Kullanıcı Adı:
Parola:
Üye Kayıt
Üye Aktivasyon
Parolamı Unuttum

Captcha image
Show another code

Giriş
TEVBE SÛRESİ TEFSİRİ(9.SURE)

833 Okunma
ASPxHyperLink

94 VE 96.AYETLER
Süleyman Karagülle

Tevbe Sûresi-40

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم

***

 

يَعْتَذِرُونَ إِلَيْكُمْ إِذَا رَجَعْتُمْ إِلَيْهِمْ قُلْ لَا تَعْتَذِرُوا لَنْ نُؤْمِنَ لَكُمْ قَدْ نَبَّأَنَا اللَّهُ مِنْ أَخْبَارِكُمْ وَسَيَرَى اللَّهُ عَمَلَكُمْ وَرَسُولُهُ ثُمَّ تُرَدُّونَ إِلَى عَالِمِ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ فَيُنَبِّئُكُمْ بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ (94) سَيَحْلِفُونَ بِاللَّهِ لَكُمْ إِذَا انْقَلَبْتُمْ إِلَيْهِمْ لِتُعْرِضُوا عَنْهُمْ فَأَعْرِضُوا عَنْهُمْ إِنَّهُمْ رِجْسٌ وَمَأْوَاهُمْ جَهَنَّمُ جَزَاءً بِمَا كَانُوا يَكْسِبُونَ (95) يَحْلِفُونَ لَكُمْ لِتَرْضَوْا عَنْهُمْ فَإِنْ تَرْضَوْا عَنْهُمْ فَإِنَّ اللَّهَ لَا يَرْضَى عَنِ الْقَوْمِ الْفَاسِقِينَ (96)

 

يَعْتَذِرُونَ إِلَيْكُمْ إِذَا رَجَعْتُمْ إِلَيْهِمْ قُلْ لَا تَعْتَذِرُوا لَنْ نُؤْمِنَ لَكُمْ قَدْ نَبَّأَنَا اللَّهُ مِنْ أَخْبَارِكُمْ

(YaGTaÜiRUvNa EiLaYKuM EiÜAv RaCaGTuM EiLaYHiM QuL LAv TaGTaÜIyRUv LaN NuEMiNa LaKuM QaD NabBaEa elLAvHu MiN EaPBAvRıKuM)

“Onlara rücu ettiğinizde i’tizar edeceklerdir. İ’tizar etmeyiniz diye kavl et. Size iman etmeyeceğiz. Allah haberlerinizi bize tenbi etmiştir.”

Burada i’tizar edenler a’rabdan muazzir olanlardır. Sana a’rabdan muazzirleri gelmiştir denmiştir. Muazzirleri yani özür beyan edenleridir. O özür şimdi anlatılmaktadır. Muazzirlerin neyi özür beyan ettikleri teyit edilmektedir. Kendilerine rücu ettiğinizde i’tizar ederler.

“Uzr” farklılık demektir. Bir arazide yürürken karşılaşılan engebe veya çukur üzrdür. Kesilip atılan saç üzrdür. Sünnette kesilip atılan parça üzrdür. Bir sözleşmede yazılanları tam yaparsanız bu nüzr olur, eksik ise üzr olur. Bu ifadeyi “özürlü” olarak Türkçede kullanırız. Fıkıhlarda ayıp olarak kullanılır. Ayıp sonradan arız olan eksiklik, üzr ise baştan mevcut olan eksiklik şeklinde anlatılabilir.

Daha önce geçen “muazzirûn” kelimesi te’zir babında değil de i’tizar babındadır. Mu’tezirdeki “t” “zal”a dönüşür, idgam edilir, “mu’tezir” “muazzir” olur.

“Ta’zir etmek” özürlü kılma anlamında olabilir ama o zaman tayin etmek anlamını alır. Dolayısıyla muazzirler mu’tezirlerdir. Burada iftial babında gelmiş olması buna delalet eder.

“İ’tizar etmek” kendi kendine özür uydurmak demektir.

İnsanın ruhiyatında böyle bir özellik vardır. Yanlış yapar, bu yaptığı yanlışı kendisine göre yorumlayarak kendisini haklı çıkarır. Hiçbir zaman kendisinde hata ve eksiklik aramaz. Adam öldürür, mahkûm olur, kendisini suçlamaz, hâkimlerin kendisine zulmettiklerini anlatır durur. Kentliler ile köylüler arasında bu bakımdan fark vardır.

Küçük topluluklar her gün birbirlerini görürler ve o insanlarla bir olmak zorundadırlar. Çünkü insan kendisine benzemeyenlerden hoşlanmaz. Kenttekiler ise her gün değişik insanlar gördükleri için daha özgürdür. Kendisini istediği kimseye benzetir. Dolayısıyla daha özgür düşünme ve daha özgür hareket etme durumundadır. Gelişen ulaşım ve haberleşme imkânları köylüleri de kentli hâline getirmiştir.

Tüzel kişiliği olan yani borçlu ve alacaklı olanlara topluluk denir. Bir sosyal grup oluştururlar, içlerinden biri baş çeker. Bunlar Arapçada ism-i fail veya ism-i mefulün kurallı çoğulu olarak gelir. Bir de kalıcı topluluklar vardır, bunlar ellezîne ve fiil-i mazi ile gelir. “Müşrikûn” vardır, bir de “ellezîne eşrekû” vardır. “Ellezîne eşrekû” ocak ve bucak gibi topluluklardır. Müşrikler ise sosyal gruplardır. Kurallı ism-i failler “Ellezîne” ile getirilen toplulukların sıfatı olabilirler.

Bu sûre sosyal gruplar üzerinde durmaktadır. Muttakiler, müminler, mühtediler, faizler, salihler, müflihler, muslihlerden söz etmektedir. Bunlar iyi olan sosyal gruplardır. Bunun yanında müşrikler, kâfirler, fasıklar, mürtedler, zalimler, kaidler, mücrimler, münafıklar, mükezzibler ve şimdi de muazzirlerden bahsetmektedir.

Her iki tarafın sıfatı olacak bazı vasıf sahipleri de kurallı erkek çoğullu ism-i fail veya ism-i mefulden bahsediyor. Halidler, sağırler, ferihler, müterebbisler, karihler. Sûre bittiği zaman bu sûrede geçenler tasnif edilebilir; bütün Kur’an’da geçenler tasnif edilebilir.

Kurallı çoğul olarak gelen “Ellezîne” ile gelen topluluklar, ism-i faille gelen topluluklar ve sıfat olan ism-i failler ele alınıp sosyal grupların halleri ve faaliyetleri tesbit edilerek sosyoloji ilmi oluşturulur.

Muazzirler, yaptıkları her işi bir mazeret içinde doğru gören kimselerdir.

İnsanların çoğu yaratılış itibarı ile bu yapıya sahiptir. Hepimiz yaptığımıza bir bahane bularak mecburen bunu yaptığımızı düşünürüz. Kimse suçunu kolay kolay itiraf etmez. Bu ferdi özellik elbette mazeret değildir. Bundan kişi olarak kaçınmaya çalışmamız gerekmektedir. Burada zikredilen kişilerin ayrı ayrı mu’tezir olmaları değil, sosyal grup oluşturmaları gerekmektedir. Mensup olduğu topluluk ve yöneticiler ne yaparsa yapsınlar, haklı ve mazurdurlar. Karşı taraf ise ne yaparsa yapsın suçludur, haksızdır. Burada zikredilen muazzirler bunlardır, kitle hâlinde kendilerini savunanlardır.

Kendi aralarında böyle düşünmelerinin dışında size de bu mazeretlerini savunmalarıdır. Bunu da “İlâ” harfi ile ifade etmektedir. “İ’tizar” lazım fiildir. “İlâ” ile taaddi etmektedir. Burada “İlâ” ile gelmektedir. A’rabdan muazzirler sana gelip izin istediler. Burada da onlar i’tizar ediyorlar denmektedir.

