasına girer demektir.

Tamamen gece ile gündüzü tasvir etmektedir. Leyl neharı geçmede ise en büyük hızın ışık hızı olduğu ifade edilmiş olur. O takdirde ilca etmek, enerjinin maddeye maddenin enerjiye dönüşmesini ifade etmiş olmaktadır. Tekvir de enerji ile maddenin birbirinden ayrılamayacağını anlatmaktadır. Çekirdek içi olaylar ile molekül içi olaylar anlatılır. Molekülde hız elektronu sarmıştır. Çekirdekte ise elektron hızı sarmıştır. Bu husus fazla aydınlanmış değildir. Başka bir ifade ile potansiyel enerjide leyl neharı sarmıştır. Kinetik enerjide ise nehar leyli sarmıştır. Bu ilcadan farklıdır.

Bu açıklamalarımızdan sonra âyetimize geçelim.

“Şems tekvir olunduğunda” denmektedir. Şems kabuğunu bağladığında anlamındadır. Şimdi güneşte hidrojen yanıyor, enerji meydana geliyor. Hidrojen bittiğinde güneş genişleyecek ve yeryüzünü de içine alacaktır. Burada altın, gümüş, bakır, kurşun oluşacak. Sonra soğuyacak ve küçülecek. Bu sefer bunlar parçalanarak enerji verecektir. Sonra da soğuyarak güneş yer gibi kabuk bağlayacaktır. Böylece kâinatın ölümüne doğru yaklaşılmış olacaktır. Güneş baştan gaz iken, hidrojen gazı iken, çekim kuvveti ile sıkıştı. Basınç arttı. Sıcaklık arttı. Hidrojen yanmaya başladı. Çevreye ışık yaydı. Işık basıncı sabit tutarak helyumun aynı kararlılıkla yanmasını sağlıyor.

Tekvir yakıt bittiği zaman başlayacak. Güneşin sönmesini anlatmaktadır.  

وَإِذَا النُّجُومُ انكَدَرَتْ (Va EiÜan elNUCuMu İnKaDaRaT)  “Nücum inkidar ettiğinde.”

Atıf “Ve” harfi ile yapılmaktadır. O halde bunların sırası sözkonusu olmadığı gibi beraber oluşması da şart değildir. Bununla beraber sıralamasında bir hikmet olmalıdır. “İza”nın tekrarı aynı zamanda olmadığının işaretidir. Bununla beraber sonunda “Fa” harfi getirilmeden bir tek haber ifade etmektedir. Değişim zamanındaki olaylar bizi bir sonuca götürmektedir. Bu da “Fa” harfi getirilmediği için bir defa için ifade edilmiş bulunmaktadır.

Necm” parça demektir. Parlak olarak görünen ama ziyası kendisine ait olmayan gökteki cisimlere “necm” denir. Uçak, helikopter, kuyruklu yıldız, gezegenler birer necmdir.  Burada marife geldiği için bunlar gezegenlerdir.

Gezegenler on tanedir. Yerle beraber ikisi güneş ile yer arasındadır. Geri kalanları güneşe göre üstümüzdedirler. Sıralanışı Bod dizisine göredir. Yer ile güneş arası mesafe eğer 10 kabul edilirse; güneşin yarıçapı 1, birinci gezegeninki 1+3=4, ikinci gezegeninki 4+3=7,  yerin 7+3=10 mesafesindedirler. Bundan sonra ise üçer üçer artmaz, üçün katları kadar artar. Dördüncü gezegen 10+2*3=16, beşinci gezegen 16+4*3=28, altıncı gezegen 28+8*3=52, yedinci gezegen 52+16*3=100, sekizinci gezegen 100+ 32*3=196.

Bundan sonra arada 3*100=300’lük bir gezegen vardır; dokuzuncudur. Sonuncu gezegen 196+64*3=388 onuncu gezegendir. Bu gezegenlerde 10, 100 ve 300 var. İkili sistem hakimdir. Dış gezegenler 7’dir. 3+7=10 eder. 2*5=10 eder. Demek ki onlu sistemdir. Gezegenlerin dağılması aynı zamanda onlu sistem içindedir. Güneşin yakıtı tükendiği zaman genişleyerek gezegenleri kaplaması “inkederat” ile ifade edilmiştir.

İnkidar etme” demek, bulanık suda veya yağda dibe çökme demektir.

Güneş genişlemeye başlayınca aynı zamanda soğumaya başlayacaktır. Gezegenleri gaz kaplayacak, helyum kaplayacak. Gezegenler sürtünmeden hızlarını kaybederek merkeze, güneşin merkezine çökeceklerdir. Tıpkı tortuların çökmesi gibi.

Kur’an işte bu âyetle güneşin genişlemesi hâlinde gezegenlerin durumunu anlatmaktadır.

وَإِذَا الْجِبَالُ سُيِّرَتْ (Va EiÜav eL CıBALu SuyYiRaT)  “Dağlar seyr ettirildiğinde.”

Güneş genişleyince yeryüzü ısınacaktır. Mağma tabakası dağılacak, kazıklar şeklinde olan dağlar güneşin merkezine doğru ayrı ayrı yüzmeğe başlayacaklardır. Dağlar kendi güçleriyle değil, güneşin çekim kuvveti ile merkeze doğru sürükleneceklerdir. Dağların kazıklar şeklinde olduğu başka âyetlerde ifade edilmiştir. Bugünkü jeoloji ilmi bunu onaylamıştır.

Cibal” “cebel”in çoğuludur. “Cebel” her çeşit dağdır. Marife gelmiştir. Bugün mevcut olan yeryüzündeki dağlardır. Yahut istiğrak için gelmiştir.

