Kullanıcı Adı:
Parola:
Üye Kayıt
Üye Aktivasyon
Parolamı Unuttum

Captcha image
Show another code

Giriş
KUR'AN'I KERİM MUCİZELERİ

1077 Okunma
ASPxHyperLink

HER YAŞ VE SEVİYEYE HİTAP ETME MUCİZESİ
Süleyman Karagülle

Kur'an Her Yaşa Hitap Eder - I -

Süleyman KARAGÜLLE

 

11. HER YAŞA HİTAP EDER

Bilgisayarınızı açın. Orada öyle dosyalar vardır ki, siz açıp okuyabilirsiniz ama o dosyalarda değişiklik yapamazsınız. Bir kısım dosyaları ise açıp içinde değişiklik yapabilirsiniz. Hayvanların dosyalarında hayvanlar değişiklik yapamazlar, aynen alırlar.

İnsanlarda ise üç çeşit dosya vardır. Bunlardan bir kısım dosyalara siz müdahale edemezsiniz, sadece kullanırsınız. Bir kısım dosyalar vardır ki, onları hayatınız boyunca değiştirebilirsiniz. İnsanlarda üçüncü tip dosyalar da vardır ki, ilk açıklandığı zaman onu kaydedebilirsiniz ama sonra artık kaydedemezsiniz. Bu ilk kayıt sistemi ile çocuk çevreye intibak eder, o çevrenin ve topluluğun insanı olur.  Bunlar dört çeşittir.

a)      İlk sesler. Anne karnında iken duymaya başlar ve seslere karşı yakınlığı doğar. İnsan annesinin sesini bundan dolayı sever.

b)     İlk yediği besinler. Hazım sistemleri ona göre oluşur ve hayat boyunca o besinleri sever ve özler.

c)      İlk karşılaştığı çevre. İnsan büyüdüğü çevre olan toprakları sever ve vatanını özler. Sıla hasreti bundan dolayıdır.

d)     İlk dil, ana dil. İnsan artık hep ana dili ile düşünür. Sonradan öğrenilenlere ise yabancılık gösterir.

Diğer taraftan dil ömür boyunca daima öğrenilir ve gelişme olur.

Kur’an aynı zamanda müzik olduğu için insan anne karnından itibaren ona aşina olur ve hayatı boyunca Kur’an’ın seslerini sevmeye başlar. Kur’an Arapçası öyle bir dile sahiptir ki her yaşa hitap eder. Önce müziği ile 7 yaşına kadar etkisi altında bırakır. Kişilerin Arapça bilmeleri gerekmemektedir. 7 yaşından sonra insan artık muhataptır, yani Kur’an ona bir şeyler öğretmeye başlar. Çocuk Arapça biliyorsa kendisinden, bilmiyorsa onun için yapılan, onun anlayacağı şekilde yapılan meallerden onu anlamaya başlar, en çok o kitabı sever. O kitap onu sıkmaz. Her gün okuyup dinlemek ister.

10 yaşına geldiği zaman Kur’an’ın hitabı da yükselir. Arapça biliyorsa Arapçadan ona göre anlamaya başlar, bilmiyorsa o yaşlara hitap edecek şekilde mealler yapılır ve çocuk onları da zevkle okumaya başlar.

15 yaşına geldiğinde ona yeniden hitap eder. Artık baliğ olmuştur, mükellef olmuştur. Arapça biliyorsa Kur’an’dan, bilmiyorsa ona göre yapılan meallerden kendisini ilgilendiren amelleri öğrenir. Artık o sorumlu mükelleftir, Kur’an’a karşı sorumludur.

20 yaşına geldiği zaman artık rüşde ermiştir, Kur’an’ı yeniden anlamak zorundadır. Aynı kitap ona başka şeyler söyler. Ona göre yapılan mealler insanı oraya götürür.

25 yaş, 30 yaş dönüm noktalarıdır. Ondan sonra 40 ve 50’li yaşlar gelir. 60 yaşlarındaki insanın düşüncesi en yüksek seviyededir. İnsanın bedeni 33 yaşında kemale erer. 63 yaşına kadar duraklama dönemidir. İnsanın beyni ise kemale erer ve 80’lerden sonra gerilemeye başlar. İşte Kur’an her yaşta insanın yaşına göre hitap eder.

Bu husus bilindiği için her devreye göre kitaplar yazılır. O insanlar o dönemin kitaplarını okumaktan zevk alırlar. Kur’an Arapçasında ise böyle bir durum yoktur. Yaşı ne olursa olsun, onun yaşına göre hitap eder ve o insan Kur’an’dan aynı şekilde yararlanır.

Kur’an’ın Türkçeye çevrilmesi mümkün olmadığı için her yaş dönemine göre Kur’an mealleri yapılmalıdır. Bir örnek olarak Fatiha Sûresi’ni 7 yaşındaki çocuğa göre mealleştirmek istersek şöyle yapabiliriz:

Bizi seven, herkesi seven Allah’ın bize gönderdiği mektuptur bu.

Her şey O’nudur. Annemiz babamız da O’nundur. O her şeyi ile sizinle beraberdir. Bizimle beraberdir. O bizi seviyor. Biz de O’na saygılı olacağız. Saygılı olmak için O’nun emirlerine uyacağız. Yoksa sonra O bize kızar, ceza verir.

O’na her gün dua edeceğiz. O’na söz vereceğiz ve öyle yapacağız. Biz yalnız Senin istediklerini yapacağız. Her şeyi de Senden istiyoruz. Anamızı, babamızı, kardeşlerimizi, herkesi bizimle yaşat. Bize iyi yolları göster. Kötülüklere düşürme. Bizi iyi kimselere arkadaş et. Kötülere, haylazlara, tembellere arkadaş etme.

Burada ne yaptık? Biz de çocuklaştık ve öyle yorumlar yaptık.

Askere giden bir er de “Allah’ım, bana iyi komutan nasip et” diye dua edecektir.

Her yaşın kendine göre tefsirleri ve mealleri olacak, insanlar Kur’an’ı o meallerle takip edeceklerdir.

 

1-ÇOCUKLARA HİTAP

İnsan annenin karnında iken annenin beslendiği yemeklerle beslenir ve onlarla tanışır, biyolojik yapısı o besinlerle oluşur. Anne karnında aldığı diğer etki ise sestir. Sesleri her hücre ayrı ayrı algıladığı gibi beyne de ulaşmaya başlar. Kur’an 7 yaşından küçük çocukların Arapça dilini öğrenmelerini emretmez, istemez. Çünkü çocukta bir anadil oluşmalıdır. Çocuk o dille düşünmelidir. Çünkü bir insan iki dille düşünemez. Toplulukla kavimler madem ayrı olacaktır, dilleri de farklı olacaktır. Çocuğa sadece Kur’an müziği, Kur’an kıraati verilir. 7 yaşına kadar çocuk ana dilini öğrenir.

Kur’an müziğinin özelliği vardır. Diğer müzikler üzüntüye üzüntü, kedere keder, sevince sevinç katar. Oysa Kur’an üzüleni teselli eder, sevinene de hatırlatmalarda bulunur. Yani Kur’an müziği dengeye getiren müziktir. Dolayısıyla Kur’an müziği ile büyüyenler hayatta dengeli olurlar. En sıkıntılı günlerde bile sabrederler. Üzüntü onları çökertmez. En sevinçli günlerde de onları şımarıklıktan korur. Bu sebepledir ki cenaze günü okunan  âyetler ile zafer günleri, evlenme günleri, doğum günleri okunan âyetler aynıdır.

Çocuk eğer anne karnından itibaren Kur’an müziğini alırsa, hayatta daha dayanıklı ve aşırılıktan uzak bir tabiata sahip olur.

Çocuk önce annesinden başka kimseyi istemez. Sonra yavaş yavaş baba ve kardeşlerle tanışır, 7 yaşına kadar yakın çevre edinir. Oyuncaklarla oynar. 7 yaşına geldikten sonra çocukta ikilem başlar. Bir taraftan aile, bir taraftan topluluk. Artık namaz kılmaya başlar, cemaatlere katılmaktadır. Kur’an o yaştaki insanları diğer yaştakilerden tecrit etmeyi doğru bulmaz.

