Bana ne Köşk’teki adamın dindarlığından
2513 Okunma, 13 Yorum
Ahmet Hakan - Hürriyet
Lütfi Hocaoğlu

01.11.2011

CAN Dündar’ın kitabından öğrendik:

İsmet Paşa’nın cumhurbaşkanı olarak Çankaya Köşkü’nde hüküm sürdüğü yıllarda bir yılbaşı gecesi Mevlid Kandili’ne denk gelmiş.

Paşa’nın eşi Mevhibe Hanım o gece Köşk’te içki içilmesine onay vermemiş.

Can Dündar, “İlginç bir bilgidir bu, bir ailenin içyüzünü anlatır. Naif bir bilgidir” yorumunu yapıyor.

* * *

Eski Diyanet İşleri Başkanlarından Tayyar Altıkulaç’ın anılarından öğrendik:

Devri iktidarında eşi Sekine Evren’i kaybeden Kenan Evren, Köşk’te eşinin ardından hatim indirilmesini sağlamış.

Ayrıca Köşk’teki hanımlar “kelime-i tevhid” çekmişler.

Çekilen “kelime-i tevhid”in sayısını 250 bine tamamlamak için erkekler de devreye girmiş.

12 Eylül’ün anlı şanlı komutanları “la ilahe illallah” diyerek Köşk’ü inletmişler.

* * *

Size bir şey söyleyeyim mi?

Bu türden dindarlık anıları, beni zerre kadar etkilemiyor.

Ben devletin en tepesindeki adamların, kişisel dindarlıklarına ya da dince kutsal sayılan günlere kişisel hayatlarında gösterdikleri saygıya falan bakmam...

Ben “köşk’teki adam” için şunlara bakarım:

-  Adil mi?

-  Dindarların özgürlüklerine saygılı mı?

-  Toplumun tüm renklerine karşı eşitlikçi bir anlayışla mı yaklaşıyor?

-  Yasak rüzgârları mı estiriyor?

-  Elindeki silahlı güce yaslanarak halkına kin mi kusturuyor?

-  Hukuka saygılı mı?

-  Herkesin hakkını gözetiyor mu?

* * *

Köşk’teki adam”...

-  İster sabah akşam ortalığı “la ilahe illallah” diye inletsin, ister sabah akşam içki içsin...

-  İster yılbaşı geceleri sabaha kadar dans etsin, ister kandil geceleri sabaha kadar ibadet etsin...

-  İster alnı secdeden kalkmasın, ister alnı secde görmesin.

-  İster tek bir hatim bile indirmesin, ister hatim üzerine hatim indirtsin...

Beni ilgilendirmez.

Ben “Köşk’teki adam”ın kişisel dindarlığına ya da dinsizliğine değil, topluma karşı geliştirdiği politikalara bakarım.

Ötesi beni hiç ama hiç ilgilendirmez.

Yazının tamamı için tıklayınız.

 

05.11.2011

 

Kenan Evren’in kızından gelen mektup

 

GEÇTİĞİMİZ günlerde “Bana ne Köşk’teki adamın dindarlığından?” başlıklı bir yazı yazmıştım.

Yazıda özetle “Ben Cumhurbaşkanı’nın kişisel dindarlığıyla ilgilenmem... Cumhurbaşkanı hakka hukuka riayet ediyor mu, din ve vicdan özgürlüğüne saygılı mı, adil mi ona bakarım” demiştim.

Kenan Evren’in kızı N. Şenay Gürvit, bir mektup göndererek bu yazıdaki bazı hususlara itiraz etmiş.

Mektubu aynen yayınlıyorum:

* * *

“1 Kasım 2011 tarihli Hürriyet gazetesinde ‘Bana ne Köşk’teki adamın dindarlığından?’ başlıklı yazınızı dikkatle ve üzüntüyle okudum.

Zamanın Diyanet İşleri Başkanı Tayyar Altıkulaç’ın iyi niyetle kaleme aldığına inandığım anılarını görmedim.

Ancak annem merhum Sekine Evren için yapılan doğal bir İslami vecibeyi dahi konu ederek abartılı bir şekilde istismar etmenizi çok ilginç buldum.

Beyefendi!

