Kullanıcı Adı:
Parola:
Üye Kayıt
Üye Aktivasyon
Parolamı Unuttum

Captcha image
Show another code

Giriş
Reşat Nuri Erol
ÇELİK ERENGEZGİN; DEPREM KAPIDA, KORONA SIRADA! SONRA?
25.3.2020
57 Okunma, 0 Yorum

EVET, DEPREM KAPIDA,

KORONA SIRADA!..

YA SONRASI?..

29 Eylül 2019

25 Mart 2020

ÇELİK ERENGEZGİN

 

BİR ÖZET: İstanbul’da, er yada geç büyük bir deprem olacağını biliyoruz diye söze başlayacağım demiştim 29 Eylülde. Altı ay oldu nerdeyse !.. Ve hemen ardından sadece; her depremde sonra gerekli olacak toplanma alanlarına ilişkin önlemleri tartıştığımızı söyleyerek, “ilkin, depremde hayatta kalmak koşulu ile değil de, yâni “canlı kalmak değil de, en az maddi zararla çıkmak için gerekli eylemleri dile getiriyor olmaktan başka işimiz yok mu bizim diyeceğim diye devam etmiştim !.. İzninizle bazı ilavelerle bu konuyu tekrar gündeme getirmek ve paylaşmak istiyorum sevgili ülkemle.. Çünkü deprem kapımızdan ayrılmıyor ve ayrılmayacak. Üstelik geçici süreyle de olsa, bizlere insanlık dersi vermekte olan Korona takıldı peşine !... Yoksa o da, kendisine yetmeyi bilemediği için birbirini yemeye başlayan insanlığa verilen, yâni hak ettiğimiz bir ders yada tokat mıdır ? Sonunda nasıl olsa gidecek ama, bir daha da gelmesin diye biz, nasıl ve neresinden bakmalıyız hayata ? Kendimize yetmek de güzel kelâm. Ama önce, hayatta ve sağlıkla ayakta kalmayı bilmek gerekmiyor mu !..

………………………………………………………………………………………………………………

 

Gelin izninizle, lâfı uzatalım biraz !.. O yüzden, kendinize biraz vakit ayırın ve arkanıza dayanın lütfen. Çünkü bam teline basacağız bir şeylerin ve güçlü basmak için de tellere, size ihtiyacımız var.. Galiba, bu gibi rahatsızlıkları doğuran temel nedenleri fena halde gözden kaçırıyoruz !.. Aklı başında bir doktorun, tam da beklediği gibi bir hastayız sanki !... Tüm semptomları harika bir tanımlama becerisi ile sayıp döküyoruz.. Peki bunlar olmasın diye, “aşırı yoğunluk bahanesi” yüzünden, İstanbul başta olmak üzere tüm kentlerimizde, nasıl bir yaşam sürmeli ve ülkemiz için de “özgür ve sağlıklı bir yaşamın öncü örnekleri olmalıyız ?” sorusuna inatla, hiç bir yanıt aramıyoruz ve elbette bulamıyoruz ve öneremiyoruz !. Vahiy mi bekliyoruz yoksa ?

 

Özetle, bu rahatsızlıkları doğuran temel nedenlerin hiç farkında olmadığımız anlaşılıyor.. Geleceğe yönelik, yâni deprem ve yaşam riski taşımayan yâni insana ve insanlığa yakışan, hak yemeyen ve yedirmeyen yaşam sunan yeni yapılanmaların, nasıl olması gerektiğine ve meğerse olabileceğine dair kafa yormayacak isek, vah ülkemizin haline !..

 

Tesadüfe bakın ki yıllar önce Bill Gates; artık bizi öldürecek olan şey nükleer bomba değil, “on yılda on milyon kişiyi öldürebilecek olan bir virüs olacaktır” diyerek kehânette bulunmuş.. Hayret etsek mi, etmesek mi ?  Acaba bizim üstün kerâmet sahibi din adamlarımızdan önce, nasıl da bilmiş ?.. Anlaşılan Korona bir “tasarım bombası” ve bir süre daha bizimle !.. Ama, dedim ya, nasıl olsa gidici !.. Onunla, bir daha olmasın diye, sonra hesaplaşırız.. Söz !.. Ama yine de bilmeliyiz ki böyle virüsler kendiliğinden gelerek, yada, artık tahmin edilmeye başlandığı gibi maksatlı olarak üzerimize salınarak, çaresi bulunana kadar bir süre için çok kötü izler bıraksa da, her an olası bir depremin bırakacağı derin tahribat ve toplu ölümler kadar kalıcı ve bir kenti yada bir ülkeyi bütün dünyaya mahkûm kılacak ölçüde yıkıcı tahribat yaratmayacaktır. Yâni lütfen, hedef saptırmayalım sevgili dostlar ve sayın siyasi zevat !..

 

Özetle; kesemize kaldırılamayacak ölçekte maddi ve vicdanımıza da; on saniyede bir ölen çocuk ve yılda on milyonu bulan açlık sonucu ölümler gibi, affedilmez boyutta manevi borç bırakmayacaktır deprem.. Çünkü depremde, derin ihmallerimizden ötürü suçlu ve de düpedüz kâtil olan, yine ve her zaman, bizzat kendimiz olacağız !.. Yâni biz ve bizi yönetenler. Yada yönettiğini sanan ve tüm haykırışlara rağmen sesleri çıkamayan yöneticiler !..

