Kullanıcı Adı:
Parola:
Üye Kayıt
Üye Aktivasyon
Parolamı Unuttum

Captcha image
Show another code

Giriş
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1020
Müminun Suresi Tefsiri 23-27. Ayetler
29.6.2019
339 Okunma, 1 Yorum

MÜMİNUN SÛRESİ- 4. Hafta

أَعُوذُ بِاللَّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا نُوحًا إِلَى قَوْمِهِ فَقَالَ يَاقَوْمِ اعْبُدُوا اللَّهَ مَا لَكُمْ مِنْ إِلَهٍ غَيْرُهُ أَفَلَا تَتَّقُونَ (23)فَقَالَ الْمَلَأُ الَّذِينَ كَفَرُوا مِنْ قَوْمِهِ مَا هَذَا إِلَّا بَشَرٌ مِثْلُكُمْ يُرِيدُ أَنْ يَتَفَضَّلَ عَلَيْكُمْ وَلَوْ شَاءَ اللَّهُ لَأَنْزَلَ مَلَائِكَةً مَا سَمِعْنَا بِهَذَا فِي آبَائِنَا الْأَوَّلِينَ (24) إِنْ هُوَ إِلَّا رَجُلٌ بِهِ جِنَّةٌ فَتَرَبَّصُوا بِهِ حَتَّى حِينٍ (25)قَالَ رَبِّ انْصُرْنِي بِمَا كَذَّبُونِ (26) فَأَوْحَيْنَا إِلَيْهِ أَنِ اصْنَعِ الْفُلْكَ بِأَعْيُنِنَا وَوَحْيِنَا فَإِذَا جَاءَ أَمْرُنَا وَفَارَ التَّنُّورُ فَاسْلُكْ فِيهَا مِنْ كُلٍّ زَوْجَيْنِ اثْنَيْنِ وَأَهْلَكَ إِلَّا مَنْ سَبَقَ عَلَيْهِ الْقَوْلُ مِنْهُمْ وَلَا تُخَاطِبْنِي فِي الَّذِينَ ظَلَمُوا إِنَّهُمْ مُغْرَقُونَ (27)

 

***

وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا نُوحًا

Va La QaD EaRSaLNAv NUvXan (Va La QaD EaFGaLNAv FuGLan)

“Ve Nuh’u irsal etmiş bulunuyoruz”

Sure وَلَقَدْ‘larla bölünmüştür. Nuh Peygamber gelmiş ve tarih olmuş değildir. Kurduğu Sümer Medeniyeti bugün yeryüzünde hükümranlığına devam ediyor.

Nuh Peygamber Mezopotamya Uygarlığını kurdu. Mısırlılar ondan etkilenerek Mezopotamya Medeniyetini kuvvet medeniyetine dönüştürdüler. İbrahim Peygamber Mezopotamya’da kavmi medeniyeti beşeri medeniyete çevirdi. Mısır ikinci defa etkilenerek firavunlar medeniyetini kurdu. İsrail oğulları İbrani Medeniyetini kurdular. Bundan etkilenen Yunanlılar Grek medeniyetini kurdular. İsa Peygamber İbrani Medeniyetini beşerileştirdi, Roma Medeniyeti doğdu. Kur’an Medeniyeti oluştu. Batılılar bunu kuvvet medeniyetine çevirdi ve bugünkü Avrupa Medeniyeti doğdu. Şimdi ikinci Kur’an Medeniyeti doğmaktadır.

 

HAK (DOĞU) MEDENİYETLERİ

KUVVET (BATI) MEDENİYETLERİ

MEZOPOTAMYA

 

 

MISIR

İBRANİ

 

 

GREKO-ROMEN (YUNAN)

HIRİSTİYAN

 

 

ROMA (BİZANS)

I.KURAN (İSLAM)

 

 

AVRUPA

II. KURAN

 

 

 

Bugün tarihçiler ittifak etmektedir ki ilk uygarlık Mezopotamya’da doğmuştur. Başka ilk olan da yoktur. İşte وَلَقَدْ bu gerçeği ifade etmektedir. Medeniyetin başlangıcı Nuh Peygamber iledir ve tüm medeniyetler ondan doğmuştur.

“İrsal ettik” (أَرْسَلْنَا) diyor, “ba’settik” (بَعَثْنَا) demiyor. Onun görevi Sümer Medeniyeti’ni oluşturacak topluluğu kurmadır. Meb’us (مَبْعُوث) değil, mürseldir (مُرْسَل). Allah’ın dediklerini insanlara tebliğ etmiştir.

Bugün de Kur’an düzeni üzerinde çalışanlar meb’us değildirler, mürseldirler, görevleri sadece tebliğdir, göstererek tebliğ etmektir. Bu sebepledir ki biz merkezi büyük kooperatife karşıyız, her semt kendi uygarlığını kendisi oluşturacaktır.

Güngören’de önce semt kooperatifleri kurulmalı, sonra tekstil işletmeleri kurulmalıdır.

Bundan 60.000 yıl önce Afrika’da Nil Nehri’nin çıkış yerinde bir köyde yaratılan Âdem ve eşi Nil’in denize döküldüğü yere gelmişler. Süveyş berzahını geçerek Fırat vadisine ulaşmışlar. Sonra kuzeye gidip Palandöken’e, Çoruh ve Aras vadileri ile Doğu Karadeniz ve Doğu Hazar’a ulaşmışlar. Avcılık döneminde de tüm dünyayı hatta adaları bile işgal etmişlerdir. Kuzeyde çoğaldıktan sonra ormanlık yerleri açarak tarım yapmaya başlamışlar. Fırat ve Dicle vadisinde ise sulama tarımı yapmışlardır.

Sümerler burasını işgal edince yerli halkla kaynaşarak kent uygarlıkları oluşturdular. Nuh Peygamber bunlara medeniyet kurucu peygamber olarak geldi ve dağınık Sümer kent devletlerini birleştirerek tek uygarlık haline getirdi.

إِلَى قَوْمِهِ

EiLAy QaVMiHIy (EiLAy FaGLiHİy)

“Kavmine”

Tevrat’ın ve Kur’an’ın yorumcuları Nuh Tufanı’nın tüm dünyayı sardığı iddiasındadırlar. Kur’an ise bunu reddediyor. Nuh Peygamber tüm insanlığa gönderilen bir resul değildir, sadece kavmine gönderilmiştir. “Ey nâs” (يَاأَيُّهَاالنَّاسُ) diye hitap etmiyor. “Ey kavmim” (يَاقَوْمِ) diye hitap ediyor. Nuh Tufanı tüm dünyayı etkileyen bir olay değildir. Barajın altındaki alanları sular altında bırakmıştır.

فَقَالَ يَاقَوْمِ

Fa QAvLa YAv QaVMı (Fa QAvLa GaLAy FaGLiHIy)

“Ey kavmim diye kavl etti”

فَ harfi ile getirilerek irsalden önce hiçbir şey söylemediğini vurgulamıştır. Muhammed de irsalden önce sıradan bir insandı.

Lisede genç bir bayan tarihçi hocam vardı. Bir sömestr geldiği için adını hatırlayamıyorum. Ona sordular: “Muhammed okuma yazma biliyor mu idi?” “Bilseydi ne olacaktı, okuyacak kitap mı vardı?” diye cevap verdi.

Batı’nın çözemediği nokta burasıdır. Muhammed kırk yaşına kadar kendisinde hiçbir fevkaladelik görünmeyen biriyken birden Arapça olan 600 sahifelik kitap ortaya koymuştur. Şimdi onu açıklıyoruz ve içinde neler neler buluyoruz. Muhammed’in birden kırk yaşında büyük bir filozof olması acayipliğini çözemiyorlar. İkincisi de bir asır geçmeden dünyanın en uygar ülkesi haline gelmesidir. Birden bu büyük uygarlığı nasıl oluşturdu?

Peygamberler böyle beklenmedik hamle yaparlar. Şimdi de Adil Düzen ile peygamberlerin vârisi olan ilim adamları dünyada inkılap yapacaklar. Eğer Adil Düzen seminerlerini okuyup anlıyorsanız, okuyup anladıklarınızı uygulama çabasına girmişseniz, işte bu uygarlığı oluşturma görevi sana/size de verilmiş demektir.

Eğer Kur’an seminerlerinde söylenenleri anlayamıyorsanız, yanlışları düzeltemiyorsanız, katkıda bulunamıyorsanız, gelecekte bunlar uygulanmaz deyip semt kooperatiflerinden ümit kesmişseniz, Allah size burada görev vermiyor veya fetret devresindesiniz demektir.

اعْبُدُوا اللَّهَ

uGBuDuv elLAHa (iFGiLLuv elLAvHa)

“Allah’a ibadet edin”

عَامِل olan başkasının işini yapar ve ücretini alır, sonra kendi işini yapar, sonra başka işverenin işini yapar. عَبْد olan ise yalnız bir işverenin işini yapar, işveren de onun bütün ihtiyaçlarını tekeffül etmelidir.

Burada iki sistem vardır. Biri devletin veya Sermaye’nin görevlendirdiği kimselerin abdi olmaktır. Diğeri ise yalnız topluluğun abdi olmaktır. Herkes topluluğun işini yapar, ondan alacaklı olur. Kişiler onun aracılığı ile birbirlerine borçlu ve alacaklı olurlar. Siz de topluluğa borçlu olursunuz, benim yazdıklarımı düzelttiğinizde benden değil, topluluktan alacaklı olursunuz. Başkasının işini teavün şeklinde yaparsınız, Ahmet’in işini yaparsınız, topluluktan alacaklı olursunuz. Kişiyi çalıştırırsınız, topluluğa borçlanırsınız. Bu husus tedayün ayetinde (Bakara 2/282) tebayu (تَبَايَعْتُمْ) ve tedayün (تَدَايَنْتُمْ) olarak belirtilmiştir. Ayrıca teavün ayeti (Maide, 5/2) ile semt kooperatiflerinin kurulması emrolunmuştur.

Bu kuralla neyi sağlıyoruz? Herkes kendi işini yaptığı için hürdür, özgürdür. Topluluğun diğer fertleri ile anlaştığı için de birlik korunuyor. Maslahat amel edilmiştir.

مَا لَكُمْ مِنْ إِلَهٍ غَيْرُهُ

MAv LaKuM MiN EiLAvHın ĞaYRuJUv (MAv LaKuM MiN FıGAvLi FaGLuHUv)

“Size O’ndan gayrı hiçbir ilah yoktur.”

Bir işveren veya tebaasına emreden, tanrılık iddiasında bulunur, onun işçisi ve memuru olan da onun ilahlığını kabul etmiş olur.

Yalova’daki çalışma merkezimizde beşten aşağı düşmeyen ama on kişiyi de geçmeyen çalışan ortaklar vardır. Herkes kendi başına buyruk. Bir şey yapmak istiyorsunuz, yapamıyorsunuz ama bereket vardır.

Arsa aldık, 16 dairelik, şimdi 24 daire çıkıyor. Bu ne demektir? 250 bin TL kazandık demektir. 18 arı kovanı aldık, şimdi 43 kovan oldu, kendileri yavru yaptı. Daha önce yaptığımız kovanlar da değerlendi. Bunlar Ar-Ge kovanları idi.