Bugünkü eğitim sisteminin asıl yanlışı budur. Bugün gençlerimiz kendileri ile eş insanlarla yaşamaktan dolayı aileden ve topluluktan kopmakta, ömürlerinin sonuna kadar tecrit edilmiş olarak kalmaktadırlar. Bu durum kültürün nesilden nesile aktarılmasını önlemektedir. Öğretmenler sadece öğrendiklerini öğrencilerine aktarmaktadırlar. Kendileri çalışmadıkları için öğrencilerine hayattan bir deneyim katamamaktadırlar. Böylece eğitim iş hayatından ve sosyal hayattan kopmaktadır.

Kur’an bu tür yaş sınıflaşmalarını tasvip etmez. Beş vakit namazlarda, özellikle yatsı zamanlarında kadın erkek, büyük küçük, sakat sağlam bütün insanlar bir araya gelerek bir taraftan öğrenmekte, diğer taraftan topluluğa bir şeyler vermektedir.

İşte, 7 yaşından 15 yaşına kadar çocuk namazlara katılmakta, 10 yaşından sonra iş hayatına katılmakta, aile ferdi olmaktan çıkıp topluluğun ferdi hâline gelmektedir. Kur’an burada çocuklara namazlarla eğitim vermekte, çocuklar namazdan sıkılmamaktadırlar.

Çocuk namazlara devam ederken büyüklerin yaptıklarını ve davranışlarını görmekte, yapabildiği kadar yapmaktadır. Çocuk yapmaya zorlanmamaktadır. İstediği zaman istediği kadarı ile katılmaktadır. Kur’an öyle meallendirilmelidir ki, çocuk bir taraftan anne babasını dinlemeli ve onlara itaat etmeli, diğer taraftan da yavaş yavaş kendisini bağımsız hâle getirmeye çalışmalı, yani anne babasına sormadan iş yapma becerisini kazanmalıdır.

Kur’an çocukların oyun oynamalarını Yusuf Sûresi’nde teşri eder. Kur’an’dan yarışmalar tertip edilerek insan zekâsı işletilmelidir. Oyunlar bugün ilmîleşmiştir. Çocuklara satılan oyuncaklar para getiren oyuncaklar olmaktadır. Oysa oyuncaklar çocukları hayata hazırlamalıdır. Oyuncaklar âlet kullanmayı öğretmelidir. Bilgisayarda harfleri tanıtmalı, eğitimci olmalıdır. Kur’an üzerinde düşünülüp içtihat yapılınca oyun programları ile bilgisayardaki oyun programları geliştirilir.

Kur’an şansla kazanılan veya kaybedilen oyunları haram etmiştir. Çünkü bunlara alışan insan hayatını hep kolay kazanma yollarını aramakla geçirir. Oysa insan emek sarf ederek alınteri ile kazanıp helal lokma yemelidir. Bir iş yapacaksa sadece o iş için sermaye istemelidir. Kur’an düzeninde faizsiz kredi müessesesi olduğu için işi bilen ve iş yapanın sermaye sorunu yoktur. O halde insan sadece daha çok refah için çalışır. Bir de çocuklara geçinecekleri imkanları ayarlar.

Kur’an çocukları hayır yapıp sevap işlemeye yöneltir, elde ettikleri değerleri Allah için yani topluluk için kullanmayı öğretir. Kur’an çocuklara onların dili ile hitap eder. Çocukluklarını ilmî ve İslâmî çevrede geçirenler bu durumları iyi bilirler.

 

2-   ERGİNLERE HİTAP

7 yaşındaki çocuğu muhatap alıp ona kişiliğini kazandıran Kur’an, baliğ olan gençleri mükellef kılmaktadır. Erginlik çağı yaşı 15’tir, seçme yaşı da 15’tir, evlenme yaşı da 15’tir. 15 yaşına gelen genç artık mükelleftir. Gencin sorunları vardır. Topluluğa katılmaktadır. Kendisini yetiştiren ailesine karşı borcu vardır. Bu borç evlenip aile kurmak ve onun da çocuklarını yetiştirmesidir. 15 yaşına gelen genç anne babasının velayetinden çıkmıştır. Artık o sorunlarını toplulukla halletmektedir. Kur’an artık ona doğrudan hitap edip yollarını gösterecektir. Hayız ve cünüplük öğretileri ve yapacağı temizlikle artık cinsel sorunlarını öğretmektedir.

Bugün 15 yaşına gelen gencin okuma derdi var, okumak istiyor. Topluluk içinde mevki sahibi olmak için okumak istiyor.

Kur’an bugün olduğu gibi belli yaşlarda yapılan sınıflaşmış tedrisatı kabul etmemektedir. Kişi sadece belirli yaşlarda değil, beşikten mezara kadar devamlı okuyacaktır. Kur’an imtihan müessesesini getirmiştir. Beşikten mezara kadar okunacağına göre beşikten mezara kadar imtihan olunacaktır demektir.

Çocuk ilk hafta her gün sağlık kontrolünden geçer. Sonra ilk ay her hafta sağlık kontrolünden geçer, sonra her yıl bir ay sağlık kontrolünden geçer. 7 yaşına kadar sağlık kontrolü ile imtihan olur.

Ondan sonra her yıl imtihan olur ve ilmî dereceler almaya başlar. İnsan hem çalışacak hem okuyacaktır. İnsan günde 6 saat çalışsa geçinebilir. Hattâ hiç çalışmasa da Kur’an sisteminin sağladığı sosyal haklarla geçinebilir ve ilme istediği kadar vakit ayırır. Hocasını kendisi seçer. İmtihanlara girer ve her yıl az çok bir derece alır. Sınıfta kaldım, okuyamadım sorunu yoktur. Okuyabildiği kadar okur. Okumada Kur’an onun ana konusudur.

Baliğ olduktan sonra da okumaya devam edecektir. Ama şimdiki bu dönemde sorunları vardır. Önce evlenecek ve çoluk çocuk sahibi olacaktır. Evlenmek için geçinme sorunu yoktur. Karı koca sosyal haklardan yararlanıyorlar, iş bulamasalar da geçinecek durumdadırlar. Kur’an düzeni onlara bu imkanı sağlamıştır. Ayrıca onlara karı kocalık eğitimini vermekte, nasıl geçineceklerini anlatmaktadır.

Bugün ikinci sorun oturacakları ve kalacakları yer bulmadır. Kur’an bu sorunu da topluluğa yüklemiştir. Çadır da olsa artık oturacakları yerleri vardır. Yer sağlıklıdır. Ama sıkıntılı olabilir. Aile kurulmuştur. Çocuk yetiştirme müessesesi faaliyete geçmiştir. Gençlik sıkıntılarını atlatmaktadır. Birlikte yaşanacak yerlerin de temiz olmasını, işbölümü içinde olmalarını, kadının görev ve yetkileri ile erkeğin görev ve yetkilerini Kur’an anlatmaktadır.

Üçüncü olarak daha müreffeh halde geçinmeleri için iş bulma sorunları vardır. Kur’an bu sorunu da çözmüştür. Kur’an herkese çalışma kredisini tanımıştır. Hangi işverenin yanına giderlerse sermayelerini oraya götürmektedirler. İşverene çalışırlar, kendileri kredi hakkı ve emek paylarını alırlar. Böylece artık alan el değil de, veren el olmaya çalışırlar.

Bu arada Kur’an yalnız çalışma kredisini vermemektedir. Faizsiz olarak işyerine yakın olmak şartı ile faizsiz mesken kredisini vermektedir. İşyerinde geliri arttıkça daha konforlu eve taşınacaktır. Kırk yaşına kadar bir taraftan ilmî çalışmalar yaparken, diğer taraftan çocuk yetiştirecek ve çocuklarını büyüteceklerdir.

