Lütfi Hocaoğlu
Müzzemmil Suresi Tefsiri-6
9.08.2020
4272 Okunma, 1 Yorum

 Açıklama 7 (Gerekçe 7)

إِنَّا أَرْسَلْنَا إِلَيْكُمْ رَسُولًا شَاهِدًا عَلَيْكُمْ كَمَا أَرْسَلْنَا إِلَى فِرْعَوْنَ رَسُولًا فَعَصَى فِرْعَوْنُ الرَّسُولَ فَأَخَذْنَاهُ أَخْذًا وَبِيلًا فَكَيْفَ تَتَّقُونَ إِنْ كَفَرْتُمْ يَوْمًا يَجْعَلُ الْوِلْدَانَ شِيبًا السَّمَاءُ مُنْفَطِرٌ بِهِ كَانَ وَعْدُهُ مَفْعُولًا

Size Firavun’a bir resul göndermemiz gibi sizin üzerinize şahit olan bir resul gönderdik. Firavun resule isyan etti. Onu (Firavunu) şiddetli ve kötü bir etki ile aldık. Eğer görmezden gelirseniz çocukları ak saçlılar kılan, çatının onda yarıldığı, vaadinin yapılmış olduğu bir dönemin etkisiyle nasıl korunacaksınız?

Beşinci, altıncı, yedinci ve sekizinci emir olan söylediklerine sabretme (اصْبِرْ عَلَى مَا يَقُولُونَ), güzel bir ayrılışla ayrılış (اهْجُرْهُمْ هَجْرًا جَمِيلًا), nemet sahibi yalanlayanları Allah’a bırakma (ذَرْنِي وَالْمُكَذِّبِينَ أُولِي النَّعْمَةِ) ve onlara süre tanımanın (مَهِّلْهُمْ قَلِيلًا) gerekçelerinden biridir.

 

Burada iki فَ ile atfedilmiş üç cümle vardır.

Ma'tûf

Atıf harfi

Ma'tûf

Atıf harfi

Ma'tûfun aleyh

كَيْفَ تَتَّقُونَ إِنْ كَفَرْتُمْ يَوْمًا يَجْعَلُ الْوِلْدَانَ شِيبًا السَّمَاءُ مُنْفَطِرٌ بِهِ كَانَ وَعْدُهُ مَفْعُولًا

فَ

عَصَى فِرْعَوْنُ الرَّسُولَ فَأَخَذْنَاهُ أَخْذًا وَبِيلًا

فَ

إِنَّا أَرْسَلْنَا إِلَيْكُمْ رَسُولًا شَاهِدًا عَلَيْكُمْ كَمَا أَرْسَلْنَا إِلَى فِرْعَوْنَ رَسُولًا

 

1. Cümle

إِنَّا أَرْسَلْنَا إِلَيْكُمْ رَسُولًا شَاهِدًا عَلَيْكُمْ كَمَا أَرْسَلْنَا إِلَى فِرْعَوْنَ رَسُولًا

أَرْسَلْنَا “elçi gönderdik” demektir. Dördüncü babdan رَسَلٌ mastarı bir mesajı ulaştırmak, bir görevi yapmak için elçi olmak manasındadır. İf’âl bâbında (أَرْسَلَيُرْسِلُ) birisini, birilerini bir mesajı ulaştırmak, bir görevi yapmak için elçi haline getirmek anlamındadır.

رَسُولًا “elçi” demektir. Sıfat-ı müşebbehedir. Kökü رسل dir. Nekre gelmiştir. O nedenle yalnızca Muhammed Peygamber değildir. Muhammed Peygamberin yönetici elçiliği değil başka bir tür elçilik kastedildiği için onu da kapsamaktadır.

شَاهِدًا “ilmi yöntemlerle bilgi veren” demektir. Dördüncü babdan شَهِدَ - يَشْهَدُ şeklinde bir şey hakkında ilmi yöntemlerle bilgi vermek manasındadır. Şahit bilgisine güvenilen kimsedir. Bilirkişidir. Eğer bilirkişilik daimî ise o zaman شَهِيد denir.

عَلَيْكُمْ “sizin üzerinize, sizin aleyhinize” demektir.

شَاهِدًا عَلَيْكُمْ ise “size karşı olan bilirkişi” demektir. Sizin bildiklerinizin tersini söyleyen, sizin hatalarınızın yanlışlığını ilmi metotlarla ortaya koyan kimse demektir. شَاهِدًا عَلَيْكُمْ sıfattır. Resulün sıfatıdır.

