KUR'ÂN-I KERÎM'İN İLÂHÎ KAYNAKLI OLDUĞUNUN MÜSPET BİLİMLERLE TESPİTİ
Süleyman Karagülle
176 Okunma
KUR'ÂN VE STANDART SAYILAR

BİLGİ, BİLİM ve İSLAM

( I-II )

 

İstanbul 2005

-A

 

 

ENSAR NEŞRİYAT Ticaret Anonim Şirketi

©Tebliğlerin muhteva ve dil bakımından sorumluluğu tebliğ sahiplerine, te'lif hakları İSAV'a, her türlü basım hakkı anlaşmalı olarak Ensar Neşriyat'a aittir.

ISBN : 975-6794-56-9

İSLÂMİ İLİMLER ARAŞTIRMA VAKFI Tartışmalı İlmi Toplantılar Dizisi: 12

Kitabın Adı

Bilgi, Bilim ve İslam İ-Il

Yayma Hazırlayan

Prof. Dr. Ahmet TABAKOĞLU Sadık ÇELENK

Kapak Düzeni

Erhan Akçaoğlu

: '                                       Baskı

. \                                            Karmat

2. Basım

Eylül 2005

İstetfî&Adresi

Ensar Neşriyat Tic. A.Ş.

Siileymaniye Cad. No: 13 Süleymaniye / İstanbul

Tel: (0212) 513 43 41 Faks : (0212) 522 46 02                               ■. ,

. www.ensarnesriyat.com.tr

 

 

KUR'ÂN-I KERÎM'İN İLÂHÎ KAYNAKLI OLDUĞUNUN MÜSPET BİLİMLERLE TESPİTİ

 

Süleyman KARAGÜLLE

ÖNSÖZ

Çağımızda dinsizlik moda olmuştur. İnsanların çoğu inanmamakta, inançlarının gereklerini yerine getirmemektedir. Yaygın olan kanaat, bu inançsızlığın ve amelsizliğin kaynağının, çağımızın ulaştığı İlmî düşünce olduğu noktasındadır. Sanki ilim, dinlerin batıllığını ortaya koymuş da, bunun için aydın kimseler artık inanmıyorlar.

Bu dinsizlik modasının kaynağını tespit etmek gerekir. Bu kaynak, kapitalistlerin sömürü düzenidir. Dinler, genelde dengeli bir düzen ister, insanların eşitliğini ortaya koyar. Allah'tan başka tüm büyüklüğü ve üstünlüğü reddeder. Bu, kralların ve büyük patronların işine gelmediği için karşılıklı işbirliği sonunda, dinsizlik finanse edilmiş ve hâlâ edilmektedir. Aydın deyimiyle, büyük sermaye sahiplerinin çıkarlarına ajanlık yapan kimseler kastedilmektedir.

Çağımızın insanı, çıkarı gereği dinden, inançtan uzak durmaktadır. Hemen hemen bütün dinler, çağın gelişmesine ayak uyduramadıklarından hayat dışı olmuşlardır. Din, kiliseye hapsolunmuş, camiler boşalmıştır. Camiye girenler imanlarını cami kapısının çıkışında bırakmaktadırlar. Bu, onların imanlarının zafiyetinden çok, dinî vecibelerin hayat gereklerine cevap vermeyişinden doğmaktadır.

 

 

100                                                       - BİLGİ, BİLİM ve İSLÂM_1

 

Dünyanın dinsizliğe gideceği ve sonunda dinin tamamen ortadan kalkacağı görüşünü savunanların, yirminci asrın sonlarında bu görüşlerinden şüphelenmeye başladıkları ve bu sebeple kapital çevrelerinin dinlerle uzlaşmaya gittikleri, eski kesin düşmanlıklarını bırakmak zorunda kaldıkları görülmektedir.

Geleceğin dünyası dindar dünya olacaktır. Bu tür fetret devirleri hep gelişmiş ve geçmiştir. Her defasında imanın nuru zafer kazanmıştır. Ve bu, dünyanın sonuna kadar sürüp gidecektir.

Bu nasıl olacaktır? Bunun için İslâm âlimlerinin iki büyük hamleyi yapmaları gerekir: Bunlardan biri, çağımızın ilmi ile İslâmiyetin mahiyetini ortaya koymak, ilm-i kelâmı yeniden tedvin etmekle olacaktır. Bu hususta ilk temel çabayı merhum Bediüzzaman yapmıştır. Kendisinden sonra onun peşinden gidenler ise, bu ekolü devam ettirememişlerdir. Biz bu tebliğimizde bu yeni ilm-i kelâmın konularından yalnız birine temas edeceğiz.

İslâm ilim adamlarının yapacağı ikinci iş ise; İslâm dininin çağımızdaki ihtiyaçlara cevap verecek şekilde yeniden ele alınması, yani yeni içtihatların yapılması olacaktır. Bu, insanların ihtiyaçlarının Kur'ân'a göre yeniden düzenlenmesidir. Bu hususta bir misal vermek üzere, ikinci bir tebliğ tarafımdan hazırlanmaktadır.

