Kullanıcı Adı:
Parola:
Üye Kayıt
Üye Aktivasyon
Parolamı Unuttum

Captcha image
Show another code

Giriş
Mahir Kaynak - Star Süleyman Karagülle
Model kurmak
610 Okunma, 2 Yorum

Mahir KAYNAK

 

 

 

Düzeltelim

 

 

Bir mücadelede taraflardan her biri kendisinin haklı olduğunu ileri sürer. Öyleyse kendinizi haklı, karşı tarafı haksız görmek anlamlı değildir. Herkes kendini nerede görüyorsa karşı tarafı da aynı yerde görmeli ve çatışmanın ya iki haksız ya da iki haklı arasında olduğunu kabul etmelidir. Aynı şey ileri sürülen iddiaların doğru ya da yanlış olması konusunda da geçerlidir. Üçüncü olarak herkes kendi inançlarının selamete götürdüğünü düşünür. Sonuçta kendini haklı, doğru ve inançlı olduğunu söyleyenlerden biri kaybeder diğeri kazanır ve tüm olumsuzluklar kaybeden tarafın hanesine yazılır.

­- Çatışma ve tartışma kendilerini haklı zannedenler arasında olur.
- Bu sebepledir ki çatışma yok yarışma vardır. Yarışmayı kaybeden de kazanmıştır.

Çünkü o da yarışta payını almıştır.

Haklı, doğru ve inançlı olmak kazanmayı sağlamıyorsa neye dayanacağız ve yolumuzu hangi kriterlere göre belirleyeceğiz? Bana göre tarihin seyrini doğru okuyan, zamanın ruhunu yakalayan ve buna göre davranan taraf, kısa dönemde olmasa bile, mutlaka kazanan taraf olur. Bu durumda bile kazanan kendisi değil zamanın ruhu ve tarihin seyridir.

- Zamanın tarihî ruhunu peygamberler okumuştur. Bugün yeryüzünde dört büyük din vardır. Bunların dördü de İbrahim peygamberin zürriyetinden gelen resuller ve nebiler kurmuşlardır.

Böyle bir düşünce kadercilik olarak algılanmamalıdır. Kader konumumuzu belirler oysa tarih ve zamanın ruhu sadece yönümüzü gösterir.
- Tarih yönümüzü belirler.

- Akan ırmakta yerimizi değiştirir sağ veya sol kıyılarda yer alırız.


Öyleyse bir gelecek tasavvuru olmadan, gelişmelerin yönünü bilmeden yapılanlar sonuçsuz kalacaktır. Ya da kazanan veya kaybeden tarafta olmanız öngörülerinizden değil tesadüflerden ya da farkına varmadan sizi yönlendirenlerin kararlarından kaynaklanacaktır.
- Tarihin akışını bilmeyenler rastlantılar içinde yaşarlar.

- Tarihin yönü kâinatı var edenin çizdiği yöndür. Onu ancak mukaddes kitaplardan öğrenebiliriz.


Gelecek hakkındaki öngörülerimi şöyle özetleyebilirim: Küreselleşme eğilimleri sona erecek ve ülkeler yeni oluşacak bloklar içinde yer alacaktır. Bu bireysel tercihlerin sonucu değil küreselleşmenin ekonomik temellerinin sürdürülemez olmasından kaynaklanacaktır. Şu anda bazı ülkeler kaynak yaratan, diğerleri bunu kullanan konumundadır ve bugünkü şartlarda bunun değişmesi mümkün değildir. Ayrıca petrol üreten ülkeler gerçekte hiçbir şey üretmeden büyük fonlara sahip olmaktadır. Bu fonları kim kullanacaktır? Siyasi gelişmeleri de etkileyen bu kaynaklar bu ülkeleri yöneten ve dünya ölçeğinde hiçbir sorumluluk taşımayan, kral ve emirlerin amaçları için mi kullanılacak? Bugünkü mücadele bu kaynakları ele geçirip zenginleşmek için değil yönlendirilmesinin kontrolü için yapılmaktadır. Bloklar bu kaynakları kontrol edebilen güçler tarafından oluşturulacak, muhtemelen Avrupa ve Uzak Doğu merkezi konumda olmayacaktır.

