Kullanıcı Adı:
Parola:
Üye Kayıt
Üye Aktivasyon
Parolamı Unuttum

Captcha image
Show another code

Giriş
İSRÂ SÛRESİ TEFSİRİ

451 Okunma
ASPxHyperLink

İSRA SÛRESİ 101-104.AYETLER
Süleyman Karagülle

İSRA SÛRESİ - 22. Hafta

101-104 ayetler

أَعُوذُ بِاللَّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

***

 

وَلَقَدْ آتَيْنَا مُوسَى تِسْعَ آيَاتٍ بَيِّنَاتٍ فَاسْأَلْ بَنِي إِسْرَائِيلَ إِذْ جَاءَهُمْ فَقَالَ لَهُ فِرْعَوْنُ إِنِّي لَأَظُنُّكَ يَامُوسَى مَسْحُورًا (101) قَالَ لَقَدْ عَلِمْتَ مَا أَنْزَلَ هَؤُلَاءِ إِلَّا رَبُّ السَّمَوَاتِ وَالْأَرْضِ بَصَائِرَ وَإِنِّي لَأَظُنُّكَ يَافِرْعَوْنُ مَثْبُورًا (102) فَأَرَادَ أَنْ يَسْتَفِزَّهُمْ مِنَ الْأَرْضِ فَأَغْرَقْنَاهُ وَمَنْ مَعَهُ جَمِيعًا (103) وَقُلْنَا مِنْ بَعْدِهِ لِبَنِي إِسْرَائِيلَ اسْكُنُوا الْأَرْضَ فَإِذَا جَاءَ وَعْدُ الْآخِرَةِ جِئْنَا بِكُمْ لَفِيفًا (104)

 

Surenin bugünkü ayetlerine geçmeden önce, bir tevafuk sebebiyle size Müminun Suresi’nin bazı ayetlerine önceden işaret edecektim.

İslam âlemi kendilerini Allah’ın seçkin kulları olarak görüyorlardı. Kendilerinden başka cennete gidecek kimse yoktu. Dünyada da hep onlar galip geleceklerdi. İkinci Cihan Savaşı sonunda imparatorluğumuz dağılınca Müslümanlar şoka girdi. İsrail devletinin kurulmasından sonra ise hepten dünyaları karardı. Onların anladığı Kur’an’a göre İsrail devleti kurulamayacaktı. İzmir’deki Kur’an çalışmalarında, yıllar öncesinde yaptığımız tespitlerle, bu sorun okuduğumuz İsra Suresi’nin yorumu ile aşıldı.

Bu surenin ilk ayetlerinde Kur’an çok açık bir şekilde İsrail oğullarının dünyaya iki defa hâkim olacaklarını bildiriyor ve ikinci hâkimiyet de dünyanın gördüğü ve göreceği büyüklükte bir hâkimiyet olacaktır. Tüm dünyaya Sermaye hâkimdi. Sosyalizm ve kapitalizm, Erbakan’ın benzetmesiyle, Sermaye timsahının iki çenesi idi. Buna göre çok açık bir şekilde Hazreti Ömer’in Kudüs’e girdiği gibi Allah’ın ibadi olarak gördüğümüz kendimiz de İsrail devletine girecek ve bu gelişme onların bu büyük hâkimiyetinin sonu olacaktır. İsrail oğulları kıyamete kadar yaşayacaklar ama hükümranlık artık Kur’an ehline ait olacaktır.

Bu varsayımla Akevler kuruldu...

Bu varsayımla Millî Görüş oluştu...

Bu varsayımla Gülen cemaati ortaya çıktı...

Bu varsayımın içinde Sovyetler (SSCB) dağıldı. Bu varsayımın içinde Obama ABD’nin başına geçti. Bu varsayımın içinde İran inkılabı oldu. Bu varsayımın içinde “Adil Düzen” ortaya çıktı. Biz bu tefsirleri, hele bu sureyi tamamen bu varsayımlar içinde açıkladık. Bu surenin ilk ayetlerinin tefsirlerini okursanız hep bunları görürsünüz.

Surenin başında İsrail oğullarının büyümeleri, sonra hâkimiyetlerinin sona ereceği bildirilmiş, surenin sonlarına doğru da bundan sonraki durumlarını bildirmiştir.

Bugün açıklayacağımız ayetler İsrail oğullarının bundan sonraki durumlarını bildirmektedir.

Genel olarak tefsirleri yazmaya Pazar akşamları başlarım ve Salı günü öğleden önce bitirmiş olurum.

Varsayımlarımıza göre halkımız ‘evet’ değil ‘hayır’ diyecekti. ‘Evet’ demek Sermaye’nin galip gelmesi ve dünyaya hükümranlıklarının devam etmesi demekti. Millet ‘hayır” derse Allah bize diyor ki “Adil Düzen”i Ak Parti getirecektir, onu destekleyerek “Adil Düzen” için çalışınız; ‘evet’ çıkarsa yeni parti (Adil Düzen Partisi) kurunuz. Onun için de faaliyet gösteriniz. “Adil Düzen”in gelmesi şimdilik askıda olsun.

Bunu biz istihare ettik, çıkacak sonuca göre nasıl hareket edeceğime karar verdim. Ancak bu hususta şimdilik kimse ile istişare etmedim ev yalnızdım. Bu işe nasıl başlayacağımdan da habersizdim. Bunun için oylamanın sabahında kalktım. Sabah namazını kıldığımda Fatiha’yı okudum. Ondan sonra olan olayları Ocak Medya’daki yorumdan size aktaracağım.

1.      Yorumu Cevapla

2.      Süleyman Karagülle 16 Nisan 2017 at 14:46

Bugün 16 Nisan. Rüyamda Hayber Kalesi’ni gördüm. Kalenin bir kısmı kesilerek alınmıştı veya şeffaflaşmıştı. Sabah namazına uyandım ve namazda dua ettim.
“Sen âlemlerin Rabbi olan dolayısıyla bizim de Rabbimiz olan Allah’a dua ediyorum. Bizi (Türk Milleti’ne ) müstakim sırata hidayet et. Rabbimiz, bize hidayet ettikten sonra kalanlarımızı zayi etme. Rabbimiz takatimiz olmayan yükü bize yükleme. Rabbimiz Allah’ı ve ahireti inkâr eden Sermaye ile savaştayız. Bize Nusret et. Hannasın vesvesesinin şerrinden sana sığınıyoruz.” dedim.
Bu duamı yaptıktan sonra yatak odama geçtim, Kur’an’dan bir sahife ile istihare ettim. Allah 344 ve 345 sahifelerinde bana cevap verdi.
“Hiçbir ümmet ecelini ne öne alabilir ne de geciktirebilir.” Sermaye ve AK Parti ecellerini bekliyor.
– Ümmetiniz bir tek ümmettir ve ben Rabbinizim, bana ittika edin. Siyasetlerini paramparça ettiler. Her grup kendisinde olandan ferah içinde. Bir zamana kadar onları kendi hallerine bırak.
– Rabbinin ahiretinden müşfik olanlar, hayırda müsaraat ederler, orada sabıktırlar. Onlar onlarla uğraşmazlar. Kendi işlerine bakarlar.
-Biz kimseye yapamayacağı işi teklif etmeyiz. Adil Düzen Partisi’ni kurun, başaracaksınız.
– Eğer hak onların hevalarına tabi olsaydı semavat ve arz fesada giderdi. Başaramayacaklar.
– Sen onlardan haraç istemiyorsun. Söylediklerinde çıkarın mı var?
– Sen onları müstakim sırata davet ediyorsun. Söylediklerin doğru, devam et.
– Ahirete iman etmeyenler yoldan sapıyorlar.
Ben bunları yazdıktan sonra Fehmi Koru’nun yazısını okudum. O konuda söyleyeceğim bir sözüm de yoktur. Seçim yasağı kalktıktan sonra yayınlanmak üzere yoruma bu yazımı gönderiyorum.