 

 

İLÂHÎ KAYNAKLI OLDUĞUNUN MÜSPET BİLİMLERLE TESPİTİ 101

 

GİRİŞ

Biz birbirimizi tanıyoruz. Hatta bir defa gördüğümüz bir insanı veya yeri, belki yıllar sonra tekrar seçebiliyoruz. Eskiden, bu işi nasıl yaptığımızı bilmiyorduk. Bugün ise, bu işin tekniğini bilebiliyor ve hatta elektronik makinelere bu işi yaptırabiliyoruz.

Bir kimsenin çizdiği bir çizginin kendisine ait olup olmadığını teşhis edebiliyoruz. Toprak altında bulduğumuz bir çanak parçasının hangi çağa ve kimlere ait olabildiğini tespit edebiliyoruz. Bir kan izinin hangi insana ait olduğu bilinebilmektedir.                                                         .

Bir ressamın tablosunu ilgilenenler bilebiliyor. Bir şiirin hangi şaire ait olduğunu anlayabiliyoruz. Eskiden bu teşhislerin nasıl yapıldığı bilinmiyordu. Bugün ise, gelişmiş bulunan standart ve istatistik ilimleriyle bu teşhislerin nasıl yapıldığı bilinebilmektedir.

Çağımızdaki insanların yarıya yakını, mukaddes kitapların İlâhî kaynaklı olduğunu, geleneklere uyarak kabul etmiş bulunmaktadır. Diğer yarısı ise, çağın dinsizlik modasına uyarak bu nevi inançların batıl olduğuna kanidir. Bü ikisi arasında kanlı savaşlar vardır. Ancak iki taraftan hiçbiri bu hususta ilmî usûllerle bir sonuca varmayı denememektedir. Böyle bir denemeye girişmekten çekinmektedirler. Çünkü taraflar iddialarından emin değildirler. Aksi sonucu da kabul etmeye razı değildirler. Bu nedenledir ki, kör dönüşünü tercih etmektedirler.

Biz ise, önce şimdiye kadar vardığımız sonuçlardan eminiz. Araştırmalarımızı daha ileriye götürdüğümüz zaman, aksi bir sonuca varacağımızı hiç tahmin etmiyoruz. Öyle bir sonuca varsak dahi, biz onu da kabul etmeye razıyız. Bize göre, Kur'ân Allah'ın sözleri ise, onu öyle bilmemiz ve ona göre hak olmayanın peşine düşmememiz gerekir. Biz baştan kabul ettiğimiz sonucu elde etmeye değil, aksine araştırmamızın sonunda elde ettiğimiz sonuca uymak durumundayız.

İlimde kabul edilen kriterler vardır. Bu kriterlerin birincisi, bir şeyi peşinen ne reddetmek, ne de kabul etmektir. Araştırmayı, bir şeyi ispat etmek için değil, bir şeyi bulabilmek için yapmalıyız. Kriterlerin İkincisi ise, daha

 

 

102

 

BİLGİ, BİLİM ve İSLÂM_1

 

iyisi bulununcaya kadar, bulabildiğimiz kadarını kabul edip ona göre uygulama yapmaktır. Üçüncü kriter ise, hiçbir zaman kesin bilgiye sahip olamayacağımızdan, ne kadar saçma olursa olsun, aksi iddiaları değerlendirmektir. Dördüncü kriterimiz ise, araştırmaların bir faydaya yönelmiş olması ve elde edilen sonuçların değerlendirilmesidir. Biz bu kriterlerin içinde bu tebliğimizi sunuyoruz.

KUR'ÂN VE STANDART SAYILAR

İlim, matematiğe dayanmaktadır. Keşifler, bu matematiğin ilim ve teknikte kullanılmasıyla başlamıştır. Matematiğin temeli sayılardır. Sayıların içinde imtiyazlı (seçilmiş) sayılar vardır. Bu tür sayıların mevcudiyeti eskiden beri bilinmekte ve bu sayılara kudsiyet atfedilmektedir. Üçler, yediler, kırklar gibi tabirler ülkemizde pek yaygındır. Sayıların olayları izah etmede büyük başarısı, sadece belli kanunlara bağlı olanlarına inhisar etmemektedir. İhtimaliyât esasına göre serbest olarak (rastlantı ile) oluşmuş olayların da metamitiği vardır. Bu hesaba ihtimaliyât hesabı (caldulation of propability) denmektedir. Yukarıda bahsettiğimiz teşhis ilminin temelini, bu ihtimaliyât hesabı oluşturmaktadır. Gelmiş olan sayıların tesadüfen mi, yoksa kendi standartları içinde belli saynar olarak mı geldiği belirlenir ve bu suretle, oluşun, hangi yere ait olduğu tespit edilir.