- Globalleşme sorunları çözemiyor. Bloklaşmalar çözecek.

- Yanlış. Adil Düzen çözecek. Barışçı ulusal devletler adil paylaşım içinde hakim olacaklardır. Kâinat batıl değil hak düzen üzerinde kurulmuştur.

Mücadelede son zamanlarda önemli rol oynayan din bu gücünü kaybedecek ve bireysel alana çekilecektir. Farklılıklar blokların hedefleri ve bu hedefler çerçevesinde oluşturulacak ideolojilerle ifade edilecektir.
- Tam tersine gelecekte bireysel dinler bireylerin olacak ve farklılıklar gösterecektir. Herkes istediği gibi ibadetini yapacaktır. Topluluk dinleri ise insanlıkta birliğe doğru gidecek tüm dinler dayanışma içinde olacaklardır. Müspet ilmin verileri ile ve Kuran’ın yardımları ile düzende birleşecekler.


Türkiye din, mezhep ve soy farklılıklarının bulunduğu bir laboratuarı andırmaktadır ve burada ulaşılan çözümler genel çözümün ana çizgilerini oluşturacaktır. Ayrıca küresel ve bloklar arası ekonomik bütünleşmelerin hangisinin öne çıkacağının ilk sonuçları ülkemizde alınabilir. Görüşlerim anlamsız bulunabilir ve herkes kendi doğruları için mücadele edebilir. Ancak çözümün bu tartışmaların dışında bir yerde olacağını düşünenler de var ve onlar bu çözüme Üçüncü Yol diyorlar.

- Türkiye örnek ülke olabilir.

- Evet Türkiye Adil Düzen’i ile örnek ülke olacaktır.

 

 

• Model kurmak 13 Mart 2011 Pazar

 

 

Siyasal olayları tek başına, dünyadan bağımsız olarak değerlendirmem. Önce bir model kurarım, eğer gelişmeler bu modeli desteklemezse gerekli değişiklikleri yaparım ama her zaman değerlendirmem bir model içindedir. Mesela 12 Mart döneminde, dünyadaki mücadelenin ABD ile SSCB arasında olduğu genel bir kanaat iken ben bu iki gücü birbirine yakın görüyor ve yaratılan düşmanlık görüntüsünün Batı Avrupa’nın ABD’nin, Doğu Avrupa’nın SSCB’nin kontrolünde kalmasını sağladığını, esas rekabetin geçmişin büyük gücü olan Avrupa ile bu iki güç arasında olduğunu düşünüyordum.

- Soğuk savaşın asıl çatışanı Avrupa ile iki blok arasında olduğunu var saymıştım.

- Model eksik. Dinler arası çatışma üzerine kurulu denge suni olarak oluşturulan rejimler arası dengeye dönüştürülmüştür. Stalin bu dengeyi tam uygulamamıştır. Gorbaçov hepten bozmuştur.

 

Türkiye’deki 12 Mart öncesinde yaşanan siyasi mücadeleyi komünizm ile  emperyalizm arasında görenlere katılmadım, bunun geçmişte kendilerine yakın olan Türkiye’yi ABD nüfuz bölgesi dışında tutmak isteyen Avrupa tarafından yapıldığını düşündüm ve kanaatimi bugüne kadar değiştirmedim.

-12 Mart öncesi olayları Avrupalılar yapmıştır.

- Bize göre bu varsayım yanlıştır. Sömürü sermayesi 2000 yılında kuracağı İsrail imparatorluğuna hazırlık olmak üzere Türkiye’yi geri bırakmak amacıyla on yılda bir askerî darbe yaptırmıştır.