Seyretmek” yürümek demektir. Sürtünme olduğu için yavaş yavaş merkeze gideceklerdir. Bulanık suyun durulmasına benzeyen bir şekilde çökme olacaktır.  

وَإِذَا الْعِشَارُ عُطِّلَتْ (Va EiÜav eLGıŞARu GuoOıLaT)  “Işar ta’til edildiği zaman.”

Aşara” mastarı onlu hâle gelmek demektir. On yaşındaki deveye “aşar” denmektedir yahut on yavru doğurana denmektedir. Cemi/çoğulu “ışar” gelir, onluklar demektir.

Kâinatta her şey çift yaratılmıştır ama aynı zamanda onluktur. Kromozomlardaki helis sayısı on kadardır. On basamak sonra aynı hizaya gelirler. Birçok çiçeklerin taç ve çanak yaprakları beşlidir. Yıldız kestanesinin kolları beşlidir. İncir yaprağı gibi birçok bitkilerin yaprakları beşlidir. Bizim parmaklarımız da beş çifttir.

Arapçadaki sayılar onlu sisteme göre oluşmuştur. Onun katları kurallı çoğulla çoğaltılmıştır. Cemi kesret ondan başlar.

Işret” birlikte yaşamak, birlikte geçinmek anlamındadır. “Ma’şer” onlanmış demektir. “Maaşır” onlanmışlar demektir. Gezegenlerin de onlu sistem içinde dizildiklerini anlatmıştık. İşte o zaman tüm onlu sistem ortadan kalkar. Güneşin büyümesi ile sistem çöker, canlılar yok olur ve onlu her şey dağılmış olur.

Ta’til etmek” demek, ara vermek demek, hareketi durdurmak demektir. Biz hafta tatillerini bu kelim ile ifade ediyoruz. ‘Onluklar yok oluyor’ demiyor da, “tatil edildiği zaman” diyor. Demek ki âhirette yine onlu sistem geri gelecektir demektir, tatil bitecek demektir.

Kâinatı tesadüfe bağlayan kimselere en büyük darbeyi bu standart sayılar vurmuştur.  Standart sayıların ihtimaliyat içinde hiçbir ayrıcalığı yoktur. O halde tesadüflerle standart sayılar izah edilemez. Ama mantıki oluşmada standart sayıların büyük özelliği vardır. Birincisi, basit sayılardan seçilmelidir. İki, asal sayılardan seçilmelidir. 2, 3, 5 ve 7’dir. Dört tanedir. Beşincisi ise 2*5=3+7=10’dur. Elin beş parmağı gibi beş sayı. İşte kâinat da bu sayılar üzerinde oturmuştur. On hepsinin toplamıdır. Onlu sayı sistemi en kolay hesap yapılabilen sayıdır. Bugün artık bütün dünya bunu kullanmaktadır. Bu sayı içinde sıfır çok önemli rol oynar, sonsuz da onunla tanımlanmaktadır.

وَإِذَا الْوُحُوشُ حُشِرَتْ (Va EiÜav eLVuXUvŞu XuŞıRaT)  “Vahşiler haşr olunduğunda.”

Yayın veya okun insan tarafına “üns”, karşı tarafına “vahş” denir. Ehlileşmiş hayvanlar vardır, vahşi hayvanlar vardır. Vahşi insanlar da olabilir. Burada vahşiler haşr olunduğunda ifadesine verebileceğimiz manâ şudur. O günler yaklaşınca teröristler o kadar azarlar ki, artık o dönemde her yerde onlar görülür.

Haşr olmak” bir yerde toplanmak demektir, ortalığı doldurmak demektir. Yeryüzü insanların vahşileri ile dolacaktır demek olur. Hayvanların vahşileri ile dolacak anlamına da gelebilir. Bugün vahşi hayvanları koruma modası çıkmıştır. Köylerimizde ayılar insanların bahçelerine giriyor, hayvanlarını parçalıyor, tarım arazilerini tarumar ediyor ama ayıları öldürmek yasak!

Bu mantığın bir başka uygulaması da, teröristlerin öldürülmesi yasak! İdam cezası kaldırılmıştır, öldüreni öldüremezsiniz! Böylece yeryüzü teröristlerle dolmaktadır.

Canavarları öldürmek yasak, savunma silahı taşımak yasak, terörist öldürmek yasak!

Bu mantık nerden gelmiş?

İşte Kur’an bu mantığın geleceğini haber vermiştir.

Bu çarpık mantık anlayışı gelecek olan “Adil Düzen”le düzelecektir. Kasten öldüren öldürülür. Teröristin affı da caiz değildir. Canavarlar da öldürülür. Herkes silah taşır ve kendisini savunur. Silahını kötü kullanan mahkeme tarafından mahkum edilir. Hukuk düzeni budur. Batı hukuk düzenini öğrenmiştir ama anlayamamıştır.

Tekrar edelim. Hukuk düzeni demek ne demektir? Baliğ ve akil olan kimsenin suç işlemesine mâni olunmaz, ancak suç işlediği zaman cezası verilir. Bundan dolayıdır ki kişi sorumludur. Polis sokakta olay çıkaran kimseye mâni olmaz. Tesbit edilir, sonra teslim olması için çağrı yapılır. Teslim olmazsa hukuk onu korumaz. Öldüren aleyhine dava açılamaz. Tehlike devam ederse öldürene ödül konur. İşte hukuk düzeni budur.

Bununla beraber hukuk düzeninin geçmediği yerler de vardır.

