Hüseyin Kayahan
ÂDEM'İN DİLİ-2
9.08.2020
5463 Okunma, 1 Yorum

7.6.Varsayımlar

7.6.1.Sesli/ünlü sesler hareketlerde yön bildirir. Harfler, seslerin yazımdaki sembolleridir. Aslolan seslerdir, nitekim Avrupa dillerinde bir sesi çıkarabilmek için bazen beş, altı sembol yan yana dizilmektedir.

Türkçeden örnekler vermeye çalışacağım. Diğer dillerde de aynı kuralın geçerli olduğunu sanıyorum. Diğer dilleri iyi bilen arkadaşların örnekler vermesini çok isterim. Üstad Karagülle; “Gürcücenin böyle olduğunu” söylemişti.

“G” sesi (başta C, K olmak üzere birkaç sese daha dönüşür), insan hareketlerinde kullanılır. 

İ: gİt (mek), ileri; İngilizcede “go”;

Ü: gÜt (mek), ileri ve yanlara

E: gEl (mek), geri/beri; İngilizcede “kam (gam’dan dönüşmüş olmalıdır) /come)”;

     gEç (mek), önce yana olan bu eylem, Türkçede “öne geç, yana  geç, arkaya geç şeklinde dört tarafa kaymak manalarında kullanılmaktadır. Orta Asya dillerinde “öt(mek)”, geçmek, yana geçmek olarak kullanılır.

Ö: gÖç (mek), aşağı; dönmemek üzere çok çok ileri bir yere gitmek. Bunun başka bir versiyonu “dÜş(mek)” tir. Başka bir versiyonu da “yAğ(mak) veya yaa(mak”) tır. Yağmak, yıkarıdan aşağıya doğru olan hareketin adı olmuştur. Yukarıdan aşağıya doğru hareket eden nesnelerin genel adı da “yağış” olmuştur.

U: gUç (mek), yukarı (sonraları “g” sesi düşmüş ve “uçmak” olmuş olabilir) şeklinde, ileri, geri, yukarı aşağı, sağ yana ve sol yana olmak 6 yönü de ünlü seslerde ifade etmekteyiz. Bu hecelerdeki 3. Sesin başka anlamları vardır ki, onlar eklenmiştir.

Şu anda bir anlam ifade etmese de her bir 3’lü ses kümesini tüm sesli harflerimizle çekebiliriz.

Gatmak, Getmek, Gıtmak, Gitmek, Gotmak, Götmek, Gutmak, Gütmek;

Galmak, Gelmek, Gılmak, Gilmek, Golmak, gölmek, Gulmak, Gülmek;

Gaçmak, Geçmek, Gıçmak, Giçmek, Goçmak, Göçmek, Guçmak, Güçmek şeklinde. Bazı kelimeler kulağımızı tırmalar. G sesinin dönüştüğü C, K ve diğer seslerle aynı kelimeleri kullanırsak bazıları kulağa hoş gelebilir.

7.6.2.Dillerin birbirlerinden farklı farklı oluşması, coğrafi ve fizyolojik farlılıklardan çok, sosyolojik sebepledir (İLMÎ YÖNSEME).

İklim koşulları dudak ve ağız hareketlerini bir miktar etkiler, bu doğrudur. Sıcak iklim kuşaklarında boğaz harfleri daha baskın olabilir. Zira ağzı uzun süre açık tutmak kolaydır. Soğuk iklim kuşaklarında ise ağzın uzun süre açık olması zordur. Dil, damak ve yutak soğuktan etkilenir. Bu bölgelerde ağzın kısa süreli açık olacağı sesler daha baskın olabilir.

Gerçekte insan bütün sesleri çıkarabilir, bütün yabancı dilleri konuşabilir. Bunun için yeterli zaman ve eğitim gerekir. Her insanda her sesi çıkarabilecek ses donanımı mevcuttur. İnsan büyürken içinde bulunduğu ortamın dilini otomatik olarak öğrenir. Buna “ana dil” diyoruz. Diğer dilleri eğitim alarak öğrenmektedir. Küçükken iki dilli bir ortamda büyürse her ikisini de öğrenir ama yine de biri baskın olur ve mantıksal düşünmeyi onunla yapar.

