Kullanıcı Adı:
Parola:
Üye Kayıt
Üye Aktivasyon
Parolamı Unuttum

Captcha image
Show another code

Giriş
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1006
Hac Suresi Tefsiri 31-35. Ayetler
23.3.2019
629 Okunma, 1 Yorum

HAC SÛRESİ - 8. Hafta

أَعُوذُ بِاللَّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ 

حُنَفَاءَ لِلَّهِ غَيْرَ مُشْرِكِينَ بِهِ وَمَنْ يُشْرِكْ بِاللَّهِ فَكَأَنَّمَا خَرَّ مِنَ السَّمَاءِ فَتَخْطَفُهُ الطَّيْرُ أَوْ تَهْوِي بِهِ الرِّيحُ فِي مَكَانٍ سَحِيقٍ (31) ذَلِكَ وَمَنْ يُعَظِّمْ شَعَائِرَ اللَّهِ فَإِنَّهَا مِنْ تَقْوَى الْقُلُوبِ (32) لَكُمْ فِيهَا مَنَافِعُ إِلَى أَجَلٍ مُسَمًّى ثُمَّ مَحِلُّهَا إِلَى الْبَيْتِ الْعَتِييقِ (33) وَلِكُلِّ أُمَّةٍ جَعَلْنَا مَنْسَكًا لِيَذْكُرُوا اسْمَ اللَّهِ عَلَى مَا رَزَقَهُمْ مِنْ بَهِيمَةِ الْأَنْعَامِ فَإِلَهُكُمْ إِلَهٌ وَاحِدٌ فَلَهُ أَسْلِمُوا وَبَشِّرِ الْمُخْبِتتِينَ (34) الَّذِينَ إِذَا ذُكِرَ اللَّهُ وَجِلَتْ قُلُوبُهُمْ وَالصَّابِرِينَ عَلَى مَا أَصَابَهُمْ وَالْمُقِيمِي الصَّلَاةِ وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنْفِقُونَ(35)

 

حُنَفَاءَ لِلَّهِ

XuNaFAEa LielLAvHı (FuGaLAEa LielLAvHı)

“Allah’a hanifler olarak”

“Evsanın ricsinden ictinab ediniz ve kavlin zurunden ictinab ediniz” emrini verdikten sonra bu içtinabın nasıl yapılacağını ifade etmektedir.

حُنَفَاءَ kelimesi ile tanımlamaktadır. Yani evsandan ictinab etmek ve kavlin zurundan ictinab etmek menfi fiillerdir. O menfinin gerçekleşmesi için yerine müsbet bir şeyin konması gerekir. Kevn boşluğu kabul etmez. Bir kaptaki havayı boşaltmak isterseniz yerine başka bir şey koymalısınız. Yoksa havayı azaltırsınız ama boşaltamazsınız. Mevcut şirk düzenini ortadan kaldırmak için yerine başka düzen konması gerekir. Bunun Allah’a hanif olmakla gerçekleşeceğini söylüyor Allah. 

حَنْفَاء eğildiği zaman kırılmayan yaş çalıdır. Esnek çubuk demektir. حَنَفَ asla dönmek demektir.

ح hareketi, ن belirsizliği, ف ayrılıp bitişik kalmayı ifade eder.

Allah için hanif olmak demek esnek olmak demektir, kırılmadan eğilmek demektir. Varlığını koruyacaksın ama topluluğa uyum sağlayacaksın. Toplulukla çıkarını paralelleştireceksin. Öyle iş yapacaksın ki o hem sana yararlı olacak hem de topluluk için yararlı olacak. Malını pahalı satmak senin için yararlıdır, topluluk için de yararlıdır. Çünkü en çok muhtaç olanı bulursun yahut en uygun yerde kullanılmasını sağlarsın. Alırken de malı en ucuz alacaksın. Böylece malı hem senin hem de topluluğun çıkarına kullanmış olacaksın. Arz ve talep kanunlarına uymak hunefadan olmak demektir.

Ekonomide arz ve talep kanunları, siyasette ise ortak irade hunefanın temelidir.

Aramızda bir başkan seçeceğiz. Başkan olarak o toplulukta en çok istenen birini bulmamız gerekir. Biz bunu şöyle yapıyoruz. Herkes diğerlerini başkanlık için sıralıyor. Yani diyor ki; ben başkan olarak önce bunu, sonra bunu, sonra bunu istiyorum. Bu sıraların tersini alıp topluyoruz, en büyük sayıdan başlayıp sıralıyoruz. Dolayısıyla topluluğun içinde en çok istenen kişiyi buluyoruz.

Bu sistem üzerinde tartışılabilir. Bundan daha fazla topluluğun istediği bulunabilir. Ama esas olan başkanı seçerken topluluğun en çok istediği kimseyi bulmaktır.

Ekseriyet sisteminde ise yarısı istiyor yarısı istemiyor, birbirini götürüyor, üç beş kişinin istediği başkan oluyor.

Bir toplulukta yaşayanları aynı başkanı isteyenler olarak tarif ediyoruz. O topluluk Allah’ın halifesi olur. Bir kimse eğer birisinin o toplulukta olmasını istemiyorsa hakemlere gidip onun sürülmesini sağlayabilir yahut kendisi gider. Ama ben bunun başkanlığını kabul etmiyorum diyemez.

غَيْرَ مُشْرِكِينَ بِهِ

ĞaYRa MuŞRiKIyNa BiHIy (ĞaYRa MuFGıLIyna BiHIy)

“Ona müşrikler olmaksızın”

Evsanın ricsinden ictinab edilecek. Kavlin zurundan ictinab edilecek. Bu ictinab çıkar paralelliğinin temini olacak ve topluluğun, insanlığın çıkarı dışında bir çıkar kabul edilmeyecektir. Topluluğun çıkarı, insanlığın çıkarı ise şeriatla belirlenecektir.

İnsanlar başlangıçta topluluğun çıkarını düşünerek bir araya gelirler ve bunlar büyürler. Sonra bozulur ve kendilerine veya kendilerine çıkar sağlayanlara tapmaya başlarlar.

İşte işrak böyle ortaya çıkar.

Bugün insanlık şirk içindedir. Ya din adamlarına tapıyor, ya zenginlere tapıyor ya da iktidarda olanlara tapıyor. حُنَفَاءَ kelimesi bize diyor ki “Ey insanlar, artık birbirinize tapmaktan vazgeçip ictinab edin. Asla dönün. Kur’an’a dönün. Usulü fıkıh kuralları içinde Kur’an’ı anlayın ve ona göre hareket edin.”

Şirk etmememiz için müsbet ilimlerle Kur’an ilimlerini bilmemiz gerekmektedir. Müsbet ilimler hesaba dayanır. Kur’an ilimleri fıkıh usulüne dayanır. İlkokuldan başlayarak akademik kariyere kadar bu ilimler tahsil edilmelidir. Beşikten mezara kadar bu ilimler tahsil edilmelidir. Günde beş vakit namaz bunları devamlı öğrenmemizi sağlar.

Beş vakit namazın beraber kılınması ancak yüz lojmanlı işyeri apartmanlarında mümkündür. O halde on bin ortaklı Ar-Ge ortaklığını oluşturmak her insan için farzdır. Orada yalnız evler elde edilmeyecek, حُنَفَاءَلِلَّهِ cemaat oluşacaktır. Biz oluşturmayacağız. Onlar orada kendileri oluşturacaklardır.

Sure tüm insanlığa hitap etmektedir.  

İnsanlara tapmanın yanında karşılıksız Dolar’ı altın yerine koyma, biatın yerine gizli ekseriyet seçimini koyma şirktir. Bunlardan vazgeçilmelidir. Eskiden Tanrı kabul ediliyor, Tanrı’nın yanında insan ve eşya Tanrı’nın yardımcısı olarak görülüyordu. Şimdi eşyayı ve insanları tanrılaştırdıkları yetmiyormuş gibi Tanrı’yı yok sayma adiliğinde bulunacak kadar rezil duruma düşülmüştür.

‘Bir kahvenin kırk yıl hatırı vardır’ atasözünü söyleyenler, herkesin hayatını var eden, varlığımızın her cüzünü veren Tanrı’yı inkâra kadar büyük küstahlık, büyük terbiyesizlik düşünülebilir mi?

وَمَنْ يُشْرِكْ بِاللَّهِ

Va MaN YuŞRiK Bi elLAvHı (Ve MaN YaFGaL BilLAvHi)

“Ve kim Allah’a işrak ederse”

Allah’a işrak etmek ne demektir?

Bir işyeri kurdunuz ve oraya işçi aldınız. O size ahşap ev üretecek, siz de ona ücret vereceksiniz. O sizin işlerinizi yaparken oraya dışarıdan müşteri geliyor. Onunla anlaşıyor, ona iş yapıyor ve ondan da ücret alıyor. İşte bu işçi o fabrikanın mülküne başkasını ortak etmiş oluyor. Çağımızın küstahları o kadar terbiyesizler ki, arada işrakı bırakıp patronu fabrikadan kovmaya çalışmaktadırlar.

Allah’a şirk koşmak demek, kâinatın sahibinin istediği dışında başka varlıklarla iş yapmaktır. Bu, kâinatı kullanarak iş yapmaktır. Allah kendi mülkünü insanlara onu imar etme karşılığı kiralamıştır. İnsanlık da bunu ülkelerle, illerle, bucaklarla bölüşmüştür. Tüm insanlık O’nun halifesi olarak yeryüzünü kullanmakta ve O’na hizmet etmekte, O’ndan ücret alıp yaşamaktadır. İşte, insanın ocağına, bucağına, iline, ülkesine ve insanlığa şirk etmesi Allah’a şirk etmesidir. Bugünkü insanlar, Allah’a inanan Kur’an’a inanan insanlar da şirk içindedirler. Çünkü zenginlere ve iktidarda olan bürokratlara tapıyorlar. Altın, gümüş yerine karşılıksız parayı kullanıyorlar. Ekseriyet oyu deyip çok olanı az olana tanrı yapıyorlar.

Sayın H. Karaman, Sayın S. Ateş, Sayın C. Akşit, Sayın E. Saraç; Yanlış mı söylüyorum, neden susuyorsunuz? Ya bana yanlış deyin ya da R. T. Erdoğan’a bunu anlatın.

فَكَأَنَّمَا خَرَّ مِنَ السَّمَاءِ

FaKaEanNaMAv ParRa MiNa elSaMAEi (FaKaEanNaMAv FaGaLa MiNa eLFaGaLa)

“Semadan harr etmesi gibi”

خَرِيرsel suyunun yardığı hendek demektir.

خharap olmayı, ر tekrarı ifade eder.

خَرّ çökmek demektir. Türkçede olduğu gibi binanın çökmesi için de kullanılır. Diz çökme anlamında da kullanılır. Secdeye de çökme denmektedir. Batıl yıkıldığındaki yıkılmaya da çökme denmektedir. 

مِنْile geldiğine göre düşme şeklinde kullanılmıştır. Dillerin böyle farklı kullanışları vardır. Kırgızistan’da arabadan inmeyi ‘arabadan düşme’ şeklinde ifade ederler. Bu farklı kullanış şeklinden dolayı diller kelime kelime tercüme edilemez. Gökten düştü olarak mı tercüme edeceğiz yoksa gökten çöktü şeklinde mi tercüme edeceğiz? Yine bu sebepledir ki bir metin ancak o metnin yazıldığı dil içinde yorumlanır.