Kur’an bu devrede sürekli ona hitap edecek, aile içi sorunlarını çözecek, eşlerin birbirlerine karşı görev ve yetkilerini belirleyecek, onlara tavsiyelerde bulunacaktır. İşbölümü ile çocukların yetiştirilmesi ve onları 15 yaşına getirme işleri onları hep meşgul edecektir. Kur’an hep yanlarında bulunacak ve onların sorunlarını çözecektir.

İş hayatında Kur’an’ın emirleri ile kredi alacaktır. Önce kendi başına iş yapabilecektir. Onda başarılı olursa yanında işçi çalıştırma, on kişiye kadar işçi çalıştırma yetkisi verilecektir. İşçiler kredileriyle yani kendi sermayeleriyle geleceklerdir. Bu merhalede başarılı olursa, sonra yüz işçiyi çalıştıracak işveren kredisi verilecektir. Başarılı olursa bin işçi çalıştıracak işverenlik kredisi hakkı tanınacaktır. Başaramazsa kredileri düşecektir.

 

3- OLGUNLARA HİTAP

İnsan 40 yaşına kadar evlenme, ev sahibi olma, iş kurma ve çocukları yetiştirme işleri ile uğraşır. Bu arada hep ilmini genişletir. 15 yaşında evlenmiş, 40 yaşına geldiği zaman en küçük çocuğu 15 yaşına gelmiştir. Artık kişi hürdür. Bundan sonra kendi işlerinden ziyade topluluğun işleri ile uğraşacaktır. İlmen de olgunlaşmıştır.

Topluluğa ait işler nelerdir?

Kur’an 40 yaştakilerden bahsetmektedir. İnsan 40 yaşına geldiği zaman ailesine karşı olan görevlerini yapmıştır. Artık o çocuklara muhtaç değildir, çocukları da ona muhtaç değildir. Bundan sonra topluluğun sorunlarını çözmek için uğraşacaktır.

Topluluğun ne gibi sorunları olur?

Savaş zamanında herkes savaşa katılacaktır. Ama barış zamanında insanlar adeta işbölümü yapmışlardır. 40 yaşından küçük olanlar özel işlerini yapmakta, çocuklarını yetiştirmekte, 40 yaşını geçenler de topluluk işlerini yapmaktadırlar.

Topluluğun işleri nelerdir?

İnsanlar sürekli olarak sosyal evrim içindedirler. Hayat daima değişmekte ve eski hayatın yerini yeni hayat almaktadır. Daha gelişmiş, daha ileri seviyedeki yeni araçlar ortaya çıkmaktadır. Topluluk onları üretmekte veya ülkesine getirip yerleştirmektedir.   

Topluluk dediğimiz zaman ne anlıyoruz?

En küçük topluluk aşiretten/ocaktan başlar. Günde beş defa her yaştakiler ve kadın erkek ayırımı olmaksızın her cinste olanlar bir araya gelmektedirler. Ama büyükler yani 40 yaşını geçmiş olanlar aşiretin sorunlarını görüşmekte, karar almakta ve uygulamaktadır. Aşiretin/ocağın sorunları yaşamaya ait sorunlarıdır. Elektrik, su, telefon, ısı benzeri ihtiyaçlar ile temizlik, çöp, pis su benzeri atıklar meseleleri ile yiyecek, giyecek ve diğer ihtiyaçlar temin edilecek ve insanlar yaşayacaklardır.

Bu konularda kadınlar ve erkekler nöbet tutmaktadırlar. Ancak bir olay olduğu zaman olayı çözmek ve yönetmek işi 40 yaşını geçenlere aittir. Gençler onların emrinde iş yaparlar. Kur’an bu konuların hepsinde insanlara bilgi vermekte ve çözümler üretmektedir.

Diğer taraftan bucakta yani aşiretten sonra kabile seviyesinde çalışılmaktadır. İnsanlar üretim yapmaktadır. İş hayatı ancak yapılan genel hizmetlerle dönmektedir. Genel hizmetler zor işlerdir. Önce öğrenilmesi zordur. Sonra da işbölümü içinde ifa edilmesi gerekir. 40 yaşını geçenler daha çok genel hizmet ve yöneticilik yapmaktadırlar. 40 yaşından önce işçi durumunda olanlar 40 yaşından sonra işveren durumuna geçmişledir. Altyapı, plan, proje, üretim, pazarlama topluluğun sorunlarıdır. Bu hususta kararları alanlar 40 yaşlarını geçen ve 63 yaşlarından küçük olan kimselerdir.

Kişiler aynı zamanda ilin yani şa’bın da üyeleridir. Kişi iline bucağı aracılığı ile bağlı değildir, doğrudan ilin üyesidir. 40 yaşını geçenler ildeki güvenliğin de sorumlularıdır. Er değil komutan derecelerine yükselmişlerdir. İlleri içinde iç güvenliği sağlamak onların işidir.

İnsan devletinin yani kavminin de doğrudan üyesidir. Devletin işi savunmadır. Savunma hizmeti çok masraflı bir iştir. Birçok işler nöbetleşe yapılacaktır. Burada da sorunlar bunlar tarafından çözülür.  

Halk meclislerinin yanında bir de olgunların meclisleri vardır. Buraya 40 yaşını geçenler alınırlar. Bunlar yaşları kemale ermiş olan sakallı kimselerdir. “Aksakal” kelimesi buradan gelmektedir. Kur’an okunarak ve istişare edilerek sorunlar çözülecektir. Kur’an artık olgunlaşmış insanlara o şekilde hitap etmektedir. Kur’an’ın buna göre mealleri ve tefsirleri yapılacak, topluluğa ait sorunlar çözülecektir. Ne var ki bunu öğrenip uygulama yapma işi 40 yaşını geçmiş kimselere aittir.

Kadınlar da belli bir yaşa geldikleri için çocuk yapmamaktadır. Artık onlar da sosyal işlere daha çok katılabilirler. Allah insanları öyle yaratmış ki, sıkıntısız zamanları yok gibidir. İnsan geriye baktığı zaman birtakım işler yaptığına hükmeder. Ancak çok sıkıntılı bir hayat sürdüğünü de görür. Kur’an’a göre kadın meyve veren çiçektir. Erkekler onlara besin üreten yapraklar gibidir. Aşiretler/ocaklar dalcıklardır. Kabileler/bucaklar dallardır. Büyük dallar ilçelerdir. Gövde kavimdir/ulustur. İnsanlık ise köktür. Kadınlar savaş ve üretime katılmak zorunda değildir, ama kadınlar erkekleri desteklemektedir. Erkek kazandım diye sevinir, kadın ise kocam kazandı diye sevinir. Erkekler kazanmaktan, kadınlar ise harcamaktan hoşlanır. Erkekler üretim yapmaktan hoşlanır, kadınlar ise üretim yapmaktan pek hoşlanmazlar.

İşte, kadın erkek dayanışması içinde ortaklaşa olarak artık toplulukta değeri olan işleri yapmaya başlarlar. Kur’an bu yaştakilerin sorunlarını çözmekte, onlara onların dilleri ile hitap etmektedir.

 

4-   YAŞLILARA HİTAP

Kur’an ceninlere müziği ile hitap etmiş, çocukları topluluğun üyesi yapmıştır. Sonra o çocukları bir ailenin kurucusu hâline getirmiş ve kendisi gibi çocuklar yetiştirmeyi öğretmiş, bu arada onların hayattaki sorunlarını çözmüştür. Sonra topluluğun işlerini yapan bir kişilik ile görevlerini yapmasını sağlamıştır. 63 yaşına geldiği zaman insanın topluluğa hizmet etme görevi de sona erer ve kişi aktif hayattan çekilir. Ama işi daha bitmemiştir. Bundan sonra iş olarak çocukları eğitmek ve gençlere danışmanlık yapmakla görevlidir.