Peki neden binlerce farklı dil oluşmuştur?

Asimile olmamak, baskın kültür içinde eriyip farklı kimliklerini kaybetmemek için. Her insan Allah’ın ayrı ayrı halifesidir. Kendini “biricik/özgün” hisseder. Bu duygu Allah’ın ondaki “ahad” sıfatının tecellisidir. Fakat bunun yanında onda bir de “ünsiyet” melekesi vardır. Bu meleke de onu başkaları gibi olmaya, onlara benzemeye zorlar.

Önce ailesi gibi olur, ailesi ile övünür. O aileye ait olduğunu, diğerlerinden olmadığını belli edecek davranış kalıpları geliştirilir. Bunun bir sonraki merhalesi mahalleli olmaktır. Köyde yaşayanlar bilirler. Aşağı mahalle ile yukarı mahalle farklıdır. Aralarında her zaman rekabet ve yarışma vardır. Kırsalda bu aşirettir. Ana dil burada öğrenilir. İlk öğretim buradadır ve 3 yıldır.

İşte bu aşamada, farklı olma kaygısı dile de yansır. Lehçe, şive, ağız farklılıkları, kavramları başka seslerle ifade etme, tonlamalar, her türlü dil sanatı devreye girer ve farklı ifade biçimleri ortaya çıkar. Ailede kardeşler arasındaki rekabetle başlayan farklılaşma dürtüsü sonunda farklı dil ile konuşmaya kadar varır. Binlerce dil böylece oluşur. Hatta insanlar yazı dillerini de farklılaştırırlar ki baskın toplulukların baskın kültürlerinden korunabilsinler ve onların içinde eriyip gitmesinler. Roma/Katolikler, Latinceyi ve harflerini kutsamışlardır. İncilin Latinceden başka dile çevrilmesine izin vermemişlerdir. Avrupa toplulukları bu baskı altında konuşma dillerinin farklılıklarını korumuşlar ama yazı dillerindeki harfleri/sembolleri Latinceden almak zorunda kalmışlardır. Öyle ki, Latincede olmayan ama Almanca veya Fransızcada olan bir sesi ifade edebilmek için yan yana 5, 6 sessiz harfi yazmak zorunda kalmışlardır. O ses ancak böylece çıkarılabilmektedir. Onun için Avrupa dillerinin yazılışı ile okunuşu farklıdır ve söyleyiş/telaffuz kılavuzu (prononciation) olmadan o dilleri okuyamazsınız.

7.6.3.Dinlerin, mezheplerin, inançların farklı olması da sosyolojiktir, korunma içgüdüsüyledir (DİNÎ YÖNSEME).

Kuzey Afrika toplulukları dillerini koruyamamış ve kendi dillerini bırakıp Arapça dilini kabul etmişlerdir. İslamiyet’i kabul etmişler ama Hanbeli mezhebini tercih ederek ve farklı hukuk geliştirerek farklılıklarını korumaya çalışmışlardır. İranlılar dillerini korumuşlar ama yazı dilini koruyamamışlar ve Arap harflerini kullanmaya başlamışlardır. İnanç sistemlerini ise “Şiilik”le farklılaştırmışlar ve Arap asimilasyonundan kısmen kurtulmuşlardır. Türkler de yazı dilini almakla beraber mezhepte Hanefi olarak Malikî olan Araplardan ayrılmışlardır. Sonunda hilafeti ele geçirmişler ama hiçbir topluluğa dil, din veya mezhep dayatması yapmamışlardır. Kürtler ise İranlıların baskısından şiî değil, şafiî olarak kurtulmuşlardır. Anadolu’nun kadim halkları ise, Roma ve Bizans dayatmasından sonra, Türklerin ve onlarla beraber bu topraklara giren Hanefi mezhebinin baskın etkisinden kurtulmak için ne Şii ne de Hanefi olmuşlar ama farklı kültürlerini koruyabilmek için adına “Alevilik” dediğimiz inanç sistemini geliştirmişlerdir.