Kur’an’ın özelliği vardır. Kur’an’ı önce tercümelerle yorumlamaya başlarsınız. Sonra Kur’an kendisi size Arapça öğretir. Artık kendiniz Arapça olarak anlamaya başlarsınız. Eski tercümeleri beğenmezsiniz.

Ekseriyetle karar alanları düşünelim. Bir topluluk içinde saygın, kararlı insanlar vardır. Bunlar gruplanırlar. Genellikle iki grup olarak oluşurlar ve sayıları da birbirlerine yakındır. Bunlar bir konuyu tartışıyorlar. İkisi de ciddi varsayımlara dayanıyor. İkisinin de gerçeğe yakın görüşleri var. Kur’an uygulamasında bunların bileşkesi uygulanır. Oysa ekseriyet sisteminde bilgisiz, görüşü olmayan veya çıkarcı dönek %1 veya %5 kişi vardır. Bunlar bugün bu gruba katılır, ertesi gün öbür gruba katılır. Ekseriyet kararı ile karar alanlar her gün karar değiştirirler. Kararsız hale gelirler. İşte bu gökten düşen gibidir. Boşluktadır. Kökü yoktur, temeli yoktur.

Dolar’ı ele alalım. Para, sınırlı miktarda mevcut tüm değerleri ölçen bir metadır. Allah altını uluslararası para olarak var etmiş, gümüşü de ulusal para olarak var etmiştir. Faizli para olan Dolar karşılıksız üretilen bir şeydir. Dün iki lira olan Dolar bugün öyle değil! O halde Dolar’a dayalı ekonomi, Dolar’a dayalı piyasa gökten düşen gibidir. Bugün bu düşüşü görüyoruz.

Mussolini’ye, Lenin’e, Stalin’e, Hitler’e inananlar, onları tanrıya şerik edenler nasıl yıkılıp gittiler. Gökten düşen olarak belirtilmiştir. Gök (السَّمَاءِ) burada marifedir, yukarısı anlamındadır. Bizim yaşadığımız yağmur göğü kastedilmektedir. Meteorlar buralardan geçip düşerler.

فَتَخْطَفُهُ الطَّيْرُ

FaTaPOaFuHUv elOaYRu (FaTaFGaLuHu elFaGLu)

“Tayr onu hatf eder”

خَاطُوف daldan yapılmış, yaya bağlanan ip ile kuşu birden yakalayan tuzak demektir.

خَيْطَف yürüyüşü çabuk olan devedir. İvme karşılığı gelmektedir.

خطفKur’an’da 7, خطو 5 defa geçer. Toplam 12 (22*3) eder.

 خَطْفtakip etmek diye tarif ediliyor. Göğe atılan füzelere oksijenle hidrojen konur ve yakılır. Oksijenle hidrojen birleşir su buharı oluşur. Füze ivme alır ve yerin çekimini yener. Arkasına atılan kızgın su buharı füzeyi ileriye iter. Avcı hayvanlar sessiz durur, avını görünce birden atılırlar. Bu hareket خَطْفَة‘dir.

Ekseriyet sistemi ile kararsız hale getirilen topluluklar düşmanları tarafından birden saldırıya uğrar ve yutulurlar. Yahut enflasyonla ekonomileri bozulan topluluklar açlık içinde kalırlar ve yine düşmanlar tarafından yutulurlar. Yani bugünkü savaşlarda ekseriyet sistemi ile kararsız hale getirilen iktidarlar yutulurlar yahut enflasyonla kararsız hale gelen ekonomiden yararlanarak yok edilirler. Hazırlanmış saldırgan güçler birden karşı tarafı çökertirler, avlarlar. Dünkü tanrılar bugün zavallı olurlar. Hitler bunun örneğidir. Saddam bunun örneğidir. Gülen bunun örneğidir. Tanrılaştırılmış insanlara sonunda hava kalır.

Çağımız böyle tanrılar mezarlığıdır.

أَوْ تَهْوِي بِهِ الرِّيحُ

EaV TaHVIy BiHIy eLRıYHu (EaV TaGFGıLu BiHiy elFıGLLu)

“Yahut riyh onu havalandırır”

Rüzgâr estiği zaman yerde olanları yukarıya kaldırır, buna heva etmek denmektedir.

Gökten düşen hava tarafından kapılır.

Bir bakarsınız iktidar bir gecede değişir. Dünün tanrıları bugün zavallı birer varlık haline gelirler. Yahut iflas ederler ve dünün patronları bugün sefil olurlar.

Birincisinde misal insanların, sosyal grupların birbirini yemesi ile ifade edilir. Bu ayette ise rüzgâr doğa kanunları ile ifade edilir. Ekseriyet sisteminde kararsızlar toplulukları yönetirler. Karşılıksız Dolar sisteminde ekonomiyi vurguncular yönetirler. Sosyal rüzgâr alçalır ve onları götürür. Tsunami veya anaforlar olur.

فِي مَكَانٍ سَحِيقٍ (31)

FIy MaKAvNın SaXIyQın (Fiy FaGAvLın FaGIyLın)

“Sahık mekânda”

سَحْق eskimiş, yıpranmış elbise demektir. إِسْحَاق yıpratan, eskiten anlamındadır.

سحقKur’an’da 19, سوق17 defa geçer. Toplam 36 (22*32) eder.

Çöplükler götürür. Dolarlar çöp olur. Yasalar çöp olur. Ekseriyetle alınan kararlar uygulanmaz çöp olur. KDV uygulanmaz, kural çöp olur. Bugünkü tüm kararlar ve yasalar uygulanamadığı için çöp mahiyetindedir.

Her gün ciltlerce hesap kayıtları yapılmaktadır. Bordrolar tanzim edilmektedir. Faturalar kesilmektedir. Hepsi yalan, hepsi muhasiplerin uydurdukları rakamlardır. Yalanlar mecmuasıdır. Kayıt dışı ekonomi dedikleri yalanlar ekonomisi demektir.

Geri kalmış ülkeler bunun için bir türlü gelişemiyor. Hesapsız muhasip gibidirler. Benzer hastalık Avrupa’da yoktu. Şimdi onlar da hayali muhasebe tutmak zorundadırlar. 

Uygulanmayan yasalar, uydurma rakamlarla tutulan muhasebe. İşte Allah’a şirk koşmanın cezası bu. Bir iş yapamıyoruz, yalan yazmak zorundayız.

İki çocuğu ve bir karısı olan bir Afganlı geldi. “Kira veremiyorum, arsanızdaki eve taşınayım.” dedi. Bizim de o evde birinin oturmasına ihtiyacımız vardı. “Otur, kira yerine bekçilik yaparsın.” dedik. Taşındı ama muhasebemizde adını geçiremiyoruz, bir iş yaptıramıyoruz.

İzmir Akevler bin dereden su getirerek kayıtlı ekonomiye geçebildi, 50 senedir yaşıyor.

 

YORUM

Hanif olmak, topluluğun kurallarına kırılmadan yani kendi kişiliğini ve şahsiyetini kaybetmeden uymak anlamındadır. Rüzgâr estiği zaman bitkiler eğilirler, rüzgâr geçtiğinde tekrar eski yerlerini alırlar. Rüzgârın esmesine imkân hazırlarlar. Diğer taraftan kendileri eğilip doğrulmakla spor yapmış olur, yararlanırlar.

İslam düzeni demek kurallar içinde özgür yaşamak demektir, çıkar beraberliği içinde davranmak demektir.

Hanifin bu manası yanında ikinci manası da asla dönmektir.

Bir uygarlık doğduğu zaman zamanla yaşlanır, bozulur, başkalaşır.

Kur’an düzeni Muhammed Peygamber’in ölümü ile başlamıştır.

-Halife Ebubekir kendisinin yerine gelecek olanı atamış ve bunu cemaate kabul ettirmiştir. Oysa Muhammed Peygamber böyle bir şey yapmamıştır.

-Halife Ömer kadılığı ihdas ederek hakemlik sistemini askıya almıştır.

-Halife Osman bürokrasi tesis etmiştir. Oysa Kur’an ve Sünnette maaşlı görevli yoktu.

-Halife Ali merkezi Medine’den Kufe’ye taşımış, soya dayalı bir hilafetin tesis edilmesine izin vermiştir.

-Emeviler Arapçılık yapmışlardır.  

-Abbasiler hilafet müessesesini kurmuş ve soydan soya intikal ettirmişlerdir.

-Selçuklular içtihat kapısını kapatmışlardır; bize göre bu en büyük sapmadır.

-Osmanlılar fetva müessesesini getirmişlerdir, kanun sistemini kurmuşlardır.

-Cumhuriyet ahkâmı şer’iyeyi lağvetmiştir.

Bütün bunları şeriata aykırı ve Allah’a şerikler ile yapmışlardır. Yani dört delile uyarak yapılmamış, kendi beyinleri ile hareket etme sonunda doğmuştur.

Kur’an şimdi bize emretmektedir; Kur’an yeniden ele alınıp yorumlanacak ve zamanla tahrif edilmiş İslam düzeni yeniden ihya edilecektir.

Bunu yapmadığımız takdirde ekseriyet sistemi ve karşılıksız para sistemi içinde, terör ve ekonomik krizler içinde, sıkıntılar içinde olacağımızı bildirmektedir.

 

Öz Türkçe ile:

“…O’na ortak olmaksızın Allah’a uyumlular olarak. Kim Allah’a ortak olursa, gökten düşmesi gibidir. Kuşlar onu kapar veya yel onu yıpranmış yerde havalandırır.”

Kur’an kelimeleri ile:

“…O’na müşrik olmaksızın Allah’a hanifler olarak. Kim Allah’a işrak ederse, semadan harr etmesi gibidir. Kuşlar onu hatf eder veya riyh onu sahık mekânda havalandırır.”

 

 

XuNaFAEa LielLAvHı ĞaYRa MuŞRiKIyNa BiHIy Va MaN YuŞRiK Bi elLAvHı FaKaEanNaMAv ParRa MiNa elSaMAEi FaTaPaoAFuHUv elOaYRu EaV TaHVIy BiHIy FIy MaKAvNın SaXIyQın

حُنَفَاءَ لِلَّهِ غَيْرَ مُشْرِكِينَ بِهِ وَمَنْ يُشْرِكْ بِاللَّهِ فَكَأَنَّمَا خَرَّ مِنَ السَّمَاءِ فَتَخْطَفُهُ الطَّيْرُ أَوْ تَهْوِي بِهِ الرِّيحُ فِي مَكَانٍ سَحِيقٍ (31)

 

ذَلِكَ

ÜAvLiKa

“Böyle”

Bundan önce ‘böyle/ذَلِكَ” denmiş, “Allah’ın haramlarını kim tazim ederse” denmişti.

Şimdi de “ذَلِكَ/böyle” denmiş, “Allah’ın şeairini kim tazim ederse” diyor.

Aynı kalıbı kullanmaktadır. Allah’ın haramlarını ve Allah’ın şeairi kelimesini kullanıyor. Allah’ın haramlarını tazim etmekteler, haram helal karşılığı haram değildir. Haram yani özel hükümlere tabi yerlerdir. Yani Mekke ve civarıdır. Dışarıda yapılması serbest olan şeylerin orada yapılmasının haram olduğu yerler demektir. Şeair de başka yerde yapılması gerekmeyen şeylerin orada yapılmasıdır.

Yani hacda yapılması helal olmayanlar ve yapılması emredilenler vardır.