İleride göreceksiniz, Akevler çalışanları sabrederlerse, biz de sabredersek, dağınık başıboş gruba Allah büyük nimetler ihsan edecektir. Yalova’ya gelip gidenler bunları görmektedirler. Bu kişiler ilk uygarlığı kurarken herkes topluluk için çalışacak ve topluluktan alacaklı olacak. Başka ilah edinmeyecek. Çıkan nizaları hakemler yoluyla çözecek.

أَفَلَا تَتَّقُونَ (23)

EaFaLAv TatTaQUvNa (EaFaLAv TaFTaGiLuNa)

“İttika etmez misiniz?”

Türkçe ‘umulur ki’, ‘beklenir ki’ diye tercüme edilmekte olan لَعَلَّile aynı anlamdadır. Umulur, beklenir ‘olaki’, ‘bolaki’ diye tercüme edilmektedir. Terecci fiilde değil faildedir. Siz istersiniz veya istemezsiniz ama isteyecek olursanız onunla gerçekleşir.

O halde bugün Türkiye’nin, AK Parti’nin, Akevler’in, Güngören’in başarısı tek bir şeye bağlıdır. Semt Kooperatifleri kurup herkes kooperatiflere iş yapıp kooperatiften alacaklı olacaktır. Her gün en az 20, hatta 40 defa okuduğunuz Fatiha’daki yalnız “sana ibadet eder ve yalnız senden istiane ederiz” (Fatiha, 1/5) demenin manası budur.

Kur’an dua kitabı değildir, uygulama kitabıdır. Her kelimesine bir uygulama anlamını verecek ve onu uygulayacaksınız. “Bu kelime ile ben mükellef oluyorum” diyeceksiniz.

 

YORUM

Ankara grubunda eski seminerleri okuyorlarmış. İyi ediyorlar ama ölümümden sonra okumaya başlayacaklar ve kendileri güncelleştirip yayınlayacaklar. Yoksa 1400 sene önce yazılan 1400 sene önce yayınlananların hepsi mazi olmuyor. Bugünü anlamak için onları okumak gerekir, bizim asıl konumuz bugünü anlamadır. Seminerler haftalık olarak takip edilmelidir.

Mehmet Koru, “Recep Tayyip Erdoğan için uyguladığın kuralı, Ahmet Necdet Sezer için uygulamıyorsun. Eski seminerlerde gördüm.” diyor.

Sezer ile Erdoğan arasında fark vardır. Ben Sezer’e karşı geldim, yanlış yaptıklarını yazdım, yine de itaat ettim, saygılı oldum. İstifa etmeden cumhurbaşkanı seçildi. O günkü yasalara göre bu meşru değildi. Sezer ayrılırken de meşru olarak ayrılmadı. Yeni cumhurbaşkanı seçilemeyince o cumhurbaşkanlığına devam etti. Bu da yanlıştı. Anayasaya göre iktidar meşru değildir ama kimse itiraz etmediğine, yargı kararı olmadığına ve ordu onu istediğine göre başkanımızdı ve ona saygılı olunmalıydı, ben de oldum.

Ben yalnız Sezer için değil, Özal için de itiraz ettim.  Gülen’e itiraz ettim. Erdoğan’a itiraz ettim ama makamlarına oturduklarında saygılı oldum.

Mevcut düzende iktidarda olan cumhurbaşkanının namaz kılması şarttır. Bu demokrasinin gereğidir. Bu ülke halkının yüzde sekseni başkanı camide görmek ister. Ben ise oyumu namaz kılanın yanında kullanırım, başka tercih sebebim yoksa tabii. Bana göre namaz kılmayan orgeneral, namaz kılan sivilden daha çok cumhurbaşkanlığına layıktır ama bugün sivil birisi iktidardadır. Eleştiririm ama itaat ederim, oyumu da ona veririm.

Eleştirilerinizi Karagülle’ye değil seminere yapın ve www.akevler.org’da yayınlansın.

 

Öz Türkçe ile:

“Ve Nuh’u ulusuna göndermiş bulunuyoruz. ‘Ey ulusum, Allah’a kulluk edin, sizin O’nun dışında tanrınız yoktur. Korunmayacak mısınız?’ dedi.”

 

Kur’an kelimeleri ile:

“Ve Nuh’u kavmine irsal etmiş oluyoruz. ‘Ey kavmim, Allah’a ibadet edin. Size O’nun gayrı hiçbir ilah yoktur. İttika etmeyecek misiniz?’ diye kavletti”

 

Va La QaD EaRSaLNAv NUvXan EiLAy QaVMiHIy Fa QAvLa YAv QaVMı uGBuDuv elLAHa MAv LaKuM MiN EiLAvHın ĞaYRuHUv EaFa LAv TatTaQUvNa

وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا نُوحًا إِلَى قَوْمِهِ فَقَالَ يَاقَوْمِ اعْبُدُوا اللَّهَ مَا لَكُمْ مِنْ إِلَهٍ غَيْرُهُ أَفَلَا تَتَّقُونَ (23)

 

***

 

فَقَالَ الْمَلَأُ

Fa QAvLa eLMaLaEu (Fa FaGaLa eLFaGaLu)

“Mele kavletti”

Bir arada yaşayan ilk toplulukların başkanları yoktur. Yüz aileden oluşan ilk topluluklarda yönetim sosyaldir. Doğan bir erkek ve kız zamanla köyde kişilik kazanır. Herkes onu o kişiliği ile tanımaya başlar. 30 yaşlarına kadar gençlik yıllarıdır. Büyüklerle sayılırlar.

Otuz yaşlarına gelince erkekler sakal bırakırlar. Sakalları siyahtır veya siyaha boyarlar.  Onlar köyde kendi işlerini yürütürler. İşlerin beraber yürümesi için her birinin ayrı kişiliği vardır.

60’lardan sonra artık yaşlılar sınıfına girerler. Bunlar sakallarını beyaza boyarlar. Bunlara ‘Aksakallılar’ denir. Kur’an’da ise bunlara “kübera” (كُبَرَاء) denmektedir. Seyyidler (سَيِّد) var, bir de kübera vardır. Seyyidler aktif görevi alanlar içinde öncülük yapanlardır. Kübera ise akıl hocalığı yapan ama aktif görevde olmayanlardır.

Yaşlı insanlar artık köyde aktif iş yapmazlar. Meclislere gelirler. Mecliste önce aksakallılar oturur. Sonra aktif iş yapanlar oturur. Sonra da gençler oturur. Meclise herkes katılır. Aksakallılar reşit olanları dinlerler. Onlar görüşlerini söylerler. Halk da onların görüşlerini dinlemeye başlar. Köyde dört beş yaşlı kimse bulunur. Onlar ne derse köylüler onu yapar. Kimse yapmak zorunda değildir. Hiçbir resmi etkileri yoktur ama onlar ne derse o yapılır. Genellikle onların içinden birinin ağzına bakar herkes.

Cumhuriyet’in kuruluşunda bu kişi Mareşal Fevzi Çakmak idi. Mustafa Kemal onu ikna eder, sonra o ne derse hepsi ona uyardı. Sonra bu etkili kişi İsmet İnönü olmuştu. Ne derse halk onu yapardı, Ordu onu yapardı. Bu sebeple Demokrat Parti iktidar olmadı. İnönü’den sonra bu kişi Necmettin Erbakan olmuştur. Görünürde herkes ona karşı çıkar ama sonunda onun dediğini yapardı. Kenan Evren’i düşünün; Erbakan’ı hapse koydu ama sonra onun yapmak istediklerinin fazlasını yaptı.

Şimdi Ankara’da, İzmir’de, Yenibosna’da, Medhal’de, Üsküdar’da, Kırıkkale’de, Bursa’da, Mardin’de ve değişik yerlerde Kur’an düzeni üzerinde çalışmalar vardır. Bunlar arasında kübera yoktur. Dolayısıyla aralarında birlik oluşmamaktadır.

Akevler camiasının melei (الْمَلَأ) oluşmalıdır. Bunun için her Kur’an çalışanı kendisinden yaşlı olana, kendisinden bilgili olana, kendisinden kıdemli olana kulak vermelidir. Bir görüşü, bir düşüncesi varsa eğer, yanlış yapıldığına kanaati varsa, yanlış olduğunu beyan etmelidir, yanlışta asla ona katılmamalıdır, desteklememelidir. Yanlış olup olmadığı hususunda bir bilgisi yoksa kesin olarak karşı çıkmamalıdır. Yaptığı işlerde ona dışarıdan yardımcı olabilir. Aktif rol almaz. Eğer kendi görüşünde o yaşlının veya alimin görüşleri ile mutabıksa artık onun uygulanması için kendisi aktif rol almalıdır.

Bu usul uygulanırsa biraz sonra Akevler camiasında kübera doğar ve bunlar arasındaki bölünmüş çalışmalar birleşmiş ve ameli salihata dönüşmüş olur.

الَّذِينَ كَفَرُوا

elLaÜIyNa KaFaRUv (elLaÜYNa FaGaLUv) 

“Küfretmiş olanlar”

Demek ki مَلَأ yalnız inanmış topluluklarda yoktur, her toplulukta vardır. Mele varsa topluluk vardır demektir. Mele atamalarla oluşmaz. Birlikte iş yapma, günlük ve haftalık toplantılara katılma, benzeri sosyal faaliyetler sonucu kendiliğinden oluşur ve kalabalık topluluk oluşturur. Namaz, zekât, oruç, hac, cihad o toplulukta مَلَأ oluşmasını sağlar.

مِنْ قَوْمِهِ

MiN QaVMiHLy (MiN FaGLiHIy)

“Kavminden”

Burada مِنْ cins için vardır.   مِفْتَحٌ مِنْ الْحَدِيدِdediğimiz zaman demirden anahtarın kastedildiğini anlarsınız. Burada da kavmin içinden oluşacaktır.

Nuh Peygamber insanlığa değil sadece kendi kavmine gönderildi. Biz onlardan sadece kişileri örnek alacağız.

مَا هَذَا إِلَّا بَشَرٌ

MAv HAvÜAv EilLAv BaŞaRun (MAv HAvÜAy İlLAy FaGaLun FiGLuKuM)

“Bu ancak beşerdir”

Evet, Akevler denemesindeki başarısızlık buradan doğmuştu.

Mevcut toplulukların melei vardır. Halk onları büyük sayar. Halkın büyük saydığı kimselerden birisi çıkar da مَلَأ olmaya başladığı zaman, yani toplulukta etkin olmaya başladığı zaman kübera ona cephe alır. Önce ölüleri büyütürler. Ölmeden önce karşı oldukları kimseler öldükten sonra anka kuşu kesilirler.

Necmettin Erbakan’ın durumu budur. Öldü ya, artık istediğimiz kadar büyütebiliriz. Çünkü zararı dokunmaz. Oğlu Fatih Erbakan’ı başdanışman yapıyorlar ama ondan sonra onun konuşmasını yasaklıyorlar. Bediüzzaman’ın durumu da budur.