“İ’tizar etmeyiniz” diyor. Sizin haberinizi Allah bize tenbi etti. Tenbi etme, geçmişte cereyan eden bir olayı bildirmedir. Nebei değil de haberi tenbi etmiştir. Geçmişte bildirmiştir. Ama geçmişte geleceği haber vermiştir. Bu nedir? Sizden özür dileyecekler demektir.

28 Şubat olaylarında Millî Görüşe saldıranlar AK Parti’nin başarılı icraatlarından sonra içlerinden itiraf etmişler ve i’tizar etmişlerdir. Başbakan Menderes’i asanlar sonra onun itibarını iade etmekle i’tizar etmişlerdir.

“Adil Düzen” iktidara gelip de herkese kendi başlarına istedikleri gibi yaşama imkânı verdiğinde; bizim o zaman şöyle mazeretimiz vardı, işyerimiz vardı, sizin yanınızda olsaydık şöyle olurdu böyle olurdu gibi mazeret ileri süreceklerdir.

Bir grup insan vardır, kimler iktidar olursa onların yanında yer alırlar.

Çarlık zamanında Çar’ın yanında yer alanlar sonra Sovyetlerin yanında yer aldılar, Sovyetler yıkılınca da yine iktidar taraftarı olanlar onlardır!

Türkiye’de yiyici bir grup vardır. Her dönemde daima onlar iktidarın yanındadırlar. Çalışanları iterler, kendileri gelip yerleşirler. Bugün de öyledir.

İşte, Kur’an Adil Düzen Çalışanlarına bunu haber vermektedir. Siz iktidara geldiğinizde size daha önceden katılmayanlar siz yönetime geldiğinizde baş çekerler. Onların bu tuzağına düşmemek için Allah bizi bugün uyarmaktadır.

يَعْتَذِرُونَ إِلَيْكُمْ

(YaGTaÜiRUvNa EiLaYKuM)

“Size i’tizar edecekler”

Mazeretlerini bildirecekler ve mazur sayılmalarını isteyeceklerdir.

İnsanlık Allah’ın yeryüzündeki halifesidir. Allah tektir. Tüm insanlık da tek ümmettir; birbirleriyle tanışıp anlaşmaları için Allah insanları kabile (bucak) ve şa’blara (illere) ayırmıştır. Kavimleri (devletleri) insanlığın bir şubesi kabul ederek davranmak gerekir. Kendi kavmini veya kendi şa’bini veya kendi kabilesini veya kendi aşiretini (ocağını) veya kendi dinine mensup olanları insanlığa karşı ayrı varlık kabul ederek başkalarına saldırmak şirktir.

İktidar değiştiğinde veya kişiler grubunu değiştirince değişmeleri i’tizardır. Dün Cumhuriyet’te (gazetesinde) yazıyor ve başka yazıyordu, bugün Zaman’da yazıyor ve başka yazıyor yani her seferinde farklı görüşleri sıkılmadan savunuyor! Bu i’tizardır.

Akevler’in kurulduğu andan itibaren bir çizgisi vardır. Bu çizgi Kur’an çizgisidir. Hatalarımızı görünce döneriz. Doğrusu ne ise onu savunuruz. Ama iktidardakilere göre tavır almayız. Bizim için Halk Partisi (CHP) Halk Partisi’dir, yaptıkları hataları hata olarak kabul ederiz ama eski hatalarından dolayı şimdi onlardan uzak durmayız, iyi bir iş yapıyorlarsa o işte beraber oluruz. Ama hiçbir zaman onları ibra etmeyiz, onları mahkûm da etmeyiz. Bu yapılanlar yanlıştır, bu da doğrudur deriz. Akevler hep bu çizgide kalmıştır. Bizim düşmanımız yoktur. Bizim dostumuz da yoktur. İş var, söz var.

Şu gerçeği bilmemiz gerekir ki biz hâkim değiliz. Kimseyi yargılayıp cehenneme göndermediğimiz gibi kimseye de nebilik derecesini bahşedemeyiz. İyi yapılanlar iyidir, kötü yapılanlar kötüdür. Kimin suçlu olduğunu takdir edecek olan Allah’tır. Bizden değil O’ndan özür dilemeleri gerekir. İzin verip vermemek başkanın yetkisindedir ama affetmek başkanın elinde değildir.

إِذَا رَجَعْتُمْ إِلَيْهِمْ

(EiÜAv RaCaGTuM EiLaYHiM)

“Onlara rücu ettiğinizde”

Rücu etmek demek ayrıldığın bir yere tekrar geri dönmek demektir.

Bir ırmak akarken bazı yerde iki kola ayrılır ve sonra o kollar tekrar birleşirler. Hattâ öyle ayrılma vardır ki birinin akıntısı ters olur. Gelen hızla birisine giren su aktıktan sonra ikinci taraftan geri döner. Buna “rücu” denmektedir.

Ayrıldıktan sonra birleşme rücu değil müracaattır.

Burada “onlar size rücu ederler” denmemiş de, “siz onlara rücu ettiğinizde” denmiştir. Ayrılıp cihada gidiyorsunuz, sonra tekrar eski düzene dönüyorsunuz, onlar orada kaiddirler.

İnkılâplar da böyledir.

Makineyi sökersiniz ve parçaları tamir edersiniz yahut yeni parçalar koyarsınız ve tekrar monte edersiniz. Bu rücudur. Söküp tamir ederken yanınızda yoklar ama takıp yenilediğinizde koltuklara onlar oturur, siz ayakta yürürsünüz.

Kur’an işte bu durumu bize haber vermektedir.

قُلْ لَا تَعْتَذِرُوا

(QuL LAv TaGTaÜIyRUv)

“İ’tizar etmeyiniz, de”

“Kendinizi haklı çıkarıp bize bunu kabul ettirmeye çalışmayınız, de” diyor.

Burada “kulû” demiyor, “kul/söyle” diyor. Kişi söyleyecek, başkan söyleyecek. Her ağızdan ses çıkmayacak. Başkanın konuşması topluluğun konuşması hükmündedir. Bu âyet açık bir şekilde buna delalet eder.

“İ’tizar etmeyiniz” derken, kendi kendinize biz oturmakla iyi ettik, muhalefet etmekle iyi ettik, münafıklıkla iyi ettik deyip sonra da bu nimetler bizim hakkımızdır, demeyin.

لَنْ نُؤْمِنَ لَكُمْ

(LaN NuEMiNa LaKuM)

“Size iman edecek değiliz”

“İman” fiili “Bi” ile gelirse onu güven altına almak veya onunla kendini güven altına almaktır; “Li” harfi ile geldiğinde onun söylediğine inanmak anlamına gelir.

Tüm yorumlayıcılar resule inanmak demek, onun söylediklerini tasdik etmek şeklinde yorumlarlar. Oysa burada açıkça bu tasdik “Li” ile gelmiştir. Allah’a iman etmek demek, O’nun kervanına katılıp topluluğun güvenini sağlamaktır.

Burada “ü’minu” denmiyor “nü’minu” deniyor. O halde “kul”daki emir de “kulû”dur yani “deyiniz” demektir ama “başkanınız sizin adınıza desin” demektir. Yani biz onların mazeretlerini kabul edemeyiz, bunun manası olarak mazeretlerini ret de etmeyiz. Tasdik etmemek tekzib etmemek demek değildir.

قَدْ نَبَّأَنَا اللَّهُ

(QaD NabBaEaNa elLAvHu)

“Allah bize tenbi’ etmiştir”

Bu âyet bize ne anlatıyor?

Kur’an insanların böyle yapacaklarını anlatıyor. Bu tenbidir. Böyle yapacak olanların hâlini bize bildiriyor. Çalışırken ve cihad yaparken onlar yoklar ama resmi merasimlerde onlar görünür, sizin yaptıklarınızı kendilerine mâl ederler ve onunla öğünürler.

Bunları siz de hayatınızda hep yaşarsınız.