Gerek inanç gereği, gerek görev gereği yapılanlar, tabii ki 30 yıl sonra zatınızı enterese etsin diye yapılmadı.

Gerçekten size ne?

Ortaya koyduğunuz kriterleri siz öncelikle kendi kaleminize ve vicdanınıza uygulayınız.

12 Eylül ile ilgili yazı yazmaya niyetlendiğiniz zaman kulaktan dolma yalan yanlış bilgileri pazarlamak yerine biraz zahmet edip arşivlere bakıverin.

95 yaşına gelmiş, ömrünün en az 50 yılını ülkesinin mutluluğu için harcamış bir insan için 30 yıl sonra bu derece kin kusulmasını anlamakta güçlük çekiyorum.

Yazıklar olsun!

 

N. ŞENAY GÜRVİT”

* * *

Bu mektup için bir şey demeyeceğim.

Benim yazdıklarım ortadadır.

Ancak Şenay Hanım’ın benim için kullandığı “Yazıklar olsun” dileğini, ömrümün sonuna kadar bir şeref madalyası gibi taşıyacağımı söylemeden geçemem.

Yazının tamamı için tıklayınız.

 

Yorum:

Dini vecibeler (!)

İlkokul, ortaokul, lise yıllarında dedem bizi alır götürürdü kelime-i tevhid hatmi çekmeye. Maksat, çekilen bu kelime-i tevhid hatmini ölen birinin ruhuna bağışlamak ve ruhunu rahatlatmaktı. O zamanlar sorgulamazdım ya da sorgulayamazdım yapılan bu işi. Böyle yapılıyordu önceden ve yapılmaktaydı halen. Neyini sorgulayacaktım. İslamiyet mistisizm değil miydi benim için o günlerde? Kalabalık olarak giderdik bir eve. 100.000 kelime-i tevhid çekilince maksat hasıl olurdu. Bunun için 100.000/100 = 1.000 tane fasulye sayılırdı. Herkesin eline bir doksan dokuzluk tespih verilirdi. Doksan dokuz + imamiye ile birlikte yüz kere La ilahe illallah diyen bir fasulyeyi kutuya atardı. Bütün fasulyeler bitince 100.000 kelime-i tevhid tamamlanmış olurdu. Sonra dedem duasını yapar ve bu hatmi başta peygamberimiz olmak üzere büyük kimselerin ruhuna ve ilgili şahsın ruhuna bağışlardık. Hatta bir keresinden bu hatim dedemin evinde, babaannemin annesi tarafından eşinin ruhu için yaptırılmıştı.

Bütün bunlar iyi niyetle yapılıyordu ama yanlıştı. Böyle bir uygulamanın İslamiyet’le bağdaşan bir yanı yoktu. Karşılığı ne sünnette vardı ne de Kuran’da. Ama toplum o derece dejenere olmuştu ki ataların dinine o kadar bağlı idi ki sorgulanamıyordu. Ne yazık ki bugün sonuç değişmedi, halen öyle devam ediyor. O gün veya bugün, ister sıradan bir vatandaş olun, ister başbakan, ister Cumhurbaşkanı, sonuç değişmiyor.

Hurafeler, bid’atlar din olmuş, din ortadan kalkmış. Kenan Evren beş vakit namazlı bir insan değildi ama inançlıydı. Ancak samimi olarak inandığı İslamiyet ve İslami bilgisi bu kadardı. Fakat beş vakit namazlı olmak veya inançlı olarak tanınmak sonucu değiştirmekte miydi? Cevabı çok net olarak “hayır”. Bugün başbakanın annesi ölüyor, arkasından ruhunu rahatlatmak için Kuran okunuyor. Kuran okunması yine iyi, daha da kötüsü mevlit okunuyor. Bunu sadece günümüzün başbakanı yapmıyor. Daha öncenin dindar bakan ve başbakanların da mevlit okutmayı İslamiyet zannediyorlardı ve ölen anne-babaları, eşleri için bunu yaptırıyorlardı, yaptırıyorlar. Önceki ve günümüzün halkı, bakanları, başbakanları, cumhurbaşkanları, ilahiyatçıların bir çoğu, yazıyı yazan Ahmet Hakan ile ona kızan Kenan Evren’in kızı da bunları İslamiyet’in dini vecibeleri, bunları yapanı da dindar zannediyorlar.