Bu Hacda böyle olduğu gibi kıyas olarak yüz lojmanlı apartmanlar haremdir. O apartmana girenler oranın kurallarına uyarlar. Her apartmanın yasakları vardır. Her apartmanın vecibeleri vardır. Bunu ta’zim etme demek buna önem vermek demektir.

وَمَنْ يُعَظِّمْ

Va MaN YuGajJıM (Va MaN YuFagGıL)

“Kim ta’zim ederse”

كَثِير sayıca çokluğu, كَبِيرyaşça çokluğu, عَظِيم hacimce büyüklüğü ifade eder. طَوِيلuzun demektir Kur’an’da kemik anlamındaعَظْم ve büyük anlamında عَظِيمgeçmektedir. “Tazim” olarak da ücret için geçmektedir. Hurumatın ve şeairin taziminden bahsetmektedir. عَظِيم kelimesi genel anlamda çokluğu ve büyüklüğü ifade eder. حُرُم ihramda olmak veya haremde olmak anlamına gelir.  

 

فَهُوَ خَيْرٌ لَهُ عِنْدَ رَبِّهِ (03)

وَمَنْ يُعَظِّمْ حُرُمَاتِ اللَّهِ

ذَلِكَ

فَإِنَّهَا مِنْ تَقْوَى الْقُلُوبِ (32)

وَمَنْ يُعَظِّمْ شَعَائِرَ اللَّهِ

ذَلِكَ

Tablo-1

 

Bir şeyi anlatırken sona gelince işte böyle senin gelmen lazım dersin.

Kur’an’da anlatıyor, sonra da işte böyle diyor ve وَ harfi ile getiriyor. وَharfi ile gelmesi ile bundan sonra gelen cümle hal cümlesi de olabilir. Biz öyle anlamıyoruz.

Buradaki, Allah’ın haramlarıdır. Allah’ın haram ettikleri değil, topluluğun haremi olanlardır. حُرُمَاتِ kurallı dişi çoğul gelmiştir. O halde farklı haremdir ama hepsi bir bütündür. Fısk yok, cidal yok, refes yok, farklı elbise giyen yok. Tırnak ve saç kesme yok, ot koparma bile yok. İhramda hiçbir hayvanı öldürme yok. Bu neyi anlatır?

İnsan başka canlıları yiyerek yaşar. Tüm o canlıları Allah bunun için yaratmıştır. Bunun nimetini bilerek şükretmelidir.

“Tazim etmek” onu büyütmek demektir.

Hurumatı büyütmek, hurumata katılmakla olmaktadır.

Hacılığın iki faydası vardır.

Biri kendisi için yararlı olması, kendi çıkarlarını sağlamasıdır.

a) Malları götürür takas yapar. O yılın Hac Bonosu ile satar ve Hac Bonosu ile alır. Bunun çalışması için hacılar hac ambarına mallarını teslim eder ve Mal Belgesini alırlar. Mal Belgesini hac kasasına rehin vererek Hac Bonosunu alırlar. Hac Bonoları ile pazarlık yapıp diğer ülkelerden istediklerini alırlar. Kendilerininkini satarlar. Hac kasasında kredilerini kapatırlar. Elektronik hesabı kullanırlar. 

b) Ülkelerinden su götürürler zemzem suyuna katarlar. Tüm dünyanın sularını karıştırıp ülkelerine bir bidon getirirler.

c) Ülkelerinden çakıl götürürler ve karıştırırlar, çakıl getirirler.

d) Kurban keserler, etleri karıştırır ve dünyanın bütün bitkilerinden et getirirler.

Bunlar örnek olabilir. Uluslararası para hac parası olur.

İkinci faydası ise topluluğa ait olmasıdır.

Buradaki الْقُلُوبِinsanların kalpleri değil, insanlığın merkezleridir. Hac yolları ile bağlanan Mısır yollarıdır. Mısırın iki manası vardır. Biri Firavun’un Mısır’ıdır, diğeri ise mega kenttir. Munsarif olsa mega kent olur, munsarıf olmazsa özel isim olur.

الْقُلُوبِ kelimesinin çoğul olması bütün mega şehirlerin güçlenmesi anlamındadır. Birincisine حُرُمَاتِ denmektedir. İkincisine ise شَعَائِرَ denmektedir. Şeair de Safa ve Merve’de koşma, tavafta yürüme, Müzdelife ve Mina’da konaklama,  saf saf olarak birlikte kurban kesme, aynı elbiseleri giyme, tekbir getirmedir. Bunlar merkezi güçlerdir. Hacer-i Esved’e el sürme de bunlardandır.

شَعَائِرَ اللَّهِ

ŞaGAvEiRa elLAvHı (GFaGAEiLa elLAvHı)

“Allah’ın şea’iri”

شَعْرَة saç telidir. İnsandaki bilinci ifade eder.

İnsanda insanı yapan ruhun varlığını kanıtlayan dört meleke vardır.

Birincisi zevktir, acı veya tatlıdır. Bilgisayara insan beyninin yaptığı her şeyi yaptırırsınız ama bilgisayar acı duymaz, üzülemez ve sevinemez.

İkincisi zekâdır. Bilgisayara programı yaptıramazsınız, o sizin programı uygular ve kullanır ama kendisi program yapamaz. Bir şey icat edemez. Tercihler yapar ama yeni şık koyamaz. Bilgisayarlar birbirleri ile diyalog kurup birbirleri ile görüşmeler yapıp sohbet edemezler. Hareketlerinde tanırlar, beyinlerinde tanımazlar.

İşte bunlardan biri de bilinçtir. İnsan kendi varlığından haberdardır ve çocukluğundan beri varlığını hatırlamakta, aynı kimse olduğunu bilmektedir. Zaten diyaloğu da böyle kurmaktadır. Kendisine benzettiği varlıklarla diyalog kurmaktadır.

Kişilerin şuuru olduğu gibi topluluğun da şuuru vardır. Bu şuur birlikte yürüme, birlikte düşünme ile ifade edilir. O halde hac insanlığın bilincidir. Bedenler ve ruhlar birleşir. Beş vakit namaz ocakta şeairdir. Cuma bucakta şeairdir. Bayramlar ülkede şeairdir. Hac ise tüm insanlıkta şeairdir.

فَإِنَّهَا

Fa EinNaHAv

“O”

Hurumata işaret ederken هُوَ denmektedir, burada ise إِنَّهَا denmektedir. Önce إِنَّ getirmektedir. Çünkü menfaatleri reddeden yoktur ama şeair olması, topluluğun bilinci haline gelmesi zor anlaşıldığı için burada إِنَّ getirilmektedir. Orada هُوَzamiri getirilmektedir. Dişi kurallı çoğullara erkek müfret zamir gider. Çünkü sistem olduğu için tek varlık kabul edilir. Şeairde ise çoğul olduğu için dişi müfret zamir gitmektedir.

مِنْ تَقْوَى الْقُلُوبِ(32)

MiN TaQVay eLQuLUvBı (MiN FaGLa eLFuGUvLı)

“Kalplerin takvasındandır”

تَقْوَىوقي kökünden İfti’al babının ismi mastarıdır. وharfi ت‘ye dönüşmüştür. Arapçada kısmen kıyas olarak وharfi ت’ye dönüşür. Bu kelimenin aslı وَقْيَىdır. Burada و harfi ت harfine dönüşmüş, ي harfi de و harfine dönüşmüştür.

Arapçada malum ile meçhulün mastarı aynıdır. Korumakla korunmak aynı mastarla ifade edilir. Merkezlerin korunmasıdır. Allah’ın şeairidir.

 

Öz Türkçe ile:

“Böyledir. Kim Allah’ın bilinci üzerinde durursa, o yüreklerin korunmasındandır.”

 

Kur’an kelimeleri ile:

“Böyledir. Kim Allah’ın şeairini ta’zim ederse, o kalplerin takvasındandır.”

 

 

ÜAvLiKa Va MaN YuGajJıM ŞaGAvEiRa elLAvHı Fa EnNaHAv MiN TaQVay eLQuLUvBı

ذَلِكَ وَمَنْ يُعَظِّمْ شَعَائِرَ اللَّهِ فَإِنَّهَا مِنْ تَقْوَى الْقُلُوبِ(32)

 

***

 

لَكُمْ فِيهَا مَنَافِعُ

LaKuM FıyHAv MaNAvFıGu (LaKuM FıyHAv MeFAvGıLu)

“Sizin için onda menfaatler vardır.”

Buradaki هَا zamiri nereye racidir?

Bundan sonra gelen “Sonra onun mehilli atik beytedir” ifadesinden anlıyoruz ki Mekke’ye gönderilen bir şeye işaret etmektedir. Başka ayetlerden bildiğimize göre gönderilen هَدْي ve قَلَائِد’dir yani büyük ve küçükbaş hayvanlardır. بَهِيمَةُ الْأَنْعَام’dır. Yetişkin geviş getiren çift tırnaklı hayvanlardır. Sizin için onda menfaatler vardır denmektedir.

Hacda kesilecek olan kurban özel olarak büyütülecektir. Sütünden ve yününden yararlanılacaktır. Piyasadan alınan hayvan olmayacaktır. Hormonlu besinlerle beslenmeyecektir. Ahırdan değil meradan alınacaktır. Bunun için geliştirdiğimiz bir çiftlik sistemi vardır. Vadilerin sırtları çeperle çevrilir. Dışarıdan hayvan giremez. İçeriden de dışarı çıkamaz. Salıverilir ve orada otlar. Yetişir, yün verir, süt verir. İlaçsız beslenir, suni ve yapay yemlerle beslenmez. Doğal yetişmiş hayvan Mekke’ye gönderilir.

إِلَى أَجَلٍ مُسَمًّى

EiLAv EaCaLin MuSamMan (EiLAy FaGaLin MuFagGaLin)

“Müsemma ecele dek”

Hayvanlar belli bir müddet özel beslenmeye alınacaklardır. Bu hayvandan hayvana değiştiği gibi iklim dolayısıyla yerden yere de değişir. Onun için nekre gelmiştir. Ama müsemma olduğu için de süresi bilinmektedir.

İbadetler insanlara örnek işletmelerdir. Böylece Hac dediğimiz zaman aynı zamanda hayvancılığı da öğrenmiş oluyoruz. Semt Kooperatiflerini kurduğumuz zaman Tarım Semtlerinde sağlıklı hayvan yetiştiriciliğini de yapacağız. Böyle yapan semtler olacaktır. Semtler belli şartlar içinde hayvancılık yapacak, kurbanlık hayvan yetiştireceklerdir.

Hacca sağlıklı hayvanlar göndereceğiz.

ثُمَّ مَحِلُّهَا

ÇümMa MaXılLuHAy (ÇümMa MaFGıLuHav)

“Sonra onun mehilli”

حَلْوَى olgunlaşmış tatlı meyve veya bunlardan yapılmış tatlı demektir. Ağızda çiğnemeden dağılmış olması, çözülmüş olmasından suda tuzun erimesine mastar (hal olmak) oluşmuştur. و harfi ل’a dönüşmüştür.

Şehre hulul etmek demek orada yerleşmek demektir.

Helal yiyecek, insan vücudunda kan içinde çözülüp yararlı hale gelen besin demektir.

Kur’an’da حلل 51, حلي 9 defa geçer. Toplam 60 (22*3*5) eder.

ح hareketi, ل belirliliği ifade eder.

مَحِلّhelal kılınan yer veya zamandır.

