Başbakan'ın Laiklik Vurgusu
1299 Okunma, 3 Yorum
Nihal Bengisu Karaca - HaberTürk
Hakan Kandal

23 Eylül 2011 Cuma

http://www.haberturk.com/yazarlar/nihal-bengisu-karaca/672242-basbakanin-laiklik-vurgusu

YORUM:

Laikliğin gerçek tanımı sadece İslamiyet’te vardır. Ne kapitalizm ne Sosyalizm ne de karma rejimler bu kavramı kendi otoritelerinin devamını sağlamaktan başka bir şey için kullanamazlar.

Türkiye’de 2 tip laiklik vardır. Dinlere karşı aşırı soğuk ve mesafeli katı laikçi yaklaşım ve dinleri kendi hükümranlıkları için kullanan kapitalist laikçi yaklaşım( seküler laiklik). Türkiye’de günümüze dek 1. tip laiklik egemendi hala da bu katı laikçi yaklaşımın dinozorlarının ve yandaşlarının ve sevenlerinin sesinin gittikçe cılızlaşsa da güçlü çıktığını görebilirsiniz. 2. tip laiklik ise ülkede gittikçe popülerleşiyor. Güç el değiştirince doğal olarak laikliğe yüklenen anlam değişiyor. Önceki laiklik dinlere daha doğrusu İslamiyet’e karşı aşırı soğuktu. Neredeyse dinsiz bir laiklikti bu. Şimdiki laiklikte ise patronun global sermaye olduğunu kabul ederseniz İslamiyet’in şekil içeriğine-kandiller,  namazlar, umreler, oruçlar- iman edip özüne- asıl patron Allah’tır- sırt çeviriyorsanız sermaye tarafından hoş görülen seküler laikliğe kucak açıyorsunuzdur.

Türkiye artık seküler laiklik için diğer Müslüman ülkelere örnek gösterilmektedir.

 

 

 

 