Kıbrıs, Millî Görüş Lideri Necmettin Erbakan’ın zorlaması ile fethedildi. Bülent Ecevit askeri harekâta karşı çıktı ama sonra Kıbrıs Fatihi oldu! Yarın “Adil Düzen” iktidar olduğu zaman bugün karşı çıkanlar o zaman onun fatihi olurlar!

Bu âyeti indirip bunu beyan eden âlemlerin rabbi olduğu için buradaki “Allah” kelimesi âlemlerin rabbi Allah’tır.

مِنْ أَخْبَارِكُمْ

(MiN EaPBAvRıKuM)

“Haberlerinizden”

Yani sizin yapacaklarınız bize bildirilmiştir. Başlangıçta hiç katılmayıp sonra katılanlar müslimdirler. Onlar burada anlatılmamaktadır. Burada anlatılan, başarıya doğru gittiğinizde sizinle beraber oldukları halde, müminlik haklarından yararlanıp cihad sorulunca yan çizenlerdir. Bu husus bize başka bir gerçeği bildirmektedir.

Biz bugün “Adil Düzen”in gelmesi için cihad ediyoruz. İnsanların malları ve canları ile cihad ettiklerini görüyoruz. Bunlar müminlerdir. Buraya katılıp yarım bırakanlar muazzirlerdir, muhalliflerdir, muhalleflerdir. Nimetten yararlanmakta sizinle beraber olanlar ama külfete gelince geri kalanlardır. Araştırmacı ortaklarımız bu duruma düşmemelidirler, cihadda önde olmalıdırlar, mazeretler ileri sürerek geri kalmamalıdırlar.

Millî Görüş’ten veya AK Parti’den “Adil Düzen”i bırakıp faizli cari düzenle işlerini çözeceklerini sananlar, cari sistemde dua etmekle cennete gideceklerini sanan diyanet mensuplar muazzirlerdir. ‘Olmuyor, ne yapalım, böyle yapmamız gerekiyor’ derler ama siz iktidar olunca başköşede onları görürsünüz!

وَسَيَرَى اللَّهُ عَمَلَكُمْ وَرَسُولُهُ ثُمَّ تُرَدُّونَ إِلَى عَالِمِ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ فَيُنَبِّئُكُمْ بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ

(Va SaYaRay elLAHu GaMaLaKuM VaRaSUvLuHUv ÇümMa TuRadDUvNa EiLAy AvLiMi eLĞaYBi Va elŞaHAvDaTı Fa YuNabBiEuKuM BiMAv KuNTuM TaGMaLUvNa)

“Allah ve resulü yakında görecektir. Sonra gaybın ve şehadetin âlimine reddedileceksiniz, amel ettiklerinizi size tenbi edecektir.”

Biz onlara inanıp başköşelere oturtmayız, mücahitleri kenara itip kazanılan imkânları teslim etmeyiz. Ama biz onlara ceza da veremeyiz, onları suçlu sayıp da mahkûm etmeyiz. Yani siz yalancısınız, sizin özrünüz yoktur demeyiz.  Bizim kendi takdirimizle onları ne mahkûm ederiz ne de beraat ettiririz.

Yapılacak iş nedir?

Hakemlerden oluşan yargıya gitmektir.

Başbakan Erdoğan’ın oğlu milyonlarca dolar tasarruf etmiştir. İslâm düzeni olsa ne yapılır? İddia eden kimse kendi partisine gider; Bilal Erdoğan kamunun imkânlarını kötüye kullandı, devleti zarara soktu diye bildirir.

Parti başkanının elinde soruşturma yaptıracak tahsisatı vardır. Soruşturmacıları seçer ve onlar da dışarıdan soruşturma yaparlar. Yani kendilerinden ve bilenlerden bilgi alırlar. Onları ayaklarına çağırmazlar, onların ayaklarına giderler. Sonra yazılı sorular sorar, ifadelerini onları rahatsız etmeden alırlar. Hırsızlık bir suç varsa ve tanık veya sanıklar ifadeden kaçınıyorlarsa, duruşmalı soruşturma yapılabilir. Kararı devlet başkanı verir. Taraflar birer hakem seçerler, hakemler de başhakemi seçer. Duruşma bunların nezdinde olur. Soruşturmacının ayrı ayrı soruşturmalarında olumlu beyanda bulunulmalıdır. Dosyalar önce hakemlere gider. Başhakem soruşturma dosyasını yeterli görürse tanıklığı kabul eder veya reddeder. Duruşmada karar ilan edilir. Soruşturma dosyası yine gizlidir. Soruşturmacılar ayrı ayrı soruşturma yaparlar. Dosyalar gizlidir. Soruşturmacılar birbirlerine de veremezler, açıklayamazlar.

Soruşturmacı Bilal Erdoğan’ın suç işlediğine karar verirse soruşturmacı savcıya bildirir. Ondan sonra hukuk davalarındaki soruşturmacı tarafından tanıklık yapılırsa duruşmada hakemler zimmetine geçirdiği parayı ödetirler. Ceza verilemez. Eğer hırsızlık gibi suç varsa, dört şahidin şehadetiyle sabit olmuşsa ceza verilir.

İşte, biz i’tizar edenleri suçlamayız, tekzib etmeyiz. Hakemlere gideriz. Mazeretlerini ispat etmek onlara düşer. Özürlü olmadıklarını ispat etme külfeti bize değil onlara düşer. Çünkü özürlü olduklarını iddia edenler onlardır.

Sonra diyor; gaybı ve şehadeti bilen tarafından reddolunacaksınız, O sizin hakkınızda gereken hükmü verecektir. Hakemlere gitmeyi “Se” ile ifade ettiği halde diğerini “Sümme/sonra” ile getirdi. Yani onların hesapları âhirette görülecektir. Biz dünyada hakemlerin verdikleri kararlara uyarız ama hakemler adil hükmetmemiş olabilirler. Âhirette hesapları eksiksiz görülür.

وَسَيَرَى اللَّهُ عَمَلَكُمْ

(Va SaYaRay elLAHu GaMaLaKuM)

“Ve yakında Allah amelinizi görecektir”

“Se” harfi gelirse bu dünyadaki hükmü bildirir. “Sevfe” gelirse âhiretteki hükümleri bildirir. “Sümme”den sonra gelenlerin çoğu âhirete ait hükümleri bildirir.

Buradaki “Allah” O’nun halifesi olan topluluktur. Bundan önceki âlemlerin rabbi Allah idi. Onun için zamirle değil de isimle ifade edilmiştir. Burada “amelinizi” denmiş, “kastınız, imanınız” denmemiştir. Çünkü mahkemeler ancak amelleri tesbit eder ve ona göre hüküm verirler. Cezalarda kasıt aranır, ancak bu da amellerden karine ile tesbit edilir.

“Ameleküm” demesiyle muhakeme usulünün temel kuralını koymaktadır. Örnek olarak bir kimse eğer eliyle vurmuş da adam ölmüşse, kasıt öldürme değildir, kısas yapılmaz, ağır diyet ödenir. Ama taşla vurmuşsa, o zaman öldürme kastı vardır demektir, kısas yapılır.

“Allah amelleri görecektir” demek soruşturmacılar görecektir demektir. Böylece soruşturmacılık müessesesini beyan etmektedir. “Amel” kelimesini bu sebeple araya getirmiştir.

وَرَسُولُهُ

(Va RaSuVLuHUv)

“Ve resulü”

Resulü Allah’a atfetmekle soruşturmacıya ait hükmün hakemler tarafından verileceğine işaret etmiştir. Bu takdirde “Yerâ” kelimesi hazfedilmiş olmaz. Ama “Yerâ” kelimesini hazf ettiğiniz zaman hakemlerden ayrı olarak resul hakemlerin kararlarını ifade eder.

Yargının unsurları vardır.

a) Davacı

b) Davalı

c) Soruşturmacılar

d) Bilirkişiler

e) Hakemler

“Allah ve Resulü” deyimi ile bütün bunlar birlikte ifade edilmiş olur. Ayrıca araya “ameleküm” getirmekle bunların değişik yargının uzuvları olduğuna işaret etmektedir.

