Kullanıcı Adı:
Parola:
Üye Kayıt
Üye Aktivasyon
Parolamı Unuttum

Captcha image
Show another code

Giriş
Ahmet Hakan - Hürriyet Lütfi Hocaoğlu
Erdoğan’ın laiklik tavsiyesine güzelleme
1065 Okunma, 15 Yorum

16.09.2011

BAŞBAKAN Tayyip Erdoğan’ın Mısır’a laiklik tavsiye etmesini avuçlarım patlarcasına alkışlıyorum.

“Tavsiye eden dilleri dert görmesin” diyorum.
“Çok klas bir tavsiye” diyorum.
Övüyorum, övüyorum, övüyorum.
Neden mi? Anlatayım:

“Din” adına oluşturulmuş bir yönetim, “dini bir yönetim” olamaz.
Olsa olsa “bir din yorumunun oluşturduğu yönetim” olur.
Çünkü...
Tek bir din algısı, tek bir din anlayışı, tek bir din yaklaşımı yoktur.
“Dini yönetim” denilen şey, yönetimi oluşturanların dinden anladıklarıdır. Bu da dinin herhangi bir yorumunun, topluma egemen olması anlamına gelir.
Eğer tek bir din yorumu yönetime egemen olursa, bırakın herhangi bir muhalefeti, farklı din anlayışları bile “gık” diyemez hale gelir.
Çünkü itiraz edenlere, “dine itiraz etmiş” muamelesi çekilir.
Böylece...
Elinde “din” gibi kutsal referanslı bir araca sahip olan yönetim, o aracı bir baskılama aracına çevirip yeryüzünün en zalim ve en otoriter yönetimini oluşturabilir.
Düşünün: En küçük bir muhalefet hareketi bile “kâfirlik” olarak nitelenebilecek.
Hafazanallah! Hafazanallah!
Başbakan Erdoğan’ın “laiklik tavsiyesi”, işte bu yüzden “şiir gibi” bir tavsiyedir.

Peki Erdoğan, Mısır’a “laik olun” derken...
Laiklik adına otoriter bir yapı kurun mu demek istemektedir?
Laiklik adına dini inançların kamusal alanda özgürce yaşanmasına yasak koyun mu demek istemektedir?
Laiklik adına dini örgütlenmelere izin vermeyin mi demek istemektedir?
Laiklik adına kıyafet zabitliği yapın mı demek istemektedir?
Laiklik adına “Dini olan her şeyi kapı dışarı edin” mi demek istemektedir?
Hayır, hayır!
Erdoğan’ın tavsiyesi bu değil.
Çünkü hem kendisi hem de arkadaşları, ömürlerini böylesi bir laiklik anlayışına itiraz ederek geçirdiler.
Tamam, AK Parti deneyimine baktığımızda...
Arkasında duracağımız sağlam bir demokrasi hevesi görmüyoruz.
İtiraz edebileceğimiz sayısız husus var.
Ama şunu da kabul edelim:
AK Parti deneyimi, “otoriter laiklik” anlayışına saplanıp kalmış olan Türkiye’yi, “demokratik laiklik” anlayışı ile barıştırdı.
Bu açıdan...
Başbakan Erdoğan’ın, Mısır ve benzeri ülkelere “laiklik” telkininde bulunmasında herhangi bir çelişki yok.
Aksine...
Türkiye bu açıdan o ülkeler için tam bir “model ülke” haline gelmiştir.

Yazının tamamı için tıklayınız.

 

Yorum:

Laiklik ve demokrasi çelişkisi

Her zaman sorun tanımlardadır. Hangi kavram üzerinde tartışılıyorsa o kavramın önce tanımını yapmalıdırlar. Aksi halde anlamsız bir tartışma vardır.

