Kullanıcı Adı:
Parola:
Üye Kayıt
Üye Aktivasyon
Parolamı Unuttum

Captcha image
Show another code

Giriş
Ahmet Taşgetiren - Bugün Zübeyir Erol
Bahçeli'nin resti yetmezdi, yetmedi
1142 Okunma, 14 Yorum

Evet, olan oldu:

MHP ile ilgili son kaset çıkışında ismi geçenlerden Genel Başkan Yardımcıları Osman Çakır, Ümit Şafak, Deniz Bölükbaşı, Mehmet Ekici, Genel Sekreter Cihan Paçacı ile MHP Başkanlık Divanı üyesi Mehmet Taytak hem görevlerinden hem de milletvekili adaylıklarından çekildi. Bahçeli'nin siper olması yetmedi.

"Farklı ülkücülük" internet sitesinde, "Maalesef bize başka bir çıkar yol bırakmayan, MHP'ye ve davamıza gelecek zararı umursamayan ve tek dertleri menfaat temin ettikleri koltuklarını korumak olan bu işgal çetesinin ve elebaşının inadı yüzünden yayınlarımıza devam ediyoruz" denildi. Kaset yayınına başlandı. İlk kaset ilk tırpanı vurdu.

Demek ki ne oldu?

Bahçeli'nin siper olması, rest çekmesi, Kılıçdaroğlu'nun ve medyanın bir bölümünün "kasetler kahrolsun" yaklaşımı bu işin kapanmasına yetmedi.

Bahçeli, "Bütün sorumluluğu üstleniyorum" deyince iş kapanır zannedenler yanıldı. Neyin önüne siper olmuştu ki Bahçeli? Neden siper olmuştu ki? Tamam, kaset çekimi şu bu yanlıştı ama ortaya çıkmış bir ahlaki zaaf varsa, ona siper olmak nedendi?

Toplumda ahlak kriteri böyle işlemiyordu.

Hep hatırlatıyorum, İsrail'de Moşe Katsav, Amerika'da Bill Clinton ve son olarak IMF Başkanı Kahn bedel ödediler.

Siz istediğiniz kadar "Bel altı vuruş" deyin, New York Times gibi bir gazete, IMF Başkanlığı'na adaylığından söz edilen Kemal Derviş'in BM'de görev yaparken evli bir kadınla ilişki yaşadığını yazdı ve Derviş'i biçti.

Bu iş böyle.

Baykal, keyfinden bırakmadı CHP gibi bir partinin genel başkanlığını... CHP kitlesi, bütün "modernite" hazmına rağmen, taşıyamazdı o ithamlarla Baykal'ı... Bana göre Baykal'ın, halen politika yapabiliyor olması bile zaid. Neden Nesrin Baytok politika yapamıyor?

"Bu iş sadece aileleri ilgilendirir"miş!

Hayır efendim, öyle değil.

Milletin vekilliğine soyunan adamın, başka nerelerde soyunduğu da ilgilendirir milleti...

Zannediliyor ki, milletin midesi bu işleri hazmedecek kadar genişledi...

Değil efendim, adam kendisi kirin pasın içinde olsa bile, sahnede bulunan adamın pislik içinde yüzmesini kabul etmiyor.

Bir toplumda hem iyi aile babası olmak prim yapacak hem de aile kurumunu sarsan tavırlara göz yumulacak, böyle şey olur mu?

Bahçeli, 6 kişiye kendisini zırh ederek, yiğitlik yaptığını, bu tavrın ülkücülerin yiğitlik duygularına hitap edeceğini sandı, yanıldı.

Sormaz mı ülkücü genç:

-Ben neyi savunuyorum yahu? Hangi adamın hangi işine kalkan oluyorum? Hem niye? Başka adam kalmadı mı bu koca ülkücü dünyada? Nereden geldi bu adamlar? Nasıl hepsi de en tepede böyle bir kirlenmenin içine yuvarlandılar? Ne var o yukarılarda ki, böyle işler olabiliyor ve ne var oralarda ki, bu insanlar birbirinin önüne kalkan oluyorlar, neden bugüne kadar bir tek kişi çıkıp da, "liderlik böyle olmaz" demedi?

Şöyle bir duygu geçmez mi ülkücü gencin gönlünden:

-Ben tepedeki kadrolardan namusum kadar eminim diyebilenler öne çıksın?