Demek ki kurban memlekette beslenecek, özel besiye tabi tutulacak ve o Mekke’ye gönderilecek, belirlenmiş yerde ve belirlenmiş zamanda kesilecektir. Bu ayette yer ve zamanın belirlenmiş olduğu belirtiliyor. Belirlenme şekli başka ayetlerden istihraç edilecektir. İcma varsa ona uyulacak, icma yoksa yeni düzenleme ile istihsan ile tespit edilecektir.

إِلَى الْبَيْتِ الْعَتِيقِ(33)

EiLay EaL BaYTi eL GaTıyQı (EiLay eLFaGLı eLFaGIyLı)

“Atik Beyte”

عُتُقkendisinden yay yapılan ağaçtır. Ağaçların içinde en makbul ağaç olduğu için sonraları bir cisim veya nev içinde en değerli olan şeye عَتِيق denmiştir. Bugün antika dediğimiz şeyler makbul bahçeden, iyi bahçeden alınan ağaç ile yapılanlardır.

Azat edilmiş köleler de köleler içinde atiktir. Kur’an’da bu manada kullanılmaz. Çünkü azat edilen köle için tahrir kelimesini kullanmaktadır.

Kur’an’da عتق2, عتلde 2 defa geçer.  Toplam 4 (22) eder.

YORUM

Kuşlar kuzey kutbundan güney kutbuna, güney kutbundan kuzey kutbuna uçarlar. Balıklar Avrupa’dan Güney Amerika’ya giderler. Onlara bu uzun yolculuk niye yaptırılır?

Canlılar eser miktarda da olsa bütün kimyasal elemanları kullanırlar ama bunlar bunu kendileri almazlar. Her canlı başka maddeleri doğadan alabilir. Canlılar birbirlerinin besini olarak aldıkları bu maddeleri aralarında paylaşırlar. Böylece belki sadece bir adada bulunan madde tüm canlılar arasında paylaşılır.

Hac, kurbanı da eser halinde olsa da tüm yeryüzündeki maddeleri bir yerden alıp her yere dağıtma işini yapmaktadır. Meralarda beslenen kurbanlar harman yapılacak ve sonra bütün dünyanın etleri bütün dünyada paylaşılacaktır.

Bu sayede tüm insanlar olarak yeryüzünün bir veya bazı yerlerinde kullanılan maddeleri tüm dünyaya yaymış olmaktayız. Yani kuzey kutbundan güney kutbuna giden kuşlar ne için uçuyorlarsa biz de Hacca bunun için kurbanlık gönderiyoruz, su gönderiyoruz, çakıl taşları gönderiyoruz, hediyelik mallar gönderiyoruz.

Kıyas ile, illet ile tüm Hac farzlarını Kur’an’dan istihraç ediyoruz. Özel olarak besliyoruz. Doğanın bütün otlarının otlanmasını sağlıyoruz. Bir çeşit besinle ahırda beslemiyoruz. Merada bin bir çeşit otlardan otlatıyoruz.

Zemzeme katmak için götürdüğümüz suları da değişik pınar veya ırmaklardan alıp harman yapıyoruz. Çakıl taşlarını da değişik ırmak ve yerlerden topluyoruz.

Hediyelik eşyalar da bizim ürettiğimiz eşyalar olmalıdır. Kendi kırptığımız koyundan ördüğümüz yün çorap ve eşyaları götürüyoruz.

Bizim Türkçede ibadet dediğimiz aslında eğitim amaçlı konmuş olan hasenat manasıyla yani hikmetleri ile anlarsak o zaman isteyerek ve severek yaparız.  Emredilen her fiilin illeti olduğu gibi hikmeti de vardır. İllet demek o işin olması için gereken demektir. Fiilden öncedir. Hikmet demek o fiil işlendikten sonra doğan yarardır. Fiilden sonradır. Biyolojide nasıl her uzvun bir görevi varsa, emredilmiş işlerin de böyle görevi vardır.

Kur’an nazil olduğu zaman ilimler yeteri kadar gelişmediği için daha çok illetler üzerinde durmuşlardır. Biz ise daha çok hikmetler üzerinde durmak durumundayız.

 

Öz Türkçe ile:

“Sizin için onda belirli sona dek yararlar vardır sonra onun yerleşmesi seçkin evedir.”

Kur’an kelimeleri ile:

“Sizin için onda müsemma ecele dek menfaatler vardır sonra onun mehilli atik beytedir.”

 

LaKuM FıyHAv MaNAvFıGu EiLAv EaCaLin MuSamMan ÇümMa MaXılLuHAy EiLay EaLBaYTi eLGaTıyQı

لَكُمْ فِيهَا مَنَافِعُ إِلَى أَجَلٍ مُسَمًّى ثُمَّ مَحِلُّهَا إِلَى الْبَيْتِ الْعَتِيقِ(33)

 

***

 

وَلِكُلِّ أُمَّةٍ

Va Li KulLi EumMaTin (Va Li FuGLi FuGLaTin)

“Ve ümmetin küllisi için”

أَمَام‘ön taraf’ demektir. إِمَام önde duran veya önde giden anlamındadır. إِمَّة veya أُمَّة demek imamı olan topluluk demektir. Bunlar ocak, bucak, il, ülke ve insanlıktır. Kur’an’da aşiret, kabile, şa’b, kavm ve beşer olarak adlandırılmaktadır. Ayrıca aşiret dışında bunlarda cemaatler vardır. Bunlar ilmi cemaatlerdir, ahlaki cemaatlerdir, mesleki cemaatlerdir ve siyasi cemaatlerdir. Bunlar dayanışma ortaklıklarıdır. Kur’an’da “velayet” olarak geçer. Araplar siyasi olana “akile” demektedirler.

Kur’an’da وَلِكُلِّأُمَّةٍifadesi 3 defa geçer. لِكُلٍّ جَعَلْنَا مِنْكُمْ شِرْعَةً وَمِنْهَاجًاdenmektedir (Maide, 5/48). شِرْعَة ilmi, مِنْهَاجahlaki birliklerdir. وَلِكُلٍّوِجْهَةٌ der (Bakara, 2/148), siyasi birliklerdir ve bir de وَلِكُلِّ أُمَّةٍ جَعَلْنَا مَنْسَكًاdenmektedir, bu da mesleki birliklerdir. Şir’a ile minhac bir küllü ümmete atfedilir. Mensek ise tek olarak iki defa geçmektedir. (Tablo-2’de tasnif yapılmıştır.)

DAYANIŞMA ORTAKLIKLARI

Dayanışma

Sorumlu

Merkez

Tazmin Kapsamı

Ahlaki Dayanışma

Minhac

Ruhban

Salavat

İhmal

İlmi Dayanışma

Şir’a

Ahbar

Sevami’

Bilgisizlik

Mesleki Dayanışma

Mensek

Rabban

Biye

Beceriksizlik

Askeri Dayanışma

Viche

Gıssis

Mescit

Kasıt

 

 

Tablo-2

 

أَنْسَكyıkanmış elbisedir.  Bir iş yapmak نُسُك’tur. صَلَاة fiildir, نُسُكise üretimdir.

نسك Kur’an’da 7, نتق 1 defa geçer. Toplam 8 (23) eder.

ن belirsizliği, س mekânda diziyi, ك oluşu ifade eder.  

جَعَلْنَا مَنْسَكًا

CaGaLNAv MaNSaKan (FaGaLNAv FaGLaTan)

“Mensek ca’l ettik”

Her ümmet için ayrı mensek ca’l etmiştir.

مَنْسَك mesleki dayanışma ortaklıklarıdır.

Kişi bir mal üretir, o tüm gelecek insanlığınındır. O bütün insanlığa arz edilir. Kim isterse onu o alır ve kullanır. Kişinin ürettiği herkesin olur, gelecekte kullanırlar. Kişi de tüm insanlığın geçmişte ürettiğini tüketerek yaşar. Benim ağzıma aldığım bir lokma tüm insanlığın 60 bin yılda ürettiklerinin bir ürünüdür. Bu mübadelenin olabilmesi için ürünlerin vasıflarının bilinmesi gerekir. Bunların içinde vasıfları en zor belirlenen kesim hayvanlarıdır. Kur’an bu hususta örnek vermekte ve bunun üzerinde durmamız gerektiğini ifade etmektedir.

Bir taraftan serbest rekabet olacak, diğer taraftan mallar belirli olacak. Bunun sağlanması için mesleki mezhepler oluşturulmuştur. Mesleki dayanışma ortaklıkları malların standartlarını oluşturur ve üreticilere kefil olur. Halk da bunlardan hangi dayanışmanın denetiminde olanı tercih ediyorsa onu kullanır. Ne kapitalistlerde olduğu gibi tam serbest bırakılır ne de sosyalistlerde olduğu gibi bürokratların emrine verilir; dayanışma ortaklıklarının denetimine bırakılır.

لِيَذْكُرُوا اسْمَ اللَّهِ

Li YaÜKuRuv iSMa elLAvHı (Li YaFGaLu FiGLa elLAHı)

“Allah’ın ismini zikretsinler diye”

اِسْمkelimesiوسمveya وشمkökünden dönüşmüş bir kelimedir. وَشْمdövme, وَسْم ise hayvanlara tanınmaları için vurulan damgadır, böylece sahipleri belli olur.

“Allah’ın ismi” demek topluluğun damgası demektir, topluluğun standardı demektir.

“Zikretmek” hatırlatmak, göstermek demektir.

عَلَى مَا رَزَقَهُمْ

GaLay MAv RaZaQaHum (GaLAy MAv FaGaLaHuM)

“Onlara rızık verdikleri üzerine”

Hayvanların kesilmiş etleri üzerine topluluğun damgasını vursunlar diye.

Bugün satın aldığınız malların üzerinde içeriğini gösteren etiketler bulunur.

Kur’an bunu tedvin ediyor ve bize bu hususta emirler veriyor.

Bugün Sermaye malları üretiyor ve etiketliyor. Bürokratlar da Sermaye’nin mallarını korumak ve halkın üretimini durdurmak için kontroller yapıyor.

Kur’an ise bu işin dayanışma ortaklıkları tarafından yapılmasını emrediyor. Bu sayede küçük üreticiler de üretim yapabilmektedirler.

مِنْ بَهِيمَةِ الْأَنْعَامِ

MiN BaHIyMaTi elEaNGAvMı (MiN FaGIyLaTi elEaFGaLı)

“En’amın behimesinden”

Kur’an’ın üslubu böyledir, bir örnek üzerinde durur, sonra siz ona diğerlerini kıyas edersiniz. Kesim hayvanı üzerinde durarak diğer her türlü üretimi ona kıyas yapmış olacağız. Kur’an bu sayede her şeyin hükmünü bize bildirmektedir. Binlerce sayfalık kanunlar, milyonlarca talimatlarla olmaz şeyi ortaya sürmemektedir.

فَإِلَهُكُمْ إِلَهٌ وَاحِدٌ

FaEiLAvHuKuM EiLAvHun VAvXıDun (Fa FıGAvLuKuM FıGALun FAGıLun)

“İlahınız vahid ilahtır”

İlahınız tek ilahtır.

İnsanları aşiretler ve kabileler olarak birbirinden ayırdı. Bunların içinde dayanışma ortaklıkları kurdu. Bu sayede bir taraftan birliği sağladı, diğer taraftan insanı özgür kıldı. Herkes kendi istediği gibi bir topluluk içinde yaşayacak ama birlik olacak. Birlik içinde özgürlük. Başkalarının özgürlüğü ile beraber özgürlük.

Demek ki şeriat demek özgürlük dengesi demektir.

İlahımız ise tek ilahtır.

