Kullanıcı Adı:
Parola:
Üye Kayıt
Üye Aktivasyon
Parolamı Unuttum

Captcha image
Show another code

Giriş
Mahir Kaynak - Star Süleyman Karagülle
Protesto eylemleri
765 Okunma, 3 Yorum

• Protesto eylemleri 8 Ocak 2011 Cumartesi

 

Protesto eylemleri iki türlü ortaya çıkar. Bazen beklenmedik bir durum protesto edilir ya da süregelen şartlardan şikayetler dile getirilir. Mesela İngiltere’de artan üniversite harçları protesto edilirken ülkemizde yıllardır var olan YÖK ya da iktidara, sisteme, işçi haklarına yönelik protestolar gözlenir.

Her ülkede şikayet edilecek sayısız konu vardır. Her gün gazetelerde bunları okuruz, sohbetlerimizin önemli bir bölümü de bu konular hakkındadır. Bunların gösteri ya da protesto eylemine konu olması sorunun daha ciddi boyutlara ulaştığı anlamına gelmez. Bir sorunun protesto eylemine hatta şiddet içeren gösterilere dönüşmesinin anlamı nedir?

İlk bakışta belli bir sorunun çözümünü amaçladığı sanılan eylemlerin gerçekte dile getirilen sorunla, çoğunlukla, ilgisi yoktur. Önce eyleme karar verilir sonra bunun kamuoyu tarafından desteklenmesi, en azından karşı olunmaması için var olan sorunlardan en uygun olanı seçilir ve eylemlerde slogan haline getirilen bu sorunlar ön plana çıkarılır.

Bu eylemlerin amaçlarını şöyle sıralayabiliriz: Bazı eylemler reaksiyon yaratmak amacı taşır. Mesela 12 Eylül öncesi solcuların slogan ve eylemleri, halkı rahatsız eden sertlikleri bu düşünceye karşı tavır yaratmak amacı taşıyordu ve daha sonra yapılan anayasa referandumu halkın tepkisinin bir göstergesiydi. Yani, bir düşünceyi dile getirenlerin eylemleri halkta bu düşünceye karşı bir tavır oluşmasına neden oluyorsa asıl hedefin savunulan düşüncenin kamuoyu tarafından reddedilmesini sağlamak olduğu söylenebilir. Eylemi gerçekleştirenler bunun farkında olmazlar ama onu planlayanların gerçek amacı budur.

Bazı eylemler ne bir düşüncenin reddi ne de benimsenmesi amacı taşır. Asıl amaç toplumda güven duygusunu sarsmak ve alternatif bir yönetimin yolunu açmaktır. Mesela 12 Eylül öncesindeki eylemlerin solcu, sağcı ve dindarlar tarafından yapılmasına özen gösterildi ve tüm siyasal akımlar düşman haline getirilirken yönetim çaresiz gösterildi. Darbe tek seçenek haline gelmişti ve halk tarafından inanılmaz bir çoğunlukla desteklendi.

Eylemlerin bu açıdan değerlendirilmesi gerekir. Yani eylemcinin söylediklerinin hiçbir anlamı yoktur. Her eylem yaratacağı sonuçlar açısından değerlendirilmeli ve bertaraf edilmesi gereken odağın eylemi yapanlar değil bunu planlayanlar olduğu kabul edilmelidir. Bu suç işleyenlerin cezasız kalması anlamına gelmez ama, geçmişte olduğu gibi, eylemi yapanla uğraşıp planlayanı göz ardı etmenin yanlış olduğu demektir.

Önümüzdeki seçimler, özellikle cumhurbaşkanlığı seçimi ülkenin geleceğinde önemli rol oynayacaktır. Her iki seçim için hazırlıklar çok önceden başladı. Bunu sadece partilerin çalışması olarak değerlendirmek yeterli olmaz. Süreci etkilemek ve belirlemek isteyen odaklar bazı olaylarla halkı yönlendirmek isteyebilirler.

Partilerde gerçekleşen ya da yapılacak yönetim değişiklikleri bu sürecin parçalarıdır. Ayrıca Kürt siyasetçilerin tavırları Kürtler için bazı haklar elde etmenin dışına taşmış ülkedeki iktidarı etkileme çabasına dönüşmüştür. Önümüzdeki dönemdeki terör eylemleri de bu açıdan değerlendirilmelidir.

 

Yazının Yorumu:

 

Yazı tutarlı tahlilleri içermektedir. Paragraf paragraf yerine bu yazıya sorunun Adil Düzen’e göre çözümü üzerinde durulmalıdır:

1- Protestoların hatta terörün ana kaynağı merkezî yönetimdir. Merkezden taşranın sorunları çözülemiyor. Merkezin her şeye muktedir olduğu sanılıyor. Bu protesto ve terörün ana kaynağı oluyor. Olayların dışarıdan veya içeriden organize edilmesi bu gerçeği değiştirmez. Demek halk protestoya hazırdır ki bunu yapabiliyor. Yapılacak yerel yönetimin güçlendirilmesidir. Sorunlar yerinde çözülecek yetkililer orada olacaktır. Merkezde merkezdekiler protesto ederler. Etkisi mevzî kalır.

Apartmanlara tüzel kişilik verilmeli, devlet desteği onların eliyle yapılmalı, sorumlu da onlar olmalıdır.

Bucak yönetimleri tamamen bağımsız olmalı kendi kanunlarını kendileri yapmalı. Ceza hukuku dahil kamu hukuku tamamen kendilerine ait olmalıdır. Her bucağın kendi parası olmalı kendi senyoraj haklarını kendileri kullanmalıdır. İlk öğrenimini kendi dilleriyle kendileri yapmalıdırlar.

2- Adil bir yargı sistemi kurulmalı. Yansız bağımsız etkin ve saygın yargı protesto ihtiyacını ortadan kaldırır. Bu da hakemler sistemi ile sağlanır: Davalı bir hakem seçer, davacı bir hakem seçer. Hakemler baş hakemi seçerler. Böylece oluşmuş hakemlerin kararı uygulanır. Kararlar bucaklarda verilir ve bucaklarda uygulanır. Temyiz olmaz. Geciktirilmesi olmaz. Bu mahkeme bağımsızdır. Çünkü bağımsız oluşmuş ve kararları kesindir. Bu mahkeme yansızdır. Çünkü tarafların seçtikleri hakemlerden oluşmaktadır. Bu mahkeme saygındır. Çünkü insanlar haklarını hemen almaktadır. Bu mahkeme etkilidir. Çünkü herkes bu mahkemelerin kararlarından korkmaktadır. Yerinde muhakeme yapılmakta, acilen yapılmakta ve yerinde infaz edilmektedir.

Bu mahkeme tüm kurumların üstündedir. Bu mahkeme parlamento kararlarını bile iptal edebilir. Bu mahkeme devlet başkanını da muhakeme eder azledebilir. Hakkını arayan mahkemeye gitsin protestoya gerek kalmaz. Protestocular da soluğu mahkemede alırlar. Bir bakan rüşvet mi almış işte mahkeme. Kimileri iftira mı ediyor işte mahkeme.

3- Milli basın oluşturulmalıdır. Partilerin oyları nispetinde atadıkları yazarların maaşlarını devlet vermelidir. Yazarlar seçtikleri basın organında yazmalıdırlar. Hakemler dışında onlara kimse müdahale edemez. Basının dağıtılması vakıfça yapılması gerekir. Basın vergiden muaf olmalıdır.

4- Bağımsız soruşturmacılar inandırıcı tespitler yaparlar. Halk olanı olduğu gibi öğrenmelidir. Onların soruşturması kesin yanlış olursa yargı yoluyla soruşturma yeterliğinden azlolunur. Ayrıca bir yüksek değerlendirme kurulu kurulmalıdır. Bunlar olayları tahlil edip tarafsız bir şekilde milli çıkarına uygun olaylar tahlil edilmelidir.

Bunlar sağlanmadıkça halkın sıkıntısından yararlananlar onu istismar eder ve biz de cehennemî hayat yaşamaya devam ederiz.

 

 

• Protesto eylemleri 8 Ocak 2011 Cumartesi Yazının özeti

Protesto ya yeni oluşa direnme veya eskiden beri var olanı değiştirmek için olur. Konu ciddî olmayabilir. Protestonun amacı oradaki slogan değil. Slogan asıl amaca alettir. Bazen halkı birerle düşman etmek için yapılır. İktidarı değiştirmek amaçlanır. Yapanlardan çok yaptıranlar göz ardı edilmelidir. Cumhurbaşkanı seçimleri etkileyici protestolar olabilir. Parti yöneticileri değiştirmek Kürt sorunu, terör olaylarının hedefi budur.

Özet Yorum:

Toplulukların protestoları ya hedeflenen bir olayı başlatmayı hedefler yahut sadece iktidarı hatta devleti yıpratmayı hedefler. Bunların etkisiz hale getirilmesi için, yerinden yönetim, hakemlik sistemi, millî basın ve olayları tahlil eden bir devlet merkezinin olması gerekir. Yani Adil Düzen’den başka çözüm yoktur.

 

• Birlikte yaşamak 2 Ocak 2011 Pazar Yazının özeti

Varsayın birlik etkenleri topluluğu oluşturmuyor. Bir arada olma, bir arada olmak istemeleridir. Partiler de bu sebeple iktidar olamıyorlar. Neden bir birleştirici sonra sayılmıyor. Birleşmeleri güven içinde olmalarıdır. Güven ve refah içindir. Siyasetçiler onunla hakim olurlar. Birlik için başka şey gerekmeyebilir.

Özet Yorum:

İnsanların dayanışma ve yardımlaşmaları gibi ortak dil gibi ortak sloganları olmalıdır. Bayrağın kendisi kutsal değildir. Birliğin sağlanması için bayrak kutsallaştırmışlardır. İnsanlar ayrılmak ve savaşmak durumundadır. Nüfus dengesi ve uygarlaşma böyle doğar. Bir takıma katılmak zorundayız. Sorun hangi takıma katılmamızdır.

 

Süleyman Karagülle

Yorumcu 
Yorum 
Reşat Nuri Erol
10.01.2011
18:07

M. ADİL AKTUĞ

7 Ocak 2011 Cuma günü sabaha doğru rüyamda şiddetli bir ses duydum. Yatakta gözlerimi açtım, tekrar kapadım; merhume eşim ‘cenaze mi var’ diye sordu…

Adımla hitap ederek tekrar sordu...