MHP'de, benim de tanıdığım temiz, vasıflı insanlar var. Mesela Meral Akşener üzerine toz kondurmam ben. Ama bu yaralı görüntü, onlara zarar vermeyecek mi?

Bahçeli'nin siper olduğu 6 kişi istifa etti.

Ne anlama gelecek şimdi bu?

Bahçeli'nin bu isimlere neden siper olması sorgulanmayacak mı?

Ben, MHP'nin şu anda yaşadığı durumu, gerçekten çok dramatik buluyorum.

MHP'ye sempati ile bakan toplum kesimlerinin tam bir duygu karmaşası içine itildiği muhakkak.

Tepedeki dört kişi, ilk salvoda gitti. İpi Bahçeli çekti. Neden? "MHP tabanı taşımaz bu kirli yapıyı" diye...

Peki 6 kişi ile ilgili kaset iddiası çıkınca Bahçeli neden siper olma gereği duydu? MHP tabanı o kirli yapıyı taşır hale mi gelmişti, yoksa Bahçeli, tepeye yönelik ithamların içinin boş olduğuna mı ikna olmuştu? İkna olmuş ise nasıl olmuştu? Henüz yayınlanmamış kasetlerin içine vakıf olarak mı ikna olmuştu, olmadan mı?

Bahçeli öyle bir risk almıştı ki, dizlerinin dermanı yetmezdi bu yükü taşımaya...

Yarın diyelim söz konusu kişiler Meclis'e girseydi... Engin Alan'dan daha zor değil miydi bu yükü taşımak? 13 Haziran günü o kasetler devreye sokulduğunda ne olacaktı?

Şu anda en zor durum hiç kuşkusuz Bahçeli'nin durumudur.

Yorum: Tek Eşlilik Baskısı

Son zamanlarda ortaya çıkan MHP ve CHP yöneticilerinin kasetlerinin siyasi hayata etkisinden ziyade içine düşülen durumun psikolojik ve sosyolojik tahlilini yapmak gerektiğini düşünüyorum. Evli olan ve bu derece üst düzey makamları işgal eden insanlar hangi sebepten dolayı böyle zor durumlara düşüyorlar? Kendilerinin ve toplumun bu olaylardaki yanlışlık ve eksiklikleri nelerdir?

Öncelikle erkekler çok eşliliğe uygun bir şekilde yaratılmıştır. Bu fıtratlarında var olan bir durumdur ve bilimsel olarak da ispatlanmıştır. Siz kabul etseniz de etmeseniz de evli olan bir erkek (meşru ölçüler çerçevesinde) diğer kadınlara ilgi duyması normaldir.

Diğer konuysa Türkiye’de çok eşlilik müessesesine yaklaşımla ilgilidir. Türkler İslamiyet’i kabul etmeden önce de tek eşli bir yaşam tarzı benimsemişlerdir. Bu sebepten ötürü Müslümanlığı kabul ettikten sonra da çok eşliliği benimseyememişlerdir.

Karşılaştırma yapmak gerekirse Araplar tam tersine İslamiyet’i kabul etmeden önce de çok eşliliğe uygun yaşıyorlardı. Bu yüzden Araplar çok eşli hayata devam etmiş ve bir uyum sorunu yaşamamışlardır. Dolayısıyla Türkiye’de çok eşliliğe toplumsal bir direnç gösterilmektedir. İkinci evliliği yapanlar toplumdan soyutlanarak cezalandırılmaktadır. Bunun sonucunda ikinci eş arayışına giren erkekler eşleri tarafından “Dışarıda ne yaparsan yap ama eve ikinci bir kadın getirme” yaklaşımıyla karşılaşmaktadır. Bizzat eşleri tarafından sırf toplum baskısı yüzünden gizli ilişkiye itilmektedir. Erkekler de toplumsal baskıya boyun eğerek aynı hataya düşmekte ve helal olan bir ilişki yaşayacaklarına gizli ilişkilerle hem toplum düzenini hem de aile yaşantısını bozmaktadır.

Çok eşlilik müessesesinin bir takım zorlukları olduğunu kabul etmek gerekir. İkinci evliliği yapmak maddi güçle ve eşler arası adaleti temin etmekle mümkündür. Fakat bilhassa adil olma konusu kişinin kendisinin karar vereceği vicdani bir husustur. Kimse maddi durumu yerinde olan evli bir erkeğe “Sen eşlerin arasında adil davranamazsın” deme hakkına sahip değildir.

