UYUM SAĞLAMAK
719 Okunma, 8 Yorum
Mahir Kaynak - Star
Süleyman Karagülle

05/10/2014

- Genel kanaat Çin ve Rusya bir, ABD ve AB’nin bir taraf olduğundadır.

- Sermaye, dünyayı önce doğu batı diye ikiye bölüyor. Sonra da batıyı ikiye doğuyu da ikiye bölüyor. Böylece dengeyi sağlıyor. Yöneticiler olarak Rusya AB birbirine daha yakındır. ABD Çin birbirine daha yakındır ama halk olarak Rusya ve Çin, AB ve ABD halkları birbirine yakındır. Dengeyi böyle oluşturuyor.

 

- ABD ve Rusya Çin’e karşı birleşmelidir. Çin'in gelişmesi küresel sermaye sayesinde olmuştur.

- Tam istihdam sağlanıncaya kadar faizli sistem yararlıdır ve çalışır. Tam istihdam sağlandıktan sonra faizli sistemin çalışması zor olur. Yeni yatırım alanları bulmak zorundadır. Sovyetler bunun için yıkıldı. Çin’e yatırım bunun için yapıldı. Yeni alan var mı bilemiyorum. Faizli sistem kendi kendisini yer.

 

- 11 Eylül Sermaye Siyaset savaşının başlangıcıdır. Terör olayı değildir. Savaşta Japonya yenildi ama sermaye orada ve Çin’de yatırım yapıyor. Siyaset şartlara göre değişir.

- Bugün karşılıksız para ile dünyanın ekonomik gücünü elinde bulunduran Sermaye ile silah ile siyasi gücü elinde bulunduran Devletler savaştalar. Siyaset ancak, karşılıklı para çıkararak yenebilir.

 

- ABD ve Rusya küresel sermayeye karşı birleşmişlerdir.

- İslam alemini de yanlarına almak için Erdoğan’ı desteklemektedirler. Savaş devam ediyor. Erdoğan Adil Düzen’i kabul ederse, ABD ve Rusya’ya karşılıklı para çıkarmayı öğretirse, siyaset Sermaye’yi yola getirebilir. Sermaye faiz ve sömürüden vazgeçecek. Sermaye dinlere, ilme ve siyasete karışmayacak. Tekelleşmeden ekonomide etkin rol oynayacak.

 

- Türkiye savaş alanlarının içindedir. Muhalefetle iktidar bir olmalı. Ulusal devlet anlayışı içindedir, iktidar da muhalefet de.

- Sermaye MHP’nin başına Bahçeli’yi getirerek, AK Parti’nin güçlenmesini sağladı. CHP’nin başına Kılıçdaroğlu’nu getirerek AK Parti’yi büyütüyor. Yukarıya çıkarıp devrimi planlıyor. Öyle düşsün ki bir daha kalkamasın. MHP dindar bir askeri başkan yapıp yeni hamle yaparsa AK Parti’ye rakip olabilir. CHP de Kılıçdaroğlu’nu partide tutarak Baykal’ı yeniden başkan yapar ve Baykal kendi isteği ile giderse üçüncü parti olmaktan kurtulur.

 

- Kimin galip geleceğini hesaplayıp onun yanında olmalıyız. Sermaye tekelini koruyamaz. Siyasette sermaye hükmedemez.

- Kimin galip geleceğini değil kimin haklı olduğunu tespit edip onun yanında olmalıyız. Haklı olanın galip geleceğine inanmak gerek.

 

10/10/2014

Güneydeki olaylar

- Güneydeki olaylar petrol sebebiyle çıkmaktadır. Avrupa; İran, Suriye ve Irak ittifakını sağlayıp petrolü Akdeniz’e akıtmak istemektedir. Sermaye ise dünyadaki hükümranlığını petrolle sağlamak için Ortadoğu petrollerine kendisi hakim olmak istemektedir. Olayları çıkaran Avrupa’dır.

- Bizim görüşümüz farklıdır. Sermaye dünyayı savaştırıp sömürüsüne devam etmek istiyor. Birinin de galip gelmesini istemez. Hangisi yenilirse onun tarafına geçer. İslam’la Hıristiyanlık arasında sürüp giden savaş hep onların fesadı ile olmuştur. Müslümanlarla Hıristiyanlar arasında dengeyi kuramayınca dünyayı ikiye böldü ve din yerine rejim kavgasını çıkardı. Gorbaçov bu oyunu bozunca, şimdi yeniden dini alet etmektedir. Arap baharı ile birleşen devletlerin karşısına Müslümanları çıkarıp terör olayları ile devletleri dize getirmek istemektedir. Üçüncü cihan savaşını yapmak istemektedir.