Her devletin içinde farklı dil ve farklı inanç sistemleri ile kendilerini yaşatmaya çalışan topluluklar vardır. Avrupa’da da durum aynıdır. Katoliklerin baskı ve asimilasyonundan kurtulmak için Ortodoks mezhebi, kril alfabesi, Protestan mezhebi gibi ayrı ekoller oluşmuştur. Bu bölünmeler halen devam etmektedir. İfade ve yaşama hürriyeti adı altında tüm farklılıklar açıktan açığa desteklenmektedir. Biz buna “mikroda serbestlik, makroda bütünlük” diyoruz.

7.6.4.Devletlerin ve devletin alt birimlerinin farklı olması sosyolojiktir, korunma içgüdüsüyledir (SİYASÎ YÖNSEME).

Ya devlet olacaksınız ya beylik ya da derebeylik kuracaksınız. Bu tip siyasi organizasyonlar yine kendisini farklı gören ve diğer hâkim yönetimler içinde eriyip gitmek istemeyenlerin kurmaya çalıştıkları kuruluşlardır. Farklılığını yaşayamayan insanlar kendi devletlerini kurmaya çalışırlar.

İbn-i Haldun devleti ırka dayandırır. Devleti bir asabe kurar der. Aralarında asabiyet (kan/ırk) bağı olanlar

her zaman müstakil devlet olmak istemişlerdir. Eyalet, kanton, vilayet ve bucak sistemleri bu farklılıkları koruyarak beraber yaşamayı sağlayan modellerdir.

Bizdeki Alevî toplulukların uyguladıkları “dede” ve “baba” kavramlarının dinî değil, siyasî olduğunu düşünüyorum. Dedelik ve babalık kurumları onları siyasi olarak disipline etmektedir. Diğer devletlerde de bu fonksiyonu sağlayan benzer kurumlar olduğunu sanıyorum.

7.6.5.Ekonomik farklılıklar da sosyolojik temellidir (EKONOMİK YÖNSEME).

Farklı kalma, farklılıklarını koruma güdüsü bazen iştigal edilen ekonomik faaliyetlere kadar yansır. Buna Adil Düzen de “teknik” diyoruz.

Göçerler, yerleşik hayatı benimsemeyen, genellikle hayvancılıkla geçinen ve sürekli göç eden topluluklardır. Grup içinden evlenirler, yerleşik topluluklarla karışmaz ve katışmazlar, bütün zorluklarına rağmen sıcakta ve soğukta bir çadırda yaşarlar ve bundan şikâyetçi de olmazlar, hatta öğünürler. Yörüklük onlar için çok önemlidir, onun korunması ve yaşatılması gerekir. Yörüklük perdesi ile kendi özel kültürlerini korumaya çalışmaktadırlar.

Anadolu’da halen var olan “tahtacılar” vardır. Çok azımız onlarla karşılaşırız. Kadim meslekleri orman ve ağaç işlemeciliğidir. Göçer olarak yaşarlar ve bunu devam ettirmek için direnmektedirler. Bu meslek dolayısıyla diğer topluluklardan izole olarak, onlara karışmadan kendi kültürlerinin bozulmasını önlemeye çalışmaktadırlar.

Eskimolar da böyledir. Zamanın getirdiği bütün olanaklara rağmen, 365 gün buz üstünde yaşamaya devam ediyorlar. Çünkü onlar da kendi özgün kültürlerini bu ekonomik faaliyet perdesi ile korumaya çalışıyorlar.