ثُمَّ تُرَدُّونَ

(ÇümMa TuRadDUvNa)

“Sonra reddolunacaksınız”

Başka yerlerde “sonra ona rücu edeceksiniz” denmektedir. Burada da “reddolunacaksınız” deniyor. Yani kendileri davacı olmasa da âhiretteki yargıçlar soruşturma ve kararlarını sonunda Allah’a arz edecekler, son kararı kendisi verecektir. Çünkü âhiretteki yargıçlar yine dünya yargıçları gibidir. Zahire göre hükmedeceklerdir. Onlar da kesin adil karar vermezler.

إِلَى عَالِمِ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ

(EiLAy AvLiMi eLĞaYBi Va elŞaHAvDaTı)

“Gaybın ve şehadetin âlimine”

Sizlere daha önce son sözün Allah’a ait olduğunu beyan etmiş, bu âyet üzerinde düşünmemiş, istihsanla söylemiştim; burada nass ile teyit edilmiştir.

Kur’an’ı mealle okuduğunuz zaman bile sizde gerçekleri görme melekesi doğar. Nasıl dili konuşurken gramer kaidelerine uyarsınız, doğru cümle kurar ve doğru manalandırırsınız; sonra grameri öğrendiğiniz zaman da nasıl kurallara uyduğunuzu görürsünüz. Aynı şekilde Kur’an’da da kuralları bilmeseniz bile sizde onu anlama melekesi doğar. Aramızdaki çalışma arkadaşlarımızdan bunun en açık örneği Dr. Mete Firidin’dir. Her mümin onun gibi yapmalı, Kur’an ile onu yorumlamakla meşgul olmak suretiyle ilgilenmeli ve çalışmalıdır.

Zamanla Arapçanın kurallarını da öğrenme ve hataları düzeltme imkânı doğar. Şimdi diyebiliriz ki Arapça kaideleri bilip onu uygulamayıp geçmişin kıylu kali içinde boğulmaktansa, Arapça kurallarını bilmeden de Kur’an içinde yüzmeye çalışmak daha iyidir. Bu bakımdandır ki Sam Adyan’ın çalışmaları, düşünmeyen profesörlerin çalışmalarından daha hayırlıdır. Sabrederse bir gün Kur’an ona hidayeti nasip eder. Hepimiz az veya çok hata yapıyoruz ama Allah’ın hidayeti ile hakka yaklaşıyoruz.

فَيُنَبِّئُكُمْ

(Fa YuNabBiEuKuM)

“Size tenbi edecektir”

Buradaki “size” kelimesi “bize” anlamındadır. Hattâ bundan önceki “ameliniz” kelimesi de “amelimiz” şeklinde anlaşılabilir. Dünyada ve âhirette yargılanacağız.

Biz o kararlara boyun eğeceğiz ama bu yargıçların verdikleri yanlış kararlar sonunda Allah’ın huzurunda temyiz edilecektir. Hatasız ve eksiksiz adil kararı O verecek, eğer haksızlığa uğramışsak O mağduriyetimizi giderecektir. Arada uğradığımız zulümler bize yapılan ihsanlardır. Bunu idrak ettiğimiz gün kimseye nefretimiz ve düşmanlığımız kalmaz.

Başbakan Erdoğan zulüm mü yapıyor? Biz bilemeyiz. Mustafa Kemal millete zulüm mü yaptı? Bu millet mükâfatını bu dünyada onu görür, hesabı ise bize ait değildir. Eğer iyi niyetle yaptıysa o da mazlumlar gibi cennette olacaktır. Zulmü hak edenlerin ise dünyaları da âhiretleri de hüsran içindedir.

بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ

(BiMAv KuNTuM TaGMaLUvNa)

“Amel ettiklerinizi size tenbi edecektir.”

Benim amelimi bana nasıl tenbi edecektir?

Demek ki çoğu zaman ben ne yaptığımın farkında değilim. İ’tizar, kendisinde özür olduğunu sanma inbası hatalara götürür. Kimse ben haklıyım, karşı taraf haksızdır dememelidir. Bunu böyle yapmalıyız, doğrusu budur demeli. Kişileri de itham etmemeliyiz, hakemlere gitmeliyiz. Kişinin yüzüne karşı kusurlarını söylemek ibadet, arkasından söylemek en büyük günahtır, gıybettir. Hele kişileri hakem kararı olmadan mahkûm etmek zulümdür.

سَيَحْلِفُونَ بِاللَّهِ لَكُمْ إِذَا انْقَلَبْتُمْ إِلَيْهِمْ لِتُعْرِضُوا عَنْهُمْ فَأَعْرِضُوا عَنْهُمْ إِنَّهُمْ رِجْسٌ وَمَأْوَاهُمْ جَهَنَّمُ جَزَاءً بِمَا كَانُوا يَكْسِبُونَ

(Sa YaXLiFUvNa BilLAvHı LaKuM EiÜAv iNQaLaBTuM ELaYHiM LiTuGriWUv GaNHuM FaGRiWUv GaNHuM EinNaHuM RiCSun Va MaEVAvHuM CaHanNaMu CaZAyEan BiMAv KAvNUv YaKSiBUvNa)

“Yakında kendilerine inkılab ettiğinizde kendilerinden iraz edesiniz diye Allah’a half edeceklerdir. Onlardan iraz ediniz. Onlar ricsdirler. Kesb ettiklerinden dolayı me’vaları cehennemdir.”

Kur’an’da kavramları tanımlamak için benzer veya karşı kelimeleri aynı yerlerde zikreder, sizi düşündürür ve ona göre kelimelerin manasını öğrenirsiniz. İnsan dili de böyle öğrenir. Burada “i’tizar” kelimesi ile “halfetme” kelimesi karşılaştırılmıştır; “rücu” ile “inkılab etme” kelimesi karşılaştırılmıştır; “kesb” kelimesi ile “amel” kelimesi karşılaştırılmıştır; “inba” kelimesi ile “me’va” kelimesi karşılaştırılmıştır.

Onlara rücu etmek ve onlara inkılab etmek kelimelerine aynı mana verilemediğine göre farkları nelerdir?

“Rücu” kelimesi iki şekilde geçmektedir. “Siz onlara rücu ettiğinizde”, bir de “Allah seni onlara rücu ettirdiğinde de” denmektedir.

“Kalb” kelimesi merkez demektir, bir şeyi toplayıp dağıtan demektir. Kanı toplayan ve dağıtan göğüsteki kalbdir. Uyarıları alıp dağıtan baştaki kalbdir. Suyu toplayıp dağıtan pompadır. Elektriği toplayıp dağıtan jeneratördür. Araçları toplayıp dağıtan garajlardır, hava alanlarıdır, istasyonlardır. Bunların hepsi kalbdir.

“İnkılâp etmek” demek kendi kendine gitmek ve dönmek demektir. Kendilerine soruşturma, onlara inkılâp etmektir. Onlardan ayrılmak i’razdır. Demek ki rücu etmek demek onlara hâkim olmaktır. Yani siz iktidar olduğunuz zaman demektir. İktidar olarak getirilmiyor da rücu olarak getiriliyor. Çünkü iktidar olma ekseriyet sisteminde vardır. Bizim de eşit hâle gelmemizdir. Bizim ezilmememizi, sömürülmememizi sağlamadır.

Marx’tan farkımız buradadır. Patronlar işçileri eziyorlar, işçiler birleşsin de patronları ezsin diyor. Biz de diyoruz ki; patronlar ve diktatörler bizi eziyorlar, o halde biz kuvvetlenelim, ne onlar bizi ezsin ne de biz onları ezelim. Bu sebeple “izâ iktadartum” denmiyor da “izâ race’tum” deniyor. Bedenen gerisin geriye dönme ise “inkalebtum” ile ifade edilmektedir. Hesaplaşmak için onlara gidiyoruz. Sonra da ayrılıyoruz.