 

Yâni en tepedekilerden başlayarak, sözüm meclisten dışarı, anlamaktan aciz bazı belediye başkanlarına, bilmekle sorumlu akademisyenlere ve giderek “ben ne bileyim ki  !” diyebilen, kahve müdavimlerine kadar devam etmektedir bu cehalet zinciri.. Özellikle Sayın Belediye Başkanlarımız şunu bilmelidir ki, bu ülkenin kurtuluşu, nasıl ki Çanakkale yamaçlarından başlamış ve orada elde edilen zafer, istiklâlimize giden yolu açmışsa, herhangi bir ilimizden başlayacak olumlu bir kentsel değişim ve gelişim de, tüm yurda örnek olacak, başladığı yer ve yıl ise, daima hatırlanacaktır.. Bana sorarsanız bu uyanış giderek, ülkemizin de önünü açacaktır !..

 

Öncelikle şunu bilmeliyiz ki, deprem riskini bertaraf etmek, kalan sağları kurtarma operasyonu hiç değildir.. Ama maalesef görülen durum ve gayretlerin özeti, bundan barettir… “Deprem olmuş bitmiş, ne olmuşsa olmuş, biz sonrasına bakalım. Bâri sağ kalanları kurtaralım” diyemeyiz !.. Nedenleri ortadan kaldırmalıyız.. Depremin olmaması yada olası büyük kayıplara sebep olmaması için Allah’a yalvarmak, tek çaremiz olmamalıdır. Onun bizlere verdiği aklı kullanmalıyız.. Depremde yıkılma ihtimalini ortadan kaldırabilen ahşap yapılanmanın önünü açmalıyız artık sevgili ülkem !. Derin uykumuzdan uyanmalıyız.. Bu anlayışla inşa edilecek yeni yapılanmaların, deprem risklerini sıfıra kadar indirebileceğini bilmeli ve bildirmeliyiz !...

 

BETONUN GELMİŞİ GEÇMİŞİ ve GÜÇLENDİRME DEDİKLERİ..

 

180 sene önce icat edilen ve yarı ömrüne geldiğinde yâni 90 sene sonra da vazgeçilmeye başlanan, çünkü başımızın üstüne çıktığı andan itibaren ecel nedenimiz olmaya başlayan betonarmenin bilimsel ömrü; 60 yılı geçmemektedir. 20-25 sene sonra, yıpranmasından ötürü mecburiyet haline gelen kentsel dönüşümler de o yüzden, sürekli olarak aynı ölümcül hataya düşmektedir.. Yeni yapılacak tüm binaları, hiç olmazsa son deprem tokatları ile uyanarak, atamızın dedemizin bütün dünyaya öğrettiği kendileri tarafından itiraf edilen, ahşap yapım teknikleri ile inşa etmeyi gündeme taşımak zorundayız artık !.. Maşallah, nedense hâlâ tık yok belediyelerimizde ?.. Bana sorarsanız, ucunda ölüm olan hesabı, mahşere filan kalmadan, bu belgeli çırpınışları ısrarla görmezden gelenler verecektir !..

 

Betonarme hakkında öncelikle, şunların da bilinmesi ve acilen masaya yatırılması gerekmektedir: Güçlendirme yapılarak depreme karşı garanti elde edildiği sanılan bina takviyelerinin hakkını verebilmek için, nerede ise yapım maliyetinin yarısı kadar bir ilave harcama yapmak gerektiğini ve buna rağmen güçlendirmenin o binayı, ancak bir dahaki depreme kadar koruyabileceğini bilmeliyiz. Bu arada güçlendirme işlemi yüzünden, toplam ağırlık da artabileceği için, hele temel seviyesinde de yeterince tedbir alınamazsa, Allah korusun yepyeni risklerin doğabileceğini de bilmeliyiz. Canımızı kurtarabilme seviyesinde bir koruma sağlanabildiğinde bile yine bilmeliyiz ki o bina, bir sonraki beklenen depremde tümüyle yıkılmasa da, ciddi bir hasar görecektir ve artık, mutlaka yıkılması gerekecektir.. Yani bir anlamda, bir atımlık barut yaratmış yada bir depremlik güvence sağlamış olmaktayız bu güçlendirmelerle !..

 

O yüzden, zaten riskli bina oldukları için yapılan güçlendirmelere daha da uzun süreli güvenmek, Poliyanacılık olacaktır. Bilindiği gibi, sadece bir ayağı alçıya alınan bir insanı, arkadan iter itmez kolayca devirebilirsiniz.. Birçok binanın böylesine dengesiz güçlendirmeler ve yetersiz müdahaleler sebebiyle başına gelecek olanlar da, maalesef bu yüzden yaşanacaktır ülkemizde.. Yâni, büyük bir riski azaltmak için yapılmaya kalkılan bu gibi pansuman tedbirlerinin uzun vadeli olamadığını ve aslen, riski daha da arttırabileceğini bilmeliyiz !..

 

Haydi diyelim ki, betonarme çok doğru bir seçenektir.. O zaman, yıkılan binaların projesini yapan; ya mühendis cahildir, deprem etkisini hiç hesaba katmadan yapmıştır projesini, yada tahsil gerektirmeyen, müteahhitlik belgesinden başka bir şeyi olmayan cahil müteahhit, hâindir. Kısa dönem kârından başka bir şey düşünmemiştir o inşaatı yaparken !.. Hiçbir öneriyi ve tarihi geçmişin çözümlerini dikkate almamıştır !.. O koskoca inşaat firmalarını da hiç büyütmeyin gözünüzde.. İlk işinde amele, ikincisinde usta olup, üçüncüsünde müteahhitliği hakkettim  diyebilen zihniyetin, hormonlu ve siyasi destekli örnekleridir onlar !..