Ayrıca inkılapları kişilerin değil مَلَأ olanların yapacaklarını telkin ederler.

Akevler’deki faaliyetleri bir türlü sindiremiyorlar.

Doğuda Süleyman Akdemir’in bir kitabını okumaya başlıyorlar ve çok etkileniyorlar. Sonunda Erbakan gölgede kalmaya başlıyor. Hemen çözümü buluyorlar, “Bu kadar büyük şeyleri Akdemir söyleyemez. Bunu Erbakan yazmıştır, Akdemir imzasını koymuştur!” diyorlar.

Tarihin bütün tufanları böyle oluşmuştur. Yeni مَلَأ oluşmasın diye mevcut olan مَلَأ firavunları tanrılaştırır, onun dışında herkesi sıfır yapar. Sonra onun temsilcisi olarak kendilerini koyarlar. Diktatörler böyle oluşur.

مِثْلُكُمْ

MiÇLuKuM (FiGLuKuM)

“Misliniz”

Evet, halkın misli olan bir kimsenin nerden söz söylemesi olacaktır.

Oysa bütün resuller ve nebiler أَنَابَشَرٌمِثْلُكُمْ (Ben de sizin gibi bir beşerim.) demişlerdir.

Akevler çalışanları herhangi bir üstünlük iddia etmemektedir. Sadece Kur’an’dan öğrendiklerini aktarmaktadırlar. Kimseden kendi görüşlerine katılmalarını istememektedirler. Sadece birbirimizin söylediklerine kulak verelim demektedirler.

Basın yayın da kimseyi konuşturmamakta, konuşanlar da havadan sudan başka bir şey söyleyememektedirler. Çünkü yeni şeyler söyleseler مَلَأ olanların etkisi biter. Nitekim bunu bilen Binali, İmamoğlu ve sunucu programı havadan sudan konularla doldurmuşlardır.

يُرِيدُ أَنْ يَتَفَضَّلَ عَلَيْكُمْ

YuRIyDu EaN YaTaFawWaLa GaLaYKuM (YuRIyDu EaN YaTaFawWaLa GaLaYKuM)

“Size tefeddul etmeyi irade eder”

“Size tefaddul etmeyi istemektedir” derler. Cidal böyle başlar. Bunun yararı nedir?

Bu sayede yeni topluluğu oluşturacak müminlerin melei oluşur. Buraya gelip devam eden arkadaşların meleleri vardır. Gelir biraz devam eder, sonra bırakıp giderler.

Biz 1969 yılında Aydın’da bağımsız adaylığımızı koyduğumuz zaman Süleyman Tunahan’ın arkadaşları bizi desteklediler, Akevler Kooperatifi’ne ortak oldular. Antalya’dan melein başını getirdiler ve Yaylabelen’i (Akkent’i) gezdirdiler; güzel ama uzak demiş! Uzak dediği yer de İzmir’in Konak merkezinden sadece 9 kilometre uzakta.

Ondan sonra ne oldu?

Bizi destekleyenler bize cephe almadılar ama artık destek olamıyorlar, yavaş yavaş uzaklaşıyorlar. Sebep yalnız budur. Onların مَلَأ otoriteyi kaybediyor.

Erbakan’a cephe alanlar Erbakan’ın dediklerini uyguluyorlar.

وَلَوْ شَاءاللَّهُ لَأَنْزَلَ مَلَائِكَةً

Va LaV ŞAvEa elLAvHu La EaNÜaLa MeLaviKaTa (Va LaV ŞAvEa elLAvHu La EaFGaLa eLFAvEiLaTa)

“Ve Allah meşiet etseydi melekleri inzal ederdi”

Küfredenler böyle dediler ondan sonra da “Allah’ın meşieti olsaydı” diyorlar. Demek ki küfredenler Allah’ı inkar edenler değildir, küfredenler ahirete inanmayanlar değildir. Küfredenler bile bile gerçeği inkâr edenlerdir. Hakkın yanında değil de kuvvetin yanında, çıkarın yanında, kalabalığın yanında yer alanlardır.

Kur’an kuralları ile yorumlandığı zaman gerçekler gün gibi aydınlanır. Burada melek (مَلَائِكَةً) kelimesi geçmektedir. O halde Nuh Peygamber zamanında da melek inancı vardır. Nuh’tan dört bin sene sonra gelen Kur’an, unutulmuş, kimsenin bilmediği Nuh’u anlatırken onların melek kavramını bildiklerini söylüyor.

19’uncu yüzyılda bir İngiliz subayının Irak’ta bulduğu tabletlerle Nuh Uygarlığı ortaya çıkmıştır. Bugün tablet kütüphaneler bulunmuştur. Evet, o tabletlerde Sümerlerde melek kavramının olduğunu görüyoruz. Mete Firidin bu konuda da bir kitap yazmalıdır.

مَا سَمِعْنَا بِهَذَا

MAv SaMıGNAv BiHAvÜAv (MAv FaGıLNAv BiHAvÜAv)

“Bunu sem’ etmedik”

لَمَّاسَمِعْنَاالْهُدَى (Cin, 72/13) ayetinde olduğu gibi سَمِعْنَا sülasi müteaddi fiildir. سَمِعْتُ denir, سَمِعْتُ قَوْلًاdenir. Burada ve Musa’nın kıssasında (Kasas 28/36) مَا سَمِعْنَا بِهَذَا فِيآبَائِنَاالْأَوَّلِينَ şeklinde gelmektedir. Bir yerde de مَا سَمِعْنَا بِهَذَا فِي الْمِلَّةِ الْآخِرَةِ şeklinde gelmektedir (Sad 38/7). بِ harfi ile ikinci mefule teaddi eder. “Kulakla işittim” dersiniz, Kur’an آذَانٌيَسْمَعُونَبِهَا (Hac 22/46) demektedir ama burada işitilen mefuldür. بِ harfi zaiddir. Arap gramercileri zaid harfleri kabul ediyorlar. Bize göre zaid harf olmaz, gereksiz bir şey olurdu.

O halde nedenمَا سَمِعْنَا بِهَذَا denmiştir?

مَا رَأَيْتُ أَحَدًاdediğimde مَا رَأَيْتُ مِنْ أَحَدٍ veya مَا رَأَيْتُ بِأَحَدٍ demiş olurum. وَأَنَّ اللَّهَ لَيْسَ بِظَلَّامٍ لِلْعَبِيدِayeti (Hac 22/10) de böyledir.

Bir şey anlattığınız zaman, “Bunu daha önce kimse yaptı mı?” derler. Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında gerekçe olarak başka ülkelerin anayasası örnek olarak alınır. Evet, topluluğu oluşturan temel dayanak da insanların mutlaka daha önce yapmış olmasını istemektedir. Oysa böyle olsaydı bugünkü uygarlık doğar mıydı?

Abdullah Turan’a ben arıcılıkta “şu ne” diyorum. Ben burada nasıl olur bilmiyorum, arıcılara sormam lazım. İlla başkası denemeli ki o da onu denesin, sen böyle yap diyorum, o yine başka arıcılarda gördüğünü yapıyor. İzmir Akevler’de yeni bir şey yaptıramayınca ustaları çalıştıramadım, ustaları hep ben eğittim ama herkesi değil, duvarcıyı doğramacı yaptım, sıvacıyı parkeci yaptım.

İlahiyatçılar bize bir türlü kulak veremiyorlar, مَا سَمِعْنَا مِنْ آبَائِنَا (Atalarımızdan ne işittiysek) diyorlar. Osman Eskicioğlu 700 sahifelik doktora tezi hazırladı. Orada “Kur’an kadınlarınız sizin için harstır diyor, o halde işletme mülkiyeti tecezzi etmez.” diye yazmıştı. Ali Şafak ile Yusuf Ziya Kavakçı “Bu husus eski kitaplarda yoktur.” deyip tezi reddettiler. Sonra onu başka uyduruk bir tezle doktor yaptılar.

Birisi bir şey söylediği zaman hemen reddetmeyin, üzerinde düşünmeye başlayın, çok saçma gibi gelen birçok hususun da mutlaka gerçek bir tarafı vardır. Mete Firidin ile Sam Adian’ın görüşleri çok acayip gelir ama zamanla sizin bir eksiğinizi tamamlar veya yanlışınızı düzeltir. Bu ayet bize ‘Daha evvel duymadık, o halde yanlıştır’ akıl yürütmesinin yanlış olduğunu söylüyor.

فِي آبَائِنَا الْأَوَّلِينَ (24)

FIy EAvBAvEiNa elEavVaLiyNa (FIy EaFGAvLıNa eLEaFGaLIyNa)

“Evvel eblerimizde”

Bu ifade iki defa geçmektedir. Biri burada, biri Musa’nın kıssasında (Kasas 28/36). Bu surede başka bir peygamberin de adı geçmemektedir. Kardeşi Harun birlikte geçmektedir. Nuh Peygamber için bu çok açıktır. Çünkü ilk uygarlığın kurucusudur. İlkel yaşamdan, kişisel yaşamdan sosyal yaşama geçilmiştir. Artık yalnız kurallara dayalı uygarlık oluşmaya başlamıştır.

Musa için de aynı ifadeyi kullanmasını onu yorumlarken açıklamamız gerekir.

Bir de orada الْمِلَّةِ الْآخِرَةِ denmektedir. Orada marife geldiği için demek ki komşularından denmektedir. Yahut bugünkü dünyada diğer uluslardan bahsetmektedirler. فِي harfi getirilerek herkesin söylemesi gerekmez, içlerinden birinin söylemesi yeterli olur anlamı çıkar.

Akevler’de söylenenler Erbakan tarafından dünyaya duyuruldu. Örnek bir işletme henüz kurulamadı. On bin ortaklı Ar-Ge Ortaklığı inşallah bunu başaracaktır.

İlk uygarlık Yunanistan zannedilmişti. Sonra anlaşıldı ki ilk uygarlık Mısır imiş. Şimdi ise ilk uygarlığın Mezopotamya olduğu anlaşılmıştır. Anadolu, İran, Hint ve Çin Medeniyetleri hep Mezopotamya Medeniyetinin yani Nuh Medeniyetinin gelişmesi ile oluşmuşlardır. Kur’an burada bunu ifade etmektedir.

 

YORUM

‘Eski köyde yeni adet kurulmaz’ diye bir atasözümüz vardır. Eğer yeni uygarlık kuracaksanız yeni köy kurmalısınız. Bir köyün yaklaşık büyüklüğü 100 aile nüfusu kadardır. O halde bu ayetler bize bunları söylemektedir. Yüz lojmanlı işyeri apartmanları yapacağız. Onu biz kendimizin gücü ile yapmalıyız. On bin ortaklı bir ortaklığı onların katkıları ile kurmalıyız. Onlara evler yapıp teslim etmeliyiz. Yani yeni uygarlığın dârını hazırlayacağız. Kur’an ne diyor? تَبَوَّءُوا الدَّارَ وَالْإِيمَانَ (Dârı ve imanı hazırladılar, Haşr 59/9) diyor. Önce dâr hazırlanacak. Bu dâr nasıl hazırlanacak? İnşaat ortaklığını kuracaksınız. Ortakları bulacaksınız ve onları ekonomik kurallar içinde ev sahibi yapacaksınız. Biz bunu 1967’den beri İzmir’de yapıyoruz. Dört büyük hata yaptık.