  1. Küçük çocuklarda hukuk düzeni geçmez. Anne babası o suç işlemeden önce önlemleri alır. Bu sebepledir ki bunlar çocukları üzerinde zorlamaya yetkilidirler.
  2. Akıl hastaları da böyledir. Bunların vekilleri gerekli tedbirleri alarak akıl hastalarının suç işlemelerini önlerler.
  3. Kötü yollara düşeceği mahkeme kararı ile sabit olan kadınların velileri de mahkemenin verdiği yetkilerle gerekli tedbirleri alırlar. Erkekler ise sürülürler. Onlar korunmazlar.
  4. Askerlikte hukuk düzeni yoktur. Komutanlar gerekli tedbirleri alırlar.
  5. Hakem kararlarına uymayanlara karşı hakem kararı ile hukuki koruma kalkar.

Bunun dışında yöneticilerin zorlama yetkileri yoktur. Hakemlerin de geleceğe ait kararlar alma yetkileri yoktur. Bunlar güneşin tekvirinden ve yerin inkidarından önce olacaktır. Sonra zikretmesinin sebebi şudur. Önce bunu zikretseydi sanki güneşin tekviri bunların yaptıklarından oluyormuş gibi olurdu. Oysa bunlar tekvirin yaklaşması sonucudur. Onun için buraya alınmıştır. Yani kıyamet yaklaştıkça yeryüzünün düzeni de fesada gitmeye başlar.

Osmanlıların yıkılmasından önce eşkıyalar türemişti. Osmanlı eşkıyalar türediği için yıkılmadı, yıkılacağı için eşkıyalar türedi. Bu önemli kanun burada izah edilmiş olmaktadır. Doğal âfetler insanlar azdığı için olmaz, doğal âfetler olacağı için insanlar azar. Kur’an bu âfetlere karşı insanların tedbir almalarını ve kendilerini Kur’an’a sığınarak kurtarmalarını ister. Biz zelzeleyi önleyemeyiz ama zelzeleden korunacak tedbirleri alabiliriz. Allah’ın insanlardan istediği budur. Böyle yapanlar kurtulmuş olurlar.

وَإِذَا الْبِحَارُ سُجِّرَتْ (Va EiÜav eLBıXaRu SucCıRaT)  “Ve denizler kaynatıldığı zaman.”

Güneşte yakıt tükenince artık güneş ışığı neşrolmaz. Atmosferin çevresindeki ozon tabakasını güneş ışığı dengede tutmaktadır. Güneş ışığında ozonu oluşturan ışık kalmayınca delinmiş olur. Hava uzaya akar. Atmosfer basıncı düşer ve denizler kaynamaya başlar. Yeryüzüne ilk etkisi böyle olacaktır.

Kaynatılma iki şekilde olur. Ya ısıtırsınız su kaynar, yahut atmosferin basıncını azaltırsanız kaynar. Güneşin yeryüzünü istila etmesindeki kaynama basıncın azalmasıyla olur. Ama güneş buralara kadar gelince o zaman ısınarak kaynamaya başlar. Her iki halde de kaynama devam eder.

Secer” “şecer” kelimesi ile akrabadır. Fırına ısıtmak için ağaç dalları konunca ‘fırın tescir edildi’ denir. Köpeğin başına ağaçtan sopa bağlanınca ona da “şacir” denir.

Denizler ağaçlandığı zaman dendiğinde, parçalandığı zaman anlamına gelebildiği gibi, sellerin getirdiği ormanlarla dolduğu zaman denmiş olmaktadır. Sular kaynayıp da seller çıkartınca karada bitkiler kalmaz, hepsi denizlere sürüklenir.

وَإِذَا النُّفُوسُ زُوِّجَتْ (Va EiÜan elNuFUSu ZuvVİCaT)  “Nefisler tezvic edildiğinde.”

Buraya kadar anlatılanlar, dünyanın sonunun olması meselesini tasvir etmektedir.

Yunan filozofları kâinatın başı sonu yok derlerdi. Oysa  İncil ve Kur’an yeryüzünün sonu olacağını bildirmişlerdir. Bu âyetler onu tasvir etmektedir. Son iki asra kadar tartışmalı olan bu konular vuzuha kavuşmuş ve 20. yüzyılın sonunda kesin olarak ilimce kâinatın başlangıcının olduğu tesbit edilmiştir. Ayrıca termodinamiğin ikinci kanunu ile kâinatın sonunun olduğu ilmen kesin olarak ortaya konmuştur. Kur’an’ın bu âyetleri tamamen ilim ile teyid ve tafsil edilmiştir. Nitekim biz de size böyle olacak dediğimiz zaman astronomi ilminin verdiği sonuçları anlatmış oluyoruz.

Bundan sonraki âyetler ise âhireti ve orada olacak olayları anlatmaktadır.

“Nefisler tezvic edildiği zaman.” Kişiler eşleştirilecektir.

Bu ne demektir?

Bazı âyetler vardır ki peygamberler tarafından açıklanmamıştır. Şimdiye kadar da kitaplarda ele alınmamıştır. Önce baştan başlayalım. İnsanlardaki erkeklik ve kadınlık ruhta mıdır, yoksa bedende midir? Erkek ve kadın olmak bedeni bir olaydır. Yoksa insanların ruhları ve nefisleri birdir. Kadın ruh veya kişi, erkek ruh veya nefis yoktur.