Tamamen uyandım.

Ses bir haberdir. Yorum da rüyada yapılmıştı. Cenaze olacak demekti.

*

Yazıhaneye indim, bilgisayarıma baktım, üç dört yerden mesaj gelmiş; Adil Aktuğ vefat etmişti. Değişik arkadaşlarımdan gelen mesaj benim cenazeye gideceğim beklentisi idi. Ben gidip gitmeme üzerinde tereddüt ettim. Önce uzak yerlere cenazeye gitme taraftarı değilim. Memlekette annem ölmüş ama ben gidememiştim. Cenazeye gitmek farzı kifayedir. Defnedilmesi için gereklidir. Duaya gelince, Allah her yerde duanızı işitmektedir. Son olarak kararımı verdim. Cumartesi Kur’an Seminerleri yapıyoruz. Birkaç kişiyiz. Bulunmamız farzı ayın. Pazar sabahları, Medhal Grubu ile işsizlik semineri yapıyorduk. Semineri ben veriyordum. Onları bekletmeye hakkım yoktu. Semineri yaptık. İşsizlik seminerine de gittim; baktım, üç kişi var! Onlar yapmamaya karar vermişler, benden olur bekliyorlarmış! İşimizin ne kadar zor olduğunu sizlere duyurmak için bunları yazıyorum.

Rüya aynen çıkmıştır. Eşimin tekrar tekrar ‘cenaze mi var’ diye sorması, haberin birkaç yerden geleceğini anlatır. Rüyayı umursamayanlara taze delil olsun diye meselenin bu yönünü de anlatmış oluyorum.

*

M. ADİL AKTUĞ KİMDİR?

M. Adil Aktuğ, astsubaylıktan kovulma bir kardeşimizdi. Haksız bir davranışı sebebiyle bir generali dövmüş. Komünizmle Mücadele Derneği’nin İzmir şubesini kurmamı teklif etmişlerdi. Teklifi kabul ettim. Listeyi hazırladım, Başkan Burhanettin Semerkantlı’ya verdim. Bir sendikacıyla beraber kurun dedi. Ben vazgeçtim. Sonra başka vesile ile Adil Aktuğ ile karşılaştım. Başkanın sendikacı dediği kimse Adil Aktuğ imiş. Beraber kurduk.

İşte dostluğumuz o tarihte başladı.

Akevler henüz kurulmamıştı…

Ondan sonra Komünizmle Mücadele Derneği’nde, Akevler’de, Millî Görüş partilerinde ve Kırgızistan’da hep beraber olduk…

*

Ben kendi başıma iş yapmam, biri desteklerse onunla ortak iş yaparım. Böyle olanlar zaman zaman değişir ama bunlar toplam olarak yirmi kişiyi bulmaz. M. Adil Aktuğ da bunlardandır. Önemli olan şudur; tanıştığımızdan bugüne kadar beraber olduğumuz dört-beş kişiden biridir.

*

Kendisi ile ilgili bir iki hatıramı anlatmak istiyorum.

İzmir’de partiyi yeni kurmuştuk. İzmir Fuarı’nda bir açık salon vardı. Orada toplantı yapmıştık. O zaman şimdi olduğu gibi partiler yoktu. Devletin kurdurduğu partiler vardı. Halk da inanmış ve namaz kılan kimseleri korkak, pısırık olarak görüyordu. Fuar’daki salonun önünde toplanan insanlar dışarıdan bizimle dalga geçiyorlardı. Adil Aktuğ dışarıya çıktı ve sert bir sesle; ‘Bana bakın! Ben eski Müslüman değilim, yeni Müslüman oldum, canınıza okurum!’ dedi. Bunun üzerine toplanan kalabalık dağılıp gitti, bir daha rahatsız edilmedik.

Asıl buna benzer başka bir olay anlatacağım.

Cumhuriyet Halk Partisi ile koalisyon yapmıştık... Sonra Millî Cephe koalisyonlarına da katıldık... Ne var ki iktidar ortağıyız ama devlet güçleri bizi dinlemiyor... Erbakan adeta bunalmış durumda... O günlerde Adil, Reşat ve ben Ankara’ya gidiyoruz... Erbakan benimle görüşmüyor... Adil Aktuğ ve Reşat Erol’un canları sıkkın... (*)

Birkaç ay uzak durduk.

Bir gün Erbakan’ın İzmir’e geldiğini duydum. Karşılamaya gittim ama arkalarda oturarak görünmedim. Sonra Adil Aktuğ gittiğimi öğrenince o da uğurlamaya gidiyor. Önde duruyor. Erbakan uçağa binerken kapıdan aşağı inip ‘Sen Ankara’ya gel’ diyor. Adil Aktuğ Ankara’ya gidiyor. ‘Bu silahsız olmayacak, bir ekip kuracağım, seni başa getireceğim.’ teklifini alıyor. (Dikkat edilirse, bir yiğitler teşkilatı kurulacaksa, başkan olarak M. Adil Aktuğ düşünülüyor. / RNE) M. Adil Aktuğ, ‘Ben Süleyman Karagülle ile görüşmeden bir şey diyemem.’ diyor. Geliyor, bana anlatıyor. Ben de bunun meşru olmadığını, İslâmî olmadığını, ille gerekiyorsa yine devletin bilgisinde bir örgütlenme olması gerektiğini söyledim. Gitti, anlattı ve Erbakan da vazgeçti. 1980’den sonra Millî Görüşçüler ağır bir şeklide yargılandılar ama beraat ettiler. Halbuki Milliyetçi Hareket Partililer mahkum oldular. Adil Aktuğ gelip benimle istişare etmeseydi, Erbakan’a görüşlerimi götürmeseydi. Ülkücüler gibi silahlı teşkilat olacaktı ve en büyük zulmü görecektik. Bugün AK Parti anayasa ekseriyeti ile iktidar olamayacaktı. Allah böylece istediklerine istediği görevi vermektedir. Bugünkü Türkiye birçok insanların nefislerini yenerek sabretmeleri sonucunda oluşmuştur.

*

Bu şekilde çalışan insanların arkadaşı olmayı bana nasip ettiği için Allah’a sonsuz hamd… Âhiret giden arkadaşlarıma ve Adil Aktuğ kardeşime rahmet… Hepimize mağfiret...

SÜLEYMAN KARAGÜLLE

_________

(*) Evet, Üstad’ın yazdığı üzere, Ankara’da birlikte yaşadığımız en sıkıcı günler… Kısaca yazayım ve bu vesileyle Adil Aktuğ’un kim olduğunu da anlatmış olayım. Yıl 1977; 1973 seçiminden sonra, 1977 seçimine -bugünlerde olduğu gibi- birkaç ay var…

CHP koalisyonundan sonra, MC koalisyonundayız, Erbakan Başbakan Yardımcısı…

Seçim öncesinde, biz o zaman -“Adil Düzen” gibi bir “Akevler Projesini”- Erbakan’a sunmak derdindeyiz; oysa herkes milletvekili veya senatör olmak derdinde!...

Hafta başında Ankara’ya vardık, Adil Abi her gün Erbakan ile görüşmemiz için Başbakanlık Özel Kalem’e gidiyor, randevu talep ediyor, Erbakan görüşmüyor!..

Salı.. Çarşamba.. Perşembe…

Görüşemiyor ve İzmir’e dönmeye karar veriyoruz…

Bir gün daha kalalım da Cuma günü görüşme talebi için müracaat edeyim diyorum… Cuma namazından sonra Başbakanlık Özel Kalem’e gittim, müracaatımı yaptım, beklemeye başladım… İki saat sonra Erbakan Hoca ile görüşmeye başladım…

Hatırladığım kadarıyla özetleyeyim: “Biz yeni bir Akevler projesini sunmaya geldik, sizden diğerleri gibi milletvekilliği veya başka bir şey istemiyoruz; almaya değil vermeye geldik… Sizi Fatih’e benzetirsek; Molla Hüsrev veya Akşemseddin olmadan Fatih olur mu?.. Ulubatlı Hasan olmadan Fatih olur mu?..” dedim.

“Bana göre Süleyman Karagülle Molla Hüsrev, Adil Aktuğ bu davanın Ulubatlı Hasan’ıdır… Siz bunlar olmadan İstanbul’u nasıl fethedeceksiniz?!. Hafta başından beri buradayız, sizinle görüşmek istiyoruz ve siz bizimle görüşmüyorsunuz!..” dedim.

Erbakan teşbihimi kabul etti ve “Haklısın…” dedi…

Bu sözleri söylerken gözlerimden şapır şapır yaş geliyordu… Erbakan da duygulandı ve gözlerinden yaşlar geldi…

Görüşmenin devamı var ama bu kadarını anlatmakla iktifa ediyorum.

Sadece bu kadarı bile, benim benzetmem ve Erbakan’ın tasdikiyle, M. Adil Aktuğ’un kim olduğunu anlatmaya yeter.

Bir âlim, bir üstat; Süleyman Karagülle…

Ve onun yiğit dava arkadaşı; M. Adil Aktuğ…

Ben tanıdığım ve birlikte çalışmaya başladığımız 1972 yılından itibaren: MSP İzmir İl Başkanı Süleyman Karagülle ve MSP İzmir Merkez İlçe Başkanı M. Adil Aktuğ; bana da MSP İzmir Gençlik Kolları Başkanlığı görevi verildi…

O yıllarda birlikte Millî Gazete Ege Bölgesi Temsilciliği de yapıyorduk… İzmir’in bütün kazalarını ve Ege’nin bütün illerini parti veya gazete çalışmaları için zaman zaman birlikte geziyorduk… Atlattığımız ölüm tehlikeleri de dahil olmak üzere, yaşanmış pek çok hatıralarımız var…

Ankara kongrelerine, Konya ve Sakarya mitinglerine, Ege illerinde başlayan ve Gaziantep ile Kahramanmaraş’ta noktalanan “…Ve Zafer Yakındır Hamlesi” mitinglerine ve toplantılarına (1975) birlikte gidiyorduk…

Üstat Süleyman Karagülle Kırgızistan’a gittiğinde M. Adil Aktuğ da oralara gitti ve sağlığı müsaade ettiği ölçüde son zamanlara kadar oradaydı…

Üstad’ın dediği gibi; “Ben kendi başıma iş yapmam, biri desteklerse onunla ortak iş yaparım. Böyle olanlar zaman zaman değişir ama bunlar toplam olarak yirmi kişiyi bulmaz. M. Adil Aktuğ da bunlardandır. Önemli olan şudur; tanıştığımızdan bugüne kadar beraber olduğumuz dört-beş kişiden biridir.”