رَسُولًا شَاهِدًا عَلَيْكُمْ “size karşı olan bilirkişi bir elçi” demektir.

كَ “gibi” demektir.

مَا أَرْسَلْنَا إِلَى فِرْعَوْنَ رَسُولًا “Firavuna bir elçi göndermemiz” demektir.

كَمَا أَرْسَلْنَا إِلَى فِرْعَوْنَ رَسُولًا “Firavuna bir elçi gönderdiğimiz gibi” demektir.

Burada da رَسُولًا nekre gelmiştir. Firavuna giden resulün Musa olduğunu biliyoruz. Burada da nekre gelmesi Musa’nın yönetici vasfıyla olan elçiliği değil, Firavuna karşı bilirkişilik yaptığı elçiliği olduğu içindir.

إِنَّا أَرْسَلْنَا إِلَيْكُمْ رَسُولًا شَاهِدًا عَلَيْكُمْ كَمَا أَرْسَلْنَا إِلَى فِرْعَوْنَ رَسُولًا

Burada إِلَيْكُمْ deki كُمْ (siz) kimdir? Burada hitap birdenbire “müzzemmil”den “siz”e dönmüştür. Buradaki “siz” müzzemmilin muhatap olduğu topluluktur. Topluluğa söylenmektedir. “Sizin bildiklerinizin tersine, size karşı bir bilirkişi elçi gönderdik. Firavuna da böyle bir elçi göndermiştik.” Musa da Firavuna bu şekilde bir elçi olmuştu. Ona yöneticilik yapmıyordu. Onun bildiklerinin tersine bilgiler veriyordu. Onun kendisini düzeltmesini istiyordu. Müzzemmil de böyle bir elçilikle karşısında olan topluluğa da bildiklerinin tersine bilgiler veriyor. Burada dikkat edilmesi gereken cümlenin إِنَّا ile başlaması. Burada te’kîd vardır. Muhatap olan “siz” buna inanmamaktadır. Tam tersi düşüncededir. Bu nedenle cümle te’kîdlidir. Gönderdim (إِنِّي أَرْسَلْتُ) değil de gönderdik (إِنَّا أَرْسَلْنَا) şeklinde gelmesi de bu gönderilmenin dolaylı metotlarla gerçekleşeceğinin göstergesidir. Musa için de “gönderdik” ifadesi kullanılmıştır. O da dolaylı yollarla Firavuna gönderilmiştir. Sarayda yetişmiş, adam öldürmüş, Medyen’e kaçmış. Oradan geri dönmüş ve elçilik görevini yapmıştır. Pek çok mekanizma içinde yetişerek Firavuna karşı bir bilirkişi resul olarak gitmiştir.

 

2. Cümle

عَصَى فِرْعَوْنُ الرَّسُولَ فَأَخَذْنَاهُ أَخْذًا وَبِيلًا

عَصَى “isyan etti” demektir. İsyan uyman gereken bir emre ya da yetkiliye uymamak, ona karşı direnmek demektir.

عَصَى فِرْعَوْنُ الرَّسُولَ “Firavun resule isyan etti” demektir. Aslında Mısır’da yönetici olan Firavundur. Normalde isyanın yöneticiye karşı olması beklenir. Ama burada önemli olan Musa’nın Allah’ın elçisi olmasıdır. Firavuna karşı bilirkişi elçilik yapmıştır. Allah’tan gelenlerle şahitlik yapmıştır ama Firavun ona karşı çıkarak, onun getirdiklerini kabul etmeyerek Allah’a isyan etmiştir.

Burada الرَّسُولَ marife gelmiştir. Marife gelmesinin sebebi başka bir elçiyi ifade etmesi değildir. Daha önceden geçen nekre رَسُولًا i işaret etmektedir. Buna ahd-i zikri denir. Daha önceden geçen nekre kelimeye zamir gönderilmemesi, onun yerine kelimenin marife şekilde getirilmesidir.

Daha önceki كَ (gibi) den dolayı buradaki olayı tersine bağlayabiliriz. Yani Firavunun Musa’nın aleyhine şahitliğine isyan etmesi gibi müzzemmilin topluluğunun yöneticileri de aynı şahitliğe karşı çıkacaklardır.

أَخَذْنَا “aldık” demektir. هُ “o” demektir. Firavunu göstermektedir.

أَخَذْنَاهُ “onu yani Firavunu aldık” demektir.