Kur'ân'ın kullandığı mümtaz sayıları belirlemeye çalışalım: Kur'ân'da 1 (2/61), 2 (50/106), 3 (19/10), 4 (24/4), 5 (24/22), 6 (7/54), 7 (2/29), 8 (6/143), 9 (27/48), 10 (5/89) sayıları geçmektedir. Sayılar 10 (on) üzerine in'ıkad etmiş bulunmaktadır* (2/196) 100 (8/56), 1000 (8/58), 100.000 (37/147) sayıları onlu sayıların katlan olarak geçmektedir. Ayrıca, 11 (12/4), 12 (2/60), 19 (74/ 30), 99 (38/23) sayıları münferit sayı olarak zikredilmiştir. 300 + 9 (18/25), 4 ay + 10 gün (128 gün) (2/234), sayıları da hisabi olarak geçmektedir. 20 (8/65), 30 (46/15), 40 (5/26), 50 (29/14), 60 (58/4), 70 (7/155), 80 (24/4) ve 90 ile 99 olarak (38/23) geçmektedir. Sonra 200 (8/160), 300 (18/25), 2000 (8/66), 3000 (3/24), 5000 (3/125), 50.000 (32/5) sayıları da zikredilmiştir.

Yarım 1/2 (4/12), çeyrek 1/4 (4/12), yarım çeyrek 1/8 (4/12), üçte bir 1/3 (4/11), üçte iki 2/3 (4/11), altıda bir 1/6 (4/11), beşte bir 1/5 (8/41) ve üçyüzde dokuz 1/33 (18/25) nispetleri de zikredilmektedir.

 

 

İLÂHÎ KAYNAKLI OLDUĞUNUN MÜSPET BİLİMLERLE TESPİTİ 103

 

İkişer çift (13/3), iki kat (2/265), on altı kere yedi (112) (15/ 87), sekiz çift (6/142) katlar olarak zikredilmektedir.

Kur'ân'da bütün matematik işlemlerin temeli olan toplama işlemi de tarif edilmektedir. Üç ve yedinin toplamı, kâmil on olarak belirtilmektedir (2/190). Ayrıca toplamanın basamak basamak yapılacağına da işaret edilerek onlu basamaklarda da toplama işlemi yapılmaktadır. Bir yerde otuza on eklenmekle kırk sayısının elde edileceği öğretilmektedir (7/129; 2/51). Tek ve çift sayılara yemin edilmektedir (59/3). Sayma işleminin bir inşa işlemi olduğunu bildirerek matrislere işaret edilmektedir (73/20). Böylece Kur'ân'da mümtaz sayılar olduğu belirtilmiş oluyor. Bilhassa onlu sayılar üzerinde değişik yerlerde önemle durulmaktadır (5/89; 2/196). Bu ayetlere dayanarak Kur'ân'da benimsenen standart sayıları tespit edebiliriz.

Tamsayılar: 1, 2, 3, 4, 5,... n

Çift sayılar: 2, 4, 6, 8,10 ... 2n

Tek sayılar: 1, 3, 5, 7, 9,11 .... 2n +1

İkili sayılar: 1, 2, 4, 8,16, 32 .... 2n                                                                         .

Onlu sayılar: 1,10,100,1000,..,.10n

Onlu ikili sayılar: 10, 20, 40, 80 .... 2nl0

Tek sayıların çifti: 2, 6,10,14,18; 22 .... (2n +1)2

Eklenmiş ikili sayılar: 1, 3, 7,15, 31.... (2n 1)

Eklenmiş onlu sayılar: 1,11,111,1111 ....

Yakın sayılar: 9,19, 39,99 ....

Yukarıdaki sayılar 1 (bir) tabanı üzerine kurulmuşlardır. Bunların yanında 3 (üç) ve 7 (yedi) tabanı üzerinde kurulmuş sistemler de vardır. Yukarıdaki sayıların üç ya da yedi ile çarpılması yoluyla elde edilir.

Ayrıca bunların yarılarını almak suretiyle de bu diziler genişletilebilir. Mesela 7'nin 160 ile birleşimi 700 etmektedir. Bunun katları 1400, 2100 olabileceği gibi, bu dizinin içinde 700'ün yarısı olan 350 ve bunun da yarısı olan 175 sayıları yer alır.

112 sayısı 16'nın yedi katıdır ki 7 tabanlı ikili sayı sistemi içinde yer alır. Fatiha Sûresi'nin dışındaki sûrelerin sayısı bu kadardır. Ve Besmele, Fatiha

 

 

104                                                                    BİLGİ, BİLİM ve İSLÂM_1

 

Sûresi'nin dışında bu kadar tekerrür etmektedir. Fatiha Sûresi'nin harf sayısı da bu kadardır.

Şimdi bu standart sayıları ortaya koyduktan sonra aşağıdaki esasları getirebiliriz:

Birinci Esas: Bu sayılar, gerçekten Allah'ın seçmiş olduğu özel sayılar ise, kâinat bu sayı standartlan üzerinde kurulmuş olmalıdır.