Demek ki cihada katılıp yarı yolda bırakanlarla bir daha yolculuk yapmayacağız demektir. ‘Ben Adil Düzene karşıyım’ diyenlerin bizim kabinede yerleri olamayacaktır. Şimdilik çıkar ortaklığımız sebebiyle onlarla beraberiz ama onların partisinden değiliz.

Bize saldıran düşman aynıdır. Birlikte savunmak zorunda olduğumuz için şimdilik AK Parti’ye oy veriyoruz, yoksa bizim yollarımız ayrıdır.

İ’tizar ediyorlar ki yeni çıkarlarda size ortak olsunlar. Yeminler ediyorlar, cezalanmasınlar diye. “Adil Düzen” daha iktidar olmadı. Biz değil “Adil Düzen” iktidar olacaktır. Bu âyetlerin manaları o zaman anlaşılacaktır. O zaman bugünkü bürokrasi olmayacak, kimse makam talebinde bulunamayacaktır. Çünkü makamlar kurallarla elde edilecek, merkezi yönetim olmayacaktır. O düzende merkezi ihaleler olmayacaktır. Arz ve talep kanunları çalışacak, herkes hak ettiğini alacaktır. Fiyatlara ve ücretlere müdahale edilmeyecektir.

Öyle bir düzen gelecektir ki devlet sanki yok olacak, yokmuş gibi olacaktır. Devlet hakem kararları uygulanmadığı zaman onların yani uygulamayanların karşısına dikilecektir. Hakem kararlarına uyanların devletle işleri yoktur, devlet onların emrinde ve hizmetindedir.

İşte o zamanlarda bugün bizi yarı yolda bırakanlar yani cihadı terk edenler yarın nasıl davranacaklarını tam olarak bugün bilmemiz mümkün değildir. Mazeretler üretip nasıl yemin edecekler, niye yemin edecekler; bu ancak o gün görülecek ve anlaşılacaktır.

Yargılamanın iki safhası vardır. Biri muhakeme edip karar vermedir. Haklı olan haklı olarak anlaşılır. Bu tenbi ile ifade edilmiştir. İkincisi ise yargılamanın hükümlerini infazdır. İnfaz hükümden farklıdır. Hükümde şahitlerin ve hakemlerin takdir hakları yoktur. Oysa infazda özellik vardır. İlahi infazda sevabın en az on misli verilecektir. Cezada ise zerre kadar fazlalık yapılmayacak, kısmen de affedilecek. Biri tenbi ile bir meva ile ifade edilmiştir.

Kesb ile amel de farklıdır. Siz tarlayı ekersiniz, bu ameldir. Sonunda tarladan buğday alırsınız, bu da kesbdir. Bu kesb edilenler iklime ve şartlara göre az veya çok olur.

İşte, ‘dünyalık kazancımız daha çok olsun’ diye “Adil Düzen” cihadında bizi yarı yolda bırakanlar, kazanacaklardır. Bu âyet ona delalet eder. Nitekim her iki taraf yani Cemaat de AK Parti de bolluk içindedirler. Demek ki Kur’an’ın verdiği haber gerçek olmuştur. Ama bu kazançlarını nezr ettikleri alanda kullanmıyorlarsa, “Adil Düzen”in gelmesi için kullanmıyorlarsa, me’vaları cehennemdir.

“Ne yapsınlar?” diye sorabilirsiniz.

Bizim yazdıklarımızı okuyacaklar… Risale-i Nurları okuyacaklar… Kendi ulemalarını toplayacaklar; “Adil Düzen”e göre bir proje yapın da uygulayalım, “Adil Düzen”e göre dinlenme siteleri kuralım, “Adil Düzen”e göre lojmanlı işyeri apartmanları yapalım, “Adil Düzen”e göre fıkhı ve muhasebeyi öğrenelim diyecekler ve pilot çalışmalar yapacaklar... Gençleri “Adil Düzen”i, İslâm düzenini öğrenmeye yönlendirecekler... Basın ve yayın organlarında “Adil Düzen” çalışanlarının çalışmalarını anlatmaları için yer verecekler... Millî Gazete’de yazan Reşat Nuri Erol’un makaleleri dışında yeryüzünde İslâm düzenini, “Adil Düzen”i, “Adil Düzen”in fıkhını yazıp anlatan bir medya organı ve yazar var mıdır?.. Ellerindeki imkânların hesaplarını nasıl vereceklerdir; gözlerini kapatarak, kulaklarını tıkayarak ve beyinlerini çalıştırmayarak mı?!.

سَيَحْلِفُونَ بِاللَّهِ لَكُمْ

(Sa YaXLiFUvNa BilLAvHı LaKuM)

“Yakında size karşı Allah’a half edeceklerdir.”

Buradaki “Se” harfi artık “Adil Düzen”in gelmesinin çok yakın olduğunu ifade eder. Bu zaman itibarı ile yakınlığı ifade ettiği gibi kesinliği de ifade eder.

“Adil Düzen” nasıl iktidar olacaktır?

a) Araştırma merkezimiz ahşap evleri imal edecek, bunun atölyelerini kuracaktır.

b) Ahşap evlerle dinlenme siteleri oluşturulacaktır.

c) Ahşap dükkânlarla mala-mal marketleri oluşturulacaktır.

d) Mala-mal marketler, konsinye ve sipariş yapan bakkallar zincirleri oluşturulacaktır.

e) Yüz daireli lojmanlı işyeri Adil Düzen apartmanları inşa edilecek, ahşap evlerin atölyeleri bunların kalıplarını yapacaktır.

f) Ulaştırma ortaklığı kurularak semtler arası ulaşım Adil Düzene göre düzenlenecektir.

g) Adil Düzen Partisi kurularak meclise girilecek ve “Adil Düzen” meclisteki partilere ve milletvekillerine anlatılacaktır.

h) Adil Düzen uygulamaları gösterilerek ve onları ortak ederek anlatılacak, “Adil Düzen”in yerinden yönetim sistemi olduğu gösterilecektir.

ı) Yeni Anayasa yani “Adil Düzen Anayasası” yapılacak, böylece biz değil “Adil Düzen” iktidar olacaktır.

Normal yürüme ve gidişat böyle olacaktır. Bu elbette bu kadar basit olamayacaktır. Her adımda engeller çıkacak ve bizimle savaşacaklar, bizim “Adil Düzen”e doğru yürümemizi engelleyeceklerdir. Tertiplerle bizi paralel devlet sayacaklar. Ama biz nasıl birinci Akevler uygulamasında onları yendiysek, sizler de ikinci Akevler uygulamasında yeneceksiniz. Bugün eğer yeryüzünde cemaat ve Millî Görüşçüler çoğalmışlarsa o gün bunlar bizim yanımızda yer alacaklardır. Bunların hepsi o günkü mümin ve müslimlerin hazırlığıdır.

Onların bize engel çıkarmaları ve bize saldırmaları bizim zaferimizi yakınlaştırır.

Demek ki o gün suçlu durumda olacaklar ve “Adil Düzen”i satarak yani terk ederek elde ettikleri kazançları onlara dert olacaktır.

إِذَا انْقَلَبْتُمْ إِلَيْهِمْ

(EiÜAv iNQaLaBTuM İLaYHiM)

“Onlara inkılâp ettiğinizde”

Kendimiz onların yanına varacağız ve onlarla hesaplaşacağız.

Geçmişte yaptıklarını sormayacağız ama gelecekte nasıl beraber yaşayacağımızı kararlaştıracağız.

Biz aynı toprakları paylaşacağız, aynı haklara sahip olacağız ama biz onlarla hiçbir zaman aynı yönetimde olmayacağız.

Yani öyle bizi yarı yolda bırakmalar gibi partilerini kapatmayacağız ama onlara hakem kararları ile parti statüsü vermeyeceğiz.

Tarikatlarını kapatmayacağız ama onların tarikatlarına bizim tarikatlar arasında yer vermeyeceğiz.