Çok acı bir durumdayız. Bunun adı çok net bir şekilde “Cahiliye Dönemi”dir. Kur’an öncesi cahiliye döneminden bir farkı vardır. Onlar kitapsız cahillerdi, şimdikiler kitaplı cahiller. Kitabın olmasının bir işe yaramayacağını Kuran çok net anlatmış. Bu nedenle peygamberlere “kitabı verdik” değil de “kitabı ve hikmeti verdik” demektedir. Kitabı nasıl anlayacağını, nasıl uygulayacağını bilmezsen kitap bir işe yaramaz.

Eğer kitabı hayatından çıkarmak istemiyorsan, ama hayatına da uyduramıyorsan bunun çözümü bilinçaltında yapılır: “Kitap ölüler içindir.” Sonra bunun uygulaması için İslamiyet’te yeri olmayan ruhban sınıfına mensup kimseler “para karşılığı” gelirler ve ölünün ruhuna Kuran ve mevlit okurlar. Bunun tek faydası vardır. O da ölü yakınlarını psikolojik olarak rahatlatmaktır.

Oysa kitap diriler içindir. Yasin suresinde çok net bir şekilde bu ifade edilmiştir. Ama ne ironidir ki en çok kullanılan “ölü suresi” (!) Yasin suresidir. Çok daha acısı ölülere okunması Allah tarafından değil de atalarımız tarafından farz edilenin diğer bir metnin sure değil bir şiir olmasıdır.

Bir gün inşallah aydınlanma başlayacak, kitaplı cahiliye döneminden kurtulacağız, insanlar bütün hurafelerden, bid’atlardan kurtulacak. Gerçek İslamiyet ortaya çıkacak, ataların dini yerin altına gömülecek.

 

 

Lütfi Hocaoğlu


YorumcuYorum
Hakan Kandal
06.11.2011
07:18

İyi de Dr. şu an yaşayanlar da ölü gibi. Milyonlar Kuran'ın 3. bin yıl yorumu olan Adil Düzen'e dönüp bakmıyor bir de aşağılıyor. Hem de bu milyonlar müslüman cenahtan. Burada ölüler için okunan Kurandan bahsediyorsun ama yaşayan ölüler için okunan Kurandan bahsetmiyorsun.

AKEVLER ekibinin Kurban Bayramını kutlarım.