Kur’an bunu çok açık olarak Nisa Sûresi’nde ifade etmektedir. “Sizi tek nefisten halk etti” diyor. Demek ki insanın ruhu erkek veya kadın değildir. Sadece bedenleri hayvan bedeni olduğu için erkek ve dişidir. O da dünyada çoğalmaları için böyledir. O halde âhirete vardığımızda erkeklik ve dişilik sözkonusu olmamalıdır. Çünkü orada çoğalma yoktur. O halde cinsi ilişkiler de yoktur. Çünkü anlamı yoktur. Bununla beraber bir arada olmak insanların zevk almaları için bir vesile olacaktır. Orada artık bedenler değil nefisler tezvic edilecektir. Erkek-dişi olmayacak ama iki erkek arkadaş, iki kadın arkadaş gibi arkadaşlar olacaktır. Kur’an burada bunu ifade etmektedir. Dünyada ne zevkler varsa onların daha üstünü orada da olacaktır. Dolayısıyla cinsi ilişki olmayacak ama eşler arasındaki meveddet ve muhabbet en üst seviyede olacaktır. Âhirette karı-koca arasındaki yakınlık devam edecektir. Ancak bu artık işbölümüne dayanan ve maddi ortaklık şeklindeki bir aile anlayışı yerine, arkadaşlık anlayışı ve eşitlik içinde bir anlayış olacaktır. Yani bu dünyada bedenler eşleşmiştir, âhirette ise nefisler eşleşecektir. Bedenlerde erkeklik dişilik olduğu halde, nefislerde erkeklik dişilik olmayacaktır. Dünyada eşler arasında karşılıklı işbölümü yaptıkları halde, âhirette aynı işte işbirliği yapacak, aynı işleri yapacaklardır. Bedenlerdeki eşleşmede bir kadın iki erkekle eşleşemez. Ama ruhlardaki eşleşmelerde böyle bir engel sözkonusu değildir. Dolayısıyla dünyada bir erkek nasıl iki kadınla eşlik yapabiliyorsa, âhirette de nefis bazında bir kadın iki erkekle eşlik yapabilecektir.  

Başka bir yorumla da herkesin âhirette nefsî arkadaşı olacaktır. Bu, bu dünyadaki insanlardan değil, âhiretteki yaratıklardan olacaktır. Onlar da insan olacaklar ama onlar dünyaya gelip imtihandan geçmiş ve dönmüş kimselerden olmayacaktır. Belki de orada imtihan edilen ve onların sonraki âlemin cennetine hazırlanan kimseler olacaktır. Dünyadan gelen insanlar yardımcı olacaklardır. Huri ve gılman anlayışını böyle yorumlayabiliriz.

Hâsılı, âhirette nefisler tezvic edilecektir.

وَإِذَا الْمَوْءُودَةُ سُئِلَتْ (Va EiÜav elMaVEUvDaTu SuEiLaT)  

“Mev’udeye sual olunduğunda.”

Mev’ude” diri diri gömülen kızın adıdır. “VED” kökünden gelmektedir. “VXD” kökünden dönüşmüş olur.

Kız çocuk dünyaya geldiğinde, eğer onu diri bırakmak isterlerse onunla yakından ilgilenir, sever ve beraber dolaşırlardı. Eğer onu öldürmeye karar vermiş iseler, onunla ilgilenmez, onu sever sonra öldüremeyiz diye yalnız bırakırlardı. Kız evde sevgi görmeden büyürdü. Bu sebeple ona “mev’ude” denirdi. Yahut “vaıd”dan gelen dönüşümdür. Çocuk kız doğduğunda onu öldüreceğini babası vaad ederdi. Altı yaşına gelince götürüp toprağa gömerdi. Mev’ude manâsında olabilir. Kimi dilciler “EVD”den geldiğini söylemektedirler.

“EVD” bir şeyi bastırmak için konan ağırlıktır, yüktür. Toprağı kazar, kabir gibi yapar. Çocuğu annesine giydirtir, götürür, ‘bak burada ne var’ der. Çocuk çukura bakarken onu iter, üstüne toprağı doldururdu. Bu sebeple mev’ude denmiştir. Üstüne ağırlıklar atılan demektir.

İnsanlarda böyle vahşice ve izahı mümkün olmayan âdetler vardır. Asil aileler kızarlını asil ailelere vermek için böyle hareket ederlerdi. Kızları büyütmek asil olmayan ailelerin işi olurdu. Kadınlarda asalet aranmazdı. Çünkü onların hepsi aynı idiler.

Çağımızda da kız çocuklar erkek çocuklar kadar makbul görülmez.

Bunun dışında İslâmiyet’te savaş vardır ama barış için savaş vardır. Savaş yalnız silahlı askerler arasında yapılır. Kılıçla veya okla, en çok tabanca ve mermi ile yapılır. Savaşta alınan esirlerden sadece silah kullananlar öldürülebilir, o da çarpışma esnasında. Eğer teslim olmuşsa artık o öldürülmez, esir alınabilir. Ama sonra onlar vatandaş hâline getirilir. Kitle imha silahları ile kentlere saldırıp savaşmayan kadınları, çocukları, yaşlıları, rahipleri öldürmek yoktur. Birinci ve İkinci Cihan Savaşları, tahrip edici silahlar, atom bombası vs meşru savaş araçları değildir. Savaşta iki ordu karşı karşıya gelir ve savaşır. Kazanan galip olur. Böyle bir savaş insanlık için gereklidir. Nüfusun  dengelenmesi, sağlam neslin yetişmesi için bu savaşlara gerek vardır. Ama kitle imha silahları ile yapılan savaşlar ise vahşettir, canavarlıktır. Bugün Filistin’de olanlar, Irak’ta olanlar, terörist olaylar, intihar bombaları; bütün bunlar İslâmiyet’in meşru saymadığı savaşlardır. Bu savaşlarda ölen kimseler mağdur durumda âhirete gelecek ve kendilerini öldürenlerden hak isteyebileceklerdir.  