1- Birinci hatamız; yalnızca inanmışlara evler yapmayı hedefledik. Dolayısıyla gelenler farklı tarikatlarda olduğu için Kur’an meleisini oluşturamadık.

2- İkinci hatayı evleri herkesin kendi parasıyla yaptık ve evlere sahip oldular. İşyerleri farklı yerlerde olduğu için onları yaşamada yani evde bir araya getirdik ama çalışmada bir araya getiremedik.

3- Üçüncü yaptığımız hata; çift veya dört dairelik apartmanlar yaptık. Apartmanlarımızın çatısında mescitler yaptık, altında işyerleri yaptık ama yaptıklarımız günlük yaşamamıza uygun olmadığı için başaramadık.

4- Dördüncü olarak yaptığımız hata; işe büyükten başladık, kendi meleimiz oluşmadan bir araya geldik. Başkalarının melei çalıştı. Birlikte bizi devre dışı bıraktılar.

Şimdi bu hataları yapmamaya çalışıyoruz.

Şimdi 23 dairelik apartmanı yapacağız. Bu apartman devremülk ilkesi içinde inşa edilecek ve dinlenmek üzere Yalova’da kişilerin devre mülkü olacaktır. İsterlerse dört yataklı çift gözeli bir mülkün tümünü kapatacaklardır.

Bunu Akevler doğrama atölyesi inşa edecektir. Başka müteahhide vermeyeceğiz. Bunu inşa ettiğimizde artık yüz lojmanlı apartmanı yapacak hale gelmiş olacağız. Yüz villalı dinlenme evi yapacak hale gelmiş olacağız. Tamamen yeni teknikle alıp üretmeye başladık. Tamamen yeni teknikle ağaçtan bölme panoları üretiyoruz.

Bunun projesini yapıyoruz. Bunların üretilmesi için imalathane oluşturuyoruz. Buralarda istediğimiz gibi çalışanları eğitiyoruz ve ürettiriyoruz. On bin ortaklı Ar-Ge Ortaklığında sermaye oluşturuyoruz.

İkinci Akevler hamlesi hazırlığı tamamlanmıştır.

On bin ortaklı Ar-Ge Ortaklığının kurulmasını istiyorum.

1-Bin ortağı Yenibosna bulacaktır.

2- Bin ortağı İzmir Akevler bulacak.

3- Bin ortağı Medhal (Güngören) bulacak.

4- Bin ortağı Reşat N. Erol (Üsküdar) bulacak.

5- Bin ortağı Prof. Ahmet Tahir Satoğlu bulacak.

6- Bin ortak Ankara’da Prof. Ali Erişen’in başkanlığında bulunacak.

7- Bin ortağı Sinan Eskicioğlu Almanya’da yapacağı çalışmalarla bulacak.

8- Görüşmeler yapacağız ve Kur’an’a, Tevrat’a inananlara (ve Hıristiyanlara dahi) tebliğ yapacağız; Allah onlardan uygun olanları bize gönderecektir.

 

Öz Türkçe ile:

“Ulusundan kapatanların aksakallıları ‘Bu ancak sizin benzeriniz bir kişidir. Sizin üstünüze çıkmak istiyor. Allah dileseydi görevliler indirirdi. Önceki atalarımızdan bunu duymadık.’ dediler”

 

Kur’an kelimeleri ile:

“Kavminden küfretmiş olan kimselerin melei ‘Bu ancak misliniz bir beşerdir. Size tefeddul etmeyi irade ediyor. Allah meşiet etseydi melekler inzal ederdi. Evvel eblerimizde bunu sem’ etmedik.’ diye kavletti.”

 

Fa QAvLa eLMaLaEu elLaÜIyNa KaFaRUv MiN QaVMiHıy MAv HAvÜAv EilLAv BaŞaRun MiÇLuKuM YuRIyDu EaN YaTaFawWaLa GaLaYKuM Va LaV ŞAvEa elLAvHu La EaNÜaLa MaLavEiKaTa MAv SaMıGNAv BiHAvÜAv FIy EAvBAvEiNa eLEavVaLiyNa

فَقَالَ الْمَلَأُ الَّذِينَ كَفَرُوا مِنْ قَوْمِهِ مَا هَذَا إِلَّا بَشَرٌ مِثْلُكُمْ يُرِيدُ أَنْ يَتَفَضَّلَ عَلَيْكُمْ وَلَوْ شَاءَ اللَّهُ لَأَنْزَلَ مَلَائِكَةً مَا سَمِعْنَا بِهَذَا فِي آبَائِنَا الْأَوَّلِينَ (24)

 

***

إِنْ هُوَ إِلَّا رَجُلٌ بِهِ جِنَّةٌ

EiN HuVa EilLAv RaCuLun BiHIy CinNaTün (EiN HuVa EilLAv RaCuLun BiHIy CinNaTun)

“O kendisinde cinnet olan reculden başkası değildir”

Toplulukların mantıksız, mesnetsiz varsayımları vardır.

Örnek olarak Mustafa Kemal aleyhinde bir şey söylenemez, eleştirilemez. Böyle olanlar insanlık tarafından dışlanacağı için o akılsız kabul edilir. Bugün Sermaye aleyhine bir şey söylemek akılsızlıktır, cinnettir.

Sermaye tüm dünyayı sömürmektedir, kralları indirip kralları çıkarmaktadır, aleyhine söz söylemek kimin haddine!

Nuh Peygamber de halkı topluluğun çıkarlarına davet ederken çıkarları olanlar buna müsaade etmeyeceklerdir, Nuh akıl hastası kabul edilir, böylece yaptıkları ciddiye alınmaz.

Necmettin Erbakan da böyle kabul edilmişti. Erbakan sanayi (makine) profesörü idi. Gümüş Motor uygulama denemesini yapmıştı. Başbakan yardımcısı olunca çok basit bir şey yaptı, yerel yönetimlerin fabrika kurmalarına izin verdi, sanayi için gerekli fabrikaların listesini çıkardı, illere dağıttı. Her ile dedi ki; sen şu fabrikayı kuracaksın! İlçelere de dedi ki; kim fabrika yerini verirse ben fabrikayı orada kuracağım. Böylece fabrikanın kurulması için %50 oranındaki sorunu çözdü. Tüm ülkede sanayi planlaması yapılmıştı. Sermaye bundan rahatsız oldu. Başbakan Bülent Ecevit bundan dolayı koalisyonu bozdu. Ecevit şöyle konuştu: Bir insan istediği kadar hayal kurar ama hayali gerçek kabul ederse bu hastadır; Türkiye’nin her iline fabrika olur mu?

Sonra Süleyman Demirel ile koalisyon yaptık. Demirel’e dediler ki; Erbakan her ilde fabrika kuracakmış, ne dersiniz? “Kuracaksa kursun, istemiyor musunuz?” dedi.

Fabrikalar kurulmaya başlandı. Demirel de Erbakan da Özal da gittiler. Tabii akıllı Ecevit de daha erken gitti. Şimdi her ilde değil, her ilçede değil, her beldede bir fabrika vardır.

Yarın tüm köyler ‘Semt Kooperatifleri’ ile fabrika sahibi olacaklardır.

Sizlerin çok dikkatli olması gerekmektedir. Eğer bir şey yapılacaksa, biri de yapacağım derse, ona “Sen teksin, ne gücün var, nasıl yapacaksın?” demeyeceksin, ona yardımcı olacaksın.

“On bin ortaklı Ar-Ge Ortaklığı” sözünü ortaya attığımda herkes, ‘yaşlı ya hayal kuruyor’ dedi. Hala bu akılda ve görüşte olanlar vardır. Göreceksiniz ki on bin ortak bulunacak ve Ar-Ge çalışmaları gerçekleşecektir. Yukarıdaki listeye Teşvikiye Belediyesi’ni ekleyebilirsiniz, bin ortak da orada bulunacaktır.

فَتَرَبَّصُوا بِهِ حَتَّى حِينٍ (25)

FaTaRabBaÖUv XatTAv XIyNın (Fa TaFagGaLu BiHIy XatTAy FıGLın)

“Bir hiyne kadar onu tarabbus edin.”

Bırakınız kendi kendine hayal kursun, sonra ölür veya düzelir. Bugün Sermaye ne yapıyor?

Mesela beni öldürmeye kalkıştığı zaman yakınlarımda korunma hissi uyanır, öldüreni öldürürler. Sermaye Kaşıkçı’yı öldürebilmek için bir ordu oluşturdu, yine hedefine erişemedi.

Nuh, Musa veya Muhammed Peygamberler öldürülemedi. Firavun çok güçlü idi ama öldüremedi. Çünkü öldürdüğün anda Musa’nın haklılığı kabul edilecekti. Koskoca Firavun basit bir kelimeden korkmuş olacaktı. Bu korkağı indirmek diğerlerinin iştahını kabartacaktır.

İşte, Nuh kavmi de böyle yapmıştır. Müminler sosyolojiyi iyi bilmelidirler. Ona göre adımlarını atmalıdırlar. Recep Tayyip Erdoğan aleyhinde büyük bir çaba vardır. Ama dokunamıyorlar. Allah onlara o cesareti vermiyor.

Allah düzeni böyle kurmuş. İyilerin seçilebilmesi için cihad edenler sıkıntılar içinde olacaklar, ama ecelleriyle ölmeyecekler, şehitler de olacaktır. Onların görevi herkesin elini kolunu sallayarak iman etmelerini engellemektir. Münafık gelecekleri caydırmak için arada Hamza gibi şehitler verilir. Cumhuriyette de böyle şehitler verilmiştir ama şimdi onların gayretleri ile Sarayda İslam bayrağı dikilmiştir. İçindekilerin hepsi Müslüman olmasa da bayrak İslam bayrağıdır.

جِنَّةٌ kelimesi geçmektedir. O halde ‘melek’ kavramı gibi ‘cin’ kavramı da onlarda vardır. Bu husus da araştırma konusudur.

Allah kavramı, ahiret kavramı, cin kavramı, melek kavramı, gayb kavramları vardır. Biz müşahede etmiyoruz. İnsanlık bu kavramlara ne zaman ulaştı? Biz diyoruz ki bu kavramlar Adem’den gelmektedir. İlk topluluklarda da vardır. Bugün ahiret kavramı üzerinde çok açık delilimiz vardır. Mezarlar ve ölülere yapılan ikramlar. Allah kavramının olduğu da putperestlikle bilinmektedir. Şeytan ve melek kavramının ortaya çıkışını Mısır ve Mezopotamya anıtlarından takip edebiliriz.

 

YORUM

Küfür ile iman arasında cidal başlar. Müminlerin silahı yoktur. Kâfirler güçlüdür ama müminlerin cihatlarına tahammül ettikleri takdirde Allah onlara yaşama şansını verir. Firavun ile mücadele 20 sene sürmüştür. Çünkü Firavun Musa ve Harun’un canına kastetmiştir. Sermaye de terörde ileri gitmiştir. Onun için varlığını sürdürüyor. Terör kapımıza dayandığı gün Sermaye’nin de terörün de sonu gelir.