 

SSCB’nin dağılması dünyadaki dengenin bozulmasına yol açtı. Önce bu dengeyi hangi gücün bozduğunu sorguladım ve ABD içinde oluşan küresel sermayenin yeni bir denge peşinde olduğuna ve SSCB’yi etkisizleştirerek yeni dengede terazinin diğer kefesine Avrupa’yı koymak istediği kanaatine ulaştım. Bu yeni mücadelenin ABD ve SSCB’deki ulusalcı yapıları yıkmak ve tüm dünyayı küresel sermayenin kontrolüne bırakmak için yapıldığı sonucunu doğuruyordu. Bu yeni gücün kontrol ettiği en büyük güçlerden biri de Çin idi. Küresel sermaye onun hızlı kalkınmasına destek oluyor o da yarattığı büyük fonları onun emrine veriyordu.

- Sovyetleri Sermaye yıktı. Avrupa ve Çin’i devreye sokmak istedi.

- Burada da eksiklik var: Sovyetleri Erbakan’dan etkilenen İran’ın etkisiyle Gorbaçov yıktı. Sermaye yeni dengeyi kurmak için Avrupa Birliği’ni destekledi. Dengeyi sağlamak için Çin’i geliştirdi. Ne var ki evdeki bulgurdan oldu. Obama seçildi.

 

Yeni bir model kurmak için küresel sermaye ile ulus devletlerden hangisinin galip geleceğini tahmin etmek ve bunun üzerine kurulan bir yapıyı kurgulamak gerekiyordu. Ben küresel sermayenin tasfiye edileceğini ve yeni dengenin Rusya ve ABD ulus devletleri tarafından kurulacağını tahmin ettim ve bu dengenin adını ABD-Rusya ekseni olarak belirledim ve ülkemizin bu eksende yer alacağını yazdım. Bu nedenle son zamanda gerek uzay çalışmalarındaki iki ülkenin ortaklığını ve siyasal uyumun karşılıklı vizelerin kaldırılmasına kadar uzanmasını yadırgamadım.

- Küresel sermaye yenilecek, Rusya ve ABD ulusal devletler hakim olacak.

- Küresel sermayenin tasfiyesi faizsiz kredileşme modelinin gelmesi ile mümkündür. Adil Düzen dışında küresel sermaye tasfiye edilemez. Ekonomiye silah hakim olamaz. Gelecek dünya ulus devletlerden oluşacak. Çoklu gruplar olacak. (Güney Amerika, Kuzey Amerika, Afrika, Avrupa, Ortadoğu, Orta Asya, Çin, Hint, Hind-i Çin’i, Avustralya, Okyanusya.)

 

Bölgemizde son gelişmelerin bu model çerçevesinde nasıl olacağına ilişkin kanaatlerimi şöyle özetleyebilirim: ABD ve Rusya dünyadaki enerji kaynaklarını ve bunun taşıma yollarını Avrupa ve Çin’in etki alanı dışında ve kendi kontrollerinde tutmak istiyorlar. Ortadoğu ve ulaşım yollarını büyük ölçüde ABD kontrol edecek, Çin’e giden yollar ve enerjinin üretim alanları Rusya’ya bırakılacak. ABD İslam alemini karşısına almamak için bölgeye doğrudan müdahaleden kaçınacak, çatışmaların İslam dünyası içinde olmasına gayret edecektir. Bunun için en uygun olan bir Şiî-Sünnî çatışması yaratmaktır. Bugün Bahreyn’de, Suudi Arabistan’da, Yemen’de ve Körfez ülkelerin gözlenen eylemler bunun kıvılcımları sayılabilir. Ama asıl sorun ABD’nin Irak’tan tamamen çekilmesinden sonra oluşacak güç boşluğunu nasıl doldurulacağıdır. Burada bir Şiî-Sünnî çatışmasının başlaması, gerginliğin Suriye’yi etkilemesi beklenir.

- Karaya Ruslar, denizlere ABD hakim olacak, petrol ve ulaşım denetimleri altında olacak, ABD Müslüman ülkeler arasında Şiî ve Sünnî çatışmasını koyacak.