بِأَيِّ ذَنْبٍ قُتِلَتْ (Bi EayYi ZaNBın QuTıLaT)  “Hangi zenbden katl edilmişlerdir.”

Kur’an, “bir kişiyi öldüren tüm insanlığı öldürmüş olur” diyor.

Sadece hak etmişse öldürülür. Saldıran öldürülür, hak etmiştir.

Ama haksız yere öldürülen insanın hakkı sorulacak. Savaşta veya başka bir sebeple öldürülen insana sorulacaktır: Sen öldürülmüşsün, bak buraya yaralı geldin, ne suç işledin, söyle bakalım günahın ne idi? Kişi suçlu değilse, çocuksa, yaşlıysa, kadınsa; işte amel defterim, bir suçum yok diyecek. Ondan sonra onu öldürenlere sorulacak. Savaşta bomba yağdıranlara, intihar bombaları patlatanlara sorulacak; bunların günahı neymiş diye sorulacak. İşte o zaman, dünyayı fitneye veren sömürü sermayesi, savaşı çıkaran sömürü sermayesi sahipleri dahil tüm katiller ve failler hesaba çekileceklerdir. Onlara, tüm insanları nasıl imha etmeye çalıştınız diye sorulacak. PKK’ya destek verenler, PKK’ya katılanlar, onları gizli örgütlerle kışkırtanlar, suç işetenler hep sorguya çekilecek. Yaptıklarını hep göreceklerdir.  

Kutilet” burada meçhul gelmiştir. Çünkü çocuğu çukura atan baba sorguya çekilerek işi bitmeyecektir. Bu tür vahşeti destekleyen topluluğun fertleri de sorgulanacaklardır.

Bugün AKP’yi kapatma kararını verip bu kadar insanı üzen yalnız başsavcı sorguya çekilmeyecek. Onu destekleyen, bile bile alenen küfür içinde olan kimseler de sorguya çekilecektir. Kendi makamlarını korumak için belki ben kurtulurum diyerek kendilerine verilen iktidarı adil bir şekilde kullanmayanlar da neden görevinizi yapmadınız diye sorulacak. Başsavcıya; suç işlemişse şimdiye kadar neden dava açmadın, işlememişse neden şimdi dava açtın denecek.

Demek ki bu âyet bize şunu söylemektedir. Siz sanmayın ki herkesin işlediği zulmü kendisine kalacak. Miskale zerre de olsa hesabını vereceklerdir. Size düşen nedir? Size düşen böyle zerre kadar günah işlememektir.

Ben 3 Kasım 2002 seçiminde AK Parti’ye oy verdim, anayasa ekseriyetini alsın diye. Anayasayı değiştirmesi için imkan sahibi olsun istedim. Allah duamızı kabul etti, anayasa ekseriyetini aldı. Anayasayı demokratik yoldan uzlaşarak değiştirin dedim. Dalga geçtiler. Sonra 22 Temmuz 2007 seçiminde onlara vermedim. Çünkü onlar bu halleri ile zulmün aracı olmaktadır. Sorunlar çözmüyor, birçok insan diri diri toprağa gömülüyor. İşte onlara oy verenler yarın o mev’udenin günahının hesabını vereceklerdir. Bu acizlere neden oy verdin diye sorulacaktır. Yani bu mev’ude sorgulaması basit bir sorgulama değildir. Hepimizi düşündürecek sorgulamadır. Toplulukta yapılan her zulümden hepimiz sorumluyuz.

وَإِذَا الصُّحُفُ نُشِرَتْ (Va EiÜav elÖuXuFu NuŞiRaT)  “Sahifeler neşrolunduğunda.”

Sahife” ne demektir? Üzerinde yazı yazılan kitap hâline gelmiş yaprakların her yüzü sahifedir. Yüz demektir, derinin bir yüzü demektir.

Neşretmek” demek, kapalı iken açmak demektir. Kitap kapalıdır, sahifeler görünmez. Ama açarsanız sahifeler görünür. Bilgisayardaki ekran sahifedir. Bilgisayardaki cip ise kitaptır. Sahifenin her biri kapalı iken yapraktır.

İnsan dünyada ne yaparsa, nasıl hareket ederse, ne söz söylerse, hepsi günahı ve sevabı ile değerlendirilerek yazıcı melekler tarafından kaydedilir. İnsanın içinden geçebilir, bundan sorulmayacaktır. Ama o kötülük eğer söze dönüşmüşse veya eyleme dönüşmüşse, mutlaka değerlendirilip borç ve alacak hanesine yazılacaktır. Herkese kendi hesap defteri verilecektir. Belki bu bir disket olacak. Herkes kendisine yapılan her haksızlığın karşılığını Allah’tan isteyecektir. Bu dünyada da devletten isteyebilecektir. Yapılan iyiliklerin karşılığını da isteyecektir.

Mev’udeye defter verilecek, o defterde kendisine yapılan zulümler yer alacaktır. Ona o zulmün yapılmasına sebep olanlara da defterleri verilecek, defterlerine bakıp savunmalarını yapmaları istenecektir. Böylece herkes hesabını verecektir.

İşlerine geldiği gibi beyanat veren kimseler kesin olarak hesaba çekileceklerdir. Anayasa mahkemesi hakimleri de, karakoldaki polisler de, kapıcılar da davranışlarının hesabını tek tek vereceklerdir. Kimse unutulmayacak; bombada can veren çocuk unutulmayacak; mermi satan fabrikatör unutulmayacak...

İnsan bunları okudukça, bu dünyadan çekilmiş, sanki âhirete bir pencereden bakar gibi olmaktadır. Dünya gaileleri arkada kalmış gibidir. Ne var ki o bizim sahifelerimizde de yazılıdır. Geriye dönüp hazırlık yapmalıyız.