Hakan Kandal


YorumcuYorum
Reşat Nuri Erol
27.09.2011
12:29

Hangi lâiklik, liberallik, demokrasi, sosyallik?-1

Bendenizin “Allah’tan ümit kesilmez” (aslında yine “lâiklik” ile ilgili bir yazı) dediği gün (dün); Ali Haydar Haksal “Evcil Müslümanlar artık laikçi” diyordu… Aynı gün Süleyman Arif Emre de “İslam ülkelerini laikleştirme çabaları” diyor; Mustafa Kemal, Turgut Özal ve R. T. Erdoğan dönemlerini özetledikten sonra şu hatırlatmaları yapıyordu: “Batılı ülkelerin ortak hedefleri, giderek İslam ülkelerini İslam’dan uzaklaştırmaktır. Ama taktik icabı laikleştirmek girişimi ile işe başlamayı tercih ediyorlar…/ Sayın Başbakan’ın laikleştirme ve ona benzer “Ilımlı İslam” deyimleriyle alevlenmiş olan tartışmalarda, yine ABD'nin rolü olduğu görülüyor.../ Bu safhada Türkiye’nin rolü sistem ve laiklik dayatmacılığı olmamalı, tersine ABD’den ve AB ülkelerinden gelen dayatmacı girişimlere karşı koymak olmalıdır. ABD’nin eski ve yeni başkanları ve eski Dışişleri Bakanları, Büyük Ortadoğu projesini mutlaka uygulayacağız, 22 İslam ülkesinin siyasi haritalarını baştan başa değiştireceğiz diye bütün dünyaya ilan ettiler. Bu işgal, saldırı istila ve siyasi harita değişikleri şimdi hızla uygulanıyor. Sayın Başbakan’ın ‘bu bir barışçı projedir’ sözünün artık inandırıcılığı kalmamıştır. Şu Eşbakanlık sevdasından artık vazgeçilmeli.” Ali Haydar Haksal, ayrıca altı gün önceki (17.9.2011) “Alın size bir Fransız laikliği” yazısında da önemli hatırlatmalar yapıyordu: “Arap Baharı” heyecanı dindikten sonra yeni heyecanlar gündeme gelmeye başladı. Devrilen kralların yerine yeni bir sistem, yeni bir yönetim tarzı, yani bir demokrasi ve yeni bir laiklik, gizli krallar... Bunların arka planında derin güçler bulunuyor, perdenin önünde ise bu işi kotarabilecek kimseler yapıyor. Buna taşeron güçler desek yanlış olmaz. Bu, Irak işgalinden sonra yeni bir yöntemdir. “Arap Baharı” heyecanı bittikten ve artık bu ülkelerin yönetim biçimi oluşturulmaya başlanırken ilginç durumlarla karşı karşıya bulunuyoruz. Türkiye bu ülkeler için model ülke olarak seçilmiş bulunuyor. Sayın Başbakanın Mısır’daki açıklaması çok ilginç ve sürpriz oldu. Türkiye Mısır halkına “Laiklik” öneriyor...” Ve soruyor: “Türkiye’de muhafazakârlar iktidar olunca laiklik tehlikeli olmaktan mı çıkıyor?” Önemli ve uzunca bir soru daha: “Hem laiklik kurum olarak “Din ile devlet işlerini birbirinden ayırmak” ilkesi üzerine kurulu olduğuna göre, hangi İslâmi değeri kabul edecekler? Zekât kurumu devlet tarafından kontrol altına alınır, toplanır ve ihtiyaç sahiplerine dağıtılır. Esası budur. Faiz haramdır, bu haramlığa meşruiyet vermek ancak laik bir düzende olur. Bu örnekler çoğaltılabilir. Gerçi Sayın Başbakan Müslüman ülke yöneticileriyle yaptığı bir toplantıda “Faiz bir dünya gerçeğidir” demiş, belli bir kesim tarafından sevinç ve alkışla karşılanmış, ama Müslümanlar tarafından da tepki toplamıştı. Bunları söylemek Sayın Başbakana mı düşüyor? Bunları yapmak zorunda mıdır?” Ve final soruları: “Türkiye’nin laiklik adına uyguladıkları “İkna Odaları” çok iyi bir örnek midir? Türkiye’de yapılan bütün darbeler laiklik adına yapılmadı mı? Şimdi muhafazakâr bir iktidar var, koşullar biraz yumuşamış diye laiklik hoş ve iyi bir uygulama mı oluyor? Muhafazakâr iktidar on yıla yakındır iktidarda, bütün güçler elinde olduğu halde, bir insan hakkı olan başörtüsü sorununu, sekiz yıllık eğitim uygulamasını, Kur’an kurslarındaki yaş ile üniversiteye giriş katsayı sorununu bile çözememişken...” Aynı gün (17.9.2011) Ebubekir Sifil’in “Postmodern dindarlık” başlıklı yazısı yani “muhafazakarlık” (veya şeriatsız “ılımlı İslâm”) ile ilgili yazdıkları da önemli… Başka yazarların dedikleri ve sordukları da var ama “anlayanlara” bu kadarı yeter!.. Bu tesbit ve teşhislere biz de aynen katılıyor ve aynı soruları soruyoruz… Bizim sadece “lâiklik” ile ilgili değil, ayrıca “liberallik, demokrasi, sosyallik” ve daha önemlisi “Yeni Anayasa” ile ilgili soracaklarımız ve söyleyeceklerimiz var… “Yeni Anayasa” ile ilgili olarak güya herkesin görüşü alınıyor, Meclis Başkanı akademisyenlerle görüşüyor ama bu köşede defalarca dile getirdiğimiz üzere, bizim görüş ve çalışmalarımız yine görmemezlikten geliniyor, bizim akademisyenler bile yine çağrılmıyor!.. Gelecek yazılarda “lâikliği” ve “liberalliği, demokrasiyi, sosyalliği” olması gereken şekliyle yazmaya devam edeceğiz; birilerinin anlamaları ve gerekenleri yapmaları için…