Orada zikredilen ayetleri de burada metin olarak koyacağım. Bu ayetlerin duadan sonra istihare etmek üzere gelmiş olması büyük tevafuktur. ‘Evet’ çıkarsa ne yapacağımızı bize Kur’an’la bildirmektedir.

مَا تَسْبِقُ مِنْ أُمَّةٍ أَجَلَهَا وَمَا يَسْتَأْخِرُونَ (43) …

Ümmetlerden hiçbiri ecelini sebkat edemez ve istihar edemez.

AK Parti’nin ve Sermaye’nin ecelleri gelmemiştir. Dolayısıyla ‘evet’ çıkacak şeklinde anladım.

وَإِنَّ هَذِهِ أُمَّتُكُمْ أُمَّةً وَاحِدَةً وَأَنَا رَبُّكُمْ فَاتَّقُونِ (52)

“Ve bu ümmetiniz vahid ümmettir ben de rabbinizim bana ittika edin.”

AK Parti ve Millî Görüş partileri, tüm Müslümanlar ve tüm insanlar bir ümmetiz. O âlemlerin rabbidir. Ben hepinizin rabbiyim diyor, bana ittika ediniz diyor.

فَتَقَطَّعُوا أَمْرَهُمْ بَيْنَهُمْ زُبُرًا كُلُّ حِزْبٍ بِمَا لَدَيْهِمْ فَرِحُونَ (53)…

“İşleri aralarında parça parça bölüştüler. Her grup kendisinde olandan ferahlanmaktadır.”

Bugünkü Türkiye’nin halini, insanlığın halini çok açık bir şekilde ifade etmektedir.

فَذَرْهُمْ فِي غَمْرَتِهِمْ حَتَّى حِينٍ …

“Bir zamana kadar onları kendi gamrelerinde bırak, onların işleri ile ilgilenme.”

Başkanlık olsun, başbakanlık olsun, hepsi ekseriyet sistemidir, batıldır. Gamreleri içindedirler. Günü gelmeden onlarla ilgilenme. Bir gün gelir gerekeni yaparız. “Hattâ Hîn” ile bunu ifade ediyor.

وَلَا نُكَلِّفُ نَفْسًا إِلَّا وُسْعَهَا (62)   

“Ve Biz kimseye vus’undan fazlasını teklif etmeyiz.”

Parti kurun emrini veriyorsa elinizden geleni yapın. Kimse gelmezse gelmesin. Sen davet et, sonrası Bize aittir.

أُولَئِكَ يُسَارِعُونَ فِي الْخَيْرَاتِ وَهُمْ لَهَا سَابِقُونَ (61)  

“Onlar (Adil Düzenci olanlar) hayırlarda yarışırlar. Onlar orada ileri giderler.”

Kendiniz kooperatifler kurun, kendi sitelerinizi oluşturun. Kendi sitenizde başkanlık sistemini değil, risalet sistemini benimseyin. Onlar hayırlarda yarışır. Onlar oralarda başarıya ulaşırlar. Devletin yönetimi ile ilgilenmeyin. O düzende ondan başkası yapılamaz. Siz semtlerde kendi düzeninizi değiştirin. Partiyi semtler arası irtibatı sağlamak ve paralel güç hâline gelmemek için kurun. İktidarda olanı destekleyin. Muhalif olmayın. Oyu herkes istediğine versin, siz siyaset yapmayın. Mekke devrindesiniz. Partileri uzlaştırırsanız Medine devrine geçmiş olursunuz, o zaman siyaset yaparsınız. 

 أَمْ تَسْأَلُهُمْ خَرْجًا فَخَرَاجُ رَبِّكَ خَيْرٌ وَهُوَ خَيْرُ الرَّازِقِينَ (72)

“Yoksa onlardan harç mı istiyorsun. Rabbinin haracı hayırlıdır. O razık olanların hayırlısıdır.”

Ortaklık sistemini kurun, oradan gelecek gelir siyasilerin bağışlarından ve Sermaye’nin dolarlarından daha hayırlıdır.

وَإِنَّكَ لَتَدْعُوهُمْ إِلَى صِرَاطٍ مُسْتَقِيمٍ (73)

“Ve sen onları müstakim sırata davet ediyorsun.”

Davete devam et. Şimdi surenin bu sondan bir sayfa ve ikinci bölümünü yorumlamaya geçebiliriz.

Unutmayın, bu ayetler sonunda bizim 60 senelik varsayımlarımızın dayandığı ayetlerdir. Eğer %60 ‘evet’ çıksaydı, surenin bu ayetlerini açıklayacak mecalim kalmayacaktı. Bu savaş Sermaye ile devletler arasındaki savaştır. Benim hatam iki batıldan birinin tarafını tutmaktır. ‘Onları kendi gamrelerinde bırak’ diyor, Allah. Sen sadece hepsini müstakim sırata davet et. İkisi de batıldır, ikisi de gamredir. (*)

(*) http://www.akevler.org/AkevlerMakaleler/7323/SonEk/10087/Resat-Nuri-Erol/Adil-Duzen-Anayasasi-yoksa-referandumdan-bana-ne

 

***

 

وَلَقَدْ آتَيْنَا مُوسَى تِسْعَ آيَاتٍ بَيِّنَاتٍ فَاسْأَلْ بَنِي إِسْرَائِيلَ إِذْ جَاءَهُمْ فَقَالَ لَهُ فِرْعَوْنُ إِنِّي لَأَظُنُّكَ يَامُوسَى مَسْحُورًا (101)

Va LaQaD EAvTaYNAv MUvSAy TiSGa EavYATıN BeyYiNAvTin FaiSEaL BaNIy EiSRAvEiLa EiÜ CAvEaHuM Fa QAvLa LaHUv FiRGaVNu EinNIy LaEaJunNuKa YavMuSAv MaSXUvRan

“Ve Musa’ya dokuz beyyine ayet verdik. Benî İsrail’den sual et. Hani onlara ciet etmişti. Firavun, ‘ben seni meshur zannediyorum’ diye ona kavl etmişti.”

