Kullanıcı Adı:
Parola:
Üye Kayıt
Üye Aktivasyon
Parolamı Unuttum

Captcha image
Show another code

Giriş
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 994
Enbiya Suresi Tefsiri 83-88. Ayetler
29.12.2018
567 Okunma, 1 Yorum

ENBİYA SÛRESİ - 12. Hafta

أَعُوذُ بِاللَّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ 

وَأَيُّوبَ إِذْ نَادَى رَبَّهُ أَنِّي مَسَّنِيَ الضُّرُّ وَأَنْتَ أَرْحَمُ الرَّاحِمِينَ (83) فَاسْتَجَبْنَا لَهُ فَكَشَفْنَا مَا بِهِ مِنْ ضُرٍّ وَآتَيْنَاهُ أَهْلَهُ وَمِثْلَهُمْ مَعَهُمْ رَحْمَةً مِنْ عِنْدِنَا وَذِكْرَى لِلْعَابِدِينَ (84) وَإِسْمَاعِيلَ وَإِدْرِيسَ وَذَا الْكِفْلِ كُلٌّ مِنَ الصَّابِرِينَ (85) وَأَدْخَلْنَاهُمْ فِي رَحْمَتِنَا إِنَّهُمْ مِنَ الصَّالِحِينَ (86) وَذَا النُّونِ إِذْ ذَهَبَ مُغَاضِبًا فَظَنَّ أَنْ لَنْ نَقْدِرَ عَلَيْهِ فَنَادَى فِي الظُّلُمَاتِ أَنْ لَا إِلَهَ إِلَّا أَنْتَ سُبْحَانَكَ إِنِّي كُنْتُ مِنَ الظَّالِمِينَ (87) فَاسْتَجَبْنَا لَهُ وَنَجَّيْنَاهُ مِنَ الْغَمِّ وَكَذَلِكَ نُنْجِي الْمُؤْمِنِينَ (88)

 

***

 

وَأَيُّوبَ

Va EayYUvBa (Va EaFGUvLa)

“Ve Eyyub’e de (rüştünü)”

Kur’an’da 25 peygamberin ismi geçer. Üç tane de ihtilaflı vardır; Lokman, Üzeyir ve Meryem. Biz bunları da peygamber kabul ediyoruz. Bunları kabul etmesek 25 peygamber olur. Her biri çifttir, yalnız Muhammed tektir.

Bunlar bu surede ve Enam suresinde topluca zikredilmiştir. Bu sûrede Âdem, Hud, Salih, Şuayb, Yusuf ve İlyas geçmemektedir.

25 peygamber kabul etsek İsa ile Nuh eşleştirilir. Nuh şeriatı, İsa tarikatı temsil eder. Muhammed bütün peygamberleri temsil ettiği için tek başına zikredilmiştir.

Eğer 28 peygamber kabul edersek Meryem ile İsa beraber olurlar, Muhammed ile Nuh beraber olurlar; Nuh uygarlığı başlatmıştır, Muhammed ise tamamlatmıştır.

Bu surede dikkat edilecek hususlardan biri İsa’nın, Meryem’in, Yunus’un ve Muhammed’in adları geçmemekte, vasıfları ile anlatılmaktadırlar. Meryem’den söz ederken “Fercini ıhsan etti.” deniyor (Enbiya, 21/91). İsa’dan ise oğlu diye bahsediyor, Yunus’tan da Ninovalı olarak bahsediyor. Muhammed’e senden önce diyerek tüm peygamberlerin sonuncusu olduğuna işaret ediyor.

Bütün peygamberleri ikişer ikişer olarak zikrettiği halde İsmail, İdris ve Zelkifl’i ayrıca üçünü bir arada zikretti. Bu surede kitap olarak sadece Zebur’un adı geçmektedir. Burada geçen Zebur marifedir, Davud’a verildiği bildirilen yerde (Nisa, 4/163) geçen Zebur nekredir. Demek ki Davud’a verilen kitabın özel ismi nekredir. Burada ise o Zebur değildir. Davud’a verilen Zebur kelimesini nekre olarak anlarsan o zaman iki Zebur vardır demektir. Dr. Mete Bey araştırsın.

Burada Eyyub, Davud ve Süleyman’dan bahsedildi. Eşi olan Zelkifl ise İsmail ile zikredildi. Eyyub İsrail oğullarından olmayan bir peygamber olmalıdır.

 

Muhammed

 Nuh

İbrahim

 Lut

Musa

 Harun

Davud

 Süleyman

Âdem

 İdris

Hud

 Salih

Şuayb

 Yunus

İsmail

 İshak

Yakub

 Yusuf

Zekeriya

 Yahya

Elyasa

 İlyas

Eyyub

 Zülkifl

Üzeyir

 Lokman

Meryem

 İsa

*Kırmızı renkliler bu sûrede geçenlerdir.

 

إِذْ نَادَى رَبَّهُ

EiÜ NAvDAv RabBaHUv (EiÜ FaGaLaHUv RabBaHUv)

“Hani Rabbine nida etmişti”

نَدْوَة halkın toplandığı yerdir. Toplanmadan önce toplantıya yüksek sesle çağırmaya نِدَاء denmiş. Daha sonra çağırma fiilinin mastarı olmuştur.

ندو Kur’an’da 53, ندم 7 defa geçer. Toplam 60 (22*3*5) eder.

ن belirsizliği, د duvarı, çevreyi, و birliği ifade eder.

Türkçeye çağırma olarak tercüme ettiğimiz نِدَاء Kur’an Arapçasında söylemek anlamındadır. نِدَاءً خَفِيًّا  Kur’an’da geçmektedir (Meryem, 19/3). Dua etmek nida olduğu gibi rabbin bir şeyi söylemesi de nidadır. Eyyub hastalanmıştır, Rabbine dua etmektedir.

Bir hastanın Rabbine dua etmesi meşrudur demektir.

Duanın tedavi edici bir rolü var mıdır?

Benim köyümde bir hasta çok ağrılar çekerse Cuma günü dua ederler; Rabbimiz, filan hastayı iyileştir, eceli gelmişse de sen kurtar. Bir iki hafta içinde ümitsiz hastanın öldüğü görülür.

Eyyub da ıstırap içindedir, halkımızın deyimi ile ‘o tarafa veya bu tarafa kurtar’ şeklinde dua etmektedir.

أَنِّي مَسَّنِيَ الضُّرُّ

EanNIy MasSaNıYa elWurRu (EanNIy FaGaLaNIy eLFuGLu)

“Bana durr mess etmesi”

ضَرّ çok ağır olmayan hastalıktır.

“Mess etmek” de dokunmak anlamındadır.

Eyyub katarakt olmuştur, görememektedir, iş yapamamaktadır. Rabbine hastalığından değil de iş yapamadığından şikâyet etmektedir. Küçük çocukları vardır, onlara nafaka temin edememektedir.

Başka yerde “şeytan bana mess etti” diyor. Burada “zarar/darar bana mess etti” diyor. Kör olduğum için yürüyemiyorum, ayrıca acı da duyuyorum diyor. Burada ya cinin çarpmasını kabul edeceğiz ya da şeytan başka anlama da gelecektir. Cin görünmeyen varlık demektir. Kimileri mikrop ve virüslerin şeytan veya cin olduklarını ifade etmektedirler. Böyle de anlayabiliriz. Bu şeytanın İblis olmadığını ifade etmez.

Kur’an’da müteşabihler vardır. Cin ve meleğin insan ruhuna etki ettiğine şüphe yoktur. İnsanın acıktığı zaman duyduğu açlık hissi biyolojiktir ama insanın intikam alma hissi biyolojik değildir. Melek ve cinlerin insan bedenine etki edip etmediği hususu bende tam olarak tespit edilmiş değildir. Kur’an baştan sonuna kadar buna göre okunacak ve yorumlanacak.  

وَأَنْتَ أَرْحَمُ الرَّاحِمِينَ(83)

Va EnTA EaRXaMu elRaXıYMıyNa (Va EaNTa EaFGaLu eLFAvGıLIyNa)

“Ve sen rahimlerin erhamısın.”

Durumu arz ediyor. O’ndan “Bana şunu yap bunu yap” demiyor, “Erhamu’r-rahiminsin” diyor. Gereğini yapmasını istiyor.  Başka rahmet edenler varmış, rabbi ise erham imiş.

Kimdir bu başka rahmet edenler?

İnsanlık, çevre, topluluk rahimdir. Ocak, bucak, il, ülke ve insanlık birer rahimdir. Bunlar hilafeten rahimdir. Âlemlerin Rabbi ise erhamdır.

Bununla Eyyub “Çevrem benim sorunlarımı çözemiyor, ne yapacağımı bilemez hale geldim, Sana iltica ediyorum, Sen ne gerekiyorsa onu yap.” diyor.

Bazen böyle duruma gelebiliriz, sorunları çözemez oluruz. İşte o zaman erhamu’r-rahimine havale edip sabırla beklememiz gerekir.

Bugün Akevler’in durumu budur. Yarım asırlık çalışma sonunda ne yapacağını belirlemelidir. Yüz lojmanlı işyeri apartmanlarını, semt kooperatiflerini kurma kararını almıştır ama kimseden bir ses gelmiyor. O halde dua ediyoruz. Rabbimiz, Sen erhamu’r-rahiminsin.

Ne yapacağımıza karar vermiş ve yola koyulmuş bulunuyoruz. Bu büyük bir nimettir. İstanbul’da ilmi çalışmalar devam etmektedir. Kur’an seminerleri yaklaşık bin haftadan beri yapılmaktadır. Muhasebe programı yapılmaktadır. Yalova’da proje çalışmaları devam etmektedir. Projede üretilenlerin uygulanması için makinalar hazırlanmaktadır. Arsa alınmış, gerekli ruhsatlar karar safhasında, ayrıca belediye ile 100 lojmanlı sağlık merkezi ve onun gerekli işyeri projeleri üzerinde anlaşmalara varılmıştır. Üç kişi araştırmacı olarak finanse edilmekte, ayrıca üç kişi de kendi imkânları ile Ar-Ge çalışmalarına katılmaktadırlar.

Varlığımız sürmektedir ama iş yapmada zorluk içindeyiz. Kriz var. Ortak bulamıyoruz, eski ortaklara ödemeler yapıyoruz. Yapacağımız işin halimizi Rabbimize arz edip, “Sen rahmet edenlerin en rahmet edenisin” dememiz olduğunu bu ayet bize öğretiyor.

 

YORUM

İşçilik döneminden ortaklık dönemine geçiyoruz. Tarihin zor iki döneminden birini yaşıyoruz. Birincisi, Nuh Peygamber zamanında böyle zorlukla karşılaşılmıştır. Dünyayı tufan almış. Yapılan gemi ile o günkü bir avuç insanlık kurtulmuştu. İkincisi de günümüzdedir, bugün işçilik döneminden ortaklık dönemine geçilmektedir. İnsanlık zor günler yaşamaktadır. Biz de semt kooperatifleri kurmakta ve yüz lojmanlı işyeri apartmanlarını yapmakta zorlanıyoruz.