***

Hangi lâiklik, liberallik, demokrasi, sosyallik?-2

Evet, bu günlerde “Yeni Anayasa” tartışmalarından başlayarak “lâiklik” ile alevlenen ve bizim “liberallik, demokrasi, sosyallik” gibi kavramları da katarak sürdürülmesini gerekli gördüğümüz tartışmaların enine boyuna yapılması ve netleştirmesi gerekiyor. Kelime ve kavramların tanımı tam olarak yapılmadan sürdürülen tartışmalar faydadan çok zarar verir. Önce kelime ve kavramların içeriğinde anlaşalım… Biz bu konudaki çalışmalarımıza 30-40 yıl öncesinde başladık, hâlen yoğun bir şekilde devam ediyoruz... Nitekim “Soysal Denge I ve II” kitaplarımız genel olarak “sistem/düzen ve denge” ağırlıklı olmakla beraber, aynı zamanda “lâiklik” meselesine açıklık getirmektedir ve Süleyman Akdemir arkadaşımız -aynı zamanda mezkur kitapların yazarı olarak da- konunun Türkiye’deki bir numaralı akademisyen uzmanıdır. Bu konuda kendisinden mutlaka yararlanılması gerekmektedir ama… Bu “ama”dan herkes payına düşeni alsın... Yirmi yıl önce yazılıp yayımlanan “İSLÂM Devlet ve Dünya DÜZENİ” (büyük boy 1200 sayfa) kitabımız ise ismindeki konuda ve elbette “lâiklik” meselesinde de şimdilik hâlâ baş yapıt olma özelliğini muhafaza etmektedir. “Lâiklik meselesinde de” deyişimin sebebi var, çünkü bu kitabımız aynı zamanda Prof. Dr. İlhan Arsel’in “Teokratik Devlet Anlayışından Demokratik Devlet Anlayışına / Şeriat Devletinden Lâik Cumhuriyete” (büyük boy 800 sayfa) kitabındaki “lâiklik” dahil her konuya “reddiye” mahiyetindedir. Kitabımızın birinci cildinin ilk sayfasına koyduğum cümle şudur: “Daha iyisi ortaya konmadıkça, eleştirilerin bir değeri ve anlamı yoktur.” Bu cümleyle kastettiğimiz, elbette içten ve dıştan “İslâm Düzeni” kitabımıza veya “Adil (Ekonomik) Düzen” çok yönlü çalışmalarımıza yapılan eleştirilerdir. Tamam, eleştirin ama sizin bir düzen öneriniz var mı?!. Yirmi yıl önce yazdığımız “İSLÂM Devlet Ve Dünya DÜZENİ” kitabımızın ikinci cildinin hemen birinci sayfasına koymayı gerekli gördüğüm “cümle” ise bence daha da ilginç bir “tevafuk” ve bugünkü bütün tartışmalara bizim açımızdan net bir açıklık getirmektedir; aynen aktarıyorum: “Demokratik (=içtihat ve icmaya dayalı şeriat), lâik (=çoğulculuk ve gruplardan oluşan âkile [dayanışma] sistemi), liberal (=faizsiz kredileşme ve karz-ı hasen müessesesi) sosyal (zekât), çoklu hukuk (=5 ile 20 arasında ilmî, dinî, meslekî ve siyasî gruplar) ve hakemlik sistemini benimseyen bir düzen kurulmalıdır.” Süleyman Akdemir ise yıllar önce kitabı sunarken adeta bugünkü tartışmaları hatırlatmış: Sovyet Bloku aracılığıyla komünizmin yayılması tehlikesine karşı oluşturulan NATO, bu bloğun çökmesi ve Varşova Paktı’nın dağılması ile amacını kaybetti. Bu gelişme karşısında doğal olarak NATO’nun da dağılması gerekirken, bu dağılma gerçekleşmedi ve NATO belirsiz tehlikelere karşı varlığını sürdürme kararı aldı. Belirsiz tehlikeler arasında da en önemli hedef olarak İslâm ve İslâm Bloğu gösterildi. Prof. Dr. İlhan Arsel ve benzeri yazarlar, İslâmiyet’i ve şeriatı hem ülkemizde hem de dünyada en tehlikeli olgu olarak görüyorlar. Bu arada İslâmiyet’e saldırmayı da bir görev sayıyorlar. İslâm, İslâmiyet, İslâm Düzeni ve şeriat, gerçekten bir tehlike midir? 21. yüzyılda yükselen değerler arasında sayılan dinler, gerçekten de toplumları geri mi bırakmaktadır veya gerçekten de uyuşturmakta mıdır? 18 ve 19. yüzyıllarda gelişen ateizm, gerçekten bir zafere ulaşacak mıdır? Dinsiz bir toplum yaratmak mümkün müdür? Veya dinlerden hangi alanlarda yararlanılacaktır? Dinin alanı ve sınırı nedir? Din ile düzen arasında ne gibi bir ilişki vardır?.. Günümüzde; İslâmiyet ile düzen, demokrasi, lâiklik, liberalizm, sosyal devlet, hukuk devleti, egemenlik, cumhuriyet, yönetim, çoğulculuk, kadın, kölelik, çağdaşlık, ... arasında ne gibi bir ilişki vardır?.. vs. Bütün bu soru ve sorunların İslâmiyet’e göre ve günümüz şartlarında cevapları neler olacaktır? İşte geleneksel İslâm’ı ve tarihteki uygulamaları esas alarak; hattâ bunların da büyük bir kısmını çarpıtarak İslâmiyet’e saldıran Prof. Dr. İlhan Arsel ve benzerlerine karşı, cevap ve reddiye olmak üzere, Süleyman Karagülle tarafından içtihatçı bir anlayış ve bakış açısı ile bu kitap yazılmıştır. Çünkü, İslâmiyet ancak içtihatla anlaşıldığı taktirde bir hüküm ve değer ifade eder... (Konuya devam edeceğim…)