إِلَهٌburada nekre gelmiştir. Bir ilahtır ama hepimize ayrı ayrı ilahtır. Kendisi tektir ama bizimle muamelesi, ilahlık muamelesi farklıdır. Hepimize ayrı ayrı ilahlık yapar. Birlik içinde özgürlük bu demektir. Her birimiz ayrı ayrı hareket ederiz, özgürlük içinde hareket ederiz ama sonunda birlik doğar.

فَلَهُ أَسْلِمُوا

FaLaHUv EaSLiMUv (Fa LaHUv EaFGıLUv)

“O’na islam edin”

O’nun lehine barışın.

Biz birbirimizle barış içinde olacağız ama tek ilah için barış içinde olacağız. Her işimizi çıkar paralelliği içinde yapacağız. Bizim yaptığımız iş bize yararlı olduğu gibi diğerlerine de yararlı olmalıdır.

Türkçede ‘teslim olma’ kelimesi onun üstünlüğünü kabul etme şeklinde kullanılmaktadır. Yani eşitlik yoktur. Oysa Arapçada “islam” eşitlik içinde olmaktadır. Barışma ise selamete erme anlamındadır.

Topluluğa teslim olmak demek toplulukla barışmak demektir.

İslam düzeninde kişi ile topluluk birbirine eşit kişiliğe sahiptir. Kapitalistlere göre topluluk kişiler için vardır. Sosyalistlere göre ise kişiler topluluklar için vardır. İslamiyet’te ise her ikisi kendileri için vardır. Çıkar paralelliği içinde birbirleri ile eşitlik içinde bulunurlar. 

Sultan Fatih dediğini yapmadığı için bir gayrimüslimin kolunu keser. Gayrimüslim kadıya şikâyet eder. Kadı da muhakeme eder. Fatih gelir ve kadının yanına oturur. Kadı “Begüm, senin yerin burasıdır” diyerek davacının yanını gösterir, o da oraya geçer. Fatih’in kolu kesilecektir. Davacı diyete razı edilir ve böylece dava biter.

İslam’ın topluluk vekili anlayışı budur.

وَبَشِّرِ الْمُخْبِتِينَ (34)

Va BaşŞiRi eLMuPBiTIyNa (Va FagGıLı MuFGıLIyNa)

“Ve muhbitleri tebşir et.”

مُخْبِتِينَ demek üretim yapan kimseler demektir. Dökülen yaprakları bile değerlendiren kimseler demektir. Hiçbir şeyi israf etmeyen kimseler demektir.  Yeryüzü insanlar için yaratılmıştır. Gayemiz saatte günü çoğaltmak ve daha çok insanın yaşamasına imkân vermektir. Onları dört kısma ayırmaktadır.

خَبَطağaçlardan dökülmüş yapraklardır. خبطkökünde طharfi ت‘ye dönüşerek خبتkökü oluşmuş ve insanın gönlünün bir tarafa akması, meyletmesi manasını kazanmıştır.

خبط1, خبت3 defa geçer. Toplam 4 (22) eder.

مُخْبِتِينَ burada üretenler anlamındadır. “Üreticileri tebşir et.” diyor. Üretim esastır. İşçilik düzeninde nakit kazanma ilkedir. Sermaye ne kadar nakit kazanırsa işletme o kadar iyi çalışmış olur. Oysa ortaklık sisteminde üretim esastır. Nakit olarak zarar ettiğimizi düşünün ama üretim devam ediyor. Ekonomik kriz olmaz. Sonunda siz borçlu, başkaları alacaklı olur ama üretim yapıldığı için fiyatlar yükselmez, ekonomi durmaz. Kapitalistler buna dayanarak kendilerini savunuyorlar. Biz kazanıyorsak üretim oluyor. Biz yemiyoruz, üreticiler yiyor. Söyledikleri doğrudur. Ne var ki mal üretimi yapmıyorlar. Karşılıksız Dolar’ı kazanıyorlar.

Ortaklık ekonomisinde işletme zarar etmez. O ürüne topluluğun ihtiyacı yoksa ürünün üretimi durur, başka ürünün üretimi başlar. İşletme kapanmaz. Hatta ok imal eden fabrika gibi fabrikalar kapanmaz, yerine mermi imal eden farikalar oluşur.

Ortaklık ekonomisine geçtiğimiz zaman önce insanlığın ihtiyacı olan tüketim malları üretilecektir. Artan emekle inşaat yapılacak, meskenler ve işyerleri üretilecektir. Ondan da artan zamanımız olursa eğitimde ve kültürde zamanımızı harcayacağız. Sistem buna göre oluşacak.

Sosyalistler “Bunu devlet planlama teşkilatı yani bürokratlar yapsın.” diyorlar.

Kapitalistler “Bunu Sermaye yapsın.” diyorlar.

Kur’an ise bunu arz ve talep kanunları ayarlasın diyor. Öyle ekonomik sistem kurulmuştur ki artık emek inşaata gider. Bunu nasıl sağlamıştır? İnşaattaki ücretleri sabit tutmuştur. Belli ücretle çalışan herkese iş vermiştir. Ona göre müteahhitlere kredi vermiştir. Daha fazla kazananlar üretimde çalışırlar. Artık emek demek, üretimde iş bulamazlar ve onlar da inşaatta çalışırlar demektir.

Bir de işsizlik sigortasını kurmuştur. Çalışandan %1 kesmekte ve çalışmayanlara vermektedir. Emek pazarına gelip emek bulamayanlara bölüştürmektedir. Böylece emek pazarında daima %1 kadar işçi bulunmaktadır. Böylece inşaattan artan emek ise eğitim olarak değerlenmektedir. Onlara kültür faaliyetleri içinde pay verilmektedir.

 

YORUM

Ortaklık sistemini çok iyi kavramanız birkaç şeyi öğrenmenize bağıldır. Kişi; ocak, bucak, il, ülke ve insanlık, bunlar kişiliklere sahiptir; bunların arasında aile, semt, ilçe, bölge ve kıta merkezlerdir. Bu, dikey örgütlenmedir. Bunun yanında ilmi, ahlaki, mesleki ve siyasi dayanışma ortaklıkları içinde de ilmi olan yasamayı, mesleki olan yürütmeyi, ahlaki olan yargılamayı, siyasi olan yönetmeyi yüklenmiştir.

Çıkan nizaları taraflarca seçilen hakemler çözer. Taşrada yapılamayanlar merkezde yapılır. İşçilik sisteminde ise merkezde yapılamayanlar taşrada yapılır.

Fıkıhçılar bizim ibadet dediklerimize mensek diyorlar. Salatı nusuka atfetmeseydi biz de uyardık ama “salati ve nusuki” demektedir. (قُلْ إِنَّ صَلَاتِي وَنُسُكِي وَمَحْيَايَوَمَمَاتِيلِلَّهِرَبِّالْعَالَمِينَEnam, 6/162)

Hacdaki kurbanların hikmetleri ise şöyle sıralanabilir.

  1. Yeryüzünün nimetlerini tüm yeryüzüne yaymak. 
  2. Hayvancılık, dolayısıyla yem tarımını düzenlemek.
  3. Ortak üretimde işbölümünü öğretmek.
  4. Standartları etiketlemek.

Hacca gidenler bunun eğitimini orada tamamlarlar. Hacca gidemeyenler kurbanlarını memleketlerinde keserek tamamlarlar. Bugün dinler ayrı düzen oluşturmuş, Sermaye ayrı düzen oluşturmuş. Bunlar birbirine uymadığı için aralarında kavga başlamış. Yirminci yüzyılda işçilik sistemi silahı ele almış ve insanlığı şeriat sistemlerinden zorla vazgeçirmiş, laiklik adı altında dinsizlik yapmıştır.

21. yüzyılda bu baskıyı yapamamaktadır. Siyasi gücünü kaybetmiştir.

Bu gücü nasıl oldu da kaybetti?

Kur’an düzeninin, Adil Düzen’in ortaya çıkması ile kaybetmiştir. Bugün insanlar artık eli sopalı insanlar tarafından mabetten kovulmamaktadır.

Dinlerin binlerce yıl önceye ait çözümleri bugün yetersiz olduğu için henüz Kur’an düzeni gelmemiştir. Bu seminerlerin gayesi, ortaklık düzenini Kur’an’dan öğrenmekten ibarettir. Biz öğretmeyeceğiz, siz öğreneceksiniz. Biz sadece size örnek çalışma veriyoruz. Birçok uygulamalar göstermiştir ki Kur’an üzerinde çalışmak isteyen insanların baştan Arapça bilmeleri gerekmez. Kur’an’ı anlamaya çalışmaya başladığınızda Kur’an size Arapçayı öğretir. Yani Arapça ile Kur’an’ı anlamayacaksınız, Kur’an’la Arapça öğreneceksiniz.

Şeytan sizi bundan vazgeçirmeye çalışmaktadır. Hep aynı şeyleri söylediğimizi telkin edip “Okumanıza gerek yok.” diyor. Bu derste bile ben değişik yenilikleri öğrendim. Siz seminerlere baştan itibaren bir de bu gözle bakın, hiç mi içinde yeni bir şey yok? Siz kendiniz burada yazılmayan yeni şeyleri öğrenmiş olacaksınız.

Mevcut kapitalist, sosyalist ve karma ekonomilerin insanlığın sorunlarını çözemediği herkes tarafından görülmektedir. Biz bir çözüm üretiyoruz. Erbakan kısmen, Akevler kısmen uyguladı, Kırgızistan’da çalışmalarımız kısmen ve % 20 oranında uygulandı. Çok büyük başarılar elde edildi. % 50 oranında uygulansa artık başka düzenler ortada görünmez olurlar. Bugün bu haliyle bile İslam gündemdeki yerini almıştır.

 

Öz Türkçe ile:

“Ve topluluğun bütününe, davarların yetişkininden onları beslediği üzerine Allah’ın adını ansınlar diye uğraş kıldık. Tanrınız bir tanrıdır. Onunla barışın. Üreticileri sevindirin.”

Kur’an kelimeleri ile:

“Ve ümmetin küllisine, enamın behimesinden onlara rızık verdikleri üzerine Allah’ın ismini zikretsinler diye mensek ca’l ettik. İlahınız bir ilahtır. Ona islam olun ve muhbitleri tebşir edin.”

 

 

Va Li KulLi EumMaTin CaGaLNAv MaNSaKan Li YaÜKuRuv iSma elLAvHı GaLay MAv RaZaQaHum MiN BaHIyMaTi elEaNGAvMı FaEiLAvHuKuM EiLAvHun VAvXıDun FaLaHUv EaSLiMUv Va BaşŞiRi eLMuPBiTIyNa

وَلِكُلِّ أُمَّةٍ جَعَلْنَا مَنْسَكًا لِيَذْكُرُوا اسْمَ اللَّهِ عَلَى مَا رَزَقَهُمْ مِنْ بَهِيمَةِ الْأَنْعَامِ فَإِلَهُكُمْ إِلَهٌ وَاحِدٌ فَلَهُ أَسْلِمُوا وَبَشِّرِ الْمُخْبِتِينَ (34)

 

***

 

الَّذِينَ إِذَا ذُكِرَ اللَّهُ  

elLaÜIyNa EiÜAv ÜuKiRa elLAHu (elLaÜIyNa EiÜAv FuGiLa elLAvHu)

“Allah zikr olunduğunda o kimselerin”

Allah zikredildiğinde kalpleri vecleden kimseler. Bunlar ehli takvadırlar. Burada Allah’ın ismi anıldığında denmemektedir, Allah zikredildiğinde denmektedir.