İşletmelerine dokunmayacağız ama biz onlara kredi vermeyeceğiz.

Alışveriş yapacağız ama onlarla ortak olmayacağız.

لِتُعْرِضُوا عَنْهُمْ

(LiTuGRiWUv GaNHuM)

“Onlardan iraz edesiniz diye”

Yani onlara saldırıp mallarını ve canlarını almayasınız diye yeminler yapacaklardır. Bundan sonra öyle yapacağız diye söz vereceklerdir. Geçmişin hesabını sormamamız için yemin edeceklerdir. Adil yargı sistemini kuracağız, herkes muhakeme edilecek. Kimlerin ne yaptıkları ortaya çıkacak. Buna göre yeni düzende mümin olup olamayacakları sabit olacak ama kimseye ceza verilmeyecek ve partileri kapatılmayacak. Biz buna infaz affı diyoruz.

Onlar o kadar çok suç işleyecekler ki buna da razı olacaklardır.

AK Partililer şimdi Cemaat’e ceza vermek için hazırlanıyorlar. Bir defa zulüm başladı mı artık onu bir yerde durdurmak mümkün değildir. Yarın bunlar biz “Adil Düzen”i kurmaya başladığımızda zulme kalkışacaklar, sonunda mağlup olacaklar ve işte o zaman suçlarından dolayı yeminler yapacaklardır.

Burada şunu belirtmek isterim ki; burada kişiler kastedilmiyor. Kişiler için tevbe kapısı her zaman açıktır. Her zaman herkes cephe değiştirir ve bizim partimize geçebilir.

فَأَعْرِضُوا عَنْهُمْ

(FaGRiWUv GaNHuM)

“Onlardan iraz ediniz”

Yani onlara geçmişte yaptıklarından dolayı ceza vermeyiniz. Gelecekteki ilişkileri de kesiniz. Onlar kendi dünyalarında yaşasınlar, siz de kendi dünyanızda yaşayınız.

Tekraren teyit edelim ki onlardan ayrılıp bizim cemaate, bizim topluluğa katılanlar bizim gibi olurlar bizde yerlerini alırlar. Orada işledikleri kötülükler onlar kötü oldukları için değil, kötü topluluk içinde oldukları için işlemişlerdir. Onun içindir ki Allah kötü düzende iyi işler yapılmasını değil, iyi toplulukların kurulmasını istemektedir.

Bu sebeple hicret değil muhaceret emredilmiştir. Bir araya gelip kendi sistemlerimizi kuracağız. Mekke’den tehcir edildikleri gibi tehcir edilirler ama kişiler olarak her zaman bize katılabilirler. Kişi olarak hesabı bize değil âhirette Allah’a verirler.

إِنَّهُمْ رِجْسٌ

(EinNaHuM RiCSun)

“Onlar ricsdir”

Onlar i’raz etmeni isterler. Sen de onlardan i’raz et deniyor. “Ve” veya “Fe” getirilmeden “onlar ricsdir” denmektedir. Bu cümle cümle-i mu’terizedir. Onların hükmünü ifade etmektedir.

Hamr, meysir,  ensab ve ezlam ricsdir.

Göğe doğru yükselip havasız kalma ricsdir.

Meyte, kan ve domuz eti ricsdir.

Kalb hastalığı ricsdir.

Muazzirler ricsdir.

Akletmeyenlerde rics vardır.

Rics izhab edilir.

Fısk rics değildir.

Gadab rics değildir.

Cehennem rics değildir.

Küfür rics değildir.

Ve seyyielerden rics olanlar vardır.

Zur kavl rics değildir.

Rics tathir edilmez.

Müşrikler necistir, muazzirler ricsdir. Haram olan yiyecekler de ricsdir, fısk değildir. Yani kuralların dışına çıkmadan farklıdır. Gadab değildir. Duygusal olay değildir. Zur kavl da rics değildir. Rics izhab edilir.

Taharet görünmeyen pisliktir. Rics de görünen pisliktir, zararlı topluluktur, paralel yapıdır. Şarap nasıl insanı sarhoş ederse, paralel yapı da topluluğu ifsat eder. Görünen pislikler izhab edilir. Hades, cünüplük, kirlilik gibi görünmeyen pislikler tathir edilir.

Müşriklerin pislikleri görünür değildir, hâlbuki bunların pislikleri görünür pisliklerdir.

وَمَأْوَاهُمْ جَهَنَّمُ

(Va MaEVAvHuM CaHanNaMu)

“Ve me’vaları cehennemdir”

Bunların ricsi orada giderilecektir.

Cehennem günahlardan temizlenme alanıdır. Pislikler orada bırakılır. Hamama gidersiniz ve kir bırakırsınız. Kirlilerin me’vası hamamdır. Açların me’vası aşevidir. Çıplakların me’vası setrdir. Rics olanların me’vası da cehennemdir.

Cehennemin bir ıslah yeri olduğu hususundaki varsayımımız değişik yerlerle teyit edilmektedir.

جَزَاءً بِمَا كَانُوا يَكْسِبُونَ

(CaZAyEan BiMAv KAvNUv YaKSiBUvNa)

“Kesb ettiklerine karşılık olarak”

Kesb ettiklerine karşılık me’vaları cehennemdir.

Başkalarının haklarını alıp yediler veya yedirdiler. Bu sebeple me’vaları cehennemdir.

Bizim Cemaat ve AK Partililerden ayrılığımız bu olmuştur. Biz; haram para ile cihad yapılmaz, biz helal para kazanmalı ve onunla cihad yapmalıyız demiştik. Onlar cari faizli sistemde hâlâ helal-haram demeden kazanalım ve onunla İslâm düzenini getirelim diyorlar. Şimdiki çoğu zengin Müslümanların görüşü budur; biz bu düzende nasılsa kazanıyoruz, bu düzen varsın devam etsin, biz ibadetlerimizi yapalım, zekâtımızı vererek iyilik edelim, şimdi düzeni değiştirme de nerden geldi demişlerdir!

Kişiler içtihatları öyle olduğu için belki cennetliktirler, oradaki makamları da bizden daha iyi olabilir ama bu dünyada onların başarıya ulaşması bize göre imkânsızdır.

Bundan iki-üç sene evvelinde bile bu sözleri söylediğimizde bize gülüyorlardı. Ama şimdi herkesin kafasında yoksa öyle midir düşüncesi var. AK Partili yönetici kardeşlerimiz hâlâ akılları başlarına gelmemiş olarak bâtıl Batı yollarında dolanıyorlar. Oturup düşünme ve gereğini yapmak yerine; zafer elde ettik, bir daha ederiz zannediyorlar.

Ankara’ya gittim, hiç olmazsa bazılarıyla görüşmek istedim ama baktım ki duyacak kulak yok; kimseyi rahatsız etmedim! Belki hata yapıyorum ama ben tek başına hareket etmekle kendimi mükellef görmediğim için bir sorumluluk hissetmiyorum.

Herkes yaptıklarının hesabını verecektir. Ayrıca elinde bulunan malların hesabını verecektir. Akevler’deki kardeşlerimiz de aynı sorumluluk içindedirler. Mademki Allah rızası için hareket edenler bize imkânları veriyorlar, bizim gece gündüz çalışmamız gerekiyor. Mazeretler kabul edilmeyecektir. Artık (İzmir) Belkahve’yi aşma zamanıdır.

Kur’an’daki bu âyetler yalnız başkalarına değil bize de hitap ediyor. Mademki III. binyıl uygarlığını getirmeye azmettik, artık duramayız, artık gevşeyemeyiz.

Allah “Adil Düzen”i onlara değil bizlere öğretti. Onlar sorumlu değildir. Onların düzenleri batacaktır. Ama kişiler olarak sorumlu olmayabilirler. Bizim düzenimiz kısa zaman sonra iktidar olacaktır ama o zamana kadar biz gereğini yapmamışsak cehennem yolcusuyuz demektir. Bu seminerlerimizi okuyanlar da sorumludurlar, okumayanlara ulaştırmakla mükelleftirler.