- Gorbaçov ve Obama birleşebilir. Ama bunlar Sermayenin emrinde olmazlar. Türkiye’nin önereceği Adil Düzen’in yeryüzüne hakim olması için çalışırlar. Bunlar ulusalcıdır ama sömürücü değildir. Türkiye ve İran çatışmadıkça Şiî Sünnî çatışması olamaz. Millî Görüş çizgisi Türkiye’de hakim oldukça İran Türk çatışması olmaz. Ordular bunlara müsaade etmez.

 

Türkiye bu gelişmelerin göbeğindedir ve izleyeceği politika hem kendisi hem de bölge için belirleyici olacaktır. Cinsel taciz gibi önemli konuları bir yana bırakıp bu fantezilerle uğraştığım için özür dilerim.

- Türkiye bu konuların ortasındadır.

- Bütün bu olaylar takdîr-i ilâhîdir. Türkiye III. bin yıl uygarlığını kurmakla görevli olduğu için merkezdedir.

 

Yorum:

 

Mahir Beyin haklı olduğu husus bir model üzerinde düşünülmesi gerektiğidir. Mukaddes kitapların bir insanlık modeli vardır. Hep aynıdır. İnsanlık küfür ve iman çatışması içindedir. İman ehli evrim yapar yeni düzen kurar. Yaşlanır. Küfür ehli onu ortadan kaldırır. Ama bu sefer o yenilir ve yerine yeni iman ehli yeni uygarlığı kurarlar. Tevrat ve Kuran hep bunları anlatır.

İbni Haldun Mukaddimesinde bunu ilmîleştirmiştir. Dönemleri yüz yıl kabul ederek hata yapmıştır. Oysa uygarlığın ömrü 1000 yıldır. Marks İbni Haldun’un bu evrim teorisini tarihî materyalizm altında geliştirmiş ve liberalizm, toprak kapitalizmi, para kapitalizmi, sanayi kapitalizmi olarak evrim çizgilerini doğru olarak tanımlamıştır. Ondan sonra sosyalizm geleceğini söylemiş bu da doğru çıkmıştır. Ondan sonra komünizm gelecektir demiştir. Komünizmi de anlatamamıştır. Ondan sonra banka kapitalizmi gelmiştir. Şimdi sıra Adil Düzen gelmelidir. Yeni uygarlık başlayacaktır.

Bizim modelimiz şudur:

Birbirine rakip iki uygarlık vardır: Hak uygarlığı, kuvvet uygarlığı. Bunlar birlikte yaşarlar. Biri zirvede iken diğeri çökmüş yeniden oluşmaya başlamış olur. Bu uygarlıkların başlangıç tarihleri Miladîdir. Hak uygarlıkları Milada göre kuvvet uygarlıkları 500’lü tarihlerde kurulurlar. Bugün kuvvet uygarlığı zirvededir çökmeye başlamıştır. Hak uygarlığı çökmüştür gelişmeye başlamıştır.

Hak uygarlıkları hukuk ve yönetimde hamle yaparlar. Kuvvet uygarlıkları sanayide ve ekonomide hamle yaparlar. Bugün sanayide çok ileriyiz. Hukukta çok geriyiz. Yeni hamle hukuk ve yönetimde olacaktır.

Uygarlıklar iki zıt uygarlığın senteziyle oluşur. Bu sentezi de seçilmiş bir ulus yapar. İki üç asır önceden hazırlanır. Üçüncü bin yıl uygarlığı yapma görevi Türkiye’ye verilmiştir. İki üç asırdır Türkiye hep bu hazırlık içindedir:

1-      Bugün dünyada olan olaylar, önce tenkilde ve ekonomide III bin yıl uygarlığına hazırlık yapılmaktadır. Üçüncü bin yıl uygarlığı bugünkü Batının teknolojisine dayanacaktır.

2-      Batının ikinci görevi ise ilkel düşünceleri tasfiye etmektir. Batıl inanışları ortadan kaldırmaktır. Kapitalizm ahlakı tutuculuğu yıkmıştır. Sosyalizm batıl inanışları ortadan kaldırmıştır. Yeryüzünü Adil Düzen’e hazırlamıştır.