İkinci Esas: Kur'ân, gerçekten Allah'ın kelâmı ise, Kur'ân da bu sayı standartları üzerinde tenzil edilmiş olmalıdır.

Üçüncü Esas: İnsanı da Allah yarattığına göre, insanın dimağında oluşmuş olan standartlar da bu ilâhı standartlara uygun olmalı ve insan kafası Kur'ân'ın Allah sözü olup olmadığını tahkîk edebilmelidir.

Dördüncü Esas: Açıklamalarımız zanni de olsa, daha iyi bir açıklama getirilinceye kadar doğru kabul edilmelidir. Yani bizim yanlışlarımızı bulmaktan çok, daha doğrularım bulanlar, bizim görüşlerimizin terk edilmesini isteyebilirler.                                                               .

KURÂN ve ATOM

Biz, bu tebliğde atomların yapısı ile ilgili bilgilerle Kur'ân'ın bu hususta verdiği bilgileri karşılaştıracağız. Bu konu kelâmda "Cüz'ün lâ yetecezzâ" olarak incelenmiştir. Kur'ân, atom üzerine yemin ederek bize önemini bildirmektedir ve atoma "seur" (51/1) demektedir.

 

Kur'ân, canlılar âleminde mikro-âlemin (hücrelerin) makro âleme (topluluklara) benzemekte olduğunu açıkça ifade etmektedir (6/38). Kıyas yolu ile cansızlar âleminde de mikro-âlemin (atomların) makro-âleme (yıldızlara) benzediğini istidlal edebiliriz. Buna göre, yıldızlar âleminin gökler içinde olduğu ve bu göklerin yedi tabaka oluşturduğu belirtilmiştir (67/3). Bu tabakalar, uzayda birer hacmi işgal ederler (16/79). Bu hacim içinde felekler vardır; bunlar da sathı işgal ederler (21/32). Felek içinde tarikler vardır; bunlar da hattı işgal ederler (23/17). Tarikler de yedidir (23/17).

 

 

İLÂHÎ KAYNAKLI OLDUĞUNUN MÜSPET BİLİMLERLE TESPİTİ 105

 

Şimdi, makro-âlemdeki bu düzenlemenin mikro-âlemde de var olduğunu istidlal ediyoruz. Atomların yedi seması ve bu semanın içinde felekleri ve bu feleklerin içinde de azami yedi tarik vardır.

Semalarda, yukarıya çıkıldıkça genişleme olmaktadır (2/255). Her yere hakkının verilmesi gerekir (11/3). Öyleyse yüksek semaların felek sayıları çok olmalıdır. Basitlik esasdır (44/38). Birinci semada bir, ikinci semada 2, üçüncü semada ise 3 felek vardır. Bu dördüncü semaya kadar böyle gidecektir. Ancak bu sünnetullahdaki azalma-çoğalma gibidir. Yaşlılık gençliğe benzer. Birden yok olma yerine yavaş yavaş çökme olur (22/5). Yani dördüncü semadan sonra felek sayıları azalmalı ve yedinci semada bire inmelidir. Böy- lece azalma, çoğalmaya benzemiş olur. Bu durumu bir tablo halinde şöyle gösterebiliriz:

Sema: 12 3 4 5 6 7

Felek sayısı: 12 3 4 3 21

En büyük felek, dördüncü semanın dördüncü feleği olmalıdır. Bu felekte en çok yedi tarik bulunmalıdır. Bunun altındaki feleklerde ise azalarak bire inmelidir. Yedinin dört kademede bire inebilmesi için teker teker atlaması gerekir. Böylece birinci felekte bir, ikinci felekte üç, üçüncü felekte beş, dördüncü felekte yedi tarik bulunmalıdır. Bu nevi bir dağılma Kur'ân'da verilen sayılara tam uygun olacaktır. Şimdi buna göre cetveli yeniden düzenleyelim:

 

Sema

 

Tarik Sayısı

 

 

1. Felek

2. Felek

3. Felek

4. Felek

1

1

 

 

 

2

1

3

 

 

3

1

3

5

 

4

1

3

5

7

5

1

3

5

 

6

1

3

 

 

7

1

 

 

 

Kâinatta boşluk yoktur (67/3). Öyleyse alt tarikler dolmadan üst tariklere geçilmeyecektir. Tariklerin dizilişleri nasıldır? Bunu çözmemiz gerekir. Bunun için tar kler matrisinde kaydırma yaparak bu sırayı belirtmeye çalışacağız. Bu kaydırma, alt dolmadan üste geçilmeyeceğinin ifadesi olacaktır. Yani şu şekil ortaya çıkacaktır:

 

 

106

 

BİLGİ, BİLİM ve İSLÂM_1

1 2 3 4 5 6 7

 

1

1

 

 

 

 

 

2

 

1 3

 

 

 

 

3

 

