Kullanıcı Adı:
Parola:
Üye Kayıt
Üye Aktivasyon
Parolamı Unuttum

Captcha image
Show another code

Giriş
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1021
Müminun Suresi Tefsiri 28-34. Ayetler
6.7.2019
356 Okunma, 1 Yorum

MÜMİNUN SÛRESİ- 5. Hafta

أَعُوذُ بِاللَّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

 فَإِذَا اسْتَوَيْتَ أَنْتَ وَمَنْ مَعَكَ عَلَى الْفُلْكِ فَقُلِ الْحَمْدُ لِلَّهِ الَّذِي نَجَّانَا مِنَ الْقَوْمِ الظَّالِمِينَ (28) وَقُلْ رَبِّ أَنْزِلْنِي مُنْزَلًا مُبَارَكًا وَأَنْتَ خَيْرُ الْمُنْزِلِينَ (29) إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَاتٍ وَإِنْ كُنَّا لَمُبْتَلِينَ (30) ثُمَّ أَنْشَأْنَا مِنْ بَعْدِهِمْ قَرْنًا آخَرِينَ (31) فَأَرْسَلْنَا فِيهِمْ رَسُولًا مِنْهُمْ أَنِ اعْبُدُوا اللَّهَ مَا لَكُمْ مِنْ إِلَهٍ غَيْرُهُ أَفَلَا تَتَّقُونَ (32) وَقَالَ الْمَلَأُ مِنْ قَوْمِهِ الَّذِينَ كَفَرُوا وَكَذَّبُوا بِلِقَاءِ الْآخِرَةِ وَأَتْرَفْنَاهُمْ فِي الْحَيَاةِ الدُّنْيَا مَا هَذَا إِلَّا بَشَرٌ مِثْلُكُمْ يَأْكُلُ مِمَّا تَأْكُلُونَ مِنْهُ وَيَشْرَبُ مِمَّا تَشْرَبُونَ (33) وَلَئِنْ أَطَعْتُمْ بَشَرًا مِثْلَكُمْ إِنَّكُمْ إِذًا لَخَاسِرُونَ (34)

 

***

 

فَإِذَا اسْتَوَيْتَ أَنْتَ وَمَنْ مَعَكَ

FaEiÜa iSTaVaYTa EaNTa VaMaN MaGaKa (FaEiÜa İSTaFGaLTa EaNTa VaMaN MaGaKa)

“Sen ve seninle beraber olanlar istiva edince”

Ümit kesildikten sonra “Rabbim bana nusret et” diyor. فَ harfi getirerek ümidin kesilmesi ve son merciin Rabbi olduğunu anladıktan sonra gemi yapmasını emrediyor. Bu bize iki şeyi gösteriyor.

Birincisi insanların yola geleceğinden ümit kesilmedikçe helak emri gelmez.

İkincisi uyarıcılar orada kaldıkça da helak olmaz.

فَ harfi cevap Fa’sıdır, şarttan sonra gelmiştir. Ümidin kesilmesi üzerine gelmiştir. Hazırlık yapılıncaya kadar da helak gelmez. Hazırlık yapılıp cihad yapanlar necata erince helak gelir.

Biz hazırlığımızı yapıp bitirinceye kadar helak gelmeyecektir. Biz hazırlığa devam ettiğimiz müddetçe Allah saati erteler. Olaylar birbirlerinin sebep ve sonuçları olduğu için فَ harfi getirilmiştir.  

إِذَا kelimesiyle istiva etmenin mukadder olduğunu ifade eder. İstiva ettiğimizde diyebilirdi. Sen ve seninle beraber olanlar demektedir. Böylece onu ayrı, beraberinde olanları ayrı saymıştır. Onlar tabi, Nuh metbudur ama onlarsız Nuh hiçbir şey yapamazdı. Gemiye binenler seçilmiş kimselerdi. Uygarlığı onlar kuracaklardı.

Bugün aramızda Nuh yoktur. Hepimiz yani her birimiz birer Nuh’uz. Gemiye bineceğiz. Yüz lojmanlı işyeri apartmanını yapıp oraya taşınacağız. İşçilik düzeninde çalışanların tamamı gark olacaklardır. Varsayın ki ortalık Dolar’la dolsun. Bunu üreten Sermaye batacağını gördü ve insanlığı açlığa gark etmesi için Dolar üretti. Sahte Dolar’ı üretti ve onu para olmaktan çıkardı.

Dolar’a dayalı olarak işleyen her şey iflas edecektir, uçaklar uçamayacak, gemiler yürüyemeyecek, trenler duracak, sular akmayacak, telefonlar çalışmayacak.

Bunun olmaması için hiçbir tedbir alınmış değildir.

AK Parti ulusal şirketleri kapattı, Sermaye işletmelerine devretti. PTT’yi (Telekom’u) bile sattı. TEK’i sattı. Halimiz ne olacak?

Tek çıkar yol var; o da Altın Bono’dur. Orduların yönetimlere destek olması, birlikte insanlığı düzlüğe çıkarmaları gerekir. Türkiye bu konuda en deneyimli olan ülkedir, kaç sefer yönetime el konuldu ama arkasından hep birlikte sivil yönetime geçildi.

Orgeneral İlker Başbuğ bu gerçeği gören bir komutandır. Harp Akademilerine emir vermiştir, askerlikten başka şeyleri de öğrenin/öğretin demiştir.

“İstiva etmek” demek yerleşmek demektir. Araç kalkmadan önce yolcular yerleşir ondan sonra kalkılır. عَلَى kelimesi getirilmiştir. Aynı zamanda yönetmeyi içerir. “Rahman arşa istiva etti demek” kâinatı arştan yönetiyor demektir. Meleklerin merkezi oradadır. Arşın havlinde dolanırlar.

عَلَى الْفُلْكِ

GaLay eLFuLKi (GaLay elFuGLı)

“Fülk üzerine”

فُلْك Hayvanların dışındaki taşıma araçlarıdır.

وَعَلَيْهَا وَعَلَى الْفُلْكِ تُحْمَلُونَ  (22. Ayet) dedikten sonra harfi tarifle iade etti. Çünkü iki fülk aynı fülk değildir.

Yarın deniz kentleri, belki hava kentleri kurulacaktır, oraya yerleşilecek, orası yönetilecektir. Gemi buharlı gemidir, içindekiler nereye gitmek isterlerse oraya gidecekler. Yelkenli gemi değildir. Yele göre yelken açmayacaktır. عَلَى kelimesi bunu ifade etmektedir.

فَقُلِ الْحَمْدُ لِلَّهِ

FaQuL eLXaMDu LielLAvHı (Fa uFGuL eLFaGLu LielLAvHı)

“Hamd Allah’ındır diye kavlet”

Hamd emeksiz elde edilen değerdir. Allah çalışanlara çalıştıklarının karşılığını verir.

Bunun dışında insanların bir araya gelmesinden dolayı bir değer oluşur. Bu değer topluluktan dolayı oluşmaktadır. Topluluğun hakkıdır.

Kapitalistlere göre bu artık değer sermaye sahiplerine aittir.

Sosyalistlere göre bu değer işçilere aittir.

İslamiyet’te bu değer topluluğa aittir çünkü topluluktan dolayı oluşmuştur. Bucak, il, ülke ve insanlık bir topluluktur, onlarındır. Yani emeğin payı çalışanlara verilir. Rizikodan dolayı sermayenin aldığı paydan tüccara verilir. Artan kısım bir araya gelmeden dolayı doğan kazanç olarak ise topluluğa aittir. Böylece halktan istenen Allah’a hamd etmek, topluluğa hizmet etmektir, Nuh’a değil.

Gemiyi Nuh yapıyor, onları boğulmaktan görünürde Nuh kurtarıyor. Allah diyor ki; bilin ki bunları Nuh yapmadı, Allah yaptı. Dolayısıyla yapılan hiçbir şeyde -Nuh da olsan- bir pay insana ait değildir. “Ben yaptım veya Erbakan yaptı veya Erdoğan yaptı” demek şirktir. “Allah yaptı” denecek, karşılığı kişilere değil de topluluğa verilecektir.

الَّذِي نَجَّانَا

elLaÜIy NacCAyNAv (elLaÜIyv FaGaLaNAv)

“Bizi tenciye eden kimse”

Daha dün başını örtüyor diye üniversiteden kovuluyorlardı, avukatlık yapamıyorlardı, devrin başbakanı çıkıyor ve başörtülü milletvekilini meclise sokmuyordu. Ordu generalleri cumhurbaşkanının eşi başörtülüdür diye Meclis resepsiyonuna katılmıyordu.

Şimdi Bayan Erdoğan her türlü saygıyı görmektedir.

Artık avukatlar değil hâkimler başını örtebilir hale geldi.

İşte o durumdan bu duruma son on beş senedir gelebildik.

Kim getirdi?

Erdoğan derseniz şirk edersiniz.

Peki, kim getirdi?

Allah.

مِنَ الْقَوْمِ الظَّالِمِينَ (28)

MiNa eLQaVMi elJAvLıMIyNa (MiNa eLQaVMı elFAvGıLIyNa)

“Zalim kavimden”

الْقَوْم  marifedir. Nuh’un kavmidir. Kâfir bir kavim demiyor, müşrik bir kavimden söz etmiyor, zalim kavimden söz ediyor.

Biz Halk Partisi’ne (CHP) dinsiz olduğu için karşı olmadık, zalim olduğu için karşı çıktık. Bugün oyumuzu kullanırken de Yıldırım’ın hanımı örtülü, namazını kılıyor diye oy vermemezlik etmiyoruz. Zulüm ettiklerinden dolayı oyumuzu vermiyoruz.

Kim zulmediyor?

Yap-işlet-devret usulü ile yabancı sermayeye yaptırılan hastaneler kâr etsin diye devlet ve özel hastaneler zulmediyor. Yap-işlet-devret usulü ile yapılan üçüncü köprüden insanlar geçsin diye yolcuların yarım gününü yolda harcıyorlar, otobüs yolcularına zulmediyorlar. Batı’nın şeker fabrikaları çalışsın diye vatandaşın şeker fabrikasını kapatıp zulmediyorlar.