Dünyanın her yerinde, bütün insanlar, bir şekilde farklı dil, farklı inanç, farklı örf ve farklı meslekler ile kültürlerini korumaya çalışırlar. Çoğu zaman bu farklı kültür etnik farklılıktan kaynaklanır. Birbirine kan bağı ile bağlı olan insanlar yeter büyüklüğe ulaşınca kendilerine özgü örf, dil, inanç ve meslek geliştirirler. Böylece farklı olmayı devam ettirebilirler.

Fakat zaman acımasızdır. Gelişen teknoloji ve iletişim araçları onları her geçen gün kendi özgünlüklerinden koparmakta, özgün yapıları deforme olmakta ve diğer topluluklar gibi olmaya zorlamaktadır. Moda, bu konudaki en acımasız dönüştürücüdür. Moda; din, dil, ırk, örf, meslek tanımaz; herkesi birbiri gibi olmaya zorlar. Yazılı ve görsel yayınlar, müzik, sinema, spor gibi büyük etkinlikler herkesi pençesine alır ve değiştirir.

İnsanlık buna nasıl direnecek bilemiyorum. “Ümmeten vahideten/tek bir topluluk” olmaya zorlanıyoruz. Farklılıkların yok olması entropinin büyümesi demektir ki, sonu ölümdür. İnsanlık bir şekilde farklılıklarını koruyacaktır.

Üstad Karagülle’nin üç dört senedir önermekte olduğu “semt/köy” kooperatifleri buna bir çözüm olabilir.

Köylerde, yani kırsal alanlarda daha şimdiden bu mümkün gözüküyor. Bazı köyler, bazı beldeler belirli tarım ürünlerini üretmekte uzmanlaşmaktadır. Râd suresi 3. Ayette “…Kıtaun mütacâviratün…” ibaresi geçmektedir. Buradaki Kıt’a kelimesi Türkçe’de kullandığımız kıta manasında değildir. Bu ibare, “birbirine bitişik tarım alanları” demektir. “ Kıta”, tarım bölgeleri demektir. Alaşehir, Sarıgöl çekirdeksiz üzüm, Bayındır çiçek, Iğdır kayısı ve kavun, Aydın İncir, Çukurova pamuk, Trakya ayçiçeği, Giresun fındık, Rize çay vb. yetiştirir. Zamanla bu ürünlerin alt türleri geliştirilir ve daha küçük bölgelerde o türler yetiştirilir.

Her bölgede, her iklimde her toprakta yetişebilecek tarım ürünleri farklıdır ve zararlılarla mücadele her ürün için farklılık arz etmektedir. Böylece farklı işle iştigal etme, o topluluğun farklı kültürünü korumada yardımcı bir unsur olur.

Şehirler karmakarışık insan toplulukları ile doludur. Örfler/töreler, dinler/inançlar, meslekler, diller farklı farklıdır. Sosyal disiplin ortadan kalkmıştır. Topluluğun birbirini koruması ve kollaması yok olmuş, bütün fonksiyonlar merkezi otoriteden beklenmektedir. Oto kontrol sistemi çökmüştür. Topluluk kendi kendini disipline edememektedir. Zira her apartman, her mahalle karışık, her iş yeri karışıktır. Farklı farklı insanlar, farklı farklı kültürler yığınlar halindedir.

Siteleşme, semtleşme de şimdilik yetersizdir. Çünkü farklı dil, inanç, farklı meslek ve farklı örf/töre/hukuk sahibi insanlar karışık olarak aynı sitede oluyorlar. Bu da yukarıda izah etmeye çalıştığımız “topluluklar, özgün kültürlerini korumak için farklı dil, örf, teknik ve inanç geliştirirler” varsayımımızı karşılamamaktadır.

7.6.6.Diğer varsayımlar için yazının ilk bölümüne bakınız.

Saygılarımla.

H. Kayahan 

 


YorumcuYorum
Özer Ataç
12.08.2020
15:51

Yazını okudum. Samanlıkta iğne düşüren terzinin niyeti karalık resmen. Doğrudanı kalmadığından dolayımlı eleştrel katkılarımı paylaşıyorum.