 

NOT: Yazıda yer alan italik ifadeler Süleyman Karagülle’ye aittir.

 

Yorum:

III. Cihan Savaşı

Altmış senedir, insanlık savaşmadı. Bir tür istikrar doğdu. Devletler gelişmeye başladı. Güçlenmeye başladı. Böylece sermaye hükümranlığını kaybetti. Bu gücü yeniden elde etmek için üçüncü cihan savaşını çıkarmak istemektedir. Dünyayı ikiye ayırıp birbirleri ile savaştıracak. İki tarafa da silah verecek. Birbirine kırdıracak, sonunda ikisini masaya oturtup dünyanın haritasını çizecek. Artık devlet başkanları değil birer valileri olacaktır. Bunu birinci ve ikinci cihan savaşlarında yaptı ve başarılı oldu.

Hitler’i böyle hazırladı. Şimdi de Erdoğan’ı Hitler yapmayı deniyor.

Türkiye Irak’a girecek. Güneyde İsrail de Suriye’ye saldıracak ve Suriye yok olacak. Bunu önlemek için İran Türkiye’ye saldıracak. Rusya destekleyecek. Suriye unutulacak, savaş Türkiye ve İran arasında olacaktır. ABD ve AB NATO içinde Türkiye’yi destekleyecek, Rusya ve Çin İran’ı destekleyecek. Savaş üçüncü cihan savaşına dönüşecek. Kaç yıl sürecek o bilinmez. Sonunda biri galip gelmeye başladığı zaman Sermaye öbür tarafı destekleyecek ve onu galip getirecektir.

Masada biri mağlup, diğeri de Sermaye sayesinde galip iki taraf olacak. Sermaye ne derse onu kabul edecekler. Türkiye bu savaşın kibritini çakmaya zorlanmaktadır. Başlangıçta Hitler gibi zaferler kazanacak, sonra yine Hitler gibi elim mağlubiyetle karşılaşacaktır. Senaryo budur.

Tekrar ediyorum. Türkiye’nin savaşa girmesi için Cumhurbaşkanı, Başbakan ve  Genelkurmay Başkanının ittifakı gerekmektedir. Iran da, Rusya da çok deneyimli devletlerdir. Obama iktidardadır. Böyle bir savaşa izin vermez. Dolayısıyla Sermaye intihar etmektedir,  diyorum.

 

 

 

 

Süleyman Karagülle


YorumcuYorum
Reşat Nuri Erol
12.10.2014
10:34

HAYRETTİN KARAMAN

YAZISI

http://www.yenisafak.com.tr/yazarlar/HayrettinKaraman/batinin-islam-ile-savasi/56355