Günde beş vakit namaz kılındığı, her namazda Kur’an okunduğu ve anlamları üzerinde durulduğu göz önüne alınırsa, Kur’an’ın nasıl her yaşa hitap ettiği görülür.

a)      Sabaha doğru vitir ezanı okunur, herkes uyanır, evde temizlik yapılır ve vitir namazı kılınır. Kahvaltı yapılır ve ailece beşikteki çocukla birlikte mescide gelinir. Aşirette eğer yatalak varsa o zaten mescidin revirinde yatmaktadır. Böylece aşiretin bütün fertleri, yaşlısı genci, çocuğu büyüğü, sağlamı sakatı ile birlikte mescittedir.

b)     Burada sabah namazı kılındıktan sonra üç grup olunmaktadır. Gençler arabalarına binip işyerine giderler. Kadınlar da ev işlerini yapar veya yakın işyerlerinde çalışırlar. Yaşlılar çocuklarla birlikte kalırlar.

c)      Büyükler yani 63 yaşını geçenler çocukları alır, bahçeye gezmeye yahut salona giderler. Orada semtin diğer çocukları ile birlikte eğitim verirler. On yaşından küçük çocuklar burada eğitilmektedir. O yaşlardaki çocukları özel öğretmenler değil, yaşlılar eğitirler. Yaşlılar o çocuklar ne öğretirler? Okuma yazma öğretirler, Kur’an’ı ezberletirler, oyun oynatırlar. Çocuklar ilk üç senelik eğitimi burada alırlar.

d)     Öğle vakti erkekler kendi iş yerlerindeki toplantı yerinde toplanır ve öğle namazlarını birlikte kılarlar. Kadınlar ise aşiretlerine döner, yaşlı ve çocuklarla birlikte öğle namazlarını kılarlar. Herkes evine gider ve öğle istirahatına çekilirler. İşyerlerinde de dinlenme yerlerinde kısa öğle uykusunda uyurlar. Öğleden sonra isteyenler serbest iş yapar, isteyenler ilim yaparlar.

e)      Yaşlılar akşam üstü çocukları mescide getirirler. Böylece yaşlıların görevi eğitime göre devam eder. Ana okulu yoktur. İlk üç sınıf okulu yoktur. Bir semtin ona yakın aşiretinde çocuklar her gün bir araya gelir, yaşlılar da onlarla beraber hem okurlar hem oynarlar. Eğitim ders geçme şeklindedir, sınıf geçme şeklinde değildir.

İşte burada büyükler çocukları eğitirken nasıl eğiteceklerini Kur’an’dan öğrenir ve Kur’an’ı öğretirler.

Buna neden ihtiyaç vardır?

Çocuklar kendi yaşlarında olanlarla çalışırlar. Yaşlanan insanlar çocuklaşmaya başlamaktadır. Dolayısıyla çocuklar yaşlılarla genç ve olgunlardan daha kolay anlaşırlar. Babalardan oğullar değil torunlar ders alır. Zaten onlar daha tecrübelidirler. Babalarını hayatta görmektedirler, onlardan zaten aldıklarını almaktadırlar. Oysa dedelerinin iş hayatlarına torunlar yetişememiştir. Onlardan değişik hayat hikâyeleri dinleyerek öğreneceklerdir. Böylece torundan toruna intikal eden geçmiş ocak ve bucak hayatı ile kültürünü yaşatmış ve nesillerin uygarlaşmasında yardımcı olmuş olurlar.

Gençler deneyimsizdir. İş hayatını yeni öğreniyorlar. Babaların ise işleri vardır. Dedelerinden iş eğitimini alırlar, hattâ yardım da alırlar. Kadınlar ninelerinden ders alırlar. Onların sözleri etki etmektedir. Böylece yaşlıların işi olgunlardan fazladır. Yaşlıların kendi iş hayatları olmadığı için boş vakitleri vardır. Torunlarına fikren ve bedenen destek olmaktadırlar.

Olgunların da istişare edecekleri kimseler olmalıdır. Bu sebepledir ki Kur’an’da emeklilik yoktur. Herkes eski işinin fahri görevlisidir. İşyerine gider, toplantılara katılır, fikirlerini beyan eder. Oy kullanamaz. Yanlış gördükleri zaman hakemlere gidebilirler. Böylece olgunlar da yaşlıların denetimindedir.

Gençler sakalsızdır. Olgunlar siyah sakallıdır. Yaşlılar ise beyaz sakallıdır. Böylece topluluk yaşa göre sınıflanmaktadır. Başı örtme de böyledir. Ergin olmayan çocuklar başı açık gezerler. Kız olsun erkek olsun örtmezler. Baliğ olunca kız erkek başlarını örterler. 40 yaşına gelince sarık sararlar, 63 yaşına gelince beyaz sarık sararlar. Bunun gibi renklerle durumlarını belli ederler.

İşte, Kur’an insanların hep yanındadır. Yaşlılarla ilgili hükümler ve âyetler vardır. Bütün Kur’an yaşlıların ruhiyatı ile yorumlanabilir, sanki yaşlılara özel olarak inmiş gibi olur.

 

Kur'an Her Yaşa Hitap Eder - II -

Süleyman KARAGÜLLE

 

5- ÜMMİLERE HİTAP

Ümmi, okur yazar olmayan kimsedir. Kur’an ümmilere okuma yazmayı öğretir. Kur’an öyle yazılmıştır ki bir alfabe gibidir. Çocuk Kur’an okunurken metinden kelimeleri takip eder. Bugün çıkan CD’ler ile bunu çok kolay yapar. Çünkü işaret mahreçlere göre kaymaktadır. Ümmiler Kur’an okumak istiyorlarsa, yapacakları iş CD’yi alıp her namazdan evvel ikişer sahife Kur’an’ı CD’den dinleyerek takip etmektir. Günde 10 sahife okumuş olacaklardır. İki ayda Kur’an bitecektir. Önce kendileri okumazlar, sadece takip ederler. Ondan sonra ikinci döneme geçilince kendileri de artık telaffuza başlayabilirler. Böylece Kur’an’ı ikinci ayda birlikte okurlar. Kur’an ikinci defa bitince, bu sefer Kur’an’ı kendileri yüzünden okurlar. Böylece altı ay içinde Kur’an’ı yüzünden okumayı öğrenmişlerdir.

Ne var ki daha harflere geçmemişlerdir. Kur’an’da geçmeyen kelimeleri okuma şansları doğmamıştır. Kelimeleri şekil yazısı ile öğrenmişlerdir. Bu da insanlara büyük faydalar sağlamaktadır. Ondan sonra yine harfleri analiz ederek okumaya namazdan önce başlarlar. İki ayda alfabeyi kolaylıkla sökerler. İkinci üç ayda bu bilinçle Kur’an’ı bitirirler. Altıncı son iki ayda kendileri yazmaya başlarlar. Bunu da metinleri camekan üzerinde gezdirerek yaparlar. Risale-i Nur şakirtlerinden Yazıcılar bunu yapmaktadır.

Kur’an böylece insanı bir senede okur yazar hâle getirmektedir.

İkinci sene ise Kur’an’da geçen kelimelerin mücerret resimleri çıkan şekillerle kelimeleri takip eder ve hatmeder. “İsmi” derken hayvanın üzerindeki damga çıkar. “Ellah” deyince birden aydınlanma olur ve eski hâle gelir. “Rahman” dendiğinde hamile kadın, “Rahim” dendiğinde kucağında çocuğu olan anne, “Hamd” dendiğinde cümle kapısı, “Rab” dendiğinde hayvanları otlatan çoban, “Âlem” dendiğinde  öbeklerden oluşan topluluk, “Din” dendiğinde meme emen dana... Böylece Kur’an etimolojisi ile tamamlanır.

İki ayda da bu biter.

Sonra cümleler sahnelenir. Kur’an’ı görerek bitirir. Üçüncüde ise önce meal okunur, sonra âyet okunur, böylece hatmedilir. Kur’an artık mânâsı ile kavranmıştır.

İkinci sene sonunda Kur’an’ın içine girilmiş olur.