1- Bozum, özleme sirayet edemeyince zamanın "müdahalesini" bekliyor.

2- İddialı restorantların mutfaklarında kaplar çok çeşitlidir. Türlü ocaklar ; hızlı, yavaş, ısıtmak için olanlar; hatta fırın gibi kıvam ocakları ile donatılmışttır.


 Sonra soğutucular, tezgâhlar; işlemek için çok ve çeşitli el aletleri.


Her gün sabaha karşı seralardan, tarlalardan , mandralardan, kesimhaneden, balık halinden taze işlenecek gıdalar kasalarla mutfağın arka kapısında üst üste dizilir, içeriye alınmayı bekler.


Temiz önlük, hırslı , icatçı piyanist parmaklı aşçılar içün hazırcefilmiştir o mutfaklar. Orada yamaklık bile mistiğe kabulü andırır.


Hedef aynı: esaslı müşyeriye, cazip sunumlu özel damak tadında porsiyonlar....


Her gün yine, yeniden.


Yorulan şayet mahir ise bir müddet boşluğu hissedilir ; sonra benzeri çıkar piyasaya.


Tüketim işi hiç bitmez, "yarışın" köpüklü tacını taşıyan öndekiler de değişir , bitmez.



Sunulan tabaktan çatal, kaşık ile alınan her lokma, damağın umduğu tat gibi kelimeler dizisinin uyardığı duyumların anlam lezzetleri olan dil, lisan, deyiş; işaret , mimik, tarz, biçim... olarak alıcısına ikram ediliyor sosyalitede.


 Şimdilerde, iri kentlerin yerleşim kazanlarında  

ya Nuhun aşuresine 

 ya da 7×24 sakatat çorbacısının sönmeyen ateşiyle 

  lakırtı porsiyonlarına dönüşmekte.


 Dil, lisan okur yazar kitlesiyle

  yığınla kitaplardan, kuru soğan zarını andıran sayısız ekranlardan

  7 notanın sonsuz ezgilerine kıyasla, halâ ağaçta yaşayan şempaze kıvamında tüketilirken;

  

 İnsanlık haline acı ile ağlayacağına, ortak dilin hülyasına düşmesi; hem de arsız boğazlaşmalar dijitalleşirken.

   

Yine insanlığın bu durumu, umudun , u biçimine takılmış "tekâmülün" açnazını, hızlanarak zıvanadan çıkmasında bulacağı günlerin habercisidir kanımca.

3- Önceki birinci yazında önerdiğim, tümden gelim -Babil Kulesi çözümlemem ağaçtaki şempazeye ulaşmasa da seninkine kıyasla daha umut verici.

4- Ses, sedâ. Sesten sedâya yollar bazen çok karışık ve zordur; bazen ikisi aynılaşacak kadar kısadır.

Basit olanda erginliğe ulaşmak için daha çok kartlar karıştırılırken eskiyecek.