Evet, sabırla çalışmamıza devam etmemiz ve erhamu’r-rahimine iltica etmemiz gerekir. Şimşekler çakmakta, bir bakıyorsunuz ortalık aydınlanmakta ve bir daha kapanmaktadır. Devlet başkanımız çıkıyor “Faizsiz sisteme geçeceğiz” diyor. Ortalık ümitle dolmakta ama faizciler bunu yapmak istememektedir. Bir daha kapanmaktadır. Belediye başkan adayları ortaya çıkmakta siz de “Hah, işte bu. Herhalde ortaklık sistemini benimser ve Kur’an ehliyle bir olur.” demektesiniz. Birden kapanmakta ve sonra yine zifiri karanlıklar gelmektedir.

Eyyub misali nida ediyoruz. Rabbimize dua ediyoruz. “Bize zarar mess etti, Sen erhamu’r-rahiminsin.” diyoruz.

 

Öz Türkçe ile:

“Ve Eyyub’a da. Hani Yetiştiricisine seslenmişti: bana darlık dokundu ve Sen esenlik verenlerin en esenlik verenisin.”

Kur’an kelimeleri ile:

“Ve Eyyub’a da. Hani Rabbine nida etmişti: bana durr mess etti ve sen erhamu’r-rahiminsin.”

 

Va EayYUvBa EiZ NAvDAv RabBaHu EanNIy MasSaNıYa elWurRu Va EnTA EaRXaMu elRaXıYMıyNa

وَأَيُّوبَ إِذْ نَادَى رَبَّهُ أَنِّي مَسَّنِيَ الضُّرُّ وَأَنْتَ أَرْحَمُ الرَّاحِمِينَ(83)

 

***

 

فَكَشَفْنَافَاسْتَجَبْنَا لَهُ

Fa iSTaCaBNAv LaHUv FaKaŞaFNAv (FaFaGaLNAv)

“Ona isticab ettik. Keşfettik”

كَشْفَاء ‘açık baş’ demektir. Açmak, örtüyü açmak, saçı kaldırıp alnı açmak anlamlarına gelir. Alnın üstündeki kalkık bağlı kâkül demektir.

كoluşumu, ش birden oluşumu, ف eklemi ifade eder.

“Keşfetmek” örtüyü birden kaldırmak demektir. Kurtuluş tedrici değil sıçrayışla olur. Zarar yavaş yavaş mess ederek gelir, şifa ise birden iyileşmeye götürür. Siz hazırlıklar yaparsınız, hiçbir kurtuluş emaresi gözükmez, birden aydınlık olur.

Osmanlı İmparatorluğu iki asır içinde yıkıldı, Cumhuriyet iki yılda kuruldu.

Ortaklık düzeni için çalışanlar bunu bilmelidir. İşçilik sistemi iki üç asırdır insanlığı ezmektedir. Ortaklık sistemi üzerinde çalışmalar hiçbir başarı alameti gösteremiyorlar. Partiler kurduk, anayasa ekseriyetleri ile iktidar olduk. Bizim sırtımıza binip iktidar olanlar Sermaye ile bir olup bizi ezmeye devam ediyorlar.

Evet, bundan kurtulacağız, Allah birden keşfedecektir. Bugünkü insanlığı saran durr birden kalkacaktır. Allah keşfedecektir.

مَا بِهِ مِنْ ضُرٍّ

MAv BiHıy MiN WurRın (MAv BiHIy MiN FuGLı)

“Onunla durrdan olan”

Onunla olan zararı birden keşfettik. Katarakt idiyse bir doktor sıyırıp almıştır. Başka hastalık idiyse bir ilaç kullanmış ve hastalık iyi olmuştur.

Bugün biz sıkıntıdayız. İşsizlik var. Verimli çalışamıyoruz. Aşımız yok, adil bölüşüm sistemi olmadığı için sıkıntı var. Her gün korku içindeyiz. Kapımızı kim çalacak acaba; polis mi, mafya mı? Oysa polisin görevi kapımızı çalan mafyayı durdurmaktır. O, mafyayı korkutacağına bizi korkutuyor, bizi hapishanelere atıyor. Kaçacakmışız. Kaçan kaçsın ve sefil olup gitsin. Yok, suç delillerini yok edecekmiş. Senin işin ne, işinde ondan yararlan, suç delillerini ortaya çıkar. “Yüz Sorun - Yüz Çözüm” diye bir çalışmamız var, orada anlatmışız bunları. Devlet bizim çalışmamızı destekleyeceğine, Sermaye ile bir olmuş her gün bizi rahatsız ediyor, işimizi ve çalışmamızı bozuyor. Kanser hastalarını tedavi edenlerin elinden diplomaları alınıyor. Kanser hastalığı yapan maddeler kanser ilacı diye satılıyor.

Gelecekte bu satırları okuyanlar, Sermaye’nin yaptığı bu kepazeliği tarihi vaka diye okuyacak ve anlatacaklardır.

Şimdi Allah bize haber veriyor. “Eyyub’dan nasıl bunları kaldırdıksa sizden de kaldıracağız” diyor. O durumdan eser kalmayacak. Mafya olmayacak. Devletin mafya gibi davranması olmayacak. Devlet üretmeyi frenlemek için değil, üretmeyi artırmak için çalışacak. Çünkü ortaklık sisteminde devlet üretime ortaktır. Üretim olunca herkes kazanır.

وَآتَيْنَاهُ أَهْلَهُ

Va EAvTaYNAvHUv EaHLaHUv (Va EaFGaLNAvHUv EaHLaHUv)

“Ve ona ehlini ita ettik”

Onu hastalıktan kurtardığımız gibi ehlini de yoksulluktan koruduk. Hepsi sağlığını koruyarak onun da sağlığını gördüler. Artık çalışacak ve ehli ile birlikte mesut hayat sürecek.

Bu, Allah’ın büyük müjdesidir.

Semt kooperatifleri kurulup da insanlar kendilerini koruyacak hale geldikleri zaman Türkiye’de ve belki dünyada da sosyal tufan olmayacak ve insanlar Mekke’de olduğu gibi sağlam olarak kurtulacaklardır. Ehlimizi Allah bize verecektir.

Biz çalışmaya ve sabretmeye devam etmeliyiz.

وَمِثْلَهُمْ مَعَهُمْ

Va MiÇLaHuM MaGaHuM (Va FiGLuHuM FaGaluHuM)

“Ve onlarla beraber onların mislini”

Eyyub ikinci evliliği yapmış ve ondan ve ilk eşinden olan çocukları olmuş olacaktır.

Türkiye 80 milyon ise 160 milyon olacaktır demektir. İnsanlık 8 milyar ise 16 milyar olacaktır demektir. Türkiye bir asır önce 12 milyondu, bugün 80 milyondur. İşçilik düzeninden ortaklık düzenine geçildiğinde nüfus birden sıçrayacak ve iki misli olacaktır.  

Nasıl olacak?

Önce evlilik yaşına gelmiş olanlar, iş ve aş bulanlar evlenmiş olacaklardır. İş buluyorlar, kalacakları meskenlerini buluyorlar. Zina yasak. Herkes evleniyor. Herkes çocuklarının sayısı nisbetinde destek alıyor. Herkes iki yılda bir çocuk yapıyor. On sene sonra genç evliler beşte üç çoğalıyorlar.

رَحْمَةً مِنْ عِنْدِنَا

RaXMaTan MiN GıNDıNAv (FaGLaTan MiN FaGLiNAv)

“İndimizden bir rahmet”

Türkiye’nin toprakları Hollanda toprakları gibi değerlendirilse 500 milyon insan refah içinde yaşar. Bunu şöyle anlayacaksınız. Bir yerin nüfusu artınca gün/saat artmaya başlar. Belli sayıyı bulunca gün/saat azalmaya başlar. Türkiye için bu 500 milyondur. Türkiye dışarıya kapılarını açsa birkaç yıl içinde en az iki misline çıkar, refah da dört misline çıkar. Bugün Türkiye’de ve dünyada nüfus azlığı vardır. Bundan elli sene evvelki teknoloji ile bugünkü teknoloji insanlığı en az yirmi milyara götürecek durumda.

“İndimizden rahmet” denmektedir.

Yani Allah Eyyub’a rahmet etmiş. Allah bize de rahmet edecektir.

Tarım ve orman semtleri bizim çalışma verimimizi en az iki misli artıracaktır. Tarım ve orman kentleri ve sanayi üretimi ile çok verimli hale geleceklerdir. İnsanlar işçilik döneminden ortaklık tarımı ve sanayi tarımına geçmektedir. Ortaklık döneminin özelliği olarak insanlar artık tarımda da sanayi dönemine geçeceklerdir.  

وَذِكْرَى لِلْعَابِدِينَ (84)

Va ÜiKRAy Li eLGAvBiDIyNa (Va FiGLav eLFAvGıLIyNa)

“Ve abidlere zikra”

Bu sure zikr ile başlamış, “Kitabın içinde zikriniz var” denmiştir (10. ayet).

Tekrar hatırlayalım. Kur’an lafzıyla, yorumlama usulü ile değişmez bir kitaptır. O Kur’an’dır. Sözlerden oluşur, kitaptır, yazılardan oluşur, Furkandır, usulü fıkha göre yorumlanır. Zikirdir, günün ihtiyaçları için müspet ilme göre yorumlanır. Herkesin zikri ayrıdır.

Eyyub Peygamber’e de ayrı bir zikr verilmiştir. Bunun için nekredir. Abidler için denmiş ve Eyyub’un cemaatinden bahsedilmiştir.

Bugün bize yani Akevler’e gelen zikir. Akevler’in içtihatları ve Akevler’in icmaları için gerekli hükümler Kur’an’da vardır. Hastalıklardan kurtulacağız. İşçilik sisteminden ortaklık sistemine geçeceğiz. Oraya geçmek için gerekli ne varsa bizim zikrimizde vardır.

 

YORUM

Her topluluğun bir zikrası vardır. Eyyub’un da zikrası vardır. Akevler’in de zikrası vardır, onunla varlığını sürdürüyor. Çağımızın peygamberi yoktur. Çağımız teavün ortaklıkları ile ortaklık sistemine geçecektir. Her semt kooperatifinin kendi zikri olacak, kendi sözleşmesi olacak. Semt o sözleşmelere göre yönetilecektir. Onunla ibadet edilecektir.

Semtin sözleşmesine göre çıkarılan semt bonosu da o zikranın temsilcisi olacaktır.

ذِكْر var, ذِكْرَى var, aralarında acaba ne fark vardır? ى harfi fazla gelmiştir. Sonundaki harf A şeklinde okunmaktadır. و’dan veya ي’den dönüşmüş olabilir. İnsanların anlaşarak ortaya koydukları kurallardır. Bu kuralların yorumlanması da zikradır.

فِعْلَى kalıbı incelenip ona göre istidlal yapılması gereklidir. Sonuna gelen ى harfi manayı daraltmakta ve zikr kelimesinin manasını daha özgü bir hale getirmektedir.