Şimdi MHP ve CHP’nin yaşadığı duruma yukarıda anlatılanlar çerçevesinden bakınca kanaatimce bu insanlara kurulan tezgah bir bakıma toplum baskısının sonuçlarındandır. Elbette bu sadece MHP ve CHP için geçerli değildir. Geçmişte muhafazakar denilen partilerde de benzer olaylar yaşanmıştır. Her ne şekilde olursa olsun Allah’ın helal ettiğini haram, haram ettiğini helal yapmak çok acı sonuçlar doğurmaktadır.

Ey İnananlar! Allah’ın size helal ettiği temiz şeyleri haram kılmayın, hududu da aşmayın, doğrusu Allah aşırı gidenleri sevmez. [Maide 87]     

Sapıtmak için hürmetli ayların yerlerini değiştirip geciktirmek, küfürde gerçekten ileri gitmekdir. İnkar edenler Allah’ın haram kıldığı ayların sayısına uydurmak için, onu bir yıl haram, bir yıl helal sayıyor, böylece Allah’ın haram kıldığını helal kılıyorlar. Kötü işleri kendilerine güzel göründü. Allah inkar eden toplumu doğru yola eriştirmez. [Tevbe 37]

 

 

 

 

Zübeyir Erol

Yorumcu
Yorum
Tayibet Erzen
24.05.2011
23:00

Sorunları sıraya dizen yok her ne kadar aile yapısı sorunların başında gelecek gayet önemli bir mesele olsa bile. Kimsenin telaşa kapılmasına gerek yok toplumumuzdaki erkeklerin kapasitelerini siz zaten gayet güzel dile getirmiştiniz. Sadece esnek olmak ve Kuran'a kulak verebilmek gerekiyor. Hakan arkadaşımız aslında çok güzel bir tespitte bulunmuş, görünen o ki haklı çıkacak. Türk toplumu Kuran'la yaşamayı öğrenemeyecek. Kendince sorunlara öncelikler verip kendi çıkmazında boğulacak. Kuran'a iman etmiş biri ise Kuran'ın çözümlerini gayet normal karşılamamalı. Onları aşırı bulmak veya güne yakıştırmamak, Kuran'ın evrenselliğini inkardir.

Allah en iyisini bilir, biz bilmeyiz.

Lütfi Hocaoğlu
25.05.2011
12:18

Buradaki Mete Bey'in yaptığı hata şu. Çok eşliliği fantezi olarak değerlendiriyor. Oysa ki Rusya'dan vs. den gelen kadınlarla yapılan zinalar fantezidir. Bir gecelik ya da bir kaç günlük ilişkiler fantezidir, zinadır.

Çok eşlilik ise peygamberimizin hayatının bize örnek olarak sunduğu hak, temiz, ahlaki bir müessesedir. Çok eşlilikte eşin sorumluluğunu alma vardır. Mihrini verip herkese duyurup bu benim eşimdir deme açıklığı vardır.

Sorunların önceliğine gelince, iki temel sorun önceliklidir. Bunlardan birisi ekonomik yaşam diğeri aile yaşamıdır. Ekonomik yaşamdaki hastalık faizken aile yaşamındaki hastalık tek eşlilik dayatması ve bunun sonucunda yaygınlaşan zinadır. En önemli ve en öncelikli iki temel sorundan birisi olan bu sorunu arka plana atamayız.

Çünkü o zaman şu soruyu da sorabilirsiniz. Peygamberimiz o dönemde müthiş bir cihat içindeydi. Savaşlar yapıyordu, anlaşmalar yapıyordu. Tebliğ yapıyordu. O sırada niye bir düzineden fazla kadınla evlendi, cariyelere sahip oldu. Ne gerek vardı diyebilirsiniz. Biz diyemeyiz. Çünkü o mümin erkekler için bir örnekti. Kuran evlatlığının boşadığı kadınla evleneceğini söylerken bunun da mümin erkekler için bir örnek olduğunu bildirmektedir.