***

Hangi lâiklik, liberallik, demokrasi, sosyallik?-3

Reşat Nuri EROL Bu gibi derin meseleler “ilim”siz olmaz, “kitap”sız olmaz, “çalışmadan” olmaz, “emek vermeden” olmaz; bu olmazlar çoğaltılabilir ama “anlayanlara” bu kadarı da yeter! Anlamayanlara, anlamamakta ısrar edenlere yani “kör-sağır-dilsizlere” bir şey yok! Mahir Kaynak, bugünkü (dünkü) yazısını bitirirken yazdığı son cümlede şöyle bir ifade var: “Dünyayı anlayacak, hükümete anlatacak, akil devletin bir parçası olacak…” Mesele budur. Bugünkü İstanbul’da 42 üniversite, bütün Türkiye’de yüzlerce üniversite var ama “bu derin meseleleri çözecek 5-10 veya 3-5 gerçek ilim adamı profesör” var mı?!. Var! Sayın Başbakan R. T. Erdoğan’ın yıllar öncesindeki görevlendirmesiyle, “bu derin meseleleri çözen yegane medeniyet projesi olan “Adil Düzen”den Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ı vazgeçirmek için” her hafta toplantılar yapıp “gizli raporlar” yazan 14 “prof” var! Bunların arasından yine de iki dürüst ve insaflı profesör (Sabahattin Zaim ile Hayrettin Karaman) çıktı ve raporlarının bir kısmını yayınladı; biz de her satırına gerekli cevapları yazdık. Peki, ya geride kalanlar, onların raporları nerelerde; versinler de cevaplayalım… Hepsinden daha önemlisi; Erbakan “Adil (Ekonomik) Düzen”den vazgeçti mi?.. Yoksa, son olarak “Yeni Bir Dünya ve ADİL DÜZEN” diye bir kitap mı yazdı?.. *** Sayın Başbakan R. Tayyip Erdoğan, kuzey Afrika’daki Arap ülkelerine gitmiş, bizzat kendisinin görevlendirmesiyle yazılan reddiyelerle desteklenen dolaylı anlatımlarla bizden yarım yamalak öğrendiği “lâikliği” pazarlamaya kalkışmıştır... Oysa biz, “Adil Düzen” çalışmalarımızda Millî Görüş Lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan’a “lâikliği” anlatmış ve İslâm’ın da lâik düzen olduğu hususunda aramızda ihtilafımız kalmamıştı... Mezkur İstanbul uleması (14 profesör) buna şiddetle karşı çıkmış ve bizzat R. Tayyip Erdoğan’ın görevlendirmesiyle hazırladıkları raporlarda Erbakan’ı vazgeçirmeye çalışmışlardı... R. Tayyip Erdoğan, o zaman “bir insan hem lâik hem Müslüman olamaz” demiş, “Adil Düzen”i bunun için reddetmiştir. Baktı olmuyor; sonunda tam olarak öğrenmediği ama hemen hemen tam olarak ifade ettiği “lâikliği” Araplara pazarlamak istemiştir... Sonuç ne olmuştur? Meramını anlatamamış, tercüme yanlışlığı dolayısıyla da tam tersi anlaşılmıştır... *** Önce şu gerçeği belirtelim: İslâmiyet yalnız “demokratik, lâik, sosyal ve liberal düzen” değildir; dünyada İslâmiyet’ten başka “demokratik, lâik, liberal ve sosyal düzen” yoktur, bunların gerçeği yalnız İslâm’da vardır. Diğerleri bunların sahtesidir… R. Tayyip Erdoğan oralarda Araplara diyecekti ki: 1- İslâmiyet demokratik düzendir. Demokratik düzen demek içtihat düzeni demektir. Herkes kendi içtihadı ile amel etmekle mükelleftir. Her topluluk da kendi icmaları ile amel etmek zorundadır. Batı demokrasisindeki fahiş hata “ekseriyet sistemi”dir. İslâm demokrasisinde “ekseriyet” yok, “hicret demokrasisi” vardır. Siz böyle bir demokrasiyi benimseyiniz. Başkanlarınız bu demokrasiyi getirsinler, yerlerinde kalsınlar. Başkanın değişmesi ile demokrasi gelmez. İngiltere rejimi krallıktır ama demokrasi vardır. 2- İslâmiyet lâik düzendir. Çünkü İslâmiyet’te zorlama yoktur. Herkes istediği dini benimser, istediği ibadeti yapar. Siyaset dine karışmaz. Herkes kendi sahasında tamamen serbesttir. Bu sayede barış mümkün olmaktadır. Şeriat demokrasidir. İslâmiyet de lâikliktir. 3- İslâmiyet liberal düzendir. Çünkü İslâm düzeninde kimse kimsenin fiyatına ve ücretine karışmaz. Buna “Adil Ekonomik Düzen” denmektedir. 4- İslâmiyet sosyal düzendir. Çünkü “zekât müessesesi” ile tüm insanların hayatları “sosyal güvence” altına alınmıştır. Hak düzendir, halkın yararına olan yegane düzendir. “Şimdilik” son bir yazı ile konuya devam edeceğim…