ذِكْرَكُمْ dendiği zaman tüm bucakların şeriatı anlaşılır. ذِكْرَاكُمْ dendiğinde yöneticilerin, görevlilerin yönetmeliği anlaşılır. Bir topluluğun bütün görevlilerinin uymaları gereken kuralları içerir. Bir de o topluluğun içinde özel görevleri olanların kendi arasındaki kuralları içerir. Kanunlar ve tüzükler tüm halkı bağlar.

 

Öz Türkçe ile:

“Ona çözüm olup darlıkta olduklarını kaldırdık. Çocuklarını ve onların dengi olanı birlikte ona esenlik olsun ve kulluk edenlere de düzen olsun diye verdik.”

Kur’an kelimeleri ile:

“Ona isticab ettik. Durrdan ona olanı keşfettik. Ona ehlini ve onların mislini beraber indimizden rahmet ve abidlere zikra olsun diye ita ettik.”

 

Fa iSTaCaBNAv LaHUv FaKaŞaFNAv MAv BiHıy MiNa elWurRı Va EATaYNAvHUv EaHLaHUv MiÇLaHuM MaGaHuM RaXMaTan MiN GıNDıNAv Va ÜiKRAy Li eLGAvBiDIyNa

فَاسْتَجَبْنَا لَهُ فَكَشَفْنَا مَا بِهِ مِنْ ضُرٍّ وَآتَيْنَاهُ أَهْلَهُ وَمِثْلَهُمْ مَعَهُمْ رَحْمَةً مِنْ عِنْدِنَا وَذِكْرَى لِلْعَابِدِينَ (84)

 

***

 

وَإِسْمَاعِيلَ

Va EiSMAGIyLa (Va EiFGALIyLa)

“Ve İsmail’e (rüşdünü)”

Kur’an nebisini işaret ederek zikr ettikten sonra Musa ve Harun’u anlatmış, sonra İbrahim’de diğer peygamberleri toplamıştır. Sonra Zebur’dan bahsetmektedir. İbrahim’le beraber zikrettiği peygamberleri ikişer ikişer zikretmiş. Kendisinden olan Nuh’un zikrini de onlarla beraber yapmıştır. Bu ayette üç peygamberi toplamıştır.

Sabırlı olduklarını, rahmetine ithal edildiklerini, salih olduklarını beyan etmiştir.

Birbirlerinden uzak ayrı ayrı zamanlarda ve mekânlarda yaşayan bu peygamberleri neden bir arada zikretmiştir? Ortak özellikleri nedir?

İsmail 12 defa, İdris ile Zelkifl ikişer defa geçmektedir.

İsmail’in görevi Kur’an’ın dilini oluşturmak ve Muhammed peygamberi eğitmek olmuştur. Onun cemaatini İsmail oluşturmuştur.

İdris’in görevi ise Nuh uygarlığını hazırlamaktır. Avcılık döneminde çocuklar ve gençler ava götürülüp eğitilemediği için mağaralarda av dersleri verilmiştir. Duvarlara resimler çizilmiş, av hayvanları onlara tanıtılmış, şekil yazısı da onun zamanında doğmuştur.

Zelkifl İbrani uygarlığını temsil etmektedir.

İdris Peygamber’den sonra birçok peygamber gelmiştir. Nuh’tan önce yalnız İdris’ten bahsedilmektedir. İsrail oğullarında birçok peygamber gelmiştir. İçlerinden biri ile temsil edilmektedir. Nihayetinde İsmail Kur’an uygarlığını temsil etmektedir.

Uygarlıkları üçe ayıracağız.

İdris’in temsil ettiği uygarlık halkın kendi ürettiklerini tükettiği uygarlıktır.

Nuh ile Kur’an’a kadar gelen uygarlık ise halkın kısmen mübadele ettiği uygarlıktır.

Kur’an uygarlığında ise hemen hemen herkes üretir ve satar, karşılığında ihtiyacı olanları alır ve tüketir.

Bir elma ağacını dikersiniz ve ona yıllarca hizmet edersiniz. Seneler sonra size meyve verir. Bütün o uğraşmalar meyve verecek duruma getirmek içindir. İşte, Âdem’den başlayıp Muhammed’le biten uğraşı meyve veren bir insanlığı oluşturmaktır, yirminci yüzyıla ulaştırmaktır. Artık insanlık ağacı meyve vermeye başlayacaktır. Ortaklık düzeni budur.

وَإِدْرِيسَ

Va EiDRIySa (Va EiFGıyLa)

“Ve İdris’e (rüşdünü)”

İdris munsarif değildir. Alemiyet ve ucmedir. Bununla beraber kökü üç harften fazladır. O taktirde إِدْرِيسَ kelimesi Arapça değildir. Peygamberlerin isimlerinin manaları vardır. Mesela,  İsmail duyan işiten anlamındadır.

İnsanlığın yazılı belge olarak ilk bıraktığı eserler mağaralardaki hayvan resimleridir. Boya yapmayı öğrenmişler ve mağaralarda çizdikleri resimler 50.000 senedir bozulmamıştır. Bu resimlere yapışan sineklerin karbon 14 deneyi ile tayin edilen yaşları vardır.

Bugün yabani hayvanları avlamak kolay bir iştir. O zaman ise parçalayıcı vahşi hayvanları avlamak son derece zor bir olaydı. O zaman da bunun tekniğini geliştirmişlerdir.

Mağaralarda önce avlanacak hayvanların tehlikeli tarafları anlatılıyor, savunma teknikleri geliştiriliyordu. Sonra hangi av araçlarının nasıl kullanıldığı anlatılıyordu. Sonra bu araçların imali anlatıldı. Araçları yapma tekniğini geliştirmek doğa bilimlerine göre olmuştur. Bu sayede bugünkü uygarlık doğmuştur.

Bugün avlandıkları zaman insanlar savunma tekniğini öğreniyorlar. Sermaye silah fabrikalarını çalıştırmakta, satabilmek için de savaşlar çıkartmaktadır. İşçilik sisteminin bu cinayetleri sona erecektir. Ortaklık sisteminde tüm üretimler arz ve talep kanunlarına tabidir. Bu kanun üreticiler ile tüketiciler arasında işler. Oysa işçilik sisteminde aracı karar verir ve istediği fiyatla alıp istediği fiyattan satar.

وَذَا الْكِفْلِ

Va Üa eLKiFLi (Va Üa elFıGLı)

“Ve Zelkifl’e”

كِفْل‘Üstüne oturulan keçe’ demektir.

كِفْل kelimesi كَفِيل‘den gelen bir kelimedir. Bir işin tam karşılığıdır. Nasip veya paydan farklıdır. Bir adamı iki kişi öldürse, ikisi de bu suçtan birer kifl alırlar yani ikisine de kısas uygulanır. Kiflde paylaşma yoktur. Nasipte veya payda paylaşma vardır.

ك oluşumu, ف ayrılıp bitişik kalmayı, ل belirliliği ifade eder.

كِفْل sorumluluktur. Eyyub sorumlu peygamberdir.

Vezir daha çok eşyadan sorumlu olanlardır, kifl ise insanlardan sorumlu olan demektir.

Fıkıh usulünde bizden öncekilerin şeriatı (شَرِيعَةُ مَنْ قَبْلَنَا) irdelenmektedir. Fukahanın kabul ettiği kural şudur: eğer bizim kitabımızda ve sünnette yer alıyorsa ve nesh edilmemişse o zaman o da bizim şeriatımızdır. Kur’an’da anlatırken bütün kıssalardaki peygamberlerin davranışları o kitaptan anlaşılanlar bizim için de delildir. Bu usulde küçük değişiklik yapıyoruz. Sünnette anlatılanları kabul etmiyoruz. Çünkü re’sen bilemeyiz. Bize de kesin olarak gelmemiştir.

Kur’an’da bu kıssaları okurken bize ne diyor diye düşünmemiz gerekir. İlk müçtehitler için bu çok önemli değildir. Olaylar çok azdı ve sünnet yeterli oluyordu. Bizim için sünnetin çağımızda uygulanma imkânı azdır, çünkü o zamanın sorunlarını çözmüştür. Günümüzde ortaya çıkan sorunları ancak Kur’an çözebilir.        

Biz bu usulle Kur’an’ın dediklerine uyuyoruz. Onlar usulümüzü reddediyorlar. Bin sene önce olan meseleleri okuyorlar ama hiçbirisini uygulayamıyorlar, sadece peygamber sevgisi ile meşguller. Kur’an “Peygamber’e tabi olun.” diyor, “Sevin” demiyor.

كُلٌّ مِنَ الصَّابِرِينَ(85)

KulLun MiNa elÖAvBiRIyNa (KülLün MiNa eLFAvGıLIyNa)

“Hepsi sabırlı olanlardan idi.”

Sabretmek peygamberlerin özelliği idi. Kurallı erkek çoğul geldiğine göre tüm peygamberler bir ümmettir. Ayrı zamanda yaşasalar bile erkek kurallı çoğul içine girebilirler.

Bizim de sabırlı olmamız gerekir. Peygamberlerin gösterdiği sabrı göstermek gerekir.

Buradaki كُلٌّ üç peygambere gidebilir, bütün peygamberlere de gidebilir.

İslami topluluğun oluşması için sabırlı olmak şarttır.

Gülen’in askerleri Allah’a inanmış kimselerdi. Tümgeneralliğe kadar yükselmişlerdi. Sabretselerdi on sene sonra tüm ordu onların elinde olurdu. O zaman Sermaye’nin iğvasına girmelerine de gerek kalmazdı.

Türk Milleti inkılaplara sabretti, 27 Mayıs’a sabretti, bugün güçlü bir devlete ulaştı.

Kur’an düzeninde çalışanlar sabretmelidirler. Devletlerini zayıflatarak değil devletlerini güçlendirerek ülkelerini Kur’an uygarlığına götürmelidirler. Kim iktidarda ise onu desteklememiz gerekir. Mademki ekseriyet sistemi kabul ediliyor, mademki halkımız ekseriyetle iktidara gelene itaat ediyor, kerhen değil tav’an da hepimiz o iktidarı desteklemeliyiz. Ordumuz da desteklenmelidir. Siyasi partiler de desteklenmelidir. Anayasayı değiştirelim. Ekseriyet sistemini bırakalım. Muhalif ise yeni anayasa ile çıksın. Seçime öyle girsin. Yok, Erdoğan’ı indirmekle işin çözüleceğini sanıyorlar. Sabretmiyorlar, sabrettiklerini iddia ediyorlar.

 

Öz Türkçe ile:

“Ve İsmail’e, İdris’e, Zelkifl’e de. Hepsi dayananlardan idi.”

Kur’an kelimeleri ile:

“Ve İsmail’e, İdris’e, Zelkifl’e de. Hepsi sabırlı olanlardan idi.”