Evet, ben de şehadet ederim ki; M. Adil Aktuğ, özellikle İzmir ve Ege’de mücadele verdiğimiz yıllarda, beraber olduğumuz dört-beş kişiden biridir.

Hattâ o dört-beş kişinin en başta gelenidir…

Haksızlığa tahammül etmediğinden ve general bile dövdüğünden astsubaylıktan yani ordudan atılan; zamanın İzmir Valisi Namık Kemal Şentürk’e karşı geldiğinden, sendikacı olarak İzmir’deki kamu kuruluşundan valinin emriyle atılan M. Adil Aktuğ… Süleyman Karagülle ve Prof. Dr. Saffet Solak (Genel Başkan) ile birlikte; Komünizmle Mücadele Derneği İzmir Şubesi kurucusu M. Adil Aktuğ… Akevler Kredi ve Yardımlaşma Kooperatifi kurucu ve yöneticisi M. Adil Aktuğ… Millî Görüş partileri MNP, MSP, RP İzmir ve Ege illeri teşkilatlarının kurucusu, çeşitli kademelerde yöneticisi ve başkanı M. Adil Aktuğ… Hak-İş Sendikası ilk kurucularından M. Adil Aktuğ… Millî Gazete İzmir ve Ege Bölgesi Temsilcisi ve Yazarı M. Adil Aktuğ… Orta Asya Gençlik Vakfı (OGEV-Kırgızistan) Kurucusu ve Genel Müdürü M. Adil Aktuğ…

Mücahit Adil Aktuğ Kardeşimize;

Allah gani gani rahmet etsin…

Allah mekanını cennet eylesin…

“İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn…”

***

Adil Aktuğ’un imani heyecanı

HASAN AKSAY, Millî Gazete, 11 OCAK 2011 SALI

İslâm ahlak ve heyecanı, insanda dinamizm ve fedakarlık doğuran en büyük güçtür. Adil Aktuğ bu iman ve heyecanla durmak dinlenmek bilmeden hayra koşan bir kardeşimdi. Onu ebedi aleme; birincisinden daha güzel olan yere gönderdik. Allah mekanını cennet etsin.

Milli Nizam Hareketi’nin ilk yıllarından itibaren beraberdik. İslam’ı yaşadı, yapıcı gayret ve fedakarlığı bütün ömrüne hakim kıldı. Bu ömür destanı, uzun sözlerle değil, yalnız tek kelimeyle, "efradını cami, ağyarını mani" olarak ifade edilebilir. Bu kelime İslam’dır.

Asr-ı Saadet’teki bir avuç Müslümanın, gerek kendi; gerek toplum hayatında, doğurduğu harikaların ruhu, İslam bilinmeden anlaşılıp yakalanamaz. Bu günde o güven, gayret ve fedakarlığı İslam’dan başka ortaya koyabilecek bir imkan yoktur.

İslam her devirde, her yerdedir. Öylesine her yerdedir ki, bugün yer küresinde ezan çağrısının sustuğu tek dakika yoktur. Dünyadaki beş kişiden biri Müslümandır.

İnsanlar Müslüman olmaktadır. Fitne cephesinin gayretlerine rağmen, 15 asırdır bütün dünyada, Kur’an-ı Kerim’in tek kelimesi, harfi, virgülü değişmemiştir. Hayali de zorlayan bu fevkaladelikler, Müslümanın aşk ve heyecanına da şaşırtıcı derecede yansımaktadır.

700 yıl önce Söğüt’te. Küçük bir Kayı Beyliği? 600 yıl insanlığa saadet sofraları kuran cihan imparatorluğunu doğurdu? Bu iman, ahlak ve dinamizm, ancak İslâm’dadır.

Kur’an-ı Kerim olmadan 300-500 kişilik kabileden böyle bir destan çıkmaz. Adil Aktuğ’ların, yardım için kıtalar dolaşan gençlerin fedakar hizmetleri, İslâm’sız izah edilemez.

İslam, bireyde, toplumda, her konuda harikalar doğuran iman, ahlak, edep kaynağıdır.

Tıp, bilgi çağının bütün imkanlarıyla, bir alkoliği, alkolün pençesinden kurtarabilmek için iki yıl tedavi zorunda kalıyor. Eğer kurtarabilirse? Ve sonra geri alkole dönmezse?

Asr-ı Saadet’ten bugüne kadar, kim tam bir ihlasla İslâm olursa, bir anda alkol ve esrar gibi tüm belalar kaybolup gidiyor. Bir daha dönmemek üzere yok oluyor. Sadece kötü alışkanlıklar değil, boş geçen yıllar, boşa geçen ömürler de bir anda insanlığa rahmet yağdıran alın teri, heyecan ve imkan olarak ölümsüz çizgiler bırakıyor. Yusuf İslam (Cat Stevens), Roger Garaudy, Malcom X gibi Müslüman olan binlerce kardeşimiz, ne büyük hizmetler, ne silinmez izler bırakıyorlar. Hiç bir şey yapmasalardı, sadece bu eşsiz değişimle ortaya çıkan mucizevi durum, yine de düşünenler için eşsiz bir ibret harikası olmaya yeter.

Adil Aktuğ kardeşimiz, nerede insana, insanlığa, ahlaka, edebe, imana hizmet varsa, seferber olup koşardı. Milli Nizam hareketinde, Milli Gazete’de, Anadolu’da koştu. Yetmedi. Sınırları aştı. Kırgızistan gençleri için eğitim vakfı kurdu, koştu. Bugün Allah’a şükür, on binlerce gencimiz, insanımız, inançla, aşkla, insana yardım için kıtalar dolaşıyor. Doktorlarımız Afrika’nın çöllerinde, Afganistan’ın dağlarında yalnız Allah rızası dolaşıyor. Gençlerimiz her bayramda, insanlığa kardeşlik sofraları kurmak için okyanuslar, dağlar, çöller aşıyor, iman ışığıyla dünyayı aydınlatmaya çalışıyor. Bu ne mübarek bir gençliktir. Bu iradenin ruhu, İslâm bilinmeden görülüp anlaşılamaz. Adil Aktuğ, giderek çığlaşan bu iman ve erdem hareketinin son çağ için öncü bayraktarlarından biri idi. Adil Aktuğ’un başladığı 40 yıl öncenin, bugünden farkı, manevi iklim farkıdır.

Çok kuru ve keskin bir ayazın, manevi filizlenmeye imkan vermediği bir karanlıktan geliyorduk. Bir örnek: Eşref Edip, Sebilürreşad mecmuasında, Basın Yayın Genel Müdürü Vedat Nedim Tör’ün resmi bir yazısını neşretmişti. Sebilürreşad’da peygamberimizin hayatıyla ilgili tefrika için, "Gençliğin beyninde" dini bir filizlenmeye müsaade etmeyeceklerini, tefrikanın derhal kesilmesini istiyordu. Bilginin önündeki engelden büyük zulüm yoktur.

Bu ve bezeri zulüm iklimi, İslâmi heyecan ve gayretin kitlesel dalgalar haline gelmesine engel, manevi bir kıştı. Geçen asrın son çeyreğinde, ülke durumlarına göre farklılıklar taşısa da bütün İslam ülkelerinde bahar esintileri, tabanda olsun başlamıştır. İnşaallah en kısa zamanda İslâm dünyasında yeşeren bu toplumsal hayat, çiçek ve meyveye davranacaktır.

Anadolu’nun, İslâm dünyasının ve tüm insanlığın manevi ve ahlaki baharı için koşturup emek veren tüm kardeşlerimize, gençlerimize, destek verenlere, vakıflarımıza, derneklerimize teşekkür ediyor, başarı ve iki cihan saadeti diliyoruz. Adil Aktuğ’a Allah’tan rahmet, ailesine, dostlarına ve Müslümanlara baş sağlığı diliyoruz. Ruhu şad olsun.

Reşat Nuri Erol
11.01.2011
12:44

MÜSLÜMANLAR MEDYADA NEDEN BAŞARISIZ?

HALKI İYİ ANLAYANLAR MEDYADA NİÇİN BAŞARISIZLAR?

CENK AÇIK

Başlıktaki soruyu ben sormuyorum. Ben sorduğumda bazı arkadaşların zoruna gidiyor. Bu yüzden hemen belirteyim, soru Ertuğrul Özkök’ün.

Dikkat ediyorsanız Hüseyin Gülerce’nin başlattığı ‘halkı iyi anlayan kesim’ tartışması medyada büyüyerek devam ediyor.

Bana göre bu tartışmada en somut soruları Hüriyet’teki köşesinde Ertuğrul Özkök sordu.

Özkök soruyor: ‘Halkı anlayan muhafazakar kesim niçin medyada iyi işler çıkaramıyor?’ Devam ediyor: ’Eğer biz halkı anlamıyorsak, bizim gazetelerimiz ve TV’lerimiz niçin sizinkilerden daha çok okunuyor ve izleniyor?’

Ertuğrul Özkök’ün sorduğu sorularla kendine bir başarı payesi de çıkardığının farkındasınız, değil mi?

Peki gerçekten durum öyle mi? Hakikaten Ertuğrul Özkök’ün dediği gibi ‘ortada tuhaf bir durum’ mu var?

Yaklaşık 20 yıldır ‘halkı iyi anlayanların’ medyasında yönetici olarak çalışmış biri olarak Ertuğrul Özkök’ün sorularına kendimi muhatap sayıyorum ve topa giriyorum.

Umarım bazı canları fazla acıtmam.

Ama biliyorsunuz gerçekler acıdır.

Evet, rakamlar medyadaki başarı / başarısızlık konusunda Ertuğrul Özkök’ü destekliyor.

Fakat işin dikkat çekilmesi gereken bazı noktaları var. Onları unutursak, sağlıklı bir değerlendirme yapmış olmayız.

Öncelikle Ertuğrul Özkök yıllarca devam eden medya-siyaset ilişkilerini ve bu ilişkilerden devşirilen büyük rantın nereye, kime aktığını dile getirmiyor.