3-      Sermayenin bunları yapabilmesi için şimdiye kadar güce ihtiyaç vardı. Şimdi ise görevi bitmiştir. Hak gelmiş ve batıl sönmeğe başlamıştır.

4-      Bugünkü uygarlığı İsrail oğulları oluşturdular. Allah bu işi onlara verdi. Şimdiden sonra İsrail oğulları kendi vatanlarına İsrail’e dönecekler ve Adil Düzen içinde insanlığa hizmet edeceklerdir. Dönmeyenler helak olup gidecektir.

Adil Düzen barış düzenidir. Bloklar arası savaş değil çoklu bloklar arası hayırda yarışa dayanır. O halde gidiş oraya doğru gidiştir.

Mahir Beyin modeli ile bizim modelimiz arasında şu fark vardır: Mahir Beyin modeli yarım asırlık olayları içermektedir. Bizim modelimiz insanlık tarihini içermektedir. Mahir Beyin modeli laik modeldir. Bizim modelimiz ilmî ve ilahîdir.

 

Süleyman Karagülle

Yorumcu 
Yorum 
Süleyman Karagülle
21.03.2011
07:25

Ankara’da devlet memuruyum, bir arkadaş aracılığıyla Akevler sitesini takibe başladım ve faizsiz banka kitabınızı anladığım kadarıyla okuyorum.

- “Mevduat krediye dönüşmezse enflasyona sebep olur” ifadeniz kitabın 22. sayfasında c. şıkkında geçiyor. O bölümü açıklarsanız sevinirim.

- Bu ifadeler anlaşılmıyor. Mevduat sahibine faiz vermiyoruz. Tasarruf eden kişiler de buzdolabı veya ev alacaktır. Bunu dayanıklı mallara kredi vermemiz gerekir. Yoksa sonra o parayı tüketim malları için kullanmaya başlar, karşılığında mal olmadığı için ileride enflasyon olur. Bunun dışında eğer biz krediyi üreticiye verirsek onu haksız yere zengin etmiş oluruz, tüketicinin istediği malı değil de zenginlerin tüketeceği malları üretmeye başlar. Bu da bir taraftan sefalet diğer taraftan sefahat olur.

- Yukarıda 5. soruda sorduğum konu da kitabınızda geçiyor. Ama önce not almıştım şimdi bulamadım yerini.

5.soruya cevabınızdaki açıklamanızı anlamadım, formülleri de maalesef. Basit anlatabilirseniz Hocam, anlama imkânımız olabilir. Sormak istediğim şu: Yine kitabınızın 21. sayfasındaki şu ifadelerden faydalanarak sorayım, diyorsunuz ki; Kredi topluluğun tasarrufuna dayanan bir olaydır, yani halkın bir kısmı tüketmeyi erteleyecek ve bu suretle ortaya çıkan değer (bu değer nakit olmayacak?) başkaları tarafından tüketilecektir.

1-Bu değer nakit olmayacak ne demek? Kredi veren müessesede toplanan değerler nakit değil midir?

- Malı üretiyoruz, ya götürüp pazarda satıyoruz, parayı alıyoruz. Bankaya götürüp mevduat olarak yatırıyoruz. O para bir üretim karşılığı satın alanın eline geçtiği için bankaya biz malı tevdi etmiş oluyoruz. Çünkü piyasaya yalnız mal karşılığı para sürülmüştür. Ayrıca üretici ambara mal verip belge alınca isterse o belgeyi bankaya koyarak doğrudan malı mevduat olarak koymuştur. Şimdi tüketen ileride o malı üretip borcunu ödeyecektir.

2- 1 birim mal üretilmişse 1 birim paranın tedavülde olması gerekir enflasyonun olmaması için. Tasarruf edilen değerler zaten üretilmiş olan malların karşılığında elde edilen değerler olduğuna göre, bu tasarrufları başkalarının kullanımı için tüketime yönlendirdiğimizde sorun yok. Lakin bu değerleri üretime yönlendirirsek, o zaman üretilen mal piyasadaki paradan fazla olacağı için enflasyonun tersi bir etki ortaya çıkmaz mı? Bu yüzden üretim için gerekli paranın basılması gerekmez mi? Üretilen her birim mal için aynı düzeyde para emisyonu şeklinde. Üretimi yapılmış mal içinse tüketiciye kredi verilmesinin mahsuru yok gibi geliyor. Yanlış mı düşünüyorum? Buradaki durumu çözemedim.