 

Va EiSMAvGIyLa Va EiDRIySa Va Za eLKiFLi KulLun MiNa elÖAvBiRIyNa

وَإِسْمَاعِيلَ وَإِدْرِيسَ وَذَا الْكِفْلِ كُلٌّ مِنَ الصَّابِرِينَ(85)

 

***

 

وَأَدْخَلْنَاهُمْ

Va EaDPaLNAvHuM (EaFGaLNAvHuM)

“Ve onları idhal ettik”

Rahmet bir durumdur, bir haldir, bir düzendir.

Allah murat ettiğini ortaklık rahmetine idhal edecektir.

Bugün akşamleyin yatağa giren kişinin sorunları vardır. Her işi borçla yapmaktadır. Acaba yarın kimden ne veresiye alabilirim. Kimi çalıştırabilirim. Onu düşünerek uykuya dalar, sabahleyin uyandığı zaman da daha kalkmadan bugünkü çek ve bonolarımı kimden borçlanarak ödeyebilirim diye düşünür. İşte, azab dünyasına girme budur. İnsanlar alıştıkları için böyle bir cehennemde yaşıyorlar. Yarın cehennemde de böyle alışacak ve yaşayacaklardır.

Yine buradaki zamir üç peygambere gitmektedir, bütün sabredenlere de gidebilir.

فِي رَحْمَتِنَا

FIy RaXMaTiNAv (FIy FaGLaTiNAv)

“Rahmetimizin içine”

“Rahmet” kelimesinin faili rahman ve rahimdir.

Herkese aş ve herkese iş onun rahmet düzenidir.

Teavün ortaklığı öyle bir otaklıktır ki orada “ben iş yapmak istiyorum” dendiği zaman “senin işin yok” denmiyor. “İşte işler, işte ücretleri, hangisini istiyorsan seç ve o işi yap” diyoruz. Herkesin giderlerinin yarısı, çalışamasa da karşılanıyor. Karnı toktur. Çalışanlar biriktiriyorlar. Çalışmayanlar sadece yaşıyorlar. İşte bu O’nun rahmetidir.

Öyle düzen kurmuş ki bugün bile İstanbul’da 20 milyon insan yaşıyor ama biri bile açlıktan ölmüyor, hasta olan da ölmüyor.

Ortaklık sisteminde bu durum tesadüflere değil hesap ve kitaba dayanacaktır.

إِنَّهُمْ مِنَ الصَّالِحِينَ(86)

EinNaHuM MiNa elÖAvLiXIyNa (EinNaHuM MiNa ELFaGıLıYNa)

“Onlar salihlerdendir.”

Buradaki هُمْ zamiri tüm sabreden peygamberlere gitmektedir. Onlar aynı zamanda salihdirler. Salih demek uyumlu demektir. Öyle iş yapar ki yapılan iş herkesin işine yarasın. Yaptıkları kendisinin çıkarına olduğu gibi başkalarının da çıkarınadır. Komşunun da topluluğun da çıkarınadır.

İki şey önemlidir; sabır ve sulh. Bu tüm insanlık için önemlidir. Bu sebeple her dönemde bir peygamber olarak onlara bu vasıfları vermiştir.

Fatiha’daki sıratı müstakim üzerinde olma budur, kendilerine in’am edilenlerin yolu.

 

YORUM

İnsanlar bütün canlıların özelliklerini taşırlar. Arı gibi uyumlu çalışırlar. Canavarlar gibi saldırgan olurlar ve birbirlerine saldırırlar. Böylece uygarlık yarışında ve nüfusta dengesi sağlanır. Allah iki takım oluşturmuştur; şeytanın önderlik ettiği canavarlar grubu, peygamberlerin rehberlik ettiği uysal barışçılar grubu.

Buradaki sabirler, salihler, abidler bir gruptur, bugünkü uygarlık bunlar sayesindedir.

Bir insan anne karnında büyütülür, doğar, ergin yaşa getirilir. Sonra evlenir, kendisi çocuk sahibi olur, yaşlanır, torunları ile son günlerini büyük bir sürur ile sonlandırır.

Bugünkü ben yaştaki nesil bu zevki tadamadı. Babalarının ve dedelerinin yanında büyüyemedi. Torunlar da dedelerinin ve ninelerinin yanında yaşamıyorlar.

Ortaklık sisteminde yaşlılar ve hastalar rahmettir. Herkes onlara saygı gösterir, yardımda bulunur. Onlar sayesinde akrabalar birbirlerini tanır ve ortak sıkıntılar onları dost yapar. Şimdi büyüklere hizmet edenler yarın kendilerine hizmeti hak ederler.

Allah’ın rahmeti günümüzde yeryüzünden çekilmiş gibidir.

Ama insanlık yakında Allah’ın rahmetine kavuşacaktır.

 

Öz Türkçe ile:

“Ve onları esenliğimize soktuk. Onlar uyanlardandır.”

Kur’an kelimeleri ile:

“Ve onları rahmetimize idhal ettik. Onlar salihlerdendir.”

 

Va EaDPaLNAvHuM FIy RaXMaTiNAv EinNAHuM MiNa elÖAvLiXIyNa

وَأَدْخَلْنَاهُمْ فِي رَحْمَتِنَا إِنَّهُمْ مِنَ الصَّالِحِينَ(86)

 

***

 

وَذَا النُّونِ

Va Üav elNUvNı

“Ve za Nun’a (rüşdünü)”

Ninova Dicle’nin doğu tarafında ve Musul’un yakınında eski bir kenttir. Sümerlerin baş şehridir. Yunus Peygamber bunlara gönderilmiştir. Kendisi Ninovalı’dır. Burada adı ile değil de ülkeyle zikredilmektedir.

Bu sûrede Meryem ve İsa’yı da adları ile zikretmemektedir.

Buradan şuna işaret etmektedir. Burada zikredilen peygamberin kendileri değildir. Bunlar büyük İslam medeniyetini kuran kişilerdir. Uygarlıkları anlatmaktadır, kendilerini değil.

Ninova aynı zamanda Roma İmparatoru Herakliyus’un yenildiği yerdir. Yeryüzünün en alçak yeridir, en derin yeridir (eski bilgim).

إِذْ ذَهَبَ مُغَاضِبًا

EiÜ ÜaHaBA MuĞAvWıBan (EiÜ FaGaLa MüFAvGıLan)

“Hani muğadib olarak zehab etmişti”

Yunus Peygamber halkına kızmış ve Ninova’yı terk etmiştir. Nereye gitmektedir. Mezopotamya ile Mısır arasında gemi seferleri vardır. Nuh’tan 500 sene sonra Mısır uygarlığı doğmuştur. O zamandan beri gemi seferleri vardır. Yunus İbrahim’den sonradır. Dolayısıyla Mısır’a giden gemiye binmiştir. Mısır’ın en parlak dönemi olmalıdır. Bu da M.Ö. 100 ile 1500 arasında bir döneme tekabül eder.

Bizim hayatımızda da böyle kızgınlık zamanımız olmuştur. Arkadaşlarınıza kızıp uzaklaşmak ihtiyacını duyarsınız. Bunun yanlış olduğu Yunus’un kıssası ile anlatılmaktadır. Bir yerden kızarak ayrılma nehy edilmiştir. Sabredeceksiniz. Habeşistan hicreti biraz böyledir. Medine Hicreti ise Mekkelilere kızıldığı için değildir, Medinelilerin daveti üzerine hicret edilmiştir. Demek ki bir yeri terk etmek için hicret etmek haramdır. Bir yere gitmek için hicret etmek farzdır.

Şimdi Kur’an düzenine çalışanlar iki gruptur. Müslimler malen destekleyenlerdir yahut bulundukları yerden destek verenlerdir. Bulundukları yerde kooperatif kuruyorlar, Yalova’daki merkez çalışmasına bedenen ve malen oradan destek veriyorlar. İkinci grup ise Yalova’ya hicret ediyor ve Ar-Ge çalışmalarına bedenen katılıyorlar. Bunlar ise müminlerdir.

فَظَنَّ أَنْ لَنْ نَقْدِرَ عَلَيْهِ

FaJanNa EaN LaN NaQDiRa GaLaYHi (Fa FaGaLa EaN LaN NaFGıLa GaLaYHi)

“Ona kadir olamayacağımızı zannetti”

Peygamberlerin masum oldukları iddia edilir.

Oysa peygamberler de birer beşerdir. Beşerin bütün zafiyetlerini içerirler. Diğer insanların yaptıkları hataları hatta günahları onlar da taşırlar.

Yunus Allah’a danışmadan ve içtihat yapmadan halkına kızmış ve onları terk etmiştir.

Kimse Kur’an’a danışmadan, içtihat yapmadan, istişareler yapmadan kararlar almamalıdır. Kimse kendi aklıyla hareket etmemelidir. Aklını Kur’an’ı anlamak için kullanmalıdır, Kur’an’a akıl vermemelidir.

Anayasamızı yaparken Kur’an ne diyor diye düşünmeliyiz.

Bülent Arınç partisine kızmış ve terk etmiştir. Oysa sabırla devam etmeli idi. Birlik gösterip AK Parti’yi terk etmemeli idiler. AK Parti’den ayrılmak amacıyla değil, AK Parti’den daha iyi parti oluşturmak amacıyla ayrılmalıydılar.

فَنَادَى فِي الظُّلُمَاتِ

Fa NAvDAv Fİy elJuLuMAvTi (Fa FaGaLa FIy eLFuGULAvTı)

“Zulumat içinde nida etti”

Bu sure peygamberlerin kıssalarını birlikte anlatmaktadır. 

Ayrılıyor. Gemiye biniyor. Balıklar gemiye yol vermiyor. Kura ona çıkıyor. Balıklar ona doğru yöneliyor ve gemi yol almaya devam ediyor. Yunus balığın ağzındadır.

Balinaların ağzı 6 metredir. Burada bir köşede bulunmaktadır. Balinalar birkaç dakika içinde nefes alır, sonra birden kirli havayı dışarıya atarlar. Yunus Peygamber şimdi balığın ağzında kapalı yerdedir. Belki de ağzı hava ile doludur daha yutmadığı temiz hava içindedir. Ama ağzı kapalıdır. Suyun girmesini önlemektedir.

فَ harfi getirilmiştir. Mahzuf cümlelere atfedilmektedir. Balığın ağzına girince birden aklı başına düştü ve Rabbine dua etmeye başladı.

أَنْ لَا إِلَهَ إِلَّا أَنْتَ

EaN LAv EiLAvHa EilLAay EaNTa (EaN Lav FıGAvLa EilLAv EaNTa)

“Senden başka ilah yoktur diye”

Yani beni buradan kurtaracak başka kimse yoktur.

Kötü duruma düştüğünüz zaman başkalarını suçlamayacaksınız. Başkalarını suçlamak Rabbi suçlamaktır. Allah istemeseydi o kötü duruma düşmezdiniz. Kendinizde eksiklik arayacaksınız. Ben ne hata yaptım ki bu duruma düştüm diyeceksiniz.