En kötüsü ve en şeytancası ise savunduğunuz kelimeyi tanımlamamaktır. Çünkü tanımlarsanız sınırlandırmış olursunuz ve keyfi uygulamalar yapamazsınız. Türkiye’de laiklik işte böyle kelimelerden birisidir. İnsanlara senelerce cezalar verildi. Ne diye verildi bu cezalar, laikliğe aykırıdır diye. Peki laiklik ne idi? Tanımı yoktu. Çünkü tanımlarsanız başınıza bela olur ve keyfi olarak insanları cezalandıramazsınız.

İlk defa Başbakan tarafından bir tanım duyduk. Şimdiye kadar laikliğin en şiddetli savunucuları ne laikliği tanımladırlar ne de sınırlarını çizdiler. Başbakanın anladığı laiklik bu imiş ya da bu olmuş.

Gelelim bu tanımlar ve anlayışlardaki sıkıntılara.

İslamiyet’e atfedilen dini yönetim tabirinin İslamiyet’le bir alakası yoktur. Çünkü İslamiyet’te din demek inanç demek değildir. Din kelimesinin bugünkü Türkçedeki karşılığı düzen, sistemdir. Yani topluluğun hukuk düzeni dindir. İslam dini demek ise barış düzeni demektir. İslamiyet’te olmayan bir kavramı İslamiyet’te varmış gibi anlatırsan en baştan büyük bir çelişki ortaya çıkar.

Önemli bir çelişki ise ekseriyet demokrasisi ile laikliğin nasıl bir arada olacağı. % 51 diyecek ki bu böyle olacak, diğer % 49 ise o % 51’in dediğine uymak zorunda kalacak. Ondan sonra laikliği savunacaksınız. Onların anladığı laikliğe göre diyelim ki % 51 dedi ki ‘bütün kadınlar başörtüsü takacak’ veya tersi oldu % 51 dedi ki ‘bütün kadınlar başörtüsü takmayacak’. Ne olacak? Nasıl laiklik olacak? Bu nasıl bir akıl tutulması? Ekseriyet demokrasisinin olduğu yerde laiklik olamaz.

Bu nedenle Başbakan büyük bir yanılgı ve gaflet içindedir. Şu anda kendisi iktidarda olduğu için kendi görüşünde olmayanlara baskı yapmamaktadır ya da makul sınırlarda yapmaktadır. Ama bir gün zıt görüşte olan biri gelir ve ekseriyet demokrasisi içinde istediği zulmü yapar.

Tek çözüm Adil Düzen ve Adil Düzendeki hicret demokrasisidir. Bunun dışında istediğiniz tanımı yapın, asla ve asla tanımladığınız laikliği gerçekleştiremezsiniz ve uygulayamazsınız.

 

Lütfi Hocaoğlu

Yorumcu
Yorum
ziya küçük
20.09.2011
18:02

Bedelli veya nöbetli olunması bucakta belirlenmiyor, genel bir kaide olarak tüm bucakları kapsıyor değil mi? Merkezi bir karar yani?

Bedelli veya nöbetli sonuçta bir çaba var , neden bedenini koyan maddi yardımda bulunandan ayrıcalıklı oluyor?

Sadece nöbetlilere yasa yapma hakkı vererek ne kadar mevcut sistemin temsil yetersizliğinden kurtulabiliriz. Sadece nöbetliler yasa yapma hakkına sahip olacak diğerleri onların yaptığı yasalara uyacak ? Ne farkı kaldı o zaman?

Lütfi Hocaoğlu
20.09.2011
18:51

Bedelli veya nöbetli olunması bucakta belirlenmiyor, genel bir kaide olarak tüm bucakları kapsıyor değil mi? Merkezi bir karar yani?

Kişi üç yerde nöbetli veya bedelli olur. Bucak nöbeti, il nöbeti ve devlet nöbeti olmak üzere. Kişi isterse bucakta nöbetli iken ilde nöbetli, ülkede bedelli olabilir. Yani her üç durum için tercihini kendi yapar. Yani merkezi bir karar değildir. Kişi kendi karar verir. En çok senede bir ay nöbet tutar. 15 günü ülkede, 1 haftası ilde, 1 haftası bucaktadır. İstediği bir kısmında nöbetli veya bedelli olabilir.