Allah insanları nasıl yarattığını çok iyi bilmektedir. Buna göre de sosyal kuralları koymuştur. Allah'ın sosyal kurallarına karşı hareket ederseniz sonuç değişmez. Bu kurallara karşı konulan toplumun sosyal kuralları delinir. Erkekler bu işi gizli yapmaya başlarlar, yapmaya devam ederler. Bunu gizli yapmaya başladıktan sonra da resmi çok eşliliği istemezler. Çünkü resmi çok eşliliğin maliyeti yüksektir. Kadının sorumluluğunu alma vardır. Onu başından istediği gibi atamaz. Mihrini vermesi gerekir. Oysa gizli yürütülen ilişkiler her zaman inkar edilebilir ve çok kolay bir şekilde bitirilebilir. Bu nedenle aslında çok eşlilik sorunu Allah'tan korkan insanlar için bir sorundur. Allah'tan korkmayan insanlar için çok eşliliğin resmi olması bir tehlikedir. Çünkü fütursuzca o kadından öbür kadına gitme fantezilerinin önündeki tek engeldir.

Zübeyir de gerçekten olayın çok güzel bir şekilde analizini yapmış ve çok doğru değerlendirmelerle olayı özetlemiş.

Reşat Nuri Erol
26.05.2011
07:21

Kreş eken, huzurevi biçer!

Ali Bulaç, 26.5.2011 "Avustralya Sidney'de yaşayan Kate Ogg, 27 haftalıkken ikiz doğurdu. İkizlerden kız olanı Emily sağlıklıydı, erkek kardeşi Jamie nefes alamıyordu. Doktorlar, yaklaşık 20 dakika bebeği hayata döndürmeye çalıştı. Ancak bebek nefes almıyordu. Bunun üzerine doktorlar veda etmesi için Jamie bebeği annesine verdi. Anne, bebeği 2 saat boyunca koynunda tutup okşadı, bebeğiyle konuştu ve bir mucize gerçekleşti. Bebek yeniden nefes almaya başladı. Kate Ogg, o dakikaları şöyle anlatıyor: 'Gözlerime inanamadım. Jamie elini kaldırdı ve parmağımı tuttu. Gözlerini açtı ve başını sağa sola çevirdi. Bu gerçek bir mucize!' Uzmanlar, bu harikulade olaya "kanguru tedavisi" adını veriyorlar." (Hurriyet.com.tr., 27 Ağustos 2010) Bir sohbette bu konuyu anlatırken Afganistan'ı pek yakından tanıyan Mehmet Güney, bize şunu anlattı: "1985'te Afganistan'da Meymene bölgesinden geçerken 17 kişilik bir aile çığ altında kalır. Günler sonra çıkarıldıklarında aileden 16 kişinin öldüğü anlaşılıyor, sadece bir bebek annesinin göğsüne sımsıkı sarılmış olarak nefes alıp veriyor." Hayatın gözlerimiz önünde akıp giden sayısız mucizelerinden biridir ve bizler mucizelere bakarken, onları görmüyoruz, çünkü dünyaya olan tutkunluğumuz basiretimizi bağlamıştır. Mesele, mucizelere karşı kalp gözümüzün kapalı olmasından ibaret değil, eğer "insan hakları" kavramı çocukları da içine alacak kadar geniş tutulacaksa -ki İslam fıkhına göre annesinin rahmine düşen ceninin bile hakları var; mesela Hz. Ömer cenini mirastan pay sahibi kılar- bu durumda, kadını psikolojik, sosyal ve ekonomik zorlayıcı enstrümanlarla evin dışına süren piyasa kapitalizminin mağduru "bebeklerin ve çocuklar"ın da haklarının korunması lazım. Uzmanlar, "Bebek dünyaya geldikten sonra yeme ve barınma ihtiyaçları giderilse de stres yaşaması mümkündür" diyor: Bebeği depresyona itecek en önemli sebep anneden mahrumiyettir, ilk altı ayda annenin bebekten ayrılması halinde üç ayrı belirti gözlenir. İlki protesto dönemidir, bu dönemde bebek sürekli ağlar, yanına biri yaklaştığında susar ancak annesi olmadığını anladığı zaman tekrar ağlamaya başlar. Depresyon döneminde bebeğin iştahı azalır, kilo kaybetmeye başlar, mutlu olmayan çocuğun beden gelişimi yavaşlar. İçe kapanma döneminde ise ikinci aydan sonra anne yoksunluğunun devam etmesiyle bebek içine kapanır, duygusal tepkileri küntleşir, çevrede olanlara bebek ilgisiz kalır, bu durum büyüklerin şizofrenik bozukluğuna benzer bir tablonun ortaya çıkmasına yol açar. Anne ile bebek arasında olağanüstü bir ruhi bağın varlığına ve bunun çocuğun beyin ve beden gelişimi için temel gıda olduğuna dikkat çeken uzmanlar, sevgisini ve ilgisini veren annelerin çocuklarının beyinlerinde sevgi kanallarının açıldığını belirtir. (Star, 11 Nisan 2011) ABD'nin Rhode Island eyaletinde 482 anne ve 8 aylık bebekleri üzerinde araştırma yapan uzmanların bulgularına göre, bebeklikte anne şefkati ve bakımıyla yetişen insanlar 34 yaşında bile bebeklikten etkilenir. 8 aya kadar gerekli şefkati gören bebeklerin, yetişkinliklerinde kaygı, saldırganlık ve stres düzeyleri diğerlerine göre hayli az olur. Doğum sonrası düzenlemeler yapılmıyor değil. Ama düzenlemeler, asgari erginlik çağına kadar annesinin şefkat ve merhamet kanatları altında yetişmeyen çocuklarda gözlenen derin hasarlara çare olmuyor. Hakikatte çocuklarımız ruhen hasarlı yetişiyor; yetişkinlerimiz, yaşlılarımız ve genel olarak toplum da hasarlı bir sosyo-psikolojik düzeni sürdürmeye çalışıyor. Piyasa için nesillerimizi kendi ellerimizle heba ediyoruz. İlahi yasa burada da hükmünü icra ediyor: Kreş eken huzurevi biçer. Arpa ekilen topraktan buğday biçildiği görülmemiştir, ne ekersen onu biçersin. İnsan kişisel hayatının çevriminde yaşlanınca çocuklaşır; bakıma, şefkate ve sıcak aile ortamına muhtaç olur. "Çalışma hayatı, daha çok gelir ve kariyer" diye kreşe verilen çocuklar, büyüyüp de anne ve babalarını huzurevine verdiklerinde onlar da "Anne, baba, kusura bakmayın biz de çalışmak veya kariyer yapmak zorundayız, sizinle uğraşamayız" derler.