Sure Hazreti Yakup peygamberin Mekke’den dönerken Kudüs’te gördüğü rüya ile başlar. Hemen arkasından Hz. Musa’ya da kitabı verdik der.

Burada Kitap’tan değil de dokuz beyyine ayetten bahsetmektedir. Başına “Lekad” gelmiştir. Hazreti Musa’ya verilen dokuz mucizenin şimdi de ortada olduğu ifade edilmektedir.

O ayetler o gün Firavuna karşı verilmiştir.

Bugün de günümüzün Firavunu olarak verilmiştir.

İsrail oğulları Firavundan ayrı tutulmaktadır. Yahudilerin Sermaye sömürüsünden kurtulmaları gerekir. Hazreti Musa’ya tabi oldukları gibi hahamlara da tabi olmalıdırlar. Sermaye en çok İsrail oğullarına zulmetmektedir, onları ateşe atıp savaştırmaktadır, böylece İsrail’de sakin olan Yahudilerin insanlığa hizmet etmelerini önlemektedir.

Biz diyoruz ki; Tevrat’ın vaat ettiği Filistin’i onlara verelim... Onlarla barış anlaşması yapalım... Faizden vazgeçsinler, tekelden vazgeçsinler... Dünyaya dinsizliği ve ahlaksızlığı yaymasınlar, teröristleri beslemesinler... İlmi ateizm lehine kullanmasınlar... Ama ticarete devam etsinler... İlimde insanlığa hizmet etsinler...

Bu sure bunları anlatmaktadır. Dokuz mucize de bunlar olacaktır.

Buradaki dokuz mucize, başka yerde zikredilen dokuz mucizeden farklıdır. Önce nekredir. Kur’an’da iki terim nekre olarak geçerse onlar farklıdır. Örnek olarak “rükkean sücceden” diyor, bir de “sücceden ve kıyamen” diyor. Öyleyse secde iki tanedir. Burada da dokuz ayet iki defa nekre olarak geçtiği için ayrı ayrı ayetlerdir. Sonra burada “beyyinatin” denmektedir, diğerinde denmemektedir. Diğeri fiziki beyyinedir, bunlar ise kavli beyyinedir. Tevrat’ta o dokuz beyyineyi bulmamız gerekir. Ondan sonra günümüzde onlara benzer dokuz beyyineyi ortaya koymamız gerekir. İlim adamlarının ortaya koyacağı beyyinelerdir.

Burada bahsedilen dokuz ayetin Firavuna karşı olduğu söylenmiyor. İsrail oğullarını ikna etme beyyineleridir. Hazreti Musa kavmini nasıl inandırdı? Mısır’daki saltanatı bırakıp da Hazreti Musa’nın arkasından nasıl çöllere düştüler.

Bu emir bugün bizedir. İsrail oğullarından sual et denmektedir. Bugünkü İsrail ulemasından sual etmemizi istemektedir. Firavuna verilen dokuz mübin ayet nedir ve bugün onların karşılığı olarak neler bulunmaktadır.

Üçüncü binyıl uygarlığı üzerinde Yahudi âlimleri de çalışmalıdırlar.

Rockefeller Amerika’da büyük sermaye sahibidir; varsın kalsın onlar oralarda saltanatlarını sürdürsünler. Rothschildler Avrupa’ya hâkimdirler; onlar da orada saltanatlarını sürdürsünler. Çin’de Li Hanedanı hâkimdir; onlar da orada saltanatlarını sürdürsünler.

Biz bugünün Firavunu olan Sermaye’ye diyoruz ki; İsrail oğullarını bize bırakın ve siz onları fesat aracı olarak kullanmayın. Onlar Tevrat düzeni içinde bizimle üçüncü binyıl uygarlığını kurmaya başlasınlar.

“Sual et” sorma yerine isteme manasında olabilir. O zaman İsrail oğullarını Sermaye’den iste anlamı çıkar. İsrail oğulları ikinci meful olabilir.

“Sual” kelimesi üzerinde durmamız gerekmektedir. Dört manası vardır.

a) Bilgi istemek, sormak olarak tercüme ederiz. “Sehele” ile akrabadır.

b) Bir şeyi istemek.

c) Bir şeyin yapılmasını istemek.

d) Bir şeyden sorumlu tutma. “An, Min, Bi, Alâ” harfleri ile gelmektedir. Harfsiz iki mef’ûl alabilmektedir.

Buradaki “İz” “Seele”nin zarfı olabilir. Hazreti Musa onlara geldiğinde onlar ne yaptılar? İsrail oğullarına sor yahut öyle yapmadı ise ne yaptılar? Firavundan ayrıldılar. Hazreti Musa’ya uydular. Bugün de Sermaye’den ayrılmalıdırlar ve bugünkü iman etmiş geceleri ibadet eden hahamlarına uysunlar.

Biz de onlarla Tevrat üzerinde anlaşalım. Tevrat ne diyorsa onu yapalım. İsrail devletinin sınırlarını Tevrat’a göre çizelim.

“İz” “Ateyna”ya da raci olabilir. O takdirde Hazreti Musa 9 beyyineyle geldiğinde ne yaptıklarını onlara sor. Yahut o zaman ne yaptılarsa bugün de öyle yapsınlar. Fitne fesat yuvalarından uzaklaşsınlar, çöllere düşsünler, denizi geçsinler. Firavun orduları ile gark olacaktır.

“Fes’el”deki “Fe” sebep fasıdır. Musa’ya dokuz mübin ayeti verdik. O halde bu husustaki bilgiyi onlardan alabilirsiniz. Türkiye’de ve İstanbul’da benim bildiğim, Akevler’deki arkadaşların tanıştığı Yahudiler vardır. Onlar da Tevrat’ı bizim Kur’an’ı anladığımız usul ile yeniden anlamaya çalışıyorlar. İsrail’de de olmalıdır. Allah bize onlarla ilişki kurun demektedir. Bu görev Harun Özdemir’e düşmektedir.

Firavun (Sermaye) sıradan Yahudileri köle olarak kullanmayı istemektedir. Masonlarla işi bittiği için onları da dışlamaktadır. Yahudilere kıyas yaparak onlardan da fesat ve fitne ortağı olmayanlar varsa onlarla da ilişki kurmalıyız; kurarlarsa, kurmayı isterlerse.

Üzeyir Garih’e mektup gönderdim ve mektubu götüren arkadaşımıza dedim ki; ‘mektubu başkasına verme, onun eline ver’ dedim. Ama Garih’in sekreteri verdirmedi. Mektup geri geldi. Sonra da Firavun onu öldürdü. İşte o bizim sual edeceğimiz Yahudilerdendi.