 

Kısacası bu gayretler, bir yama etkisidir. Yamalı pantolon ne kadar uzun ömürlü, sağlıklı ve tercih edilen bir çözüm ise, o kadar doğru bir seçimdir yapılanlar. Yâni, koltuk değneğinin faydası kadar katkısı vardır ayakta durmaya.. Çünkü kırılan baston dâimâ, ona muhtaç olan hastanın felâketi olacaktır..

 

BETON LÂHİTLER ve MERDİVENLER !..

 

Yüzlerce konferans ve makalemde sebep ve sonuç ilişkilerini örnekleyerek anlattığım, ikinci dünya savaşından sonra başımıza belâ olan betonarme yapılar, ülkemiz için maalesef “beton lâhitler” haline dönüşmüştür.. Depremden kurtulmak ve kaçmak için ilk başvurduğumuz merdivenler ise, “öncelikle” hayâti risk taşımaktadır.. Her depremde, ana binadan farklı bir “frekans aralığına” sahip olduklarından, yâni yapıdan bağımsız olarak sarsılacakları için, binanın geri kalanına devamlı olarak çarparak yıkılırlar. O yüzden ana bina yıkılmasa dahi, aniden merdivenlere koşan insanların da ağırlığı ile artan hasarlar sonucu parçalanan basamaklar yüzünden insanlar, korkunç şekilde sakatlanırlar, yada maalesef ölürler !..

 

Ayrıca sahanlıkların katlara bağlandıkları yerlerde, gerekli özen ve donatı detayı uygulanmadığından ötürü de, deprem anında yapıda en önce hasar gören yerlerin başında gelir merdivenler. Yüksek katlı binalarda ise bu hasar, çok daha da belirgin olur. İlâveten; genellikle kat döşemeleri ve duvarlar bittikten sonra yapıldıkları için de, bazı filizler bırakılmış olsa bile, döşeme ile soğuk birleşme dediğimiz şekilde bağlanmış olurlar. Bu yüzden, yâni beton merdiven kolları kat betonundan sonra döküldüğünden, monolitik bir bütünlük sağlanamamaktadır yapılarda..

 

Merdivenler genellikle ve maalesef, hesabı doğru düzgün yapılmadan paftalara işlenen elemanlardır ülkemizde. Ayrıca, ortogonal yâni bina ile bağlantıları dik açılı olmadıkları için de, frekansları ve davranışları, kolon kiriş gibi yapı elemanlarından farklıdır. Bu sebeplerden dolayı, deprem anında yapıda en önce hasar gören yerlerin başında gelmektedir merdivenler. Tahmin edileceği gibi bu durum, yüksek katlı yapılarda büsbütün tehlike arz etmektedir. O panik halinde bina ayakta kalabilse bile, herkesin merdivenlere koşması sonucunda; sadece merdivenler çökebilmekte ve insanlar ölebilmektedir. Apartman severlere duyurulur !..

 

YER BİLİMCİLER VE RİSK YÖNETİCİLERİ…

 

Bazı yer bilimci hocalarımızın en fazla yapabilecekleri ise maalesef, denizin altında bir gözlem istasyonu kurulması halinde, örneğin İstanbul depremini en fazla on beş yirmi saniye önce bildirebilecekleri gibi şeyleri söylemekle sınırlı kalabilmektedir.. Yada bol bol fay hattı belirleyip, sıvılaşma tehlikesinden ötürü son derece tehlikeli olan ovalardaki yapılaşmaları sadece, “tarım alanlarında bina yapılmaz” sloganı ile âdeta, “ölürsünüz” yerine “aç kalırsınız” saptırması ile hayli yumuşatarak, uzaktan seyretmektir. Ahşap yapıların deprem güvencesini ise hiç konu etmezler nedense. Çözümden söz etmedikçe, olası deprem tarihleri sadece, moral bozacaktır. Tarihi süreçte, kaya zeminlerde dimdik ayakta duran yapılara ısrarla vurgu yapan Jeoloji Profesörü İlyas Yılmazer gibilerinin sesleri ise nedense, duymazdan gelinebilmektedir...

 

Kendilerine Risk Yöneticisi diyen âfet uzmanlarımız da sadece, deprem sonrası oluşan kaosu çözmeye çalışanlardır. İhtisas alanları da maalesef, “meğer hangi binalar depremde bile hiç yıkılmayabilirmiş ?” hiç değildir... Asıl sorun ise, her zaman belirttiğim gibi, depreme dayanıklı yapılaşmanın önünü açmaktır. Ölüm riskini baştan önlemektir.. Giderek, RİSKİ ORTADAN KALDIRMAKTIR.. Bunun için de, tüm kentsel dönüşümlerin ön şartı olarak artık işe, ahşap ile başlamalı ve devam etmelyiz “ahşap inşaatı” zorunlu kılmalıyız.. Ve bence ilkin, her mahallede en az bir tanesi bulunan; 1- Okul, 2- Spor salonu ve 3- Camiler ile çıkmalıyız yola !...

 

İlkin bilmeliyiz ki, okulları ahşap olduğu için çocuklarımız da ölmeyecektir, oraya sığınan analar ve babalar da !.. Enerjisini üretebildiği için de, ışıkları sönmeyecek, kendisini ısıtıp soğutabilecek, depoladığı sular da, musluklardan akacaktır. Sığınma alanı dediğimiz şey, ancak böyle olur !.. Her mahallede bir tanesi bulunabilen ve aynı özellikleri taşıyacak olan, yâni kendisine tamamen yetebilen spor salonu ve camilere de; yeterince yiyecek, ilaç ve ilk yardım malzemesi stoklandığında, gerçek bir risk yönetimine kavuşur Türkiye.. Eğer, öğretmene, spor antrenörüne ve imama, ilk yadım kursları da önceden verilebilirse, bu acil ve zorunlu hizmet, en kestirme ve sağlıklı yoldan yerine getirilmiş olacaktır. Deprem sonrası, ulaşılması bile güç yerlerdeki birkaç binaya “deprem sığınma merkezi” tabelası asmak, mahalle köşelerindeki bazı kutulara ilkyardım malzemesi doldurmak, aklımızla alay etmektir !..