Allah’tan başka ilah yoktur. O halde iyilik de kötülük de O’ndandır ve bizim yaptığımızın sonucudur. Dolar yükselmişse bizim bir hatamızdan dolayı, Allah’ın onun yükselmesine izin vermesinden dolayıdır. Böyle düşünürsek hatamızı anlarız ve Allah da bize yardım eder. On bin ortağı bulamıyorsak bizde bir eksik var, onu arayıp bulmamız gerekir. Başkalarını suçlamak çözüm değildir.

سُبْحَانَكَ

SuBXAvNaKa (FuGLAvNaKa)

“Sen sübhansın”

“Ninovalılar öyle yaptılar. Beni kızdırdılar ama buna sen izin verdin. Elbette bir hikmeti vardı. Sen yanlış bir şey yapmazsın, eksik bir şey yapmazsın. Sen sübhansın, bir eksikliğin, bir yanlışlığın yoktur.” denmiş olur.

Yunus Peygamber bunu daha önce de biliyordu ama dalgınlığına geliyor ve bir türlü düşünemiyordu. Balığın ağzına düştüğünde bu durum onu düşündürmeye ve gerçekleri görmeye yöneltti. Allah bu durumu onun ağzıyla ikrar ettirdi.

Hakemlerden oluşan adil yargı sistemi kurulmalı ve HDP’lilerle Gülenciler orada muhakeme edilmeli, adil yargı ne derse onu kabul etmeliyiz.

Yargılamadan insanları mahkûm etmemeliyiz.

إِنِّي كُنْتُ مِنَ الظَّالِمِينَ(87)

EiNı KüNTu MiNa elJAvLıMıyNa (EinNIy KuNTu MiNa elJAvLıMIyNa)

“Ben zalimlerden oldum.”

Ninovalılar değil de ben zalimim, Senin bir eksikliğin yok, ben zalimim.” diyor. Her konuda hatayı kendimizde aramalıyız.

Bünyamin Demir partide çalışmaya başladı. Ben onu suçlayamam. Demek ki bende bir eksiklik vardı ki beni/bizi değil siyaseti tercih etti. O da başkalarını suçlamamalıdır. Parti il başkan yardımcılığına başladığı zaman orada Adil Düzen’i anlatacağını söylemişti. Acaba kaç yerde Adil Düzen’den bahsetti, bilemiyorum.

Herkes kendi içtihadı ile hareket edecek, başarısız olursa da başkalarını değil kendisini suçlayacaktır.

Rabbimiz Akevler’e çok büyük nimetler verdi, çok ağır görevler verdi. Kalbi selim verdi. Biz yeterli çalışmayı gösteremedik, zulmettik. Ama O birimizi on etti. Hamd edip çalışmaya devam etmeliyiz.

Allah üçüncü binyıl uygarlığını başlatma görevini bize vermiştir. Biz bir şey yapmadığımız halde o yapmak istediğini yapmaktadır.

Her birimiz kendi eksikliğimizi aramalıyız. Hicret ve muğadiben zehab (kızarak gitme) dengesini iyi kurmamız gerekir.

 

YORUM

İzmir’e gittiğimde orada Kur’an düzeni üzerinde çalışmalar vardı. Ben de katıldım. İçtihadımla hareket ettim. Hatalarım oldu, onun cezasını çektim ama Kur’an düzeni üzerinde çalışmalara devam ettim, hâlen de devam ediyorum.

İnsanlar benim yanıma gelmiyorlar, ben onların yanına gidiyorum. Tam dengeyi sağladım mı bilemiyorum. Eski arkadaşlarımla ilgimi kesmiyorum. Onlar keserlerse de sebebini düşünüyorum.

Kur’an düzeni üzerinde çalışanlar değişik yollarda bu cihadı yapmaktadırlar. Bugün Türkiye’de belki de dünyada Kur’an düzeni üzerinde çalışılmaya başlanmıştır. Eksik olan taraf bunlar arasında birlik sağlanmamış olmasıdır. Bunu on bin ortaklı Ar-Ge Ortaklığı sağlayacak inşallah. Yenibosna, İzmir, Medhal ve Üsküdar’ı bu çalışmamıza davet ediyorum. Benim kusurlarımı görmesinler, benim eksiklerimi onlar tamamlasınlar. Bunu başarmamız için hepimiz fiilen duacı olmalıyız.

 

Öz Türkçe ile:

“Ve Ninovalıya da, hani kızarak gitmişti. Kendisine gücümüz yetmeyecek sanmıştı. Karanlıklarda seslendi: Senden başka tanrı yoktur. Sen arınmışsın. Ben ise ezenlerdenim.”

Kur’an kelimeleri ile:

“Ve za Nun’a da. Hani o muğadib olarak zehab etmişti. Kendisine kadir olamayacağımızı zannetmişti. Zulumatta nida etti; Senden başka ilah yoktur. Sen sübhansın, ben ise zalimlerdenim.”

 

Va Üav elNUvNı EiÜ ÜAHaBA MuĞAvWıBan FaJanNa EaN LaN NaQDiRa GaLaYHi FaNAvDAv Fİy elJuLuMAvTi EaN LAv EiLAvHa EilLAay EaNTa SuBXAvNaKa EinNı KüNTu MiNa elJAvLıMIvNa

وَذَا النُّونِ إِذْ ذَهَبَ مُغَاضِبًا فَظَنَّ أَنْ لَنْ نَقْدِرَ عَلَيْهِ فَنَادَى فِي الظُّلُمَاتِ أَنْ لَا إِلَهَ إِلَّا أَنْتَ سُبْحَانَكَ إِنِّي كُنْتُ مِنَ الظَّالِمِينَ(87)

 

***

 

فَاسْتَجَبْنَا لَهُ

Fa iSTaCaBNAv LaHUv (Fa iSTaFGaLNAv LaHUv)

“Ona isticab ettik”

O’nun takdirinde Yunus Peygamber’i eğitmek vardı. Onu muğadiben yola çıkaran O’dur. Kurayı isabet ettiren O’dur. Dua ettiren O’dur Duasını kabul eden de O’dur. Böylece Yunus Peygamber daha büyük işleri yapmak için eğitilmektedir.

Bizler de her gün böyle bir eğitimin içindeyiz. O takdir etmiş, biz de O’nun verdiği rolleri oynuyoruz. Olanların hepsi O’nun takdiri ile olmaktadır. Kimse kimseye kızmasın, herkes kendi kendisini hesaba çeksin.

Erdoğan, “Ben ne hata yaptım ki Gülen ihanet etti?” diye düşünecek. Gülen de “Ben ne hata yaptım ki Erdoğan zulüm yaptı?” diyecek. Birbirlerini uyaracaklar ama buğuz etmeyecekler. Biz de başarısızlığımızın suçunu başkasına atmamalıyız, kendimizi düzeltmeye çalışmalıyız.

وَنَجَّيْنَاهُ مِنَ الْغَمِّ

Va NacCaYNAvHuv MiNa eL ĞamMı (Va FagGaLNAvHuv MıNa eLĞamMı)

“Ve onu gamdan tenciye ettik”

Nuh Peygamber’in necatında الْكَرْبِ الْعَظِيمِ denmişti (76. ayet). Burada الْغَمِّ denmektedir. الْكَرْب ile الْغَمّ eşleştirildi. O halde Nuh’un denizi ile Yunus’un balık ağzı arasında böyle bir fark vardır.

غَمّyol, işaret bulunmayan yer demektir.

Kur’an’da غمم 11, حمم21 defa geçmektedir. Toplam 32 (25) eder.

غ değişmeyi, م genelliği ifade eder.

كَرَب kuyudan su çekiminde kullanılan ve suyun kovaya dolmasını kolaylaştıran kovaya bağlı ikinci iptir.

Tsunami kerbdir, suların her tarafı doldurduğu durumdur.

ك varlığı, ر tekrarı, ب geçidi ifade eder.

غَمّ hiçbir çıkar yol olmadığı, senin yapacağın bir durumun olmadığı haldir (çaresizlik). İşte o zaman telaşlı olarak Allah’a sığınırsın.

Bugün biz nasıl kurtulacağımızı biliyoruz. On bin ortaklı Ar-Ge Ortaklığı’nı kurmaya çalışacağız. Kimse, en yakın arkadaşlar bile bunu ciddiye almıyor. O zaman Yunus’un duasını yapmak dışında elimizden bir şey gelmiyor.

وَكَذَلِكَ نُنْجِي الْمُؤْمِنِينَ((88

Va KaÜAvLıKa NuNCıy eLMuEMiNIyNa (Va KaÜAvLıKa NuFGıLu elMuFGıLIyNa)

“Ve müminleri böyle inca ederiz.”

Burada وَ getirilmiştir.

Yani Yunus’tan farklı kimseleri de böyle necata erdireceğiz diyor.

Kur’an gelmeden önce peygamberler şeriatı tebliğ ediyor ve yaşatıyordu. Kur’an’dan sonra peygamberler yok. Bu surede anlatılanlar artık gelmiyor. Onun yerine müminler var. Peygamberlik kalkmış, müminlik onun yerine gelmiştir. Peygamberler ile müminler arasında fark vardır. Peygamberleri Allah seçer. Müminler ise kendileri göreve talip olurlar. Siz bu seminerleri takip edenler, siz seçtiniz yolunuzu. Artık ona sahip çıkmalısınız.

Evet, bugünün cihadını yapan müminleri Allah necata erdirecektir, وَ harfi getirerek beyan ediyor. Balığın karnında olsanız da korkmayacaksınız.

Biz mümin isek galip geleceğiz demektir.

 

YORUM

Sure baştan beri bir şeyi anlatıyor. Her uygarlığın, her topluluğun kendi zikirleri vardır. Kur’an’a dayanılarak o dönemin insanları tarafından içtihat ve icmalar yapılarak oluşacak bu zikir, peygamberlerin oluşturduğu uygarlığın meyvesini toplayacaktır. Yeni uygarlık oluşurken de aynı zorluklarla karşılaşılmıştır. Allah bize vadediyor. Gamdan çıkaracağını söylüyor.

Ben Erdoğan’ın da Gülen gibi cihat yaptığına inanıyorum, her ikisi de gamdan kurtulacaktır. Gerek Erbakan gerekse Bediüzzaman gamdan kurtuldular. Yerlerine de halefler bıraktılar.

Yorumu bitirip imanımızı ziyade edecek işlere koyulalım.

 

Öz Türkçe ile:

“Biz ona çözüm olduk ve onu çıkmazdan çıkardık; inanmışlara da böyle çözüm oluruz.”

Kur’an kelimeleri ile:

“Biz ona isticab ettik ve onu gamdan tenciye ettik ve müminleri de böyle inca ederiz.”

 

Fa iSTaCaBNAv LaHUv Va NacCaYNAvHuv MiNa eLĞamMı Va KaÜAvLıKa NuNCıy eLMuEMiNIyNa

فَاسْتَجَبْنَا لَهُ وَنَجَّيْنَاهُ مِنَ الْغَمِّ وَكَذَلِكَ نُنْجِي الْمُؤْمِنِينَ((88

 

 

 

İstanbul; 29 Aralık 2018

SÜLEYMAN KARAGÜLLE

Yay. Haz.: REŞAT NURİ EROL

resatnurierol@gmail.com

www.akevler.org (0532) 246 68 92

 

 


Yorumcu
Yorum
Reşat Nuri Erol
30.12.2018
20:04

1967...1968...1969...AKEVLER 52 YILDIR ÇALIŞIYOR...2016...2017...2018

BİZLER ÇALIŞIYOR VE YENİ İSLÂM MEDENİYETİ’Nİ KURUYORUZ...