Harcanan paranın büyüklüğü kuşkusuz medyada başarının temel taşlarından biridir.

Şimdi gelin elimizi vicdanımıza koyup şu soruya cevap arayalım.

Medya gücünü kullanarak bir gecede POAŞ’dan yaklaşık 1 milyar dolar haksız gelir elde eden Doğan grubu ile bu sektöre alın teriyle biriktirdiği küçük meblağlarla giren patronların aynı sonucu alması mümkün mü?

POAŞ sadece bir örnek. Medyanın hükümetlerle kurduğu ilişkilerden elde ettiği rantın boyutunu bilmeyen yok değil mi?

Mesela Özkök’ün şu soruyu da cevaplaması gerekmez mi?

Onlarca yıldır zarar eden gazeteleriniz ve TV’leriniz hangi paralarla ve niçin sübvanse edildi?

Hürriyet ve Kanal D dışındaki tüm yayın organlarının zarar ettiğini bilmeyen kaldı mı?

Bu büyük zarar hangi ulvi amaç için ve hangi kaynakla karşılandı?

Muhafazakar medyadan herhangi bir işadamının sadece Milliyet’in zararı kadar bir açığa kaç yıl dayanabilir?

Parasını alın teriyle kazanmış hangi iş adamı 30 yıl boyunca ayda birkaç milyon dolar zarar eden bir işletmeye tahammül edebilir?

Yine, Habertürk’ün son birkaç yılda ettiği zararın tutarını sektörde bilmeyen yok. Böyle bir zararı Turgay Ciner hangi parayla ve niçin karşılıyor?

Kendinizi komik duruma düşürmemek için "amaç memlekete hizmet" demeyeceksiniz ,değil mi?

Özetle: Medyada güzel bir çark kurulmuştu. Zarar eden gazete ve TV’lerle iktidarları korkutup büyük ve haksız kazançlar elde ediliyordu. Elde edilen bu kazançların küçük bir kısmı bile medyada rekabeti ortadan kaldıracak etkiyi kazandırıyordu.

Peki aynı başarı son 8 yılda, yani AK Parti iktidarı döneminde niçin gösterilemiyor?

Başarı bir yana, eski medya canını kurtarmak için atmadık takla bırakmadı. Neredeyse dağılıp gidecekler.

‘Tatlı tatlı yemenin acı acı çıkarması vardır.’

Neyse sorularıma devam edeyim ben.

Ertuğrul Özkök’e soruyorum:

Tüm bu hortumlara rağmen medyada gerçekten başarılı mısınız?

Gelin Doğan grubunu masaya yatıralım. Bakalım Özkök’ün övüneceği türden bir başarı var mı ortada.

Malum, Doğan grubu bugün medyada kâr eden iki kuruluş olarak gösterilen Hürriyet’i Simavilerden, Kanal D’yi ise Doğuş grubundan satın aldı.

Onun dışında kalan yayın organlarının büyük kısmını kendi kurdu. Kendi kurduklarından ettiği zarar ve yaşadığı başarısızlık ortada.

Kendi kurdukları şöyle dursun, Milliyet gazetesini bile zarar etmekten kurtaramadılar.

Peki Vatan gazetesi? Çok mu başarılı oldular?

Haber kanalları Cnntürk mü başarılı? Biliyor musunuz milyonlarca dolar harcanarak kurulan Cnntürk’ü kaç kişi izliyor?

TNT’nin durumu nasıl? Halbuki sadece TNT için harcanan para muhafazakar medyanın bütününe harcanan paradan fazla.

Uzan grubundan alınan Star TV niçin olmuyor? Milyonlarca dolar para akıttığınız halde 4. olmaktan niçin kurtaramıyorsunuz?

Doğan’ın büyük paralar harcayarak kurduğu Referans, Radikal, D-smart ve adını duymadığımız daha onlarca kanalı, yayın organı var ve hepsi ayrı bir başarısızlık hikayesi.

Bütün bu paralara rağmen nüfus oranına göre gazete okur sayısına bir bakın bakalım ne görüyorsunuz. Var mı masada övünülecek bir başarı?

Bütün bunlar ortadayken, Ertuğrul Özkök’ün kendisine bir başarı payesi çıkarması değil mi asıl tuhaf olan?

Şimdi işin diğer yanına gelelim.

Ertuğrul Özkök’ün haksızlığı, ‘halkı iyi anladığını’ söyleyenlerin içinde bulunduğu durumun acıklılığını ortadan kaldırmıyor.

Üzücü ama gerçek: ’Halkı iyi anlayanların’ medyasında da büyük bir başarısızlık var.

Evet, rant geliri yok. Evet, ciddi sermaye yok. Doğru, bu işe ciddi anlamda para harcayacak bir işadamı ortaya çıkamadı. Ve bu mahalle medya sektörüne yabancıydı. Sonuç ’başarısızlık’ oldu.

Peki ama her şey para mıydı? Para olmadan da medya da başarılı olunamaz mıydı? Çünkü diğerlerinde para olduğu halde başaramadılar.

Kaldı ki paralı dönemler de olmadı değil. Buna rağmen niçin bir arpa boyu yol kat edilemedi? Bu sonuç sorgulanmayacak mı?

Para yoktu ama bu işe gönül vermiş, yapılan her işi canı gönülden desteklemeye hazır ‘sizi anlayan insanlar’ , hem de milyonlarcası vardı. Yok muydu?

Buna rağmen niye iyi bir TV veya iyi bir gazete ortaya çıkarılamadı.

Acı gerçek karşımızda duruyor. Medyada iyi işler çıkarmaya ne çapımız, ne kültürümüz, ne de vizyonumuz yetti.

Hep küçük oynadık, kendimize rakip medyanın pespayeliğini örnek aldık. Yüksek bir bilinçle neye talip olduğumuzu, ne yapmak istediğimizi, ne tasavvur ettiğimizi ortaya koyamadık.

Patronların sermayesinin sınırları, başarısızlıklarımız için hep bir sığınak oldu.

‘Para olmayınca ancak bu kadar oluyor’ deyip hem kendimizi, hem de etrafı kandırdık.

Okurlarımıza, izleyicilerimize yüksek standartlı ürünler sunmak yerine, onların duygularına hitap eden ve bu duyguları istismar eden işler çıkardık.

İyi gazete, iyi TV, iyi film, iyi dizi yapmak temel hedef değildi. Temel hedefimiz, duygu istismarı yaparak koltuklarımızı korumak oldu.

Bu duygu istismarı, bu kalitesizlik okurları da tembelliğe, bezginliğe sevk etti. Bizi geleceğe taşıyacak bir okur kitlesi oluşmadı.

Kendi başımıza sinemalarda veyahut DVD’lerde gizlice izlediğimiz tarz filmleri, tabanımızdan korkup utandığımız için TV’lerimizde yayınlayamadık.

Kendimiz her türlü müziği dinlerken, normalden daha fazla dindar görünmek için izleyicilerimize ilahiyi reva gördük.

Bu gayri samimi tutumumuzun fark edilmesi çok zaman almadı.

Her birimizde gizliden gizliye bir Ertuğrul Özkök olma çabası vardı. Onun gibi ‘o da olur, bu da olur’ tarzı gazetecilik yapmayı, hiçbir fikrin ideolojinin adamı olmamayı büyük bir maharet addettik. Her birimizin içinde diğer mahalleye kapak atmak için büyük bir ateş yanıp duruyordu.

İsmet Özel’in sık sık kullandığı bir örnekteki gibi: İki mahalle maç yapıyoruz. Sahaya çıktığımızda gördük ki saha meyilli ve çamurlu. Biz sahada yukarı doğru top koşturuyoruz. İçimizden birinin topu alıp karşı takımın sahasına geçmesi bir hayli zor. Fakat çok nadiren de olsa bazı arkadaşlarımız karşı sahaya geçmeyi başardılar. Karşı sahaya geçen arkadaşlarımız ise hemen karşı takımın formasını giyip bize gol atmaya kalktılar.

Özetle: Ne çıkardığımız gazeteler, ne de hazırladığımız TV içerikleri yüksek bir değer taşımadı. ’Küçük olsun ama bizim olsun’ mantığıyla yıllarca muhafazakar patronların paralarını ziyan edip durduk.

Bu işlere ‘dava uğruna’ giren patronlara ’Niçin Aydın Doğan gibi olmuyorsun?’ diye sitem ettik.

Neticede, muhafazakar kesimin TV’leri, gazeteleri imrenilecek bir duruma gelemedi.

Halk bu kesimin gazetelerini okumuyor, TV’lerini ve dizilerini izlemiyor.

Ne yazık ki bu bir gerçek kendimizi kandırmayalım.

Peki içimizden hiç mi düzgün arkadaşlarımız çıkmadı? Elbette çıktı. Duruma itiraz edenler, gidişattan memnuniyetsizliğini dile getirenler oldu. Ama onlara tahammül etmedik. Edemedik.

Gördünüz mü, sonunda mahallenin günahlarına kendimi de ortak ettim.

İçiniz ferah olsun. Artık ben de sizin gibi tüm bu günahların sorumlusuyum.

Zamanında hiç bunlara itiraz etmedim. Böyle yapmayalım da demedim. ’Yazıktır, günahtır, bu camia bunu hak etmiyor’ da demedim. Tüm bu yapılanlara itiraz kabilinden, başkalarının gelmek için takla attığı makamlardan istifa da etmedim.

Kısacası ben de tüm bu olanların ortağıyım. Korkmayın. Sizi günahlarınızda da yalnız bırakmayacağım.

Yazımı Ertuğrul Özkök’ün şu sorusuna bir cevap vermeden bitirmeyeceğim.

Özkök ‘Halkı bu kadar iyi anlıyorsunuz, biz ise anlamıyoruz. Nasıl oluyor da halk bizim gazetelerimizi ve TV’lerimizi izliyor. Niçin en çok bizim yaptığımız diziler izleniyor?’ diye sormuştu.

Bu soruya verilecek en güzel cevap şu: Çünkü biz sizin müptezel, pespaye, 3. dünya ülkesi mantığıyla yaptığınız gazeteleri ve dizileri taklit ettik. Gazeteciliğin sadece sizin yaptığınız gibi yapılacağını sandık. Bu halk da pespaye bir dizi izleyeceksem, ahlakı olmayan bir gazeteyi takip edeceksem, orijinal olanını, en pespaye olanının izleyeyim dedi.