Ümminin sâil yani soru soran mertebesine yükselmesi için matematiği ve şekil yazısını da öğrenmesi gerekir. Bu üçüncü yılın sorunudur. Sayıları yazma ve kümeleri oluşturma. İkili ve onlu kümelere geçme, toplama, çıkarma, çarpma, bölme, kök alma, üs almaları, logaritmaları bulmaları kümelerde öğrenir. Bir taraftan yazar, bir taraftan da oluşturur. Böylece hesap yapma kavramını da kavramış olur.

Kur’an’ın buradaki mucizesi nereden geliyor?

Kur’an birçok tekrarları içermektedir. Bu tekrarlar öyle yapılır ki insanın zihnine onun zihnini zorlamadan yerleşir. İki türlü ezber vardır. Biri, siz bir şiiri o kadar çok okursunuz ki, siz farkına varmadan onu ezberlersiniz. Burada siz kendinizi zorlamadan ezberlemiş oluyorsunuz. Diğeri de, ben bunu ezberleyeyim diye zorlarsınız. Bu tip ezberlemeler doğal değildir, sunidir. İnsan bir topluluk içinde yaşadığı zaman o topluluğun dilini kendisini zorlamadan öğrenir. Oysa okullarda ve kitaplarda dili zorlayarak öğrenirsiniz ve dolayısıyla bugünkü eğitim sisteminde olduğu gibi aslında öğrenemezsiniz.

Kur’an’ın insanları ümmilikten okuryazarlığa çıkarması böyle zorlamdan çıkarmadır. Siz değişik şekillerde hatim yaptıkça sonunda okuma yazmayı öğrenmiş oluyorsunuz.

Dört çeşit yazmayı da Kur’an yazısı ile öğrenme imkanınız doğar.

a)      Hareke Yazısı: Hareke yazısı, sesli harfleri ayrı harf kabul etmeyip harekelerle seslendirmek. Arap alfabesi böyle gelişmiştir. Kur’an harekesiz olarak yazılıyor, şekil yazısını andırıyordu.

b)     Harf Yazısı: Bu sesli harfleri ayrı harf sayan yazıdır. Latince böyledir. Kur’an’ı harekelendirdiler, böylece Kur’an hem şekil yazsısı hem de harf yazısı özelliğini kazandı, dolayısıyla en ileri bir alfabe oldu.

c)      Hece Yazısı: Hece yazısı Çince yazısıdır. Türk dili de hecelerden oluşmuştur. Kur’an yazısını öğrendikten sonra Türkçeye hece yazısını geliştirebiliriz.

d)     Şekil Yazısı: Rakamlarda olduğu gibi bir yazı çeşidi de şekil yazısıdır. Surelerin başındaki harfler şekil yazısına örnektir.  

 

6- SAİLLERE HİTAP

Ümmi sadece öğretileni öğrenen kimsedir. Kendisinin öğrenmede bir katkısı yoktur. Sail ise artık düşünmeye başlamıştır. Kendisi de öğrenmek için araştırma yapacak durumdadır. Ancak kendi kendine hükme varamaz. Yalnız sorar ve sorularına cevap alır. Bu öğrenmede ikinci mertebedir.

Kur’an’ın en büyük özelliği ona soru soranlara yani saillere cevap vermesidir. Kur’an tekrar ile bize dili ve yazıyı öğrettiği gibi, bizim sorduğumuz sorulara cevap vermesi de onun en büyük özelliğidir.

Siz bir kitabı okuduğunuz zaman orada yazılanlar yazarın yazdığı o zamanki düşünceleridir. Ondan önceki olayları içerir. Oysa Kur’an sizin okuduğunuz zamanki olayları ve daha önce olanları içerir. Sorduğunuz sorulara canlı imiş gibi cevap verir.

Bu nasıl olur?

Aklınıza bir soru gelir  ve bir de bakarsınız ki Kur’an onun cevabını size söyler. Mesela Besmelenin öznesi söylenmiyor. Neden böyledir derseniz, sizin aklınıza onun cevabı gelir.

Şimdi sailler size böyle sorular sorarlar. Siz de meal olarak onlara Kur’an’dan cevap bulup verirsiniz. Kur’an’ın bu durumu ilk nâzil olduğu günden itibaren başlar. Hattâ Kur’an, Kur’an nâzil olurken soru sorulmasını yasaklamıştır. Hazreti Peygamberin cevap verip onu dondurmaması için bu yapılmıştır. Esasen müteşabih olanlar da bunlardır.

Eğitimin ikinci safhası ise çocuğu aktif hâle getirmektir. İki çeşit eğitim düşünebilirsiniz. Bir hoca geliyor, öğrencilere anlatıyor, yapıyor, yaptırıyor. Ümmilerin eğitimi böyledir. Hiçbir şey bilmeyen bir insan kendi kendine çalışamaz. Önce ön bilgilerin kendisine verilmesi gerekir. Burada öğretmen sistemi yerine topluca yaşama ve gösterme, yaptırma ve uygulatma sistemi geçerlidir.  

Saillerin eğitimi şöyledir. Herkes kendisi okur, yapar ve düşünür. Çözemediği soruları gelip sorar ve siz onlara cevap vererek eğitirsiniz. Bu sistem öğretmen yerine danışman sistemidir. Bu sistemde öğrenci dersini kendisi yapar, gelir ve size öğrendiklerini tekrar eder. Sizden doğru öğrendiğine dair bilgi alır. Ümmilerin imtihanı bir şeyi yaptırmak veya yazdırmak, ondan sonra ona bakmaktır. Oysa saillerin imtihanı kendilerine ders anlattırma ve başarısına not vermedir.

Kur’an’ın bu eğitim sistemini getirmesi insanları aktif hâle getirmiştir.

Burada Kur’an’ın mucizesi şurada ortaya çıkar.

Bir matematik kitabını alıp okursanız, siz eğer o seviyede eğitim almamışsanız onu anlayamazsınız. Ama basit yazılmışsa siz onu anlamaya başlar ve sorular soracak hâle gelirsiniz. Kur’an kimlere hitap edecek şekilde yazılmıştır? Kur’an ümmilere hitap edecek şekilde yazılmıştır. Ondan sonra saillere hitap edecek şekilde yazılmıştır. Basit ve sade cümleler getirmektedir. “Allah’ın her şeye gücü yeter” cümlesini çocuk da anlar.

Bu basitlikte kitaplar her zaman yazılır, ama o kitap hem ümmilere hem saillere hitap etmez. Bir seviyede hitap eder. O sebepledir ki her sınıf için veya her seviyedeki okul için ayrı kitap yazılır. Ne ilkokul kitabını lisedekilere okutabilirsiniz, ne de lise kitabını ilkokulda okutabilirsiniz. Oysa Kur’an hem ilkokulun ilk kısmında okunacaktır, hem ikinci kısmında okunacaktır, hem de lisede okunacaktır.

Saillik bir mertebedir. Ümmiler işleri ancak bir nezaretçinin yanında yapabilirler. Sailler ise bir başkasının başlattığı işleri kendi başlarına devam ettirirler. Kur’an artık onlara öyle meleke kazandırmıştır ki başkalarının başladığı işleri de sürdürebilsinler. Kur’an bir taraftan kendi başlarına işleri sürdürmeyi öğretmiş iken, diğer taraftan onları eğiterek zamanla kendi başlarına işe başlama seviyesine getirir.

Bu dönem çıraklık dönemidir. Kişi bu dönemde kendisine bir üstat veya usta seçmeli ve onun yanında eğitim almalıdır. İnsanlar topluca yaşayacak şekilde yaratılmıştır. Topluca yaşama demek işbölümü demektir. Herkes her işi yapmayacak, herkes başka başka iş yapacaktır. Ne var ki bu başka başka yapılan işler birbirini tamamlamalıdır. Kur’an buna “salihatı amel” demektedir. Ben öyle iş yapmalıyım ki çevremin yaptığı işlere uyum sağlamalıyım. Ama ben benim işimi yapmalıyım. Bu da ancak bu devrede seçilen bir üstat tarafından eğitilmekle mümkündür. Konuşan geneldir ama yetiştirici birdir.