يَحْلِفُونَ لَكُمْ لِتَرْضَوْا عَنْهُمْ فَإِنْ تَرْضَوْا عَنْهُمْ فَإِنَّ اللَّهَ لَا يَرْضَى عَنِ الْقَوْمِ الْفَاسِقِينَ (96)

(YaXLiFUvNa LaKuM Li TaRDaV GaNHuM Fa EiN TaRWaV GaNHuM Fa EinNa elLaHa LAv YaRWAv GaNi eL QaVMı eLFAsIQIyNa)

“Onlardan razı olmanız için hulf ediyorlar. Siz razı olsanız da Allah fasık olan kavimden razı olmaz.”

Yakında Allah’a hulf edecekler denmiştir. Allah kelimesini izhar etmemiştir. Dolayısıyla bundan sonra gelecek Allah kelimesi âlemlerin rabbi Allah’tan başka manada olacaktır. Demek ki yönetici müminlerin suçluları affetme yetkileri yoktur. Allah affetmez diyor yani topluluk affetmez.

Burada önemli bir husus ortaya çıkıyor. İnsanlık yeryüzünde Allah’ın halifesidir ama tam yetki vermemiştir. Bazı hususlarda yasaklar vardır.

İşte bu yasaklar sebebiyle Türkiye Büyük Millet Meclisi de hakemlere hesap vermek zorundadır. Hakemler yasaları iptal edebilir.

Âlemlerin rabbi Allah’ın yetki vermediği hususlarda yetkisini topluluk kullanamaz. Hâkimiyet kayıtsız şartsız milletin değildir. Hâkimiyet Allah’ın izin verdiği yerde topluluğundur. Bu ilke kabul edilince % 99 alsan da ibra edilmiş olmazsın. Ama lâik hukukta tanrı hukuka karışmaz. Hâkimiyet bilâkaydüşart milletindir. Seçimlerde ve Meclis’te AK Parti ekseriyet alırsa, Meclis de R. T. Erdoğan’ı desteklerse, lâik hukukta o ne yaparsa yapsın ibra edilmiş olur. Son merci sandıktır. O halde AK Parti en çok oyu alırsa, bu % 30 olabilir, iktidar onun hakkıdır, kimse onu sorgulayamaz!

Sami Selçuk büyük hukukçu geçiniyor; işine geldiği zaman laik, işine geldiği zaman mümin! Kur’an böyle yapanların rezil olacaklarını, âhirette de azabın eşeddine uğrayacaklarını ifade ediyor.

Mümin geçinen bir hukukçu önce fıkhı öğrenmelidir, hukukun ana prensiplerini öğrenmelidir. Sonra da eğer lâik hukuku beğenmiyorsa, o zaman “Adil Düzen”in savunucusu olmalıdır. Herkesin gönlünde köşk yatmaktadır. Bakıyorsunuz saçmalamalara başlıyorlar. Kendisini takdir edenlerden biri olduğum için bunları yazıyorum.

Aynı hatayı Mümtaz Soysal da yaptı. Cumhurbaşkanı adayının memur olmaması gerektiği halde A. Necdet Sezer’in gelişini meşrulaştırdı. Ama o solcudur, ona göre adil olmak gerekmez. Gayeye ulaşmak için her yol meşrudur. Sami Selçuk Bey kendisi hukukun kurallarına uymuyor ama Erdoğan’ın uymasını istiyor.

Kur’an ise buna çok açık bir şekilde cevap veriyor. Haramlar kısas iledir. Sen anayasaya uymazsan Erdoğan neden uyacak? Hâkimiyetin kayıtsız şartsız milletin olduğu yazılı değil mi? Milletin yegâne temsilcisi Meclis değil mi? Hükümetler yargıya değil meclise, dolayısıyla sandığa karşı sorumludur. Mahkemeler ulus adına hükmetmiyorlar mı? Size göre ekseriyeti sandık belirlemiyor mu? Demek ki sen de Marksistsin, çünkü hukuku tanrıya dayandırmıyorsun, seçime de dayandırmıyorsun.

يَحْلِفُونَ لَكُمْ

(YaXLiFUvNa LaKuM)

“Sizin için hulf ederler”

Bu kelime “Se Yahlifûne”nin tekididir, aynen tekrarıdır. Bu kelimeyi çıkarırsanız “Ve” harfi ile atfedeceksiniz yahut “Ev/veya” harfi getireceksiniz demektir. Burada ikisi terk edilmiştir. İ’raz edesiniz, onlara ceza vermeyesiniz diye and içecekler. Sizi razı etmek isteyecekler. Onların isteği hem onlara ceza vermemeniz hem de onlardan razı olmanızdır.

Onlara ceza vermeme hususunda i’raz etmede uygunluk vardır. Ne var ki onların istediği i’razın yanında onlarla ilgilenmeme manasında da i’raz vardır. Böyle bir i’raz sizin görevinizdir. Yetkiniz dâhilindedir. Onlardan razı olma ise yetkinizde ve görevinizde değildir.

Bir kimse zina yaptı. İspat edildi. Cezanın verilmesi gerekir. Cezayı affetme yetkisi kimsede yoktur. Hırsızlıkta da böyledir. Bu husus fıkıh kitaplarında bu şekildedir. Sünnetle bilinmektedir. Buradaki âyet açıkça bunu ifade etmektedir.

“Leküm” kelimesi iade edilmiş, “Allah” kelimesi iade edilmemiştir. İade edilseydi buradaki Allah âlemlerin rabbi Allah olurdu. “Leküm” kelimesi iade edildiğine göre demek ki yukarıdaki “Leküm”den farklıdır. Biri iki topluluğa hitap ederken ‘siz böyle yapın’ der ve öbür tarafa dönerek ‘siz de böyle yapın’ demiş olur.

“Hulf etme” müteaddi bir fiildir.  Bir daha sizi yarı yolda bırakmayacaklarına dair yemin ederler; Allah’a yemin ederler. Sizin lehinize olmak üzere yemin ederler. Demek ki ne yapacaklarını ifade eden mef’ul hazf edilmiştir.

لِتَرْضَوْا عَنْهُمْ

(Li TaRDaV GaNHUM) 

“Onlardan razı olmanız için”

İ’raz etmeniz, razı olmanız.  Atıf yapmadan i’raz mukabili razı olma getirilmiştir. İ’raz ile rıza birbirine zıt kelimelerdir.

Onlar hem ‘iraz etmenizi hem de razı olmanızı istemektedirler. 

İki zıt şey yapılamaz. Yani biz eğer herhangi bir toplulukla ilgileneceksek, onların hatalarını da söylemek durumundayız. Çünkü onların yaptıklarına ortak oluyoruz demektir.

AK Parti’ye oy verdiğimizde onlarla ortak olmuş olmuyor muyuz? Hayır! Biz AK Parti’ye ortak olmak için oy vermedik. Düşmanımızı yenmek için işbirliği yaptık. Bundan sonra onları desteklememeliyiz. Biz kendi çalışmalarımıza devam etmeliyiz. AK Partililerden veya diğer partililerden çalışmalarımıza katılanların başımızın üstünde yerleri vardır ama “Adil Düzen”i terk edenlerle bizim bir ortaklığımız yoktur. Bu husustaki görüşümüz diğer partiler ve partililer için de böyledir. Mevcut partilerin “Adil Düzen”i getireceklerini sanmak yanılgıdır. Yarı yolda bırakanlarla topluluk değişmez.

Saadet Partisi de “Adil Düzen”i dışlamıştır. Saadet Partisi Erbakan ailesini dışlamıştır. Saadet Partisi Akevler’i dışlamıştır. Saadet Partisi AK Parti’ye hasım olmuştur. Bunların Allah’a taahhütleri AK Partililerden daha fazladır. Oradaki kardeşlerimiz her zaman bize katılabilirler, onlarla Adil Düzen Partisi’ni kurabiliriz ama bu halde olan o partinin “Adil Düzen”i getirmesi ihtimali AK Parti’ninkinden daha uzaktır.