Gazali felsefecileri ve tarikatçıları incelemektedir. Felsefecilerin anlattıklarını kökünden yıkmaktadır. Müspet ilim mantığı Gazali ile doğmuştur. Batılılar ‘gelmiş ve gelecek en büyük âlim’ diyor ona. Evini ve kentini terk ediyor ve tarikat ehline katılıyor, onlarla beraber yaşıyor. “Sözle anlatılmaz, onlarla beraber yaşanmalıdır, o ancak yaşanarak öğrenilir.” diyor ve tarikat ehlini methediyor. Bugün böyle tarikat ehli var mıdır?

Ben bunları aradım ama bana rastlamadı. Yok diyemem.

Kur’an burada onlardan bahsetmektedir.

وَجِلَتْ قُلُوبُهُمْ

VaCiLaT QuLUvBuHuM (FaGıLaT FuGUvLuHuM)

“Kalperi vecl eder.”

وَجِيلsuyun toplanması için açılan çukurdur.

وجلKur’an’da 5, وجس 3 defa geçer. Toplam 8 (23) eder.

و beraberliği, ج toplanmayı, س mekânda diziyi, ل belirliliği ifade eder.

Allah zikredildiğinde beyinleri dolar. Beyni dolar demiyor, beyinleri dolar diyor.

Bir araya geleceksiniz ve birlikte Allah’ı düşünmeye başlayacaksınız. Şeyh “Yüz defa Allah deyin.” diyor. Her biri beyninde Allah’ı düşünmeye başlıyor ve “Allah, Allah” diyor. Dil ile de söyleyebilir ama sessiz söyler. Beyinler ortak yayın yaparlar. Bu yayın beyne etki eder ve beyin Allah’ı anar.

Ahlaki dayanışma sorumluları insanları bu tür yollarla eğitirler. İki görevleri vardır. Şeriat içinde yaşamayanları eğitir ve sigara içenlere sigarayı bu yolla bıraktırırlar. Şeriat içinde yaşayanları şeriatın üstüne çıkarırlar. Yalnız sigarayı bıraktırmazlar, sigaradan nefret ettirirler. İbadetlerinden zevk alırlar. İşi bitirmek için saat 5’i beklemezler. Saat beşin gelmesini istemezler. İşi zevkle bitirmeye çalışırlar.

Nasıl kapları boşaltmak mümkün değilse, bir şeyle doldurursanız hava boşalıyorsa insan beyni de boşluk kabul etmez. Sizin onu bir şeylerle doldurmanız gerekmektedir. Bu da Allah kavramı ile olabilir.  

وَالصَّابِرِينَ عَلَى مَا أَصَابَهُمْ

Va elÖAvBiRIyNa GaLAy MAv EaÖAvBaHuM (Va elFAvGıLIyNa GaLAy MAv EaFAvGıLaHuM)

“Ve onlara isabet edenlere sabredenler”

Bir الَّذِينَ’de toplamadı, kişiler aynı kimselerdir ama toplulukları farklıdır. Birinciler ahlaki dayanışma ortaklıklarıdır. Aynı kimselerin başka ortaklıkları da vardır. Bunlar kendilerine isabet edenlere sabredenlerdir.

Bunlar kimlerdir?

Bunlar siyasi dayanışma gruplarıdır.

Savaşta kendilerine isabet edenlere sabredenlerdir.

Türk Milleti, İstiklal Savaşı’nı kazandı ama zaferini kutlayamadı. İnkılaplar geldi, düşmanın yapmadığını yaptı. 15 Temmuz zaferini kazandı, olağanüstü hal geldi, asilerin bile yapmayacakları zulümle karşılaştı. Ne var ki Türk Milleti sabretti. Bugün İstiklal Savaşı’nı kazanmanın tadını çıkarıyor. Şimdi de sabrediyor. Bu sabrın da tadını çıkaracaktır. Siyasi zafer sabırdır. Anarşi çıkarmayacaksın ama teslim de olmayacaksın. Granit gibi dayanıklı olacaksın.

Bununla beraber tarihte ilim adamları savaşan askerler kadar sabırlı olmuşlardır. Kendilerine yapılan zulme dayanmışlar, inkılap yapmışlardır. Sokrat (Socrates) zehirlenerek öldürüldü, Ebu Hanife dövüle dövüle öldürüldü ama bunların insanlığa olan etkileri kıyamete kadar sürecektir. Avrupa’da da ilim adamları çok büyük zulümlere uğradılar.

وَالْمُقِيمِي الصَّلَاةِ

Ve eLMuQIyMı elÖaLAvTi (Va MuFGiLı eLFaGaLaTi)

“Ve salatı ikame edenler”

صَلَاة ilmi dayanışma ortaklığıdır. Toplanılmakta ve ilim yapılmaktadır. Beşikten mezara kadar ilim talim edilmektedir. Bununla beraber mescitler aynı zamanda siyasi toplantıların yapıldığı yerlerdir. Beş vakit namaz ilmî, Cuma namazı ise siyasî namazdır.

وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنْفِقُونَ

Va MimMAv RaÜaQNAvHuM YuNFiQUvNa (Va MimMAv FaGaLNAvHuM YuFGıLUvNa)

“Ve onlara rızık verdiklerimizden infak ederler”

Burada iki mana vardır.

مِنْ’i cins için anlarsanız ‘Onlar haramla değil helal ile geçinirler, kendilerine neyi helal ettikse onu harcarlar. Haram kazanca yönelmezler.’ anlamı çıkar.

مِنْ‘i eğer teb’iz için anlarsak o zaman ise ‘Zekâtlarını verirler’ anlamı çıkar.

Her iki mana da doğrudur. Zekât müessesesi insanlara helal kazanç sağlamayı düzenleyen bir müessesedir. Yalnız sadaka değildir.

Bu konu Hong Kong ekolü tarafından da kavranmış durumdadır. Onlar zekâtı sadaka değil bir ekonomik argüman olarak alıyorlar ki doğrudur. Bizim ele alışımızdan farklı olabilir ama ele alış şekli aynıdır.

 

YORUM

Yorumlarken “Ben ehli zikirden, tasavvuf ehlinden beklediğim seviyede bir topluluk bulamadım” dedim. Bunu niçin söyledim?

Ben Akevler ve Millî Görüş çıkışını üçüncü binyıl uygarlığının kuruluşu olarak anlıyorum. Bekliyorum ki bir gün Akevler’den ayrılan Millî Görüşçüler ve AK Partililer, Gülenciler ve tarikat ehli tekrar Akevler’e dönsünler. Ortaklık düzeni böyle gelecektir. Eğer biz hak isek ve mevcut tarikat ehli de gerçekten ehli zikr ise bunu bilmeleri ve söylemeleri gerekirdi. Böyle bir şey olmadı. Ya bizde eksiklik var, ya da onlarda beklediğimiz seviye yok.

Bununla beraber Akevler’in kuruluşunda onların desteğini gördük. Onların kerametini de müşahede ettik. Allah onlardan razı olsun. Nur şakirtleri, Süleyman Tunahan talebeleri, Mehmet Zahit Kotku, Sami Efendi, Mehmet Akhan ve onun doğudan gelen arkadaşları hep yanımızda oldular. Allah onlardan razı olsun.

Dört dayanışma ortaklığını bir başka şekilde anlatmaktadır. Türkiye’de bunlar faaliyette olduğu gibi İhvan, Seyyid Kutub, Mevdudi de dünyada Kur’an’ın yanında olmuşlardır. Hamidullah ilimde büyük inkılaplar yapmıştır.

Çağımızın İslami hareketinde iki grup vardır.

Biri Sermaye’nin parçalamak için geliştirdiği farklı gruplardır. Dün bu Hizbullah idi, Vehhabiler idi. Bugün DEAŞ ve benzerleri faaliyetlerdir.

Diğeri ise gerçekten inanmış İslami gruplardır. Ümit ediyorum ki Kur’an etrafında Kur’an’ın günümüz yorumları etrafında birleşecekler ve üçüncü binyıl uygarlığı kansız gelecek.

 

Öz Türkçe ile:

“Allah anılınca içleri ürperenler, onlara ulaşana dayananlar, toplantıyı düzenleyenler ve onları beslediğimizden harcayanlar”

Kur’an kelimeleri ile:

“Allah zikredilince kalpleri vecl edenler, onlara isabet edene sabredenler, salatı ikame edenler ve onlara rızık verdiklerimizden infak edenler”

 

 

elLaÜIyNa EiÜAv ÜuKiRa elLAHu VaCiLaT QuLUvBuHuM Va elÖAvBiRIyNa GaLAy MAv EaÖAvBaHuM Ve eLMuQIyMı elÖaLAvTi Va MimMAv RaÜaQNAvHuM YuNFiQUvNa

الَّذِينَ إِذَا ذُكِرَ اللَّهُ وَجِلَتْ قُلُوبُهُمْ وَالصَّابِرِينَ عَلَى مَا أَصَابَهُمْ وَالْمُقِيمِي الصَّلَاةِ وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنْفِقُونَ(35)

 

 

İstanbul; 23 Mart 2019

SÜLEYMAN KARAGÜLLE

Yay. Haz.: REŞAT NURİ EROL

resatnurierol@gmail.com

www.akevler.org (0532) 246 68 92

 


Yorumcu
Yorum
Reşat Nuri Erol
24.03.2019
11:18

1967...1968...1969...AKEVLER 53 YILDIR ÇALIŞIYOR...2017...2018...2019

BİZLER ÇALIŞIYOR VE YENİ İSLÂM MEDENİYETİ’Nİ KURUYORUZ...

SİZLERİ DE ÇALIŞMALARIMIZA DÂVET EDİYORUZ; BUYURUN, BİRLİKTE ÇALIŞALIM...

ADİL DÜZEN 1006

“ADİL DÜZEN” III. BİNYIL MEDENİYETİ PROJESİDİR

“VE BİZE DÜŞEN SADECE MÜBÎN/AÇIK TEBLİĞDİR.” (KUR’AN; Yâsin Sûresi, 36/17)

Haftalık Seminer Dergisi; 1006. Hafta - 23 MART 2019 - Fiyatı: www.akevler.orga tıklamak!

BU DERGİYİ HER HAFTA OKUTABİLİR.. ÇOĞALTABİLİR.. DAĞITABİLİRSİNİZ...

“ADİL DÜZEN” UYGULAMALARI YAPMAK İÇİN BİZLERE DANIŞABİLİRSİNİZ...

 

*KUR’AN VE İLİM SEMİNERLERİ; 1006. SEMİNER

“HİÇ BİLENLER İLE BİLMEYENLER BİR OLUR MU?”      (KUR’AN; Zümer Sûresi, 39/9)

İ L İ M  TALEP ETMEK HER MÜSLÜMANIN ÜZERİNE FARZDIR.”      (Hadis)

Adres: AKEVLER İSTANBUL KOOPERATİFLERİ MERKEZİ,  Zafer Mah. Coşarsu Sk. No: 29 YENİBOSNA / İSTANBUL    Tel: (0212) 452 76 51

Tefsir Seminer Notları Yenibosna’da Cumartesi akşamları okunup tartışılmaktadır.