Batı'nın İslam ile savaşı Söyleyeceklerime delil teşkil etsin diye bu yazıda uzunca bir iktibasta bulunacak, gelecek yazımda ise Batı'nın İslam ile savaşının bugünkü uzantılarını ve uygulamalarını açıklamaya çalışacağım. '1990 yılında Sovyetler Birliği'nin dağılma sürecine girişiyle komünizmle mücadele amacıyla kurulan NATO'nun varlığını devam ettirmesinin de bir anlamı kalmamıştır. Bundan dolayı da NATO, varlığını devam ettirmek için yeni bir düşman arayışına girer ve kendisine birinci düşman olarak İslam'ı seçer. Sovyetler'in yıkılışıyla son bulan 'kızıl tehlike'nin yerini 'yeşil tehlike' alır. 'Yeşil tehlike'nin en büyük tehlike oluşu sürekli işlenir. 1990 yılının Ekim ayında Müttefik Kuvvetler Yüksek Komutanı Orgeneral John Galvin, dünya barışını tehdit eden ana tehlikenin yerini yeni tehlikelerin aldığını belirtir. Bu yeni tehlikelerin başına da 'İslam köktenciliği ve terörizm'i yerleştirir. '1991 yılında İngiltere Başbakanı Thatcher, gittiği Moskova'da: ' Artık Doğu-Batı zıtlaşması kesin olarak son bulmuştur. Yeni Kutuplaşma Batı ile Akdeniz ve Orta-Doğu havzasındaki fundamentalist (İslamcı) cereyanlar arasında oluşmaktadır' derken yine 1991 yılında NATO, yeni oluşturduğu konseptin 7. maddesine göre ''yeni düşman' çok boyutlu, çok sinsi, çok cepheli, çok yönlü, önceden bilinirliği son derece düşük tehdit ve tehlikelerin failidir' der. 1994 tarihinde NATO Savunma Bakanları Toplantısı'nda Fransız Bakan Leotard, 'NATO'nun kendisini İslamcı fundamentalizmden gelen tehdidi caydırmaya göre yönlendirmesi gerektiği'ni dile getirir. 1995 yılında NATO Genel Sekreteri Willy Claes, Independent gazetesine verdiği demeçte yeni tehlikeyi ismiyle birlikte işaret eder: 'Köktendincilik komünizmden daha tehlikeli, lütfen bu tehlikeyi küçümsemeyin.' Refah Partisi'nin yükselişine dikkat çeken Claes, 'Türkiye'nin fundamentalistlerin eline geçmemesi için desteklenmesi gerektiğinden' bahseder. 'Haziran 1996'da Türkiye'ye resmi ziyarette bulunan israil Cumhurbaşkanı Ezer Weizman, Refah Partisi'nin hükümet olmaması gerektiğini söyler. Weizman, 'Demirel, yakın dostum. Bunu engellemek için elinden geleni yapacağına eminim. Ordu da sessiz kalmayacak' der. 1997 yılında Amerikan Kongresi'nin Ortadoğu Masası Şefi Carol Migdalovitz tarafından hazırlanan raporda Refahyol Hükümeti'nin 'düşmesi gerektiği'ni vurgulayarak bunun olmaması halinde RP'nin oylarını artıracağını ve tedbirlerin acilen alınması gerektiğini dile getirir. Yine 1997 yılında ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Nicholas Burns, Türkiye'deki 'ilgililere' yönelik olarak 'Türkiye'de saldırı altında bulunan laik demokrasi korunmalıdır. Türkiye'nin laik demokratik geleneğini yok edecek hiçbir anayasa dışı mücadelenin olmamasını umut ediyoruz. ABD için Türkiye'nin istikrarı ve laik demokrasi geleneği çok önemlidir' uyarısı yapar.' (Fikret Gültekin 3-3 2012; İhvan Forum). Avrupa, ABD, İsrail ve uzantılarının açıkça ifade ettikleri bu anlayış, karar ve stratejik hedefin lafta kalmadığını, İslam dünyasının başına gelenlerde –kendi kusurları yanında- bu 'İslam'a karşı savaş' kararının önemli bir amil olduğunu gelecek yazıda ifade edeceğim.

Reşat Nuri Erol
13.10.2014
07:02

http://www.yeniakit.com.tr/yazarlar/suleyman-karagulle/cennete-giden-yol-8037.html

Reşat Nuri Erol
13.10.2014
07:20

http://www.takvim.com.tr/Guncel/2014/10/13/guleni-canli-veremeyiz-1413158775

Reşat Nuri Erol
14.10.2014
06:20

Erdoğan'dan sonrası

14 Ekim 2014 Salı

İsmail Küçükkaya

"Obama gibi geldi, Bush'a benzedi" dedi diye çok kızmıştı Femhi Koru'ya... "Ankaralılaştı" demişti de Hasan Cemal'e çok sert tepki göstermişti...Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan bahsediyorum. Ondaki değişimi konuşmanın şimdi en doğru zamanı. Bush'a ne kadar benziyor veya ne ölçüde 'Ankaralılaştı' tartışılır ama gitgide eski liderleri andırmaya başladığı ortada. Tek farkla... Merkez sağın güçlü iktidarlarının karizmatik liderleri 2. dönemde başkalaşmıştı, Erdoğan 3. döneminde yaşıyor o değişimi. Artık, "devlet benim" demenin eşiğinde o da. Sistemi iyileştirmek yerine "bu kadar yeter, bütün kurumlar nasıl olsa benim kontrolüme geçti" diyerek statükoyu korumanın derdine düştü. Gitgide artan ve koyulaşan bir muhafazakarlık siyasetiyle yüzde 50 seçmeni elinde tuttuğunu da gördü. Halkın yarısı halinden memnun; diğer yarısı ise üzgün ve kaygılı. Yüzde 50'nin belki gelecek umudu parlak değil ama "hiç olmazsa tencerem kaynıyor" tevekkülü içinde. Diğer yüzde 50'nin geçim derdi yok; ne varki rejim için endişeleniyor ve gelecek korkusu yaşıyor. Memleket, tuhaf ve zorlu bir durumu tecrübe ediyor. Peki toplum böyle bir açmazdan nasıl çıkar? Çözüm nerede? Güç dengeleri bize neler söylüyor?