Burada bir gerçeği söylemek isteriz. Bize uzaklık bakımından en uzak olan BDP’dir. CHP daha yakındır. MHP daha yakındır. AK Parti çok daha yakındır. Saadet Partisi adeta bizim partimizdir. Ama “Adil Düzen”i getirme ihtimali tersinedir. BDP için en muhtemeldir. Sonra sırada CHP, sonra MHP, sonra AK Parti gelir; en az muhtemel olan Saadet Partisi’dir. Mekke ve Medine döneminde de böyle olmuştur. Çünkü bunlar bu sıra ile bizi yarı yolda bıraktılar. Bülent Ecevit koalisyonumuzu (CHP-MSP koalisyonu) bozmadı mı? BDP bizimle koalisyon yapmadı ki bozmuş olsun.

فَإِنْ تَرْضَوْا عَنْهُمْ

(Fa EiN TaRWaV GaNHuM)

“Siz onlardan razı olsanız”

İnsanlarda bazı zafiyetler vardır. Birisini sevdiler mi, ne kadar kötülük yapsalar da ondan nefret etmezler. Nefret ettiler mi de bir türlü sevmezler.

Bu sebepledir ki biz hep Saadet Partisi’nin bu işi ele alması gerekir diye bekleriz. Sonra AK Parti’den bekleriz. Oysa olay öyle değildir. Bize başlangıçta en çok muhalefet edenler bir defa geldiler mi artık bizi yarı yolda bırakmazlar.

Bugünkü Müslümanlar bizden neden uzak duruyorlar; dinlerinin yani düzenlerinin bozulmaması için değil mi? Mekke müşrikleri de neden muhalefet etmişlerdi? Muhalefet etmişlerdi çünkü düzenleri bozulacaktı...

Bu konuyu Arif Ersoy düşünsün; Temel Karamollaoğlu düşünsün; Mustafa Kamalak düşünsün... Bıraksınlar artık işe yaramaz partiyi, Oğuzhan’a bıraksınlar... Adil Düzen Partisi’ni kuralım... D. Baykal da bıraksın artık partisini, Adil Düzen Partisi’ne gelsin...

Biz sizden razı olsak da “Sosyal Tufan” seviyesindeki sorunlar çözülmüyor. Erdoğan’ın yerine siz gelseniz onun kadar yapamayacağınızı size haber veriyorum. Onu yıkmak için değil, AK Parti’den daha ileri parti kurmak için çalışmalıyız.

فَإِنَّ اللَّهَ لَا يَرْضَى

(Fa EinNa elLAHa LAv YaRWAv)

“Allah onlardan razı olmaz”

Burada “Allah” kelimesi iade edilmiştir. Dolayısıyla âlemlerin rabbi Allah değil de O’nun halifesi olan topluluk, O’nun halifesi olan insanlık irade edilmiştir.

Bizim razı olmamız bir mana ifade etmez, topluluğun sorunları çözülmez, sorunlar olduğu gibi devam eder. Sorunlar çözülmeyince de razı olmazlar.

PKK’lılarla anlaşsanız ne çıkar. Sermaye yenisini üretir.

Sorunları çözmek için düzenin değişmesi ve “Adil Düzen”in gelmesi gerekir. Kişileri razı etseniz bile topluluk razı olmaz, çünkü sorunları çözülmez. Bunun böyle olduğu çok açık bir şekilde bundan sonra gelen “fasık kavim” ifadesiyle beyan edilmiştir.

عَنِ الْقَوْمِ الْفَاسِقِينَ

(GaNi eL QaVMı eLFASıQıYNa)

“Fasık kavimden razı olmaz.”

“Kavm” kelimesi burada hem zikredilmiş hem de marife getirilmiştir.

Bu kavim işte bugünkü Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin ulusudur.

Fasık kavimdir çünkü yazılanlar başka yapılanlar başkadır. Birbirleriyle çelişen milyonlarca kanun maddeleri içinde kimse kanunlara uyamaz. Bu fıskın başıdır. Rüşvet alıp yürümüştür. Yolsuzluk artık kabını patlatmış ve etrafını kirletmiştir. Yalan mı? Vergi kaçakçılığı artık suç sayılmıyor. Muhasebe defterlerinin hepsi yalan ve sahte satırlarla doludur. İşte bu durumdan topluluğun razı olması mümkün değildir.

Burada da kişiler değil topluluk suçlanmaktadır.

Yeni düzeni kuracağız.

Nasıl?

Ahşap evlerden başlayarak, kooperatiflerle halkımızı yeniden yapılandıracağız. Gelenler gelecek, gelmeyenler bize saldıracak. Sonunda biz galip geleceğiz. Onlar mağlup olacaklar ve cehennemde haşr olacaklardır.

 

 


TEVBE SÛRESİ TEFSİRİ(9.SURE)
1-1 VE 2.AYETLER
1305 Okunma
2-3.AYET
842 Okunma
3-4.AYET TEFSİRİ
1029 Okunma
4-5 VE 6.AYETLER
1221 Okunma
5-7 VE 8.AYETLER
1107 Okunma
6-9 VE 11.AYETLER
982 Okunma
7-12 VE 13.AYETLER
889 Okunma
8-14 VE 16.AYETLER
959 Okunma
9-16.AYET-B
895 Okunma
10-17 VE 18.AYETLER
1057 Okunma
11-19.AYET
1174 Okunma
12-20 VE 22.AYETLER
880 Okunma
13-23 VE 24.AYETLER
955 Okunma
14-25 VE 27.AYETLER
931 Okunma
15-28 VE 29.AYETLER
2167 Okunma
16-30 VE 31.AYETLER
1386 Okunma
17-32 VE 33.AYETLER
1244 Okunma
18-34 VE 35.AYETLER
1425 Okunma
19-36 VE 37.AYETLER
1058 Okunma
20-38 VE 39.AYETLER
1022 Okunma
21-40 VE 41.AYETLER
897 Okunma
22-42 VE 45.AYETLER
901 Okunma
23-46 VE 49.AYETLER
873 Okunma
24-50 VE 52.AYETLER
924 Okunma
25-53 VE 55.AYETLER
1030 Okunma
26-56 VE 59.AYETLER
957 Okunma
27-60.AYET
1099 Okunma
28-61 VE 63.AYETLER
797 Okunma
29-64 VE 66.AYETLER
1152 Okunma
30-67 VE 69.AYETLER
866 Okunma
31-70.AYET
937 Okunma
32-71 VE 72.AYETLER
1072 Okunma
33-73 VE 74.AYETLER
933 Okunma
34-75 VE 78.AYETLER
890 Okunma
35-79 VE 80.AYETLER
881 Okunma
36-81 VE 82.AYETLER
1024 Okunma
37-83 VE 85.AYETLER
890 Okunma
38-86 VE 89.AYETLER
818 Okunma
39-90 VE 93.AYETLER
955 Okunma
40-94 VE 96.AYETLER
833 Okunma
41-97 VE 99.AYETLER
1395 Okunma
42-100 VE 101.AYETLER
1178 Okunma
43-102 VE 104.AYETLER
1012 Okunma
44-105 VE 108.AYETLER
869 Okunma
45-109 VE 110.AYETLER
826 Okunma
46-111.AYET
1373 Okunma
47-112.AYET
1964 Okunma
48-113 VE 115.AYETLER
788 Okunma
49-116 VE 117.AYETLER
974 Okunma
50-118.AYET
1319 Okunma
51-119 VE 120.AYETLER
954 Okunma
52-121 VE 122.AYETLER
851 Okunma
53-123 VE 125.AYETLER
1025 Okunma
54-126 VE 127.AYETLER
848 Okunma
55-128.AYET
1468 Okunma
56-129.AYET
857 Okunma
57-128 VE 129.AYETLERDE MATEMATİK YAPI
990 Okunma