Reşat Nuri Erol
07.11.2011
05:28

‘KURBAN’ olmamak için

Reşat Nuri EROL Namaz nedir? Oruç nedir? Zekât nedir? Hac nedir? Kelime-i Şehadet nedir? Zaman zaman bunların ne olduğunu bu köşede yazdım, hatırlattım, değişik yönlerini ve anlamlarını anlatmaya çalıştım; merak edenler geriye doğru gidip o yazılara bakabilirler… Bugün daha ziyade bu emirler üzerinden sorular sorarak hatırlatmalarda bulunalım… Bugünlerde HAC ve KURBAN günlerindeyiz ya; Hac nedir, Mekke nedir, neresidir, insanlığın nesidir (çünkü Hac Sûresi’nde “Haccün li’n-Nâs” buyuruluyor), Kâbe nedir? Arafat nedir, Mina nedir, Müzdelife nedir, şeytan taşlamak nedir, Tavaf nedir, Safa ile Merve nedir, Sa’y nedir, Zemzem nedir, buralarda İbrahim ve İsmail gibi olmak nedir?!. Medine nedir, “Medine Sözleşmesi/Anayasası” nedir, “Medine Devleti” nedir?!. [Bugünlerde “Yeni ANAYASA” yapma sevdasındayız ya; özellikle hatırlayalım…] BAYRAM -hem de iki bayram; Ramazan/Oruç ve Hac/Kurban Bayramı!- nedir?.. KURBAN nedir?!. DİN nedir? Bütün bunlar sadece “din, dindarlık, kulluk, takva, ibadet” midir?.. Yoksa… Aynı zamanda “nizam, tanzim, sistem, düzen, dünya düzeni” midir?.. Dinin/düzenin her emrini aynı zamanda “dünya hayatımızın bir alanını düzenleyen, tanzim eden, sistem hâline dönüştüren, o sistemin/düzenin sürekli olarak eğitimini veren, uygulamalı örnekleri olan” ve buna benzer “daha nice hikmetleri olan emirler bütünü” olarak anlamazsak, anlamıyorsak, anlayamıyorsak… Soruyorum… Sorarak hatırlatıyorum… Biz İslâm’ı, İslâmiyet’i, Kur’an’ı, şeriatı/hukuku, dini/düzeni ne kadar anladık?!. Ne kadar anladık, ne kadar kavradık, ne kadar idrak ettik, ne kadar uyguladık?!. Hani deriz ya… Kur’an Mekke ve Medine’de, Arabistan’da ‘NÂZİL OLDU’… Mısır’da en güzel kıraat şekilleriyle ‘OKUNDU’… İstanbul’da, Türkiye’de en güzel hatlarla ‘YAZILDI’… Deprem gibi sarsıcı bir soru ve mahşerdeki imtihan gibi müthiş bir hatırlatma daha… Dünya hayatımızın düzenleyicisi Kur’an-ı Kerîm -özellikle son asırlarda- dünyanın neresinde “sistem/düzen” olarak ‘ANLAŞILDI’ ve dünyanın neresinde ‘UYGULANDI’?!. Ve bütün bunların üzerine mukadder bir soru daha… Kur’an-ı Kerim anlaşılıp uygulanmıyor; İslâm din ve düzen, şeriat ve hukuk, hak ve adalet olarak anlaşılıp uygulanmıyor; İslam’ın bütün emirleri ibadet olmanın yanında hayatımızın her alanını tanzim eden müessesseler olarak algılanıp uygulanmıyorsa… O zaman krizler, işgaller, savaşlar, tecavüzler, sömürüler, tsunamiler, DEPREMLER; daha doğrusu hayatımızın her alanında “SOSYAL TUFAN” olmasın da ne olsun?!. Ya da… Dünyaya zulüm hükmediyorsa, insanlar nasıl “zalim düzen”e KURBAN olmasın?!. İnsanlık zulme ve zalimlere, sosyalizm/komünizm ve kapitalizm gibi nice zalim düzenlere “KURBAN” olmamak için derhal “ADİL (EKONOMİK) DÜZEN”e neden geçmesin?!. ***

Zalimlere, zalim düzenlere, zulmeden faizli sömürü sistemlerine “KURBAN” olmamak için… Sadece kendimizin değil; çocuklarımızın, torunlarımızın ve dünyadaki bütün gelecek nesillerimizin “KURBAN” olmaması için… Dünyanın ve bütün beşeriyetin içinde yaşamakta olduğu “SOSYAL TUFAN”dan kurtulmak üzere, çağın biricik Nuhun Gemisi mesabesindeki “ADİL (EKONOMİK) DÜZEN”i inşa edip bir an önce zulüm, sömürü, kriz ve her türlü dünyevi kötülüklerden kurtulmak için… Yani; iki cihanda, dünya ve ahirette saadet, selamet ve rahmete ermek üzere, bizim ve bütün beşeriyetin çok yönlü uyanışlarına vesile olması dua ve dileklerimle KURBAN BAYRAMINIZ MÜBAREK OLSUN…

Lütfi Hocaoğlu
10.11.2011
10:11

إِنْ هُوَ إِلَّا ذِكْرٌ وَقُرْآنٌ مُبِينٌ لِيُنْذِرَ مَنْ كَانَ حَيًّا

O, yalnızca bir zikr ve açıklayan Kurandır, yaşayan kimseyi uyarman için. (Yasin 69-70)

Kuran diri olanı uyarır, ister insan olsun, ister cin olsun.

