Kullanıcı Adı:
Parola:
Üye Kayıt
Üye Aktivasyon
Parolamı Unuttum

Captcha image
Show another code

Giriş
Toktamış Ateş - Bugün Osman Eskicioğlu
Hukukilik ve yasallık
2819 Okunma, 0 Yorum

01.12.2009

 

Telefonların dinlenmesi ve özellikle hakim ve savcıların hedef alınarak dinlenmesi toplumumuzda geniş tartışmalara yol açtı.

Bu tartışmaların kolayına sona ereceğini sanmıyorum.

Bu arada; kimi hukuk insanlarının bu dinlemelerle ilgili olarak "bu dinlemeler yasal ama hukuki değil..." gibisinden açıklamaları ve bu söylemi çok sayıda hukuk insanımızın dile getirmesi; uzun zamandır bu köşeye de taşıdığım kavram farklılığı üzerinde yeniden durmamızı gerektiriyor.

Bu iki kavrama ve bunların çağrıştırdıkları "meşruiyet" kavramına geçmeden önce netleştirmek istediğim bir husus var. Çok özel durumda hâkim kararıyla yapılabilecek dinlemeler hariç özel yaşama böyle müdahale edilmesi ve telefonların dinlenmesi asla kabul edilemez. Zaten bu yapılan işin evrensel hukuk ve ahlaka aykırı olduğu şuradan bellidir ki; pek çok demokratik ülkede böyle bir telefon dinlemeleriyle ulaşılan bilgiler ne denli açık olurlarsa olsunlar; mahkemelerde kanıt olarak kabul edilmemekte ve hatta iddianamelere konulamamaktadır. Bizdeyse; neredeyse salt telefon dinlemelerinden oluşan iddianameler havada uçuşmaktadır.

Son gelişmelerin; bu çirkin uygulamaya son vermesini temenni ediyorum. Ancak doğrusunu isterseniz bu temennim konusunda fazla iyimser değilim...

x x x

"Yasallık" ve "hukukilik" kavramlarına ve bunlara bağlı olarak "hukuk devleri" ve "yasa devleti" ya da "kanun devleti" kavramlarına girmeden önce; (konumuzla birinci dereceden ilgili olmasa bile) "yasallık" ve "meşruluk" kavramlarını ele almak ve aralarındaki farkı ortaya koymak istiyorum.

"Yasallık" objektif (nesnel) bir kavramdır. En genel anlamıyla "yasaya uygun" demektir. Gerçekten eğer bir yasa maddesi varsa yapılan bir şey ya o yasaya uygundur ya da uygun değildir. Konuyu tersinden ele alırsak; eğer yasada aksine bir madde yoksa yapılan bir şeyin yasaya uygunluğu tartışılamaz.

Buna karşılık; "meşruluk" sübjektif (öznel) bir kavramdır. Kişinden kişiye değişir. Hatta çağdan çağa değişir. Aslında toplumda genel olarak meşruiyet anlayışı vardır. Ve bu anlayış zaman içinde dönüşür. Ve doğru olan şey yasaların da bu yaygın meşruiyet anlayışına uygun olarak değişmesidir. Fakat böyle bir esnekliği çok ender olarak görebiliyoruz.

Meşruluk anlayışı kişiden kişiye değişir. Ve bu anlayışın doğrusu ve yanlışı olmaz. Herhangi bir insana "senin meşruiyet anlayışın yanlış" diyemezsiniz. Sizce yanlış olabilir ama; onca doğrudur, kimse değiştiremez. Sadece kişinin meşru gördüğü şey o ülkedeki yasalara aykırı ise ve o yasalar bazı yaptırımlar (müeyyide) getiriyorsa; kişi o yaptırımlara katlanmak zorundadır.

X x x

Yasallık biraz yukarıda da vurgulamış olduğum gibi objektif bir kavramdır ve "yasaya uygun" demektir. Hukukilik ise "çağdaş ve evrensel hukuka uygun" demektir. (Yukarıda ele aldığımız, meşruiyet kavramına yakın görünüyor olsa bile aynı şey değildir. Zira bir insanın meşruiyet anlayışı çağdaş ve evrensel hukuka aykırı da olabilir. Böyle bir durumun savunulacak yanı yoktur ama; meşruiyet anlayışı bireysel bir şey olduğundan "yanlış" diyemeyiz.)

