Kullanıcı Adı:
Parola:
Üye Kayıt
Üye Aktivasyon
Parolamı Unuttum

Captcha image
Show another code

Giriş
Ahmet Hakan - Hürriyet Lütfi Hocaoğlu
Gandi'nin gelişi engellenemez
727 Okunma, 3 Yorum

13.05.2010

ERBAKAN Hoca yasaklanmıştı.

Partisine liderlik yapacak imkân, haksız yere elinden alınmıştı.

Ama Erbakan Hoca, hiçbir şey olmamış gibi yapıyordu. Hem her şeyi kontrol altında tutmak istiyordu, hem de yerine güçlü bir ismin gelmesini istemiyordu.
Dağ taş “Tayyip Erdoğan” ya da “Abdullah Gül” diye inledikçe, o kulaklarını tıkıyor, ısrarla ve inatla “Recai Kutan” diyordu...

“Recai Amca” bile inanmıyordu kendisinin bir çözüm olacağına...

Ama “duygusallık”, ama “ahde vefa gösterme” azmi, ama “haksızlığa uğramış lideri satmama” erdemi, onun da elini kolunu bağlıyordu.

Erbakan'ın etrafında kümelenmiş “ak saçlılar” ise, kendi imtiyazlarını ve pozisyonlarını korumak için bu duygusallık potansiyelini sonuna kadar istismar ediyorlardı.

“Vefa” diyorlar, “sadakat” diyorlar, başka da bir şey demiyorlardı.

* * *

Peki ne oldu?

“Coşkun bir sel” gibi akan kamuoyu talebinin önünde “Milli Görüş” davasının tek ve değişmez sanılan önderi, kurt siyasetçi Erbakan bile duramadı.

Öyle oldu, böyle oldu...

Geç oldu, güç oldu...

Ama oldu.

“Talep” vardı, “arz” da gerçekleşiverdi.

Sonuç:

Erdoğan Başbakan, Gül Cumhurbaşkanı.

* * *

Hiç kuşkunuz olmasın:

Aynı şey CHP'de de olacak.

Öyle olacak, böyle olacak...

Geç olacak, güç olacak...

Ama mutlaka olacak.

Belki Cevdet Selvi'yi falan denemeye kalkacaklar.

Belki “Bilmem şu zamana kadar bilmem kim abi...” formülünü işletmeye çalışacaklar.

Belki “CHP'nin Oğuzhan Asiltürk”ü Önder Sav, “Baykal'a sadakat şerefimizdir” diye bayrak açacak.

Belki “CHP'nin Şevket Kazan”ı Onur Öymen, “Ne yani? Atatürk'ün partisini Kemal'e, Gürsel'e, Muharrem'e mi bırakacağız” diyecek.

* * *

Ama lütfen yazın bir kenara...

Ahmet Hakan demişti dersiniz:

“Coşkun bir sel” gibi akan halk talebine karşı durulamaz.

“Gandi Kemal” bu partinin başına er ya da geç bir gün mutlaka geçecektir.

Yazının tamamı için tıklayınız.

 

Yorum:

Partilerin sahipleri

Bir hastalığımız var. Kendimizi yönettiğimiz kuruluşun sahibi zannetmek.

Turgut Özal Kenan Evren’in ardından Cumhurbaşkanı oldu. Kurduğu partinin başına bir genel başkan seçilecek ve bu kimse de başbakan olacaktı. Evet, Turgut Özal ANAP’ı kurmuştu, ama sahibi miydi? Elbette değildi. Ancak sahibi gibi davrandı ve partiyi kendi haline bırakıp başkan seçmesine izin vermedi. Kendi kontrolünde olacak olan birinin seçilmesini sağladı. Sonradan adına fıkra kitapları yazılacak olan bu şahıs ülkemizin başbakanı oldu. Sonraki durumu biliyoruz. Parti Mesut Yılmaz’ın eline geçti. Daha sonraki çöküş süreci de malum.

Partilerin içinden çıkan adamlar, özellikle var olan lidere karşı başarı kazanarak lider oldularsa partilerini ileri götürmüşlerdir. İnönü gibi Cumhurbaşkanı olmuş İstiklal savaşı komutanlarından birini devirip lider olan Ecevit, 1964’de Sadettin Bilgiç’i devirerek DP genel başkanı olan Süleyman Demirel örnekleri vardır.

Bunun tam tersi ise liderlikten ayrılan liderin kontrolü altında olmak üzere seçtirdiği genel başkanlar partilerini hep hüsrana uğratmışlardır.

Erbakan’da siyasi yasaklı konumuna gelince partiyi kendi haline bırakmadı. Partinin içinden kendi liderini çıkarmasına izin vermedi. Vermedi de ne oldu? Önünü kapadıkları kimseler partiden kaçtı. Parti bölündü. Bölünen diğer parti korkunç yüksek oylar alırken kalan partiye ne oldu. % 2.5’larda gezen oylar, tek düzelik, projesizlik, Adil Düzen’den kaçış, ilgilenmeyiş…

Hz. Muhammed’in hayatına bakalım. Kendisinden sonra gelecek olan lideri belirlememiştir. İma bile etmemiştir. Ama bizim liderlerimiz zannederler ki benden iyisi yok. Benden sonra gelenler beni geçmemeli, benim kontrolümden çıkmamalı.