Zahiri alemdeki şuurlu varlıklar İnsan ve cinlerken, batıni alemdeki şuurlu varlıklar ruhlar ve meleklerdir. Cebrail ve Mikail melek değil ruhtur. Kuran’daki birçok ruh terimi bu varlıkları anlatır. İnsanların da ruhu vardır ama Kuran doğrudan insan ruhu demez. Sadece insana Allah’ın kendi ruhundan üflediğini söyler. Yani kendi başına hareket eden ruh denen varlıklar başkadır, insan ruhu başkadır. İnsan ruhu ölümle birlikte bedensiz diri değildir, vefat etmiş haldedir. Yeni bedenine sinyal gönderene kadar da zaman boyutu değişmiştir. Onun için yüz binlerce, milyonlarca yıl sadece bir günün bir kısmı kadar hissedilir. Yani bugün ölen bir kimse yarın dirildiğini hisseder. Sizin onun ruhuna fayda sağladığınızı düşündüğünüz zaman süresi ruhun geçirdiği zaman boyutunda bir an bile değildir.

Lütfi Hocaoğlu
10.11.2011
15:23

Hayır, mefhumu muhalefetle anlamıyorum. Bu sadece benim anladığımın bir delilidir.

Diri olmayana yaptığı faydalarla ilgili bir delile rastlamadım. Benim gördüğüm, Kuran'da okuduğum, Kuran'ın sağ insanlar için bir rehber, şifa kaynağı, uyarıcı vs vs olduğudur. Hiç bir yerinde ölülere faydası ile ilgili bir ayete rastlamadım. Belki gözümden kaçmıştır. Varsa, bunun delilleri öğrenmek isterim.

Lütfi Hocaoğlu
10.11.2011
19:01

وَلَقَدْ ضَرَبْنَا لِلنَّاسِ فِي هَذَا الْقُرْآنِ مِنْ كُلِّ مَثَلٍ

Kesinlikle bu Kuran’da her meselden anlattık. (Zümer 27)

Kuran'da her meselden darb edildiği yazılıdır. Ölülere yaptığı faydayı da Kuran'da anlatması gerekir. En azından ona kıyas edilecek bir delil olması gerekir.

Yokluk ispat edilmez, varlık ispat edilir.

Ben böyle bir şey görmedim, yok diyorum. Eğer varsa deliliniz gösterirsiniz.

Ama anlıyorum ki bu tür iddialar ve yapılan ölü okumaları Kurani bir dayanağı olmayan sadece hayali delillerle üretilmiş işlerdir. Eğer yanılıyorsam delilini gösterirsiniz, ben de hatamdan dönerim. Değil mi?

Lütfi Hocaoğlu
10.11.2011
21:40

Yok olan şeyin ispatı nasıl olacaktı ? var için bir delil getirir işte budur der ispat edersiniz.

Ben de onu söylüyorum zaten.

"faydalı ise bana delilini getirin" demek acizlik ifadesi, emin değilsiniz ve iddia içindesiniz. Kuran bize göre sadece insan değil , tüm varlığın talimatıdır.

Gayet eminim, Allah’a şükür aciz de değilim. Ama eğer emin olduğum şeyde hatalıysam (ki herkes olabilir, yoksa siz hatasız mısınız?) düzeltin diyorum.

İnsan için her türlü darbı meseli verdik ayeti, dünyadaki kılavuzlukta size dünya ile ilgili işlerinizde yardımcı olacak tüm meselleri numune olarak verdik demektir. İnsan dünyadadır, dünyada olan bu insan için de dünya işlerinde darbı meseller olacaktır ki yanlış bir uygulamaya girmesin.

Ayette delilsiz hasr yapıyorsunuz. Sadece dünya için meseller olduğunun delili nedir?

1. Nebi sallahu aleyhi ve sellem in cenaze namazında fatiha okuduğuna dair olan buhari rivayeti h 1335 vardır.

Cenaze namazında fatiha okunmaması hatta Kuran’dan okunmaması bile tek başına ölüler için Kuran okunmayacağının delilidir.

2. İmam buharinin h 1326, 1336, 1337 defnedildikten sonra kabrın başında cenaze namazı kıldığı rivayet edilmektedir

İmam Buharinin uygulaması sünnet mi ya da bilmediğimiz beşinci delil mi?