 

AHŞABA YAKINDAN BAKALIM..

 

Yangın riski mi ?.. Örneğin çelik inşaatta ilk 15 dakikada 600 dereceyi bulabilen sıcaklık, akma sınırını aştığından ötürü, bütün dünyada kapalı alanlarda çeliğin yasaklandığını bilmeliyiz. İkiz kulelerin de aynı nedenle, üç dakikada çöktüğünü unutmamalıyız.. Ahşap inşaatta ise ilk bir saat, kaçıp kurtulmaya genel olarak zaten yeterken, sadece hesap edilen statik kesitin artı 2-3 cm daha kalın imal edilmesi halinde bile, yanan dış tabakanın, içeride kalan esas taşıyıcı kısmın yanmasını en az bir saat daha geciktireceği bilinmelidir.. Ayrıca, betonarme binalarda bizi çaresiz bırakan deprem riskini hiç taşımayan ahşap binada kullanılan tüm elemanlara, şişe suyu fiyatına satılabilen sıvıların vakumlu kazanlarda emdirilmesi ile, çürümeleri engellenebilirken, aynı metotla, tamamen yanmaz hale getirilmeleri de mümkündür artık..

 

Bu performansın sonuçlarına ilk karşı duracak olan da, hiç kusura bakmasınlar ama sadece, beton lobisi olacaktır kuşkusuz.. İkinci dünya savaşı başlangıcında Almanya’dan ülkemize dönmek zorunda kalan gençlerimiz ve Yahudi bilim adamlarının Teknik Üniversiteye gelmeleri ile başlamıştır bu negatif serüven. Nereden mi biliyorum? Rahmetli babam 1924’de, ağabeyim de 1957’de İnşaat mühendisiydi.. Babam, çelik ve betonun yanında ahşabı da bilirdi elbet, ağabeyime ise, sadece çelik ve betonu öğretmişlerdi.. Bu eksik tahsilin sonunda yaratılan beton lobisi mensupları, birçok makalemde yüzlerce sayfa anlattığım nedenlerle, tüm binalarımızda, ülke genelinde; % 90’ı çoktan aşan betonlaşma ile dünya beton şampiyonu haline getirmişler ve elbette giderek siyasete de hâkim olmuşlardır !.

                                                

99 yılındaki depremden hemen sonra, kurucularından birisi olduğum UAB, Ulusal Ahşap Birliğinin ikna etmesi ile Amerika’ya götürülen Bayındırlık Bakanımız, orada bulunan sadece bir firmanın bile, bir yılda 40.000 ahşap ev yapma kapasitesine sahip olabildiğini gördü. Çünkü Amerika’nın % 90’ı zaten ahşaptı. Beyaz Saray da 220 yaşındaydı ve o da ahşaptı elbet !.. Kendileri ülkeye gelir gelmez, “beton yanlışından vazgeçeceğiz, atamızın dedemizin dünyaya öğrettiği ahşap yapılara döneceğiz ve böylece depremde, hiç yaşamsal risk taşımayacak binalarımız !..” demişti. Tam bir hafta sonra ise, beton lobisinin “çok nazik !” ricası üzerine fikrini değiştirmek zorunda kalmıştı..

 

Şu anda, sadece Amerika’nın değil, Kanada’nın da, Avusturalya’nın da % 90’ı aşan bölümü, ahşap yapılardan oluşmaktadır.. Avrupa ortalaması da % 60’lardadır artık.. 99 depreminden sonra, inceleme yapmak üzere ülkemize gelen bir Amerikalı profesör bana, “ahşabın mühendisliğini bile sizden öğrendik. Siz ne zaman unuttunuz ?” dediğinde, verecek yanıt bulamamıştım.. Bir Alman profesör de yine: “İyi ki Osmanlı dört yüz sene önce Viyana kapılarına kadar gelmiş. Onlar sayesinde ahşapla tanıştık” demişti !...

 

YERİMİZ VAR MI ?..

 

Şimdi hemen, “ya şu kendimizi mecbur sandığımız apartmanlar, ahşapla nasıl inşa edilecek ?” diyeceksiniz.. Bir uç örnek olarak, Londra’da inşa edilmek üzere projelendirilen , yer yokluğundan ötürü 80 katlı, yani 300 metre yüksekliğindeki ahşap gökdelenin yanında, hayli yaygınlaşan 10-15 katlı ahşap yapılara da dikkat çekeceğim. Çok katlı yapılanma ise bence, insanca bir yaşam değildir. Tamamen kendi itirafları ise, başka seçeneği olmayan zavallı Amerikalıların o gökdelenlerde oturduğu, geri kalan %90’ın iki katlı ve bahçeli ahşap evlerde yaşadığıdır.. Çok katlı yaşam ise bizim ülkemizde, hiçbir zaman mecburiyet değildir ve olmayacaktır. Rahmetli Turgut Cansever hocamın da desteği ile 17 sene önce kaleme aldığım: “Bir Ülke Nasıl Yenilenir ?” başlıklı makalem bu konuyu, tüm hesaplamaları ile birlikte dile getirmektedir.. Yâni özetle, yerden bol bir şey yoktur ülkemizde !. Ama, ahlâkı, sağlığı ve çok katlı beton binalarda giderek yükselen deprem riskini zihinlerden silen yapılanmanın sağladığı rant anlayışı, her zaman vardır..