DEVAMI VE TAMAMI İÇİN:

http://www.gazeteoku.com/frame.php?url=http://www.internethaber.com/erdogandan-sonrasi-16751y.htm#.VDyis_l_s3k

Reşat Nuri Erol
14.10.2014
07:22

http://www.takvim.com.tr/Yazarlar/ergundiler/2014/10/14/esad-neden-onemli

Reşat Nuri Erol
14.10.2014
09:31

İran'dan flaş IŞİD iddiası İran’ın dini lideri Ayetullah Ali Hamaney, IŞİD ve El Kaide örgütlerini ABD ile İngiltere’nin kurduğunu ve amaçlarının Sünniler ile Şiiler arasında ihtilaf çıkarmak olduğunu söyledi. Şiilerin Gadir-i Hum Bayramı nedeniyle konuşma yapan dini lider Ayetullah Ali Hamaney, ABD ve müttefiki ülkelere yüklendi. Geçen ay geçirdiği prostat ameliyatından sonra ilk defa konuşan Hamaney, “Amerika, Siyonizm ve özellikle usta bölücü habis İngiliz hükümeti Sünniler ile Şiiler arasında ihtilaf çıkarmak için çabalarını artırdılar” dedi. İran’a karşı mücadele ve Sünniler ile Şiiler arasında ihtilaf çıkarmak için bu güçlerin El Kaide ve IŞİD’i kurduğunu iddia eden Hamaney ancak bunun geri teptiğini belirtti. Hamaney, gelişmelere analitik olarak bakıldığı zaman ABD ve müttefiklerinin IŞİD’le mücadele etmediklerinin bunun aksine Müslümanlar arasında bölünme ve düşmanlık yaydıklarının anlaşıldığını söyledi.

Reşat Nuri Erol
16.10.2014
07:19

http://www.yenisafak.com.tr/yazarlar/HayrettinKaraman/batinin-islam-ile-savasi-2/56425