وَإِذَا السَّمَاءُ كُشِطَتْ (Va EiÜay elSaMAEu KuŞıTaT)  “Sema küşt edildiğinde.”

Bu dünya fani dünyadır. Hidrojen gazı olarak yaratılmıştır. Hidrojen gazı yanmakta, helyuma dönüşmekte ve bu sayede elde edilen enerji ile hayat mümkün olmaktadır. Bundan sonra yakıt bittiğinde ne olacağını ilk âyetlerde okuduk.

Sonra, bir de âhirette toplandığımız zaman hesap günü anlatıldı. Bundan sonraki âyetlerde arasattan sonra gidilecek yerler anlatılacaktır. Bunlar da cennet ve cehennemdir.

Şu soru varittir. Bu dünyada güneş var, yer var. Yer kendi etrafında ve güneş etrafında dönmekte ve bizim hayatımız mümkün olmaktadır. Gökte yüz milyarlarca yıldızlar ve yüz milyarlarca galaksilerde hayat hep aynı kurallara tâbidir. Dünyadaki yakıtlar bitince âhiret hayatına geçilecektir. Depoya yakıt yeniden doldurulacaktır. Bu da kara delikler bütün cisimleri yuttuktan sonra tekrar patlama ile oluşacaktır. Ancak yeni oluşan kâinat bizim kâinattan farklı olacaktır. Fani değil baki olacaktır.

Baki olan bir kâinatta enerjiden yararlanmak nasıl olacaktır? İşte burası tetkik edilmeye değer konulardandır.

Kâinatın genişlemesinde bir genişleme faktörü vardır. k birden büyük, küçük veya sıfır olması ile başka dünyalar ortaya çıkar. Şimdi biz kömürle oksijeni birleştiriyoruz da enerji elde ediyoruz. Öyle bir kâinatta kömürle oksijeni birbirinden ayırarak enerji elde ederiz. Yani havadan aldığımız CO2’yi ayrıştırır ve yaşarız. Bitkiler de oksijenle karbondioksiti  birleştirir ve bize verir. Şimdilik böyle bir kâinatın fiziğini ortaya koymuş değiliz ama nasıl konacağını biliyoruz. Kur’an bize ip uçları vermektedir.

“Sema keşt edildiğinde” deniyor.

Keşt” kelimesi Türkçedeki keçe kelimesine yakındır. Ağaçlardan soyulan kabuğa “keşt” denir. Yahut sert derili hayvanlardan soyulan deriye “keşt” denir. “Keşt etmek” soymak demektir. Ağacın kabuğunu soymak, hayvanın derisini soymak.

İşte, hesap görülüp artık insanlar cennet veya cehenneme sevk edilmeden evvel sema kabuk olarak soyulacaktır, yani sema kalmayacak demek olur.

Semasız cennet veya cehennem nasıl olacaktır?

Cennet ve cehennemde meyvelerden ve ağaçlardan bahsedilmektedir.

Bunlar enerjiyi nerden alacaklar? Oranın hayatı nasıl olacak?

Henüz keşfedemediğimiz sorular. Kur’an’ın âhiret âyetleri üzerinde çalışmak gerekir.

Ben bunlar üzerinde çalışamadım. Çünkü sosyal sorunlar çözülecektir. III. bin yılın anayasası hazırlanacaktır. III. bin yılın fıkhı hazırlanacaktır. Onlar üzerinde çalıştım.

Ancak imanı olmayan topluluk o düzeni kuramaz, “Adil Düzen”i kuramaz.

İmanın dayanağı da âhiret inancıdır. Bu sebeple âhiretle ilgili âyetleri de ara ara yorumlama ihtiyacını hissettim. Sizler ileride zaman bulacak ve daha derinlemesine inceleyeceksiniz. Filmlerle o hayatı canlandıracaksınız.

Arasat meydanı sema perdesi kalktıktan sonra o kadar kötü alan hâline gelecek ki cehennemden daha beter olacak. Nasıl suçlular yedikleri dayaktan kurtulmak için bir an önce hakimin karşısına çıkmayı isterlerse, hapishane ve karakol cennetse, âhirette de sema keşt edildikten sonra arasat da öyle yaşanmaz hal alacak. Cehenneme kaçmayı bile kurtuluş olarak göreceklerdir.

“Küşitet”in mahiyeti şimdilik bilinmemektedir.

وَإِذَا الْجَحِيمُ سُعِّرَتْ (VaEiÜay eLCaXIyMu SugGıRaT)  “Cehim tes’îr edildiğinde.”

“Cehennem” kirecin yakıldığı fırındır. “Cehim” ise yemeğin pişirildiği fırındır. Nasıl biz yemek fırınını yemek pişireceğimiz zaman ısıtırız, boşuna elektrik kaybolmasın diye boş zamanda soğuk tutarız. Cehim de böyledir. İnsanlar oraya gönderileceği zaman ısıtılır. İşte burada ifade edilen budur. Sadece insanları pişirmek için ısıtılır. Çünkü orada başka iş yapılmaz. Oysa cehennem ateştir.

Şimdi size cin ile insan arasındaki farkı açıklamaya çalışalım.

Bir babanın dört oğlu olsa, beş altın miras bıraksa, çocukların başka servetleri olmasa, birer altını bölüşürler. Bir altın da ortak kalır. Altın kimde duruyorsa diğerleri ondan alacaklı olur. Altın el değiştirse de bu dört kardeş yerlerini terk edip gidemezler. Çünkü altın bölüşülemiyor.