أَخْذًا “almak” demektir. Bir şeyi, birisini tutup almak manasındadır. ءخذ kökünden birinci babdan mastardır. Burada fiilin mastarı olarak gelmekle mef’ûlü mutlak görevindedir. Arkasından sıfat almakta çeşidini bildiren mef’ûlü mutlak olmaktadır. Fiille beraber kullanılmıştır.

وَبِيلًا “şiddetli, ağır, kötü etki eden” demektir. Sıfat-ı müşebbehedir. Kökü وبل dir. İkinci babdan gelmektedir. Bir fiilde veya bir etkide bir kimsenin, bir şeyin, bir işin ileri gitmesi, sınırı aşmasıdır, kötü yönde şiddetli ve ağır etki yapmasıdır.

أَخْذًا وَبِيلًا “şiddetli ve kötü bir etki ile almak” demektir.

أَخَذْنَاهُ أَخْذًا وَبِيلًا “onu (Firavunu) şiddetli ve kötü bir etki ile aldık” demektir. Burada şu soru sorulur? “Almak” fiili “cezalandırmak” anlamında mı kullanılmıştır. “Kötü bir etki ile almak” ne demektir?

Şuurlu bir varlığın alınması demek o varlığın alan tarafından hareketinin kısıtlanması ve tamamen alanın etkisi altında kalması ve o etkinin dışına çıkamaması demektir. Burada Firavun şiddetli ve kötü bir etki ile alınmıştır. Yani Firavun daha önce yaptığı işleri yapamaz hale gelmiştir. Tamamen Allah’ın etkisine girmiş ve Allah’ın kontrolünden çıkamaz hale gelmiştir. Bu duruma girmesi çok şiddetli ve kötü bir etki ile olmuştur.

Buradan şunu anlıyoruz ki bilirkişi elçiye isyan eden yöneticiler de aynı şekilde şiddetli ve kötü bir etki ile afonksiyonel hale geleceklerdir. Bunu da bilirkişi elçi yapmayacak, biz dediği için değişik mekanizmalar içinde gerçekleşecektir.

 

3. Cümle

كَيْفَ تَتَّقُونَ إِنْ كَفَرْتُمْ يَوْمًا يَجْعَلُ الْوِلْدَانَ شِيبًا السَّمَاءُ مُنْفَطِرٌ بِهِ كَانَ وَعْدُهُ مَفْعُولًا

Aslında burada cümle كَيْفَ تَتَّقُونَ إِنْ كَفَرْتُمْ يَوْمًا şeklindedir. Sonrasında gelen يَجْعَلُ الْوِلْدَانَ شِيبًا السَّمَاءُ مُنْفَطِرٌ بِهِ كَانَ وَعْدُهُ مَفْعُولًا şeklindeki üç cümle يَوْمًا in sıfatıdır. كَيْفَ تَتَّقُونَ إِنْ كَفَرْتُمْ يَوْمًا ise ortasında gelen إِنْ كَفَرْتُمْ şart cümlesi ile gelmektedir.

 

كَيْفَ تَتَّقُونَ إِنْ كَفَرْتُمْ يَوْمًا

كَيْفَ “nasıl” demektir.

تَتَّقُونَ “koruma ediniyorsunuz” demektir. Kökü وقي dir. Sülasi 2. babdan “korumak” anlamındadır. İftial bâbına geçince “koruma edinmek” demektir. İftial bâbında aldığı mef’ûl ittika edenin korunması için olan sebeptir, gerekçedir. Onun etkisi altında kendini korumak, onu varlığını düşünerek kendini korumak demektir. Onu koruma vesilesi kılmak demektir. Kuran’da Allah’a ittika etmek, rabbe ittika etmek, güne ittika etmek, ateşe ittika etmek, öncesine ve sonrasına ittika etmek kavramları vardır. Allah’a ittika etmek Allah’ı koruma edinmek, Allah’ın etkisi altında kendini korumak, Allah’ın yasaklarından sıradışı bir şekilde dikkat ederek kendini korumak, Allah’a sığınmak anlamlarındadır. Ateşe ittika etmek ateşin varlığını düşünerek kendini korumak, ateşin vereceği zararlardan dolayı kendini korumak, ateşin etkisinden dolayı korunma edinmek anlamlarındadır.

يَوْمًا “gün, dönem” demektir. Nekre gelmiştir. “Bir gün” demektir.

Bu cümlenin ortasına إِنْ كَفَرْتُمْ şeklinde bir şart gelmiştir.

إِنْ şart edatıdır. “İse” anlamındadır.