 

7- ÂMİLLERE HİTAP

Kur’an’ın yaşa göre hitabı yanında Kur’an kişiye göre, kişinin mesleğine göre hitap eder. Kişinin yaptığı iş ne olursa olsun bir işi kendi başına başlayıp bitirebilmesi için o iş hususunda bir eğitim alması gerekir. İlk eğitim ümmilik eğitimidir. İkinci eğitim ise saillik eğitimidir. Ondan sonra ise âmil hâle gelir. Âmil hâle gelen kimse kendi başına işe başlayıp kendi başına iş yapar hâle gelen kimse demektir. Artık kişi topluluk içinde kendi içtihadı ile iş yapan ve kendi yaptıklarından sorumlu olan kimsedir. Her âmilin bir danışmanı vardır, bir müftüsü vardır. Dayanışma ortaklığına katılmıştır. Beş vakit namazlarında aldığı eğitim dışında dayanışma ortaklık sorumluları ile yaptığı özel toplantılar vardır.

Şöyle açıklayalım. Kişi namazlara devam eder, namazlarda gerekli eğitimi almış olur. Herkes sabah altıdan öğleye kadar resmi işler yapmaktadır. Resmi iş dediğimiz zaman yine özel iştir ama planlı projeli iştir. Ortak üretimi yapılan iştir. Verdiği sözü yerine getirecek, işyerinde zamanında bulunacaktır.

Bir de akşam mesaisi vardır. İkindiden sonra akşama kadar süren 3 saatlik bir mesaidir. İşte öğrenci olanlar bu saatlerde çalışmak yerine ilim yaparlar. Öğrencilik yaparlar ama herkes günde 6 saat çalışıp mesai yapmak zorundadır. Ben öğretmenim, çalışmıyorum diyemez. Ben öğrenciyim, çalışmıyorum diyemez. Çalışmadığı zaman kredisi kesilir. Sigortadan ödeme yapılır. İşe gelmezse dayanışma ortaklığı onu öder.

15 yaşına gelinceye kadar çalışmak zorunda değildir ama derslere devam etme zorunluluğu vardır. Eğer derslere devam etmezlerse bundan anne babası sorumludur. Anne ve babanın âkileleri devamsızlık sebebiyle tazminat öderler yahut velayet hakları düşer.

15 yaşından sonra herkes resmi işleri yapmak zorundadır. Yapmazsa çalışma kredisini alamaz. Ama ikindiden sonra günde üç saat isterse ilim yapar, ilimde derecesini yükseltir, isterse yapmaz. Bu ömrünün sonuna kadar böyledir. İlim yapar demek, öğrencilik ve öğretmenlik yapar demektir.

Bugün normal olarak bir yıl içinde 8-9 ay tedrisat yapılmaktadır. Yani, yılda  52 haftanın 36 haftasında haftada 40 saatten 1440 saat etmektedir. Oysa Kur’an’a göre her gün 3 saat yapılacak ve 360 gün yapılacak; toplam 1080 saat eder. Diğer 2000 saatte çalışılmaktadır. Bunun sağladığı yarar şudur. Eğitim topluluğa ayrıca yük getirmemektedir.

Bugün ne oluyor ve nasıl oluyor?

Ordu çalışanların üzerinde yük, oysa Kur’an orduyu da üretici hâle getirmektedir. Öğrenciler çalışanların üzerinde yük; oysa Kur’an öğrencileri de çalışır hâle getirmektedir. Yaşlılar çalışanlara yük; Kur’an azami olarak onları da istihdam etmektedir. Böylece çalışanların yükü azaltılarak uygarlaşmak için gerekli vakitleri bulmaktadırlar.

Kur’an ne yapıyor?

Kur’an kişiye dört ilmî dayanışma sorumlusunu seçtiriyor ve ‘Bilmediklerini onlara sor’ diyor. Ayrıca 25 genel hizmetlisini seçtiriyor. Senin yapacağını bunlar yapsın diyor, Kur’an’ın öğrettiği şekilde yapsın diyor. Sen de kendine iş beğen, beğendiğin şeyi Kur’an’ın öğretileri içinde yap diyor.

Kur’an burada neyi sağlıyor?

Kur’an’ın öğretilerine göre yap diyor. Çünkü yapılan işlerde bir ahenk olmalıdır, bir uyum olmalıdır. Bu uyumu sağlama ancak bir kitap etrafında toplanıldığı zaman mümkündür. Yoksa işler arasında kopukluk olur, biri yaparken diğeri bozar. Bugünkü tababete döner. Bir arazı giderirken iki arazı oluşturmaktadır. İlaç bir taraftan tedavi ederken, yan etkileri sebebiyle hastayı daha çok hasta hâle getirmektedir. Topluluk eğer bir kitap etrafında toplanmazsa o hâle döner. Bu kitap çağları da birbirine bağlamalıdır, yoksa dün yapılanları bugün bozarız.

Kur’an’ı mânâsıyla okuyanlarda bir meleke meydana gelmektedir. Onların ilimleri olmasa da onlarda hisler gelişir, doğru olanları hissederler. Hafızlar okuduklarına dair hiç mânâ bilmezler ama onlarla konuşursanız, onları günahları işlemeyen insanlar olarak bulursunuz.

Kur’an mealleri ile okunacak, bu insanda doğru düşünme melekesini kazandıracaktır. Sorunların çözümünde de danışmanlarına sorarak Kur’an’dan fetva isteyeceklerdir.

Ben hayatımda Kur’an’ı böyle okuyup da farklı insan olanları görmüşümdür. Arapça bilmiyorlar ama mealler onları  muttaki insan yapmıştır.

 

8- ZAKİRLERE HİTAP

Kur’an şimdiye kadar Arapçayı bilmeyenlere hitap etmiştir. Kur’an’ı mealden takip etme sözkonusu olmuştur. Kur’an dünyada herkesin Arapça öğrenmesini istemez. Herkes kendi diliyle Kur’an’dan yararlanacaktır. Kur’an’ın Arapça olarak okunması, yazılması ve ezberlenmesi herkese farzdır, çünkü o ilâhi müziktir. Ama Kur’an Arapçasını halk tarafından öğrenilmesini istemez.

Burada bir hususa daha işaret etmek isteriz. Kur’an okuma yazmayı öğretir. Dünyada diller farklı olacak, ancak yazılar aynı olacaktır. Dört çeşit yazı kullanılacaktır: Arapça, Latince, Çince ve şekil yazısı. Şekil yazısı yavaş yavaş oluşmaktadır. İlk oluşan rakamlar olmuştur. Ondan sonra trafik işaretleri oluşmuştur. Proje ve harita diller şekline dönüşmüştür. Dolayısıyla Kur’an hatlarını öğrenen kimseler ana dillerinin hatlarını da öğrenmiş olacaklardır.

Halk Arapçayı öğrenmeyecek ama halka Arapçadan aktarma yapacak ve onları kendi dillerinde düşündürecek âlimlere ihtiyaç vardır. Halk Kur’an’ın meallerini bunlardan dinler. Çünkü her meal gün geçtikçe eskimektedir. Canlı olmadıkları için yeniden meallerin yazılması gerekmektedir. Bu yeni mealleri halka ulaştıran ve kendi dilleri ile anlatan âlimlere ihtiyaç vardır. İşte Kur’an bunlara “ehli zikr” demektedir. Her bucakta bunlardan bulunur. Bunlar halkın ilmî danışmanıdırlar. Sayıları on kişi kadar oldukları için halk kimi isterse onu kendisine danışman yapar. Burada artık ilmî seviyede Kur’an’ın anlaşılması sözkonusudur. Bunlar kitapları anlayıp uygulatabilmelidir. Plan ve proje yapamazlar, plan ve projeleri okuyabilirler. Okuduklarını da halka aktarır ve onlara uygulatabilirler.