Allah atomlar arasındaki çekim kuvvetlerinde böyle küsuratlı altın bırakmıştır. Bunlar sayesinde birbirlerinden ayrılmamaktadırlar. Güneşteki çekim kuvvetleri böyledir. Ama çekirdekler arası böyledir. Yani güneşte atomlar birbirlerine çok çok daha yakındırlar. Oysa bizim aramızdaki çekim uzaktandır. Biz sıcak yerlerde dayanamayız. Oysa cinler sıcak yerlere dayanırlar. Ama yapılarımız aynıdır.

Cehenneme gidecek insanlar önce cehime götürülürler. Cehim sıcaktır ama ateş yoktur. Burada da beden cehenneme dayanacak şekilde eğitilir. Nasıl ipek böceği kurtken kozada kelebek olursa, bunun gibi cehenneme gidecek insanlar cehimde kozaya alınır ve arada gömlek değiştirirler. Ateşe dayanıklı hâle gelirler. Ondan sonra cehenneme alınırlar.

İşte Kur’an burada buna işaret etmektedir. Başka âyetlerde de Kur’an, orada ne ölür ne yaşar demektedir. Yani krizalit devrede olurlar.  

وَإِذَا الْجَنَّةُ أُزْلِفَتْ (VaEiÜav eLCanNaTu EuZLiFeT) “Cennet izlaf edildiği zaman.”

Bütün dinlerde öldükten sonra hayat olduğu, iyilerin iyi bir yere, kötülerin de kötü yerlere gideceği inancı vardır. Kur’an bunlara “cennet” ve “cehennem” adlarını vermiştir.

“Cehennem” kirecin yakıldığı fırındır. Ateşli fırındır.

“Cennet” ise meyvelik yüksek ağaçların bulunduğu bahçedir.

Bu kelimelerin seçilmiş olması, oradaki hayatı kastettiği gibi insanlara kolay anlatma şeklinde de ortaya çıkar. Bazı kimseler, Arabistan sıcak yerdir, onun için cehennemden bahsediyor. Sibirya’da gelseydi buzlardan bahsederdi diyorlar.

Bunlara şöyle cevap verebiliriz.

a) Kur’an sadece korkutan bir kitap değil, olanları anlatan kitaptır. Eğer âhiret azabı soğukluk şeklinde olsaydı Kur’an buzlardan bahsederdi.

b) Soğuk ölümdür, hareketsizliktir. Oysa sıcak aşırı hareketliliktir. Hareketsizlikte hayat olmaz ama aşırı harekette hayat olabilir. Âhiret hayatı varsa sıcak hayat olmalıdır. Yoksa dondurucu soğuk hareketsizliğe götürür. Ateşin de molekülleri parçaladığı bilindiğine göre sorun nedir? İşte bugün güneş enerjisinin tahlilinden anlıyoruz ki güneşte atomlar vardır. Moleküller oluşmaktadır. Kur’an müsbet ilimle izah edilen açıklamalar yapıyor.

c) Eğer gerçekten hayat buzlar arasında olsaydı, o zaman da Kur’an’ı Sibirya’da indirir, orada buzlardan bahsederdi. Yahut çöllerin yüksek dağlarında da kar yağmaktadır. Mekke’de yüksek bir dağ dikilebilirdi. Allah duruma göre Kur’an’ı indirmemekte, Kur’an’a göre durumu oluşturmaktadır.

c) Allah dünyada yalan söylememiş ki âhirette yalan söylesin. Neden gerçekleri saklasın ki, neden insanları kandırmak istesin ki. O halde cennet izlaf edilecektir.  

Mekândaki yakınlık kurbettir, zamandaki yakınlık zülfadır. Cennetin gelmesi de yakınlaştığı zaman semanın açılması ile cehim kaynar, cennet yaklaştırılır.

Cehennem hayatı cinlerin çekirdek hayatıdır. Cennet ise moleküler hayattır. Dolayısıyla bir bekleme zamanına, geçişe gerek yoktur. Oluşur ve kapılar açılır. Uzun hayat macerasından sonra yeni yurtlara yerleşilmiş olur.

Cennet hayatına ait bazı bilgileri verebiliriz.

  1. Cennette bu bedenimizle dirileceğiz. Bu hayatımıza benzer hayat yaşayacağız. Nasıl arabasız şoförlük olmazsa, bedensiz de insan olmaz.
  2. Cennette bu dünyadaki zevklerden daha fazlasına kavuşacağız. Derecelerimizin yükselmesi için çalışacağız. Dünyada elde ettiğimiz derecelere orada daha fazlasını katacağız. Boş kalıp canımız sıkılmayacak. Cennettekiler cehenneme gidip onları ziyaret edebilecektir ama onlar cennete gelemeyecektir.
  3. Cennette ölüm yoktur, hastalık yoktur, açlık yoktur. Korkuya dayanan sıkıntılar çekilmeyecektir.
  4. Biz şimdi üç boyutlu uzayda yaşıyoruz. Cennette ise dört boyutlu uzayda yerimizi değiştirerek tekrar dünyamızı ziyaret edebiliriz.

Böylece bu sûrede dünya anlatılmadı, dünyanın sonu anlatıldı; bu sûrede cennet ve cehennem anlatılmadı, oranın başlangıcı anlatıldı. Demek ki bu sûrenin konusu bu dünyadan öbür dünyaya geçiştir.

عَلِمَتْ نَفْسٌ مَا أَحْضَرَتْ(14) (GaLiMaT NaFSun MAv EaXWaRaT)  

“Nefis hazırladığını bilir.”