كَفَرْتُمْ görmezden geldiniz demektir. كُفْرٌ küfür demektir. Bir şeyin üstünü kapatıp onu görmezden gelmek manasındadır.

إِنْ كَفَرْتُمْ “görmezden gelirseniz” demektir. Burada görmezden gelinen, üstü kapatılan nedir? Karşınızda bilirkişilik yapan resulün bilirkişiliğidir. Yaptıkları yanlışı söylemesidir.

كَيْفَ تَتَّقُونَ إِنْ كَفَرْتُمْ يَوْمًا “eğer görmezden gelirseniz bir dönemin etkisiyle nasıl korunacaksınız?” demektir. Buradaki dönemin vasıfları üç sıfat cümlesi ile açıklanmaktadır.

 

يَوْمًا in birinci sıfatı

يَجْعَلُ الْوِلْدَانَ شِيبًا

يَجْعَلُ “kılar” demektir.

الْوِلْدَانَ “çocuklar” demektir. الْوَلِيدَ in çoğuludur. Anne babasından bahsedilmediği, bilinmediği veya anne babasına izafe edilmediği zaman bu şekilde kullanılır. Erişkinliğe kadar olan dönem bu kelime ile ifade edilir. Anne babasına izafe edildiği zaman وَلَد kullanılır. Kökü ولد dir. İkinci babdan gelmektedir.

شِيبًا sıfat-ı müşebbehedir. Çoğuldur. Ak saçlılar demektir. Tekili أَشْيَبَ dir. شَيْبٌ saçın aklaşması demektir. Saçın asli rengini kaybedip beyaz renge dönüşmesi manasındadır. شيب kökündendir.

Çocukların saçı nasıl aklaşır. أَشْيَب tamamen ak saçlı demek değildir, saçına ak karışmış demektir. Çocukların saçlarında aklar neden olur? En önemli sebebi beslenme bozukluğudur. Pek çok vitaminin eksikliği ve kötü beslenme nedeniyle çocukların saçlarında aklar olabilir. Öyle bir dönem gelecek ki beslenme bozukluğu nedeniyle çocukların saçlarında aklar olmaya başlayacak ve artık bu durum normal hale gelecek. Bundan daha 30-40 sene evvel şişman çocuk görmek çok çok nadir bir durum iken beslenmedeki rezillikler nedeniyle artık zayıf çocuk görmek azalmaya başladı. İşte o dönemde de saçında ak olmayan çocuk görmek nadir olmaya başlayacak. Beslenmeler daha da berbat bir hal alacak. Tamamen sanayileşmiş gıdalarla beslenildiği için vücudun ihtiyacı olan en temel besin maddeleri alınamayacak, alınsa bile bu maddelerin vücutta yarattığı tahribatlar nedeniyle vücut onlardan faydalanamaz hale gelecek ve artık çocuklarda bile ak saç normlaşacak.

Müzzemmilin uyarılarını küfrederseniz yani görmezden gelirseniz başınıza gelecek olan çocukların ak saçlılar olduğu dönemin etkisinden nasıl korunacakları sorulmaktadır.

يَجْعَلُ الْوِلْدَانَ شِيبًا “çocukları ak saçlılar kılar” demektir. يَوْمًا in ilk sıfatıdır.

يَوْمًا يَجْعَلُ الْوِلْدَانَ شِيبًا “çocukları ak saçlılar kılan bir dönem” demektir.

 

يَوْمًا in ikinci sıfatı

السَّمَاءُ مُنْفَطِرٌ بِهِ

السَّمَاءُ “gök” demektir. سمو kökünden gelmiştir. Birinci babdan سُمُوٌّ mastarı bütün seviyelerin üstüne çıkmak, en üst seviyeye yükselmek manasındadır. Bu mastar manasından bütün seviyelerin üstüne çıkan manasında سَمَاءٌ her şeyin en üstü olarak “gök” anlamında camid isimdir. Dişildir. Çoğulu سَمَوَاتٌ dür.

مُنْفَطِرٌ “yarılan, çatlayan” demektir. فَطْرٌ “çatlak, yarık” demektir. فطر kökünden gelmiştir. İkinci babdan mastar olarak tek bir şeyi içinde çatlaklar ve yarıklar oluşturarak çok sayıda şey haline getirmek, küçük parçalardan oluşan bir şey haline getirmek manasındadır. مُنْفَطِرٌ infiâl bâbındandır. Kendi kendine olmayı ifade eder. Yani kendi kendine yarılan, çatlayan, birbirine bitişik küçük parçalar halinde olan anlamında ism-i fâildir.