Eksin, ekmesin köylü geçinsin diye fındık üretmeyene fındık parasını veriyorlar, halkın vergisini israf ediyorlar. Okunmayan kitaplar basıp dağıtıyorlar. Davalar elli sene sürüyor.

İşte biz AK Parti’nin İstanbul belediye başkan adayına bunun için oy vermiyoruz. 

Bu yazıları seçim günü seçim sonuçları belli olmadan önce yazdım.

 

YORUM

Yüz lojmanlı işyeri apartmanları yapacaksınız. Tarım kentlerine taşınacaksınız. Yeryüzünü atom tufanı aldığında başka melce bulunmayacaktır. Sizinle beraber taşınmayanlar olacak; bunlar oğlunuz, kardeşiniz, eşiniz, babanız olabilir. Onlara acıyacak ama onlardan kurtulduğunuz için şükredeceksiniz.

Bu ayet “zulmedenler hakkında bana hitap etme” ayetinden sonra geldi, dolayısıyla tüm bunları anlatmaktadır.

Biz hastayı son nefesine kadar tedavi etmeye çalışırız, öldüğünde de gömeriz.

AK Parti’yi yaşatmak için sonuna kadar gayret içindeyiz. Bizim bir çıkarımız olmadığı halde eleştiriyoruz ve hakka davet ediyoruz. Devlet Bahçeli hapishaneleri gösteriyor. Cumhur İttifakı bugün ayakta ise bizim uyarılarımızla ayaktadır. Allah bizim ağzımızla onları uyarıyor. Onlara kurtulma şansı tanıyor. Bu uyarılara sabrettikleri için de yaşıyorlar.

Bahçeli’yi dinledikleri gün gark olurlar.

Kur’an’ı hepimiz ibretle okumalıyız.

 

Öz Türkçe ile:

“Sen ve seninle beraber olanlar gemiye yerleştiğinizde, ‘Değer bizi ezen ulustan kurtaran Allah’ındır.’ de.”

 

Kur’an kelimeleri ile:

“Sen ve seninle beraber olanlar fülk üzerine istiva edince, ‘Hamd bizi zalim kavimden tenciye eden Allah’ındır’ diye kavlet.”

 

FaEiÜa iSTaVaYTa EaNTa Va MaN MaGaKa GaLa eLFuLKi FaQuL eLXaMDu Li elLAvHı elLaÜI NacCAyNAv NiNa eLQaVMi elJAvLIMIyNa

فَإِذَا اسْتَوَيْتَ أَنْتَ وَمَنْ مَعَكَ عَلَى الْفُلْكِ فَقُلِ الْحَمْدُ لِلَّهِ الَّذِي نَجَّانَا مِنَ الْقَوْمِ الظَّالِمِينَ (28)

 

***

 

وَقُلْ رَبِّ أَنْزِلْنِي

Va QuL RabBi EaNZiLNIy (Va uFGuL FaGLıy EaFGıLNIy)

“Ve Rabbim beni inzal et diye kavl et”

Allah Nuh Peygamber’e yeni dünyayı nasıl kuracağını anlatmaktadır.

Musa Peygamber denizi geçtiği, Muhammed Peygamber Medine’ye hicret ettiği, İbrahim Peygamber ateşten çıktığı, Yusuf Peygamber vezir olduğu zaman ne yaptılar?

Şimdi bunun örneğini Nuh Peygamber ile anlatmaktadır.

Önce zalim kavimden kurtuldukları ve yeni imkânlara kavuştukları için hamd edecekler. Yani imkânları kendi şahsi servetlerini ve varlıklarını artırmakla değil, topluluğun varlıklarını geliştirmekle harcayacaklardır. Bütün imkânların topluluğa ait olduğunu bileceklerdir. Sonra da nasıl yapacakları üzerinde duracaklardır.

أَنْزِلْنِي diyor. Galip gelmenin bir üste çıkarması vardır. Savaşı kazanacaksınız ama ondan sonra “Ben kazandım, benim sömürme, benim hükmetme hakkım var” demeyeceksiniz. Eski seviyeye, halk seviyesine ineceksiniz. Bundan dolayıdır ki أَنْزِلْنِي مُنْزَلًا diyor. Kendin ineceksin. “Sen inzal et” diye dua ediyor. Çünkü insan kendisi inemiyor. Şartların onu dengede tutması gerekir.

Osmanlı hükümdarları bunu başarmışlardır. Fatih İstanbul’u fethetmiş ve İstanbul’a bereket gelmiştir. İstanbul halkı refaha kavuşmuş, güvene kavuşmuş, hala İstanbul’da yaşamaya devam ediyorlar. 1950’lere kadar İstanbul’daki oranları %52 idi. Bir milyon, 80 milyon olunca %1’lere düştüler ama hala İstanbul ekonomisine onlar hâkimdirler.

قُلْ (söyle) kelimesi tekrar edilmiştir. Demek ki muhatapları farklıdır. “Allah” dendiği zamanki muhatap ile “Rabbim” dendiği zamanki muhatap farklı kimliğe sahip demektir. Parti başkanı Erdoğan başkadır, Cumhurbaşkanı Erdoğan başkadır. Eğer devlet başkanına hitap edeceksen Saray’a gidersin, parti başkanına hitap edeceksen Parti merkezine gidersin. Allah birdir ama O’nun görevlileri farklı kurumlardır.

Birinci قُلْda başkanın halkın seviyesine tenzil edileceği bildirilmiştir.

Rab sıfatı daha çok ‘genel hizmet’ olarak ifade edilir.

Bizim yorumlarda “Rab” (رَبّ) dayanışma ortaklıklarını ifade eder. اللَّه ise meclisleri ifade eder. Bunlara farklı olarak hitap ettiği için وَقُلْ denmiştir.

مُنْزَلًا مُبَارَكًا

MuNZaLan MuBaRaKan (MuFGaLan MuFaGaLan)

“Mübarek münzel”

Osmanlılar İstanbul’a münzelen mübareken inmişlerdir. AK Parti iktidara münzelen mübareken gelmiştir. Gülen münzelen mübareken (mübarek, bolluk bereket demektir) faaliyettedir.

Demokrat Parti ise münzelen mübareken gelmemiş, biraz sonra gitmiştir. Önce kısmen AP, DYP ve ANAP tarafından temsil edildi ama sonra onlar da eriyip gittiler.

AK Parti’nin akıbeti ne olacak, belli değildir.

Biz bize dönelim ve Akevler’in münzelen mübareken nüzul etmesi için dua edelim.

وَأَنْتَ خَيْرُ الْمُنْزِلِينَ (29)

Va EaNTa PaYRu eLMuNZaLIyNa (Va EaNTa FaGLu eLMuFGıLIyNa)

“Sen münzillerin en hayırlısısın”

خَيْر üretim yapan demektir. İnsanlar çalışırlar, üretim yaparlar, karınlarını doyururlar, bir miktar artırırlar ve onunla da hayır yaparlar, nüfusu artırırlar, üretimi artırırlar.

Allah insanların rütbelerini eski seviyeye çevirir ama onları yüceltir. Bir hükümdar kendisi halkla beraber yaşar, onlarla arasına duvarlar koymazsa görünürde menzili düşer ama gerçekte menzili yükselir. Bu sayede başarıya gider, o sayede menzili yükselmiş olur.

Burada خَيْر ile بَرَكَة karşılaştırılmıştır. Biri sayının artmasıdır, diğeri kalitenin artmasıdır. Bir taraftan nüfus artacak, diğer taraftan ortalama ömür artacak. Bir taraftan yeni fabrikalar kurulacak, diğer taraftan gün/saat artacak. Ömrün artması hayırdır, gün/saatin artması hayırdır; nüfusun çoğalması berekettir, işlerin büyümesi de berekettir.

 

YORUM

مُنْزَلًا kelimesi nekre gelmiştir.

O halde Nuh Peygamber tufandan sonra eski yerine dönmemiştir. Tufanın olduğu yer körfeze yakın Güney Mezopotamya’da olmalıdır. Gemi ise sonra Kuzey Mezopotamya’ya yerleşmiştir. Uygarlık kuzeyde gelişmiştir.

Kur’an Mekke’de inmiş ama Kur’an düzeni Medine’de gelişmiştir.

Yeni uygarlıklar ancak yeni yerlerde kurulabilir.

Teşvikiye Belediyesi’nin seçmeni 2000 civarında yani bin hane bile yoktur ama arazisi bir ilçe büyüklüğündedir. Biz burada yeni yerleşim alanı yerleştirirsek uygarlaşmayı sağlarız. İstanbul’da ve İzmir’de bunu başarmamız mümkün değildir. Akevler’i böyle kuytuda kurduk. Ne var ki kısa zamanda gelişti ve şimdi İzmir’dedir.

Teşvikiye’de de benzer olayla karşılaşacaksınız. O zamana kadar yeni bir şey yaptı iseniz yaptınız, ondan sonra artık yenilik yapamazsınız. İlk oluşmada taviz verirseniz bir daha onu düzeltemezsiniz. İlk olarak cihad yaparsınız. Bu oradaki halkı düzeltme cihadı değildir, oradaki insanlardan iyilerinin seçilmesini sağlamaktır.

Doktorlarımızda ve hukukçularda bu hata vardır, mevcut düzende doğru işler bekliyorlar. Mevcut sistem çöküp gidecektir. Biz Kur’an düzenine göre sağlık sistemi kurmaya başlamalıyız. Biz getirecek değiliz, biz yapacak değiliz, biz değil O (Allah) yapacaktır. Bizim görevimiz söylenenleri yapmadır. Biz muayenehaneler açmalıyız ama yalnız ortaklar için açmalıyız. Biz hukuk bürolarını açmalıyız ama sadece bizim ortaklarımız için açmalıyız. Biz dershaneler kurmalıyız ama sadece kendi çocuklarımızı yetiştirmek için kurmalıyız. Biz tamirhaneler açmalıyız ama sadece bizim arabaların tamirini yapmak için açmalıyız.