 

Gelelim alan hesabına.. Türkiye’nin toplam alanının yaklaşık 800.000 km2 olduğunu, devletin elinde; tarımsal, dağlık, bataklık ve elverişsiz alanlar dışında ortalama 400.000 km2 arazi olduğunu bilmekteyiz. O günlerde 60 Milyon civarında olan nüfusumuz, Sevgili hocamızla birlikte yaptığımız bir hesaba göre, iki katlı bahçeli evlerde oturulması halinde, ülkemizi boydan boya geçen 8.5 km’lik bir şeride sığabilmekteydi.. Bizde olmayan şey maalesef yer değil, ülke planlamasıdır !.. Plancılarımız henüz, mahalle ve il bazındaki çalışmaları aşamadılar. Çünkü aştırmadılar.. Kişi başına 200 m2 hesabı ile, 80 milyon nüfus için ise; 16 milyon dönüm, yani 16.000 km2 arazi gerekmektedir. Bu kez alan, ülke yüzölçümünün %2’sidir sadece..Yani şimdi de, 11 km’lik bir şeride sığabileceğiz demektir.. Gözde canlandırılması kolay olsun diye de, normal bir karayolları haritasında bu şeridin, ancak 5 mm kadar yer tutacağını söyleyebilirim.

Böyle bir bandın, tüm nüfusu; bahçeli, enerji öncelikli, ekolojik ve sağlıklı bir yerleşime kavuşturacağını kolayca hesaplayabiliriz. Sadece Konya ilimizin 40,838m2 km2 olduğu da aklımızda kalsın !.. Yani o ilimizi arazisi bile, ülke nüfusumuzun üç katına yetebilecektir.

 

ORMANI “SORUN” SANMAK !..

 

Ahşap yapılanma için, “yeterli ormanımız yok ki” klasik bahanesine gelince.. Şuna emin olun ki, belki başlangıçta benim de, ilk devlet projem olarak, 1000 m2 kapalı alana sahip Afyonkarahisar Tıbbi ve Aromatik Bitkiler Bahçesinde olduğu gibi ve şimdilik bizden daha pahalı hiç değil, daha ucuz olduğu için keresteyi İtalya’dan alırsınız ama, kentsel dönüşümle başlayan süreç ahşap yapılarla devam ettikçe, ilk 20 senede endüstriyel ormanlarımız büyümeye ve ürün vermeye başlar. 50 senelik süreçte ise eski ormanlarımıza kavuşur ve ülkemizin doğasını da kurtarmış oluruz, haberiniz olsun !.. Dünyada kimselerin ormanı ahşap yapılanma yüzünden küçülmüyor. Tam tersine, ona verilen önem nispetinde, her yıl büyümektedir.. Yâni doğa, yeniden hayatiyet kazanmaktadır... Ormanımız yok ki cümlesi, bize yakışmayacaktır !..

 

Acaba ahşap inşat betonarmeden uzun mu sürer ve daha pahalı mı olur sorusuna da yine, yaşadığım bir örneği sunmak isterim, 18 sene önce yine Afyon’da hayata geçen Yeşil Vadi Kooperatifi projemin, üç tanesi 1000’er m2, 69’u 350’şer m2’lik 72 villası tam altı ayda teslim edilmişti.. Yani betonarmenin, rüyasında görse inanamayacağı bir sürede !... İlk alınan fiyatlar, betonarme ile başa baş görünüyordu. Ankara’da kurulan atölyede beş ayda her şeyi bitirilmiş ve bir ayda da yerinde monte edilmişlerdi.. Kaybedilen zamanın para demek olduğunu düşünmek nedense milli alışkanlığımız olmadığı için, böylece ahşap evlerin çok daha ucuza çıktığını ve onlara çok kısa sürelerde kavuşabileceğimizi de söylersek, hiç şaşırmamak gerekecektir…

 

MİMARLAR, BU İŞİN NERESİNDE ?..

 

Biraz da müzisyenliğimden kaynaklanıyor galiba. Uzun yıllar önce bir makalemde, “mimar dediğin, orkestra şefi gibidir” demiştim. Ne mutlu ki, ara sıra kullanılır oldu.. Şefin bir konserde, hangi enstrümana sıra geldiğini bilerek orkestrayı yönetmesi gerektiği gibi, projeye ilk yolu açan mimarın da, hangi meslek dalının, hangi görevi, hangi sıra ile üstlenmesi gerektiğini bilerek, onlara yol göstermesi ve birlikte hareket etmesi gerekecektir elbet. Ağır bir görev değil mi ?.. Şef beceremediğinde çıkan sesler, nasıl bütün seyircileri konser salonundan kaçırtabilecekse, böyle bir bütünlük içinde planlanmamış ve yönetilememiş projelerin sonucu olan kentlerimiz de maalesef, taşıdıkları sorunlar ve yaşamsal riskler yüzünden, insanları kentten kaçırtacak kıvama  gelmektedir çoktan !..