***

Hangi lâiklik, liberallik, demokrasi, sosyallik?-4

Reşat Nuri EROL Başlıktaki konu ile ilgili “şimdilik” yazacağım bugünkü bu son yazıya farklı bir girizgâh yapacağım. Her zamanki gibi sabah erken kalktım ve günlük okumalarıma başladım. Ekonomi ile ilgili okumalarımdan bir sonuç cümlesi: Joseph Stiglitz’in görüşlerini kısaca “Ekonomi kitapları yeniden yazılmalı.” şeklinde özetleyebiliriz… Bu bir… Mahir Kaynak, bugünkü “Ezbercilik” başlıklı yazısını, son paragraftaki şu cümlelerle sonlandırıyor: “Bugün bir şeyden şikayetçiyim. İktisadi durumumuz rakamlarla ifade ediliyor ve durumumuz bu rakamlara yüklenen anlamlarla değerlendiriliyor. Oysa izlenen politikanın cari açığı büyüteceği önceden belliydi ve bundan şikayetçiydim. Bunun çaresi olabilir ama kangren olan ayağınızın kesilmesi gibi bir çare olmamalıdır. Ayrıca var olan iktisat bilgisinin değişmez olduğu söylenemez. Geçmişte de fizik vardı ve bu tek gerçek olarak kabul ediliyordu. Sonra Quantum fiziği çıktı ve bakış açısı değişti. Benzer değişim doğruluğundan şüphe bile edilmeyen matematikte yaşandı. Önümüzdeki dönemde iktisatta önemli değişiklikler yaşanacaktır ve keşke bunu bir Türk bilim adamı gerçekleştirse.” Bu iki… Sonuç: Mahir Kaynak’ın -ve elbette herkesin- “Adil Düzen” çalışmalarından ve çalışmaları yapan “Türk bilim adamlarından” haberdar olmaması düşünülebilir mi?!. Bu üç… Bu sorum her şey gibi “lâiklik, liberallik, demokrasi, sosyallik” ve “ANAYASA” için de geçerli… Bu da dört… Osmanlı’dan beri 300 senedir Batı dünyasını taklit ederek bugünlere geldik; Kolay kolay üç asırlık anlayış ve alışkanlıklarımızı değiştiremiyoruz, ezberlerimizi bozamıyoruz... Ama her şeye ve herkese rağmen yavaş yavaş İslâm demokrasisine, lâikliğine, liberalizmine, sosyalliğine geçiyoruz; çünkü, dünkü yazımda da ifade ettiğim üzere, bunların gerçeği yalnız İslâm’da vardır. Şimdi insanlığın, İslâm âleminin, Türkiye’nin, yani sizin elinizde fırsat vardır “Adil (Ekonomik) Düzen”i ülkenizde kurabilir, bu sayede bir anda muasır medeniyetin fevkine çıkabilirsiniz. Sonra, size dayatılan ve ezberletilen sahtelerini değil de, işte bu gerçek düzeni Araplara ve dünyaya ihrac edersiniz… Türkiye bunu yapabilir... *** Muasır medeniyetin fevkine çıkmak için neler yapacaksınız? 1- Başkanlarınız, başbakanlarınız, bakanlarınız, yöneticileriniz İslâm düzenini, barış düzeninin yani “Adil (Ekonomik) Düzen”i kabul edecektir... Madem ki güneş doğudan doğuyor; batı dünyasında batan güneşlerin peşinden dolanmaktan vazgeçilecektir… 2- Ülke illere ve iller de bucaklara ayrılacak, her bucak kendi düzenini kendisi kuracaktır. Merkez illere, iller de taşra bucaklarına karışmayacaklardır. Müstevliler tüm ülkeyi değil bucakları ayrı ayrı batılılaştırabilirlerse batılılaştırsınlar. Bucaklardan bucaklara, illerden illere, hattâ ülkelerden ülkelere hicret etme kolaylaştırılmalıdır. Gidenlerin taşınmazlarını devletler satın almalı ve karşılığını göç edip gidenlere vermelidir. 3- Hakemlerden oluşmuş yargı sistemi kurulmalı, hakemlerin kararlarına herkes kayıtsız şartsız uymalıdır. Kaddafi’nin kötü olduğuna Batı karar vermemelidir, sömürü sermayesi karar vermemelidir; hakemlerden oluşan Libya yargısı karar vermelidir. Adil yargıda herkes muhakeme edilmelidir ama mahkum olmadan evvel kimse hapis olmamalıdır. 4- Millî ordular oluşmalıdır... Ülke bölgelere ayrılmalı, her bölgede o bölgeden olmayan askerler orduyu oluşturmalıdır... Ordu komutanlarını birileri veya başkaları değil “başkan” atamalıdır... Askerler sivillere, siviller de askerlere karışmamalıdır... *** Sonuç olarak… Bizim yöneticilere tavsiyemiz; “Adil (Ekonomik) Düzen”e, İslâm düzenine, gerçek demokrasiye, gerçek lâikliğe, gerçek liberalliğe, gerçek sosyalliğe vs “evet” demeleri ve gerekenleri yapmalarıdır... Halka da tavsiyemiz; hakkı ve hakikati araştırıp yöneticilerin işlerini kolaylaştırmaları, onlara bu şekilde yardımcı olmalarıdır... Ve’s-selâm…