بِهِ “onunla” veya “onun içinde” demektir. Buradaki “هِ” zamiri aslında “هُ” dur. “بِ” deki kesre nedeniyle harekesi kesre olmuştur. “O” demektir. Buradaki “o” zamiri “يَوْمًا” yani “gün, dönem” kelimesine dönmektedir. Buradaki “بِ” ta’liliye veya zarfiyet içindir. Onunla demek “günle, dönemle” demektir. Onun içinde demek de “günün içinde, dönemin içinde” demektir.

السَّمَاءُ مُنْفَطِرٌ بِهِ “sema onunla yarılandır, onun içinde yarılandır” demektir. يَوْمًا in ikinci sıfatıdır.

Burada önemli nokta السَّمَاءُ müennes (dişil) olduğu halde مُنْفَطِرٌ müzekkerdir (erildir). Beklenen مُنْفَطِرَةٌ şeklinde müennes gelmesidir. İkisi arasında bir uyum olmalıdır. Burada uyum olmamasının iki sebebi vardır:

  1. مُنْفَطِرٌ kelimesinin ذَاتُ انْفِطَارٍ (infitar sahibi=yarılma özelliği olan) anlamında olması
  2. Sema ile kastedilen semanın kendisi değil, onun vasfına sahip başka bir varlık olmasıdır.

İnfitar sahibi olması uygun değildir. Çünkü semanın öyle bir vasfının olması demek her zaman bu özelliğinin gerçekleşmesi demektir. Böyle bir durum yoktur.

Semanın kendisi değil, sema vasfına sahip başka bir varlık olması uygun olandır. Sema kelimesinin bu nedenle Arapçada çok çeşitli kullanımları vardır.

سمو kökünün ana anlamı yüksekte olmaktır. Bu nedenle buluta da sema denmektedir. Kuran’da da bu kullanımı görürüz. Size semayı midrar (damlacık) olarak gönderdik ayeti (أَرْسَلْنَا السَّمَاءَ عَلَيْهِمْ مِدْرَارًا) vardır. Evin ve her şeyin çatısına da atın sırtına hatta otlara bile sema denmektedir. Yüksekte olan ve onu kaplayan her şeye sema denmektedir.

Buradaki sema bu sebeplerle “gök” demek değildir. “Çatı” demektir. Klasik tefsirlerde de bu nedenle bu mana verilmiştir. Çünkü çatı anlamına gelen “سَقْف” müzekker yani erildir. Bu da müzekker olan مُنْفَطِرٌ ile uyumludur. Peki, buradaki “çatı” neyin çatısıdır? Nasıl yarılmıştır?

Buradaki çatı sistemin çatısıdır. Müzzemmilin uyardığı, aleyhinde bilirkişilik yaptığı sistemin çatısı yarılmıştır, çatlamıştır. Müzzemmil uyarıyı yapmakta, sistemin çökeceğini söylemektedir. O dönem çatının çökmeden önce yarıldığı son dönemdir. O dönemin etkisinden nasıl korunacakları sorulmaktadır. Yani müzzemmilin uyarılarını küfreder yani görmezden gelirseniz öyle bir dönem gelecek ki o dönemde sisteminizin çatısı yarılacaktır. Bu yarılmanın ardından tam çöküş gelecektir.

Burada önemli bir nokta da مُنْفَطِرٌ un infi’âl bâbı dediğimiz bir babdan gelmesidir ki bu bâb lazımdır yani geçişsizdir. Kendi kendine olmayı ifade eder. Yani sistemin çatısını birisi yarmayacak, sistemi birisi çökertmeyecektir. Sistem kendi kendine çatırdayacaktır. Zaten müzzemmilin yaptığı uyarı da budur. Sisteminiz sıkıntılı, ben bilirkişilik yapıyorum, aleyhinize şahitlik ediyorum, çökecek demektedir. Eğer görmezden gelirseniz sisteminiz kendi kendine çökecek diye burada uyarı yapılmaktadır. Çatı çökünce o çatının altında kalanlar ezilirler.

يَوْمًا يَجْعَلُ الْوِلْدَانَ شِيبًا السَّمَاءُ مُنْفَطِرٌ بِهِ “çocukları ak saçlılar kılan, onda çatının yarıldığı bir dönem” demektir.

 

يَوْمًا in üçüncü sıfatı

كَانَ وَعْدُهُ مَفْعُولًا

كَانَ “-dır, -dir” anlamında nakıs fiildir.