Hazreti Musa’ya dokuz ayet verdik. Bu ayetlere karşı Firavun şunları söyledi demektedir. Dokuz ayet hem Firavuna hem de İsrail oğullarına hitap ediyordu. Firavuna İsrail oğullarını serbest bırak diyordu. İsrail oğullarına da, siz de artık Firavuna ibadetten vazgeçin diyordu. Şimdi de Tevrat’ın dokuz ayetini tesbit edip günümüzün Firavununa; biz senden bir şey istemiyoruz. Filistin’de toplanan gariban Yahudileri silahlandırıp yine senin silah verdiğin Filistinlilerle çatıştırma ki iki tarafın helaklerine sebep olma demek istemektedir.

Bu ayeti ben 16 Nisan Anayasa Referandumu sonucu olmadan yorumlasaydım bu manayı vermezdim. Demek ki Allah Kur’an’ı hadiselerle beyan etmektedir.

Firavun; Ey Musa, ben seni meshur zannediyorum demiştir.

Sermaye de bugün hahamlara öyle demiş olmalıdır. Onların sesi de bizim gibi duyulmamaktadır. Bu işler sessiz sedasız yürümelidir. Bu hahamlarla kurulacak ilişkilerde basın yayınla gürültü yapılmamalıdır. İlişkiler gizli olmamalıdır ama sokaklara dökülüp siyasilere malzeme olunmamalıdır.

İsrail devletinde toplanan Yahudi âlimleri dünyayı bilmektedirler. Her yerde dostları vardır. Hassaten Rusya en çok bulundukları ülkedir.

Bugün Yahudileri Askenaziler ve Sefaradlar oluşturur. Birileri İspanya’dan gelen Osmanlı Yahudileridir. Diğerleri de Hazarlarda devletleşen Karatay Yahudileridir. Her iki grupla eski dostluğumuz vardır. Sermaye’nin sömürüsü ile onlarla iki asırdır aramız açıktır. Sermaye’nin sömürüsü sona erince yeniden dost olacağız.

وَلَقَدْ آتَيْنَا مُوسَى تِسْعَ آيَاتٍ بَيِّنَاتٍ

Va LaQaD EAvTaYNAv MUvSAy TiSGa EavYATıN BeyYiNAvTin

“Ve Musa’ya dokuz beyyine ayet ita ettik”

“Beyyineli” tanıklarla ispatlanmış demektir.

Bir kavşağa geliyorsunuz, “Konya” işareti var, sağı gösteriyor. Sonra navigasyona bakıyorsunuz, o da sağa yönlendiriyor. Bu beyyinelidir.

Beyyineler hala durmakta olduğu için başına “Lekad” gelmiştir. Hazreti Musa’ya verilen fiziki beyyinelerden farklıdır.

فَاسْأَلْ بَنِي إِسْرَائِيلَ

FaİSEaL BaNIy EİSRAvEiLa

“Beni İsrail’e sual et”

Allah şimdi bize Beni İsrail’den sormamızı veya istememizi ve onları günümüzün Firavunundan istememizi emretmektedir.

إِذْ جَاءَهُمْ

EiÜ CAvEaHuM

“Hani onlara ciet etmişti”

Hazreti Musa onlara gelmişti. Aslında Hazreti Musa Firavuna değil İsrail oğullarına gelmişti. Firavunla mücadele sonunda İsrail oğulları Mısır’dan ayrıldılar.

Adil Düzen çalışanları günümüzün Firavunu ile cidal yapacaklar ki sonunda hicret etsinler. Semt kooperatiflerini kursunlar. Yüz lojmanlı işyeri apartmanlarına taşınsınlar.

16 Nisan referandumu sonucunda cidalin devam ettiği, bir tarafın galip gelmediği anlaşılmaktadır.

فَقَالَ لَهُ فِرْعَوْنُ إِنِّي لَأَظُنُّكَ يَامُوسَى مَسْحُورًا (101)

FaQAVLa LaHUv FiRGaVNu EinNIy LaEaJunNuKa YavMUvSAv MaSXUvRan

“Firavun ona dedi ki; ya Musa, ben seni meshur zannediyorum.”

“Sihr” nedir?

İnsan beyni dışarıdaki olayları algılamaktadır. Sonra da dışarıya etki etmektedir. Kendi hayatını dışarıdan aldıkları ile sürdürmektedir. Rüya ile gerçek arasında bu fark vardır. Rüyada yemek yerseniz gerçekten yemiş gibi gelir ama sizin karnınız doymaz, açlığınız gitmez ve yaşamanız mümkün değildir.

“Sihr” de buna benzer. İnsanlar rüyaya benzer algıları almakta da hatayı yapmaktadırlar. Alınan gerçekle alakalı bir şey değildir. Karın doyurmuyor.

Seni sihirlenmiş görüyorum.

Olmayanları olmuş varlık kabul ediyorsunuz.

Bizim bugün söylediklerimizi de aynı şekilde insanlar sihir gibi içi boş görüyorlar. Hazreti Musa’yı öyle gördüler. Hazreti Muhammed’i öyle gördüler. Oysa öyle görenlerin adları bile yok, ama Tevrat ve Kur’an şimdi dünyaya meydan okuyor.

قَالَ لَقَدْ عَلِمْتَ مَا أَنْزَلَ هَؤُلَاءِ إِلَّا رَبُّ السَّمَوَاتِ وَالْأَرْضِ بَصَائِرَ وَإِنِّي لَأَظُنُّكَ يَافِرْعَوْنُ مَثْبُورًا (102)

QAvLa LaQaD GaLiMTa MAv EaNZaLa HAvEuLAvEi EilLAv RabBu elSaMAvVATı Va eLEaRWı BaÖAEiRa Va EinNIy LaEAÜunNuKa YAv FıRGaVNu MaÇBUvRan

“Kavlet: Yalnızca semavat ve arzın rabbinin besair olarak bunları inzal ettiğini ilmettin. Ya firavun seni mesbur zannediyorum.”

“Sebr” Kur’an’da 5 defa geçmektedir. Bunu eşleştiren “Semen” kelimesi 19 defa geçmektedir. “Tibr”in Tükçedeki karşılığı samandır.

Firavun Hazreti Musa’ya; ey Musa, ben seni meshur zannediyorum diyor.

Hazreti Musa da ona; ey Firavun, ben seni mesbur zannediyorum diyor.

“Sebere” irin demektir. “Sebire” yara açılıp irin çıkarmak, “Subur” yara açılırken kişinin refleksle çıkardığı ses demektir.

“Tibr” saman demektir. Te’nin Se’ye dönüşmesi ile “Seber” olmuş, dağılmak ve toz olmak anlamı kazanmıştır. “Subura” ifadesini Araplar “canından bezip ölüm istemek” anlamında kullanmaktadırlar.