Bir şeyi daha hatırlatmak içindir. Bir insanda bütün organlar birden gelişmeye başlar. Tek başına göz oluşmaz, tek başına ayak oluşmaz. Biz de semtimizi kurarken yalnız kendimiz için gerekenleri yapacağız ama tüm ihtiyaçlarımızı düşünerek ve sırası gelince hepsine başlayarak bu işi başaracağız.

Bir konuda birden büyük bir işletme kurmak mümkün değildir. Bir ağaç başkasının dalları ile yaşayamaz, onların köklerine tutunamaz. Her şeyini kendisi üretmek zorundadır.

Elli senedir çalışıyoruz. Hala bebek doğmadı. Sır budur ve tam da buradadır. Köklü değişme uzun deneme gebeliği gerektirir.

 

Öz Türkçe ile:

“ ‘Yetiştiricim, beni bolluk bir konma ile kondur. Sen konduranların en iyisisin.’ De.”

Kuran kelimeleri ile:

“ ‘Rabbim, beni mübarek bir münzelle inzal et. Sen münzillerin en hayırlısısın.’ Diye kavlet.”

 

Va QuL RabBi EaNZiLNIy MuNZaLan MuBaRaKan Va EaNTa PaYRu eLMuNZaLIyNa

وَقُلْ رَبِّ أَنْزِلْنِي مُنْزَلًا مُبَارَكًا وَأَنْتَ خَيْرُ الْمُنْزِلِينَ (29)

 

***

 

إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَاتٍ

EinNa FIy ÜAvLiKa LaEAvYAvTın (EinNa FIy ÜAvLiKa LaEAvYAvTin)

“Bunda ayetler vardır”

Burada işaret edilen, Allah’ın verdiği talimattır. Zaferden sonra genel olarak galip gelenler kendilerini üstün görürler ve halktan kopup servet sahipleri ile güç sahipleri ile işbirliğine girerler. Nuh’a yapılan ilk hata budur. Önce galip gelen sen değilsin, Allah’tır veya topluluktur. Görevin de dayanışma içinde sorunları çözmedir.

وَإِنْ كُنَّا لَمُبْتَلِينَ (30)

Va EiN KunNAv La MüBTaLIyNa (VaEiN FaGaLNAv MüFTaGıLIyNa)

“Ve biz ibtila edenler olduk”

Bu ayetle bize bunları sadece hikâye etmiyor, nasıl iptila yaptığını söylüyor.

Evet, siz de böyle iptila edeceksiniz. Bir gün zengin olabilirsiniz. Bir gün iktidara gelebilirsiniz. Öncelikle siz zengin olmadınız, siz iktidar olmadınız; Allah’ın takdiri size bu imkânları verdi. Niçin verdi? Sizi imtihan etmek için verdi.

Allah Erdoğan ile Gülen’e kimseye vermediği iktidar bahşetti. Bunlar “Ben yaptım” havasına kapıldılar mı? Bu bugün belirlenmiş değildir, henüz imtihan bitmedi. Allah bunun için ikisine de zaman kazandırmaktadır, hakemlere gitmelerine muntazırdır.

Biz Akevler olarak dünyaya etki ettik ama bunu biz yapmadık O (Allah) yaptı. Öncelikle bunu bilmeliyiz. Ondan sonra aramızda dayanışma ortaklığını kurmamız gerekir.

 

YORUM

Bir konuda imtihan açılır. Önce imtihana girmeye izin verilir. Bazı şartlar koşulur. Örneğin üniversite giriş imtihanları için lise mezunu olmak şarttır. Sonra vize alanlar imtihana girerler, ter dökerler, sınıfı geçenler diploma alırlar. Kalanlar bir daha imtihana girerler.

İşte, Allah kâinat mektebini açmıştır ve insanlara imtihana girme vizesini vermiştir. Sınıfı geçenler ve mezun olanlar cennet diplomasını alacaklardır. Mezun olamayanlar ise bütünlemeye kalacaklardır ve onların varacakları yer ise cehennemdir.

Bu durum kıyamete kadar böyledir. Zamana göre değişik sorularla imtihan olunuyor. Bugün ise “ortaklık düzeni” ile imtihan olunuyor. Dört soru soruluyor; ortaklık, barış, adalet, Kur’an. Allah insanlara diyor ki; Ben size akıl verdim, öğrenme melekesini verdim. Siz her şeyi öğrenin ve iyisi ne ise ona uyun dedim. Bu her şeyin içinde Kur’an da vardır. Okullar açtınız üniversiteler açtınız, her şeyi öğrendiniz ama Kur’an’ı okuyanlar ve ezberleyenler olarak da 1000 yıl önceki yorumları anlamadan sadece ezberlediniz. Adil Düzen yani “Kur’an düzeni” diye bir yorum çıktı. Erbakan size bunu anlattı, yerli ve yabancıya anlattı.  İşte, imtihana girmediniz yahut girdiniz, her şıkkı incelediniz, doğru olan bir şık vardı ama siz onu yani Adil Düzen şıkkını hep atladınız. İşte şimdi sınıfta kaldınız. Çünkü doğru cevap yalnız o şık idi.

Evet, Allah israfı sevmez. Son Peygamber bir ayettir. Son kitap da bir ayettir. Üçüncü binyıl uygulamasının yorumları herkese açıktır. Ama eskilerin bulduklarını öğrendikten sonra onun üzerine yeni yapıyı kuracaksınız. Bediüzzaman’ın risalelerini okumayan, Süleyman Tunahan’ın sarf ve nahvini tedris etmeyen Adil Düzen’i anlayamaz. Adil Düzen’i anlayamayan da ortaklık düzenine geçemez.

 

Öz Türkçe ile:

“Bunda kanıtlar vardır. Biz sınayanlarız.

 

Kur’an kelimeleri ile:

“Bunda ayetler vardır. Biz ibtila edenleriz.”

 

EinNa FIy ÜAvLiKa LaEAvYAvTın Va EiN KunNAv La MüBTaLIyNa

إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَاتٍ وَإِنْ كُنَّا لَمُبْتَلِينَ (30)

 

***

 

ثُمَّ أَنْشَأْنَا مِنْ بَعْدِهِمْ

ÇümMa EaNŞaENAv MiN BaGDiHiM (ÇümMa EaFGaLNAv MiN FaGLiHiM)

“Sonra onların ba’dinde inşa ettik”

Aşağıda anlatılacağı üzere قَرْن boynuz demektir. Boynuzdaki halkaların her biri bir yılı gösterir.

İnsanların her nesli bir karn kabul edilir. Bir insanın müsemma ömrü 100 senedir; öğrenme çağı 33 sene, öğretme çağı 33 sene, emeklilik çağı 34 senedir.

Bir yüzyılda karn tamamlanmış oluyor. Ondan sonra 330 senelik uygarlığın kuruluş çağı gelir. Sonra 330 sene oluşum dönemi gelir. Sonra da 340 sene uygarlığın çöküş dönemidir.

İnsanlık Doğu ve Batı uygarlıkları olarak gelişmektedir. Aralarında 500’er senelik fark vardır. Altı dönem yaşanmıştır.

 

 

Başlangıç

Son

Hak Uygarlığı

Kuvvet Uygarlığı

1

0

166

Kurulma

İkinci

2

166

333

Gelişme

Gerileme

3

333

500

Birinci

Çökme

4

500

666

İkinci

Kurulma

5

666

833

Gerileme

Gelişme

6

833

1000

Çökme

Birinci

7

1000

0

Kurulma

İkinci

8

0

166

Gelişme

Gerileme

9

166

333

Birinci

Çökme

10

333

500

İkinci

Kurulma

11

500

833

Gerileme

Gelişme

12

833

1000

Çökme

Birinci

 

Bu dönemlerde kayma olabilir. Biri kısalabilir, diğeri uzayabilir. Her uygarlığın bu kayış sebepleri incelenmelidir.

“İnşa ettik” (أَنْشَأْنَا) diyor. Demek ki eski topluluk dağılmış, yeni topluluklar doğmuştur. Atina’ya Dorlar geldiler, Kadim Yunanistan’ı onlar inşa ettiler. Bugünkü Amerika’yı (ABD) Avrupalılar inşa ettiler. Sümerlerin hâkimiyeti gitmiş yerine Akadların hâkimiyeti gelmiştir.

“Sümme/sonra” (ثُمَّ) kelimesi ile gelmektedir, bir fetret devri olmuş demektir. Nuh Peygamber ile İbrahim Peygamber arasında 1000 sene vardır. Nuh uygarlığı Akadlara kadar sürmüştür. Nuh uygarlığından sonra gelen uygarlığın adını zikretmeden ثُمَّ ile ayrı uygarlık olarak görmektedir.

قَرْنًا آخَرِينَ (31)

QaRNan EAvPaRıyNa (FaGLan FAvGaLIyNa)

“Aher bir karn”

Sümerler kuzeyden gelen Yafes’in torunlarıdır. Yerli halk Sami ırkından değildir. Dolayısıyla Sümerleri Mezopotamya’nın yerli halkı yenmemiş ve yeni uygarlık kurmamışılardır. Çölden gelen Samiler yeni uygarlık kurmadılar. İlkel kavim oldukları için Sümer yazısını ve uygarlığını sürdürmüşlerdir.

Sümerlerden önce Mezopotamya’da şekil yazısı vardı. Bugün o yazı okunamamaktadır. Sümerler yazılarını geliştirmişlerdir. Çivi yazısını Mezopotamya’da icat etmediler, Sümerler geldikleri yerden getirmişlerdir. Yine toprak üzerinde yazıyorlardı ama pişirmeyi bilmedikleri için zamanımıza bir şey intikal etmemiştir.

 

YORUM

Uygarlıklar birer canlı gibidirler; doğarlar, gelişirler, yaşlanırlar ve ölürler.