 

Şimdi gelelim, sevgili mimarların yâni meslektaşlarımın, bu görev ve sorumlulukların neresinde olduğuna !.. Nerede ise hiçbir yerinde dersem hiç şaşırmayınız.. Son 30 yıldır ülkemin en az 30 mimarlık fakültesinde çağrılı olarak ders ve konferans verdim ve gördüm ki, ne öğrencilerin ne de bir elin parmaklarını geçemeyecek sayıda hocalarının dışında kalanların maalesef, “yakışıklı bir bina nasıl olur ?..” sorusundan başka kaygıları yoktur !... Ahşap bina konusunda ise, ille de kütük kır evi, yada konteyner çerçevesini aşmayacak seviyede hayal kurabilmektedirler ancak.. Çünkü hocaların çok büyük çoğunluğunun da, tıpkı İnşaat mühendislerinde olduğu gibi; bu konuda tecrübelerini bırakın, doğru dünya örneklerinden bile haberleri yoktur maalesef !..

 

Bu konuyu; ALGILARA BAĞLI PARAMETRİK BİR YÖNTEM ARAŞTIRMASI başlığında detaylandırarak, 50 yıl öncesinde gündeme getirmeye çalışmıştım. Çünkü bu mesleği, uygulamalı olarak öğrenmeleri gerektiğine inanmıştım meslektaşlarımın.  23 sene önce de Bilim ve Teknik dergisinin 362. ve Arkitekt dergisinin 456. sayısında yayınlanan makalem vesilesi ile, MİMARLIK NEDEN CAN ÇEKİŞİYOR !.. başlığı altında, ölçüler ve malzemeler dünyasında somut yolculuklara yol açan ve birlikte hareket etmek zorunda olduğumuz diğer meslek dalları ile dirsek teması sağlayan bir Mimarlık Laboratuvarı teklifini sunmuştum Uludağ Üniversitesine.. Hatta projesini yapıp tüm sponsor tekliflerini de almıştım üstelik. Ama sanırım, hayal dünyasında uçmayı seven eğitim sisteminin, aniden somut bir çerçeveye kavuşması, kimsenin işine gelmemişti. Gelemezdi.. Hiç şaşmadım. Özgürce uçabilmek ve dünya sosyetesinin de gülleri olan ünlü mimarların kanatlarına sığınmak, en kolay olandı çünkü ! Gündelik sorunlara kilitlenen meslek odalarımızın, böyle bir girişimde bulunabilmeleri ve sponsor bulabilmeleri de çok mümkünken, iki yıllık görev sürelerinin ötesini görememeleri yüzünden, bu projemiz henüz askıdadır.. Belli mi olur, gün gelir sıvarız kolları !..

 

SIRA ÇÖZÜMDE !..

 

Bu yazımın Bilim ve Teknik dergisinde yayınlanmasından sonra beni arayan liseli gençler için de, yine Bilim ve Teknik 365 ve Arkitekt 461’de, MİMARLIĞI MESLEK OLARAK SEÇMEK başlıklı bir yazı daha yazmam gerekti.. Maksadım, hiç olmazsa mimarlığın olsun, kuradan çıkan bir meslek olmasına, biraz olsun mani olabilmekti.. Çünkü o günlere kadar, ne işim var benim burada ? diyen yüzlerce “kader kurbanı” öğrenci ile karşılaşmıştım. Özetle kanaatim şuydu: Radikal dönüşümlerin sağlanamadığı mimarlık eğitiminde, tıpkı İnşaat, Makine ve Elektrik Mühendislerinde olduğu gibi, çağın gerçeklerinden haberdar olmak ve bir ötesinde katkı sağlamak hayli zor olmaktaydı.. Ama deprem gibi, enerji ve ekoloji adına kendimize yetme mecburiyetimiz gibi hayâti konularda, hiç gecikmeden, tarihsel süreçten imbiklenmiş ve dünya genelinde sahiplenmiş ÇÖZÜMLER ÜRETMEK zorundaydık !..

 

Bursa Uludağ Üniversitemizdeki Mimarlık Fakültemizin, kendi binasına 1997 yılında taşınmasından çook önceleri bendeniz, 1975 yılında yâni 45 yıl önce Yapı dergisinde yayınlanan bir makalemde, bilgisayar konusuna çoktan giriş yapmıştım ve 1984 yılından beri de bilgisayarla proje üretmekteydim. 1986 yılında ise, Antalya’da projelendirdiğim 128 dairelik Etmen Askeri Yapı Kooperatifinin projelerini bilgisayarla çizmiştim ve hayretler içinde kalan İmar Müdürü sayesinde, aynı gün ruhsat almıştım !.. Bu öncülüğü kullanarak, “Artık mimarlık öğrencilerinin de bilgisayarla eğitime başlamaları gerekir. Bendeniz Ürünlü Köyünde oturuyorum. Yâni karşı komşunuzum ve bu konuda eğitim vermeye hazırım” dediğimde, sayın kurucu başkan ve yardımcılarının yüzüme nasıl baktığını çok iyi hatırlıyorum !.. Ve bazı sınırlar, hâlâ aşılamıyor..

 

Dâimâ geç kalıyorduk. Maalesef uzun yıllar, eğitim sürecinde bilgisayarla çizilen projeler, ülkem genelinde de kabul görmemiştir... Elbette alnı öpülesi istisnalar daima hariç olmak üzere bu durum, çağdaş teknolojiye ve geleceğe bakışımızın da özetidir maalesef !.. Artık bu gibi sanal sınırlar aşılmalı, kabuklar kırılmalıdır. Geçmişe de geleceğe de sahip çıkılmalıdır. Sakın yanlış anlaşımasın, maksat üzüm yemektir, bağcıya küsmek hiç değil.. Amaç, sorunları yaratan kaynakları deşifre edebilmektir.. Çünkü asıl konu; gelecek depremlerde ülkemizin hayatta ve ayakta kalabilmesi ve kendisine yetebilmesidir. Dönüşüm ve değişim, eğitimden başlamalıdır.

 

EN KALICI OLAN !..