SİZLERİ DE ÇALIŞMALARIMIZA DÂVET EDİYORUZ; BUYURUN, BİRLİKTE ÇALIŞALIM...

ADİL DÜZEN 994

“ADİL DÜZEN” III. BİNYIL MEDENİYETİ PROJESİDİR

“VE BİZE DÜŞEN SADECE MÜBÎN/AÇIK TEBLİĞDİR.” (KUR’AN; Yâsin Sûresi, 36/17)

Haftalık Seminer Dergisi; 994. Hafta - 29 Aralık 2018 - Fiyatı: www.akevler.orga tıklamak!

BU DERGİYİ HER HAFTA OKUTABİLİR.. ÇOĞALTABİLİR.. DAĞITABİLİRSİNİZ...

“ADİL DÜZEN” UYGULAMALARI YAPMAK İÇİN BİZLERE DANIŞABİLİRSİNİZ...

 

*KUR’AN VE İLİM SEMİNERLERİ; 994. SEMİNER

“HİÇ BİLENLER İLE BİLMEYENLER BİR OLUR MU?”      (KUR’AN; Zümer Sûresi, 39/9)

İ L İ M  TALEP ETMEK HER MÜSLÜMANIN ÜZERİNE FARZDIR.”      (Hadis)

Adres: AKEVLER İSTANBUL KOOPERATİFLERİ MERKEZİ,  Zafer Mah. Coşarsu Sk. No: 29 YENİBOSNA / İSTANBUL    Tel: (0212) 452 76 51

Tefsir Seminer Notları Yenibosna’da Cumartesi akşamları okunup tartışılmaktadır.

GAYEMİZ: Bu “SEMİNER NOTLARI”nın İstanbul, Türkiye ve bütün dünyada “OKUNMASIANLAŞILMASI VE UYGULANMASI”DIR. - ADİL DÜZEN ÇALIŞANLARI

 

***

 

*“ADİL DÜZEN” DERSLERİ/YORUMLARI

İNSANLIK ANAYASASI

***

Suriye Devleti Anayasası Çalışmaları

Süleyman KARAGÜLLE

 

***

 

*SEBÎLU’R-REŞÂD” / MAKALELER

Sinan E.: Adil Düzen, benzeri olmayan bir deneme-2

Sinan E.: Adil Düzen, benzeri olmayan bir deneme-3

Yalnız kalan Saadet (SP) ve yalnız kalan mağdurlar

“Doğrudan doğruya Kur’an’dan alıp ilhâmı”…

Kur’an, ilim, hayat ve her şeyin başı-sonu adalet

Reşat Nuri EROL

 

***

 