Yeryüzünde iki uygarlık vardır; Doğu uygarlıkları ve Batı uygarlıkları. Batı uygarlığını bugün Avrupa ve Amerika temsil etmektedir. Doğu uygarlıklarını ise Hint ve Çin temsil etmektedir. Müslümanlar Doğu uygarlıklarının, Hıristiyanlar Batı uygarlıklarının temsilcileridir. Çatışma Ortadoğu’da cereyan etmektedir. Kur’an’ın bildirdiğine göre yeryüzüne daima Hıristiyanlarla Müslümanlar hâkim olacak, bazen Hıristiyanlar, bazen Müslümanlar üstün olacaklardır. Hak medeniyetlerinin öncülüğünü Müslümanlar yapacaklardır. Kuvvet medeniyetlerinin öncülüğünü Hıristiyanlar yapacaklardır.

Bu sure bize uygarlıkların oluş biçimlerini anlatmaktadır.

 

Öz Türkçe ile:

“Sonra onların arkasından yeni kuşak yapıverdik.”

Kur’an kelimeleri ile:

“Sonra onların ba’dinde ahar karn inşa ettik.”

 

ÇümMa EaNŞaENAv MiN BaGDiHiM QaRNan EAvPaRıyNa

ثُمَّ أَنْشَأْنَا مِنْ بَعْدِهِمْ قَرْنًا آخَرِينَ (31)

 

***

 

فَأَرْسَلْنَا فِيهِمْ رَسُولًا مِنْهُمْ

Fa EaRSaLNAv FIyHIM RaSUvLan MıNHUM (Fa EaFGaLNAv FIyHIM FaGUvLan MiNHuM)

“İçlerine onlardan (kendilerinden) bir resul irsal ettik.”

“Onlara” (لَكُمْ) demiyor, “içlerine” (فِيهِمْ) diyor. Oysa Nuh Peygamber için “kavmine” (قَوْمِهِ) diyor (23. ayet). Burada “içlerine” diyor, Nuh’ta “kavmine” diyor, burada “kendilerinden” (مِنْهُمْ) diyor.

İkisi arasında ya fark vardır ya da bu, birincisini açıklamaktadır.

İki türlü kamu görevlisi vardır.

Biri halk tarafından dayanışma ortaklıklarında seçilen kimselerdir. Nuh Peygamber ortaya çıkıyor. Kavmini davet ediyor. Kavminden olanları alıyor ve başka yere hicret ediyor. Orada uygarlık kuruyor. Musa Peygamber öyle yapıyor, Muhammed Peygamber öyle yapıyor.

Hud, Salih, Lut Peygamberler ise böyle yapmıyor, kendi ülkelerinde cihad yapıyorlar, o topluluk helak oluyor, başka uygarlık geliyor. Onlar uygarlığı kurmuyorlar. İçlerinden kendilerinden resul irsal edilince görev tebliğden ibarettir. Hicret etmiyorlar. İçlerinde uygarlık değişiyor, iktidar değişiyor.

Bizde ne olacaktır?

Biz semtlere taşınacağız, biz sokaklarımıza taşınacağız. Biz yüz lojmanlı işyeri apartmanlarında üreteceğiz ve onların piyasasına satacak, onların piyasasından alacağız. Makroekonomiye biz karışmayacağız. Genel güvenliğe karışmayacağız. İçimizde suç işleyenleri savcılara bildireceğiz. Biz sadece ortaklıktan ve semtten çıkarabiliriz. Bizim görevimiz budur.

Peki, sonra ne olacak?

Böylece semtler oluşacak. Halk seçimle, oraların sistemi ile kendi başkanlarını kendileri seçeceklerdir. Yani artık Nuh Peygamber, artık Musa Peygamber, artık Muhammed Peygamber olmayacaktır. Semt kooperatiflerinin desteklediği iktidarlar yeni uygarlığı kuracaklardır. Aralarında çıkacak kavgalarla birbirlerini tasfiye edeceklerdir, biz bu kavgalara karışmayacağız.

أَنِ اعْبُدُوا اللَّهَ مَا لَكُمْ مِنْ إِلَهٍ غَيْرُهُ

EaNı uGBuDuv elLAHa MAv LaKuM MiN EiLAvHin ĞaYRuHUv (EaNi uFGuLuv elLAvHa MAv LaKuM FiGAvLuN FaGLuHUv)

“Allah’a ibadet ediniz, sizin için O’ndan gayrı ilah yoktur diye”

Nuh peygamber kavmine ne demişse bu da onu demiştir. Demek ki her iki görevlinin de işi aynıdır. Bizim işimiz de aynıdır. Herkes topluluğa iş yapacak. Herkes oradan payını alacaktır. Fatiha’daki إِيَّاكَ نَعْبُدُ وَإِيَّاكَ نَسْتَعِينُ (1/5) taahhüdü her zaman her yerde geçerlidir.

Bu neyi sağlıyor?

İnsanları özgür yapıyor. İnsanlar kişinin değil de topluluğun çalışanı oluyor. Topluluğun halifesi olarak kendilerine iş veriyorlar. Sonra da onun çalışanı olarak ona iş yapıyorlar. Yani herkes kendi içtihadı ile hareket ediyor.

Teavün olacak. Kimin işini yapıyorsak onun dediğini yapacağız. Sonra da başkalarına verdiğimiz saatler kadar başkalarından saatler alacağız, o zaman da herkes bizim istediğimizi yapacaktır. Yani biz sadece kendimizin işvereni değiliz, saatlerimiz kadar başkalarının çalışanı oluyoruz. Çalışanı olduğumuz kadar işveren oluyoruz.

Bu konu üzerinde çok çalışmamız ve uygulamamız gerekir.

أَفَلَا تَتَّقُونَ (32)

EaFaLAv TatTaQUvNa (Ea Fa LAv TaFGaLUvNa)

“İttika etmez misiniz?”

Nuh Peygamber’in söyledikleri de aynıdır. Yani ortaklık düzeni ve yardımlaşma ilkesi toplulukları kurtarabilir.

Yardımlaşma demek yardım etme demek değildir. Ben topluluğa kaç saat verirsem topluluktan da o kadar saat alacaklı olurum ve alırım. Bu yardımlaşmadır. İçimizde hepimizin bir saatlik derecemiz vardır.

Diyelim ki benimki 10’dur. Dr. Lütfi’ninki 12’dir. Ben ona çalıştığım zaman topluluktan saat başına 10 derece alacaklı olurum, o çalıştığı zaman da topluluktan 12 derece alacaklı olur. Yani yardımlaşmada saatleri değiştirme vardır. Yani karşılıksız yardım değildir.

Biz ancak böylece çağın firavunu olan Sermaye’den ve onun karşılıksız Dolar sömürüsünden korunabiliriz. Yoksa biz 8 çapa vurur, 7’sini Sermaye için birini kendimiz için ayırmış oluruz.

İttikanın tek çözümü ortaklık sistemidir, içtihattır.

 

YORUM

Bürokrasideki görevime son verdikleri zaman Ankara’da serbest elektrikçilik yapacaktım. İdris Yamantürk’e gittim, sanayide elektrik malzemesi satan mağazayı işletiyorlardı. Arkadaşlar ortaklaşa kurmuşlardı. “Bekle, özel görüşelim” dedi. Sonra özel odaya girdik; “Yapamazsın! Bak, şimdi birisi geldi, mal satın alıyor, açıktan fark pazarlığını yapıyor. Sen bunu yapamazsın.” dedi. Ben de bırakıp köyüme (Macahel, Borçka, Artvin) gittim. Sonra İzmir’de Akevler Kredi ve Yardımlaşma Kooperatifi’ni kurduk. Allah bana büyük imkânlar bahşetti. Rüşvet vermeden de işler yaptım.

O arkadaşlarım şirketler kurdular ve zengin oldular, partiler kurup iktidar oldular. Zenginliklerini bilmiyorum ama iktidarları devam etmiyor.

O zamanki heyecanları, gayretleri, hayalleri devam ediyor mu bilmiyorum ama benim ve siz yeni arkadaşlarımın gayretleri devam etmektedir.

Evet, tek çıkar yol vardır. O da Kur’an’ın anlattıklarına kulak vermektir. Diğerlerinin hepsi birer seraptır. Kur’an bunları çok açık bir şekilde anlatmaktadır.

Evet, Kur’an elektrikten bahsettikten sonra yükselmesine izin verdiği yapılarda “Bu ışıklar yanacaktır” diyor (Nur 24/36-39). Meskenlerde demiyor, beytlerde diyor. Çünkü meskenle işyeri beraberdir. Diğerlerini serabın peşinde koşmakla izah ediyor. İşte Gülen’in faaliyetleri. İşte Erbakan’ın faaliyetleri. Bize zemin hazırladılar ama onların sonu serap olmuştur.

 

Öz Türkçe ile:

“Onların içine onlardan (kendilerinden) bir elçi gönderdik. ‘Allah’a kulluk edin. Sizin için O’ndan başka bir tanrı yoktur. Korunmayacak mısınız?’ (desin diye).”

 

Kur’an kelimeleri ile:

“Onların içine onlardan (kendilerinden) bir resul irsal ettik, ‘Allah’tan başkasına ibadet etmeyin. Sizin için O’ndan başka bir ilah yoktur. İttika etmeyecek misiniz?’ (diye kavletmesi için).”

 

Fa EaRSaLNAv FIyHıM RaSUvLan MıNHuM EaNıGBuDuv elLAHa MAv LaKuM MiN EİLAvHun ĞaYRuHUv EaFaLAv TatTaQUvNa

فَأَرْسَلْنَا فِيهِمْ رَسُولًا مِنْهُمْ أَنِ اعْبُدُوا اللَّهَ مَا لَكُمْ مِنْ إِلَهٍ غَيْرُهُ أَفَلَا تَتَّقُونَ (32)

 

***

 

وَقَالَ الْمَلَأُ مِنْ قَوْمِهِ

Va QAvLa eLMaLaEu MiN QaVMiHIy (Va FaGaLa eLFaGaLu MiN FaGLiHIy)

“Ve kavminden olan melei kavl etti”

Nuh Peygamber’in karşısına kavmin melei çıkmıştı.