3. Abdullah b Ömer’den (Radıyallahu Anh) rivâyet edildiğine göre Hz Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:ذاماتاحدكمفلاتحسبوهواسرعوابهالىقبره،وليقرأعندرأسهبفاتحةالكتابوعندرجليهبخاتمةالبقرةفىقبره “İçinizden birisi öldüğü zaman onu dur-durma-yın ve onu kabrine koyma konusunda acele ediniz Sonra da içinizden birisi, ölünün başu-cuna durarak Fâtiha sûresini, ayak ucunda da Bakara sûresinin sonunu okusun” [13] [13] Taberânî, cXII, s 340 (hno 13613); Beyhâkî, Şuabu’l-imân, c VII, s 16 (hno 9294)

Kaynaklar kütüb-ü sitteden değil.

4. Hz Aişe, Ebû Hureyre ve Ebû Said el-Hudrî’nin bildirdiğine göre Rasûlullâh (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Ölülerinize Lâilâhe illallâh’ı telkin ediniz Müslim, Sahih, Cenaiz 1-2, I, 631; et-Tirmizî, Sünen, Cenâiz 7, III, 306, no: 976; Ebû Davud, Sünen, Cenâiz 15-16, III, 487, 3118; en-Nesaî, Sünen, Cenâiz 4, IV,5; Ab Hanbel, Müsned, III, 3; İbn Mâce, Sünen, Cenâiz 3, I, 464, no: 1444-1446; İbn Cârûd, el- Müntekâ, I, 136, no: 513

Bu hadisten anlaşılan mana ölürken, öleceği zaman telkin edinizdir. “Ölülere işittirilemeyeceği” Kuran’da bir çok ayette açıkça söylenmektedir. Ayete ters hadis olur mu? Ya hasid uydurmadır ya da yanlış anlaşılıyordur. Burada anlaşılan “ölürken” şeklindedir.

5.Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ölüyü defnetme işini bitirince mezarın başında durur, ölünün sorulan soruları cevaplamak üzere sebat etmesi için dua eder ve yanında bulunan arkadaşlarına da: “Kardeşiniz için mağfiret dileyin, onun için sebat isteyin Çünkü o şu an sorgulanmaktadır” diyerek ölü için dua etmelerini emrederdi[3] Bu hadis hakkında Hakim “senedi sahihtir” demiş Zehebî bu hususta ona muvafakat etmiş, Nevevî (7/292) de “senedi ceyyid (iyi) dir” demiş, el-Elbânî Sahihu Süneni Ebi Davud (2/305) de sahih olduğunu söylemiştir

Burada ölülerin arkasından Kuran okuyun mu diyor, dua edin mi diyor? Ölülerin arkasından dua edilmesinin faydası vardır, Kuran okunmasının ölüye bir faydası yoktur.

Görünen o ki yine bir delil yok. Zorlamalarla üretilebilir. Bu tür üretimin sonu yok nasılsa.

Bir uygulamanın yüzyıllar boyunca yapılması onu doğru yapmaz. Kuran yüzyıllar boyu yapılan yanlış uygulamalar için çok müthiş bir ifade kullanır: “Atalarınızın dini”.

Lütfi Hocaoğlu
11.11.2011
13:11

Ölülere işittiremezsin de mecazi olan kâfirlerin ölüler gibi olmalarıdır. Ölülere işittirememek hakikidir. Bu nedenle kâfirler ölülere benzetilmiştir. Yani kâfirler ölüler gibi işitemez denmektedir. Mecaz konusunu okuduysanız tekrar okumanızı, okumadıysanız okumanızı tavsiye ederim. Çünkü siz mecazı tersine çeviriyorsunuz. Benzeyen ve benzetileni ters çevirip, benzetilen ifadenin anlamını benzeyene göre değiştiriyorsunuz ki çok anlamsızdır ve bu şekilde her ifadeyi kendi istediğiniz gibi yorumlayabilirsiniz. Yani önce hükmü verirsiniz, sonra delili böyle evirip, çevirip bulursunuz.

Cenaze namazında "bilmeyenlere" fatiha okutturulur. Arızi bir durumdur ve bir içtihattır. Aslında var mıdır? Yoktur.

Sonuçta geçerli hiç bir delil yok.