Reşat Nuri Erol
27.09.2011
12:31

Müslümanlara “lâiklik” ihrac etmek!

Reşat Nuri EROL İhracat patlamamızla öğünüyoruz ya; son ihracatımız Müslüman ülkelere lâiklik! “Millî Görüş” gömleğinizi (ne demek olduğunu artık herkes çok iyi biliyor) çıkarmışsanız, yani gömleğiniz bile yoksa… Erbakan sayesinde bütün dünyanın bildiği “Adil (Ekonomik) Düzen” denen “faizci kapitalizm” başta olmak üzere diğer bütün “izm”lere alternatif bir “medeniyet projesini” bizzat görevlendirdiğiniz 14 akademisyenin reddiyesi raporlarla inkâr etmişseniz ve bize “Ben zaten baştan beri inanmıyorum!” demişseniz… Çok değil, birbuçuk yıl önceki ASKON toplantısında “Faiz dünya gerçeğidir!” demişseniz… “Yeni Anayasa” yapmak, yapabilmek bir yana; henüz başörtüsü, sekiz yıllık eğitim, Kur’an kurslarındaki yaş sınırı ve üniversiteye girişte katsayı sorunlarını bile çözememişseniz… (Zina ve domuz eti gibi örnekler de var ama anlayana bu kadarı yeter.) Geriye ne kalır?.. Müslüman mahallesinde salyangoz (lâiklik) satmak!!! Kime? Mısır-“TUNUS”-Libya ve diğer Arap veya Müslüman Ortadoğu ülkelerine!.. “TUNUS” vurgusunu özellikle yaptım; çünkü bu ülke onlarca yıldan beri “Türkiye tipi lâikliği” bizden daha iyi uyguluyor ve bitişik komşuları Mısır ve Libya’ya örnek olunması gerekiyorsa örnek oluyordu!.. Türkiye Başbakanı’nın tam da “Arap Baharı!” mevsiminde bu ülkelere ihrac edebileceği biricik ürünü demek buydu: LÂİKLİK!!! -“Dam üstünde saksağan, vur beline kazmayı!” -Demek ki Yahudiler “cesaret ödülünü” boşuna vermediler!.. -BOP eşbaşkanlık görevi de demek ki böyle bir şey yapmayı gerektiriyor!.. -Anlayanlar ne demek istediğimi iyi anladı; anlamayanlar anlayanlara sorabilir… Sadece biz değil; Star, Zaman, Y. Şafak yazarları bile “lâikliğe” ne diyor, bakalım… Fehmi Koru: “Bir sözcükte (lâiklik) çok şey vardır (başlık)… Başbakan Tayyip Erdoğan’ın bir Mısır TV kanalına verdiği mülâkatta bolca kullandığı ‘lâiklik’ sözcüğü acaba Arapça’ya nasıl tercüme edildi? Eğer Araplar arasında yaygın kullanımda olan ‘ılmaniyye’ sözcüğüyle karşılanmışsa, dediklerinin dinleyiciler tarafından kast ettiği biçimde anlaşıldığından kuşku duyabiliriz. Arapçada ‘lâiklik’ karşılığı kullanılan ‘ılmaniyye’ sözcüğü, hiçbir başka anlama çekilemeyecek biçimde, ‘dinsizlik’ anlamına gelir...” (Star, 16.9.2011) “Türkiye’ye lâiklik henüz uğramadı ki... (başlık) Dün burada sorduğum “Başbakan Erdoğan Mısır’da ‘lâiklik’ sözcüğünü bolca kullandı; kendisini çeviriden dinleyenler kastını doğru anladılar mı acaba?” sorusunun cevabını aynı gün aldım. Eyvah, çevirmenler ‘lâiklik’ karşılığı olarak ‘ılmaniyye’ sözcüğünü kullanmışlar…” (Star, 17.9.2011) Ali Bulaç: “Ortadoğu’ya Türk lâikliği (başlık). Başbakan’ın Ortadoğu gezisi sürerken Malatya'da NATO’nun füze kalkanı sistemi yerleştirildi. Ortadoğu seferinin gölgede bıraktığı en hayati olay buydu. / Bu geziyi “Türkiye’nin başlayan çağı” olarak takdim edenler üç önemli noktayı atladılar: (…) Üçüncüsü ve elbette en dramatik olanı Başbakan’ın Ortadoğu'ya “Lâiklikten korkmayın, anayasalarınızı lâiklik zemininde hazırlayın” şeklinde tavsiyede bulunması ile bunun Müslüman Kardeşler tarafından olabilecek en sert bir biçimde tepkiyle karşılanması… / 1) Belirtmek gerekir ki, Ortadoğu Arap toplumlarının ‘lâiklik’ diye bir sorunları yoktur… / Türk lâikliğini onlara önermek demek, sivil ve medeni hayatı devletin denetimine bağlamak, dini bütünüyle toplumsal hayatın dışına itmek, Ortadoğu’yu Türkiye’nin 20. yüzyılın ilk yarısındaki durumuna “geri götürmek” demektir ki, bu model, Ortadoğu ülkelerine tam bir felaket getirir. 2) Türkiye, İran Şiiliği, Suud Vehhabiliği’ne karşı Batı’nın müttefiki bir ülke olarak lâiklik modeliyle empoze etmeye kalkışacak olursa hata eder, kısa zamanda bugünkü sempatisi antipatiye dönüşür...” (Zaman, 17.9.2011) Hakan Albayrak: “Bir de, Müslüman mahallesinde salyangoz satmaktan, “Bunlar BOP çerçevesinde hareket ediyor” diyenlerin ekmeğine yağ sürerek Arap sokağında Türkiye’nin niyeti hakkında soru işaretleri doğurmaktan kaçınmamız lazım. Başbakan’ın Mısır televizyonunda başlattığı lâiklik tartışması maalesef böyle bir şey...” (Y.Şafak, 17.9.2011)