Bunu neden yazıyorum?

Kur’an diyor ki; وَاللَّهُيَعْصِمُكَمِنَالنَّاسِ(Allah seni insanlardan korur, Maide 5/67). Eğer görevin bitmemişse kılına dokunamazlar. Görevin bitmişse şehitliği minnet bil, sorgusuz sualsiz cennete gidiyorsun demektir.

Sonra bunu söyleyenler kendi canlarını feda edecek derecede inanarak söylemiyorlar, paraları ve tehdit güçlerini kullanıyorlar.

Başkan Trump Arabistan’a gitti ve “Şu kadar silah alacaksın” dedi, o da aldı. Türkiye’ye geldi, İran’a geldi, her gün tehdit savuruyor ama Türkiye ve İran korkmadığı için sonuç alamıyor.

Doğru ne ise onu yapmalıyız. Kalan görevimiz varsa kimse dokunamaz, görevimiz bitmişse müşeyyede kuleler içinde olsak bile yine ölürüz.

 

Öz Türkçe ile

“Bu çarpılmış bir adamdan başkası değildir. Bir süre onu gözleyin.”

 

Kur’an kelimeleri ile:

“O ancak onda cinnetin olduğu bir reculdur. Bir hiyne kadar onu terebbus edin”

 

EiN HuVa EilLAv RaCuLun BiHIy CinNaTün FaTaRabBaÖUv XatTAv XIyNın

إِنْ هُوَ إِلَّا رَجُلٌ بِهِ جِنَّةٌ فَتَرَبَّصُوا بِهِ حَتَّى حِينٍ (25)

 

***

 

قَالَ رَبِّ انْصُرْنِي بِمَا كَذَّبُونِ (26)

QAvLa RabBı UnÖuRNIy BiMAv KaüÜaBuVNa (FaGaLa FaGLı uNÖuRMIy BiMAv FagGaLUvNa)

“Rabbim, beni tekzib ettiklerinden bana nusret et diye kavletti.”

Nuh Peygamber de tebliğ görevini tamamladıktan ve gemiyi inşa ettikten sonra artık Allah’tan yardım istedi. Biz şimdi peygamberle değil, ilimle inkılap yapıyoruz. Çalışmalarımızı tamamlamış değiliz. Gemileri yani semt apartmanları kuramadık. Bin dil üniversitesini oluşturamadık. O halde bizim henüz Allah’a “Bizi tekzib ettiklerinden dolayı bize nusret et” deme zamanımız gelmemiştir. Bu iş bir kişinin hayatında da bitmeyecektir. Çok büyük inkılap olmaktadır. Çok çalışmamız gerekmektedir. Gücümüz de o zamanki güç kadar değildir.

Ne zaman ki “Genel Hizmetler” kitabımızdaki hizmetleri en az onar kişi öğrenir, onları düzeltme ve geliştirme seviyesine ulaşır; ne zaman ki semt kooperatifleri kurulur ve orada genel hizmet stajyerlerinin yetişmesine imkân sağlanır, işte o zaman ve ondan sonra bizim رَبِّانْصُرْنِي dememiz gerekir.

 

YORUM

Nuh Peygamber, Musa Peygamber ve Son Nebi tebliğ safhalarını geçirdiler. Onlar bize örnektirler. Onlar meleklerden vahiy alıyorlardı.

Biz ise müminler olarak bir araya gelmeli, Kur’an’ın günümüz sorunlarını nasıl çözdüğünü öğrenmeli ve risalet görevini yerine getirmeliyiz.

Recep Tayyip Erdoğan’ın hatası buradadır. Yorumları kural kabul ederek bin sene önceki içtihatlarla bugünü yönetmeye kalkmaktadır. Haklı olarak Hayrettin Karaman’ı en büyük fıkıh âlimi kabul etmiştir. Ne var ki Karaman’a bir görev vermemiş, onun fetvalarını düşünmeden uygulamaya kalkmışlardır. Taraftar bulmakta onlardan yararlanılmıştır. Onlar göreve getirilmemiş, dekan bile yapılmamıştır. Oysa o varken kimse rektör de YÖK başkanı da olamaz, olmamalı. Onun başka bir hatası da zaruret fetvaları ile yetinmesidir. Bir ilim adamının direnme gücünü gösterememiştir.  Hepimiz böyle eksik ve zayıf kimseleriz. Çünkü peygamber değiliz ama görevliyiz ve gerekeni yapmaya çalışıyoruz.

Bizim çalışmamızı yeterli bulmayanlar vardır, hatta yanlış bulanlar vardır. Biz de itiraf ediyoruz ki yeteri kadar özveri ile çalışamıyoruz. Yanlışlarımız da fazla olabilir. Onun için sizi aramızda görmek istiyoruz. İlahiyatçılar ise istisnasız olarak bizden kaçmaktadırlar!

Evet, biz hazır değiliz. Allah’tan nusret isteyecek halimiz yoktur. Zaten Allah o kadar büyük ihsanda bulunmaktadır ki dememize gerek kalmamaktadır. Bu nimeti ilahi nimet bilip Ar-Ge çalışmalarına daha çok imkânlarımızı ayırmamız gerekiyor. Nakitten çok zamandan zekata ihtiyacımız vardır.

 

Öz Türkçe ile:

“‘Yetiştiricim, beni yalanlamalarından bana yardım et.’ dedi.”

 

Kur’an kelimeleri ile:

“‘Rabbim, beni tekzib ettiklerinden bana nusret et.’ diye kavletti.”

 

QAvLa RabBı UnÖuRNIy Bi MAv KaüÜaBuVNa

قَالَ رَبِّ انْصُرْنِي بِمَا كَذَّبُونِ (26)

 

***

 

فَأَوْحَيْنَا إِلَيْهِ

Fa EaVXaYNAv EiLaYHı (Fa EaFGaLNAv EiLaYHi)

“Ona vahyettik”

Burada فَ harfi nusreti talep ettikten sonra vahyin geldiğini ifade ediyor.

Müslümanlar 1950’de Demokrat Parti’ye oy verdiler ve iktidar ettiler. Halk Partisi zulüm yapıyordu, onun zulmünden kurtulmak için Demokrat Parti’ye oy verdiler.

On senelik DP uygulaması gösterdi ki CHP ile DP arasında fark yok, ikisi de göstermelik dövüş yapıyor ve Müminlere zulmediyorlardı. Meğerse bunu yalnız Türkiye’de değil bütün dünyada yapıyorlarmış ama bizim bundan haberimiz yokmuş. Ruslarla düşman oluyorduk.

Mevcut olan düzenden ümidimizi kestik ve O’na sığındık. O da bize melek göndermedi ama olaylarla ve yorumlarla vahyetti. Biz de Akevler’i kurduk.

Burada “vahyettik” (أَوْحَيْنَا) diyor. Demek ki içtihat ve icma ile hareket etmemiz gerekiyor. O günün vahyin yerini bugün içtihat almıştır, icma almıştır.

أَنِ اصْنَعِ الْفُلْكَ

EaNıÖNaGı eLFuLKa (EaNıFGaLı elFuGLa)

“Fulku sun’ et diye”

فُلْك uçan veya yüzen araçtır. Burada marife olarak gelmiştir. O zamana kadar bilinmemekteydi yahut ona öğretildi. Bundan sonraki ifadede gözümüzün önünde ve vahyimizle dendiğine göre Nuh’a yeni öğretildi.

Peki, yeni olduğuna göre nekre gelmesi gerekmez mi?

Marife gelmiştir. Çünkü önce proje öğretildi. Sonra inşaata geçildi.

Demek ki bizim de önce yüz lojmanlı apartman projemiz olacaktır. Sonra onu sun’ edeceğiz. Akevler’in iki sorunu var. Proje ve muhasebe diyoruz.

Bu ayette bu da ortaya çıkmaktadır.

Kur’an’ın Rahman Suresi’nde الْمُنْشَآتُ (İnşa edilenler, 55/24) dendiği halde burada “İnşa et” (أَنْشِئْ) demiyor “Sun’ et” (اِصْنَعْ) diyor. O halde bizim inşa ile sun' arasında ne fark olduğunu araştırmamız gerekmektedir. Bu bizim yorum usulümüzdür.

نَشْأَة sürgün, filiz demektir.

ن belirsizliği, ش kümeler şeklinde hareketleri, ء gücü ifade eder.

صَنْعağaç kabuklarının birbirine aykırı geçerek sepet tekniği ile örülmüş kaba denir.

İnsanlar çıplak yaratıldı. Edep yerlerini yapraklarla örttüler. Ağaç kabuklarından dokuma yaptılar. Böylece ilk sanayi teknoloji olarak doğdu. صَانِعeli yatkın insan demektir. Kişiye bedeni beceri kazandırmak sun’dur.

ص dayanıklılığı, ن belirsizliği, ع etkiyi ifade eder.

Bugün inşa edilen gemiler kat üstüne kat koyarak inşa edilmektedir. Yapı tekniği ile gemi tekniği arasında fark yoktur. Oysa Nuh zamanında inşa edilen gemi ağaçtan inşa edilmiş, sepet tekniği ile inşa edilmiştir. İplerle birbirine bağlanmıştır. Ondan dolayı burada “sun’ et” diyor, orada الْمُنْشَآتُ diyor.

بِأَعْيُنِنَا

BiEaGYuNıNAv (BiEaFGuLiNAv)

“A’yunumuzla”

Projesi olacak. O proje uygulanırken o projeyi uygulayan bir ustabaşı veya mühendis olacaktır. O gösterecek, çalışanlar da onu üreteceklerdir. Bir üretme yerinde projeli iş yapılacaktır. Projenin nasıl yapılacağını rasihler (الرَّاسِخُونَ فِي الْعِلْمِ) öğretir. Projeyi fakihler (فَاقِهُونَ) yaparlar. Projeyi okumayı ehli zikr (أَهْلُالذِّكْر) gerçekleştirir ve öğretir. Proje amil (عَامِل) mertebesinde olan ustabaşıların gözetiminde uygulanır, ürünler kontrol edilir.

وَوَحْيِنَا  

Va VaXYıNAv (Va FaGLıNAv)

“Ve vahyimizle”

Ustabaşı bir taraftan çalışanın gözü önünde iş yapacaktır, diğer taraftan çalışanlar onun söylediklerini yapacaklardır. Üretenler bir şeye ne başlayabilir ne de devam edebilirler. Onlar ustabaşılarının verdikleri işleri kendi başlarına devam ettirebilirler.

Çıraklar ne başlayabilir ne de kendi başlarına devam edebilirler. Başlangıçta ilk yapılan işlerde ustabaşı başında durur ve ona imal ettirir. Yeter seviyeye gelince üreten imtihan edilir ve ondan sonra işi yine ustabaşı verir ama o artık kendi başına işe devam edebilir.

Buradaki وَ harfi ile ikisi birden olacaktır demektir.

Bu ayet bize üretme teknolojisinin eğitimini göstermektedir.