Bedelli veya nöbetli sonuçta bir çaba var , neden bedenini koyan maddi yardımda bulunandan ayrıcalıklı oluyor?

Ayrıcalıklılık tepeden belirlenirse dediğiniz doğrudur. Ama bunu kişi kendi isteği ile belirliyor. Yani eğer ayrıcalıksa isteyen ayrıcalıklı olabiliyor. Yani ayrıcalıklı olmak kişinin kendi elinde. İstediği an nöbetli olabilir. Diğer taraftan can maldan her zaman kıymetlidir. Canı tehlikede olan bir insan bütün varlığını verebilir. Bu da nöbetlinin mi bedellinin mi daha önemli olduğunu gösterir.

Sadece nöbetlilere yasa yapma hakkı vererek ne kadar mevcut sistemin temsil yetersizliğinden kurtulabiliriz. Sadece nöbetliler yasa yapma hakkına sahip olacak diğerleri onların yaptığı yasalara uyacak ? Ne farkı kaldı o zaman?

Hukuk iki kısımdır:

1.Kamu hukuku

2.Özel hukuk

Özel hukukta bedelli ve nöbetli ayrımı yoktur. Zaten herkes kendi mezhebine, inancına göre yargılanır.

Kamu hukukunda nöbetli ve bedelli ayrımı vardır. Bedelliler dayanışma ortaklıklarında görev alabilirler. Ama kamu hukukunda ise kararı nöbetliler verir. Burada yasaklar ve cezalar vardır. Yani hırsızlık, adam öldürme gibi durumlardır. Bedelli ve nöbetli fark etmez, bulunduğu bucağın kamu hukukuna uymak zorundadır. Burada bir kısmın istemediği kamu hukukunda yaşamasını önlemenin yolu Adil Düzendeki hicret demokrasisidir. Hoşuna giden, işine gelen kamu hukukuna sahip bucağa herkesin hicret etmesi serbesttir. Bir de isteyen herkes nöbetliden bedelliye geçebileceği için geçtiği andan itibaren meclise seçilme hakkına sahip olur. Ama zaten seçilse bile ve beğenmediği kamu hukuku oluşursa oradan hicret etmekte serbesttir.

Lütfi Hocaoğlu
21.09.2011
17:07

Cengiz Bey’e yazdıklarına istinaden Milli Görüş Adil Düzeniyle ilgili bazı sorularım var.

1.Diyelim Türkiye’de 70 milyon insandan şehit olmak, düzeni sağlamak ve Allah’a kulluk etmek için askerlik yapmak isteyen sadece 10-15 bin kişi çıktı. Bir düşman da saldırdı ya da saldırmaya hazırlandı. Bir saldırı tehlikesi varken mevcut ordu yetersiz olduğu durumlarda ordu nasıl kurulacak? İnsanlar zorla mı askere alınacak? Zorla alınacaksa “La ikrahe fi-d din” ayetine aykırı olmaz mı?

2.Ülke çok zenginledi ki zaten Adil Düzense öyle olması gerekir. Herkes bedel vermek istiyor, kimse nöbet tutmak istemiyor yani kimse şehit olmak istemiyor, iç güvenlik nasıl sağlanacak? Dış güvenlik nasıl sağlanacak? Akevler Adil Düzeninde bu denge siyasi hakları kazanma ile sağlanıyor. Milli Görüş Adil Düzeninde başkanın zorlaması ile mi olacak? Bu denge nasıl kurulacak?

3.Barış dönemindeyiz. Ama bir başka ülke ile savaş çanları çalmaya başladı. Henüz savaş çıkmadı. Herkes nöbetliden bedelliye geçmeye başladı. Bunu nasıl önleyeceksiniz? Devlet savaş tehlikesi var deyip nöbetliden bedelliye geçmeye engel mi olacak? O zaman geçişteki serbestlik devlet başkanının keyfiyetine mi bırakılacak?