Reşat Nuri Erol
27.09.2011
12:32

Allah’tan ümit kesilmez…

Reşat Nuri EROL İlk yazımda “Allah nurunu tamamlayacaktır…” dedim, dört-beş gün önce; sonra “Müslümanlara lâiklik ihrac etmek!” dedim, hemen bir gün sonrasında… Önce, yazılarımın bu başlıklarla yayımlandığı gün, diğer yazılarıma nisbetle daha fazla tıklandığını yani okunduğunu fark ettim… Sonra her gün farklı ilgi ve tepkilerle karşılaştım… İlgi hâlen devam ediyor… Daha da devam edeceğe benziyor… Bizim de istediğimiz bu; tartışmak, görüşmek, hakkın ve hakikatin ortaya çıkmasını sağlamak ve elbette en sonunda uygulandığını görmek ve yaşamak… Evet, ilmî çerçevede herkesle ama kapalı kapılar ardında ve gizli toplantılarda değil, özellikle “bizim de mutlaka içinde olacağımız halka açık şeffaf ortamlarda” tartışmak; çünkü “barika-i hakikat müsademe-i efkardan doğar” demiş bir şairimiz ve de atalarımız… Önceki yazılarımın muhtevasını tekrar hatırlatmaya gerek yok, sadece başlıklarından bile dikkatli ve müdavim okuyucularım ne demek istediğimi biliyorlar… Bilmeyenlere bir cümlelik uzunca bir hatırlatma: Birileri karşı çıksa, 14 akademisyenle karşı raporlar hazırlayıp inkâr etse bile; Allah nurunu yani bizim “Adil (Ekonomik) Düzen” dediğimiz düzenini/nizamını tamama erdirecektir; birileri Müslümanlara “sadece kendi anlayışlarındaki” veya Türkiye’de uygulanan “dinsiz/düzensiz zalim lâikliği” ihrac etmeye kalkışsa bile, Allah bu konudaki nurunu yani “Adil Düzen Lâikliğini” de tamamlayacaktır… Ne demek istediğimi asıl anlaması gerekenler, sadece bu cümlemden bile anlaşılması gereken şekliyle anlamışlardır; bu konuda -özellikle onlara- bundan başka bir şey demeye gerek yok! Ama onlar anlamalarına ve bilmelerine rağmen yapılması gerekenleri yıllardan beri veya özellikle iktidarda oldukları on yıldan beri yapmadıklarına göre; bizim de bunları deme, söyleme, yazma ve hepsinden daha önemlisi artık onlardan ümidimizi kesme hakkımız var… Evet, onlardan ümidimizi nerdeyse kestik, kesiyoruz, tamamen kesmek üzereyiz ama… - Allah’tan ümit kesilmez… - Hak’tan ve halktan ümit kesilmez… - Gelecekten ve gelecek nesillerden ümit kesilmez… - Ümit kesilmeyeceğine göre biz de onlar için yazıp söylüyoruz… Ve diyoruz ki: - Birileri yani onlar kerih görse bile, Allah nurunu