Bu kadar





Son Yorumlanan Makaleler
Reşat Nuri Erol
“İki günü birbirine eşit olan aldanmıştır…”
31.08.2026 97 Okunma
1 Yorum 31.08.2026 09:10
Reşat Nuri Erol
Kur’an Nizamı-265; Yeni düzene geçiş nasıl olur?
29.08.2026 739 Okunma
1 Yorum 29.08.2026 07:42
Reşat Nuri Erol
Kur’an Nizamı-263; “Ve lehüm azabün eliymün”
27.08.2026 899 Okunma
1 Yorum 27.08.2026 07:01
Reşat Nuri Erol
Kur’an Nizamı-262; Kur’an kâinatın haritasıdır
26.08.2026 932 Okunma
1 Yorum 26.08.2026 09:04
Reşat Nuri Erol
Kur’an Nizamı-261; “Küfretmiş olan kimseler”
25.08.2026 959 Okunma
1 Yorum 25.08.2026 09:39
Reşat Nuri Erol
Kur’an Nizamı-260; Adil Düzen’de refah
24.08.2026 1026 Okunma
1 Yorum 24.08.2026 06:58
Reşat Nuri Erol
Kur’an Nizamı-259; Adil devlet düzeni budur
23.08.2026 1025 Okunma
1 Yorum 23.08.2026 10:05
Reşat Nuri Erol
Kur’an Nizamı-258; Topluluğa nasıl ulaşılacak?
22.08.2026 970 Okunma
1 Yorum 22.08.2026 09:30
Reşat Nuri Erol
Kur’an’a göre devlet-257; Allah’a ittika ediniz…
21.08.2026 1047 Okunma
1 Yorum 21.08.2026 11:26
Reşat Nuri Erol
Kur’an’a göre devlet-256; ey iman edenler
20.08.2026 1109 Okunma
1 Yorum 20.08.2026 07:37
Reşat Nuri Erol
Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşme… - 4
19.08.2026 1085 Okunma
1 Yorum 19.08.2026 07:22
Reşat Nuri Erol
Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşme… - 3
18.08.2026 1158 Okunma
1 Yorum 18.08.2026 07:12
Reşat Nuri Erol
Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşme… - 2
17.08.2026 1351 Okunma
1 Yorum 17.08.2026 08:46
Reşat Nuri Erol
Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşme… - 1
16.08.2026 1366 Okunma
1 Yorum 16.08.2026 06:16
Reşat Nuri Erol
Kur’an’a göre devlet-255; müdahale sorunu
15.08.2026 988 Okunma
1 Yorum 15.08.2026 09:48
Reşat Nuri Erol
Kur’an’a göre devlet-254; medya sorunu ve çare
14.08.2026 1285 Okunma
1 Yorum 14.08.2026 07:47
Reşat Nuri Erol
Kur’an’a göre devlet-253; yargı ve terör sorunu
13.08.2026 1294 Okunma
1 Yorum 13.08.2026 09:30
Reşat Nuri Erol
Kur’an’a göre devlet-252; karşılıksız para sorunu
12.08.2026 1215 Okunma
1 Yorum 12.08.2026 07:14
Reşat Nuri Erol
Kur’an’a göre devlet-251; borç ve tarım sorunu
11.08.2026 1174 Okunma
1 Yorum 11.08.2026 07:10
Reşat Nuri Erol
Kur’an’a göre devlet-250; işsizlik sorunu çözümü
8.08.2026 1161 Okunma
1 Yorum 08.08.2026 07:30
Reşat Nuri Erol
Kur’an’a göre devlet-249; yeni devlet düzeni
7.08.2026 1214 Okunma
1 Yorum 07.08.2026 07:31
Reşat Nuri Erol
Kur’an’a göre devlet-248; sorunların ana sebebi
6.08.2026 1200 Okunma
1 Yorum 06.08.2026 07:14
Reşat Nuri Erol
Kur’an’a göre devlet düzeni-247; ne yapmalıyız?
5.08.2026 1182 Okunma
1 Yorum 05.08.2026 10:35
Reşat Nuri Erol
Kur’an’a göre devlet düzeni ve medeniyet - 246
4.08.2026 1163 Okunma
1 Yorum 04.08.2026 09:02
Reşat Nuri Erol
Kur’an’a göre devlet düzeni ve medeniyet - 245
3.08.2026 1249 Okunma