ENBİYA SÛRESİ - 12. Hafta

أَعُوذُ بِاللَّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

اقْتَرَبَ لِلنَّاسِ حِسَابُهُمْ وَهُمْ فِي غَفْلَةٍ مُعْرِضُونَ (1) مَا يَأْتِيهِمْ مِنْ ذِكْرٍ مِنْ رَبِّهِمْ مُحْدَثٍ إِلَّا اسْتَمَعُوهُ وَهُمْ يَلْعَبُونَ (2) لَاهِيَةً قُلُوبُهُمْ وَأَسَرُّوا النَّجْوَى الَّذِينَ ظَلَمُوا هَلْ هَذَا إِلَّا بَشَرٌ مِثْلُكُمْ أَفَتَأْتُونَ السِّحْرَ وَأَنْتُمْ تُبْصِرُونَ (3) قَالَ رَبِّي يَعْلَمُ الْقَوْلَ فِي السَّمَاءِ وَالْأَرْضِ وَهُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ (4) بَلْ قَالُوا أَضْغَاثُ أَحْلَامٍ بَلِ افْتَرَاهُ بَلْ هُوَ شَاعِرٌ فَلْيَأْتِنَا بِآيَةٍ كَمَا أُرْسِلَ الْأَوَّلُونَ (5) مَا آمَنَتْ قَبْلَهُمْ مِنْ قَرْيَةٍ أَهْلَكْنَاهَا أَفَهُمْ يُؤْمِنُونَ (6) وَمَا أَرْسَلْنَا قَبْلَكَ إِلَّا رِجَالًا نُوحِي إِلَيْهِمْ فَاسْأَلُوا أَهْلَ الذِّكْرِ إِنْ كُنْتُمْ لَا تَعْلَمُونَ (7) وَمَا جَعَلْنَاهُمْ جَسَدًا لَا يَأْكُلُونَ الطَّعَامَ وَمَا كَانُوا خَالِدِينَ (8) ثُمَّ صَدَقْنَاهُمُ الْوَعْدَ فَأَنْجَيْنَاهُمْ وَمَنْ نَشَاءُ وَأَهْلَكْنَا الْمُسْرِفِينَ (9) لَقَدْ أَنْزَلْنَا إِلَيْكُمْ كِتَابًا فِيهِ ذِكْرُكُمْ أَفَلَا تَعْقِلُونَ (10) وَكَمْ قَصَمْنَا مِنْ قَرْيَةٍ كَانَتْ ظَالِمَةً وَأَنْشَأْنَا بَعْدَهَا قَوْمًا آخَرِينَ (11) فَلَمَّا أَحَسُّوا بَأْسَنَا إِذَا هُمْ مِنْهَا يَرْكُضُونَ (12) لَا تَرْكُضُوا وَارْجِعُوا إِلَى مَا أُتْرِفْتُمْ فِيهِ وَمَسَاكِنِكُمْ لَعَلَّكُمْ تُسْأَلُونَ (13) قَالُوا يَاوَيْلَنَا إِنَّا كُنَّا ظَالِمِينَ (14) فَمَا زَالَتْ تِلْكَ دَعْوَاهُمْ حَتَّى جَعَلْنَاهُمْ حَصِيدًا خَامِدِينَ (15) وَمَا خَلَقْنَا السَّمَاءَ وَالْأَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَا لَاعِبِينَ (16) لَوْ أَرَدْنَا أَنْ نَتَّخِذَ لَهْوًا لَاتَّخَذْنَاهُ مِنْ لَدُنَّا إِنْ كُنَّا فَاعِلِينَ (17) بَلْ نَقْذِفُ بِالْحَقِّ عَلَى الْبَاطِلِ فَيَدْمَغُهُ فَإِذَا هُوَ زَاهِقٌ وَلَكُمُ الْوَيْلُ مِمَّا تَصِفُونَ (18) وَلَهُ مَنْ فِي السَّمَوَاتِ وَالْأَرْضِ وَمَنْ عِنْدَهُ لَا يَسْتَكْبِرُونَ عَنْ عِبَادَتِهِ وَلَا يَسْتَحْسِرُونَ (19) يُسَبِّحُونَ اللَّيْلَ وَالنَّهَارَ لَا يَفْتُرُونَ (20) أَمِ اتَّخَذُوا آلِهَةً مِنَ الْأَرْضِ هُمْ يُنْشِرُونَ (21) لَوْ كَانَ فِيهِمَا آلِهَةٌ إِلَّا اللَّهُ لَفَسَدَتَا فَسُبْحَانَ اللَّهِ  رَبِّ الْعَرْشِ عَمَّا يَصِفُونَ (22)لَا يُسْأَلُ عَمَّا يَفْعَلُ وَهُمْ يُسْأَلُونَ (23) أَمِ اتَّخَذُوا مِنْ دُونِهِ آلِهَةً قُلْ هَاتُوا بُرْهَانَكُمْ هَذَا ذِكْرُ مَنْ مَعِيَ وَذِكْرُ مَنْ قَبْلِي بَلْ أَكْثَرُهُمْ لَا يَعْلَمُونَ الْحَقَّ فَهُمْ مُعْرِضُونَ (24) وَمَا أَرْسَلْنَا مِنْ قَبْلِكَ مِنْ رَسُولٍ إِلَّا نُوحِي إِلَيْهِ أَنَّهُ لَا إِلَهَ إِلَّا أَنَا فَاعْبُدُونِ (25) وَقَالُوا اتَّخَذَ الرَّحْمَنُ وَلَدًا سُبْحَانَهُ بَلْ عِبَادٌ مُكْرَمُونَ (26) لَا يَسْبِقُونَهُ بِالْقَوْلِ وَهُمْ بِأَمْرِهِ يَعْمَلُونَ (27) يَعْلَمُ مَا بَيْنَ أَيْدِيهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْ وَلَا يَشْفَعُونَ إِلَّا لِمَنِ ارْتَضَى وَهُمْ مِنْ خَشْيَتِهِ مُشْفِقُونَ (28) وَمَنْ يَقُلْ مِنْهُمْ إِنِّي إِلَهٌ مِنْ دُونِهِ فَذَلِكَ نَجْزِيهِ جَهَنَّمَ كَذَلِكَ نَجْزِي الظَّالِمِينَ (29) أَوَلَمْ يَرَ الَّذِينَ كَفَرُوا أَنَّ السَّمَوَاتِ وَالْأَرْضَ كَانَتَا رَتْقًا فَفَتَقْنَاهُمَا وَجَعَلْنَا مِنَ الْمَاءِ كُلَّ شَيْءٍ حَيٍّ أَفَلَا يُؤْمِنُونَ (30) وَجَعَلْنَا فِي الْأَرْضِ رَوَاسِيَ أَنْ تَمِيدَ بِهِمْ وَجَعَلْنَا فِيهَا فِجَاجًا سُبُلًا لَعَلَّهُمْ يَهْتَدُونَ (31) وَجَعَلْنَا السَّمَاءَ سَقْفًا مَحْفُوظًا وَهُمْ عَنْ آيَاتِهَا مُعْرِضُونَ (32) وَهُوَ الَّذِي خَلَقَ اللَّيْلَ وَالنَّهَارَ وَالشَّمْسَ وَالْقَمَرَ كُلٌّ فِي فَلَكٍ يَسْبَحُونَ (33) وَمَا جَعَلْنَا لِبَشَرٍ مِنْ قَبْلِكَ الْخُلْدَ أَفَإِنْ مِتَّ فَهُمُ الْخَالِدُونَ (34) كُلُّ نَفْسٍ ذَائِقَةُ الْمَوْتِ وَنَبْلُوكُمْ بِالشَّرِّ وَالْخَيْرِ فِتْنَةً وَإِلَيْنَا تُرْجَعُونَ (35) وَإِذَا رَآكَ الَّذِينَ كَفَرُوا إِنْ يَتَّخِذُونَكَ إِلَّا هُزُوًا أَهَذَا الَّذِي يَذْكُرُ آلِهَتَكُمْ وَهُمْ بِذِكْرِ الرَّحْمَنِ هُمْ كَافِرُونَ (36) خُلِقَ الْإِنْسَانُ مِنْ عَجَلٍ سَأُرِيكُمْ آيَاتِي فَلَا تَسْتَعْجِلُونِ (37) وَيَقُولُونَ مَتَى هَذَا الْوَعْدُ إِنْ كُنْتُمْ صَادِقِينَ (38) لَوْ يَعْلَمُ الَّذِينَ كَفَرُوا حِينَ لَا يَكُفُّونَ عَنْ وُجُوهِهِمُ النَّارَ وَلَا عَنْ ظُهُورِهِمْ وَلَا هُمْ يُنْصَرُونَ (39) بَلْ تَأْتِيهِمْ بَغْتَةً فَتَبْهَتُهُمْ فَلَا يَسْتَطِيعُونَ رَدَّهَا وَلَا هُمْ يُنْظَرُونَ (40) وَلَقَدِ اسْتُهْزِئَ بِرُسُلٍ مِنْ قَبْلِكَ فَحَاقَ بِالَّذِينَ سَخِرُوا مِنْهُمْ مَا كَانُوا بِهِ يَسْتَهْزِئُونَ (41) قُلْ مَنْ يَكْلَؤُكُمْ بِاللَّيْلِ وَالنَّهَارِ مِنَ الرَّحْمَنِ بَلْ هُمْ عَنْ ذِكْرِ رَبِّهِمْ مُعْرِضُونَ (42) أَمْ لَهُمْ آلِهَةٌ تَمْنَعُهُمْ مِنْ دُونِنَا لَا يَسْتَطِيعُونَ نَصْرَ أَنْفُسِهِمْ وَلَا هُمْ مِنَّا يُصْحَبُونَ (43) بَلْ مَتَّعْنَا هَؤُلَاءِ وَآبَاءَهُمْ حَتَّى طَالَ عَلَيْهِمُ الْعُمُرُ أَفَلَا يَرَوْنَ أَنَّا نَأْتِي الْأَرْضَ نَنْقُصُهَا مِنْ أَطْرَافِهَا أَفَهُمُ الْغَالِبُونَ (44) قُلْ إِنَّمَا أُنْذِرُكُمْ بِالْوَحْيِ وَلَا يَسْمَعُ الصُّمُّ الدُّعَاءَ إِذَا مَا يُنْذَرُونَ (45) وَلَئِنْ مَسَّتْهُمْ نَفْحَةٌ مِنْ عَذَابِ رَبِّكَ لَيَقُولُنَّ يَاوَيْلَنَا إِنَّا كُنَّا ظَالِمِينَ (46) وَنَضَعُ الْمَوَازِينَ الْقِسْطَ لِيَوْمِ الْقِيَامَةِ فَلَا تُظْلَمُ نَفْسٌ شَيْئًا وَإِنْ كَانَ مِثْقَالَ حَبَّةٍ مِنْ خَرْدَلٍ أَتَيْنَا بِهَا وَكَفَى بِنَا حَاسِبِينَ (47) وَلَقَدْ آتَيْنَا مُوسَى وَهَارُونَ الْفُرْقَانَ وَضِيَاءً وَذِكْرًا لِلْمُتَّقِينَ (48) الَّذِينَ يَخْشَوْنَ رَبَّهُمْ بِالْغَيْبِ وَهُمْ مِنَ السَّاعَةِ مُشْفِقُونَ (49) وَهَذَا ذِكْرٌ مُبَارَكٌ أَنْزَلْنَاهُ أَفَأَنْتُمْ لَهُ مُنْكِرُونَ (50) وَلَقَدْ آتَيْنَا إِبْرَاهِيمَ رُشْدَهُ مِنْ قَبْلُ وَكُنَّا بِهِ عَالِمِينَ (51) إِذْ قَالَ لِأَبِيهِ وَقَوْمِهِ مَا هَذِهِ التَّمَاثِيلُ الَّتِي أَنْتُمْ لَهَا عَاكِفُونَ (52) قَالُوا وَجَدْنَا آبَاءَنَا لَهَا عَابِدِينَ (53) قَالَ لَقَدْ كُنْتُمْ أَنْتُمْ وَآبَاؤُكُمْ فِي ضَلَالٍ مُبِينٍ (54) قَالُوا أَجِئْتَنَا بِالْحَقِّ أَمْ أَنْتَ مِنَ اللَّاعِبِينَ (55) قَالَ بَلْ رَبُّكُمْ رَبُّ السَّمَوَاتِ وَالْأَرْضِ الَّذِي فَطَرَهُنَّ وَأَنَا عَلَى ذَلِكُمْ مِنَ الشَّاهِدِينَ (56) وَتَاللَّهِ لَأَكِيدَنَّ أَصْنَامَكُمْ بَعْدَ أَنْ تُوَلُّوا مُدْبِرِينَ (57) فَجَعَلَهُمْ جُذَاذًا إِلَّا كَبِيرًا لَهُمْ لَعَلَّهُمْ إِلَيْهِ يَرْجِعُونَ (58) قَالُوا مَنْ فَعَلَ هَذَا بِآلِهَتِنَا إِنَّهُ لَمِنَ الظَّالِمِينَ (59) قَالُوا سَمِعْنَا فَتًى يَذْكُرُهُمْ يُقَالُ لَهُ إِبْرَاهِيمُ (60) قَالُوا فَأْتُوا بِهِ عَلَى أَعْيُنِ النَّاسِ لَعَلَّهُمْ يَشْهَدُونَ (61) قَالُوا أَأَنْتَ فَعَلْتَ هَذَا بِآلِهَتِنَا يَاإِبْرَاهِيمُ (62) قَالَ بَلْ فَعَلَهُ كَبِيرُهُمْ هَذَا فَاسْأَلُوهُمْ إِنْ كَانُوا يَنْطِقُونَ (63) فَرَجَعُوا إِلَى أَنْفُسِهِمْ فَقَالُوا إِنَّكُمْ أَنْتُمُ الظَّالِمُونَ (64) ثُمَّ نُكِسُوا عَلَى رُءُوسِهِمْ لَقَدْ عَلِمْتَ مَا هَؤُلَاءِ يَنْطِقُونَ (65) قَالَ أَفَتَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللَّهِ مَا لَا يَنْفَعُكُمْ شَيْئًا وَلَا يَضُرُّكُمْ (66) أُفٍّ لَكُمْ وَلِمَا تَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللَّهِ أَفَلَا تَعْقِلُونَ (67) قَالُوا حَرِّقُوهُ وَانْصُرُوا آلِهَتَكُمْ إِنْ كُنْتُمْ فَاعِلِينَ (68) قُلْنَا يَانَارُ كُونِي بَرْدًا وَسَلَامًا عَلَى إِبْرَاهِيمَ (69) وَأَرَادُوا بِهِ كَيْدًا فَجَعَلْنَاهُمُ الْأَخْسَرِينَ (70) وَنَجَّيْنَاهُ وَلُوطًا إِلَى الْأَرْضِ الَّتِي بَارَكْنَا فِيهَا لِلْعَالَمِينَ (71) وَوَهَبْنَا لَهُ إِسْحَاقَ وَيَعْقُوبَ نَافِلَةً وَكُلًّا جَعَلْنَا صَالِحِينَ (72) وَجَعَلْنَاهُمْ أَئِمَّةً يَهْدُونَ بِأَمْرِنَا وَأَوْحَيْنَا إِلَيْهِمْ فِعْلَ الْخَيْرَاتِ وَإِقَامَ الصَّلَاةِ وَإِيتَاءَ الزَّكَاةِ وَكَانُوا لَنَا عَابِدِينَ (73) وَلُوطًا آتَيْنَاهُ حُكْمًا وَعِلْمًا وَنَجَّيْنَاهُ مِنَ الْقَرْيَةِ الَّتِي كَانَتْ تَعْمَلُ الْخَبَائِثَ إِنَّهُمْ كَانُوا قَوْمَ سَوْءٍ فَاسِقِينَ (74) وَأَدْخَلْنَاهُ فِي رَحْمَتِنَا إِنَّهُ مِنَ الصَّالِحِينَ (75) وَنُوحًا إِذْ نَادَى مِنْ قَبْلُ فَاسْتَجَبْنَا لَهُ فَنَجَّيْنَاهُ وَأَهْلَهُ مِنَ الْكَرْبِ الْعَظِيمِ (76) وَنَصَرْنَاهُ مِنَ الْقَوْمِ الَّذِينَ كَذَّبُوا بِآيَاتِنَا إِنَّهُمْ كَانُوا قَوْمَ سَوْءٍ فَأَغْرَقْنَاهُمْ أَجْمَعِينَ (77) وَدَاوُدَ وَسُلَيْمَانَ إِذْ يَحْكُمَانِ فِي الْحَرْثِ إِذْ نَفَشَتْ فِيهِ غَنَمُ الْقَوْمِ وَكُنَّا لِحُكْمِهِمْ شَاهِدِينَ (78) فَفَهَّمْنَاهَا سُلَيْمَانَ وَكُلًّا آتَيْنَا حُكْمًا وَعِلْمًا وَسَخَّرْنَا مَعَ دَاوُدَ الْجِبَالَ يُسَبِّحْنَ وَالطَّيْرَ وَكُنَّا فَاعِلِينَ (79) وَعَلَّمْنَاهُ صَنْعَةَ لَبُوسٍ لَكُمْ لِتُحْصِنَكُمْ مِنْ بَأْسِكُمْ فَهَلْ أَنْتُمْ شَاكِرُونَ (80) وَلِسُلَيْمَانَ الرِّيحَ عَاصِفَةً تَجْرِي بِأَمْرِهِ إِلَى الْأَرْضِ الَّتِي بَارَكْنَا فِيهَا وَكُنَّا بِكُلِّ شَيْءٍ عَالِمِينَ (81) وَمِنَ الشَّيَاطِينِ مَنْ يَغُوصُونَ لَهُ وَيَعْمَلُونَ عَمَلًا دُونَ ذَلِكَ وَكُنَّا لَهُمْ حَافِظِينَ (82)

 

***

 

وَأَيُّوبَ إِذْ نَادَى رَبَّهُ أَنِّي مَسَّنِيَ الضُّرُّ وَأَنْتَ أَرْحَمُ الرَّاحِمِينَ (83) فَاسْتَجَبْنَا لَهُ فَكَشَفْنَا مَا بِهِ مِنْ ضُرٍّ وَآتَيْنَاهُ أَهْلَهُ وَمِثْلَهُمْ مَعَهُمْ رَحْمَةً مِنْ عِنْدِنَا وَذِكْرَى لِلْعَابِدِينَ (84) وَإِسْمَاعِيلَ وَإِدْرِيسَ وَذَا الْكِفْلِ كُلٌّ مِنَ الصَّابِرِينَ (85) وَأَدْخَلْنَاهُمْ فِي رَحْمَتِنَا إِنَّهُمْ مِنَ الصَّالِحِينَ (86) وَذَا النُّونِ إِذْ ذَهَبَ مُغَاضِبًا فَظَنَّ أَنْ لَنْ نَقْدِرَ عَلَيْهِ فَنَادَى فِي الظُّلُمَاتِ أَنْ لَا إِلَهَ إِلَّا أَنْتَ سُبْحَانَكَ إِنِّي كُنْتُ مِنَ الظَّالِمِينَ (87) فَاسْتَجَبْنَا لَهُ وَنَجَّيْنَاهُ مِنَ الْغَمِّ وَكَذَلِكَ نُنْجِي الْمُؤْمِنِينَ (88)

 

***

 

وَأَيُّوبَ

Va EayYUvBa (Va EaFGUvLa)

“Ve Eyyub’e de (rüştünü)”

Kur’an’da 25 peygamberin ismi geçer. Üç tane de ihtilaflı vardır; Lokman, Üzeyir ve Meryem. Biz bunları da peygamber kabul ediyoruz. Bunları kabul etmesek 25 peygamber olur. Her biri çifttir, yalnız Muhammed tektir.