tamamlayacaktır… - Birileri, başka birileri ile işbirliğinin ötesinde bir de bu işbirliğinin eş başkanlığını yaparak Müslümanlara sadece kendi anlayışlarındaki veya Türkiye’de uygulanan “dinsiz/düzensiz zalim lâikliği” ihrac etmeye kalkışsa bile; Allah elbette bu konudaki nurunu yani “Adil Düzen Lâikliğini” de tamamlayacaktır… Onun ne demek olduğunu “Lâ ikrahe fi’d-diyn” ve “Leküm diynüküm veliye diyn” ilâhi ifadelerinde özü anlatılan prensiplerde buluyoruz… Gelin; önce bu gerçeği tartışalım, anlaşalım, “Anayasa” hâline getirip uygulayalım; ondan sonra sadece Müslüman ülkelere değil, bütün beşeriyete/insanlığa ihrac edelim… Gerçekten bilip uygulamak isteyenler için kaynak; S. Akdemir’in Ord. Prof. Dr. Sulhi Dönmezer ile yaptığı “Ceza Hukukunda Mağdurun Korunması” doktora çalışmamızda (ki Erbakan Hocamızla başlatılan “Adil Düzen” çalışmalarımızın ve “lâiklik” anlayışımızın kaynağıdır) ve bu doktoraya istinaden hazırlanıp sonrasında yayımlanan “Sosyal Denge-I” (İşaret y.) ile “Sosyal Denge-II” (İz y.) kitaplarımızda… Bu köşede yıllardan beri günlük olarak yayımlanan 1200 makalemizde… 1200 sayfalık “İSLÂM Devlet ve Dünya DÜZENİ” (KOBA y., büyük boy iki cilt) kitabımızda ve yayımlanmış/yayımlanmamış diğer onlarca/yüzlerce kitaplarımızda… Ayrıca, 1967 yılından yani 40 yılı aşan zamandan beri neredeyse “40 bin sayfayı aşan” ve pek çoğu “uygulamalı deneyimlere dayanan” daha nice çalışmalarımızda…





Sayı: 119 | Tarih: 25.09.2011
Ahmet Hakan
Başbakan’ın nutkunu neden çok tuttum?
BM mi D8 mi İnsanlık mı?
1488 Okunma
3 Yorum
Lütfi Hocaoğlu
Nihal Bengisu Karaca
Başbakan'ın Laiklik Vurgusu
Hangi Laiklik?
1299 Okunma
3 Yorum
Hakan Kandal
Mehmet Şevket Eygi
Türkiye'de Eğitim Fâciası
Pozitif İlimli "İslam Mektebi"
1156 Okunma
Emine Hocaoğlu
Zülfü Livaneli
GİRDAP
MEDYA GİRDABI
996 Okunma
Ali Bülent Dilek
Taha Kıvanç
‘Sit-com’ AŞ sorularına cevaplar
'Müslüman'ın reytingi neden yok?
993 Okunma
1 Yorum
Ahmet Kirtekin
Mahir Kaynak
İstihbarat savaşları
Sorun İçerdedir
991 Okunma
7 Yorum
Süleyman Karagülle
Ebubekir Sifil
Postmodern Dindarlık
Benzeşen Hayatlar
968 Okunma
Zafer Kafkas
Ruşen Çakır
TÜBA’yı Prof. Şerif Mardin’e sordum
TÜBA’yı duyan var mı?
938 Okunma
Tayibet Erzen
Ruhat Mengi
Batı medyasının hariçten gazeli!
Yorum yok
869 Okunma
Vahap Alma