Bu resulün karşısına da kavmin melei çıkmıştır.

Toplulukta varlıklılar veya güçlüler, serveti olanlar ve askeri olanlar kendilerini güçlü kılarlar. Halk bunlara isteyerek itaat eder. Topluluğun düzeni oluşur. Onlarla yarışmaktan çekilirler ve onlar üstünlüklerini korurlar. Bu üstünlük çocuklarına da intikal eder. Düzen değişmedikçe, yeni düzen oluşmadıkça onların sömürü düzeni devam eder. Başlangıçta kendilerini kabul ettirmek için iyi işler yapanlardan sonra mirasyediler bunu istismar aracı yaparlar. Yeni bir şey ortaya çıktığı zaman da önce karşı çıkarlar. Kendi meleleri durumun gideceğini şuuraltında bilmektedir.

Belli bir zaman kadar direnirler. Bakarlar ki eski düzen çökmekte ve bu durdurulamamakta. İşte o zaman da birden cephe değiştirirler, asıl cihat yapanları kenara itip kendileri iktidar olurlar ve yeni düzeni onlar yaşatmaya başlarlar.

İlk dönemde her iki uyarıcı da kararlı, aynı direnme olabilir. Ayet aynı ifadeleri tekrar etmektedir. Her iki inkılabın aynı olduğu belirtiliyor.

الَّذِينَ كَفَرُوا

elLaÜIyNa KaFARUv (elLaÜIyNa FaGaLUv)

“Küfretmiş olan kimseler”

Nuh Peygamber’in kavmi için de bu resul için de aynı özelliği ifade etmiştir; küfretmiş olanlar. Sıfatlar iki çeşittir. Tavsifi sıfatlar vardır. Konuşan insan dediğiniz zaman tavsifi sıfatı kullanmış oluruz. Yaşlı insan dediğimizde ise tahsisi sıfatı kullanırız. Yani bütün insanlar değil de yalnız yaşlı olan insan demiş oluruz.

Burada الَّذِينَ takyidi midir yoksa tavsifi midir? Yani kavmin bütün küfretmiş olan melei mi yoksa meleden küfretmiş olanlardan mı bahsetmiştir? Bunlardan hangisinin kastedildiğini siz takdir edeceksiniz.

Bugünkü duruma bakalım. Bugün küfretmiş olan melenin hepsi mi demektir yoksa onlardan bazıları mı? Bundan bir asır önce tüm melei ile tüm zengin ve iktidar sahipleri ittifakla aynı şeyleri söylüyorlardı. Bugün ise sesleri kısılmıştır.  

وَكَذَّبُوا بِلِقَاءِ الْآخِرَةِ

Va KaüÜaBUv BiLiQAvEi eLEAPİRaTi (Va FagGaLUv BiFiGAvLı eLFAvGıLaTi)

“Ve ahirete likayı tekzip ettiler”

Nuh Peygamber’in kavmi için bu sözü kullanmaktadır. Çünkü onlar daha ilkel hayat yaşıyorlar ve ahiret inancı ilkel topluluklarda daha hâkim durumdadır. Uygarlaşan ama tam uygarlaşmayan topluluklarda, zenginleşenlerde ve iktidarda olanlarda ahiret inancı düşer. Onların gücü onları azdırır, şeriat dışına çıkarır ve ahireti unuturlar.

Bugünün kâfirlerinin temel özellikleri ahireti inkâr etmedir.

Demek ki bu olay sosyal bir olaydır. Dönem gereği ahiret inkâr edilmektedir. Küfretme özelliği her iki kavimde aynı ama tekzib ise ikinci dönem insanlarının özelliğidir.

وَأَتْرَفْنَاهُمْ فِي الْحَيَاةِ الدُّنْيَا

Va EaTRaFNAv HuM Fiy elXaYAvTi elDuNYAy (Va EaFGaLNAvHuM Fıy eLFaGAvLaTi elFuGLAEa)

“Ve dünya hayatında onları itraf ettiğimiz kimseler”

تَلَف yerlere dökülüp heder olan meyveler demektir. ل harfinin ر’ye dönüşmesiyle fiil olarak تَرِفَ ‘savurganlık’ demektir.

سَرْف ipek böceği gibi yaprakları yiyip bitiren ve ağacı kurutan böcek demektir. ترف‘de س’nin ت’ye dönüşmesinden oluşmuştur. ‘İsraf” (إِسْرَاف), bir şeyi bol kullanmak suretiyle yapılan harcamadır, ‘İtlaf”  إِتْلَافise bir şeyi bozarak zararlı harcamak demektir.

İnsanlar için zaruri ihtiyaçlar vardır. Vasat hayatı onunla sürdürürler. Bu yoksulluk değildir, yeterliliktir. Biyolojik ihtiyaçları gidermedir. Bunun altında yaşayanlar yoksullardır, onlar günlük ihtiyaçlarını rahatlıkla karşılayamazlar. Bir de insanların ihtiyaçtan fazlasını elde etme arzusu vardır. Müminler bununla hayr fiil ederler. Mümin olmayanlar ise bunu tefahur ve tekâsur (تَفَاخُر وَتَكَاثُر) için kullanırlar, “Komşuda olmayan bende var, ben ondan üstünüm.” derler. İşte bunlar mütriflerdir. Servette melei olan kimseler bunlardır.

Bu özellik Nuh kavminde yoktu. Çünkü henüz uygarlık aşamasına geçmemiş, servet sahibi olma anlayışı henüz doğmamıştı ama Nuh Peygamber ile uygarlık başlayınca artık (artan) emek büyüdü. Halk servet edinmeye ve israf etmeye başladı.

Benzer olay bugün mevcuttur. Sanayileşme sonucu artık yani artırılan zaman büyüdü. melei de emeksiz elde ettikleri imkânları nereye harcayacaklarını bilemez oldular. Öyle oldu ki herkes Dolar’a tapmaya başladı. Her konuda herkes Dolar hesabı yapmaktadır.

Kur’an bunu çok açık bir şekilde belirtiyor, vahyin inkârı, indirilenlerin inkârı, nakit kazanma iştiyakı çok açık bir şekilde tasvir etmektedir.

Bu durumun oluş şekli kavimden kavime, çağdan çağa değişeceği için قَرْنًا nekre getirilmiştir, رَسُولًا nekre getirilmiştir.

مَا هَذَا إِلَّا بَشَرٌ مِثْلُكُمْ

MAv HAvÜAv EilLAv BaŞaRun MiÇLuKuM (MAv HavÜAv FaGaLuN FiGLuKuM)

“Bu sizin misliniz bir beşerden başka bir şey değildir.”

Meleinin işi, birini tanrılaştırmadır. O tanrının oğlu olur veya tanrının kendisi olur. O ölmez, ölmüş görünür. Halk da buna inandırılır. Sıradan kişiler çıkıp da gerçekleri söyleyince kimse onlara kulak vermez.

Bugün Dolar’a ve oya tapıldığı gibi diktatörlere, şeyhlere, parti başkanlarına, patronlara da tapılmaktadır. Onların üstün varlıklar oldukları kabul edilmektedir. Sıradan kimselerin bu işleri yapacakları kabul edilmemektedir.

Hiç korkmadan, çekinmeden, utanmadan, göğsünüzü gere gere söyleyeceksiniz:

“Ben de sizin gibi bir beşerim. Onlar da bizim gibi beşerdi. Trump ile aramızda, herhangi biri ile aramızda hiçbir fark yoktur. O imkânlar sağlanır ve o yetki verilirse hemen herkes o işi yapabilir.”

يَأْكُلُ مِمَّا تَأْكُلُونَ مِنْهُ

YaEKuLu MinMAv TaEKuLUvNa MiNHu (YaFGaLu MinMAv TaFGaLUvNa MiNHu)

“Sizin ondan ekl ettiğinizi ekl ederler.” 

Karınlarını zor doyuruyorlar. Sermaye’nin Doları’nı yahut ona dayalı nakdi bulamazlarsa açlıktan ölürler. Laikler böyle diyorlar, “Siz ancak Sermaye’nin keremi ile yaşıyorsunuz.” diyorlar.

“Ekletmek” (أَكْل) bir şeyi tüketmedir.

“Taam etmek” (طَعْم) ise beslenmektir.

Burada “ekl” ile (تَأْكُلُونَ) tüm harcamalar kastedilmektedir, beslenme kastedilmektedir.

وَيَشْرَبُ مِمَّا تَشْرَبُونَ (33)  

Va YaŞRaBu Min MAv TaŞRaBUvNa (Va YaFGaLu MınMAv TaFGaLUvNa)

“Ve şurb ettiklerinizden şurb eder.”

Eğer birincisi taam olsaydı bu söz gereksiz olurdu. Birincisi “ekl” olunca ikincisi “şurb” olmalıdır, “taam” da buna dâhildir. Yani şurb, eklde değil taamda yer alır. Ekl tüketmedir, şurb ise sulanma ile doymadır.

 

YORUM

Zengin olduğunuzda, iktidarda olduğunuzda ne oldum delisine dönmemek çok zordur. Allah’ın kendisine verdiği rütbeyi kendisinin elde ettiğini sanıp gaflet içinde tanrılaşırlar. Bundan kurtulmak sanıldığı kadar kolay değildir.

Halife Ömer’e biri başvurur, gece görüşmek ister. “Benimle mi görüşeceksin, yoksa halife ile mi?” der. Muhatap “Ben seninle görüşeceğim.” der. “O zaman dur.” der, yanmakta olan mumu söndürür, başka mumu tutuşturur. Sail sual eder ve sebebini sorar. Halife der ki “O beytülmalin mumu idi, bu da benim mumum, sen benimle görüşeceğinden onu tutuşturdum.”  