- Selem sisteminde tarım ürünleri tüketilecek kadar üretiliyor. Sipariş bunu sağlıyor. Geri kalan artık emektir. Onu da inşaatta değerlendiriyoruz. Onun için de inşaat kredisini veriyoruz. Fazla üretim için artan emek bırakmıyoruz. İnşaatta değerlendiriyoruz. Sizin dediğiniz gibi fiyatlar düştüğü anda tarımda ücretler düşer emek yatırıma kayar. Zaten bütün sorun bu dengenin arz talep kanunları ile oluşmasıdır. Okumaya devam edin. Ben size son çalışmalarımızı da göndereceğim o dengeleri orada göreceksiniz. Soruları teker teker sorun o zaman o sorunuza daha geniş cevap veririm.

Mevcut sisteme göre kafamız şartlandığı için farklı şeyleri algılamakta zorlanıyoruz. Misal kredi konusu dediğiniz gibi tasarruflara dayana bir olaydır, fakat nakit olarak düşünüyoruz biz yani paraya ihtiyacı var ki kişinin kredi çekiyor ihtiyacını görüyor, oysa selemde para peşin mal veresiye, parası olan niye seleme ihtiyaç duysun elindeki nakit ile gider istediğini alır şeklinde düşünceler hasıl oluyor.

- Biz tüketiciye sipariş kredisini veriyoruz. Faizsiz icarsız. Hiç bir rizikosu yok aksine peşin ödeme yaptığı için ucuz mal ediyor. Zamanı gelince isterse almaz. Parayı da ödemez, yahut alır karlı ise satar. Belki biz zarar ederiz ama o kadar enflasyon olur. Bu da dayanışma içinde yardımlaşmadır. Başka bir yere gitmiyor gelen halka dönüyor.

Kitabınızı bitireceğim inşallah, o zaman bazı şeyler daha iyi oturabilir. Allah razı olsun ufkumu açtınız.

Zafer Kafkas
24.03.2011
07:20

Hocam , selamlar

Sanırım anlaşılmayan konu şu,

Çalışma kredisi ile denge formülündeki emek ve mal artışı sağlanarak denge sağlanmaya devam ediyor. Çalışma kredisi sonucu bankadan para çıkıyor piyasaya, üretim gerçekleştikten sonra , mal satılıyor ve bu para bankaya kredi geri ödemesi olarak ödeniyor ve mal karşılığı piyasaya sürülmüş olan para piyasadan tekrar çıkmış oluyor. Mal piyasada fazla , para az kalmış gibi görünüyor ama arkadaşın gözden kaçırdığı konu kredi geri dönüyor ama mal satıldığı için piyasadan da aynı oranda mal çıkmış oluyor ve enflasyonun tersi etki oluşmamış oluyor. Denge tekrar sağlanıyor.



YorumYap

Sayı: 93 | Tarih: 20.3.2011
Mahir Kaynak
Model kurmak
610 Okunma
2 Yorum
Süleyman Karagülle
Zülfü Livaneli
Atatürk’ün tarih tezi Birleşmiş Milletler’de
600 Okunma
Ali Bülent Dilek
Ebubekir Sifil
Hindoz
578 Okunma
Zafer Kafkas
Mehmet Şevket Eygi
Niçin Milletvekili Olmak İstiyorlar?
501 Okunma
Emine Hocaoğlu
Ruşen Çakır
AKP tepeden tırnağa yenilenebilir
499 Okunma
Tayibet Erzen
Ahmet Hakan
CHP: Biraz oluyor mu ne?
479 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Ruhat Mengi
Haydi, darbeyi yargılayın!
465 Okunma
Vahap Alma