1

3

5

 

 

4

 

 

1

3

5

7

5

 

 

 

1

3

5

6

 

 

 

 

1

3

7

 

 

 

 

 

1

Her şey çift yaratılmıştır (13/3). Bir tarikte seyreden cisimciklerin sayıları da ikişer olmalıdır. Kur'ân, bu cisimciklere vikr demektedir (51/2). Buna göre, matriste sütun bitmeden ikinci sütuna geçilmeyecek ve üst satır önce, alt satır sonra dolacaktır. Yeniden yazarsak:

 

Sıra

Sema

Tarik

Sıra

Sema

Tarik

1

1

1

7

 

3

2

2

1,3

8

6

1(7)

3

3

1,3

9

 

(5)

4

4

1(5)

10

3

5

 

3

11

7

1

6                5                1 (5)

 

 

İLÂHÎ KAYNAKLI OLDUĞUNUN MÜSPET BİLİMLERLE TESPİTİ 107

 

Buna göre her tarikte iki vikr (13/3) bulunacağı da göz önünde tutularak atomları sıralayabiliriz. Ancak boşluk bulunan bir'lerin yerini üst satırdan borç alarak doldurabiliriz. Buna göre, elementlerin cetvel numarasını çıkarabiliriz:

 

ra

Se

ma

Ta

rik

1

2

3

4

5

6

7

8

9

10

11

12

13

15

1

1

1

1

2

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

2

2

1,3

3

4

5

6

7

8

9

10

 

 

 

 

 

 

3

3

1,3

1

12

13

14

15

16

17

18

 

 

 

 

 

 

 

 

 

1

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

4

4

1(4)

1

20

21

22

23

24

25

26

27

28

 

 

 

 

 

 

 

9

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

5

 

(1><3

2

30

31

32

33

34

35

36

 

 

 

 

 

 

 

 

 

9

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

6

5

1(4)

3

38

39

40

41

42

43

44

45

46

 

 

 

 

 

 

 

7

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

7

 

(1),3

4

48

49

50

51

52

53

54

 

 

 

 

 

 

 

 

 

7

 

 

-

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

8

6

1(6)

5

56

57

58

59

60

61

62

63

64

65

66

67

68

 

 

 

5

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

9

 

O)

6

70

71

72

73

74

75

76

77

78

 

 

 

 

 

 

(4)

9

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

10

 

(1)<3

7

80

81

82

83

84 .

85

86

 

 

 

 

 

 

 

 

 

9

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

11

7

1(6)

8

88

89

90

91

92

93

94

95

96

97

98

99

10

 

 

X

7

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

0

12

 

(l)x

1

10

10

10

10

10

10

10

10

11

 

 

 

 

 

 

(4) x

0

2

3

4

5

6

7

8

9

0

 

 

 

 

 

 

 

1

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

13

 

(l)x

1

11

11

11

11

11

11

11

 

 

 

 

 

 

 

 

(3)x

1

2

3

4

5

6

7

8

 

 

 

 

 

 

 

 

 

1

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

(*) Yukarıdaki cetvelde 88. numaradan sonra devam eden sayılar, daha önce çıkardığımız matrislerde yoktur. Sadece kıyas yolu ile devam ettirdik. Bu, küçülmenin büyümeye tam benzer olmamasından ileri gelmektedir. Bir insan dinç kalarak yaşlanabilir. Ama hiçbir zaman güçlü olarak doğamaz. İşte böyle dinç olarak yaşlanmayı da temsil eden bir küçülme sistemi uygulanmış olmaktadır. 88'e kadar olan elementler dayanıklı, sonrakiler ise kendiliğinden bozulabilen, yani yavaş yavaş çökme yerine birden çökebilen elementler olmalıdır.

 

 

108

 

BİLGİ, BİLİM ve İSLÂM JL

 

Bu cetvel, yukarıdan beri yaptığımız izahlardan anlaşılacağı üzere, Kur'ân'm ifadelerinden istidlal edilmiştir. Ne var ki Kur'ân'ın bu ifadelerini anlayabilmemiz için kimya ilminden istifade edilmiştir. Gerçekten yukarıda çıkardığımız cetvelin aynısını Batı kimyacıları çıkarmışlar ve bütün kimya kitaplarının başlarına koymuşlardır. Buna Elementlerin Periyodik Cetveli veya Mendelyef Cetveli denilmektedir. Elementlerin özelliklerine bakarak böyle bir cetvel hazırlanılmaya başlanılmış ve bugün son şeklini almıştır.

Burada bizim belirtmek istediğimiz husus, Kur'ân'da belirtilen sayılar sistemi ile kâinatta mevcut sayılar sisteminin nasıl birbirlerine uyduğunu göstermektedir. Yedi (7) sayısı temel unsur olarak görülmektedir. Kur'ân'da bu sayıya önemle işaret edilmiştir. Felek sayısının yedi (7) olduğunu söylemiyor; sema ve tarik sayısının 7 olduğunu ifade ediyor. Bununla beraber bu açıklamalar bizi henüz kesin sonuçlara götürmüş değildir.