Bunlar bu surede ve Enam suresinde topluca zikredilmiştir. Bu sûrede Âdem, Hud, Salih, Şuayb, Yusuf ve İlyas geçmemektedir.

25 peygamber kabul etsek İsa ile Nuh eşleştirilir. Nuh şeriatı, İsa tarikatı temsil eder. Muhammed bütün peygamberleri temsil ettiği için tek başına zikredilmiştir.

Eğer 28 peygamber kabul edersek Meryem ile İsa beraber olurlar, Muhammed ile Nuh beraber olurlar; Nuh uygarlığı başlatmıştır, Muhammed ise tamamlatmıştır.

Bu surede dikkat edilecek hususlardan biri İsa’nın, Meryem’in, Yunus’un ve Muhammed’in adları geçmemekte, vasıfları ile anlatılmaktadırlar. Meryem’den söz ederken “Fercini ıhsan etti.” deniyor (Enbiya, 21/91). İsa’dan ise oğlu diye bahsediyor, Yunus’tan da Ninovalı olarak bahsediyor. Muhammed’e senden önce diyerek tüm peygamberlerin sonuncusu olduğuna işaret ediyor.

Bütün peygamberleri ikişer ikişer olarak zikrettiği halde İsmail, İdris ve Zelkifl’i ayrıca üçünü bir arada zikretti. Bu surede kitap olarak sadece Zebur’un adı geçmektedir. Burada geçen Zebur marifedir, Davud’a verildiği bildirilen yerde (Nisa, 4/163) geçen Zebur nekredir. Demek ki Davud’a verilen kitabın özel ismi nekredir. Burada ise o Zebur değildir. Davud’a verilen Zebur kelimesini nekre olarak anlarsan o zaman iki Zebur vardır demektir. Dr. Mete Bey araştırsın.

Burada Eyyub, Davud ve Süleyman’dan bahsedildi. Eşi olan Zelkifl ise İsmail ile zikredildi. Eyyub İsrail oğullarından olmayan bir peygamber olmalıdır.

 

Muhammed

 Nuh

İbrahim

 Lut

Musa

 Harun

Davud

 Süleyman

Âdem

 İdris

Hud

 Salih

Şuayb

 Yunus

İsmail

 İshak

Yakub

 Yusuf

Zekeriya

 Yahya

Elyasa

 İlyas

Eyyub

 Zülkifl

Üzeyir

 Lokman

Meryem

 İsa

*Kırmızı renkliler bu sûrede geçenlerdir.

 



YorumYap

Tüm Seminerler
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1018
Müminun Suresi Tefsiri 12-16. Ayetler
15.6.2019 7 Okunma
1 Yorum 15.06.2019 22:56
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1017
Müminun Suresi Tefsiri 1-11. Ayetler
8.6.2019 256 Okunma
1 Yorum 11.06.2019 14:33
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1016
Hac Suresi Tefsiri 77-78. Ayetler
1.6.2019 140 Okunma
1 Yorum 11.06.2019 14:35
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1015
Hac Suresi Tefsiri 72-76. Ayetler
25.5.2019 220 Okunma
1 Yorum 26.05.2019 02:33
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1014
Hac Suresi Tefsiri 67-71. Ayetler
18.5.2019 220 Okunma
1 Yorum 20.05.2019 04:46
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1013
Hac Suresi Tefsiri 63-66. Ayetler
11.5.2019 174 Okunma
1 Yorum 13.05.2019 09:47
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1012
Hac Suresi Tefsiri 58-62. Ayetler
4.5.2019 267 Okunma
1 Yorum 06.05.2019 01:24
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1011
Hac Suresi Tefsiri 53-57. Ayetler
27.4.2019 247 Okunma
1 Yorum 29.04.2019 07:05
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1010
Hac Suresi Tefsiri 49-52. Ayetler
20.4.2019 326 Okunma
1 Yorum 23.04.2019 15:04
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1009
Hac Suresi Tefsiri 45-48. Ayetler
13.4.2019 293 Okunma
1 Yorum 14.04.2019 06:28
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1008
Hac Suresi Tefsiri 40-44. Ayetler
6.4.2019 326 Okunma
1 Yorum 08.04.2019 08:30
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1007
Hac Suresi Tefsiri 36-39. Ayetler
30.3.2019 315 Okunma
1 Yorum 02.04.2019 09:26
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1006
Hac Suresi Tefsiri 31-35. Ayetler
23.3.2019 384 Okunma
1 Yorum 24.03.2019 11:18
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1005
Hac Suresi Tefsiri 27-30. Ayetler
16.3.2019 477 Okunma
2 Yorum 17.03.2019 11:00
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1004
Hac Suresi Tefsiri 23-26. Ayetler
9.3.2019 503 Okunma
3 Yorum 10.03.2019 14:32
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1003
Hac Suresi Tefsiri 18-22. Ayetler
2.3.2019 423 Okunma
1 Yorum 03.03.2019 08:53
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1002
Hac Suresi Tefsiri 14-17. Ayetler
23.2.2019 444 Okunma
1 Yorum 25.02.2019 11:40
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1001
Hac Suresi Tefsiri 9-13. Ayetler
16.2.2019 470 Okunma
1 Yorum 17.02.2019 07:28
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1000
Hac Suresi Tefsiri 5-8. Ayetler
9.2.2019 493 Okunma
1 Yorum 11.02.2019 07:17
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 999
Hac Suresi Tefsiri 1-4. Ayetler
2.2.2019 609 Okunma
2 Yorum 03.02.2019 09:54
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 998
Enbiya Suresi Tefsiri 105-112. Ayetler
26.1.2019 529 Okunma
1 Yorum 29.01.2019 10:16
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 997
Enbiya Suresi Tefsiri 101-104. Ayetler
19.1.2019 536 Okunma
1 Yorum 20.01.2019 09:15
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 996
Enbiya Suresi Tefsiri 95-100. Ayetler
12.1.2019 632 Okunma
3 Yorum 20.01.2019 14:05
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 995
Enbiya Suresi Tefsiri 89-94. Ayetler
5.1.2019 607 Okunma
1 Yorum 06.01.2019 17:39
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 994
Enbiya Suresi Tefsiri 83-88. Ayetler
29.12.2018 567 Okunma
1 Yorum 30.12.2018 20:04
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 993
Enbiya Suresi Tefsiri 76-82. Ayetler
22.12.2018 701 Okunma
4 Yorum 28.12.2018 17:19
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 992
Enbiya Suresi Tefsiri 71-75. Ayetler
15.12.2018 624 Okunma
1 Yorum 16.12.2018 08:21
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 991
Enbiya Suresi Tefsiri 61-70. Ayetler
8.12.2018 615 Okunma
1 Yorum 09.12.2018 18:21
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 990
Enbiya Suresi Tefsiri 51-59. Ayetler
1.12.2018 650 Okunma
1 Yorum 02.12.2018 12:07
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 989
Enbiya Suresi Tefsiri 44-50. Ayetler
24.11.2018 703 Okunma
2 Yorum 30.11.2018 12:01
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 988
Enbiya Suresi Tefsiri 37-43. Ayetler
17.11.2018 766 Okunma
1 Yorum 18.11.2018 02:30
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 987
Enbiya Suresi Tefsiri 30-36. Ayetler
10.11.2018 664 Okunma
1 Yorum 11.11.2018 12:14
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 986
Enbiya Suresi Tefsiri 21-29. Ayetler
3.11.2018 659 Okunma
1 Yorum 04.11.2018 08:48
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 985
Enbiya Suresi Tefsiri 14-20. Ayetler
27.10.2018 677 Okunma
1 Yorum 29.10.2018 09:01
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 984
Enbiya Suresi Tefsiri 7-13. Ayetler
20.10.2018 715 Okunma
1 Yorum 22.10.2018 07:05
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 983
Enbiya Suresi Tefsiri 1-6. Ayetler
13.10.2018 759 Okunma
1 Yorum 14.10.2018 15:17
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 982
Taha Suresi Tefsiri 133-135. Ayetler
6.10.2018 764 Okunma
1 Yorum 07.10.2018 18:14
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 981
Taha Suresi Tefsiri 128-132. Ayetler
29.9.2018 785 Okunma
1 Yorum 29.09.2018 21:51
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 980
Taha Suresi Tefsiri 122-127. Ayetler
22.9.2018 760 Okunma
1 Yorum 23.09.2018 12:16
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 979
Taha Suresi Tefsiri 115-121. Ayetler
15.9.2018 821 Okunma
1 Yorum 16.09.2018 17:34
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 978
Taha Suresi Tefsiri 108-114. Ayetler
8.9.2018 859 Okunma
1 Yorum 10.09.2018 11:02
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 977
Taha Suresi Tefsiri 100-107. Ayetler
1.9.2018 881 Okunma
1 Yorum 03.09.2018 09:42
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 976
Taha Suresi Tefsiri 95-99. Ayetler
18.8.2018 999 Okunma
1 Yorum 19.08.2018 06:33
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 975
Taha Suresi Tefsiri 89-94. Ayetler
11.8.2018 871 Okunma
1 Yorum 13.08.2018 16:19
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 974
Taha Suresi Tefsiri 83-88. Ayetler
4.8.2018 969 Okunma
1 Yorum 05.08.2018 12:06
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 973
Taha Suresi Tefsiri 77-82. Ayetler
28.7.2018 973 Okunma
1 Yorum 29.07.2018 06:03
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 972
Taha Suresi Tefsiri 72-76. Ayetler
21.7.2018 897 Okunma
1 Yorum 22.07.2018 09:53
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 971
Taha Suresi Tefsiri 65-71. Ayetler
7.7.2018 1104 Okunma
1 Yorum 08.07.2018 07:55
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 970
Taha Suresi Tefsiri 59-64. Ayetler
30.6.2018 991 Okunma
1 Yorum 01.07.2018 14:44
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 969
Taha Suresi Tefsiri 51-58. Ayetler
23.6.2018 1103 Okunma
1 Yorum 24.06.2018 08:10
Prev[1]234567181920Next