GAYEMİZ: Bu “SEMİNER NOTLARI”nın İstanbul, Türkiye ve bütün dünyada “OKUNMASIANLAŞILMASI VE UYGULANMASI”DIR. - ADİL DÜZEN ÇALIŞANLARI

 

***

 

*“ADİL DÜZEN” DERSLERİ/YORUMLARI

NAZARBAYEV GÖREVI BIRAKTI

***

SONA DOĞRU SON SEÇIM YORUMUM

Süleyman KARAGÜLLE

 

***

 

*SEBÎLU’R-REŞÂD” / MAKALELER

İnnellâhe yudhilu.. cennâtin tecrî min tahtihâ’l-enhâru…

Seçim; o ziyaret ve nasihati unutmadı, inşallah…

Seçmen kooperatifleşmeli, belediye desteklemeli

Patron halktır, belediye halka hizmet için vardır

Millî Görüşün efsane ‘Garson Belediye Anlayışı’

Reşat Nuri EROL

 

***

 

HAC SÛRESİ - 8. Hafta

أَعُوذُ بِاللَّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

يَاأَيُّهَا النَّاسُ اتَّقُوا رَبَّكُمْ إِنَّ زَلْزَلَةَ السَّاعَةِ شَيْءٌ عَظِيمٌ (1) يَوْمَ تَرَوْنَهَا تَذْهَلُ كُلُّ مُرْضِعَةٍ عَمَّا أَرْضَعَتْ وَتَضَعُ كُلُّ ذَاتِ حَمْلٍ حَمْلَهَا وَتَرَى النَّاسَ سُكَارَى وَمَا هُمْ بِسُكَارَى وَلَكِنَّ عَذَابَ اللَّهِ شَدِيدٌ (2) وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يُجَادِلُ فِي اللَّهِ بِغَيْرِ عِلْمٍ وَيَتَّبِعُ كُلَّ شَيْطَانٍ مَرِيدٍ (3) كُتِبَ عَلَيْهِ أَنَّهُ مَنْ تَوَلَّاهُ فَأَنَّهُ يُضِلُّهُ وَيَهْدِيهِ إِلَى عَذَابِ السَّعِيرِ (4) يَاأَيُّهَا النَّاسُ إِنْ كُنْتُمْ فِي رَيْبٍ مِنَ الْبَعْثِ فَإِنَّا خَلَقْنَاكُمْ مِنْ تُرَابٍ ثُمَّ مِنْ نُطْفَةٍ ثُمَّ مِنْ عَلَقَةٍ ثُمَّ مِنْ مُضْغَةٍ مُخَلَّقَةٍ وَغَيْرِ مُخَلَّقَةٍ لِنُبَيِّنَ لَكُمْ وَنُقِرُّ فِي الْأَرْحَامِ مَا نَشَاءُ إِلَى أَجَلٍ مُسَمًّى ثُمَّ نُخْرِجُكُمْ طِفْلًا ثُمَّ لِتَبْلُغُوا أَشُدَّكُمْ وَمِنْكُمْ مَنْ يُتَوَفَّى وَمِنْكُمْ مَنْ يُرَدُّ إِلَى أَرْذَلِ الْعُمُرِ لِكَيْلَا يَعْلَمَ مِنْ بَعْدِ عِلْمٍ شَيْئًا وَتَرَى الْأَرْضَ هَامِدَةً فَإِذَا أَنْزَلْنَا عَلَيْهَا الْمَاءَ اهْتَزَّتْ وَرَبَتْ وَأَنْبَتَتْ مِنْ كُلِّ زَوْجٍ بَهِيجٍ (5) ذَلِكَ بِأَنَّ اللَّهَ هُوَ الْحَقُّ وَأَنَّهُ يُحْيِي الْمَوْتَى وَأَنَّهُ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ (6) وَأَنَّ السَّاعَةَ آتِيَةٌ لَا رَيْبَ فِيهَا وَأَنَّ اللَّهَ يَبْعَثُ مَنْ فِي الْقُبُورِ (7) وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يُجَادِلُ فِي اللَّهِ بِغَيْرِ عِلْمٍ وَلَا هُدًى وَلَا كِتَابٍ مُنِيرٍ (8) ثَانِيَ عِطْفِهِ لِيُضِلَّ عَنْ سَبِيلِ اللَّهِ لَهُ فِي الدُّنْيَا خِزْيٌ وَنُذِيقُهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ عَذَابَ الْحَرِيقِ (9) ذَلِكَ بِمَا قَدَّمَتْ يَدَاكَ وَأَنَّ اللَّهَ لَيْسَ بِظَلَّامٍ لِلْعَبِيدِ (10) وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يَعْبُدُ اللَّهَ عَلَى حَرْفٍ فَإِنْ أَصَابَهُ خَيْرٌ اطْمَأَنَّ بِهِ وَإِنْ أَصَابَتْهُ فِتْنَةٌ انْقَلَبَ عَلَى وَجْهِهِ خَسِرَ الدُّنْيَا وَالْآخِرَةَ ذَلِكَ هُوَ الْخُسْرَانُ الْمُبِينُ (11) يَدْعُو مِنْ دُونِ اللَّهِ مَا لَا يَضُرُّهُ وَمَا لَا يَنْفَعُهُ ذَلِكَ هُوَ الضَّلَالُ الْبَعِيدُ (12) يَدْعُو لَمَنْ ضَرُّهُ أَقْرَبُ مِنْ نَفْعِهِ لَبِئْسَ الْمَوْلَى وَلَبِئْسَ الْعَشِيرُ (13) إِنَّ اللَّهَ يُدْخِلُ الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ إِنَّ اللَّهَ يَفْعَلُ مَا يُرِيدُ (14) مَنْ كَانَ يَظُنُّ أَنْ لَنْ يَنْصُرَهُ اللَّهُ فِي الدُّنْيَا وَالْآخِرَةِ فَلْيَمْدُدْ بِسَبَبٍ إِلَى السَّمَاءِ ثُمَّ لْيَقْطَعْ فَلْيَنْظُرْ هَلْ يُذْهِبَنَّ كَيْدُهُ مَا يَغِيظُ (15) وَكَذَلِكَ أَنْزَلْنَاهُ آيَاتٍ بَيِّنَاتٍ وَأَنَّ اللَّهَ يَهْدِي مَنْ يُرِيدُ (16) إِنَّ الَّذِينَ آمَنُوا وَالَّذِينَ هَادُوا وَالصَّابِئِينَ وَالنَّصَارَى وَالْمَجُوسَ وَالَّذِينَ أَشْرَكُوا إِنَّ اللَّهَ يَفْصِلُ بَيْنَهُمْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ إِنَّ اللَّهَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ شَهِيدٌ (17) أَلَمْ تَرَ أَنَّ اللَّهَ يَسْجُدُ لَهُ مَنْ فِي السَّمَوَاتِ وَمَنْ فِي الْأَرْضِ وَالشَّمْسُ وَالْقَمَرُ وَالنُّجُومُ وَالْجِبَالُ وَالشَّجَرُ وَالدَّوَابُّ وَكَثِيرٌ مِنَ النَّاسِ وَكَثِيرٌ حَقَّ عَلَيْهِ الْعَذَابُ وَمَنْ يُهِنِ اللَّهُ فَمَا لَهُ مِنْ مُكْرِمٍ إِنَّ اللَّهَ يَفْعَلُ مَا يَشَاءُ (18) هَذَانِ خَصْمَانِ اخْتَصَمُوا فِي رَبِّهِمْ فَالَّذِينَ كَفَرُوا قُطِّعَتْ لَهُمْ ثِيَابٌ مِنْ نَارٍ يُصَبُّ مِنْ فَوْقِ رُءُوسِهِمُ الْحَمِيمُ (19) يُصْهَرُ بِهِ مَا فِي بُطُونِهِمْ وَالْجُلُودُ (20) وَلَهُمْ مَقَامِعُ مِنْ حَدِيدٍ (21) كُلَّمَا أَرَادُوا أَنْ يَخْرُجُوا مِنْهَا مِنْ غَمٍّ أُعِيدُوا فِيهَا وَذُوقُوا عَذَابَ الْحَرِيقِ (22) إِنَّ اللَّهَ يُدْخِلُ الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ يُحَلَّوْنَ فِيهَا مِنْ أَسَاوِرَ مِنْ ذَهَبٍ وَلُؤْلُؤًا وَلِبَاسُهُمْ فِيهَا حَرِيرٌ (23) وَهُدُوا إِلَى الطَّيِّبِ مِنَ الْقَوْلِ وَهُدُوا إِلَى صِرَاطِ الْحَمِيدِ (24) إِنَّ الَّذِينَ كَفَرُوا وَيَصُدُّونَ عَنْ سَبِيلِ اللَّهِ وَالْمَسْجِدِ الْحَرَامِ الَّذِي جَعَلْنَاهُ لِلنَّاسِ سَوَاءً الْعَاكِفُ فِيهِ وَالْبَادِ وَمَنْ يُرِدْ فِيهِ بِإِلْحَادٍ بِظُلْمٍ نُذِقْهُ مِنْ عَذَابٍ أَلِيمٍ (25) وَإِذْ بَوَّأْنَا لِإِبْرَاهِيمَ مَكَانَ الْبَيْتِ أَنْ لَا تُشْرِكْ بِي شَيْئًا وَطَهِّرْ بَيْتِيَ لِلطَّائِفِينَ وَالْقَائِمِينَ وَالرُّكَّعِ السُّجُودِ (26) وَأَذِّنْ فِي النَّاسِ بِالْحَجِّ يَأْتُوكَ رِجَالًا وَعَلَى كُلِّ ضَامِرٍ يَأْتِينَ مِنْ كُلِّ فَجٍّ عَمِيقٍ (27) لِيَشْهَدُوا مَنَافِعَ لَهُمْ وَيَذْكُرُوا اسْمَ اللَّهِ فِي أَيَّامٍ مَعْلُومَاتٍ عَلَى مَا رَزَقَهُمْ مِنْ بَهِيمَةِ الْأَنْعَامِ فَكُلُوا مِنْهَا وَأَطْعِمُوا الْبَائِسَ الْفَقِيرَ (28) ثُمَّ لْيَقْضُوا تَفَثَهُمْ وَلْيُوفُوا نُذُورَهُمْ وَلْيَطَّوَّفُوا بِالْبَيْتِ الْعَتِيقِ (29) ذَلِكَ وَمَنْ يُعَظِّمْ حُرُمَاتِ اللَّهِ فَهُوَ خَيْرٌ لَهُ عِنْدَ رَبِّهِ وَأُحِلَّتْ لَكُمُ الْأَنْعَامُ إِلَّا مَا يُتْلَى عَلَيْكُمْ فَاجْتَنِبُوا الرِّجْسَ مِنَ الْأَوْثَانِ وَاجْتَنِبُوا قَوْلَ الزُّورِ (30)

 

***

 

حُنَفَاءَ لِلَّهِ غَيْرَ مُشْرِكِينَ بِهِ وَمَنْ يُشْرِكْ بِاللَّهِ فَكَأَنَّمَا خَرَّ مِنَ السَّمَاءِ فَتَخْطَفُهُ الطَّيْرُ أَوْ تَهْوِي بِهِ الرِّيحُ فِي مَكَانٍ سَحِيقٍ (31) ذَلِكَ وَمَنْ يُعَظِّمْ شَعَائِرَ اللَّهِ فَإِنَّهَا مِنْ تَقْوَى الْقُلُوبِ (32) لَكُمْ فِيهَا مَنَافِعُ إِلَى أَجَلٍ مُسَمًّى ثُمَّ مَحِلُّهَا إِلَى الْبَيْتِ الْعَتِييقِ (33) وَلِكُلِّ أُمَّةٍ جَعَلْنَا مَنْسَكًا لِيَذْكُرُوا اسْمَ اللَّهِ عَلَى مَا رَزَقَهُمْ مِنْ بَهِيمَةِ الْأَنْعَامِ فَإِلَهُكُمْ إِلَهٌ وَاحِدٌ فَلَهُ أَسْلِمُوا وَبَشِّرِ الْمُخْبِتتِينَ (34) الَّذِينَ إِذَا ذُكِرَ اللَّهُ وَجِلَتْ قُلُوبُهُمْ وَالصَّابِرِينَ عَلَى مَا أَصَابَهُمْ وَالْمُقِيمِي الصَّلَاةِ وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنْفِقُونَ (35)

 

حُنَفَاءَ لِلَّهِ

XuNaFAEa LielLAvHı (XuNaFAEa LielLAvHı)

“Allah’a hanifler olarak”

“Evsanın ricsinden ictinab ediniz ve kavlin zurunden ictinab ediniz” emrini verdikten sonra bu içtinabın nasıl yapılacağını ifade etmektedir.