EBCED HESABI

. .                                                                                                                                                 P                     .

insanlar sayı saymayı çok eski çağlardan beri bilmektedirler. İnsanın on parmağı olmasından dolayı onlu sistemi hemen hemen her toplum kullanmıştır. Onlu sistemin ilk defa yazılı olarak Mısır'da kullanıldığım biliyoruz. Her sayıya ayrı işaret verilmiştir. Harf yazısı Mısır'da doğmaya başlamış, Fenikelilere geçmiş ve ikiye bölünerek Batı'da soldan sağa, Doğu'da ise sağdan sola yazılarak gelişmiştir. Her iki alfabede de harf sırası birbirine yakındır.

Yunanlılar vte Romalılar harf sırasına göre, harfleri rakam olarak kullanmışlardır. A biri (1); B ikiyi (2); C de üçü (3) göstermiştir. Araplar da bu rakamları harfle ifade etme usûlünü benimsemişlerdir. Elif biri (1); Ba ikiyi (2); Cim üçü (3) göstermektedir. Arapların İslâmiyetten önce bu rakam sistemlerini kullandıklarına dair bir bilgiye sahip değiliz. Bununla beraber A- raplar bugünkü rakam sistemini kullanmadan evvel harf sistemini kullanmışlardır. İslâm âleminde bu sistem pek revaç bulmuş, ifadelerle tarih düşürme sanatı Osmanlılarm son dönemlerine kadar devam etmiştir. Biz şimdi harflerin ifade ettiği sayıları gösteren bir cetvel sunacağız:

 

 

İLÂHÎ KAYNAKLI OLDUĞUNUN MÜSPET BİLİMLERLE TESPİTİ 109

 

Arapçada harfin adı

Sayı Değeri

Arapçada harfin adı

Sayı Değeri

Elif

1

Fe

80

Be

2

Sad

90

Cim

3

Kaf

100

Dal

4

Ra

200

He

5

Sin

300

Vav

6

Te

400

Ze

7

Se

500

Ha

8

Kha

600

Ta

9

Zel

700

Ye

10

Dad

800

Kef

20

Za

900

Lam

30

Gayn

1000

Mim

1

V

O

 

 

Nun

50

 

 

Sin

60

 

 

Ayn

70

 

 

Kur'ân'da ebced hesabına göre sayıların ifade edilip edilmediği ihtilaflıdır. Sayıları ifade ettiği kabul edilerek birçok gayb haberleri verilmiştir. Bir çokları da bunu hurufîlik ve hurafecilik kabul etmişlerdir. Bu kabullerin hiç biri İlmî değildir. Peşin kabul veya redde dayanır. Biz bu konuda bazı denemeler yapabiliriz. Sonuç elde edersek, bu sistemin Kur'ân'da da kullanıldığını göstermiş oluruz.

KUR'ÂN ve DEMİR

Bizim biraz önce istidlal ettiğimiz elementler cetveli doğru ise, yani Kur'ân'dan doğru istidlal edilmiş ise, Kur'ân'da mevcut olan elementlerden bir tanesi bu'cetvelde yerini bulmalıdır. Keza ebced hesabı da Kur'ân'da yer alıyorsa, bu hesaba göre elementin adı elementin cetveldeki yerini göstermelidir.

Kur'ân'da "demir"in indirilmiş olduğundan bahsedilmektedir. Bu bizi demirin bir mürekkep cisim olmayıp basit bir cisim olduğuna götürebilir (57/52). Zira mürekkep olan cisimler indirilmiş olmayıp terkip edilmiş olurlar. Bunun dışında Kur'ân demiri, hicâre (taş)'nm karşılığı olarak kullanmak

 

 

110

 

BİLGİ, BİLİM ve İSLÂM_1

 

tadır. Taş'ta (hicâre) te'nîs tâ'sı vardır (17/50). Bu tâ, hicârenin mürekkep öldüğünü ifade eder. Demir "ev" harfiyle bu mürekkep maddeye karşı getirilmiştir. Öyleyse demir bir elementtir. Şimdi bu elementin taşıdığı değerleri sıralayalım:

Kur'ân'da demir "hadîd" olarak geçmektedir. Birinci harf ebced hesabına göre 8; sonuncu harf 4 ve diğer üçüncü harf 10'dur. Arada bir "dal" harfi daha vardır ki, hepsinin toplam değeri 26 etmektedir. Şimdi, çıkardığımız cetvel doğru ise, 26. elementin sütunu 8, satın 4 olmalıdır. Ve bu elementin kendisi de demir olmalıdır! Gerçekten cetvele baktığımızda dördüncü satırın sekizinci sütununda 26 numarayı buluruz ve Batılıların hazırladıkları elementler cetvelinde de 26. elementin numarası olarak "demir" görülür. Bu şekilde bizim istidlalimizin doğru olduğu ortaya çıktığı gibi, Kur'ân'm mümtaz sayıları ile kâinattaki mümtaz sayılar arasında bir paralelliğin bulunduğu belirlenir. Böylece Kur'ân'm İlâhî bir söz olduğu da ispat edilmiş olur.                                                                                 "

Bu arada demir elementinin "hadid" kelimesi ile satır ve sütun numarasını göstermiş olması ve elementin numarasını vermesi bir tesadüftür diyenler de çıkabilir. İtirazları doğrudur; ancak bu halde matematik ilmi son sözü söyler. Bu ihtimaliyetin yüzdesi ne kadardır? Bunu hesaplamamız gerekmektedir.