Bir ülkede yasalar çağdaş ve evrensel hukuk anlayışına uygun olarak çıkarılmışsa; o ülkenin bir "hukuk devleti" olduğunu söyleyebiliriz. Ama eğer bir ülkenin yasaları "Çağ dışı" bir anlayışın ürünü ise; o ülkenin bir "hukuk devleti" olduğunu söylemek mümkün değildir. Olsa olsa; bir "yasa devleti" ya da "kanun devletinden" söz edilebilir. Ve dünya üzerinde "yasa devleti" olmayan hiçbir devlet yoktur. Yasaları en geniş biçimiyle; yazılı olan hatta olmayan "kurallar" olarak tanımlarsak ki böyle tanımlanmaları gerekir. En ilkel toplulukların bile belli kurallar çerçevesinde yönetildiklerini görürüz.

Çağımıza utanç veren diktatörlerin tümü; ister Hitler olsun, istersen Stalin olsun, ister İdi Amin olsun; hepsi belli yasalarla yönetmişlerdir. Şimdi bu diktatörler yasalara uygun bir biçimde yönettikleri için; ülkelerine "hukuk devleti" adını verebilir miyiz? Elbette hayır...

Zira yönetimlerine payanda ettikleri yasalar hukuka uygun değildi. Ve ben bunu gerek akademik yaşamımın en başından beri; gerek yazarlık yaşamımda; binlerce defa yazıp anlatmama rağmen pek inandırıcı olamamışken; son dönemlerde "hukuk insanlarımızın" (savcı, yargı ve avukat) hep bir ağızdan bunu dile getirmelerini; kendimce ciddi bir gelişme olarak görüyorum. Umudum bu hukuk insanlarının işlerini yaparken yasa maddeleri arasında sıkışmamaları ve evrensel hukukun kurallarını da akıllarının bir ucunda tutmalarıdır. Eğer böyle davranırlarsa "ucu kendilerine dokunana kadar hukukun ayaklar altına alınmasına göz yummaları ve sessiz kalmalarını bile" unutabilir ve affedebiliriz...

Yazının tamamı için tıklayınız.

Yorum:

Toplum boşluk kabul etmez. Eğer bir ilkede hukuk yoksa onun yerini hemen hukuksuzluk doldurur.

                AYSBERG YÖNETİM DEĞİL HUKUKİ YÖNETİM

Casus kelimesinin tecessüs kelimesi ile akraba olduğunu bilir misiniz? Tecessüs yoklama araştırma, bir şeyin iç yüzünü araştırıp sırrını çözmeye çalışmak ve gizli örtülü şeyleri araştırmak demektir.  Burada hemen soralım: Peki bu hukuk denilen ve bugün meçhul ve bilinmez olan bu, şey mi desem, nesne mi, desem heyula mı desem, insanın iç yüzü müdür, yoksa dış yüzü müdür? Bilen varsa söylesin. Evet, bilen çıkmadı, kanun yapanlardan tutun da hukukçuyuz diyenler ve uygulama yapanlara varıncaya kadar bir bilen yok. Öyleyse biz cevap verelim, hukuk insan içindir, insan da hukuk içindir. Yani insana hukuk dışılık asla uymaz ve hukuk, gözle görülüp elle tutulan bir şey gibidir. Hukuk, dağlar kadar, gökler, güneş ve aylar kadar dıştır ve görünürdür. Herkes tarafından görülür ve bilinir. Bir pamuk kadar yumuşak, fakat bir demir kadar sert olan ve elle tutulan bir şeydir hukuk. Onun için hukuk, vatandaş ve vatandaşların dış yüzü, görünen, bilinen ve duyularımıza hitap eden tarafları olup içe ait olmayan, bireyin iç dünyası ile ilgili olmayan demektir. Bundan dolayı insanın içine dayanan ve iç dünyasına ait olan tarafına ise din, denir. İşte herkesin görüp bilip uyguladığı ve birlikte yaşayan insanların tabi olduğu, böyle bir dış dünyaya ise hukuk derler. Bu şekilde bugün dünyadaki derinlere dayanan, casusluğa dayanan ve gizli şeyleri araştırmaya dayanan devletlerin ve devletler çarkının, aslında bir din devletleri olduğu çok açık bir şekilde ortaya çıkmaktadır.