Reşat Nuri Erol
28.05.2011
07:56

Kadına eşitlik kimin yararına?

Kadının fıtri ve geleneksel rolünün dışına çıkarılıp "yeni bir rol"e soyunmasının ve bunun kadın için 'varoluşsal' olarak başarılması gereken bir çaba olarak sunulmasının gerisinde yatan irade kime aittir? "Ne" olduğunu bilemediğimiz muhayyel bir "zamanın ruhu" mu bu değişimi zorunlu kılıyor, yoksa binlerce yıllık erkek-kadın ilişkisinin ortaya çıkardığı tarihsel ve toplumsal tecrübeden tam da bu zaman diliminde bıktığını, beşeriyetin tarihi akışının hep aleyhinde işlediğini bir tür aydınlanma ile fark eden ve artık bunun değişmesi gerekir diyen kadın mı? Bir gazete köşesinde bu sorulara cevap vermek güç. Kestirmeden şunu söyleyebiliriz: Küresel düzeyde kadınları eşitlik fikrine iten birinci faktör, geride bıraktığımız iki yüzyıllık sanayi devriminin özgül şartları, emek sömürüsüne dayanan kapitalizmin kadını erkeğe göre biraz daha sömürmesi ve bunun iki cins arasındaki doğal dengeyi altüst etmesidir. Batı'da kadınlar insani refleksleriyle hak arayışına çıktılar. Teknolojinin domine ettiği sosyo-kültürel hayat, ulus devlet ve bunu geriden besleyen Batı'nın tarihsel kolektif hafızası (Kilise ve mutlakiyetçi idareler) kadını 'eril' olana 'dişil' kimliğiyle varolmaya adeta mecbur etti. Ancak bugün erkek-kadın sorununun temeli bu değil. Sorun ataerkil kültürün baskısını veya geleneksel hiyerarşiyi çoktan aşmış bulunuyor. Sorun, küresel kapitalizmin 'Batı'da yaşanan trajik tarihsel tecrübenin hasılası olan erkek-kadın ilişkisini Batı-dışı dünyaya taşıma azminde olması ve özellikle İslam dünyası üzerinde emredici ve taşıyıcı araçlarıyla külli bir projenin uygulama alanına konmuş olmasıdır. Bu ilk görünürde "kadına özgürleştirici" geldiği kadar "erkeğe de özgürleştirici" gelmektedir. "Kadın-erkek eşitliği" tabii ki kadını erkeğin itaati dışına çıkarır, ama unutmayalım ki erkeği de "kadına bağımlı" olmaktan kurtarır. Çünkü iki cinsin eşit olduğu bir dünyada bu sayede erkek "sorumlu-gözetleyici" olmaktan kurtulmuş oluyor. 'Nikahsız beraberlikler', ev arkadaşlığı, bedenin laikleşmesi, cinsel özgürlük, zinanın suç olmaktan çıkarılması vb. modern teamüller erkeğin kadına kolay, maliyetsiz, yani sorumluluk yüklenmeden, külfet üstlenmeden erişebilirliliğini sağlıyor. Hakikatte evinden dışarı çıkarılan, kendi geçimini kendisi üstlenmek zorunda bırakılan ve genç yaşında aranıp da yaşlandığında -kuzey ülkelerinde 35 yaşından sonra kadınlık cazibesini kaybetti diye- bir kenara itilen, bu