Allah insanı kendi iradesi ile, kendi çalışması ile yükselen ve gelişen bir varlık yapmıştır. Bu dünyayı yaratmış ve âhiret için ona hazırlanma imkanı vermiştir. Her ne amel ederse melekler onun yaptıklarını yazıyorlar. İnsanın sağında iyilikleri kaydeden melek vardır, solunda kötülükleri kaydeden melek vardır. Bunlar ihtilafa düşerlerse hakemlik yapacak üçüncü melek daha vardır. Kur’an böyle diyor. Âhirete gidildiği zaman sınıfını geçen cennete gidecek, geçemeyen ikmale kalmış olacaktır.  

Bu iddia bütün mukaddes kitaplarda vardır. Onlar ne söylemişlerse o öyle çıkmıştır. Kur’an’ın Allah sözü olduğu da müsbet ilmin metotları ile sabit olmuştur. Ondan sonra  Kur’an ne söylüyorsa onu doğru bilmek zorundayız. Bu dünyada ne yapmış isek onun hesabını vereceğiz. Buna böyle inanıp hareket etmek zorundayız.  

Varsayalım ki Kur’an yalandır, Tevrat yalandır. Tüm insanlar on binlerce senedir yalana yanlışa inanıyorlar. O halde doğrusu nedir? Biz yoktuk, kâinat yoktu. Peki, bunları kim yarattı? Niçin yarattı? Amacı neydi? Yaratıldığımız gibi yok da olacağız. Neden geldik, neden yok olacağız? Bunlara en küçük bir açıklama getirebilen var mıdır? Mukaddes kitapların varsayımları dışında hayatı açıklayan bir teori mevcut mudur?

Kıdem nazariyesi ile izah etmeye çalıştılar, olmadı. Sonra seleksiyon nazariyesi ile izah etmeye çalıştılar, tutmadı. Her nazariye daha iyi nazariye gelinceye kadar doğru kabul edilir. Başka türlü hayat mümkün olmaz.  

Kur’an bize ne haber veriyor?

İnsan dünyada ne hazırlamışsa onları bilecektir.

Hazırlayacak, hatırlayacak ve puanlarını da öğrenecektir.

Nitekim biz de bir çalışma yaptık ve Kur’an’ın İlâhi söz olduğunu ispatlamak üzere 25 delilden her delile onar misal vererek 250 sahifede açıkladık.

Sorun müsbet ilme inanıp inanmamadır. Peki, ilme inanmayacağız, insanlığın on binlerce senedir hisleri ile de olsa inandığı duygulara inanmayacağız da neye inanacağız? Sorun çıkar, olabilir. Benim işime ne geliyorsa onu yaparım diyebiliriz. Ne var ki, sadece fayda nazariyesi ile de alsak en iyi yolu yine Kur’an göstermektedir. Sonunda ben kimden korkarsam ona inanırım, güce inanırım diyebilirsiniz. O güç de sonunda Kur’an’a inanlardan geçmektedir.

İşte, Kur’an’a inanmanın ötesinde başka herhangi bir yol bulmak mümkün değildir.

İnsanlar para kazanmakla uğraşıyorlar, zafer kazanmakla uğraşıyorlar. İyilik ediyorlar, kötülük ediyorlar. Allah yoksa, âhiret yoksa, o zaman bu didinmeler neden? Herkes şuur altında Allah’a ve âhirete inanmaktadır. Yoksa bir yakınımız öldüğünde neden üzülelim, nasılsa yok olmuştur. Anıtkabirde saygı duruşu yapıyorlar. Ölmüş ve yok olmuşsa ne için saygı duruşu yapıyorsunuz? Komünistler bile Lenin’e anıt mezar yapmadılar mı?

Ey insan; şimdi sen eğer reybde isen, sana bir tavsiyem olacak. Bir araya gelin ve namaz kılmaya başlayın. Göreceksin, gönlün açılacak, reybden kurtulacaksın.

Kur’an âhirete geçişi anlatmaktadır. Bugünkü müsbet ilimler bunları tesbit etmiştir. O halde ne hazırlanmışsa o da orada bilinecektir, o tesbit edilmiştir.

Haydi, artık yarına götüreceğimiz şeyleri hazırlamaya başlayalım. En iyi hazırlık da “Adil Düzen”e yapacağınız katkıdır. Çünkü “Adil Düzen” demek, insanlığı aydınlatacak hak düzen demektir. Küfrün, inkârın, ümitsizliğin kalktığı düzendir. İnsanlığı dinsizlik batağına sürükleyen sömürü sermayesinin Kur’an tarafından mağlup edilmesi savaşıdır. Allah bizden yardım istiyor; bize sevap yazsın diye. Haydi gelin de “Adil Düzen”e bir katkıda bulunun ve sizin için hazırlanan cennete girin.

“Adil Düzen” nedir?

Demokratik (şeriat), lâik (islâm), liberal (adil) ve sosyal (hak), hukuk (ahkâm) düzenidir. Gelin bunların tanımlarını birlikte yapalım, onları yaşatmak için çalışalım ve cennete gidelim. Avrupalılardan değil, bizi yaratan Allah’tan korkalım. O onlardan çok güçlüdür. Kim “Adil Düzen”i isterse biz onlarla bir olalım. Onun dışında başka hiçbir tutunacak dal yoktur.

SÜLEYMAN KARAGÜLLE

Yay. Haz.: REŞAT NURİ EROL

www.akevler.org (0532) 246 68 92

 

 

 


TEKVİR SURESİ TEFSİRİ(81.sure)
1-TEKVİR 1-14 AYETLER-456-457SEMNER26/4-03/05-2008
1631 Okunma
2-TEKVİR 15-29
1417 Okunma