Bir kooperatif yöneticisi olmak da bundan farksızdır. Elinizdeki imkanlar topluluğun size emanetidir, Allah’ın size emanetidir. Çok dikkat etmelisiniz. Bu sebepledir ki başkanların mallarına vârisler mirasçı olmazlar. Başkan oldukları zaman mal beyanında bulunurlar. Ayrıldıkları zaman veya vâris olduklarında ancak onun sahibi olurlar, kalan ortaklığa aittir.

Günümüzde güvenilir yer kalmamıştır. İzmir Akevler Kooperatifi elli sene böyle yaşamıştır. Aralarındaki kavgalar ise emanet malları koruma kavgası olarak yapılmaktadır yani benim olsun değil de onların/ortakların hakkı zayi olmasın kavgası.

Evet, İstanbul’da da faaliyet gösteren Adil Düzen çalışanları hakkın korunması çabası içindedirler. Başkasının hakkı bize geçmesin demektedirler. Ehli hakla ehli batıl arasındaki temel fark şudur; ehli hak sahipleri başkasının hakkı bana geçmesin diye çırpınırlar, ehli batıl ise benim hakkımı kimse yemesin diye çırpınır.

 

Öz Türkçe ile:

“Ve ulusunun ileri gelenlerinden kapatanlar, sonraki buluşmayı yalanlayanlar ve yakın yaşayışta onları bolluk içinde bıraktığımız kimseler, ‘Bu ancak sizin benzeriniz bir kimsedir. Yediğinizden yiyor ve içtiğinizden içiyor.’ dedi.”

 

Kur’an kelimeleri ile:

“Ve kavminden küfretmiş, ahirete likayı tekzip etmiş ve dünya hayatında onları itraf etmiş olduğumuz kimseler olan mele’, ‘Bu ancak sizin misliniz bir beşerdir, ekl ettiğinizden ekl eder, şurb ettiğinizden şurb eder.’ diye kavl etti.”

 

Va QAvLa eLMaLaEu MiN QaVMiHIy elLaÜIyNa KaFARUv Va KaüÜaBUv BiLiQAvEi eLEAvPiRaTi VaEaTRaFNAvHuM Fiy elXaYAvTi elDuNYAy MAvHAvÜAv EilLAv BaŞaRun MiÇLuKuM YaEKuLu MinMAv TaEKuLUvNa MiNHu Va YaŞRaBu MinMAv TaŞRaBUvNa

وَقَالَ الْمَلَأُ مِنْ قَوْمِهِ الَّذِينَ كَفَرُوا وَكَذَّبُوا بِلِقَاءِ الْآخِرَةِ وَأَتْرَفْنَاهُمْ فِي الْحَيَاةِ الدُّنْيَا مَا هَذَا إِلَّا بَشَرٌ مِثْلُكُمْ يَأْكُلُ مِمَّا تَأْكُلُونَ مِنْهُ وَيَشْرَبُ مِمَّا تَشْرَبُونَ (33)

***

 

وَلَئِنْ أَطَعْتُمْ بَشَرًا مِثْلَكُمْ

Va La Ein EaOaGTuM BaŞaRan MiÇLaKuM (Va LaEiN EaFGaLTuM FaGaLan FiGLaKuM)

“Eğer misliniz bir beşere itaat ederseniz”

Bir taraftan tanrı olmadığını, resulün irsal edilmediğini, tekrar dirilmenin olmadığını iddia eden asrımızın melei; diğer taraftan eskiden kralları ve din adamlarını, şimdi de diktatörleri ve parti başkanlarını tanrılaştırmaktadır. Onların başka insanlarda olmayan özelliklerinin olduğunu savunmaktadır. Tarikatlar da şeyhlerini kutbu’l-ektab yapmaktadırlar.

Kur’an bunları şiddetle reddetmektedir. Görevliler vardır ama onlar da bizim gibi beşerdirler. Biz hepimiz görevliyiz. Farklı görevlerimiz vardır. Allah görevi doğrudan bize vermektedir, aracısız vermektedir. Muhammed Peygamber’in son peygamber olması budur. Kur’an’dan önce içtihad sistemi yoktu. Kur’an’dan sonra da özel görevlendirme yoktur. Herkese Allah “Senin görevin budur” diye bildirir.

Bunu nasıl yapar?

Öncelikle herkes hakkı araştırmakla mükelleftir. Bu mükellefiyet nakli değil aklidir. Bunun olması gerektiğini insan doğuştan bilmektedir. Araştırırken orada görevinin ne olduğunu bulur.

İkincisi, herkesin bir çevresi vardır. Çevre hak kavramına sahiptir. İhtilaf halindedirler. Kişi bunlardan hakkı seçip bulabilir. Bir de olaylar olur. Olaylar üzerine düşünmeye başlarsanız görevinizin ne olduğunu bilebilirsiniz.  

Bütün bunların yanında Allah insanlara öğrenip akletme görevi verdiği gibi öğrenip öğretme görevini de vermiştir. Senden önce hakkı bulanlar sana gelip hakkı tebliğ ederler. Sen kendi içtihadınla onlardan sana göre hak olanı seçersin.

إِنَّكُمْ إِذًا لَخَاسِرُونَ (34)

EinNaKuM EiÜan La PAvSiRUvNa (EinNaKuM EiÜan LaFAvGıLuvNa)

“O zaman siz hasir olanlarsınız.”

Sen kendi aklınla hareket etmeyeceksin, bin sene evvel müçtehitler ne demişse onu yapacaksın, onu da kendin değil din adamlarının fetvaları ile yapacaksın yahut herhangi birinin fetvaları ile yapacaksın!

İşte Kur’an buna karşıdır. Herkes mislimiz beşerdir. Herkese kulak vereceğiz. Sonra aklımızla doğruyu seçeceğiz. Kişiye değil söze uyacağız.

Biz kimseye “Bizim dediğimizi yapın.” demiyoruz. Bizi de dinleyin, sonra siz kendi içtihadınızla hareket edin. Kendiniz içtihat yapamıyorsanız müçtehidinizin içtihadı ile hareket edin, müçtehidi seçerek içtihad yapın. Onun için herkes herkesi dinlemek zorundadır.

 

YORUM

Kur’an bize bir kıssayı anlatırken günümüzü anlamamız için anlatmaktadır. Tarihte görevlendirdiği peygamberlerin kıssaları ile bize yol göstermektedir. Hepimiz resulüz. Hepimiz Allah’ın halifesiyiz. Hepimiz görevli ve yetkiliyiz.

Allah bir güç vermişse bilin ki görev de vermiştir.

İlim vermişse görevlisiniz, tebliğde…

Para vermişse bilin ki görevlisiniz, harcamada…

Makam vermişse, mevki vermişse, biliniz ki görevlisiniz iş yapmada...

Allah bugün Bünyamin Demir’e makam verdi. Görevi var demektir. Bizi de dinlemeli ve içtihadını yapıp görevini yerine getirmelidir.

Allah Süleyman Akdemir’e bir imkân verdi ve “Görevin budur.” dedi ve o da onu yapmaktadır.

Allah hepinize elinizdeki imkânları, görev verdiği için vermiştir.

Allah 92 yaşımda bana bu satırları yazma imkânı vermişse, görevime devam etmem emredilmiş bulunmaktadır demektir.

Yazılarımı yazdıktan sonra ben bile okuyamıyorum ama Reşat Erol 20 senedir düzletmekte ve anlaşılır hale getirmektedir. Reşat yorulduğunu ve bazı haftalar meşguliyetleri sebebiyle yazdıklarımı yetiştiremediğini beyan etti. Tayibet Erzen “Ben yardıma varım.” dedi. Bunları ben önermedim. Eğer bunlar düzeltmezlerse ben de yazamam. Yenibosna’da (geçen hafta ilk defa Yalova Teşvikiye’de) okunmakta ve son şekli verilmektedir.

Hepimiz resulüz, hepimiz abdiz, unutmadan devam edelim.

Siz okuyucular da görevlerinizi kendiniz takdir edin ve görevinizi yapmaya başlayın.

 

Öz Türkçe ile:

“Ve sizin gibi olan birisine uyarsanız, o zaman yitiren kimselersiniz.”

Kur’an kelimeleri ile:

“Ve misliniz bir beşere itaat ederseniz, o zaman hasir olanlarsınız.”

 

Va La Ein EaOaGTuM BaŞaRan MiÇLaKuM EinNaKuM EiÜan La PAvSiRUvNa

وَلَئِنْ أَطَعْتُمْ بَشَرًا مِثْلَكُمْ إِنَّكُمْ إِذًا لَخَاسِرُونَ (34)

 


Yorumcu
Yorum
Reşat Nuri Erol
09.07.2019
15:45


1967...1968...1969...AKEVLER 53 YILDIR ÇALIŞIYOR...2017...2018...2019

BİZLER ÇALIŞIYOR VE YENİ İSLÂM MEDENİYETİ’Nİ KURUYORUZ...

SİZLERİ DE ÇALIŞMALARIMIZA DÂVET EDİYORUZ; BUYURUN, BİRLİKTE ÇALIŞALIM...

ADİL DÜZEN 1021

“ADİL DÜZEN” III. BİNYIL MEDENİYETİ PROJESİDİR

“VE BİZE DÜŞEN SADECE MÜBÎN/AÇIK TEBLİĞDİR.” (KUR’AN; Yâsin Sûresi, 36/17)

Haftalık Seminer Dergisi; 1021. Hafta - 06 Haziran 2019 - Fiyatı: www.akevler.orga tıklamak!

BU DERGİYİ HER HAFTA OKUTABİLİR... ÇOĞALTABİLİR... DAĞITABİLİRSİNİZ...

“ADİL DÜZEN” UYGULAMALARI YAPMAK İÇİN BİZLERE DANIŞABİLİRSİNİZ...