Karşılıksız para sihr değildir ama sihir benzeridir. Sihire örnek olarak elma olmadığı halde elma varmış gibi görmek verilebilir. Karşılıksız para ise karşılığı olmadığı halde karşılığı varmış gibi görmedir. Firavun Hazreti Musa’ya seni meshur görüyorum, olmayanları gerçek zannediyorsun diyor. Hazreti Musa da gerçek olmayan gücü gerçek görüyorsun diyor.

Hazreti Musa Firavuna; bunları yani dokuz beyyineyi semavat ve arzın Rabbi inzal etmiştir, bunu biliyorsun diyor.

Bugünkü müsbet ilimler ve Mısır’daki âlimler şu gerçekleri biliyorlardı.

1- Kâinat tek bir düzendir, bir tek var edicinin eseridir.

2- Kâinat evrim içindedir, belli olgunluğa doğru gitmektedir.

3- Kâinatta eksiklik yoktur, gereksiz şeyler de yoktur.

4- İnsan kâinat içinde bilinçli varlıktır. Kâinat insan için yaratılmıştır. Yoksa abes bir iş yapılmış olurdu.

Bugün bunlar çok daha kesin delillerle ispatlanmıştır. Bugünün Firavunları da bilinmektedir.

Allah kâinatı yaratmıştır. Öyle bir kâinatı yaratmıştır ki insan o kâinatı görebilsin, kullansın ve yaşasın. Yeraltı kazısını yapıyorsun. Bakıyorsun ki bir kent çıkıyor. Orada kendiliğinden olması mümkün olmadığını kabul ettiğimiz işler yapılmış. Düşünüyorsun, bunu niçin yapmışlardır? Kâinata baktığımızda birtakım var olan düzenleri görürsünüz. Bunun kendiliğinden olduğunu kabul edemezsiniz. Çünkü kabul etseniz yemeden yaşamanız gerekir. Hayalden farkı budur.

“Seni meshur zannediyorum” diyor. Türkçede zannetmek belirsizliği ifade eder. Arapçada zan kesin olmayan belirliliği ifade eder. Kesin kanaatim yok ama görünürde sen meshursun diyor. Sermaye’ye bugün diyeceğimiz budur. Paranın her sorunu çözeceğine inanmak, para gücü ile her şeyi yaptırmak çağın hastalığıdır. Sonra da karşılıksız nakdi de para saymak ve öyle kabul etmek yanılmanın merkezidir.

Dokuz ayetin inzalinden bahsetmektedir. Oysa diğer ayette inzalden bahsetmemektedir. Tevrat’tan önce Firavun zamanında da Hazreti Musa’ya vahiy gelmiştir, yazılı olmasa da vahiy vardır. Dokuz hükmü içermektedir. Hazreti Musa’dan onlar istenmektedir, onlar izah edilmiştir. Bunların ne olacağı üzerinde çalışma yapılmalıdır.

Birbirlerine “Ey Firavun, Ey Musa” diye hitap etmektedirler. Sorun kişilerin çatışması şeklinde ortaya çıkmaktadır. Bugün de sorun liderler sorunu olmaktadır; Sermaye sahipleri ve siyaset sahipleri. Oysa Hazreti Musa cevap verirken âlemlerin Rabbinin inzal ettiğinden söz etmektedir. Kişileri tanrılaştırıp dünyayı onların imiş gibi görmek, işte hastalık buradadır. Sorun düzen sorunudur. Sorun sistem sorunudur. Erdoğan hem cumhurbaşkanı olsun hem de parti başkanı olsun diye bu kadar gürültüler yapılmış, istenmeyen rizikolar göze alınmıştır.

قَالَ لَقَدْ عَلِمْتَ

QAvLa LaQaD GaLiMTa

“Sen ilmettin diye kavl etti”

Hazreti Musa Firavundan akla ve ilme aykırı bir şey istemiyordu.

Biz de şimdi Sermaye’den ve siyasetten fazla bir şey istemiyoruz, ilmin söylediğini istiyoruz. Başkansız hiçbir canlının topluluğu olmaz. Tüm canlılar bir merkezden yönetilirler. Hücrelerin bile çekirdekleri vardır. Merkezlerin tarafsız olması gerekir. Topluluk guruplardan oluşur, guruplar hayırda yarışırlar. Başkan bunlar arasında hakemdir.

Bir kimsenin hem parti başkanı hem de cumhurbaşkanı olması mümkün değildir. O zaman tek parti düzeni gelir. Bu da insan tabiatına aykırıdır. Ancak askeri düzende gruplaşma yoktur. Eskiden devlet sadece askerlik yaptığı için tek kişi başkan olabiliyordu. Yine de başkan kurumlar üzerinde tarafsızdır.

Hazreti Musa Firavuna bütün delilleri ile âlemlerin Rabbi tarafından inzal edilmiş olanları anlatmıştır.

مَا أَنْزَلَ هَؤُلَاءِ

MAv EaNZaLa HAvEuLAvEi

“Bunları inzal etmedi”

Kur’an dokuz fiziki mucizeden bahseder; a) tufan, çekirge, kurbağa ve kan, b) denizin yarılması ve kapanması, c) asanın yılan olması ve yutması, d) elin beyaz olması.

Burada bahsedilen dokuz mucizenin mucize olması, Hazreti Musa’nın haber vermesi, sonunda da onların olması.

Biz bu manayı vermiyoruz. Bu dokuz mucize onlardan farklıdır diyoruz. Bu hususta tartışma vardır.

إِلَّا رَبُّ السَّمَوَاتِ وَالْأَرْضِ

EilLAv RabBu elSaMAvVATı Va eLEaRWı 

“Yalnızca semavat ve arzın Rabbi”

Bu dokuz mucize terbiye amaçlı olmalıdır. Semavat ve arzın Rabbi ifadeleriyle evrensel kanunlar olmalıdır. Biz henüz bu dokuz ayeti ortaya koymuş değiliz.

1) Kâinatın insan için var edilmesi…

2) Kâinatta evrim olması…

3) İnsanların insanlığı oluşturması...

4) İnsanın borçlu ve alacaklı olması…

5) İnsanların yaptıklarından sorumlu olmaları…

6) Hak ve batıl grupların oluşması…

7) İktidarların zamanla aralarında devretmesi…

8) Hak düzenin galip gelmesi…

9) İnsanlığın uygarlaşması...

Bunların müsbet ilimlerle ortaya konması gerekmektedir.

O zaman Hazreti Musa bunları o günkü ilim seviyesinde yapmıştır.

بَصَائِرَ

BaÖAEiRa

“Basiretler olmak üzere”

Yukarıda ortaya koyduğumuz dokuz ilke ile insanlar kâinata kuşbakışı bakarlar. Geçmişte olan delilleri alıp gelecekte olacaklar hakkında bilgi edinirler ve gelecekte ne yapmaları gerektiğini tesbit ederler. Onların önlerini görmelerine ve onların içtihat yapmalarına ve icma yapmalarına sebep olur.