فَإِذَا جَاءَ أَمْرُنَا

Fa EiÜAv CAvEa EMRuNAv (Fa EiÜAv FaGaLa FaGLuNAv)

“Emrimiz ciet edince”

Buradaki أَمْرbuyruk anlamında olabilir. Yani biz sana ne zaman emredersek anlamı olabilir. Bir de enerji yani yakıt temin edilince anlamı da verilebilir. Bundan sonra فَ gelmemiş de وَ gelmiş yani emrin gelmesiyle tennuurun feveran etmesi beraber olmaktadır.

وَفَارَ التَّنُّورُ

Va FAvRa elTanNUvRu (Va FAvRa eLFagGUvLu)

“Ve tennur feveran edince”

فُوَارَةkaynayan sudan çıkan buhardır, köpük şeklindedir. Kaynamak anlamındadır.

ف kopmadan ayrılmayı, و beraberliği, ر tekrarı ifade eder.

نَار ateş demektir,  نُورdabu kökten (نور) türemiştir.

ن belirsizliği, و beraberliği, ر tekrarı ifade eder.

تَنُّور Türkçedeki ‘tandır’ karşılığıdır. Ekmek pişirilen fırındır. Fırına ekmek konduktan sonra ağzı kapatılır. Bugün içten yanmalı motor demekteyiz. Kur’an’da motor tekniğini تَنُّور ile ifade etmektedir. 

Burada buhar tekniğini anlatmaktadır. Ağaçlardan iplerle ve sepet tekniği ile inşa edilen gemi buhar tekniği ile yürütülmüştür. Tuğladan duvar örülüyor. Çevresi iplerle bağlanıyor. Buhar basıncına dayanıklı hale getiriliyor. Sonra ısıtılıyor, su kaynıyor, buharlaşıyor, geminin arkasından dışarıya atılıyor. Böylece gemi ilerliyor. Çift kazan kullanılıyor. Birinin suyu boşalınca o kapatılıyor, soğuk su ile dolduruluyor, diğeri itmeye devam ediyor. Sonunda bugünkü tepkili uçak teknolojisi ile gemi ilerliyor.

Demek ki ilk buharlı gemi Nuh zamanında inşa edilmiştir ve ağaçtandır.

Yalova Akevler çalışmalarında ileride Nuh’un gemi teknolojisi icat edilecektir. Bizim sera teknolojisi ile birer metrekarelik panolar birleştirilerek gemi yapılacak ve ters çevrilecek içerisine tuğladan kazanlar yerleştirilecek. Bunlar ağaçtan olacak. Ağaçların içi oyulacak, sonra ip sarılarak boru haline getirilecektir. Bugün Karadeniz Bölgesinde bu teknikle değirmen olukları yapılmaktadır.Nuh gemisi ile Güngören’den Yalova’ya gidilip gelinecektir.

فَاسْلُكْ فِيهَا

Fa uSLuK FIyHAv (Fa ÜuFGuL FIyHAv)

“Onun içine süluk et”

سِلْك Boncuk ve benzeri şeylerin dizildiği iptir. Dizilmek ve girmek anlamlarında kullanılmaktadır.

س mekânda diziyi, ل belirliliği, ك oluşu ifade eder.

Monte etme anlamındadır. Yerli yerine koymak demektir. Bu kelime hayvan nakli ile ilgili hükümleri de içermektedir. Araç üzerinde her hayvana ayrı yer ayırırsın ve onu kayış ve ip ile bağlarsın. Araba gittiği zaman birbirine değmezler ve silkmezler. Yalnız hayvanların değil tüm taşımanın hükümlerini içermiş olacaktır. Ayakta yolculuk yoktur. Herkesin tutunduğu, oturduğu ve durduğu yeri olacaktır.

Burada fırın feveran ettiğinde denmektedir. Yani her şey hazırlanacaktır. Araba hareket haline geldiğinde hayvanlar ve insanlar bindirilecektir. Önce arabayı koyup insanlar ve hayvanlar yerleştirilecektir. Buradaki فَ harfi bu bakımdan önemlidir. Gözaltına almak bunun için meşru değildir. İfadenin alınacağı zaman belirlenir ve o zaman orada bulunulur. Mahkûm olur ve cezasını çeker. Yolcular bir saat önce havaalanına çağrılmaz.

Bu çok önemlidir. Boş yere insanlara ve hayvanlara eziyet etme meşru değildir.

مِنْ كُلٍّ زَوْجَيْنِ اثْنَيْنِ

MiN KulLin ZaVCaYNı iSNaYNı (MiN FuGLin FaGLaYNı FaGLaYNı)

“Her birinden isneyn zevceyn”

Burada كُلٍّ ifadesindeki tenvin mahzuf olan kelimenin yerine geçmektedir. İki çift (زَوْجَيْنِاثْنَيْنِ) o kelimenin sıfatıdır yahut halidir. Ehlileştirilmiş hayvanlardan ikişer çift olacaktır. Buradaki اثْنَيْنِ kelimesi زَوْجَيْنِkelimesinin izahıdır. زَوْجçift demektir, زَوْجَيْنِiki çift demektir. اثْنَيْنِise ikidir. İki eş de زَوْجolabilir. Müşterek manadadır.

وَأَهْلَكَ

Va EaHLaKa (Va FaGLaKa)

“Ve ehlini”

Başka yerlerde ve مَنْآمَنَ olduğu halde burada وَمَنْآمَنَ yoktur. Böylece iman etmiş olanlar da ehilden sayılmıştır.  

إِلَّا مَنْ سَبَقَ عَلَيْهِ الْقَوْلُ

EilLAv MaN SaBAQa GaLaYHi eLQaVLu (ilLAv MaN FaGaLa GaLaYHi eLFaGLu)

“Aleyhine kavl sıbkat etmiş olan kimse hariç”

الْقَوْل burada marifedir. Kimin kavlidir, ne kavlidir?

Baştan kendilerine muhalefet görevi verilenlerdir. İki kutup oluşturuluyor. Kimilerine muhalefet görevi verilmiş olur. Kendi istekleri ile verilmiş olur. Bu çok önemlidir.

Hicrete katılmak istemeyen ana, babalar olacaktır. Hicrete katılmayan evlat olacaktır. Hicrete katılmayan ihvan olacaktır, ezvac olacaktır, aşiret olacaktır. Hicrette mallarınızı terk edeceksiniz, ticaretinizi terk edeceksiniz, sevdiğiniz meskenlerinizi terk edeceksiniz.

İşte bunlar sizinle gelmeyecekler, siz onları götüremeyeceksiniz. Elbette ki oğlun, torunun yahut da eşin seninle gelmiyorsa acıdır ama o kavl öyle sıbkat etmişse bizim yapacağımız bir şey yoktur.

مِنْهُمْ

MiNHuM

“Onlardan”

Ehlinden söz sıbkat etmişse senin yapacağın bir şey yoktur.

İbrahim babasını, Lut karısını, Nuh oğlunu kurtaramamıştır. Kur’an’da bunlar gelişigüzel anlatılmamaktadır. Hep karşılaşacağız. Gemiye binmeyecekler. Bizim gemimiz de yüz lojmanlı apartmanlardır. Bunların ne yararları vardır?

-Burada doğal afetlere karşı tedbir alınmıştır.

-Burada saldırılara karşı tedbir alınmıştır.

-Burada işsizliğe karşı tedbir alınmıştır.

-Burada açlığa karşı tedbir alınmıştır.

-Burada evlilik imkânı sağlanmıştır.

-Burada sağlık korunmuştur.

-Burada eğitim sağlanmıştır.

İşte sizler bu dünya cennetine davet olunuyorsunuz.

Bunlar boş vaatler değildir. Bunların nasıl sağlanacağı madde madde, santim santim belirlenmiştir. Akevlerden başka böyle bir yer varsa bize bildirin de oraya hicret edelim.

وَلَا تُخَاطِبْنِي فِي الَّذِينَ ظَلَمُوا

Va LAv TuPAvOıBNı Fıy elLaJIyNa JaLaMUv (Va LAv TuFAGıLNIy Fiy elLaÜIyNa FaGaLUv)

“Ve zulmeden kimseler üzerinde benimle muhatap olma”

Kur’an çok açık ve net söylüyor. Adil Düzen’e, İslam düzenine, ortaklık düzenine, Kur’an düzenine karşı olanlar sizin en yakınınız olabilir, sevdiğiniz olabilir ama onları kurtaramazsınız. Kur’an bunları söyledikten sonra ne oldu, Mekkeliler gark oldu mu?

Olmadılar, çünkü Medine’de yapılan gemiye taşındılar ve orada yeni düzeni kurdular. Sonra tüm dünya o düzene girdi.

Şimdi de biz bir semt veya bucak kurarsak, insanlar örnek alacaklar, kendi semt ve bucaklarını kuracaklar, böylece sosyal tufanda boğulmaktan kurtulacaklardır.

إِنَّهُمْ مُغْرَقُونَ (27)

EinNaHuM MuĞRaQUvNa (EinNaHuM MUfGaLUvNa)

“Onla gark olunanlardır.” 

Gemiye binmeyenler sosyal tufanda gark olacaklardır; enflasyon, işsizlik, açlık, evlenmeme içinde tedricen de olsa gark olacaklardır.

Bunları ben söylemiyorum, Kur’an söylüyor. Biz yanlış anlamış olabiliriz ama Kur’an bize bunları söylüyor. Size bunları sunuyoruz ki eğer hatamız varsa düzeltin diye. Biz kabul etmesek bile diğer Kur’an ehli bunlardan yararlanır.

 

YORUM

Bugünkü uygarlık peygamberlerin kıssalarında anlatıldığı gibi oluşmuştur. Bundan sonra da orada cereyan eden olaylar cereyan etmeye devam edecektir. Allah’ın sünnetinde tebdil ve tağyir olmaz. Ey zalimler, mağlup olacak ve gark olacaksınız.

Benim tahtım tehlikede diye olağanüstü hali ilan ederek suçu olmayanları da ağlatanlar zalimdirler, zulümlerinin cezasını çekeceklerdir.

Adil soruşturma sistemini kurarsanız, adil yargılama sistemini kurarsanız etkin yargı olur. Yani kısa zamanda sonuçlara varılır. Suçluları asarsınız ama bir telefon numarası ile insanlara zulmedemezsiniz. İsterseniz devam edin ve akıbetinizi bekleyin.

Bu sözler yalnız Türkiye’ye ait değildir. Yarım bin yıldır insanlığa zulmeden Sermaye ve silah üreticileri ömürlerini tamamlamışlardır. Mağlup olacak ve cehennemde haşr olunacaklar. Adil barışçı cennet dünyanın şafağı sökmek üzeredir.

Cennet dünyayı insanlık beklemektedir.

Biz yine de duamıza devam edeceğiz. İbrahim’in ve Nuh’un yaptığı duayı yapacağız. Rabbimiz, bunlar bizim arkadaşlarımızdır. Onlara yol göster. Çocuklarını yetim bırakma. Üçüncü cihan savaşı olmadan üçüncü binyıl uygarlığına geçelim.