Kelimenin dört harfli olarak seçilmiş bulunmasını tamamen tesadüf kabul edersek, bundan sonra bu kelimenin bu özelliklerini ifade edebilmesi için

\

bu sırasını koruması ve bu harflerden başka harf gelmemesi gerekir. Arap- çada başka bir şekilde bu değerleri tutturmamız mümkün değildir. İlk takribiyetle her bir harfin gelme şansı yirmi sekizde bir (1/28)'dir. Dört harf vardır. Bütün ihtimallerin sayısı 614.656'dır. Yani böyle bir ihtimal 600.000'de birdir. Bu ihtimali de yeterli görmeyenler olabilir. Ancak bugün değil 600.000'de birler 1,000'de birler dahi değerlendirilmektedir. Mamafih iddiamızı daha kesin olarak belirleyebilmemiz için ikinci bir denemeye daha gireceğiz.

 

 

İLÂHÎ KAYNAKLI OLDUĞUNUN MÜSPET BİLİMLERLE TESPİTİ 111

 

KUR'ÂN ve ATOM AĞIRLIĞI

Kur'ân'da atom üzerine yemin edilmektedir. Bunun, hareketlerden oluştuğu bildirilmekte ve elektrikle irtibat kurulmaktadır. Bu yemin ayetinin ebced hesabı ile bir diğer ifade etmesini bekleyebiliriz.

Ayeti yazalım:

Veelzee ri yee ti zerven

Burada V = 6, Ze = 700, Ra = 200, Ye = 10, t (he) = 5 değerindedir. Zâriyât kelimesindeki elif, ye'den dönüşmüş olduğu için 10 değerine sahiptir. Bunların toplamı 1837'dir. Zâriyât'taki elif de (1) sayılırsa 1838 eder, Zeruen'deki elif de ilave edilirse 1839 eder. Bu ayet böylece 1837, 1838,1839 gibi peş peşe üç rakamı ifade eder.

Batılılarm yaptığı ölçmelerle hidrojen atom çekirdeğinin ağırlığı 1836,09 nötronun ağırlığı 1838,63; hidrojen atomunun ağırlığı elektronu ile birlikte 1837,36 olarak bulunmuştur.

Yine kaba ihtimaliyet hesabı ile harflerin iki defa tekerrürünü kabul etmek suretiyle on harfin bizim istediğimiz harf çıkabilmesi için mevcut ihtimal. 10-17'den daha küçüktür. Her iki ihtimalin bir arada olması ise 103'de bir'den küçüktür. Bu da kâinatın bir saniye içinde yok olması ihtimalinden çok daha küçüktür. Böylece Kur'ân'ın İlâhî bir söz olmadığını iddia edenler bir saniye sonra kâinatın yok olacağı kehanetinde bulunanlardan daha saçma bir şeyi iddia etmiş olurlar.

KİMYADA KUR'ÂN'DAN YARARLANMA

İlim, kendisinden yararlanmak içindir. Bugün çağımızda ulaşılan müspet ilimlerle Kur'ân'ın İlâhî söz olduğunu bundan önceki anlattıklarımızla belirlemiş oluyoruz. İlmin Kur'ân'a hizmeti yanında, Kur'ân'ın da ilme yararı vardır. Şimdi olaya bu yönüyle bakmaya çalışacağız.

Yukarıdan beri anlattıklarımızla, kimyada mevcut periyodik cetvelin bir mantık içinde yedi (7) sayısının normları arasında açıklamıştık. Bizi bu açıklama tarzına Kur'ân götürmüştü. Bu açıklama da Schrödinger'in dalga denk

 

 

112                                                   . BİLGİ, BİLİM ve İSLÂMJl

 

lemlerinde kabul edilen normlamadaki sınırlar gibidir. Ve uzun matematik tahlilleri yapmadan da aynı sonuçlara götürmektedir. Bu, Kur'ân'm kimyayı öğrenmedeki yardımıdır.

Bunun dışında, kimyada bulunan elementlere, onu bulanların adları verilmektedir. Sanki o elementi o kimse var etmiş gibi kimyayı öğrenenler onların isimlerini de ezberlemek zorunda bırakılmışlardır. Sonra bu isimler, element hakkında hiçbir bilgi vermemektedir. Bu bilginin verilmesi için elementin adı, rumuzu ile yazıldığında bu rumuzun sağında, solunda, üstünde ve altında birtakım rakamların yazılmasına zaruret hasıl olmaktadır.