وَإِنِّي لَأَظُنُّكَ

Va EiNIy LaEaÜunNuKa

“Ben de seni zannediyorum”

Sen beni meshur zannediyorsun, ben de seni zannediyorum. Türkçeleştirirsek; sen beni hayallere kapılmış görüyorsan, ben de senin boş şeyler üzerinde oturduğunu görüyorum.

يَافِرْعَوْنُ

YAv FıRGaVNu

“Ey Firavun”

“Ey Musa”ya karşılık...

Firavun Hazreti Musa’yı muhatap aldı, tartıştılar. Muhatap almak zorunda idi. Çünkü Hazreti Musa’yı muhatap almasa, sonra halkı onu güçsüz görür ve iktidarını kaybeder.

Bugünün Sermayesi İslam düzenini muhatap almıyor. Sahte kurumlar kuruyor. İslamiyet ile alakası olmayan IŞİD’leri ve Katılım Bankaları’nı kuruyor, böylece “Adil Düzen”i etkisiz hâle getireceğini sanıyor. 16 Nisan referandumu bu idi. Gerçek imamlık sistemi gelmesin diye başkanlık sistemi ile insanları oyalamaktadır. Daha oylama sırasında bile başkanlığı savunanlar değiştirebiliriz dediler. Aralarında ihtilaf ortaya çıktı; eyalet sistemi mi değil mi?

Şimdi bizim yapacağımız şey bunların yapacaklarına sabretmektir. Artık hakkı tavsiyenin etkisiz hâle geldiğini gördük. Biz kendi işimize bakmak zorundayız. Onlarla kaybedeceğimiz zamanımız kalmamıştır.

مَثْبُورًا (102)

MaÇBUvRan

“Mesbür olarak.”

Mısır’da halkın bilmediği teknoloji ile olağanüstü gösteriler yapıyor ve bunu Firavunun gücüyle yaptıklarını söylüyor, halkı Firavunun Tanrı’nın oğlu olduğuna inandırıyorlardı. Halkı kandıranlar bir yalana istinat ediyorlardı.

Çağımızın Firavunu olan Sermaye karşılıksız parası ile ilmi, siyaseti, ekonomiyi, hatta din adamlarını emrine almış olarak halkı sömürüyor...

فَأَرَادَ أَنْ يَسْتَفِزَّهُمْ مِنَ الْأَرْضِ فَأَغْرَقْنَاهُ وَمَنْ مَعَهُ جَمِيعًا (103)

Fa EaRAvWa EaN YaSTaFizZaHuM MiNa elEaRWı Fa EaĞRaQNAvHu Va MaN MaGaHUv CaMIyGan

“Onları arzdan istifzaz etmek istedi de biz onu ve onunla beraber olanları cemian gark ettik.”

Diğer ayetlerde âlinin boğulduğunu, Firavun’un boğulmadığını istidlal etmiştik.

Burada ise açıkça Firavun onları istifzaz etmişti, onu ve yanındakileri gark ettik demek suretiyle boğulduğunu ifade etmektedir.

“Fa” harfi getirilmiştir.

“İstifzaz etmek” demek dağıtmak demektir, yok etmek demektir. Ülkesinden çıkıp gitmelerini istemek ve onları yerinde soykırımına uğratmayı istemektir manasına gelebilir.

Bu ayetin delaleti ile Firavun boğulmuştur. Bedeniyle tenciye edeceğiz diyerek orada da boğulmadığı ifade edilmektedir. Bu iki ayette tearuz vardır. Telif edilmesi gerekir. Bu hususta daha çok bilgiye sahip olmamız gerekir.

“Fa” harfi ile gelmesi Hazreti Musa ile konuşması anlamındadır. Bedeni ceset olarak anlamak durumunda kalırız. Bu ayetin zahiri manası Firavunun boğulmuş olmasıdır. Bununla beraber tearuzu gidermek için buradaki gark olma denizde boğulma anlamında olmayıp tarihten silinme şeklinde olabilir. Firavun İsrail oğullarını yok etmek istedi, biz ise onu beraberindekilerle gark ettik diyerek varlıklarının tarihten silindiğini ifade etmiş olur.

Bugüne getirdiğimizde; Sermaye Allah’a inananları ortadan kaldırmak istemiştir. Sermayesi ile kapitalist ülkelerin halklarını dinsizleştirmek istemiş, sopa ile sosyalist ülkelerin halklarını dinsizleştirmek istemiş ve inananları yeryüzünden yok edeceğini sanmıştı.

1960’lara kadar buna inanan Sermaye Türk ordusunun bu işi yapması ile bu siyasetten vazgeçmiş, şimdi ılımlı İslâmcılıkla bu işi yapmayı istemektedir. Hitler’e oynadığı oyunları oynamaktadır. Türkiye’yi savaşa sokup sonra esamesi okunmayacak hâle getirme çabasındadır.

Ama sonunda gark olacak, Sosyal Tufan içinde boğulacaklardır.

Yüz lojmanlı işyeri apartmanlarına hicret edenler dünyaya hâkim olacaklardır.

فَأَرَادَ أَنْ يَسْتَفِزَّهُمْ

Fa EaRAvWa Ean YaSTaFizZaHuM

“Onları istifzaz etmeyi murat etti”

“Fezze” kelimesi Kur’an’da üç defa geçmekte ve yalnız bu surede geçmektedir. Ayrıca “Za” ile “Fazza” bir defa geçmektedir. Onunla dörtlü olmaktadır. Onları Mısır’dan sürmek anlamı verebiliriz. Yok etme manasında alırsak o zaman buradaki arz Mısır değil yeryüzü olmuş olur.

مِنَ الْأَرْضِ

MiNa elEaRWı

“Arzdan”

Eğer buradaki “Arz” Mısır ise Firavun boğulmuştur, Mısır değilse Firavun boğulmamış, sonra boğulmuştur. Yani Mısır yönetimi İsrail oğullarını Sina çöllerinde de rahat bırakmamış, onları orada kovalamak istemiş ama onunla beraber olanlarla boğulmuştur demektir.

فَأَغْرَقْنَاهُ

Fa EaĞRaQNAvHu

“Biz onu gark ettik”

İsrail oğulları gece ortaya çıkmışlar ve Mısır’ı terk etmişlerdir. Firavun onların Mısır’dan çıkmamaları için arkalarına düşmüştür. Burada tersi söylenmektedir. Onları Mısır’dan fezzi değil yeryüzünden yok etmeyi ifade etmektedir. O halde bu başka olaydır.

Mısır tarihi biraz daha aydınlanınca bu ayeti anlar hale geliriz.

وَمَنْ مَعَهُ جَمِيعًا (103)

Va MaN MaGaHUv CaMIyGan

“Ve onunla beraber olanları cemian.”

Burada “Cemian” denmiştir, “Ecmain” denmemiştir.

Topluluk söz konusu olunca “Ecmain” oluyor. Kişiler veya eşya için “Cemian” olur.

Demek ki gark olanlar bir ümmet şeklinde değildi.