 

Öz Türkçe ile:

“Ona gözümüzün önünde, bizim bildirdiklerimizle bir gemi üretmesini bildirdik. Buyruğumuz gelip de tandır kaynayınca, her birinden ikişer çiftini onun içine bağla, onlardan üzerinde söz geçmiş olanların dışında birlikte olanları da. Ve ezen kimseler üzerine de benimle konuşma. Onlar boğulanlardır.”

 

Kur’an kelimeleri ile:

“Ona a’yunumuzla ve vahyimizle fulku sun’ et diye vahyettik. Emrimiz ciet edince ve tennur feveran edince, her birinden ikişer zevc ve ehlini oraya süluk et, onlardan aleyhine kavl sıbkat edenler hariç. Ve zulmetmiş olanlar üzerinde bana hitap etme. Onlar gark olunanlardır.”

 

Fa EaVXaYNAv EiLaYHı EaNıÖNaGı eLFuLKa BiEaGYuNıNAv Va VaXYıNAv Fa EiÜAv CAvEa EaMRuNAv Va FAvRa elTanNUvRu Fa uSLuK FIyHAv MiN KulLin ZaVCaYNı iSNaYNı Va EaHLaKa EilLAv MaN SaBAQa GaLaYHi eLQaVLu MiNHuM Va LAv TuPAvOıBNı Fıy elLaJIyNa JaLaMUv EinNaHuM MuĞRaQUvNa

فَأَوْحَيْنَا إِلَيْهِ أَنِ اصْنَعِ الْفُلْكَ بِأَعْيُنِنَا وَوَحْيِنَا فَإِذَا جَاءَ أَمْرُنَا وَفَارَ التَّنُّورُ فَاسْلُكْ فِيهَا مِنْ كُلٍّ زَوْجَيْنِ اثْنَيْنِ وَأَهْلَكَ إِلَّا مَنْ سَبَقَ عَلَيْهِ الْقَوْلُ مِنْهُمْ وَلَا تُخَاطِبْنِي فِي الَّذِينَ ظَلَمُوا إِنَّهُمْ مُغْرَقُونَ (27)

 

İstanbul; 29 Haziran 2019

SÜLEYMAN KARAGÜLLE

Yay. Haz.: REŞAT NURİ EROL

resatnurierol@gmail.com

www.akevler.org (0532) 246 68 92

 

 


Yorumcu 
Yorum 
Reşat Nuri Erol
02.07.2019
17:49

1967...1968...1969...AKEVLER 53 YILDIR ÇALIŞIYOR...2017...2018...2019

BİZLER ÇALIŞIYOR VE YENİ İSLÂM MEDENİYETİ’Nİ KURUYORUZ...

SİZLERİ DE ÇALIŞMALARIMIZA DÂVET EDİYORUZ; BUYURUN, BİRLİKTE ÇALIŞALIM...

ADİL DÜZEN 1020

“ADİL DÜZEN” III. BİNYIL MEDENİYETİ PROJESİDİR

“VE BİZE DÜŞEN SADECE MÜBÎN/AÇIK TEBLİĞDİR.” (KUR’AN; Yâsin Sûresi, 36/17)

Haftalık Seminer Dergisi; 1020. Hafta - 29 Haziran 2019 - Fiyatı: www.akevler.orga tıklamak!

BU DERGİYİ HER HAFTA OKUTABİLİR.. ÇOĞALTABİLİR.. DAĞITABİLİRSİNİZ...

“ADİL DÜZEN” UYGULAMALARI YAPMAK İÇİN BİZLERE DANIŞABİLİRSİNİZ...

 

*KUR’AN VE İLİM SEMİNERLERİ; 1020. SEMİNER

“HİÇ BİLENLER İLE BİLMEYENLER BİR OLUR MU?”      (KUR’AN; Zümer Sûresi, 39/9)

İ L İ M TALEP ETMEK HER MÜSLÜMANIN ÜZERİNE FARZDIR.”      (Hadis)

Adres: AKEVLER İSTANBUL KOOPERATİFLERİ MERKEZİ,  Zafer Mah. Coşarsu Sk. No: 29 YENİBOSNA / İSTANBUL    Tel: (0212) 452 76 51

Tefsir Seminer Notları Yenibosna’da Cumartesi akşamları okunup tartışılmaktadır.

GAYEMİZ: Bu “SEMİNER NOTLARI”nın İstanbul, Türkiye ve bütün dünyada “OKUNMASI, ANLAŞILMASI VE UYGULANMASI”DIR. - ADİL DÜZEN ÇALIŞANLARI

 

***

 

*“ADİL DÜZEN” DERSLERİ/YORUMLARI

SEÇİM SONUCU VE BÜYÜK İTTİFAK

***

İstanbul YÖNETİMİ Nasıl OLMALI?

Süleyman KARAGÜLLE

 

***

 

*SEBÎLU’R-REŞÂD” / MAKALELER

Seçimden önce-seçimden sonra; uyarılara devam

Bu seçim vesilesiyle tekrar tekrar hatırlatıyoruz

Son seçim; geçmişte ne oldu, gelecekte ne olacak?

SONUÇ; ötesini biz değil Allah yapacaktır…

Bugün konumuz; İstanbul nasıl organize olmalı?

Reşat Nuri EROL

 

***

 

MÜMİNUN SÛRESİ- 4. Hafta

أَعُوذُ بِاللَّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

قَدْ أَفْلَحَ الْمُؤْمِنُونَ (1) الَّذِينَ هُمْ فِي صَلَاتِهِمْ خَاشِعُونَ (2) وَالَّذِينَ هُمْ عَنِ اللَّغْوِ مُعْرِضُونَ (3) وَالَّذِينَ هُمْ لِلزَّكَاةِ فَاعِلُونَ (4) وَالَّذِينَ هُمْ لِفُرُوجِهِمْ حَافِظُونَ (5) إِلَّا عَلَى أَزْوَاجِهِمْ أَوْ مَا مَلَكَتْ أَيْمَانُهُمْ فَإِنَّهُمْ غَيْرُ مَلُومِينَ (6) فَمَنِ ابْتَغَى وَرَاءَ ذَلِكَ فَأُولَئِكَ هُمُ الْعَادُونَ (7) وَالَّذِينَ هُمْ لِأَمَانَاتِهِمْ وَعَهْدِهِمْ رَاعُونَ (8) وَالَّذِينَ هُمْ عَلَى صَلَوَاتِهِمْ يُحَافِظُونَ (9) أُولَئِكَ هُمُ الْوَارِثُونَ (10) الَّذِينَ يَرِثُونَ الْفِرْدَوْسَ هُمْ فِيهَا خَالِدُونَ (11) وَلَقَدْ خَلَقْنَا الْإِنْسَانَ مِنْ سُلَالَةٍ مِنْ طِينٍ (12) ثُمَّ جَعَلْنَاهُ نُطْفَةً فِي قَرَارٍ مَكِينٍ (13) ثُمَّ خَلَقْنَا النُّطْفَةَ عَلَقَةً فَخَلَقْنَا الْعَلَقَةَ مُضْغَةً فَخَلَقْنَا الْمُضْغَةَ عِظَامًا فَكَسَوْنَا الْعِظَامَ لَحْمًا ثُمَّ أَنْشَأْنَاهُ خَلْقًا آخَرَ فَتَبَارَكَ اللَّهُ أَحْسَنُ الْخَالِقِينَ (14) ثُمَّ إِنَّكُمْ بَعْدَ ذَلِكَ لَمَيِّتُونَ (15) ثُمَّ إِنَّكُمْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ تُبْعَثُونَ (16) وَلَقَدْ خَلَقْنَا فَوْقَكُمْ سَبْعَ طَرَائِقَ وَمَا كُنَّا عَنِ الْخَلْقِ غَافِلِينَ (17) وَأَنْزَلْنَا مِنَ السَّمَاءِ مَاءً بِقَدَرٍ فَأَسْكَنَّاهُ فِي الْأَرْضِ وَإِنَّا عَلَى ذَهَابٍ بِهِ لَقَادِرُونَ (18) فَأَنْشَأْنَا لَكُمْ بِهِ جَنَّاتٍ مِنْ نَخِيلٍ وَأَعْنَابٍ لَكُمْ فِيهَا فَوَاكِهُ كَثِيرَةٌ وَمِنْهَا تَأْكُلُونَ (19) وَشَجَرَةً تَخْرُجُ مِنْ طُورِ سَيْنَاءَ تَنْبُتُ بِالدُّهْنِ وَصِبْغٍ لِلْآكِلِينَ (20) وَإِنَّ لَكُمْ فِي الْأَنْعَامِ لَعِبْرَةً نُسْقِيكُمْ مِمَّا فِي بُطُونِهَا وَلَكُمْ فِيهَا مَنَافِعُ كَثِيرَةٌ وَمِنْهَا تَأْكُلُونَ (21) وَعَلَيْهَا وَعَلَى الْفُلْكِ تُحْمَلُونَ (22)

 

***

 

وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا نُوحًا إِلَى قَوْمِهِ فَقَالَ يَاقَوْمِ اعْبُدُوا اللَّهَ مَا لَكُمْ مِنْ إِلَهٍ غَيْرُهُ أَفَلَا تَتَّقُونَ (23) فَقَالَ الْمَلَأُ الَّذِينَ كَفَرُوا مِنْ قَوْمِهِ مَا هَذَا إِلَّا بَشَرٌ مِثْلُكُمْ يُرِيدُ أَنْ يَتَفَضَّلَ عَلَيْكُمْ وَلَوْ شَاءَ اللَّهُ لَأَنْزَلَ مَلَائِكَةً مَا سَمِعْنَا بِهَذَا فِي آبَائِنَا الْأَوَّلِينَ (24) إِنْ هُوَ إِلَّا رَجُلٌ بِهِ جِنَّةٌ فَتَرَبَّصُوا بِهِ حَتَّى حِينٍ (25) قَالَ رَبِّ انْصُرْنِي بِمَا كَذَّبُونِ (26) فَأَوْحَيْنَا إِلَيْهِ أَنِ اصْنَعِ الْفُلْكَ بِأَعْيُنِنَا وَوَحْيِنَا فَإِذَا جَاءَ أَمْرُنَا وَفَارَ التَّنُّورُ فَاسْلُكْ فِيهَا مِنْ كُلٍّ زَوْجَيْنِ اثْنَيْنِ وَأَهْلَكَ إِلَّا مَنْ سَبَقَ عَلَيْهِ الْقَوْلُ مِنْهُمْ وَلَا تُخَاطِبْنِي فِي الَّذِينَ ظَلَمُوا إِنَّهُمْ مُغْرَقُونَ (27)

 

***

 

وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا نُوحًا

Va La QaD EaRSaLNAv NUvXan (Va La QaD EaFGaLNAv FuGLan)

“Ve Nuh’u irsal etmiş bulunuyoruz”

Sure وَلَقَدْ ‘larla bölünmüştür. Nuh Peygamber gelmiş ve tarih olmuş değildir. Kurduğu Sümer Medeniyeti bugün yeryüzünde hükümranlığına devam ediyor.