Ama isteyen istediği gibi inanır ve uygular. En büyük sakınca İslamiyeti sadece bu tür ritüellere indirgeme ve İslamiyetin sadece bunlardan ibaret olduğu düşüncesidir. Kandil Müslümanlığı, ölü sonrası Müslümanlığı, Ramazan Müslümanlığı şeklinde tezahür eden bu "ataların dini" gerçek İslamiyet gelince silinip gidecek.

Ne diyelim, siz okuyun ve ferahlatın ruhları.

Lütfi Hocaoğlu
11.11.2011
15:21

Mecaz ikiye ayrılır: Mecazı mürsel ve istiare. Ben mecazdan bu ikisini birden kasdediyorum. Eğer alaka benzerlikse bu mecaza istiare denir.

Sizin verdiğiniz örnekteki istiare İstiare-i tasrihiyyedir.

Burada Müstearın leh: askerler

Müstearın minh: aslanlardır.

Bu tip istiare açık istiaredir. Cümle içinde geçen öğenin aklen gerçek olmadığı bilinir. Yani aslanların şehit olamayacağı gayet açıktır.

Oysa ölülere işittiremezsin de ölüler zaten işitmez. Yani ifadenin içinde doğrudan istiareye götüren bir karine yoktur. Aklen ve açıkça ölülerin işitemeyeceğini herkes bilir. Bu bilindiği için kâfirler buna benzetilmiştir. Yine bu konuyu tekrar okumanızı tavsiye ederim.

Lütfi Hocaoğlu
11.11.2011
15:26

Yani orada kafirler ölülere benzetilmişken siz ölüleri kafirlere benzetiyorsunuz. Oysa işitmeyen ölüler. Ama siz ölüleri işitir kabul ediyorsunuz, kafirleri işitmez kabul ediyorsunuz. Sonra işin içinden çıkılmaz bir hal olunca ölü kafirler işitmez, ölü müminler işitir şeklinde bir sonuca varıyorsunuz. Oysa kafirler gerçekte işitir, ölüler gerçekte işitmez.

Çok tuhaf zorlamalar bunlar.

Lütfi Hocaoğlu
12.11.2011
13:02

Bir ifadenin mecazi olup olduğu konusunda şu metot uygulanır:

İfadenin hakiki anlama gelmeyeceğine dair bir karine varsa bu durumda mecazidir. Aksi halde bütün ifadelere mecazi mana verebilirsiniz.

Örneğin: Birisine taş işitmez dediğinizde buna mecazi anlam verir misiniz? Hakiki anlamda taş işitmez. Çünkü taşın kulağı ve beyni yoktur. Aynı durum ölüler için de geçerlidir.

Yani ölülerin işitmemesini mecazi anlamak için karine kulaklarının olmaması ise taşların işitmemesi de mecazidir. O zaman taşlar işitir deriz, çünkü karine kulaklarının olmamasıdır deriz. Siz ve başkaları işitmeme olayının sebebini karine haline getiriyorsunuz. Aynı şekilde taşlar yürüyemez deriz, sebebi bacaklarının olmamasıdır. Bu durumda ölüler yürüyemez de mecazidir size göre. Çünkü zaten bacakları yoktur. O halde yürümelerini mi bekleyeceğiz?

Sebepler mecazi anlam için karine olamaz.

Bu nedenle bu ifadenin geliş sebebi ifadenin mecazi olması değildir. Kafirlerin ölülere işitmeme yönünden benzetilmesidir. Yani beliğ bir teşbih sanatı vardır.

Ahmet bin hanbel 40.000 hadisten oluşan Müsned isimli hadis kitabına sahiptir. En büyük hadis kitabıdır ama ne yazık ki Kütüb-ü sitteden değildir.

Kütüb-ü sitte şu hadis kitaplarından oluşur:

1.Sahih-i Buhari 2.Sahih-i Müslim 3.Sünen-i Nesai 4.Sünen-i Tirmizi 5.Sünen-i Ebu Davud 6.Sünen-i İbn Mace

Kaldı ki kütüb-ü sittedeki bütün hadislerde mütevatir değildir. Lafzen mütevatir olan 100 civarında hadis vardır. manen mütevatir olan da azdır. Hadislerin büyük çoğunluğu meşhur ve haberi vahid grubundandır. Hele ki Kuran'la çelişiyorsa hadise mi öncelik verip ayeti te'vil edeceğiz? Elbette hayır.