4. Milli Görüş Adil Düzeninde “Ne bucaklar tamamen kendi başlarına devletten ve merkezden tamamen özgür olabilir, ne de merkez bunların özgürlüğünü kısıtlayacak bir baskı oluşturabilir, ikisinin arasında bir dengenin kurulmasına imkan tanır.” deniyor. Bu özgürlüğün ve baskının sınırı nedir? Bucaklara kısmen de olsa müdahale edebilecek olan merkezin müdahale sınırlarını merkez mi belirleyecek? Merkez belirleyecekse merkezi bir anayasa olması gerekir. O anayasayı merkez mi yapacak? Sınırı çizen anayasayı yapan merkez ise bucakların serbestliğini istediği zaman ortadan kaldıramaz mı?

Lütfi Hocaoğlu
24.09.2011
13:41

Süleyman Hocam bu konuda ayrıntılı bir makale yazdı. Makalelerde yayınlanacak. Ben hemen yazar koyarız zannetmiştim, daha yeni bitirdi, düznleyeceğiz, o yüzden cevap gecikti.

Ama ben kısa bir cevap vereyim.

İlk 3 maddede verdiğiniz cevaplarla oluşan devlet fazla yaşamaz. Çok kısa süre içinde ya herkes köle olur ya da başka bir devletin müstemlekesi haline gelir. Bu çok açıktır. Kendinizi sizi koruyacak devletin yerine koyun. Bir başka devlet var, orada insanlar askerlik yapmak istemiyorlar, başka bir devlette onlara saldırıyor. Onlar askerlikten imtina edecek, siz gidip onlar için öleceksiniz? Niye? Sonucunda ortaya çıkacak durum, sizin için savaşan topluluğun ya sömürgesi olacaksınız ya da onlar sizin paralı askeriniz olacak.

Yani söylediğiniz askeri düzenin olduğu devlet tamamen dengesizdir ve yıkılmaya mahkumdur. Bu çok açıktır.

Bucak konusunda ise zaten bizimle aynı görüştesiniz. Bucakları sınırlandıran şey hakem kararları ve icmalardır ki ben önceki yazıdan başka türlü bir sınırlama sanmıştım.

Lütfi Hocaoğlu
24.09.2011
14:46

Bu konudaki Süleyman Karagülle'ye ait makale İlmi Makalelerde "Siyasi Haklar" başlığı ile yayınlanmıştır.

Sayfa: 2 / 2 (15 Yorum)Prev1[2]Next


YorumYap

Sayı: 118 | Tarih: 18.9.2011
Zülfü Livaneli
akevler adil düzeni şemalar
erbakan hocamın adil düzeni şemalarla
1200 Okunma
Ali Bülent Dilek
Ahmet Hakan
Erdoğan’ın laiklik tavsiyesine güzelleme
Laiklik ve demokrasi çelişkisi
1065 Okunma
15 Yorum
Lütfi Hocaoğlu
Ebubekir Sifil
İslam'ın Sol Yorumu İle Dünyevileşme Arasında
Arayış İçinde Olmak
597 Okunma
2 Yorum
Zafer Kafkas
Mahir Kaynak
11 Eylül eylemi
Sömürüden Kurtulma
543 Okunma
6 Yorum
Süleyman Karagülle
Taha Kıvanç
Sizler de gülüp eğlenesiniz diye...
Bir Titanik masalı: Medyamız
507 Okunma
Ahmet Kirtekin
Ruşen Çakır
Paradigmanın iflası
Arkası Yarın
498 Okunma
Tayibet Erzen
Mehmet Şevket Eygi
Biz Müslümanlar Adam olur muyuz?
Tebliğ Edilirse Neden Olmasın!
496 Okunma
Emine Hocaoğlu
Nihal Bengisu Karaca
Liberal Vasiyet mi?
Deist teistler
476 Okunma
2 Yorum
Hakan Kandal