suretle asıl mağdur olan kadın oluyor. Bu, toplumda cinsiyet ayrımı, erkek-kadın eşitliği fikrini erkeklerin niçin sahiplendikleri konusunda bize bir fikir verir. Artık erkekler, kadınlardan elde etmek istedikleri azami faydayı elde edebiliyorlar, ama onlara karşı kalıcı bir sorumluluk üstlenmiyorlar. Bir ailenin helal yoldan geçimi, güvenlik, sağlık ve sosyal sorumluluğu dünyanın en ağır işlerinden biridir. Düşünce referanslarına göre erkekler, kadın-erkek eşitliğini farklı argümanlarla savunuyorlar. Gözlenen şu ki, erkekler artık küresel düzeyde kadınların sorumluluğunu üstlenmek istemiyorlar. 'İslami' kimliğini önemseyen erkekler arasında da, bu görüşte olanlar, eşitliği Kur'an'ın kendilerine yüklediği 'kavvam' vasfından ve bu vasfın yüklediği sorumluluktan kaçmanın bir yolu, 'meşrulaştırıcı aracı' olarak kullanıyorlar. Kısaca kadın-erkek eşitliğini ve genel olarak feminist ideolojiyi artık hararetle erkeklerin savunuyor olması, onların kadının tarih boyunca ve bugün ezilmişliği karşısında isyan edip hakkaniyeti ve adaleti tesis etme istemelerinin sonucu değil, kadına karşı sorumluluktan kaçma çabalarının sonucudur. Kadın hakları, eşitlik ve feminist ideoloji, erkeği kadına karşı özgürleştirmekte, en azından geleneksel ve tarihsel formlarında müşahede ettiğimiz konumuna ve rolüne kıyasla özerkleştirmektedir. Bu erkek için külfetsiz nimettir. Feminizm, cinslerin eşitliği ve pozitif ayrımcılık -iddia edildiğinin ve beklendiğinin aksine- kadınların aleyhine işlemektedir. Kadınlar, sanayi devrimi ve Aydınlanma'dan sonra bu sefer küresel düzeyde ikinci dalga sömürüye maruz kalmaktadırlar. ALİ BULAÇ, Zaman, 28 Mayıs 2011, Cumartesi

Sayfa: 2 / 2 (14 Yorum)Prev1[2]Next


YorumYap

Sayı: 101 | Tarih: 22.5.2011
Ahmet Taşgetiren
Bahçeli'nin resti yetmezdi, yetmedi
Tek Eşlilik Baskısı
1142 Okunma
14 Yorum
Zübeyir Erol
Mehmet Şevket Eygi
Kazurat ve Sidik Savaşları
İyilik-Kötülük
583 Okunma
4 Yorum
Emine Hocaoğlu
Ruşen Çakır
Şantajla yaşamayı öğrenmek
Kuran'la yaşamayı öğrenmek
526 Okunma
3 Yorum
Tayibet Erzen
Mahir Kaynak
Kasetli siyaset
Kuklaların siyaseti
480 Okunma
6 Yorum
Süleyman Karagülle
Zülfü Livaneli
kafalarımızın içindeki kilit
kafası kilitli müslimanlar
445 Okunma
1 Yorum
Ali Bülent Dilek
Nihal Bengisu Karaca
Dans mi prova mı
Kaset ve Başörtüsü
441 Okunma
1 Yorum
Hakan Kandal
Ruhat Mengi
Öcalan'ın amacı ne?
Güneydoğu
435 Okunma
1 Yorum
Vahap Alma
Ahmet Hakan
Yolsuzluk yapan bakanlar meselesi
Kişiler ve sistemler
399 Okunma
Lütfi Hocaoğlu