Eğer bir vücutta bir organ tam değilse ve gereği gibi çalışmıyorsa vücudun diğer organlarında da karışıklık meydana gelir. Eğer bir toplumda hukuk anlayışı, kuralları ve kanunları yoksa o toplumda işler karışık demektir. Toplum boşluk kabul etmez. Hukuk ve adaletin bulunmadığı yerde zulüm kol gezer. Gözleri kör olanlar elleriyle göremeye başlarlar. Hukuku çalışmayan, daha doğrusu gerçek bir hukuku ve hukuk kuralları bulunmayan bir toplumda jandarması ve polisinden daha çok gizli polisleri, ajanları ve casusları iş görür. İşte Danıştay’ın verdiği son katsayı kararı… Bir hukuk kurumu, dün ak dediğine bugün kara der mi? On yıldır bu YÖK ün bileceği bir iştir dediği şeye bugün bu benim bileceğim bir iştir, der mi? Evet, Türkiye’de der, diyor ve dedi. Çünkü burası Türkiye???

Peki, bütün bu olumsuzluklar ve insan tanımazlıklar neden oluyor dersiniz? Derin devlet, gizli, gizli tfl dinlemeler, ajanlar, casuslar, amip gibi tek hücre usulü çalışan merkezci devlet… Giyim, kuşam, kılık ve kıyafete karışan primitifliği… neden oluyor ve niçin oluyor? İnsan demek ve bireylerden meydana gelen bir toplum demek din, demek, ahlak demek, hukuk demek ve denetim demektir. Eğer bir ülkede bu 4 kurum yerli yerinde ve doğru bir şekilde çalışmazsa devletler sadece hukuku çalıştıracakları yerde bugün dünyada olduğu gibi, haddini aşarak dini alana da müdahale ederler ve adeta böylece bir din devleti olurlar. her şeye karışırlar tlf dinlerler, giyime karışırlar, kişinin eşine, işine ve aşına karışırlar, evin içine hatta yatak odasına kadar girerler. Her zaman söylediğimiz gibi vücutta solunum, sindirim, dolaşım ve boşaltım sistemleri var. Bu sistemler hepsi kendi alanlarında ve irtibatlı olarak birlikte çalışıyorlar ve organizma böylece hayat buluyor. Toplum veya devlet de böyle bir şeydir. O da ancak böyle vücuda benzediği ve onun gibi kurum ve kurallarını çalıştırdığı zaman ne derin çukurlar olur, ne telefon dinlenir, ne kurumlar kendi hadlerini aşar ve ne de dün ak dediklerine bugün kara derler. 

Hâlbuki değil telefon dinlemek veya gizli şeyleri araştırmak ve ona göre hareket etmek, biz tecessüsün ayıp olduğu ve günah olduğu ve tecessüs etmeyiniz emrinin var olduğu bir tarihten ve kültürden geliyoruz. Avrupalılaşmak ve batılılaşmak işte bizi bu hale getirdi ve adeta batırdı diyesim, geliyor.  

Onun için insan toplumları amip olamaz. Devlet tek merkezden yönetilemez. Nasıl birey çok merkezli bir varlık ise toplum veya devlet de aynı şekilde çok merkezlidir ve küçükten büyüğe doğru, kişilik sahibi olup kendi kendini yöneten yerleşim birimlerinden meydana gelir. Böylece kantonlarda olduğu gibi bir yerleşim biriminde mesela bir bucakta uygulanan hukuk kuralları o yer halkının kabul ettiği onların kendi bünyelerinden kültür ve inançlarından çıkmıştır. O sebeple hukuka ve hukuk kurallarına uymak onlar için zor olmaz ve güç gelmez. Zaten her yer ve yörenin sahip olduğu yasa, kanun, tüzük ve yönetmelikler o mahallin bünyesine uygun gelmez ve toplumun bedeni ile bu kural ve kaideler arasında bir doku uyuşmazlığı olursa o toplum hasta demektir, o yer ve yöre anormal demektir. Anormal bir toplumdan da normal hareketler beklemek ve doğru dürüst kanun ve kuralların doğru ve dürüst bir biçimde çalışmasını beklemek safdillik olur.       

Bugünkü dünyadan şikâyet etmeyen hemen, hemen yok gibidir. Ama bu şikâyetlerden, sıkıntı ve ıstıraplardan kurtulmak için bir araya gelerek bir kurtuluş yolunu birlikte arama işi ise hiç yoktur. Eğer bir ülkede hukuk devleti olmazsa işte böyle kanun devleti olur. İnsan bünyesindeki hücreler birbirleriyle savaşıyorlar mı?