Çünkü ortada sadece pespayelik yarışı vardı. Halk pespayelikte birinciliği, hak edene verdi.

Şimdi halkın bu yaptığına kim yanlış diyebilir ki?

Reşat Nuri Erol
13.01.2011
17:59

Ticaret Kanunu’yla hayat yeniden şekillendi

14/01/2011 Cuma

TBMM Genel Kurulunda, Türk Ticaret Kanunu Tasarısı kabul edilerek yasalaştı. Artık hayatımız A’dan Z’ye değişti... Kanuna göre, yolcu taşımacılığı açısından geleneksel alışkanlıklar terk edilerek, çağdaş düzenlemeler benimsenecek.

Yolcuya kurallara uyma zorunluluğu getirilirken, firmalara da hizmetten doğan kusurları için sorumluluk yüklenecek. Sefer herhangi bir sebeple yapılamamışsa harekette yolcunun katlanamayacağı zaman diliminde gecikme olursa; yolcu, sözleşmeden cayıp ödediği ücreti ve varsa zararını isteyebilecek. Yolcu, aksine bir sözleşme yoksa, bagajı için ayrı ücret ödemeyecek.

Yolcu hakları ve çevrenin korunmasına ilişkin hükümlere göre, taşıyıcı, yolcuları rahat bir yolculukla ve sağlıklı olarak gidecekleri yere ulaştırmak; özellikle hava, ses, yer ve çevre kirliliğine meydan vermemek için gerekli düzeni kurmak ve diğer gerekli önlemleri almakla yükümlü olacak.

Şehirler arası toplu taşıma araçlarında başkasını rahatsız eden yiyecekler tüketilemeyecek. Şehirler arası yolculuklarda yumurta, soğan, pide, lahmacun gibi kokulu yiyecekler yenilmeyecek; otobüslerde tavuk ve horoz gibi canlı hayvan taşınmayacak. Otobüslerde, özellikle gece yarısından sonra olmak üzere, yolcuların uyuduğu saatlerde yüksek sesle müzik çalınmayacak.

Yolcuların seyahat edeceği koltukların temiz olması sağlanacak.

-DOLMUŞ VE KAMYON YAZILARI-

Toplu taşım araçlarının dış yüzeyinin de sade bir görünümde olması gerekecek. Kamyon ve dolmuşlarda sık görülen ’’Kamyon çeker 10-20 ton, gönlüm çeker Paris Hilton’’, ’’Rampaların ustasıyım, gözlerinin hastasıyım’’, ’’Aşıksan vur saza, şoförsen bas gaza’’, ’’Aşk çekenin, yol gidenin’’, ’’Yaklaşma toz olursun, geçme pişman olursun’’, ’’Sollama beni, mahcup ederim seni’’ şeklindeki yazılar kaldırılacak.

Yolcu taşımacılığıyla ilgili hükümlerin nasıl uygulanacağı, Ulaştırma Bakanlığınca çıkarılacak yönetmelikle düzenlenecek.

-BİLETİN BAŞKASINA SATILMASINA TAZMİNAT-

Firmalar, bilette belirtilen yerin başka bir kişiye verilmesi; bilette gösterilen araç yerine, onunla aynı düzeyde olmayan başka bir aracın sefere konulması; aracın belli saatten önce hareketi nedeniyle yolcunun yetişememesi, araçta ilk yardım malzeme ve ilaçlarının bulundurulmaması gibi nedenlerden de nedenlerden de sorumlu olacak. Herhangi bir zarar ispat edilmese bile firma, bilet bedelinin 3 katı tazminat ödeyecek. Bu kurala uymayan araç sürücülerine ve sahiplerine 100-1500 TL arasında idari para cezası verilecek.

Firma, yolcuların kazaya uğramalarından doğacak zararı tazmin etmekle yükümlü olacak. Ancak, firma, kazanın en yüksek özenin gösterilmesine rağmen kaçınılmaz ve önlenemez bir nedenden meydana geldiğini ispat ederse tazminat ödemeyecek.

-TEHLİKELİ EŞYA TAŞINMASI-

Tehlikeli eşya taşınacaksa, gönderen, taşıyıcıya açık, anlaşılır bir içerikle ve yazılı olarak zamanında bildirimde bulunacak.

Eşyanın niteliği ambalaj yapılmasını gerektiriyorsa, gönderen, eşyayı hasardan koruyacak ve taşıyıcıya zarar vermeyecek şekilde ambalajlamak zorunda olacak.

Gönderen, kusuru olmasa da yetersiz ambalajlama ve işaretleme, tehlikeli mal hakkında bildirimde bulunmamaktan kaynaklanan, taşıyıcının zararlarını tazminle yükümlü olacak. Gönderenin bu durumlarda sorumlu olduğu tazminat miktarı, gönderinin her kilosu için 35 TL ile sınırlı olacak.

Gönderici taşıma sözleşmesini her zaman feshedebilecek. Gönderen sözleşmeyi feshederse, taşıyıcı ücret talep edebilecek. Taşıma ücreti eşyanın tesliminde ödenecek. Taşıyıcı, eşyayı kararlaştırılan sürede teslim etmekle yükümlü olacak.

Taşıyıcı, eşyanın taşınmak üzere teslim alınmasından teslim edilmesine kadar geçecek sürede eşyanın kaybından, hasarından veya teslimindeki gecikmeden doğan zarardan sorumlu tutulacak. Taşıyıcı, eşyanın tamamen veya kısmen kaybolmasından dolayı tazminat ödemekle sorumlu tutulduğunda, bu tazminat miktarı eşyanın taşınmak üzere teslim alındığı yer ve zamandaki değerine göre hesaplanacak.

-EV VE BÜRO EŞYALARININ TAŞINMASI-

Ev ve büro eşyalarının taşınması açısından da önemli yenilikler getiren düzenlemeye göre, taşıyıcının yükümlülükleri, mobilyalarının sökülmesi ve kurulması ile eşyanın yüklenip boşaltılmasını da kapsayacak.

Bir evden, bürodan veya benzeri bir yerden alınan eşyaları benzeri bir yere taşıyan taşıyıcının, kaybolma veya hasar nedeniyle sorumluluğu, taşıma sözleşmesinin ifası için gerekli olan yükleme hacminin metreküpü başına 6 bin TL ile sınırlı olacak.

Eşyanın kaybolmasından veya hasara uğramasından doğan talep hakları, kaybolma veya hasar açıkça görülüyorsa eşyanın teslimini takip eden 3 iş günü içinde; açıkça görülmüyorsa, teslimi takip eden 14 iş günü içinde taşıyıcıya bildirilmemişse sona erecek.

-DENİZ HUKUKU-

Hacizli Türk veya yabancı bayraklı gemilerin ’’vaktinden evvel’’ satılmaları olanağı getirilecek. Buna göre, gemi veya içindeki eşya; insan ve çevre güvenliği açısından tehlike gösterirse, icra müdürü veya liman başkanı, ihtiyaten veya icra yoluyla haczedilmiş olan Türk veya yabancı bayraklı geminin vaktinden önce satılması için mahkemeye başvurabilecek.

Türk bayrağı çekme hakkı olmamasına rağmen bayrak çeken veya çekmesi gerekirken başka bir devletin bayrağını çeken geminin kaptanına 6 aya kadar hapis cezası verilecek.

-ÇEVRE YÜKÜMLÜLÜĞÜ-

Bir geminin kurtarılamayacak şekilde batması, yararlanılabilir enkaz bırakmaksızın harap olması, patlaması ve tahrip edilmiş olması gibi nedenlerden zarar görmesiyle gemi üzerindeki mülkiyet hakkı sona erecek. Ancak, gemi sahibinin yararlanabilir enkaz üzerindeki taşınır mülkiyeti ile her türlü enkazın kaldırılmasına ve çevrenin korunmasına ilişkin yükümlülükleri devam edecek.

Deniz alacaklarından başka alacaklar için gemi hakkında ihtiyati haciz kararı verilemeyecek.

-GEMİ KAZALARINDA YOLCU LEHİNE DÜZENLEME-

Yolcular, gemi kazalarında tazminat alma hakkına kavuşacak.

Taşıyan, alabora olma, karaya oturma, çarpma, yangın ve arıza nedeniyle meydana gelen gemi kazası yüzünden yolcunun ölmesi veya yaralanmasından doğan zarardan sorumlu olacak. Taşıyanın sorumluluğu, zarar gören yolcu başına her bir gemi kazası için 250 bin özel çekme hakkıyla (yaklaşık 1 milyon TL ile) sınırlı olacak.

Deniz yoluyla yolcu taşımada yolcunun ölümü, yaralanması ve bedensel zararından ilgilisi lehine doğan tazminat istemlerinde zamanaşımı 10 yıl olacak. Yolcunun taşıma sözleşmesinden doğan bagajın kaybı veya hasara uğramasından doğan alacaklar da dahil olmak üzere diğer bütün alacaklar 2 yılda zamanaşımına uğrayacak.

-ZORUNLU SİGORTA-

12 kişiden fazla yolcu taşımak için ruhsat almış bir gemiyle yolcu taşındığı takdirde, taşımanın tamamını veya bir kısmını üstlenen veya gerçekleştiren bütün taşıyanlar, yolcuların ölümünden veya yaralanmasından doğabilecek sorumluluklarına karşı sigorta yaptırmakla yükümlü olacak. Zorunlu sigorta bedelinin tavanı, her kaza için kişi başına 1 milyon TL’den az olamayacak.

Sigorta yaptırmayan 12 kişiden fazla yolcu kapasiteli gemilerin limandan çıkışına izin verilmeyecek. Bu durumdan, turist taşıyan tekneler ile İstanbul Boğazı’nda yolcu taşımacılığı yapanlar da etkilenecek.

-ÇEVRE ZARARI, ÖZEL TAZMİNAT-

Deniz kazalarında kurtarma ve yardım faaliyeti yapılırken çevre korunacak.

Kirlenme, bulaşma, yangın, patlama veya benzeri olayların, kıyı sularında ve ona bitişik bölgelerde insan sağlığına veya deniz canlılarına ya da kaynaklarına verdiği ağır zararı ifade eden ’’çevre zararı’’ kavramı tasarıya alınarak, taraflar, deniz kazalarında gemi ve yükün kurtarılması kadar, çevre zararının önlenmesi ve sınırlandırılması için gerekli özeni gösterecek.