Kur'ân ise bize, elementlerin periyodik cetveldeki yerine göre ve toplam atom numarasını da vererek atom hakkında yeterli bilgiyi de bildirmektedir. Böylece öğrettiği yeni yazı şekliyle hafızayı çok büyük bir yükten kurtarmaktadır. Benzer usûl ile ilave edeceğimiz ikinci kelime ile kütle sayısını da belirleyebiliriz. Organik kimyada da karbon ve hidrojen sayılarını, yapıdaki yerlerini de geliştireceğimiz benzer bir sistemle adlandırabiliriz. Böylece, kimya ilmini tahsil etmek isteyenler, birçok Latince kelimeler ezberleyeceklerine tıpkı sayılarda olduğu gibi, özellikleri bildiren kelimeleri öğrenmiş olmaları yeterli olacaktır.

Bu adlandırma yapılırken birinci satırdaki birinci element olan hidrojenin karşılığı olarak, su manasına gelen "mâ" kelimesi kullanılacaktır. Birinci satırda olduğu için sonundaki "hemze" kaideye uygundur. Birinci sütunda olduğu için Haşirim "elif' olması gerekir, ancak üç elif Arapçada bir araya gelmeyeceği için, birinci elif yine Arapçadaki kaideye göre "mim"e kalbedilir ve "mâ" ölür. Bu, Kur'ân'ın öğrettiklerine de uygundur. Gerçekten Kur'ân'da, kâinatın "mâ" üzerine kurulduğu bildirilmektedir (11/7).

İkinci element helyum için bâ veya ha kullanılabilir. Çünkü bu element" Birinci satırın ikinci elementi ise de özelliği bakımından sekizinci sütun elementlerine benzemektedir.

İkinci satır bâ ile bitecektir ve Arapça üç harfli olduğu için ortasında ebced hesabı bakımından değeri olmayan bir harf-i med ilave edilecektir. Âb, bâb, câb şeklinde adlandırılacaktır.

 

 

İLÂHÎ KAYNAKLI OLDUĞUNUN MÜSPET BİLİMLERLE TESPİTİ 113

Üçüncü satır, eze, beze, cezc şeklinde adlandırılacaktır. Ancak sese kelimesi Arap dil kaidelerine uygun telaffuzu taşımadığı için birinci zâ, mim'e dönüştürülecek ve meze olacaktır.

Dördüncü satır, edıd, bedıd ve cedîd şeklinde olacaktır. Dedîd yerine ise medîd gelecektir.

Beşinci satır, ekceh, bekceh, cekceh şeklinde olacaktır. Ancak kâf ve cim harfleri aynı mahreçli olduklarından, cim kafa kalbedilecek ve ekkeh, bekkeh, cekkeh şeklinde adlandırılacaktır.

Altıncı satır ise, elv, belv, celv şeklinde adlandırılacaktır.

Yedinci satır ise, atles, batles, catles şeklinde yazılacaktır. Bu satırda 10'dan sonra dört element daha gelmektedir. On sayısının mevcut olduğunu belirtmek için on birinci elemente itleş, on ikinci elemente bitles, on üçüncü elemente citles, on dördüncü elemente dities adı verilecektir.

Sekizinci satır, eznah, beznah, ceznah..;

Dokuzuncu satır, entat, bentat, centat..;

Onuncu satır ise, eshâ, beshâ, ceshâ..;

On birinci satır ise, a'ha', ba'ha', ca'ha'..;

On ikinci satır ise, ahfebâ, bahfebâ, cahfebâ..;

On üçüncü satır ise, ezzecâ, bezzecâ, cezzecâ şeklinde olacaktır. Zezzecâ yerine mezzecâ gelecektir. Bunun aslı aszecâ'dır. Sad, ze'ye kalbolmuştur.

Böylece kimyadaki elementlere ilmî adlandırma yolunu Kur'ân'dan öğrenmiş bulunuyoruz. Bu bize algoritmayı da öğretmektedir. Çünkü burada birinci harf, sütunu; sonuncu harf ise satırı göstermektedir. Böylece Kur'an ta'd ad ile ihsâ arasındaki farkı bize öğreterek matrislerin oluşmasına işaret etmektedir.

SONUÇ

Modern ilimler, Kur'ân'm İlâhî söz olduğunu ispatlamaktadır. Bundan başka Kur'an, bütün ilimlerde, ilerlemenin yollarını göstermektedir.

 

 

 


KUR'ÂN-I KERÎM'İN İLÂHÎ KAYNAKLI OLDUĞUNUN MÜSPET BİLİMLERLE TESPİTİ
1-KUR'ÂN VE STANDART SAYILAR
176 Okunma