Nuh Peygamber Mezopotamya Uygarlığını kurdu. Mısırlılar ondan etkilenerek Mezopotamya Medeniyetini kuvvet medeniyetine dönüştürdüler. İbrahim Peygamber Mezopotamya’da kavmi medeniyeti beşeri medeniyete çevirdi. Mısır ikinci defa etkilenerek firavunlar medeniyetini kurdu. İsrail oğulları İbrani Medeniyetini kurdular. Bundan etkilenen Yunanlılar Grek medeniyetini kurdular. İsa Peygamber İbrani Medeniyetini beşerileştirdi, Roma Medeniyeti doğdu. Kur’an Medeniyeti oluştu. Batılılar bunu kuvvet medeniyetine çevirdi ve bugünkü Avrupa Medeniyeti doğdu. Şimdi ikinci Kur’an Medeniyeti doğmaktadır.

 

HAK (DOĞU) MEDENİYETLERİ

KUVVET (BATI) MEDENİYETLERİ

MEZOPOTAMYA

 

 

MISIR

İBRANİ

 

 

GREKO-ROMEN (YUNAN)

HIRİSTİYAN

 

 

ROMA (BİZANS)

I.KURAN (İSLAM)

 

 

AVRUPA

II. KURAN

 

 

 

II. Kur’an

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Avrupa

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

I. Kur’an (İslam)

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Roma (Bizans)

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Hıristiyan

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Greko-Romen (Yunan)

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

İbrani

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Mısır

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Mezopotamya

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

                        2000       1500       1000        500          0          500        1000        1500       2000      GELECEK

MİLATTAN ÖNCE

MİLATTAN SONRA

                       

 

 

Bugün tarihçiler ittifak etmektedir ki ilk uygarlık Mezopotamya’da doğmuştur. Başka ilk olan da yoktur. İşte وَلَقَدْ bu gerçeği ifade etmektedir. Medeniyetin başlangıcı Nuh Peygamber iledir ve tüm medeniyetler ondan doğmuştur.

“İrsal ettik” (أَرْسَلْنَا) diyor, “ba’settik” (بَعَثْنَا) demiyor. Onun görevi Sümer Medeniyeti’ni oluşturacak topluluğu kurmadır. Meb’us (مَبْعُوث) değil, mürseldir (مُرْسَل). Allah’ın dediklerini insanlara tebliğ etmiştir.

Bugün de Kur’an düzeni üzerinde çalışanlar meb’us değildirler, mürseldirler, görevleri sadece tebliğdir, göstererek tebliğ etmektir. Bu sebepledir ki biz merkezi büyük kooperatife karşıyız, her semt kendi uygarlığını kendisi oluşturacaktır.

Güngören’de önce semt kooperatifleri kurulmalı, sonra tekstil işletmeleri kurulmalıdır.

Bundan 60.000 yıl önce Afrika’da Nil Nehri’nin çıkış yerinde bir köyde yaratılan Âdem ve eşi Nil’in denize döküldüğü yere gelmişler. Süveyş berzahını geçerek Fırat vadisine ulaşmışlar. Sonra kuzeye gidip Palandöken’e, Çoruh ve Aras vadileri ile Doğu Karadeniz ve Doğu Hazar’a ulaşmışlar. Avcılık döneminde de tüm dünyayı hatta adaları bile işgal etmişlerdir. Kuzeyde çoğaldıktan sonra ormanlık yerleri açarak tarım yapmaya başlamışlar. Fırat ve Dicle vadisinde ise sulama tarımı yapmışlardır.

Sümerler burasını işgal edince yerli halkla kaynaşarak kent uygarlıkları oluşturdular. Nuh Peygamber bunlara medeniyet kurucu peygamber olarak geldi ve dağınık Sümer kent devletlerini birleştirerek tek uygarlık haline getirdi.



YorumYap

Tüm Seminerler
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1033
Nur Suresi Tefsiri 6-11. Ayetler
12.10.2019 50 Okunma
1 Yorum 14.10.2019 16:46
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1032
Nur Suresi Tefsiri 1-5. Ayetler
5.10.2019 169 Okunma
1 Yorum 06.10.2019 23:25
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1031
Müminun Suresi Tefsiri 111-118. Ayetler
28.9.2019 183 Okunma
1 Yorum 30.09.2019 10:50
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1030
Müminun Suresi Tefsiri 102-110. Ayetler
21.9.2019 198 Okunma
1 Yorum 30.09.2019 10:51
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1029
Müminun Suresi Tefsiri 93-101. Ayetler
14.9.2019 106 Okunma
1 Yorum 30.09.2019 10:52
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1028
Müminun Suresi Tefsiri 84-92. Ayetler
7.9.2019 94 Okunma
1 Yorum 30.09.2019 10:54
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1027
Müminun Suresi Tefsiri 78-83. Ayetler
24.8.2019 97 Okunma
1 Yorum 30.09.2019 10:55
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1026
Müminun Suresi Tefsiri 71-77. Ayetler
10.8.2019 93 Okunma
1 Yorum 30.09.2019 10:56
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1025
Müminun Suresi Tefsiri 62-70. Ayetler
3.8.2019 119 Okunma
1 Yorum 30.09.2019 10:58
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1024
Müminun Suresi Tefsiri 53-61. Ayetler
27.7.2019 101 Okunma
1 Yorum 30.09.2019 11:00
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1023
Müminun Suresi Tefsiri 45-52. Ayetler
20.7.2019 110 Okunma
1 Yorum 30.09.2019 11:01
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1022
Müminun Suresi Tefsiri 35-44. Ayetler
13.7.2019 171 Okunma
1 Yorum 15.07.2019 06:11
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1021
Müminun Suresi Tefsiri 28-34. Ayetler
6.7.2019 331 Okunma
1 Yorum 09.07.2019 15:45
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1020
Müminun Suresi Tefsiri 23-27. Ayetler
29.6.2019 339 Okunma
1 Yorum 02.07.2019 17:49
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1019
Müminun Suresi Tefsiri 17-22. Ayetler
22.6.2019 324 Okunma
1 Yorum 23.06.2019 10:22
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1018
Müminun Suresi Tefsiri 12-16. Ayetler
15.6.2019 352 Okunma
1 Yorum 15.06.2019 22:56
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1017
Müminun Suresi Tefsiri 1-11. Ayetler
8.6.2019 509 Okunma
1 Yorum 11.06.2019 14:33
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1016
Hac Suresi Tefsiri 77-78. Ayetler
1.6.2019 395 Okunma
1 Yorum 11.06.2019 14:35
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1015
Hac Suresi Tefsiri 72-76. Ayetler
25.5.2019 405 Okunma
1 Yorum 26.05.2019 02:33
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1014
Hac Suresi Tefsiri 67-71. Ayetler
18.5.2019 441 Okunma
1 Yorum 20.05.2019 04:46
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1013
Hac Suresi Tefsiri 63-66. Ayetler
11.5.2019 371 Okunma
1 Yorum 13.05.2019 09:47
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1012
Hac Suresi Tefsiri 58-62. Ayetler
4.5.2019 481 Okunma
1 Yorum 06.05.2019 01:24
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1011
Hac Suresi Tefsiri 53-57. Ayetler
27.4.2019 447 Okunma
1 Yorum 29.04.2019 07:05
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1010
Hac Suresi Tefsiri 49-52. Ayetler
20.4.2019 518 Okunma
1 Yorum 23.04.2019 15:04
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1009
Hac Suresi Tefsiri 45-48. Ayetler
13.4.2019 519 Okunma
1 Yorum 14.04.2019 06:28
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1008
Hac Suresi Tefsiri 40-44. Ayetler
6.4.2019 541 Okunma
1 Yorum 08.04.2019 08:30
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1007
Hac Suresi Tefsiri 36-39. Ayetler
30.3.2019 524 Okunma
1 Yorum 02.04.2019 09:26
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1006
Hac Suresi Tefsiri 31-35. Ayetler
23.3.2019 610 Okunma
1 Yorum 24.03.2019 11:18
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1005
Hac Suresi Tefsiri 27-30. Ayetler
16.3.2019 732 Okunma
2 Yorum 17.03.2019 11:00
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1004
Hac Suresi Tefsiri 23-26. Ayetler
9.3.2019 802 Okunma
3 Yorum 10.03.2019 14:32
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1003
Hac Suresi Tefsiri 18-22. Ayetler
2.3.2019 676 Okunma
1 Yorum 03.03.2019 08:53
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1002
Hac Suresi Tefsiri 14-17. Ayetler
23.2.2019 651 Okunma
1 Yorum 25.02.2019 11:40
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1001
Hac Suresi Tefsiri 9-13. Ayetler
16.2.2019 676 Okunma
1 Yorum 17.02.2019 07:28
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1000
Hac Suresi Tefsiri 5-8. Ayetler
9.2.2019 702 Okunma
1 Yorum 11.02.2019 07:17
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 999
Hac Suresi Tefsiri 1-4. Ayetler
2.2.2019 849 Okunma
2 Yorum 03.02.2019 09:54
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 998
Enbiya Suresi Tefsiri 105-112. Ayetler
26.1.2019 723 Okunma
1 Yorum 29.01.2019 10:16
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 997
Enbiya Suresi Tefsiri 101-104. Ayetler
19.1.2019 771 Okunma
1 Yorum 20.01.2019 09:15
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 996
Enbiya Suresi Tefsiri 95-100. Ayetler
12.1.2019 865 Okunma
3 Yorum 20.01.2019 14:05
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 995
Enbiya Suresi Tefsiri 89-94. Ayetler
5.1.2019 821 Okunma
1 Yorum 06.01.2019 17:39
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 994
Enbiya Suresi Tefsiri 83-88. Ayetler
29.12.2018 784 Okunma
1 Yorum 30.12.2018 20:04
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 993
Enbiya Suresi Tefsiri 76-82. Ayetler
22.12.2018 918 Okunma
4 Yorum 28.12.2018 17:19
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 992
Enbiya Suresi Tefsiri 71-75. Ayetler
15.12.2018 821 Okunma
1 Yorum 16.12.2018 08:21
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 991
Enbiya Suresi Tefsiri 61-70. Ayetler
8.12.2018 835 Okunma
1 Yorum 09.12.2018 18:21
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 990
Enbiya Suresi Tefsiri 51-59. Ayetler
1.12.2018 843 Okunma
1 Yorum 02.12.2018 12:07
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 989
Enbiya Suresi Tefsiri 44-50. Ayetler
24.11.2018 909 Okunma
2 Yorum 30.11.2018 12:01
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 988
Enbiya Suresi Tefsiri 37-43. Ayetler
17.11.2018 968 Okunma
1 Yorum 18.11.2018 02:30
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 987
Enbiya Suresi Tefsiri 30-36. Ayetler
10.11.2018 870 Okunma
1 Yorum 11.11.2018 12:14
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 986
Enbiya Suresi Tefsiri 21-29. Ayetler
3.11.2018 878 Okunma
1 Yorum 04.11.2018 08:48
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 985
Enbiya Suresi Tefsiri 14-20. Ayetler
27.10.2018 865 Okunma
1 Yorum 29.10.2018 09:01
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 984
Enbiya Suresi Tefsiri 7-13. Ayetler
20.10.2018 911 Okunma
1 Yorum 22.10.2018 07:05
Prev[1]234567181920Next