1 Yorum 03.08.2026 10:53
Osman Aydın
SILA – İnsanın Kendine Dönüş Yolculuğu - 3
1.08.2026 263 Okunma
1 Yorum 02.08.2026 09:45
Reşat Nuri Erol
Kur’an’a göre devlet düzeni ve medeniyet - 244
2.08.2026 1282 Okunma
1 Yorum 02.08.2026 07:50
Reşat Nuri Erol
Düzeni doğru kur ve koru, kendini denetle… - 2
1.08.2026 1160 Okunma
1 Yorum 01.08.2026 09:48
Hüseyin Bağdatlı
OKULLARDA NAMAZ HASSASİYETİNDEKİ USUL HATASI
29.07.2026 505 Okunma
1 Yorum 31.07.2026 22:16
Reşat Nuri Erol
Düzeni doğru kur ve koru, kendini denetle… - 1
31.07.2026 1345 Okunma
1 Yorum 31.07.2026 09:46
Reşat Nuri Erol
‘Fıkhu’l-Husni - Estetik ve Sanat Felsefesinin İslâmî
30.07.2026 1161 Okunma
1 Yorum 30.07.2026 10:28
Osman Aydın
SILA – İnsanın Kendine Dönüş Yolculuğu 2
29.07.2026 293 Okunma
1 Yorum 29.07.2026 22:10
Reşat Nuri Erol
Kur’an’a göre devlet düzeni ve medeniyet - 243
29.07.2026 1248 Okunma
1 Yorum 29.07.2026 07:21
Reşat Nuri Erol
Kur’an’a göre devlet düzeni ve medeniyet - 242
28.07.2026 1364 Okunma
1 Yorum 28.07.2026 09:17
Reşat Nuri Erol
Kur’an’a göre devlet düzeni ve medeniyet - 241
25.07.2026 1155 Okunma
1 Yorum 25.07.2026 10:50
Reşat Nuri Erol
Kur’an’a göre devlet düzeni ve medeniyet - 240
24.07.2026 1086 Okunma
1 Yorum 24.07.2026 06:51
Reşat Nuri Erol
Kur’an’a göre devlet düzeni ve medeniyet - 239
23.07.2026 1138 Okunma
1 Yorum 23.07.2026 10:59
Reşat Nuri Erol
Kur’an’a göre devlet düzeni ve medeniyet - 238
22.07.2026 1204 Okunma
1 Yorum 22.07.2026 10:06
Reşat Nuri Erol
Kur’an’a göre devlet düzeni ve medeniyet - 237
21.07.2026 1326 Okunma
1 Yorum 21.07.2026 05:50
Reşat Nuri Erol
Kur’an’a göre devlet düzeni ve medeniyet - 236
20.07.2026 1362 Okunma
1 Yorum 20.07.2026 07:52
Reşat Nuri Erol
Kur’an’a göre devlet düzeni ve medeniyet - 235
19.07.2026 1200 Okunma
1 Yorum 19.07.2026 06:32
Reşat Nuri Erol
Kur’an’a göre devlet düzeni ve medeniyet - 234
18.07.2026 1311 Okunma
1 Yorum 18.07.2026 06:03
Reşat Nuri Erol
Kur’an’a göre devlet düzeni ve medeniyet - 233
17.07.2026 1255 Okunma
1 Yorum 17.07.2026 06:33
Reşat Nuri Erol
Kur’an’a göre devlet düzeni ve medeniyet - 232
16.07.2026 1216 Okunma
1 Yorum 16.07.2026 09:22
Reşat Nuri Erol
Kur’an’a göre devlet düzeni ve medeniyet - 231
15.07.2026 1234 Okunma
1 Yorum 15.07.2026 06:50
Reşat Nuri Erol
Kur’an’a göre devlet düzeni ve medeniyet - 230
14.07.2026 1218 Okunma
1 Yorum 14.07.2026 07:57
Reşat Nuri Erol
Kur’an’a göre devlet düzeni ve medeniyet - 229
13.07.2026 1228 Okunma
1 Yorum 13.07.2026 06:49
Reşat Nuri Erol
Kur’an’a göre devlet düzeni ve medeniyet - 228
12.07.2026 1587 Okunma
1 Yorum 12.07.2026 08:28
Reşat Nuri Erol
Kur’an’a göre devlet düzeni ve medeniyet - 227
11.07.2026 1586 Okunma
1 Yorum 11.07.2026 07:49
Reşat Nuri Erol
Kur’an’a göre devlet düzeni ve medeniyet - 226
10.07.2026 1362 Okunma
1 Yorum 10.07.2026 12:03


© 2026 - Akevler