 

*KUR’AN VE İLİM SEMİNERLERİ; 1021. SEMİNER

“HİÇ BİLENLER İLE BİLMEYENLER BİR OLUR MU?”      (KUR’AN; Zümer Sûresi, 39/9)

İ L İ M TALEP ETMEK HER MÜSLÜMANIN ÜZERİNE FARZDIR.”      (Hadis)

Adres: AKEVLER İSTANBUL KOOPERATİFLERİ MERKEZİ,  Zafer Mah. Coşarsu Sk. No: 29 YENİBOSNA / İSTANBUL    Tel: (0212) 452 76 51

Tefsir Seminer Notları Yenibosna’da Cumartesi akşamları okunup tartışılmaktadır.

GAYEMİZ: Bu “SEMİNER NOTLARI”nın İstanbul, Türkiye ve bütün dünyada “OKUNMASIANLAŞILMASI VE UYGULANMASI”DIR. - ADİL DÜZEN ÇALIŞANLARI

 

***

 

*“ADİL DÜZEN” DERSLERİ/YORUMLARI

SEÇİM SONUCU VE BÜYÜK İTTİFAK

***

İSTANBUL YÖNETİMİ NASIL OLMALI?

Süleyman KARAGÜLLE

 

***

 

*SEBÎLU’R-REŞÂD” / MAKALELER

Seçimden önce-seçimden sonra; uyarılara devam

Bu seçim vesilesiyle tekrar tekrar hatırlatıyoruz

Son seçim; geçmişte ne oldu, gelecekte ne olacak?

SONUÇ; ötesini biz değil ALLAH yapacaktır…

Bugün konumuz; İstanbul nasıl organize olmalı?

Reşat Nuri EROL

 

***

 

MÜMİNUN SÛRESİ- 5. Hafta

أَعُوذُ بِاللَّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

قَدْ أَفْلَحَ الْمُؤْمِنُونَ (1) الَّذِينَ هُمْ فِي صَلَاتِهِمْ خَاشِعُونَ (2) وَالَّذِينَ هُمْ عَنِ اللَّغْوِ مُعْرِضُونَ (3) وَالَّذِينَ هُمْ لِلزَّكَاةِ فَاعِلُونَ (4) وَالَّذِينَ هُمْ لِفُرُوجِهِمْ حَافِظُونَ (5) إِلَّا عَلَى أَزْوَاجِهِمْ أَوْ مَا مَلَكَتْ أَيْمَانُهُمْ فَإِنَّهُمْ غَيْرُ مَلُومِينَ (6) فَمَنِ ابْتَغَى وَرَاءَ ذَلِكَ فَأُولَئِكَ هُمُ الْعَادُونَ (7) وَالَّذِينَ هُمْ لِأَمَانَاتِهِمْ وَعَهْدِهِمْ رَاعُونَ (8) وَالَّذِينَ هُمْ عَلَى صَلَوَاتِهِمْ يُحَافِظُونَ (9) أُولَئِكَ هُمُ الْوَارِثُونَ (10) الَّذِينَ يَرِثُونَ الْفِرْدَوْسَ هُمْ فِيهَا خَالِدُونَ (11) وَلَقَدْ خَلَقْنَا الْإِنْسَانَ مِنْ سُلَالَةٍ مِنْ طِينٍ (12) ثُمَّ جَعَلْنَاهُ نُطْفَةً فِي قَرَارٍ مَكِينٍ (13) ثُمَّ خَلَقْنَا النُّطْفَةَ عَلَقَةً فَخَلَقْنَا الْعَلَقَةَ مُضْغَةً فَخَلَقْنَا الْمُضْغَةَ عِظَامًا فَكَسَوْنَا الْعِظَامَ لَحْمًا ثُمَّ أَنْشَأْنَاهُ خَلْقًا آخَرَ فَتَبَارَكَ اللَّهُ أَحْسَنُ الْخَالِقِينَ (14) ثُمَّ إِنَّكُمْ بَعْدَ ذَلِكَ لَمَيِّتُونَ (15) ثُمَّ إِنَّكُمْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ تُبْعَثُونَ (16) وَلَقَدْ خَلَقْنَا فَوْقَكُمْ سَبْعَ طَرَائِقَ وَمَا كُنَّا عَنِ الْخَلْقِ غَافِلِينَ (17) وَأَنْزَلْنَا مِنَ السَّمَاءِ مَاءً بِقَدَرٍ فَأَسْكَنَّاهُ فِي الْأَرْضِ وَإِنَّا عَلَى ذَهَابٍ بِهِ لَقَادِرُونَ (18) فَأَنْشَأْنَا لَكُمْ بِهِ جَنَّاتٍ مِنْ نَخِيلٍ وَأَعْنَابٍ لَكُمْ فِيهَا فَوَاكِهُ كَثِيرَةٌ وَمِنْهَا تَأْكُلُونَ (19) وَشَجَرَةً تَخْرُجُ مِنْ طُورِ سَيْنَاءَ تَنْبُتُ بِالدُّهْنِ وَصِبْغٍ لِلْآكِلِينَ (20) وَإِنَّ لَكُمْ فِي الْأَنْعَامِ لَعِبْرَةً نُسْقِيكُمْ مِمَّا فِي بُطُونِهَا وَلَكُمْ فِيهَا مَنَافِعُ كَثِيرَةٌ وَمِنْهَا تَأْكُلُونَ (21) وَعَلَيْهَا وَعَلَى الْفُلْكِ تُحْمَلُونَ (22) وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا نُوحًا إِلَى قَوْمِهِ فَقَالَ يَاقَوْمِ اعْبُدُوا اللَّهَ مَا لَكُمْ مِنْ إِلَهٍ غَيْرُهُ أَفَلَا تَتَّقُونَ (23) فَقَالَ الْمَلَأُ الَّذِينَ كَفَرُوا مِنْ قَوْمِهِ مَا هَذَا إِلَّا بَشَرٌ مِثْلُكُمْ يُرِيدُ أَنْ يَتَفَضَّلَ عَلَيْكُمْ وَلَوْ شَاءَ اللَّهُ لَأَنْزَلَ مَلَائِكَةً مَا سَمِعْنَا بِهَذَا فِي آبَائِنَا الْأَوَّلِينَ (24) إِنْ هُوَ إِلَّا رَجُلٌ بِهِ جِنَّةٌ فَتَرَبَّصُوا بِهِ حَتَّى حِينٍ (25) قَالَ رَبِّ انْصُرْنِي بِمَا كَذَّبُونِ (26) فَأَوْحَيْنَا إِلَيْهِ أَنِ اصْنَعِ الْفُلْكَ بِأَعْيُنِنَا وَوَحْيِنَا فَإِذَا جَاءَ أَمْرُنَا وَفَارَ التَّنُّورُ فَاسْلُكْ فِيهَا مِنْ كُلٍّ زَوْجَيْنِ اثْنَيْنِ وَأَهْلَكَ إِلَّا مَنْ سَبَقَ عَلَيْهِ الْقَوْلُ مِنْهُمْ وَلَا تُخَاطِبْنِي فِي الَّذِينَ ظَلَمُوا إِنَّهُمْ مُغْرَقُونَ (27)

 

***

 

فَإِذَا اسْتَوَيْتَ أَنْتَ وَمَنْ مَعَكَ عَلَى الْفُلْكِ فَقُلِ الْحَمْدُ لِلَّهِ الَّذِي نَجَّانَا مِنَ الْقَوْمِ الظَّالِمِينَ (28) وَقُلْ رَبِّ أَنْزِلْنِي مُنْزَلًا مُبَارَكًا وَأَنْتَ خَيْرُ الْمُنْزِلِينَ (29) إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَاتٍ وَإِنْ كُنَّا لَمُبْتَلِينَ (30) ثُمَّ أَنْشَأْنَا مِنْ بَعْدِهِمْ قَرْنًا آخَرِينَ (31) فَأَرْسَلْنَا فِيهِمْ رَسُولًا مِنْهُمْ أَنِ اعْبُدُوا اللَّهَ مَا لَكُمْ مِنْ إِلَهٍ غَيْرُهُ أَفَلَا تَتَّقُونَ (32) وَقَالَ الْمَلَأُ مِنْ قَوْمِهِ الَّذِينَ كَفَرُوا وَكَذَّبُوا بِلِقَاءِ الْآخِرَةِ وَأَتْرَفْنَاهُمْ فِي الْحَيَاةِ الدُّنْيَا مَا هَذَا إِلَّا بَشَرٌ مِثْلُكُمْ يَأْكُلُ مِمَّا تَأْكُلُونَ مِنْهُ وَيَشْرَبُ مِمَّا تَشْرَبُونَ (33) وَلَئِنْ أَطَعْتُمْ بَشَرًا مِثْلَكُمْ إِنَّكُمْ إِذًا لَخَاسِرُونَ (34)

 

***

 

فَإِذَا اسْتَوَيْتَ أَنْتَ وَمَنْ مَعَكَ

FaEiÜa iSTaVaYTa EaNTa VaMaN MaGaKa (FaEiÜa İSTaFGaLTa EaNTa VaMaN MaGaKa)

“Sen ve seninle beraber olanlar istiva edince”

Ümit kesildikten sonra “Rabbim bana nusret et” diyor. فَ harfi getirerek ümidin kesilmesi ve son merciin Rabbi olduğunu anladıktan sonra gemi yapmasını emrediyor. Bu bize iki şeyi gösteriyor.

Birincisi insanların yola geleceğinden ümit kesilmedikçe helak emri gelmez.

İkincisi uyarıcılar orada kaldıkça da helak olmaz.

فَ harfi cevap Fa’sıdır, şarttan sonra gelmiştir. Ümidin kesilmesi üzerine gelmiştir. Hazırlık yapılıncaya kadar da helak gelmez. Hazırlık yapılıp cihad yapanlar necata erince helak gelir.

Biz hazırlığımızı yapıp bitirinceye kadar helak gelmeyecektir. Biz hazırlığa devam ettiğimiz müddetçe Allah saati erteler. Olaylar birbirlerinin sebep ve sonuçları olduğu için فَ harfi getirilmiştir. 