 

En doğrusunu bilen ben değilim elbette.. Hadi gelin, birlik olalım !. Şu işe doğru yerinden başlayalım ve uzun vadeli, kalıcı çözümler üretelim… Kendimize dâima yeten bir ülke olalım. Dünyanın maddi manevi en zengin topraklarında, fakiri oynamayalım !.. Depremlerin ardından da, gözyaşlarımıza mendil dağıtmayalım sâdece. Kaybedecek vaktimiz yok gibi geliyor bana.. Artık akıllanalım. Acıların sebebini ortadan kaldıralım !.. Ve lütfen, aşağıya isimlerini eklediğim makalelerime, yâni şimdilik, yüzlercesi içinden seçtiğim ve bu mesaja da RAR dosyası içinde ekleyeceğim, sadece on beş tanesine, mümkünse göz atarak başlayalım birlikte düşünmeye..

Ne dersiniz ?..

 

Y. Mimar

Çelik ERENGEZGİN

0533 300 44 24

www.erengezgin.net

02-01-MİMARLIK LABORATUVARI-20 Ekim1997

02-02-MİMARLIĞI MESLEK OLARAK SEÇMEK-16 Ocak 1998

02-14-MİMARLIK ADINA BİR ÖNERİ 16 Şubat 2014

02-15-MİMARLIK NEDİR ALLAH AŞKINA 29 Ağustos 2015

03-02-DOĞAYA SAYGILI MİMARLIK-20 Haziran 1999

03-15-ENERJİ MİMARLIĞI 20 Mayıs 2005

03-59-GÖKDELEN SENDROMU 10 Temmuz 2009

03-171-BEKÂ SORUNU NEDİR 24 Mart 2019

04-02-AHŞABIN GÜCÜ+SORULAR-5 Mayıs 2000

04-08-İSTANBUL'dan Bakınca Deprem ve Ahşap..15 Mart 2003

04-10-ÜLKEMİZDE AHŞAP 24 Ekim 2005

06-03-BİR ÜLKE NASIL YENİLENİR 12 Temmuz 2003

07-01-DEPREM-SİSMOLOG-KORUMA-3makale-9 Eylül 1999

10-01-BİLGİSAYAR SANATI ve ÖNCÜ BİR GRUP 1975

10-02-TASARIM VE BİLGİSAYAR-26 Temmuz1998

 