Kurtarma faaliyetinin, çevre kirliliğini önlemeye veya sınırlamaya yönelik olduğu hallerde, kurtarana, giderleri için ’’özel tazminat’’ ödenecek.

Petrol kirliliğinin önlenmesi konusunda, uluslararası sözleşmelerde yer alan düzenlemelere uyulacak.

-SİGORTA HUKUKU-

Sigorta hukuku alanında da yeni düzenlemeler getiren yasaya göre, sigortacıya, sözleşme yapılması ve devamında sözleşmeye ilişkin bilgi verme ve sigortalının hakları konusunda, karşı tarafı aydınlatma yükümlülüğü getirilecek. Sigorta ettiren de her türlü bilgi ve belgeyi sigortacıya verecek.

Bir kimsenin hayatı bir veya birkaç sigortacı tarafından çeşitli bedeller üzerine sigorta ettirilebilecek.

Sigortalı, güvence kapsamında değişiklik yapmadan, primin yükseltilmesi durumunda, sözleşmeyi sona erdirebilecek.

Sigortacı da ilk taksiti veya tamamı bir defada ödenmesi gereken prim zamanında ödenmemişse, sözleşmeden 3 ay içinde vazgeçebilecek.

-SORUMLULUK SİGORTASI-

Meslekleri gereği bir hata yapıp, tazminat talebiyle karşılaşacağını düşünen kişilerin düzenleyeceği sözleşmelerle ilgili olarak, ’’sorumluluk sigortaları’’ kavramı Türk hukukuna ilk defa girdi.

Zarar gören, uğradığı zararı doğrudan sigortacıdan isteyebilecek.

Buna göre, sigortacı, sigortalının sözleşmede öngörülen ve zarar daha sonra doğsa bile, sigorta süresi içinde gerçekleşen bir olaydan kaynaklanan sorumluluğu nedeniyle zarar görene tazminat ödeyecek. Yanlış tedavi uygulayan doktor, yanlış savunma yapan avukat, kötü yönetim sergileyen şirket yetkilisi karşılaştıkları tazminat taleplerini, sorumluluk sigortası kapsamında karşılayabilecek. Ancak, sigortacı, sigortalının sorumluluk konusu olayı kasten gerçekleştirmesinden doğan zararlardan sorumlu olmayacak.

-HAYAT SİGORTASI-

Hayat sigortası konusunda, AB mevzuatına uygun hükümler içeren yasaya göre, sigorta yatıranlar, sigortacının kendisine cayma hakkını kullanabileceğini bildirmesinden itibaren 15 gün içinde sözleşmeden vazgeçebilecek.

Grup sigortasına olanak tanınacak. En az 10 kişiden oluşan grup lehine tek sözleşmeyle sigorta yapılabilecek.

-SÖZLEŞMEYİ SONA ERDİRME-

Sigortalının sözleşmeyi sona erdirme süresi, 3 yıldan 1 yıla indirilecek. Sigortalı, en az 1 yıldan beri yürürlükte bulunan ve 1 yıllık primi ödenmiş olan sigorta sözleşmelerinde, istediği zaman sözleşmeyi sona erdirebilecek.

Yaşama olasılığına karşı yapılan sigortalarda, sigortacıdan ayrılma değerinin istenebilmesi için sigortalı, sağlıklı olduğunu ispat edecek.

Sigorta ettiren, sigorta bedelini ödeme borcunun doğmasını sağlamak amacıyla sigortalıyı öldürür veya öldürülmesinde suç ortaklığı ederse, sigortacı bedel ödeme borcundan kurtulacak.

Sigortalının intiharı veya intihara teşebbüsü sonucu ölümü, akli melekelerindeki bir rahatsızlık nedeniyle 3 yıldan önce gerçekleşmişse sigortacı, sigorta bedelini ödemek zorunda olacak.

Doğum sırasında, anne veya babadan biri için yaptırılmış bir hastalık veya sağlık sigortasının bulunması halinde, aksi kararlaştırılmamışsa, doğumdan sonra bebek, ek prim olmaksızın sigorta kapsamına girecek.

Ticari işlerde bileşik faiz uygulamasına son verilmesini de öngören Türk Ticaret Kanunu TBMM Genel Kurulunda kabul edilerek yasalaştı.

Kanuna göre, fikri mülkiyet hakkı ile finans sektöründe faaliyet gösteren kiralama, finansal kiralama (factoring) gibi şirketler başta olmak üzere çeşitli finans kurum ve kuruluşlarına ilişkin mevzuattan doğan davalar, ticari davalar arasında yer alacak.

Ticari işlerde faiz oranı serbestçe belirlenecek; kanuni, anapara ve temerrüt faizi hakkında ilgili mevzuat hükümleri uygulanacak.

Bileşik faiz uygulamasına son verilecek.

Aksine sözleşme bulunmuyorsa, ticari bir borcun faizi, vadenin bitiminden ve belli bir vade yoksa, ihtar gününden itibaren işlemeye başlayacak.

-VAKIFLAR-

Ticari bir işletme işleten vakıflar, dernekler ve özel hukuk hükümlerine göre yönetilmek veya ticari şekilde işletilmek üzere kamu tüzel kişilikleri tarafından kurulan kurum ve kuruluşlar da tacir sayılacak.

Kamu tüzel kişileri ile kamu yararına çalışan dernekler ve gelirinin yarısından fazlasını kamu görevi niteliğindeki işlere harcayan vakıflar, bir ticari işletmeyi, ister doğrudan, ister kamu hukuk hükümlerine göre yönetilen ve işletilen bir tüzel kişi eliyle işletsinler tacir sayılmayacak.

-SİCİL BİLGİ BANKASI-

Ticaret sicili, ticaret ve sanayi odaları veya ticaret odaları tarafından tutulacak. Oda bulunmayan ya da yeterli örgütlenmesi olmayan odaların bulunduğu yerlerde ise ticaret sicili Sanayi ve Ticaret Bakanlığınca belirlenecek bir oda tarafından tutulacak.

Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği nezdinde, Türkiye çapında sicil kayıtlarına elektronik ortamda ulaşabilmenin sağlanması amacıyla kayıtların elektronik ortamda sunulabileceği bir bilgi bankası kurulacak. Bilgi bankasına giriş serbest olacak, herkes kayıtları inceleyebilecek.

-DEVLET VE ODA SORUMLU OLACAK-

Ticaret sicilinin tutulmasından doğan bütün zararlardan, devlet ve ilgili oda müteselsilen sorumlu olacak.

Tescil ve kayıt için gerçeğe aykırı beyanda bulunanlar, 3 aydan 2 yıla kadar hapis ve adli para cezasına çarptırılacak.

-İNTERNET SİTESİ-

Şirketlerle ilgili belgelere internet sitesi adresi ile numarasını da yazılacak. Her sermaye şirketinin bir internet sitesi olacak. Bu sitede, şirket ilanları, pay sahipleri ve ortakları açısından önem taşıyan açıklamalar, finansal tablolar, raporlar, yönetim kurulu ve genel kurul toplantılarına ilişkin bilgiler yayınlanacak. İnternet sitesini konulmasına gereken bir içerik konulmamışsa, hukuka aykırılığın ve yönetim kurulunun görevini yerine getirmemesinin bütün sonuçları doğacak.

İçerik, en az 6 ay süreyle şirketin internet sitesinde yer alacak, yoksa konulmamış sayılacak.

-’’PARİS’TEN DİPLOMALI TERZİ...’’-

Haksız rekabetin önlenmesini de düzenleyen yasa, tüketicilerin korunmasına ilişkin hükümler getiriyor.

Başkalarını veya mallarını ve fiyatlarını, yanıltıcı, incitici ve kötüleyici beyanlar, karşılaştırmalı ve aşırı reklamlar, paye, diploma veya ödül almadığı halde bunlara sahipmiş gibi hareket etme, rekabeti bozucu satış yöntemleri, haksız rekabet sayılacak. İş yerine yanıltıcı şekilde, ’’Paris’ten diplomalı terzi’’, ’’Christian Dior’un kalfası’’, ’’Ödüllü çevirmen’’ gibi sahte belge asarak haksız rekabet yaratanlara 2 yıla kadar hapis cezası verilecek.

Ticari işletmesi, malları, iş ürünleri, faaliyeti, fiyatları, stokları, satış kampanyalarının biçimi ve iş ilişkileri hakkında, ’’gerçek dışı veya yanıltıcı’’ açıklamalarda bulunmak suç sayılacak. İşletmeler, rekabette öne geçmek için ’’sezon sonu’’ indirimi diye hiç bitmeyen kampanyalarla tüketiciyi yanıltamayacak.

’’Yüksek kalite, düşük fiyat’’ sloganıyla mağazaya çekilen müşterilere, reklamı yapılan ürünlerin yerine, ucuzluk uygulanan başka mallar verilerek tüketiciler aldatılamayacak.

-KAPIDAN SATIŞ-

Müşteri, malın gerçek değeri konusunda yanıltılamayacak. Müşterinin karar verme özgürlüğüne, hediyelerle etki edilemeyecek.

Saldırgan satış teknikleriyle müşterinin karar verme özgürlüğü kısıtlanamayacak.

Evin kapısına (kapıdan) gelerek veya yoldan çevirerek yapılan satışlar, saldırgan satış yöntemi olarak değerlendirilecek.

-TAKSİTLİ SATIŞLAR-

Malların, iş ürünlerinin veya faaliyetlerinin özellikleri, miktarı, kullanım amaçları, yararları veya tehlikeleri gizlenerek müşteri yanıltılamayacak. Sadece açıklamalar değil, malın biçimi, paketlenme tarzı, etiketteki takdim gibi görsel algılamalar da yanıltıcı olmayacak.

Taksitli satış ve tüketici kredilerinde dürüst davranılmaması, haksız rekabet sayılacak. Uygulanan faiz veya vade farkı, ödemelerin nasıl yapılacağı ve taksitle satış yapanın unvanı açıklanacak.

-2 YILA KADAR HAPİS CEZASI-

Bu haksız rekabet fiillerinden birini kasten işleyenlere, 2 yıla kadar hapis ve para cezası verilecek.