وَعْد “vaat” demektir. وعد kökünden gelmiştir. İkinci babdan mastar olarak birisi için bir şeyi gelecekte kendisine farz etmek manasındadır. Bu mastar manasından farz edilen manasında وَعْدٌ “vaat” anlamında, ism-i mef’ûl manasında camid isimdir. Erildir.

وَعْدُهُ “Onun vaadi” demektir. Buradaki “هُ” yani “o” kime gitmektedir. “يَوْمًا” yani “gün” kelimesine gitmektedir. “Günün vaadi” yani “gün için yapılan vaad” anlamındadır. Buradaki izafet ta’liliye (sebep bildiren) izafettir.

مَفْعُولًا “yapılan” anlamında ism-i mef’ûldür.

كَانَ وَعْدُهُ مَفْعُولًا “onun vaadi yapılandır” demektir. يَوْمًا in üçüncü sıfatıdır. Burada ilginç olan vaat kelimesinin gelecek için olması, مَفْعُولًا kelimesinin geçmişi ifade etmesidir. Bunun sebebi o dönemin daha önceden yaratıldığının ve kesinlikle o dönemin gerçekleşeceğinin bildirilmesidir.

Eğer müzzemmilin uyarılarını görmezden gelirseniz o dönemin gerçekleşeceği kesindir. Kaçışınız yoktur. Aleyhinize olan şahitliği ciddiye alın denmektedir.

يَوْمًا يَجْعَلُ الْوِلْدَانَ شِيبًا السَّمَاءُ مُنْفَطِرٌ بِهِ كَانَ وَعْدُهُ مَفْعُولًا “çocukları ak saçlılar kılan, çatının onda yarıldığı, vaadinin yapılmış olduğu bir dönem” demektir.

كَيْفَ تَتَّقُونَ يَوْمًا يَجْعَلُ الْوِلْدَانَ شِيبًا السَّمَاءُ مُنْفَطِرٌ بِهِ كَانَ وَعْدُهُ مَفْعُولًا “çocukları ak saçlılar kılan, çatının onda yarıldığı, vaadinin yapılmış olduğu bir dönemin etkisiyle nasıl korunacaksınız?” demektir.

كَيْفَ تَتَّقُونَ إِنْ كَفَرْتُمْ يَوْمًا يَجْعَلُ الْوِلْدَانَ شِيبًا السَّمَاءُ مُنْفَطِرٌ بِهِ كَانَ وَعْدُهُ مَفْعُولًا “eğer görmezden gelirseniz çocukları ak saçlılar kılan, göğün onunla yarıldığı, vaadinin yapılmış olduğu bir dönemin etkisiyle nasıl korunacaksınız?” demektir.

 

Gerekçenin sonucu

Söylediklerine sabret, onlardan güzel bir ayrılışla ayrıl, beni yalanlayan nemet sahipleri ile bırak, onlara süre tanı. Çünkü onlar senin aleyhlerine şahitliğini ciddiye almayacaklar, isyan edecekler ve sistemlerinin çatısı çatırdayacak bir dönem gelecek. O dönemde çocukların bile saçları aklaşacak ve görmezden gelirlerse bu durum kesinlikle gerçekleşecek.

 

---------------------------------------

Sûrenin tefsirinin altıncı kısmına devam edeceğiz inşallah.

 


YorumcuYorum
Reşat Nuri Erol
09.08.2020
15:31


...

KISA SURELERİN TEFSİRİ NE OLACAK...

DİYE YOLLARCA YA DA ONLARCA YILDIR DÜŞÜNÜYORDUM...

...

ÖNCE

MUKAYESELİ TEFSİR ÇALIŞMASI BAŞLADI..

ASR SURESİ VE KEVSER SURESİ TEFSİR ÇALIŞMALARI...

ALLAH BERKETLENDİRSİN VE DEVAM ETTİRSİN, İNŞALLAH...

...

SİMDİ DE...

MÜZEMMİL..

VE DEVAMI, İNŞALLAH...

...

DEMEK Kİ...

...

NEYSE...

...

SELAM VE SAĞLIK DUALARIM DAİMİDİR... 