İnsanlardaki gibi onlar arasında kavga var mı? Hayır, asla yoktur ve olmaz. Çünkü onlar arasında tam bir iş bölümü var, doğal bir iş bölümü var ve onlar tam anlamıyla bilimsel çalışıyorlar. İnsanlar ise öyle değil, işbölümleri doğal olmadığı gibi gittikleri yolları da bilimsel değildir. Artık bugün bilim, insana ışık tutmuyor ve yol göstermiyor. Bunların sözüm ona bilimleri sınıfçı, çatışmacı bir toplum meydana getirdi, çekirdek aile diye fıtrata ters bir aile üretti, mektepler okula, ahlak da etiğe dönüştü ve olanlar oldu neticede ortada hukuk diye bir şey kalmadı. Beylerin, başkanların ve yönetenlerin istek ve arzuları kanun oldu ve hukuk oldu. Evet, ey millet ve ey insanlar! Bu yol çıkmaz sokaktır. Gerçek bilime, doğal bilime gelelim, yapayı ve yapaycılığı bırakalım. Eski elbiseye ne kadar yamalık vurursak vuralım para etmez. Yeni bir anlayış, aynı insan vücudu gibi çalışan yeni bir toplum üzerinde anlaşalım. Bireyden topluma, fertten devlete kadar her kes ve her kurum doğal iş bölümüne dayalı ilim ve din bileşkesi ile kendi alanında görev yaptığı zaman ne tlf dinleme kalır, korku kalır ve ne endişe kalır, ne derinler olur ve ne de çukurlar kalır.

               Bugün toplumun değişime ihtiyacı vardır. Şikâyete, ah vah etmeye değil… Bir defa daha ifade ediyorum ki, bu toplum anlayışı ve sosyal hayattaki kavram kargaşası ve yanlış terim tarif ve tasnifler artık son bulmalıdır. Din devlet, din-dünya tasnifleri doğal değil, yapaydır; doğru değil yanlıştır. Birey-toplum, fert-devlet, din-bilim, dünya ahiret, yöresel ve küresel şeklinde bir tasnif anlayışına giderek bu konularda terim ve tarifleri yeniden yapmak mecburiyetindeyiz. Çünkü bilim çağında tarım toplumunun araçları yürümez. Toprağa dayanan bir medeniyet ile petrole veya elektriğe dayanan bir medeniyet aynı kabul edilemez. İletişim çağı ve bilim ve teknoloji çağı toplum düzenlerinin ve devlet çarkının da değişmesini gerektiriyor. Çalışıp bulanlara, bulup yayanlara başarılar. Bir temenni ile yorumumuzu noktalayalım: Şikâyetin olmadığı huzur ve mutluluğun paylaşıldı bir toplumda buluşmak üzere diyelim.           

Osman Eskicioğlu



YorumYap

Sayı: 26 | Tarih: 6.12.2009
Toktamış Ateş
Hukukilik ve yasallık
2819 Okunma
Osman Eskicioğlu
Can Ataklı
Irkçılık iki tarafı keskin bıçaktır
805 Okunma
Mesut Karaaytu
Mehmet Şevket Eygi
Minare ve Ezan
752 Okunma
Emine Hocaoğlu
Mehmet Altan
Borsa neden yükseliyor?
708 Okunma
2 Yorum
Mehmet Hikmetumut
Yılmaz Özdil
Bak sen şu İsviçreliye...
689 Okunma
Leyla Okta
Reşat Nuri Erol
Değişen dünya düzeni ve Türkiye
670 Okunma
Ilker Ardic
Ahmet Hakan
Bu şiir İsviçre'ye gitsin
646 Okunma
1 Yorum
Lütfi Hocaoğlu
Ebubekir Sifil
Minare Krizi
618 Okunma
Zafer Kafkas
Oktay Ekşi
Tarzan'ın işi zor
611 Okunma
8 Yorum
Vahap Alma
Nihal Bengisu Karaca
MHP ve CHP hangi duyarlılıkları temsil ediyor?
606 Okunma
Hakan Kandal
Ali Bayramoğlu
Paşalar ve Milat
593 Okunma
Özgül Ertuğrul
Zülfü Livaneli
Aşk olmasa
587 Okunma
2 Yorum
Ali Bülent Dilek
Nazlı Ilıcak
Muhalefetin şüpheciliği
567 Okunma
Fatma Karuç
Fikret Bila
Gül'den sanatçılara vefa
552 Okunma
Harun Özdemir
Ruşen Çakır
Obama’nın Afganistan hayalleri ve biz
544 Okunma
Tayibet Erzen
Hayrettin Karaman
Minarenin Kılıfı
526 Okunma
Hilmi Altın
Mehmet Niyazi
Hukuk devletinin düğümü
517 Okunma
Abdurrahman Erol
Mahir Kaynak
Tersi doğru
512 Okunma
Süleyman Karagülle