İşte burada yine Kur’an’a ihtiyacımız vardır. Yaşayan halk her şeyden haberdar edilmelidir. Senin sağlık sorunun yok, senin hukuk sorunun yok diyemeyiz. Yahut bütün köy halkı aynı işi yapacaktır. Dolayısıyla bunların danışacakları kimseler her şeyi bilmez kimselerden oluşabilir denemez. Burada danışmanlık yapan kimse herkesin her türlü sorularına cevap verecek durumda olmalıdır, halk ne sorarsa ben bilmiyorum dememelidir.

Ehli zikr her türlü sorulara cevap vermelidir. Pek tabiidir ki bir kimse her şeyi bilemez, ancak bileni bilir, ona danışır, oradan bilgi alıp aktarır. O halde ehli zikr demek her konuda bilen demektir. Her konuda söylenenleri anlayacak seviyededir. Yalnız anlaması yetmez. Anladıklarını halka anlatabilmelidir. Ehli zikr bir tür tercümandır.

İlim erbabı ilmî terimlerle ve hesap kitapla konuşurlar. Onların yazdıklarını halk okuyup anlayamaz. Ehli zikr olanlar âlimlerin yazdıklarını okuyup anlayacak ve halka aktarabilecek seviyededir. Âlimler halkın anlayacağı dille yazmazlar, halkın söylediklerini de anlayamazlar.

Herkesin bir ilmî danışmanı vardır. Halk buna sorar ve ona göre amel eder. Onun verdiği fetva kişinin kendi içtihadı yerine geçer. Kişi kendi içtihadı ile amel etmekte olduğundan hatadan sorumlu değildir. Amellerde bütünlük olması için hep bir kişinin içtihatlarına göre amel etmek gerekir.

Her ehli zikrin bir danışmanı vardır, fakihlerden biridir bu danışman. Ehli zikrin de bir danışmanı vardır, o da tek kişidir. Onun danışmanı ise çok kimseler olabilir. Değişik mezheplerden topladığı delilleri kendisi değerlendirir. Yalnız dayanışma içinde olması için fakihler bir ekolden olmalıdır, bir mezhepten olmalıdır.

Kur’an ‘bilmiyorsanız ehli zikre sorun’ diyerek, ehli zikr müessesesini getirmiştir. Kur’an’ı ehli zikr okur, bu sayede fakihin ne dediğini anlar. Kur’an değişik toplulukların, değişik çağların ortak dili olduğu gibi Kur’an değişik seviyedeki kimselerin de ortak dilidir. Böylece bir taraftan anlama farklılıkları kişileri hürriyete, kendi özel çözümlerine götürmekte, diğer taraftan tek metin etrafında toplanıldığı için de birlik sağlanmaktadır.

İnsan topluluk içinde hür yaşayan bir varlıktır. Hem topluluk içinde olacak hem de hür olacaktır. Bu nasıl sağlanacaktır? Kurallar içinde hür olursan kişiliğini korumuş olursun. Kuralların vazıı de sen olursan tamamen hür sayılabilirsin. Ama kurallı hareket ettiğin için de topluluk oluşmaktadır.

 

9-   FAKİHLERE HİTAP

Kur’an ümmilere işleri yapmayı öğretmektedir, saillere de işleri öğrenmeyi öğretmektedir. Ehli zikr ise kişilerin yaptığı işlerin diğer insanların yaptığı işlerle uyum hâlinde olması için kişinin toplulukla olan ilişkilerini düzenlemektedir. Kişileri topluluklara bağlayan ehli zikr olmaktadır Ancak ehli zikrin işini yapabilmesi için danışacağı kimsenin mevcut olması gerekir, bu da fakih olan kimsedir.

Âmil ne yapacağını bilir, onu öğrenmiştir. Sonuçların ne olduğunu bilmez. Yani hükümler hakkında bilgisi yoktur. Oysa ehli zikr sonuçları hükümleri ile bilir. Şunu yaparsan karşılığı şudur diyebilir. Fakih ise delilleri ile hükümleri bilir.

Bunu şöyle bir misalle ifade edelim. Bir kimse bir kimseyi öldürürse bu suçtur. Öldürmemesi gerekir. Bunu âmil olanlar bilir. Yani 15 yaşını dolduran ve tabii akla sahip bulunan kimse bunun suç olduğunu bilir. Bunun için onun okumuş olması bile gerekmez.

İşte kanunlar bu kadar açık olmalıdır. Bunları bilmemek mazeret değildir. Yoksa hakimlerin bile bilmedikleri, avukatların bile anlamadıkları kanunları halkın bilmemesi ve bilmemelerinin mazeret teşkil etmemesi saçma bir şeydir. Cezada da bu böyledir. Hukuk ise karşılıklı olduğu için bilip bilmemesi sözkonusu değildir.

Adam öldürmenin cezası 20 yıl olarak yazılmışsa, ehli zikr olan öldürenin cezasının şu şartlarla 20 yıl olduğunu bilir. Ama bunun kanundaki maddelere göre neye dayandığını bilmez. Sadece kendi müçtehidinin içtihatlarını bilir. Tercihlerini de yapmaz.

Fakih ise hükümleri delilleri ile bilir. Bu cezanın hangi kanunun hangi maddesine dayandığını bilen kimsedir. Değişik müçtehitlerin görüşlerini bir araya getirir, kendi bilgisi ile delilleri toplar ve içtihadını yapar. Fakih bu içtihadını yaparken hepsinde yapma durumunda değildir. Bazı konularda başka müçtehitlerin reylerini de alır. Bir müçtehidin içtihadı ile amel etmek durumunda değildir.

Şimdi mesleki bakımdan fakihler neler yaparlar?

Ümmiler ancak başkalarının  yanında çalışabiliyorlar. Sailler, başkası onları işe başlatır ve onlar kendiliklerinden o işe devam edebilmektedirler. Âmiller ise mezun oldukları işleri kendileri başlar ve bitirirler. Bunlar ancak mezun oldukları işleri yaparlar. Ehli zikr ise seçtiği müçtehidin içtihatlarına dayanarak kendisi planları ve talimatları kendisi okur ve anlar. Plan ve proje yapmaz, plan ve projeyi okuyabilir. Fakihe gelince, mevcut kurallara göre plan ve proje yapar demektir. Kuralları bir müçtehidin içtihadına dayanmaktadır.

Bunu şöyle izah edelim.

Bir kanser hastası geldi. Buna hangi tip tedavinin uygun olacağı bir plandır. Bu plan fakih tarafından hazırlanır. Ne var ki bu uygulama şekli daha önce bir rasih tarafından kabul edilmiş ve literatüre geçmiş bir uygulama olmalıdır. Kendisi müçtehitlerin uygulamaları dışında bir tedavi planı yapamaz. Yaparsa diyetini onun âkilesi öder. Plan hatalı çıkarsa o zaman rasihin âkilesi öder. Plan uygulanmamışsa ehli zikrin âkilesi öder.

Bugünkü doktorlar hem rasih, hem fakih, hem de zakir durumundadırlar. Sağlık Bakanlığı’nın genelgeleri vardır. Kimin hangi yetkilerle bu genelgeleri yayınladıkları bilinmemektedir. Merkezde çalışan bir doktorun yazdığı şeyler diğer doktorları bağlıyor. Yahut Avrupalıların yazdıkları Türkiye’de olanları bağlıyor.

İşte Kur’an fakihlik müessesesini getirerek dayanışma ortaklığına dayanan bir sorumluluk müessesesini getirmiştir.

Şimdi şu soru sorulur; Kur’an bu insanlara nasıl hitap eder?

Evet, Kur’an bunlara kanunu nasıl anlamaları gerektiğini öğretir. Kur’an sayesinde rasihlerin içtihatları ve icmaları doğar. Kur’an bize onların söylediklerini kendi üslubu ile söyler, böylece onları daha iyi anlarız. Diğer taraftan Kur’an insan zekasını öyle eğitir ki, insan o alimlerin yazdıklarını anlamada ve mukayese etmede ileri zihin açıklığına erişir.