REŞAD






Son Yorumlanan Makaleler
Reşat Nuri Erol
Kur’an’a göre devlet düzeni ve medeniyet - 241
25.07.2026 501 Okunma
1 Yorum 25.07.2026 10:50
Reşat Nuri Erol
Kur’an’a göre devlet düzeni ve medeniyet - 240
24.07.2026 679 Okunma
1 Yorum 24.07.2026 06:51
Reşat Nuri Erol
Kur’an’a göre devlet düzeni ve medeniyet - 239
23.07.2026 728 Okunma
1 Yorum 23.07.2026 10:59
Reşat Nuri Erol
Kur’an’a göre devlet düzeni ve medeniyet - 238
22.07.2026 812 Okunma
1 Yorum 22.07.2026 10:06
Reşat Nuri Erol
Kur’an’a göre devlet düzeni ve medeniyet - 237
21.07.2026 1002 Okunma
1 Yorum 21.07.2026 05:50
Reşat Nuri Erol
Kur’an’a göre devlet düzeni ve medeniyet - 236
20.07.2026 970 Okunma
1 Yorum 20.07.2026 07:52
Reşat Nuri Erol
Kur’an’a göre devlet düzeni ve medeniyet - 235
19.07.2026 914 Okunma
1 Yorum 19.07.2026 06:32
Reşat Nuri Erol
Kur’an’a göre devlet düzeni ve medeniyet - 234
18.07.2026 923 Okunma
1 Yorum 18.07.2026 06:03
Reşat Nuri Erol
Kur’an’a göre devlet düzeni ve medeniyet - 233
17.07.2026 985 Okunma
1 Yorum 17.07.2026 06:33
Reşat Nuri Erol
Kur’an’a göre devlet düzeni ve medeniyet - 232
16.07.2026 970 Okunma
1 Yorum 16.07.2026 09:22
Reşat Nuri Erol
Kur’an’a göre devlet düzeni ve medeniyet - 231
15.07.2026 981 Okunma
1 Yorum 15.07.2026 06:50
Reşat Nuri Erol
Kur’an’a göre devlet düzeni ve medeniyet - 230
14.07.2026 1019 Okunma
1 Yorum 14.07.2026 07:57
Reşat Nuri Erol
Kur’an’a göre devlet düzeni ve medeniyet - 229
13.07.2026 974 Okunma
1 Yorum 13.07.2026 06:49
Reşat Nuri Erol
Kur’an’a göre devlet düzeni ve medeniyet - 228
12.07.2026 1322 Okunma
1 Yorum 12.07.2026 08:28
Reşat Nuri Erol
Kur’an’a göre devlet düzeni ve medeniyet - 227
11.07.2026 1236 Okunma
1 Yorum 11.07.2026 07:49
Reşat Nuri Erol
Kur’an’a göre devlet düzeni ve medeniyet - 226
10.07.2026 1101 Okunma
1 Yorum 10.07.2026 12:03
Reşat Nuri Erol
Kur’an’a göre devlet düzeni ve medeniyet - 225
9.07.2026 1127 Okunma
2 Yorum 09.07.2026 06:45
Reşat Nuri Erol
Kur’an’a göre devlet düzeni ve medeniyet - 224
8.07.2026 1069 Okunma
1 Yorum 08.07.2026 07:48
Reşat Nuri Erol
Kur’an’a göre devlet düzeni ve medeniyet - 223
7.07.2026 1110 Okunma
1 Yorum 07.07.2026 08:52
Reşat Nuri Erol
Kur’an’a göre devlet düzeni ve medeniyet - 222
5.07.2026 1048 Okunma
1 Yorum 05.07.2026 07:30
Reşat Nuri Erol
Kur’an’a göre devlet düzeni ve medeniyet - 221
4.07.2026 1082 Okunma
1 Yorum 04.07.2026 08:50
Reşat Nuri Erol
Kur’an’a göre devlet düzeni ve medeniyet - 220
3.07.2026 1088 Okunma
1 Yorum 03.07.2026 07:58
Reşat Nuri Erol
Kur’an’a göre devlet düzeni ve medeniyet - 219
2.07.2026 1213 Okunma
1 Yorum 02.07.2026 11:58
Reşat Nuri Erol
Kur’an’a göre devlet düzeni ve medeniyet - 218
1.07.2026 1402 Okunma
1 Yorum 01.07.2026 07:45
Reşat Nuri Erol
Kur’an’a göre devlet düzeni ve medeniyet - 217
30.06.2026 1110 Okunma
1 Yorum 30.06.2026 08:32
Reşat Nuri Erol