Bir kimseyi başkasıyla yapmış olduğu sözleşmeyi ihlale ve feshe yöneltici eylemler, başkalarının iş ürünlerinden yetkisiz yararlanma, iş sırlarını hukuka aykırı ifşa etme, iş şartlarına uymama, dürüstlüğe aykırı davranış olarak değerlendirilecek.

Haksız rekabet ilkelerine aykırı davranan basın, yayın, iletişim ve bilişim kuruluşları da sorumlu olacak ve aleyhlerine dava açılabilecek. GSM operatörleri de abonelerine haksız rekabet unsuru içeren bir mesaj göndermeleri durumunda, mesajın kim tarafından gönderildiğini açıklayacaklar.

-TÜRKİYE MUHASEBE STANDARTLARI-

Her işletme sahibi, ticari defter tutmak zorunda olacak. Defterler ile yılsonu finansal tabloları, Türkiye Muhasebe Standartlarına uygun olacak.

Ticaret unvanı haksız şekilde bir başkası tarafından kullanılan hak sahibi, bu durumun ortadan kaldırılması ile maddi ve manevi tazminat isteyebilecek.

-ACENTELİK-

Aracılıkta bulunduğu veya yaptığı sözleşmelerden doğacak ihtilaflardan dolayı acente, müvekkili adına dava açabileceği gibi kendisine karşı da aynı sıfatla dava açılabilecek. Ancak, yabancı kişilere karşı Türkiye’de açılacak davalarda alınan kararlar acentelere uygulanmayacak.

Acente, yetkisi olmaksızın veya yetki sınırlarını aşarak, müvekkili adına bir sözleşme yaparsa, müvekkili bunu haber alır almaz onay verebilecek, vermediği takdirde acente sorumlu olacak.

Acente, kendi çabası sonucu ortaya çıkan işlemler ile müvekkilinin işletmesine herhangi bir şekilde kazandırdığı üçüncü kişilerle yapılan işlemler için ücret isteyebilecek. Ücret hakkı yönünden, aracı ve sözleşme yapan acente arasında fark olmayacak.

-’’TAHSİL KOMİSYONU’’ İSTEYEBİLECEK-

Acentelik ilişkisinin devamı süresince, belli bir bölgedeki veya çevredeki müşterilerle kendi katkısı olmadan kurulan işlemler için de acente ücret isteyebilecek.

Acente, müvekkilinin talimatına uygun olarak tahsil ettiği paralar için tahsil komisyonu isteyebilecek.

-ŞİRKETLER-

Kooperatifler ticaret şirketi sayılacak. Ticaret şirketleri; kolektif, komandit, anonim, limited şirketler ile kooperatiflerden oluşacak.

Ticaret şirketlerine, devredilebilir elektronik ortamlar, alanlar, adlar ve işaretler gibi değerler ile fikri mülkiyet hakları da sermaye olarak konulabilecek.

Şirketler, sermaye olarak koydukları taşınmaz veya diğer bir ayni hak üzerinde tasarruf edebilmek için bunları tapu siciline tescil ettirecek. Böylece, Anadolu’da sermaye olarak konulmuş taşınmazların şirket adına yıllarca tescillerinin yapılmamasından doğan sorunların önüne geçilecek.

-CANLI BAĞLANTILI TOPLANTI-

Şirketler, elektronik ortamda yönetim kurulu ve genel kurul toplantılarını yapabilecek.

Sermaye şirketlerinde müdürler kurulu ve yönetim kurulu; kolektif, komandit, limited ve anonim şirketlerde de ortaklar kurulu ve genel kurul toplantıları on-line gerçekleştirilebilecek. On-line toplantı sistemiyle anonim şirketlerde genel kurula katılım, öneride bulunma ve oy verme; hukuksal açıdan, fiziki katılımla aynı sonuçları doğuracak. Şirketlerin elektronik ortamda toplantı yapabilmelerinin esas ve usulleri, Sanayi ve Ticaret Bakanlığınca çıkarılacak bir yönetmelikle düzenlenecek.

Elektronik ortamı kullanmak isteyen ortaklar, pay sahipleri ve yönetim kurulu üyeleri e-posta adreslerini şirkete bildirmekle yükümlü olacak.

Halka açık anonim şirketlerde kurumsal yönetim ilkeleri, Sermaye Piyasası Kurulunca belirlenecek.

-ŞİRKETLERİN BİRLEŞMELERİ-

Anonim, sermayesi paylara bölünmüş komandit, kolektif, komandit şirketler ve kooperatifler birbirleriyle birleşebilecek.

Eksi veya borca batık bilançosunun varlığı bir şirketin birleşmesini engellemeyecek.

Sermayesi ile kanuni yedek akçeleri toplamının yarısı zararla kaybolan veya borca batık durumda bulunan bir şirket, kaybolan sermayeyi veya gerekiyorsa borca batıklık durumunu karşılayabilecek tutarda serbestçe tasarruf edilebilen özvarlığa sahip bir şirketle birleşebilecek.

-AYRILMA AKÇESİ-

Birleşmeye katılan şirketler, birleşme sözleşmesinde ortaklara, devralan şirkette, pay ve ortaklık haklarının iktisabı ile iktisap olunan şirket paylarının gerçek değerine denk gelen bir ayrılma akçesi arasında seçim yapma hakkı tanıyabilecek.

Ayrılma akçesinin nakit verilmesi şart olmayacak. Başka bir şirketin payı/pay senedi veya bir diğer menkul değer verilebilecek.

-ŞİRKETTEN ÇIKARMA HAKKI-

Büyük çoğunluğa, sorun çıkaran azınlığı veya ortağı, ayrılma akçesi ödeyerek şirketten çıkarma hakkı verilecek. Ortak, şirket iç barışını düzenlemeye yönelik çıkarma kararına itiraz edemeyecek, ancak ayrılma akçesinin tutarı konusunda itiraz hakkı bulunacak.

-BİRLEŞMEDE KOLAYLIK-

Birleşme, alacaklıların haklarının zarara uğraması olasılığı yoksa kolaylaştırılacak.

Devralan şirket, devrolunan şirketin oy hakkı veren bütün paylarına sahipse; bir şirket ya da bir gerçek kişi veya kişi grupları, birleşmeye katılan sermaye şirketlerinin oy hakkı veren tüm paylarına sahiplerse, kolaylaştırılmış düzene göre birleşebilecek.

-ŞİRKETLERİN BÖLÜNMESİ-

Çok büyüyen ve çekirdek işletme konusundan uzaklaşan şirketlerin ana faaliyet konularına dönmelerine olanak sağlayan ’’bölünme’’ de Türkiye’de maddi hukuk yönünden ilk defa düzenleniyor.

Bir şirket, tam veya kısmi bölünebilecek. Tam bölünmede, şirketin tüm malvarlığı bölümlere ayrılacak ve diğer şirketlere devrolunacak. Kısmi bölünmede ise bir şirketin malvarlığının bir veya birden fazla bölümü diğer şirketlere devrolunacak.

Devralan şirket, sermayesini, devreden şirketin ortaklarının haklarını koruyacak miktarda artırabilecek.

Buna göre, Türkiye’nin çeşitli bölgelerinde fabrikaları olan bir şirket, her fabrikayı bağımsız bir şirkete dönüştürebilecek.

-TÜR DEĞİŞTİRME-

Bir şirket, hukuki şeklini değiştirebilecek. Tür değiştirmede ortakların şirket payları ve hakları korunacak. Tür değiştirme bahane edilerek, hiçbir ortak şirketten çıkarılamayacak ve hakları sınırlandırılamayacak.

Birleşme, bölünme veya tür değiştirmede, ortak olmayı sürdürme hakkının şirket payının veya haklarının kanuna uygun şekilde tanınmaması veya ayrılma karşılığının uygun olmaması halinde, her ortak, mahkemeden denkleştirme akçesi ödenmesini isteyebilecek.

-İNCELEMEYE SUNMA YÜKÜMLÜLÜĞÜ-

Şirketler, birleşmeye, bölünme ve tür değiştirmeye ilişkin işlemleri, raporları ve belgeleri ilgililerin incelemesine sunmakla yükümlü olacak.

Hakim şirket, hakimiyetini bağlı diğer küçük şirketleri kayba uğratacak şekilde kullanamayacak. Hakim şirket, bağlı (yavru) şirketlerce, itibarını kullanmasının uyandırdığı güvenden sorumlu olacak.

Ticaret şirketlerine ilişkin düzenleme yetkisi Sanayi ve Ticaret Bakanlığında olacak.

Yurt dışında yaşayan vatandaşlardan para toplayan şirketlere karşı önlemleri de içeren Türk Ticaret Kanunu Tasarısı, TBMM Genel Kurulunda kabul edilerek yasalaştı.

Kanuna göre, anonim veya bir başka şirket kurmak, şirketin sermayesini artırmak amacıyla veya vaadiyle halktan para toplanabilmesi için Sermaye Piyasası Kurulu’ndan (SPK) izin alınacak. SPK’dan izin almadan para toplayanlara 6 aya kadar hapis cezası verilecek.

AB hukuk normları doğrultusunda yapılan düzenlemeyle yürürlükteki Türk Ticaret Kanunu’ndaki en az 5 kişiyle anonim şirket kurulabileceği yönündeki zorunluluk kaldırılıyor. Buna göre, tek pay sahibi anonim şirket kurabilecek. Tek pay sahipli şirkette, bu pay sahibi 1 gerçek kişi olabileceği gibi, 1 tüzel kişi, pay senetleri borsada işlem gören şirket ya da başka bir sermaye şirketi olabilecek.

Şirketin unvanı, işletme konusu, sermaye yapısı, pay senetleri, yönetim kurulu ve genel kurulunun durumu başta olmak üzere gerekli bilgilere yer verilen esas sözleşmede ’’kanunun açıkça izin verdiği’’ durumlar dışında değişiklik yapılamayacak.

-MALİ YAPIYI GÜÇLENDİRME-

Anonim şirketlerin kuruluş aşamasında, sermayesinin belli bir bölümüne karşılık gelen hisse senetleri, banka ve büyük finans kuruluşlarının taahhütleri doğrultusunda, sermaye piyasası mevzuatına göre halka arz edebilecek.