Çağımızın en büyük sorunu faizli ekonomidir.

İkinci büyük sorun ise bürokratik devlet yönetimidir.

Her ikisinin asıl kaynağı işçilik sistemidir yani sabit ücretli ekonomidir.

Tek çözüm “ortaklık sistemi”dir. Bürokrasi yerine “ortak görevli”ler. Devletin gelirlerinden ücret diye pay almaları ile sorunlar çözülmüş olacaktır.

وَقُلْنَا مِنْ بَعْدِهِ لِبَنِي إِسْرَائِيلَ اسْكُنُوا الْأَرْضَ فَإِذَا جَاءَ وَعْدُ الْآخِرَةِ جِئْنَا بِكُمْ لَفِيفًا (104)

VaQuLNAv MiN BaGDiHIy LıBaNIy EiSRAEİYLa usKuNUv elEaRWa FaEÜAv CAvEa VaGDu elEAvPiRaTi CiENAv BiKuM LaFIyFan

“Ve ondan sonra Beni İsrail’e arzda iskân olun dedik. Ahiret va’di gelince sizi lefifen ciet ettireceğiz.”

Surenin başında İsrail oğullarının iki defa büyük saltanata ulaşacaklarını bildirmiştir. Son vaid gelince bizim ibadimiz daha önce nasıl duhul ettiyse yine duhul edeceklerdir deniyor. O duhulde İsrail oğullarının yüzlerinin kararacağını da bildirmiştir. Bu hususun Hazreti Musa’dan sonra gelen vahiylerde yazılı olduğu söylenmektedir.

Arkasından “dönerseniz biz de döneriz” denmişti. Dünyanın gelmiş ve gelecek en güçlüleri olacaklarını bildirmişti. Sonra da ahiret va’di gelecek ve ömürleri sona erecektir.

İsrail oğullarının kaderi sürülmek ve dağılmak olmuştur.

Bu sadece onların işlediği günahlarından dolayı olmamıştır.

Allah uygarlaşma görevini İsrail oğullarına verdi. Onlara peygamber gönderdi ve onlara imkânlar sağladı. Bu uygarlığı dünyaya götürmeleri gerekiyordu. Onun için kaderleri de yeryüzüne dağılma şeklinde olmuştur. O günkü şartlarda uygarlaşmanın yapılması mümkün olmazdı. Ulaşım, haberleşme, okullar ve uluslararası kurumlar yoktu. Bunu bir kavmin yapması gerekiyordu. Bu sebeple dünyanın her yerinde yerleştiler. Şimdi ise artık ulaşım, haberleşme, okullar ve uluslararası kurumlar ve de bilgisayarlar sayesinde halkın başka halklar tarafından yönetilmesine gerek kalmamıştır.

Uygarlıkların mimarı olan Yahudi kavmi mensuplarının da dağınık olmalarına gerek olmayacak, ana yurtlarına dönecekler ve bir daha oradan sürülmeyeceklerdir. İşte, Kur’an’ın verdiği bu haberin gerçekleşmesi için önce Osmanlı İmparatorluğu yıkıldı. Sonra Filistin’de İsrail devleti kuruldu. Hitler’in zulmü sayesinde İsrail’de toplanmaya başladılar.

Bunların olduğu zaman henüz insanlık bugünkü uygarlığa ulaşmamıştı. Bunun için Yahudilerin bazısı Amerika’ya göç edip uygarlaştırma görevine devam ettiler.

Sermaye en büyük gücünü İkinci Cihan Savaşı’ndan sonra aldı. Uygarlık da o zaman tamamlandı. Şimdi son adımın atılması zamanıdır. Bugün bu noktadayız.

16 Nisan ‘evet’leri bu verilen haberlere zıt göründüğü için biz karşı çıktık.

Bu ayetin verdiği mana ile artık tüm dünya Yahudileri Filistin’de toplanacaklardır. Amerikan Yahudileri de oraya geleceklerdir. ABD’de Rockfeller hâkimiyetini kaybetmiştir. Avrupa Sermayesi hâkim olmuştur. Zaten onlar kuleleri bunun için yıktılar, ABD Yahudilerini eski dünyaya döndürmek için yıktılar. Yani Hitler nasıl görevli ise ABD de görevli kılındı.

Bugün Sermaye devletleri emrine almak için uğraşmaktadır ama alamamıştır. Türkiye devletini yanına almakla uğraşmaktadır. Aslında Sermaye Amerika’dan eski kıtaya taşınmaya karar vermiştir ama nereye taşınacağına karar verememiştir. Tekrar Avrupa’ya yani İngiltere’ye taşınamıyor. Çünkü bu ABD ile İngiltere’nin arasının açılması demektir. Bunun olmasını istemiyor. Hindistan’ı ayarlamaya çalışıyor. Türkiye’yi merkez yapmak istiyor. Arap Baharı ile Arabistan’ı ve Filistin’i merkez yapmak istiyor. Burada verilen lefifen haberi harfi harfine gerçekleşiyor. Tek aykırı olay 16 Nisan ‘evet’leridir. Biraz sonra tarih onu da çözecektir. İnsanlık bizim tahmin edemediğimiz olaylara gebedir.

وَقُلْنَا مِنْ بَعْدِهِ

Va QuLNAv MiN BaGDiHIy

“Ve ondan sonra kavl ettik”

Buradaki “ondan sonra” Hazreti Musa’ya, Firavuna veya Firavunun boğulması olayına gidebilir. Tarihte Hazreti Nuh inkılabında şeriat inkılabı gelmişti. Ne var ki şeriat peygamberler ve krallar tarafından vazediliyordu. Firavunun boğulmasına kadar uygarlık böyle devam etti. Firavun ve onunla beraber olanların gark olmaları ile kişilerin kurallar koyması dönemi sona erdi. Münzel kitaplar veya meclislerin yaptıkları kanunlar yer almaya başladı. Firavunun koyduğu kanunların garkını, onun ve yanındakilerin garkı olarak anlıyoruz. Diğer ayetlerle tearuz ettiği için hakiki manayı veremiyoruz. Mecazi manaya bunun için gidiyoruz.

Buradaki “Min Ba’dihi” kelimesi buna işaret etmektedir.

Neden Firavundan sonra?

Çünkü İsrail oğulları bundan sonra Tevrat şeriatını dünyaya yayacaklardır. Yani peygamberlerin sünneti veya kralların kanunlarının yerini yazılı şeriat alacak. Yönetim şeriatı üretmeyecek, şeriatı uygulayacak. Kararnamelerle yönetim şekli Firavun yönetim şeklidir. Gark olmuştur. 16 Nisan’ı bunun için izah edemiyoruz.