YorumYap

Son Eklenen Makaleler
Süleyman Karagülle
Bugün Neredeyiz, Nereye Gidiyoruz?
29.3.2020 35 Okunma
Mete Firidin
İsrailoğullarının Oğullarına Uygulanan Kafa Kesme Cezas
28.3.2020 47 Okunma
1 Yorum 28.03.2020 21:35
Mete Firidin
İsrailoğulları'nın Oğullarının Boğazlanması
28.3.2020 60 Okunma
Reşat Nuri Erol
Virüs dünya düzeni mi, Adil Dünya Düzeni mi?-4
28.3.2020 88 Okunma
3 Yorum 29.03.2020 08:19
Hikmet Güveloğlu
Bizi Öldürürse Ancak Allah Öldürür!
27.3.2020 543 Okunma
2 Yorum 27.03.2020 12:07
Reşat Nuri Erol
Virüs dünya düzeni mi, Adil Dünya Düzeni mi?-3
26.3.2020 97 Okunma
1 Yorum 26.03.2020 11:14
Hikmet Güveloğlu
Şimdi Hakikaten Aynı Gemideyiz!?
25.3.2020 379 Okunma
Reşat Nuri Erol
ÇELİK ERENGEZGİN; DEPREM KAPIDA, KORONA SIRADA! SONRA?
25.3.2020 57 Okunma
Reşat Nuri Erol
Virüs dünya düzeni mi, Adil Dünya Düzeni mi?-2
25.3.2020 81 Okunma
2 Yorum 25.03.2020 07:26
Reşat Nuri Erol
Virüs dünya düzeni mi, Adil Dünya Düzeni mi?-1
23.3.2020 94 Okunma
4 Yorum 23.03.2020 08:48
Süleyman Karagülle
Virüs! (Kovid-19) vs. !!!
22.3.2020 243 Okunma
1 Yorum 22.03.2020 15:42
Reşat Nuri Erol
‘Gizli Dünya Devleti’ dedikçe Erbakan’ı anmak-19
22.3.2020 126 Okunma
5 Yorum 27.03.2020 08:09
Mete Firidin
Ramazan’da Keyfi Oruç Tutmamanın Karşılığı
21.3.2020 140 Okunma
1 Yorum 23.03.2020 03:25
Reşat Nuri Erol
‘Gizli Dünya Devleti’ dedikçe Erbakan’ı anmak-18
20.3.2020 113 Okunma
3 Yorum 20.03.2020 14:06
Reşat Nuri Erol
‘Gizli Dünya Devleti’ dedikçe Erbakan’ı anmak-17
16.3.2020 140 Okunma
3 Yorum 18.03.2020 07:43
Süleyman Karagülle
ABDULLAH GÜL: PARLAMENTER SİSTEME DÖNMEK ŞART
15.3.2020 209 Okunma
1 Yorum 16.03.2020 07:32
Süleyman Karagülle
Suriye Anayasası Önerisi
15.3.2020 134 Okunma
1 Yorum 18.03.2020 07:45
Reşat Nuri Erol
‘Gizli Dünya Devleti’ dedikçe Erbakan’ı anmak-16
14.3.2020 149 Okunma
5 Yorum 22.03.2020 23:37
Reşat Nuri Erol
‘Gizli Dünya Devleti’ dedikçe Erbakan’ı anmak-15
12.3.2020 153 Okunma
3 Yorum 12.03.2020 09:29
Özer Ataç
İman/güven örgüsü
11.3.2020 178 Okunma
Reşat Nuri Erol
‘Gizli Dünya Devleti’ dedikçe Erbakan’ı anmak-14
10.3.2020 154 Okunma
3 Yorum 11.03.2020 09:34
Reşat Nuri Erol
‘Gizli Dünya Devleti’ dedikçe Erbakan’ı anmak-13
9.3.2020 155 Okunma
3 Yorum 09.03.2020 07:09
Hüseyin Bağdatlı
CORONA VİRÜSÜ VE ABDEST.
8.3.2020 147 Okunma
Süleyman Karagülle
Suriye’de Oyun Devam Ediyor
8.3.2020 265 Okunma
1 Yorum 09.03.2020 07:10
Reşat Nuri Erol
‘Gizli Dünya Devleti’ dedikçe Erbakan’ı anmak-12
8.3.2020 162 Okunma
2 Yorum 08.03.2020 08:45
Reşat Nuri Erol
‘Gizli Dünya Devleti’ dedikçe Erbakan’ı anmak-10
7.3.2020 161 Okunma
5 Yorum 08.03.2020 08:46
Reşat Nuri Erol
‘Gizli Dünya Devleti’ dedikçe Erbakan’ı anmak-11
7.3.2020 169 Okunma
5 Yorum 07.03.2020 10:15
Hikmet Güveloğlu
SICAK GÜNDEME DAİR NOTLAR
6.3.2020 1354 Okunma
Reşat Nuri Erol
‘Gizli Dünya Devleti’ dedikçe Erbakan’ı anmak - 9
4.3.2020 195 Okunma
4 Yorum 05.03.2020 12:46
Reşat Nuri Erol
ALLAH’IM…
3.3.2020 170 Okunma
2 Yorum 03.03.2020 08:27
Süleyman Karagülle
İstihare Usulüm Nedir?
2.3.2020 239 Okunma
1 Yorum 10.03.2020 06:52
Reşat Nuri Erol
‘Gizli Dünya Devleti’ dedikçe Erbakan’ı anmak - 8
2.3.2020 168 Okunma
3 Yorum 02.03.2020 07:31
Reşat Nuri Erol
‘Gizli Dünya Devleti’ dedikçe Erbakan’ı anmak - 7
1.3.2020 226 Okunma
4 Yorum 01.03.2020 21:15
Reşat Nuri Erol
‘Gizli Dünya Devleti’ dedikçe Erbakan’ı anmak - 6
29.2.2020 211 Okunma
2 Yorum 01.03.2020 21:16
Hikmet Güveloğlu
VLADİVOSTOK 1974
28.2.2020 1030 Okunma
1 Yorum 29.02.2020 11:01
Reşat Nuri Erol
‘Gizli Dünya Devleti’ dedikçe Erbakan’ı anmak - 5
26.2.2020 191 Okunma
2 Yorum 26.02.2020 09:53
Süleyman Karagülle
Kanal İstanbul Nasıl Yapılmalı?
25.2.2020 256 Okunma
1 Yorum 25.02.2020 12:03
Reşat Nuri Erol
Erbakan Hocayı farklı vesilelerle ananlar var!-2
25.2.2020 223 Okunma
5 Yorum 25.02.2020 17:38
Reşat Nuri Erol
Erbakan Hocayı farklı vesilelerle ananlar var!-1
24.2.2020 214 Okunma
3 Yorum 25.02.2020 02:12
Reşat Nuri Erol
‘Gizli Dünya Devleti’ dedikçe Erbakan’ı anmak - 4
21.2.2020 213 Okunma
4 Yorum 23.02.2020 07:55
Reşat Nuri Erol
M.Tekelioğlu; CB Erdoğan,'üzerimize düşeni yapıyoruz..'
21.2.2020 138 Okunma
Reşat Nuri Erol
‘Gizli Dünya Devleti’ dedikçe Erbakan’ı anmak - 3
20.2.2020 257 Okunma
2 Yorum 20.02.2020 09:31
Reşat Nuri Erol
‘Gizli Dünya Devleti’ dedikçe Erbakan’ı anmak - 2
19.2.2020 222 Okunma
2 Yorum 19.02.2020 10:44
Reşat Nuri Erol
‘Gizli Dünya Devleti’ dedikçe Erbakan’ı anmak - 1
18.2.2020 246 Okunma
3 Yorum 18.02.2020 07:21
Reşat Nuri Erol
‘ADİL DÜZEN’ dedikçe ERBAKAN’ı anmak…
17.2.2020 227 Okunma
3 Yorum 17.02.2020 08:50
Süleyman Karagülle
Çin Virüsü Dünyayı Kurtarabilir!
17.2.2020 448 Okunma
6 Yorum 23.03.2020 09:49
Reşat Nuri Erol
Kudüs de Adil Düzen’in gerekliliğini hatırlatıyor-10
16.2.2020 212 Okunma
2 Yorum 18.02.2020 07:19
Reşat Nuri Erol
Kudüs de Adil Düzen’in gerekliliğini hatırlatıyor-9
15.2.2020 238 Okunma
4 Yorum 15.02.2020 07:41
Reşat Nuri Erol
Kudüs de Adil Düzen’in gerekliliğini hatırlatıyor-8
13.2.2020 277 Okunma
2 Yorum 13.02.2020 11:51
Reşat Nuri Erol
Kudüs de Adil Düzen’in gerekliliğini hatırlatıyor-7
11.2.2020 268 Okunma
4 Yorum 11.02.2020 07:20