Halka arzı yapacak olan banka ve finans kuruluşlarının, başlangıçta pay bedelini kısmen veya tamamen ödememe zorunluluğu olmayacak. Garanti ettikleri nakdi payların karşılıklarını, satıştan elde ettikleri gelirden ödeyecek olan banka ve finans kuruluşları, satış işlemini yapamazsa, hisse senetleri karşılığında taahhüt ettikleri miktarı kendileri karşılayacak.

-1 KİŞİLİK YÖNETİM KURULU-

Anonim şirketlerde, yönetim kurulunun en az 3 üyeden oluşacağına ilişkin mevcut hüküm kaldırılıp, AB hukukuyla uyum sağlanarak, en az 1 üyeli yönetim kuruluna olanak tanınıyor. Anonim şirketin, esas sözleşmeyle atanmış veya genel kurul tarafından seçilmiş 1 veya daha fazla kişiden oluşan bir yönetim kurulu olacak.

Tüzel kişiler, yönetim kurulu üyesi olabilecek. Tüzel kişi adına, yönetim kurulu toplantılarına gerçek kişiler katılarak oy kullanacak.

Yönetim kurulu üyelerinin 4’te 1’inin yüksek öğrenim görmüş olması şartı aranacak.

-PAY SAHİBİ ZORUNLULUĞU KALDIRILIYOR-

Yönetim kurulu üyelerinin pay sahibi olmalarına ilişkin zorunluluk kaldırılarak, kurulların uzman ve profesyonel kişilerden oluşmasına olanak sağlanacak.

Esas sözleşmede öngörülmek şartıyla, belirli pay gruplarına, özellik ve nitelikleriyle belirli bir grup oluşturan pay sahiplerine ve azınlığa, yönetim kurulunda temsil edilme hakkı tanınabilecek.

-ZARAR SİGORTASI-

Yönetim kurulu üyelerinin, görevlerini yerine getirirken şirkete verecekleri zararlarının güvence altına alınması için isteğe bağlı zarar sigortası getirilecek.

Anonim şirketin pay sahipleri, iştirak taahhüdünden doğan borç hariç, şirkete borçlanamayacak. Şirketler topluluğuna dahil şirketler birbirlerine kefil olabilecek.

-RİSKİN ERKEN SAPTANMASI-

Hisse senetleri borsada işlem gören şirketler, varlık, gelişme ve devamlarını tehlikeye düşüren risklerin erken tanısı ve yönetimi için uzman bir komite kurmakla yükümlü olacak.

Risklerin erken teşhis ve yönetimi komitesi, faizlerdeki dalgalanmalar, döviz spekülasyonları ve kredilerin geri ödenmesinde ortaya çıkan riskleri belirleyerek, şirketlerin darboğaza girmelerini önlemeye yönelik tedbirleri alacak.

-MUHALİF ÜYELER ŞERH YAZABİLECEK-

Yönetim kurulunun aldığı kararlara katılmayan üyeler, muhalefet şerhi yazabilecek.

Anonim şirketin temel yapısına uymayan ve sermayenin korunması ilkesini gözetmeyen yönetim kurulu kararları, mutlak geçersiz (batıl olacak) sayılacak.

Yönetim kurulu üyesi, kendisi veya yakınları ile şirket arasında menfaat çatışması olan durumlarda toplantılara katılamayacak.

-DENETİM SİSTEMİ-

Anonim şirketlerin finansal tabloları denetçi tarafından, uluslararası denetim standartlarıyla uyumlu Türkiye denetim standartlarına göre denetlenecek. Yönetim kurulunun yıllık faaliyet raporu içinde yer alan finansal bilgilerin, finansal tablolarla tutarlı olup olmadığı da denetim kapsamında olacak.

Türkiye Denetim Standartları Kurulu kuruluncaya kadar, Türkiye denetim standartları, kamu tüzel kişiliğini haiz TÜRMOB ile ilişkili bir kurul tarafından uluslarararası denetim standartlarıyla uyumlu olarak belirlenecek.

-DENETLEME KURULUŞU-

Denetçi, ancak ortakları yeminli mali müşavir veya serbest muhasebeci mali müşavir sıfatını taşıyan bir bağımsız denetleme kuruluşu olabilecek. Küçük ve orta ölçekli şirketler en az 1 yeminli mali müşaviri veya serbest muhasebeci mali müşaviri denetçi seçebilecek.

Denetçiler, tüzel kişiliği haiz bir üst kurum kurulup faaliyete geçinceye kadar Sanayi ve Ticaret Bakanlığınca denetlenecek.

Anonim şirketlerin finansal tabloları, yönetim kurulunun yıllık faaliyet raporu, kar dağıtımına ilişkin genel kurul kararı ve denetçi raporu, Türkiye Ticaret Sicil Gazetesinde ilan edilecek; şirketin internet sitesine konulacak.

-HALKTAN PARA TOPLANMASI-

Anonim veya bir başka şirket kurmak, şirketin sermayesini artırmak amacıyla veya vaadiyle halktan para toplanabilmesi için SPK’dan izin alınacak. Bu iznin esasları, SPK’ca düzenlenecek. SPK, izinsiz para toplanması girişiminin ve başlanmışsa para toplanmasının tedbiren hemen durdurulmasını, toplanan paraların koruma altına alınmasını, gerekli diğer önlemlerin uygulanmasını, gereğinde kayyum atanmasını mahkemeden isteyebilecek. SPK’nın talebi için teminat istenmeyecek.

Kanuna aykırı para toplayanlar ve fiilden haberli olan kurumlar ile ilgili şirketin yönetim kurulu üyeleri, yöneticileri ve girişimcileri toplanan paranın derhal SPK tarafından belirlenen bir mevduat veya katılım bankasına yatırılmasından, müteselsilen sorumlu olacaklar. Alınan tedbir veya hacizden itibaren 6 ay içinde dava açılacak. SPK’dan izin alındıktan sonra toplanan tutarların amacına uygun olarak kullanılıp kullanılmadığı da takip edilecek.

SPK’dan izin almadan para toplayanlara 6 aya kadar hapis cezası verilecek.

Böylece SPK’dan izin alınmaksızın, özellikle yurt dışında bir anonim şirket kurmak veya sermaye artırmak amacıyla para toplanmasına engel olunacak, halkın bu yolla aldatılması önlenecek.

-İNTERNET SİTESİ KURMAYANLARA CEZA-

Kanunun yürürlüğe girmesinden itibaren 3 ay içinde internet sitesini oluşturmayan veya ’’bilgi toplumu’’ hizmetlerine özgülemeyen şirket yöneticileri, 6 aya kadar hapis ve 300 güne kadar adli para cezasına çarptırılacak. Küçük ölçekli işletmelere ise internet sitesi kurmaları için 1 yıl süre verilecek.

Şirketin kuruluşu, sermayesinin artırılması ve azaltılması ile birleşme, bölünme, tür değiştirme ve menkul kıymet çıkarma gibi işlemlerle ilgili belgelerin sahte düzenlenmesi durumunda, 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezası verilecek. Şirket sermayesi hakkında yanlış beyanda bulunanlar ile işletme ve aynı niteliği farklı gösterenlere 3 aydan 2 yıla kadar hapis uygulanacak.

Denetim elemanlarına eksik veya gerçeğe aykırı bilgi verenler de 2 yıla kadar hapis cezasına çarptırılacak.

Görevleri nedeniyle öğrendikleri işletme sırlarını açıklayanlar 1 yıldan 3 yıla kadar hapisle cezalandırılacak.

-ÇEK VE SENET İŞLEMLERİ-

Kayıtsız ve şartsız ödenecek havaleyi, muhatabın unvanını, ödeme yerini, düzenlenme tarih ve yerini, düzenleyenin imzasını içeren senet çek sayılacak.

Karşılığı bulunmayan çek düzenleyen kişi, çekin karşılıksız kalan bedelinin yüzde 10’unu ödemekle yükümlü olacak; ayrıca hamilin bu yüzden uğradığı zararı tazmin edecek.

Kimin lehine düzenlendiği gösterilmemiş bir çek, hamiline yazılı çek sayılacak.

Çek bedelinin ödenmesi, kısmen veya tamamen kefille güvence altına alınabilecek. Bu teminat, muhatap hariç olmak üzere üçüncü bir kişi veya çek üzerinde esasen imzası bulunan bir kişi tarafından da verilebilecek. Çek, düzenlendiği yerde ödenecekse 10 gün, başka bir yerde ödenecekse 1 ay içinde muhataba ibraz edilecek. İbraz süreleri, çekin düzenlendiğinin ertesi günü başlayacak.

Çekten cayma, ancak ibraz süresi geçtikten sonra hüküm ifade edecek. Çekten cayılmamışsa, muhatap, ibraz süresinin geçmesinden sonra da çeki ödeyebilecek. Çekin tedavüle çıkarılmasından sonra, düzenleyenin ölümü, medeni haklarını kullanma ehliyetini kaybetmesi veya iflası, çekin geçerliliğini etkilemeyecek.

Çek defterini iyi saklamayan kişi, sahte veya tahrif edilmiş bir çekin ödenmesinden doğan zararın da sorumlusu olacak. Bir çekin kimin üzerine düzenlenebileceğini, çekin ödeneceği ülkenin hukuku belirleyecek.

Poliçe, bono, çek, makbuz senedi, varant ve kambiyo senetlerine benzeyen senetler, güvenli elektronik imzayla düzenlenemeyecek.

Yeni Türk Ticaret Kanunu, 1 Temmuz 2012 tarihinde yürürlüğe girecek.

Kaynak: AA



YorumYap

Sayı: 83 | Tarih: 9.1.2011
Mehmet Şevket Eygi
Erkeklerin Namazda Başlarını Örtmeleri
976 Okunma
Emine Hocaoğlu
Ahmet Hakan
Hizbullah'ın katlettiği bir Nurcu'nun öyküsü
855 Okunma
1 Yorum
Lütfi Hocaoğlu
Mahir Kaynak
Protesto eylemleri
765 Okunma
3 Yorum
Süleyman Karagülle
Ebubekir Sifil
Fiillerimizi İbadet Yapan Nedir?
569 Okunma
1 Yorum
Zafer Kafkas
Ruşen Çakır
İslam-siyaset ilişkisi üzerine ABD’den üç kitap
546 Okunma
Tayibet Erzen
Zülfü Livaneli
Sorun sadece cehalet
545 Okunma
Ali Bülent Dilek