لِبَنِي إِسْرَائِيلَ

LıBaNIy EiSRAEİYLa

“İsrail oğullarına”

Kur’an’a kadar, hatta Kur’an’ın birinci uygarlığında dahi uygarlaşma görevi İsrail oğullarına verilmiştir. Buna işaret edilmiş, va’dları açıkça zikredilmiştir. Ahiret va’dine kadar onlar görevli kılınmışlardır. Çünkü şartlar Kur’an’ın uygulanmasına yeterli değildi. Kur’an ancak yirminci yüzyılın sonunda uygulanabilir olmuştur.

اسْكُنُوا الْأَرْضَ

uSKuNUv elEaRWa

“Arzda sakin olun”

Arzın içinde sakin olun demiyor, arzın tamamında sakin olun diyor yani uygarlığı tüm yeryüzüne götürün diyor.

Bugün Batı uygarlığı dünyanın tamamına yayılmıştır. Artık insanlık dışı bir topluluk kalmamıştır. Allah’ın bu emri yerine gelmiş, tüm yeryüzüne yayılmış durumdadır.

Bugün karşılıksız da olsa kâğıt paranın kullanılmadığı yer olmadığı gibi bugün dünyanın hiçbir yerinde polisi ve mahkemesi olmayan bir yer de yoktur. Bu da ancak yirminci yüzyıl içinde sağlanmıştır.

فَإِذَا جَاءَ وَعْدُ الْآخِرَةِ

FaEÜAv CAvEa VAGDu elEAvPiRaTi

“Ahiretin va’di gelince”

“Fa” ile getirilmiştir. Emirden sonra “Fa” harfi gelirse emri yerine getirme karşılığı budur demektir.

“Cuma günü bana gel, evi badana yaptıracağım” cümleleri arasına “Fe” harfi konur.

“Dağılın çünkü sizi lefifen ciet ettireceğiz” denmektedir. Ahiret va’di İslam (peygamberlere inanan orduların, dindar insanlık) ordularının Kudüs’e girip oranın yönetimini İsrail oğullarına teslim ettiği gün. Yani İsrail devletini Sermaye’nin fitne merkezinden kurtardığı gün. Birinci vait onların yeryüzüne dağılmaları ve güçlü olmaları, ikinci vait onların İsrail’de toplanmaları ve insanlar arasında lefif olarak bağlantılı olmaları demektir.

جِئْنَا بِكُمْ لَفِيفًا (104)

CiENAv BiKuM LaFIyFan

“Size lefifen ciet ettireceğiz.”

“Cae Bihi” demek bir şeyi dönüştürmektir. “Ci’tu’l-Baıre” demek, deveyi hazırladım demektir. Allah bütün bunlara kendisinin uyacağını söylemektedir. Kaderde böyle yazılmıştır. Sultan Abdülhamit’in bunu önlemesi mümkün değildi ve olamazdı. Eğer Osmanlı uleması bu ayetleri anlasaydı Osmanlı hanedanı başka bir yerde olurdu.

Birinci ve İkinci Cihan Savaşlarını Sermaye çıkardı ama Allah’ın takdiri olarak çıkardı. Sosyalizm ve kapitalizm meselesi de açıklanmaktadır. 16 Nisan da savaşın henüz bitmediğini açıklamaktadır. ‘Evet’lerin %1 gibi bir farkla gelmesi bunu ifade eder. Yanılmamız, savaşın erken biteceği tahminimizdir. Henüz yanılmış değiliz. İsabet ettirememişizdir.

“LFF” kelimesi Kur’an’da 3 defa geçmektedir. Bir de yakın manada “Lefeye” vardır, o da 3 defa geçmektedir. Birbirlerini 6’da ikileştirmektedirler.

“Lefeye” burun buruna gelmek demektir, ara vermeksizin aralarındaki geleneklerini sürdürmek demektir. “Lif” ipin yapısındaki doğal olarak uzanan tüylerdir. Ayrı ayrı bir işe yaramadıkları halde eğer birbirlerinin etrafında sarılırlarsa halat olurlar. İç içe girmiş, birbirlerine dayanmış topluluklar demektir.

İsrail oğulları artık yeryüzüne dağılmış birbirinden uzak değil, İsrail yönetiminde Filistin’de toplanacaklardır. “Elf” kelimesinde lif kelimesine Hemze dâhil olmuş olarak gelmiştir. Lifler olmaktan çıkıp halata dönüşme anlamındadır. İsrail oğulları kendi anayurtlarına dönecekler, orada yerleşecekler ve varlıklarını sürdüreceklerdir. “Lefif” kelimesi ismi fail ve ismi meful olabilmektedir. İsmi meful olunca aralarında birbirlerine sarılacaklar demektir. İsmi fail olunca da diğer kavimler arasında halatlar olacaklardır demektir.

Demek ki bu sure İsrail oğullarına başta kötü haber vermekte ama sonunda da onları müjdelemektedir. Sermaye-devlet çatışması sonunda İsrail silahtan arınmış bir devlet haline gelecek, oranın güvenliğini tüm insanlık sağlayacaktır. İsrail oğulları orada toplanacaklar, ilimde ve ekonomide insanlığa hizmet edeceklerdir.

 


İSRÂ SÛRESİ TEFSİRİ
1-İSRA SÛRESİ 1-4 .AYETLER
420 Okunma
2-İSRA SÛRESİ 5-7. .AYETLER
558 Okunma
3-İSRA SÛRESİ 8-12.. .AYETLER
373 Okunma
4-İSRA SÛRESİ 13-17.. .AYETLER
327 Okunma
5-İSRA SÛRESİ 18-22 .AYETLER
295 Okunma
6-İSRA SÛRESİ 23-27 .AYETLER
1218 Okunma
7-İSRA SÛRESİ 28-33.AYETLER
452 Okunma
8-İSRA SÛRESİ 34-38.AYETLER
372 Okunma
9-İSRA SÛRESİ 39-44.AYETLER
423 Okunma
10-İSRA SÛRESİ 45-48.AYETLER
328 Okunma
11-İSRA SÛRESİ 49-54.AYETLER
334 Okunma
12-İSRA SÛRESİ 55-58.AYETLER
304 Okunma
13-İSRA SÛRESİ 59-62.AYETLER
282 Okunma
14-İSRA SÛRESİ 63-66.AYETLER
458 Okunma
15-İSRA SÛRESİ 67-70.AYETLER
546 Okunma
16-İSRA SÛRESİ 71-75.AYETLER
530 Okunma
17-İSRA SÛRESİ 76-80.AYETLER
358 Okunma
18-İSRA SÛRESİ 81-87.AYETLER
373 Okunma
19-İSRA SÛRESİ 88-92.AYETLER
271 Okunma
20-İSRA SÛRESİ 93-96.AYETLER
287 Okunma
21-İSRA SÛRESİ 97-100.AYETLER
387 Okunma
22-İSRA SÛRESİ 101-104.AYETLER
451 Okunma
23-İSRA SÛRESİ 105-108.AYETLER
705 Okunma
24-İSRA SÛRESİ 109-111.AYETLERi(SON)
473 Okunma