Baykal veya Erbakan, durum değişmiyor. Eğer ki liderliği bıraktıktan sonra karışmaya devam edeceklerse sonuç değişmeyecektir: hüsran. Henüz 1400 sene önceki İslamiyet’in getirdiği demokrasiyi anlayamayan liderlerimiz kendilerinin demokratik olduklarını istediği kadar söylesinler, boş.

Hz. Muhammed mucizeleri olan bir peygamber değildir. İnsanlar Hz. Muhammed’e değil, Kuran’a inanmışlardır. Bu da İslamiyet’i en ileri din yapar. Diğer dinlerde insanlar kitaplara değil peygamberlere inanmışlar ve peygamberlere inandıkları için kitaplara inanmışlardır. Ancak o metot Kuran öncesine ait bir metottur. Bugün hala insanlar eski metodun peşindeler.

Seçilecek olan liderin getirdiği projeye bakıp seçilmesi gerekir. Tıpkı Hz. Muhammed’e Kuran’dan dolayı inandıkları gibi. Projenin o lidere ait olması gerekmez. Tıpkı Cebrail tarafından getirilmesi ve Hz. Muhammed’in şahsi eseri olmaması gibi. Adil Düzen de böyle geldi. Bakara 90’da Cebrail’e düşman olan kimselerden bahsedilir. Tıpkı Adil Düzenin teorisyeni olan Akevler ekibine yapılan gibi. Adil Düzen projesi için Erbakan’la sürekli beraber çalışan bu ekibin iktidar geldikten sonra 7 ay Erbakan’dan randevu alamamaları gibi.

Ey başkanlığı bırakan liderler,

Bırakın, partiyi tüzüğü yönetsin. Partiniz kendi içinden lider çıkarsın. Eğer lider başarısız olursa seçilemeyerek insin, siz karışmayın. Parti başarısızsa kapansın. Başarılı olursa yükselsin. Önemli olan sizin şahsi varlığınız mı partinizin ülkeye sağladığı fayda mı? Lütfen artık demokratik olun, lütfen kurallarla hareket edin, lütfen ayrıldığınız yeri idare etmeye kalkışmayın ki size danışsınlar, saysınlar, sevsinler, sizden faydalansınlar, sizden kaçmasınlar.

 

Lütfi Hocaoğlu

Yorumcu 
Yorum 
metinerbey
16.05.2010
14:16

Bir ttarafta tercihini küresel güçlerden yana kulanan tayyip ve avanesi diğer tarafta yaşlıama tericihi hktan yanaa kullananlar errbaakkan kkime bırakacaktı partiyi?

Lütfi Hocaoğlu
16.05.2010
14:25

Müdahale etmeyecekti. Parti kendisi seçecekti başkanını. Eğer o parti kendi içinde bir başkan bile seçemeyecekse, iyi bir başkan çıkaramayacaksa nasıl büyük işler başaracak?

Sonuçta partiyi kimseye bırakmadı da ne oldu?

Ilker Ardic
17.05.2010
12:00

Evet katılıyorum Türkiyedeki en büyük sorun insanların bir makama geldikten sonra o makama yapışması.Ayrılsa dahi kurumu yönetmeye devam etme isteğidir insanlar şunu bilmelidirki.Zaman geçiyor ve şartlar değişiyor.



YorumYap

Sayı: 49 | Tarih: 16.5.2010
Ebubekir Sifil
İnsan Özgürlük ve Mükellefiyet
993 Okunma
9 Yorum
Zafer Kafkas
Reşat Nuri Erol
İşsizlik ve istihdam
973 Okunma
10 Yorum
Ilker Ardic
Hayrettin Karaman
Yoksulluk ve İşsizlik
783 Okunma
Hilmi Altın
Dücane Cündioğlu
Meryemsiz İsa
782 Okunma
1 Yorum
Abdülkadir Altınhan
Mehmet Şevket Eygi
Ayasofya Açılsın Ama Nasıl Açılsın?
778 Okunma
5 Yorum
Emine Hocaoğlu
Zülfü Livaneli
Bir koyunun yüzünde ifade olur mu?
748 Okunma
Ali Bülent Dilek
Ahmet Hakan
Gandi'nin gelişi engellenemez
727 Okunma
3 Yorum
Lütfi Hocaoğlu
Ruşen Çakır
İstifası yanlıştı, dönmesi de yanlış olur
721 Okunma
2 Yorum
Tayibet Erzen
Toktamış Ateş
Sivil anlayış
714 Okunma
Osman Eskicioğlu
Oktay Ekşi
Bir Dakika!
705 Okunma
Vahap Alma
Mahir Kaynak
Nasıl sonuçlanabilir?
699 Okunma
7 Yorum
Süleyman Karagülle
Nihal Bengisu Karaca
Eksen kaymasına karşı taktik değişikliği
675 Okunma
Hakan Kandal
Fehmi Koru
Yine, yeni, yeniden...
672 Okunma
1 Yorum
Ahmet Kirtekin
Mehmet Altan
12 Eylüle vicdani red
649 Okunma
Mehmet Hikmetumut