حُنَفَاءَ kelimesi ile tanımlamaktadır. Yani evsandan ictinab etmek ve kavlin zurundan ictinab etmek menfi fiillerdir. O menfinin gerçekleşmesi için yerine müsbet bir şeyin konması gerekir. Kevn boşluğu kabul etmez. Bir kaptaki havayı boşaltmak isterseniz yerine başka bir şey koymalısınız. Yoksa havayı azaltırsınız ama boşaltamazsınız. Mevcut şirk düzenini ortadan kaldırmak için yerine başka düzen konması gerekir. Bunun Allah’a hanif olmakla gerçekleşeceğini söylüyor Allah. 

حَنْفَاء eğildiği zaman kırılmayan yaş çalıdır. Esnek çubuk demektir. حَنَفَ asla dönmek demektir.

ح hareketi, ن belirsizliği, ف ayrılıp bitişik kalmayı ifade eder.

Allah için hanif olmak demek esnek olmak demektir, kırılmadan eğilmek demektir. Varlığını koruyacaksın ama topluluğa uyum sağlayacaksın. Toplulukla çıkarını paralelleştireceksin. Öyle iş yapacaksın ki o hem sana yararlı olacak hem de topluluk için yararlı olacak. Malını pahalı satmak senin için yararlıdır, topluluk için de yararlıdır. Çünkü en çok muhtaç olanı bulursun yahut en uygun yerde kullanılmasını sağlarsın. Alırken de malı en ucuz alacaksın. Böylece malı hem senin hem de topluluğun çıkarına kullanmış olacaksın. Arz ve talep kanunlarına uymak hunefadan olmak demektir.

Ekonomide arz ve talep kanunları, siyasette ise ortak irade hunefanın temelidir.

Aramızda bir başkan seçeceğiz. Başkan olarak o toplulukta en çok istenen birini bulmamız gerekir. Biz bunu şöyle yapıyoruz. Herkes diğerlerini başkanlık için sıralıyor. Yani diyor ki; ben başkan olarak önce bunu, sonra bunu, sonra bunu istiyorum. Bu sıraların tersini alıp topluyoruz, en büyük sayıdan başlayıp sıralıyoruz. Dolayısıyla topluluğun içinde en çok istenen kişiyi buluyoruz.

Bu sistem üzerinde tartışılabilir. Bundan daha fazla topluluğun istediği bulunabilir. Ama esas olan başkanı seçerken topluluğun en çok istediği kimseyi bulmaktır.

Ekseriyet sisteminde ise yarısı istiyor yarısı istemiyor, birbirini götürüyor, üç beş kişinin istediği başkan oluyor.

Bir toplulukta yaşayanları aynı başkanı isteyenler olarak tarif ediyoruz. O topluluk Allah’ın halifesi olur. Bir kimse eğer birisinin o toplulukta olmasını istemiyorsa hakemlere gidip onun sürülmesini sağlayabilir yahut kendisi gider. Ama ben bunun başkanlığını kabul etmiyorum diyemez.

...



YorumYap

Tüm Seminerler
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1025
Müminun Suresi Tefsiri 62-70. Ayetler
3.8.2019 224 Okunma
1 Yorum 04.08.2019 08:59
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1024
Müminun Suresi Tefsiri 53-61. Ayetler
27.7.2019 185 Okunma
1 Yorum 28.07.2019 07:29
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1023
Müminun Suresi Tefsiri 45-52. Ayetler
20.7.2019 283 Okunma
1 Yorum 21.07.2019 09:13
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1022
Müminun Suresi Tefsiri 35-44. Ayetler
13.7.2019 280 Okunma
1 Yorum 15.07.2019 06:11
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1021
Müminun Suresi Tefsiri 28-34. Ayetler
6.7.2019 349 Okunma
1 Yorum 09.07.2019 15:45
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1020
Müminun Suresi Tefsiri 23-27. Ayetler
29.6.2019 346 Okunma
1 Yorum 02.07.2019 17:49
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1019
Müminun Suresi Tefsiri 17-22. Ayetler
22.6.2019 347 Okunma
1 Yorum 23.06.2019 10:22
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1018
Müminun Suresi Tefsiri 12-16. Ayetler
15.6.2019 347 Okunma
1 Yorum 15.06.2019 22:56
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1017
Müminun Suresi Tefsiri 1-11. Ayetler
8.6.2019 502 Okunma
1 Yorum 11.06.2019 14:33
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1016
Hac Suresi Tefsiri 77-78. Ayetler
1.6.2019 420 Okunma
1 Yorum 11.06.2019 14:35
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1015
Hac Suresi Tefsiri 72-76. Ayetler
25.5.2019 405 Okunma
1 Yorum 26.05.2019 02:33
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1014
Hac Suresi Tefsiri 67-71. Ayetler
18.5.2019 477 Okunma
1 Yorum 20.05.2019 04:46
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1013
Hac Suresi Tefsiri 63-66. Ayetler
11.5.2019 376 Okunma
1 Yorum 13.05.2019 09:47
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1012
Hac Suresi Tefsiri 58-62. Ayetler
4.5.2019 491 Okunma
1 Yorum 06.05.2019 01:24
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1011
Hac Suresi Tefsiri 53-57. Ayetler
27.4.2019 475 Okunma
1 Yorum 29.04.2019 07:05
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1010
Hac Suresi Tefsiri 49-52. Ayetler
20.4.2019 574 Okunma
1 Yorum 23.04.2019 15:04
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1009
Hac Suresi Tefsiri 45-48. Ayetler
13.4.2019 528 Okunma
1 Yorum 14.04.2019 06:28
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1008
Hac Suresi Tefsiri 40-44. Ayetler
6.4.2019 552 Okunma
1 Yorum 08.04.2019 08:30
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1007
Hac Suresi Tefsiri 36-39. Ayetler
30.3.2019 557 Okunma
1 Yorum 02.04.2019 09:26
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1006
Hac Suresi Tefsiri 31-35. Ayetler
23.3.2019 629 Okunma
1 Yorum 24.03.2019 11:18
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1005
Hac Suresi Tefsiri 27-30. Ayetler
16.3.2019 743 Okunma
2 Yorum 17.03.2019 11:00
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1004
Hac Suresi Tefsiri 23-26. Ayetler
9.3.2019 816 Okunma
3 Yorum 10.03.2019 14:32
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1003
Hac Suresi Tefsiri 18-22. Ayetler
2.3.2019 681 Okunma
1 Yorum 03.03.2019 08:53
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1002
Hac Suresi Tefsiri 14-17. Ayetler
23.2.2019 657 Okunma
1 Yorum 25.02.2019 11:40
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1001
Hac Suresi Tefsiri 9-13. Ayetler
16.2.2019 684 Okunma
1 Yorum 17.02.2019 07:28
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1000
Hac Suresi Tefsiri 5-8. Ayetler
9.2.2019 712 Okunma
1 Yorum 11.02.2019 07:17
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 999
Hac Suresi Tefsiri 1-4. Ayetler
2.2.2019 854 Okunma
2 Yorum 03.02.2019 09:54
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 998
Enbiya Suresi Tefsiri 105-112. Ayetler
26.1.2019 734 Okunma
1 Yorum 29.01.2019 10:16
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 997
Enbiya Suresi Tefsiri 101-104. Ayetler
19.1.2019 760 Okunma
1 Yorum 20.01.2019 09:15
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 996
Enbiya Suresi Tefsiri 95-100. Ayetler
12.1.2019 870 Okunma
3 Yorum 20.01.2019 14:05
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 995
Enbiya Suresi Tefsiri 89-94. Ayetler
5.1.2019 837 Okunma
1 Yorum 06.01.2019 17:39
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 994
Enbiya Suresi Tefsiri 83-88. Ayetler
29.12.2018 789 Okunma
1 Yorum 30.12.2018 20:04
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 993
Enbiya Suresi Tefsiri 76-82. Ayetler
22.12.2018 928 Okunma
4 Yorum 28.12.2018 17:19
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 992
Enbiya Suresi Tefsiri 71-75. Ayetler
15.12.2018 821 Okunma
1 Yorum 16.12.2018 08:21
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 991
Enbiya Suresi Tefsiri 61-70. Ayetler
8.12.2018 835 Okunma
1 Yorum 09.12.2018 18:21
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 990
Enbiya Suresi Tefsiri 51-59. Ayetler
1.12.2018 844 Okunma
1 Yorum 02.12.2018 12:07
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 989
Enbiya Suresi Tefsiri 44-50. Ayetler
24.11.2018 917 Okunma
2 Yorum 30.11.2018 12:01
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 988
Enbiya Suresi Tefsiri 37-43. Ayetler
17.11.2018 962 Okunma
1 Yorum 18.11.2018 02:30
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 987
Enbiya Suresi Tefsiri 30-36. Ayetler
10.11.2018 857 Okunma
1 Yorum 11.11.2018 12:14
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 986
Enbiya Suresi Tefsiri 21-29. Ayetler
3.11.2018 881 Okunma
1 Yorum 04.11.2018 08:48
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 985
Enbiya Suresi Tefsiri 14-20. Ayetler
27.10.2018 868 Okunma
1 Yorum 29.10.2018 09:01
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 984
Enbiya Suresi Tefsiri 7-13. Ayetler
20.10.2018 936 Okunma
1 Yorum 22.10.2018 07:05
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 983
Enbiya Suresi Tefsiri 1-6. Ayetler
13.10.2018 977 Okunma
1 Yorum 14.10.2018 15:17
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 982
Taha Suresi Tefsiri 133-135. Ayetler
6.10.2018 1000 Okunma
1 Yorum 07.10.2018 18:14
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 981
Taha Suresi Tefsiri 128-132. Ayetler
29.9.2018 1017 Okunma
1 Yorum 29.09.2018 21:51
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 980
Taha Suresi Tefsiri 122-127. Ayetler
22.9.2018 1038 Okunma
1 Yorum 23.09.2018 12:16
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 979
Taha Suresi Tefsiri 115-121. Ayetler
15.9.2018 1085 Okunma
1 Yorum 16.09.2018 17:34
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 978
Taha Suresi Tefsiri 108-114. Ayetler
8.9.2018 1070 Okunma
1 Yorum 10.09.2018 11:02
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 977
Taha Suresi Tefsiri 100-107. Ayetler
1.9.2018 1133 Okunma
1 Yorum 03.09.2018 09:42
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 976
Taha Suresi Tefsiri 95-99. Ayetler
18.8.2018 1263 Okunma
1 Yorum 19.08.2018 06:33
Prev[1]234567181920Next