Kur’an’a göre devlet düzeni ve medeniyet - 216
28.06.2026 1178 Okunma
1 Yorum 28.06.2026 06:14
Reşat Nuri Erol
Kur’an’a göre devlet düzeni ve medeniyet - 215
27.06.2026 1239 Okunma
1 Yorum 27.06.2026 05:51
Reşat Nuri Erol
Kur’an’a göre devlet düzeni ve medeniyet - 214
26.06.2026 1098 Okunma
1 Yorum 26.06.2026 07:21
Reşat Nuri Erol
Kur’an’a göre devlet düzeni ve medeniyet - 213
25.06.2026 1515 Okunma
1 Yorum 25.06.2026 09:23
Reşat Nuri Erol
Kur’an’a göre devlet düzeni ve medeniyet - 212
24.06.2026 1314 Okunma
1 Yorum 24.06.2026 10:33
Reşat Nuri Erol
Kur’an’a göre devlet düzeni ve medeniyet - 211
23.06.2026 1321 Okunma
1 Yorum 23.06.2026 09:59
Reşat Nuri Erol
Kur’an’a göre devlet düzeni ve medeniyet - 210
22.06.2026 1328 Okunma
1 Yorum 22.06.2026 07:37
Reşat Nuri Erol
Kur’an’a göre devlet düzeni ve medeniyet - 209
21.06.2026 1390 Okunma
1 Yorum 21.06.2026 08:49
Reşat Nuri Erol
Kur’an’a göre devlet düzeni ve medeniyet - 208
20.06.2026 1360 Okunma
1 Yorum 20.06.2026 05:50
Reşat Nuri Erol
Kur’an’a göre devlet düzeni ve medeniyet - 207
19.06.2026 1369 Okunma
1 Yorum 19.06.2026 09:13
Reşat Nuri Erol
Kur’an’a göre devlet düzeni ve medeniyet - 206
18.06.2026 1250 Okunma
1 Yorum 18.06.2026 09:45
Reşat Nuri Erol
Kur’an’a göre devlet düzeni ve medeniyet - 205
17.06.2026 1267 Okunma
1 Yorum 17.06.2026 09:15
Reşat Nuri Erol
Kur’an’a göre devlet düzeni ve medeniyet - 204
16.06.2026 1370 Okunma
1 Yorum 16.06.2026 09:29
Reşat Nuri Erol
Kur’an’a göre devlet düzeni ve medeniyet - 203
15.06.2026 1339 Okunma
1 Yorum 15.06.2026 06:26
Reşat Nuri Erol
Kur’an’a göre devlet düzeni ve medeniyet - 202
14.06.2026 1338 Okunma
1 Yorum 14.06.2026 09:36
Reşat Nuri Erol
Kur’an’a göre devlet düzeni ve medeniyet - 201
13.06.2026 1235 Okunma
1 Yorum 13.06.2026 07:56
Reşat Nuri Erol
Kur’an’a göre devlet düzeni ve medeniyet - 200
12.06.2026 1265 Okunma
1 Yorum 12.06.2026 07:27
Reşat Nuri Erol
Kur’an’a göre devlet düzeni ve medeniyet - 199
11.06.2026 1354 Okunma
1 Yorum 11.06.2026 08:35
Reşat Nuri Erol
Kur’an’a göre devlet düzeni ve medeniyet - 198
10.06.2026 1229 Okunma
1 Yorum 10.06.2026 09:48
Reşat Nuri Erol
Kur’an’a göre devlet düzeni ve medeniyet - 197
9.06.2026 1162 Okunma
1 Yorum 09.06.2026 07:04
Reşat Nuri Erol
Prof. Dr. Arif Ersoy; ‘Adil Düzen Ortaklık Ekonomisi-15
8.06.2026 1410 Okunma
1 Yorum 08.06.2026 09:07
Reşat Nuri Erol
Prof. Dr. Arif Ersoy; ‘Adil Düzen Ortaklık Ekonomisi-14
7.06.2026 1385 Okunma
1 Yorum 07.06.2026 06:45
Reşat Nuri Erol
Prof. Dr. Arif Ersoy; ‘Adil Düzen Ortaklık Ekonomisi-13
6.06.2026 1334 Okunma
1 Yorum 06.06.2026 06:38
Reşat Nuri Erol
Prof. Dr. Arif Ersoy; ‘Adil Düzen Ortaklık Ekonomisi’-1
5.06.2026 1659 Okunma
1 Yorum 05.06.2026 07:41
Reşat Nuri Erol
Prof. Dr. Arif Ersoy; ‘Adil Düzen Ortaklık Ekonomisi-11
4.06.2026 1632 Okunma
1 Yorum 04.06.2026 10:09


© 2026 - Akevler