Denemesi bedavadır. Önce yirmi kişiyi imtihanla alalım. Sıralama usulü ile derecelendirelim. Tekleri ve çiftleri ayıralım. İki senelik lisan eğitimini verelim. Teklere İngilizce, çiftlere de Kur’an Arapçasını öğretelim. Çok değil, iki senelik farklı eğitim bakalım ne sonuçlar doğuracaktır. Ondan sonra bunlara Türkçe derslerle hukuk okutalım. Beş sene de hukuk okusunlar. Aynı dersleri aynı kitaplardan ve aynı hocalardan okusunlar. On sene sonra bunları hukuktan imtihan edelim. Bakalım kimler başarılı olacak?

İşte ilmi deneme budur.

Amerika’daki sömürü sermayesi sahibi kâfir, Kur’an insanların zihinlerini bozuyor diye Türkiye’de Kur’an kurslarını kapatmalıyım diye çabalıyor. Oysa o deney gösterecektir ki Kur’an gerçekten insanın zihnini fıkha karşı açmaktadır.

 

10- RASİHLERE HİTAP

Tanımları tekrar yenileyelim.

Ümmi, başkalarının yanında çalışabilendir.

Sail, başkalarının başlattığı işi kendi başına devam ettirendir.

Âmil, mezun olduğu işi kendi başına başlayıp yapabilen, yani işin nasıl yapılacağını bilendir.

Ehli zikr, işleri hükümleri ile bilendir.

Fakih, hükümleri delilleri ile bilendir.

Rasih, delilleri tevilleri yani yorumları ile bilendir. İlimde en büyük mertebedir.

Bir rasih delil olarak;  

a)      Her zaman denenip tahkik edilenleri alır. Mesela, su 100 derecede kaynar. Bunu her zaman deneyip bilebilirsin. Yazılı bir metin varsa onu her zaman alıp okuyabilirsin. Rasih için temel delil budur. Değişmez doğa kanunları ile insanlığın değişmez kitabı Kur’an.

b)     Yapılanları görmek. İstanbul Boğaz Köprüsü’nü görüyoruz, vardır. O halde bu köprüyü yapan birileri vardır. Okur, öğrenir ve biliriz ki bu köprü Süleyman Demirel’in başbakanlığında yapılmıştır. Burada köprü mevcuttur ama kimin yaptığını kitaplardan ve yazılardan öğreniriz. Bugün yeryüzünde dört büyük din vardır, bir de Yahudilik vardır. Hâlen insanlar bunları yaşamaktadırlar. Bu dinlerin varlığı onların tarihi menşelerine bağlıdır. Bunu da sünnetle bilebiliriz. Yani mevcudu tetkik edip geçmişe gitmek, bu da rasihin ikinci delilidir.  

c)      Rasihin üçüncü delili ise İnsanların ortak aklıdır, herkesin onu öyle doğru kabul etmesidir. Bugün dört kere beşin yirmi ettiğini kimse inkar etmemektedir. Yahut kimse dünya yuvarlak değildir diyemez. Böylece tüm insanlığın kabul ettiği gerçekler bir rasih için kati gerçeklerdir. Diğer gerçekler zanni gerçeklerdir. Kati gerçekleri delilsiz kabul edip rasih ona göre araştırmalara devam eder.

d)     Rasih için en son delil tümevarımdır. Benzerlerinde aynı hükmün olacağını kabul etmektir. Ayın ışığı artıp eksilmekte, görüntüsü büyüyüp küçülmektedir. Ama güneş hep aynı kalmaktadır, yıldızlar da aynı kalmaktadır. Oysa gezegenler sönmekte ve parlamaktadır. O halde yıldızlar aya değil güneşe benzerler, gezegenler de aya benzerler diyebiliriz. Bu kıyas yoluyla yıldızlar hakkında tahmini bilgiler ediniriz.   

İşte, rasih bu yolla hareket eder.

Bunun dışında kitabın yanında istihsan vardır. Akıl onu öyle doğru görmektedir. Sünnetin yanında istishab vardır. O da şudur; eskiden beri var olup gelen anlayışları aksi delil ortaya çıkıncaya kadar doğru kabul etmek gerekir. Diğer taraftan mahalli icmalar vardır, onlara örf demekteyiz. Ve en sonunda illetlerin hikmetlerle tesbiti bir rasihin temel işidir.

İşte, Kur’an halka doğrudan hitap ettiği gibi rasihlere de özel olarak hitap eder. Halkın anlayamadığı hususları onlara anlatır. Halkın anlayabilmesine tezekkür, rasihlerin anlamasına da tedebbür denmektedir. Rasihler tedebbür yaparlar. Bir âyetin mânâsı ile değil, bütün âyetlerin birlikte o konudaki mânâsına doğru giderler.

İlim, bir olayın etki ettiği birçok olayları açıklar, tekten çoğa gider. Oysa içtihat birçok olayların bir yere olan etkisini inceler, yani çoktan teke gider. İlim delilleri ele alır, içtihat hükümleri ele alır. Fizik fakültesi ilim yapar, mühendislik fakültesi içtihat yapar. Biyoloji fakültesi ilim yapar, tıp fakültesi ise içtihat yapar. Sosyoloji fakültesi ilim yapar, hukuk fakültesi içtihat yapar.

Rasih ile âlim arasındaki fark da budur. Âlim ilim yapar, rasih ise içtihat yapar. Gerek rasih gerek âlim halkın dışındadırlar. Halk onların dünyasına girip onların yaptığını yapmaz ama onların vardıkları sonuçlardan yararlanır.

Rasihlerin veya âlimlerin ilimleri halka nasıl ulaşacaktır?

Elektrik 380 bin voltla bize gelir ama biz onu kullanamayız. Önce 38 bin volta iner. Sonra 3800 volta iner, sonra 380 volta iner ve biz ancak o zaman onu kullanırız. Hattâ televizyon onu da kullanamaz, beş on volta iner ve onu kullanır.

İşte rasihlerin yüksek içtihat ve ilimlerini fakihler bir dereceye kadar düşürürler, onların içtihat ve ilimlerini ehli zikr daha da anlaşılır hâle getirirler. Halk âmillerin ehli zikrden öğrendikleri ile amel eder. Bu arada Kur’an her seviyede insanlara hitap ederek onların kendi seviyelerinde sağlıklı ilim ve içtihat yapmalarını sağlamaktadır. Bu da Kur’an’ın erişilmez mucizesidir.

 

 

11. HER YAŞA HİTAP EDER  

1-      ÇOCUKLARA HİTAP

2-      ERGİNLERE HİTAP

3-      OLGUNLARA HİTAP

4-      YAŞLILARA HİTAP

5-      ÜMMİLERE HİTAP

6-      SAİLLERE HİTAP

7-      ÂMİLLERE HİTAP

8-      ZAKİRLERE HİTAP

9-      FAKİHLERE HİTAP

10-  RASİHLERE HİTAP

 

 


KUR'AN'I KERİM MUCİZELERİ
1-KİTAP MUCİZESİ
1227 Okunma
2-İ'CAZ MUCİZESİ
855 Okunma
3-MÜBİNLİK MUCZESİ
796 Okunma
4-MÜBİNLİK MUCİZESİ-2
648 Okunma
5-KORUNMA MUCİZESİ
808 Okunma
6-HER ÇAĞA HİTAP ETME MUCİZESİ
4921 Okunma
7-HER TOPLULUĞA HİTAP ETME MUCİZESİ
919 Okunma
8-HER YAŞ VE SEVİYEYE HİTAP ETME MUCİZESİ
1077 Okunma
9-FESAHAT(FASİHLİK) MUCİZESİ
1210 Okunma
10-BELAĞAT(HER AKLA HİTAP) MUCİZESİ
1027 Okunma
11-BEDİİYYAT(HİSLERE HİTAP ETME) MUCİZESİ
890 Okunma
12-VECİZLİK(AZ SÖZLE ÇOK MANA) MUCİZESİ
1102 Okunma