إِذَا kelimesiyle istiva etmenin mukadder olduğunu ifade eder. İstiva ettiğimizde diyebilirdi. Sen ve seninle beraber olanlar demektedir. Böylece onu ayrı, beraberinde olanları ayrı saymıştır. Onlar tabi, Nuh metbudur ama onlarsız Nuh hiçbir şey yapamazdı. Gemiye binenler seçilmiş kimselerdi. Uygarlığı onlar kuracaklardı.

Bugün aramızda Nuh yoktur. Hepimiz yani her birimiz birer Nuh’uz. Gemiye bineceğiz. Yüz lojmanlı işyeri apartmanını yapıp oraya taşınacağız. İşçilik düzeninde çalışanların tamamı gark olacaklardır. Varsayın ki ortalık Dolar’la dolsun. Bunu üreten Sermaye batacağını gördü ve insanlığı açlığa gark etmesi için Dolar üretti. Sahte Dolar’ı üretti ve onu para olmaktan çıkardı.

Dolar’a dayalı olarak işleyen her şey iflas edecektir, uçaklar uçamayacak, gemiler yürüyemeyecek, trenler duracak, sular akmayacak, telefonlar çalışmayacak.

Bunun olmaması için hiçbir tedbir alınmış değildir.

AK Parti ulusal şirketleri kapattı, Sermaye işletmelerine devretti. PTT’yi (Telekom’u) bile sattı. TEK’i sattı. Halimiz ne olacak?

Tek çıkar yol var; o da Altın Bono’dur. Orduların yönetimlere destek olması, birlikte insanlığı düzlüğe çıkarmaları gerekir. Türkiye bu konuda en deneyimli olan ülkedir, kaç sefer yönetime el konuldu ama arkasından hep birlikte sivil yönetime geçildi.

Orgeneral İlker Başbuğ bu gerçeği gören bir komutandır. Harp Akademilerine emir vermiştir, askerlikten başka şeyleri de öğrenin/öğretin demiştir.

“İstiva etmek” demek yerleşmek demektir. Araç kalkmadan önce yolcular yerleşir ondan sonra kalkılır. عَلَى kelimesi getirilmiştir. Aynı zamanda yönetmeyi içerir. “Rahman arşa istiva etti demek” kâinatı arştan yönetiyor demektir. Meleklerin merkezi oradadır. Arşın havlinde dolanırlar.

...



YorumYap

Son Yorumlanan Seminerler
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1025
Müminun Suresi Tefsiri 62-70. Ayetler
3.8.2019 242 Okunma
2 Yorum 22.08.2019 07:26
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1024
Müminun Suresi Tefsiri 53-61. Ayetler
27.7.2019 193 Okunma
1 Yorum 28.07.2019 07:29
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1023
Müminun Suresi Tefsiri 45-52. Ayetler
20.7.2019 291 Okunma
1 Yorum 21.07.2019 09:13
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1022
Müminun Suresi Tefsiri 35-44. Ayetler
13.7.2019 286 Okunma
1 Yorum 15.07.2019 06:11
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1021
Müminun Suresi Tefsiri 28-34. Ayetler
6.7.2019 356 Okunma
1 Yorum 09.07.2019 15:45
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1020
Müminun Suresi Tefsiri 23-27. Ayetler
29.6.2019 352 Okunma
1 Yorum 02.07.2019 17:49
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1019
Müminun Suresi Tefsiri 17-22. Ayetler
22.6.2019 360 Okunma
1 Yorum 23.06.2019 10:22
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1018
Müminun Suresi Tefsiri 12-16. Ayetler
15.6.2019 354 Okunma
1 Yorum 15.06.2019 22:56
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1016
Hac Suresi Tefsiri 77-78. Ayetler
1.6.2019 429 Okunma
1 Yorum 11.06.2019 14:35
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1017
Müminun Suresi Tefsiri 1-11. Ayetler
8.6.2019 507 Okunma
1 Yorum 11.06.2019 14:33
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1015
Hac Suresi Tefsiri 72-76. Ayetler
25.5.2019 410 Okunma
1 Yorum 26.05.2019 02:33
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1014
Hac Suresi Tefsiri 67-71. Ayetler
18.5.2019 482 Okunma
1 Yorum 20.05.2019 04:46
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1013
Hac Suresi Tefsiri 63-66. Ayetler
11.5.2019 383 Okunma
1 Yorum 13.05.2019 09:47
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1012
Hac Suresi Tefsiri 58-62. Ayetler
4.5.2019 507 Okunma
1 Yorum 06.05.2019 01:24
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1011
Hac Suresi Tefsiri 53-57. Ayetler
27.4.2019 483 Okunma
1 Yorum 29.04.2019 07:05
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1010
Hac Suresi Tefsiri 49-52. Ayetler
20.4.2019 580 Okunma
1 Yorum 23.04.2019 15:04
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1009
Hac Suresi Tefsiri 45-48. Ayetler
13.4.2019 532 Okunma
1 Yorum 14.04.2019 06:28
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1008
Hac Suresi Tefsiri 40-44. Ayetler
6.4.2019 562 Okunma
1 Yorum 08.04.2019 08:30
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1007
Hac Suresi Tefsiri 36-39. Ayetler
30.3.2019 565 Okunma
1 Yorum 02.04.2019 09:26
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1006
Hac Suresi Tefsiri 31-35. Ayetler
23.3.2019 634 Okunma
1 Yorum 24.03.2019 11:18
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1005
Hac Suresi Tefsiri 27-30. Ayetler
16.3.2019 753 Okunma
2 Yorum 17.03.2019 11:00
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1004
Hac Suresi Tefsiri 23-26. Ayetler
9.3.2019 830 Okunma
3 Yorum 10.03.2019 14:32
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1003
Hac Suresi Tefsiri 18-22. Ayetler
2.3.2019 691 Okunma
1 Yorum 03.03.2019 08:53
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1002
Hac Suresi Tefsiri 14-17. Ayetler
23.2.2019 664 Okunma
1 Yorum 25.02.2019 11:40
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1001
Hac Suresi Tefsiri 9-13. Ayetler
16.2.2019 695 Okunma
1 Yorum 17.02.2019 07:28
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1000
Hac Suresi Tefsiri 5-8. Ayetler
9.2.2019 724 Okunma
1 Yorum 11.02.2019 07:17
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 999
Hac Suresi Tefsiri 1-4. Ayetler
2.2.2019 868 Okunma
2 Yorum 03.02.2019 09:54
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 998
Enbiya Suresi Tefsiri 105-112. Ayetler
26.1.2019 742 Okunma
1 Yorum 29.01.2019 10:16
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 996
Enbiya Suresi Tefsiri 95-100. Ayetler
12.1.2019 877 Okunma
3 Yorum 20.01.2019 14:05
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 997
Enbiya Suresi Tefsiri 101-104. Ayetler
19.1.2019 766 Okunma
1 Yorum 20.01.2019 09:15
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 995
Enbiya Suresi Tefsiri 89-94. Ayetler
5.1.2019 841 Okunma
1 Yorum 06.01.2019 17:39
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 994
Enbiya Suresi Tefsiri 83-88. Ayetler
29.12.2018 794 Okunma
1 Yorum 30.12.2018 20:04
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 993
Enbiya Suresi Tefsiri 76-82. Ayetler
22.12.2018 944 Okunma
4 Yorum 28.12.2018 17:19
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 992
Enbiya Suresi Tefsiri 71-75. Ayetler
15.12.2018 828 Okunma
1 Yorum 16.12.2018 08:21
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 991
Enbiya Suresi Tefsiri 61-70. Ayetler
8.12.2018 847 Okunma
1 Yorum 09.12.2018 18:21
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 990
Enbiya Suresi Tefsiri 51-59. Ayetler
1.12.2018 854 Okunma
1 Yorum 02.12.2018 12:07
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 989
Enbiya Suresi Tefsiri 44-50. Ayetler
24.11.2018 928 Okunma
2 Yorum 30.11.2018 12:01
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 988
Enbiya Suresi Tefsiri 37-43. Ayetler
17.11.2018 971 Okunma
1 Yorum 18.11.2018 02:30
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 987
Enbiya Suresi Tefsiri 30-36. Ayetler
10.11.2018 860 Okunma
1 Yorum 11.11.2018 12:14
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 986
Enbiya Suresi Tefsiri 21-29. Ayetler
3.11.2018 891 Okunma
1 Yorum 04.11.2018 08:48
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 985
Enbiya Suresi Tefsiri 14-20. Ayetler
27.10.2018 873 Okunma
1 Yorum 29.10.2018 09:01
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 984
Enbiya Suresi Tefsiri 7-13. Ayetler
20.10.2018 942 Okunma
1 Yorum 22.10.2018 07:05
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 983
Enbiya Suresi Tefsiri 1-6. Ayetler
13.10.2018 981 Okunma
1 Yorum 14.10.2018 15:17
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 982
Taha Suresi Tefsiri 133-135. Ayetler
6.10.2018 1009 Okunma
1 Yorum 07.10.2018 18:14
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 981
Taha Suresi Tefsiri 128-132. Ayetler
29.9.2018 1029 Okunma
1 Yorum 29.09.2018 21:51
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 980
Taha Suresi Tefsiri 122-127. Ayetler
22.9.2018 1048 Okunma
1 Yorum 23.09.2018 12:16
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 979
Taha Suresi Tefsiri 115-121. Ayetler
15.9.2018 1094 Okunma
1 Yorum 16.09.2018 17:34
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 978
Taha Suresi Tefsiri 108-114. Ayetler
8.9.2018 1082 Okunma
1 Yorum 10.09.2018 11:02
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 977
Taha Suresi Tefsiri 100-107. Ayetler
1.9.2018 1143 Okunma
1 Yorum 03.09.2018 09:42
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 976
Taha Suresi Tefsiri 95-99. Ayetler
18.8.2018 1272 Okunma
1 Yorum 19.08.2018 06:33