http://www.yenisafak.com.tr/yazarlar/CemKucuk/aydin-dogan-ve-vatana-ihanet/56437

http://www.takvim.com.tr/Yazarlar/ergundiler/2014/10/16/asil-sinav-cozum

Reşat Nuri Erol
16.10.2014
08:05

Solculuk, artık sola dahi inanmamaktadır

"Solculuk, artık sola dahi inanmamaktadır" gibi anlaşılması zor bir cümle ile yazısının çatısını kuran sosyolog gazeteci Haşmet Babaoğlu, Sabah Gazetesi'ndeki köşesinde "solcu"lara dair düşüncelerini dile getirdi. Felsefeyi popüler hatta pop hale getirmekle suçlanan Marksist filozof Zizek'ten alıntılar ile süslediği yazısında geniş anlamı ile "sol"dan değil "bir siyasi pratik olarak solculuk"tan söz ettiğini ileri süren Babaoğlu, solu konu etme gerekçesini Çünkü Tahrir İsyanı'ndan Kürt siyasal hareketine kadar pek çok yerde bu problemin sonuçlarıyla karşılaşıyoruz. diyerek açıklıyor okurlarına. Bugüne dek spor yorumculuğu ve aşk üzerine kaleme aldığı çeşitlemeler ile adından söz ettiren Babaoğlu, yazısında solcuların ya darbeci, ya milliyetçi, ya da hava olsun diye solcu olan küçük burjuvalar olduğu tezini ortaya atıp "Bu solculuk bitmeli" yorumunu yaptı. İşte Haşmet Babaoğlu'nun bugünkü yazısından çarpıcı bölümler. BU "SOLCULUK" BİTMELİ! Solculuğun tarihi hayal kırıklıklarının tarihidir. Ama solcuların bunu anlama çabaları da baştan aşağı hayal kırıklığıdır. Acı gerçeği söyleyeyim: Solculuk, artık sola dahi inanmamaktadır! Bir bakın, göreceksiniz; bugün en sert sol eylemler bile mukadder başarısızlık hedefine göre gerçekleşir. Eylemlerin "öfke nöbeti"nden öteye gitmeyişi de bundandır. Zizek bu hale "kalıcı pasifliğe kusursuz bir örnek olarak aktiflik" derken, haklıdır. Manzara şudur: Sahada müzmin mazlumluk veya kontrolsüz şiddet; teoride müzmin gevezelik veya ideolojik sofuluk. Dikkat edin, en geniş anlamıyla "sol"dan söz etmiyorum, bir siyasi pratik olarak "solculuk"tan söz ediyorum. Öyle bir çağdayız ki, pek çok meseleyi bir arada tartışmaya mecburuz. O halde, solculuğun içinde debelendiği "büyük çaresizliği" de tartışmalıyız. Neden? Çünkü Tahrir İsyanı'ndan Kürt siyasal hareketine kadar pek çok yerde bu problemin sonuçlarıyla karşılaşıyoruz. Bir tek Latin Amerika'da bu çemberi aşmaya çalışan yeni girişimler var, onlar da şimdilik bize uzak kalıyor. MİLLİYETÇİ - DARBECİ SOLCULAR Mesele şu... Halktan bu kadar söz edip halkın neden kendisine itibar etmediğini veya yakınlık duymadığını samimi biçimde sorgulamayan; bazen "milliyetçi" kisveyle geniş kitleleri kandırarak yanına çekmeyi başarı sayan bir eylem çizgisinden söz ediyorum. Bu engeli aşmak için solcular "kendi halk"larını inşa etmeye kalkışırlar. Fakat bunu becerebildiklerinde ya iktidarı ele geçiren darbeciler olup çıkarlar ya da asla iktidar sahibi olamayacak bir toplumsal azınlığa dönüşürler. Tabii bu söylediklerimi mesela Bolşevik devrimin aslında bir darbe olduğunu asla kabul etmeyeceklere anlatmanın âlemi yok! (Onların "devrimci kanatlanış" dedikleri halkın tepesinde uçmaktır!) Ama diğerleri oturup şöyle bir düşünebilseler keşke! HAVA OLSUN DİYE SOLCU OLANLAR Bir de entelektüel - akademik solculuk var, malum. Hâlâ bu nasıl bir şey diye merak eden varsa, anlatayım... "Ateşle oynamayalım! Maksat hava olsun, kütüphane raflarını yayınlarımız doldursun" solculuğu... Küçük burjuva vicdanını "seçkin bir hüzün"le okşama çabası... Mahallenin duvarlarını yüksek tutup içerde keyfine bakma sanatı... YENİ SOLCU SADE, İNANÇLI VE HALKTAN OLACAK Ama Aydınlanma'nın çocuğu bütün bu solculukların sonuna gelindi. En geç on beş yıl sonra dünyanın her yanında bambaşka bir "sol" hareketlilik başlayacak. Bunun belirtileri şimdiden gözlemlenebiliyor. Yoksulluğu yüceltmeyen ama sade bir hayatı öneren... İnanca karşı değil, inançlı... Halkçı değil, halktan... Kaybetmeye övgüler düzmeyen ama kazanınca da kendini kaybetmeyen bir sol... Belki bugüne kadarki anlamıyla ne sol, ne sağ ama küresel adalet için sağlam bir yol!





Sayı: 278 | Tarih: 12.10.2014
Yusuf Kaplan
Kürt sorunu:kendimizi inkarın yolaçtığı intihar
Kürt sorunu dedin mi bittin!
802 Okunma
Ali Bülent Dilek
Ahmet Hakan
Son durum şu
İpler kimin elinde?
777 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Can Dündar
Hoş Geldin Çocuk!
Hoş Geldin Çocuk!
773 Okunma
Vahap Alma
Mahir Kaynak
UYUM SAĞLAMAK
III. Cihan Savaşı
719 Okunma
8 Yorum
Süleyman Karagülle
Mehmet Barlas
Krizleri de, bunların üstesinden gelmeyi de bilen
Hayat Veren Ölüm
697 Okunma
1 Yorum
Tayibet Erzen