Lütfi Hocaoğlu
12.11.2011
19:05

Karine beyan ilminde mecaz konusundaki bir terimdir.

Mecazın tanımı: Bir kelimenin asıl anlamının kastedilmesine engel olan bir karinenin varlığı ve bir alakadan dolayı hakiki manası dışında kullanılmasıdır.

Karine: Bir ifadenin hakiki anlamını ifade etmesine mani olan durumdur.

Karine olmadan bir ifadeye mecazi diyemezsiniz.

Ölülerin işitmemesinin hakiki anlamda anlaşılmasına engel olan bir karine yoktur.

Ölünün işitmeme sebebi kulaklarının olmamasıdır. Bu sebeptir. Mecazi olarak anlaşılması için bir karine değildir.

Bu sözün mecazi olarak anlaşılmasına götüren bir karine yoktur. Zaten mecazi olsa ona kafirleri benzetemezsiniz.

Ayetle hadis çelişirse hadisi te'vil etmek gerekir, ayeti değil.

Lütfi Hocaoğlu
12.11.2011
20:41

Ayet kesindir. Hadis kesin değildir. Kesin olmayan kesin olan için karine olmaz.

Hadis Kuran'ı anlamak içindir. Kuran'ın devamı olan bir metin haline getiriseniz böyle olur: Hakikiliği kesin olan bir ifadeyi mecazi hale getirirsiniz. Yani hadisi Kuran'a uyduracağınıza Kuran'ı hadise uydurursunuz. O zaman Kuran'a gerek yok size göre. Alın hadisleri, hadislere göre Kuran'daki bütün ayetleri mecazi yapın veya te'vil edin. Sonra da buna ehli sünnet deyin.

Ayetler kesin delildir. Ayet hakiki iken mecazi anlam verilemez. Sünnet Kuran'ı anlamak içindir. Asıl ehl-i sünnet budur.

Hatta o kadar ilginçtir ki: Hadis çok açık ve net diyorsunuz. Ayet açık ve net değil mi? Elinizde ayet var, hadis var. Ama size göre hadis açık ve net, ayet açık ve net değil. Çünkü ayet hadise uydurulmalı. Sonra bunun adı da ehli sünnet oluyor. Kuranın ikinci delil olduğu, yan delil ehli sünnet (!).

Lütfi Hocaoğlu
13.11.2011
14:10

Hala ayetin mecazi olduğunu iddia ediyorsunuz. Ama bir karineniz yok. Sünneti ise ayetin mecaziliği için karine yapıyorsunuz. Oysa buna usulde tenakuz denir. Ayet ve hadis çelişirse ayet tercih edilir.

Neyse çok fazla laf kalabalığı ve kafa karışıklığına gerek yok.

Ayetler kesin delildir. Ayetin manası hakiki ise hakikidir ve manası da hakikidir.

Hadislerde recm de vardır. Ama Kuran'da kesinlikle yoktur ve başka bir cezadan bahseder.

O zaman siz Kuran'da tersi var ama hadiste recm var diye zina edenleri recm edin. Hem de bu uzun zamandan beri böyle kabul edilmiş. Buyrun, hadisleri öne getirin, Kuran'ı arkaya atın.





Sayı: 125 | Tarih: 6.11.2011
Ahmet Hakan
Bana ne Köşk’teki adamın dindarlığından
Dini vecibeler (!)
2513 Okunma
13 Yorum
Lütfi Hocaoğlu
Ruşen Çakır
“Anneliğin ideolojisi yoktur”
Çözüm’den haber var mı?
1329 Okunma
23 Yorum
Tayibet Erzen
Mehmet Şevket Eygi
Göklerde Sana Gönderilmiş Mektuplar Var
O Mektup Kuran
775 Okunma
Emine Hocaoğlu
Zülfü Livaneli
adalet susuzluğu
adalet mi ekmek mi?
724 Okunma
Ali Bülent Dilek
Nihal Bengisu Karaca
Hocaefendinin eleştirileri ve bazı sorular
Erbakan'ın ilahi intikamı
680 Okunma
1 Yorum
Hakan Kandal