Kullanıcı Adı:
Parola:
Üye Kayıt
Üye Aktivasyon
Parolamı Unuttum

Captcha image
Show another code

Giriş
Ergün Diler - Takvim Süleyman Karagülle
Dolar savaşı
329 Okunma, 1 Yorum

16/08/2018

1- Dolar savaşı

Türkiye yalnız bırakıldı. Kuveyt bile desteklemedi.

-  Yalnız Dolar pahalanmıyor. Tüm paralar TL karşısında değer kazanıyor.

    a) Buna Türkiye’deki enflasyon sebep olabilir. Bizim kanaatımız budur.

    b) Türk Lirası olan Türk borsa oyuncularının oyunu olabilir. Biraz sonra biter.

    c) Türk Lirası’nı stok etmiş Sermaye şimdi Dolar’ı satın alıp ülkeyi terk edebilir.

    d) Dolar olarak krediyi geri çekebilir.  Yeni kredi açmayabilir.

Halk Dolar’da daha fazla kar görür, bankadan TL mevduatını çeker dolar satın alır. Bankalar da Dolar’ı stok eder veya transfer eder. Faizi artırmak ancak bu şartlarda işe yarar.

Eskiden Dolar yurt dışında tek para idi. Elçilere maaş ödenemiyordu. Bugün Dolar tekelini kaybetti. Bu sebepledir ki Dolar’ın fevri yükselmesi Türk ekonomisini krize sokmuyor.

     Türkiye Dolar ile uğraşmamalıdır. Kendi işine bakmalıdır.

      a) Enflasyonu etkisiz hale getirmeli.

      b) Dolar borçlarını tasfiye etmeli.

      c) Yeter faizsiz kredilerle ülkede tam verimli istihdamı sağlamalı.

      d) İthalatı ihracata eşitlemeli.

Burada en zor olan dış borçtur. Defalarca belirttik; dış borç, Dolar borcudur.

      a) Dış borcunu iç borca çevirecek.

      b) Mal borcunu iştirak borcuna çevirecek.

      c) Borcu iştirake çevirecek.

      d) Faiz borcunu kredileşme borcuna çevirecek.

AK Parti’nin inadından başka, intiharından başka Türkiye’nin ekonomik sorunu yoktur.

 

NOT: Yazıda yer alan italik ifadeler Süleyman Karagülle’ye aittir.

 

Yorum:

Dolar oyunları

Türkiye 3,5 milyar Dolar’ı Çin’den, 15 milyar Dolar’ı da Katar’dan alıyor. Bunu nasıl değerlendirmelidir?

1- Dış Ticaret: İstanbul’da bir ilçe açık pazar haline getirilmelidir. Bu Dolar Türk tüccarlarına (Türk Yahudileri de olabilir) mudarebe ikraz usulü borç verilmeli. Türkiye bu sayede dünya ticaret merkezi haline gelir. Para Türkiye’de kalır.

2- Dış Emek: Türkiye vizeleri kaldırmalı. Bu sayede tüm dünya işçileri Türkiye’ye gelir, üretim yaparlar. Böylece Türkiye dış emeğin getirilmesi ile zengin olur. Yabancı işçi çalıştırana bu krediyi verir.

3- Dış Yatırım: Dışarıda iş yapan Türk girişimcilere kredi verir, onlar dışarıda iş yaparlar kazançlarını Türkiye’ye transfer ederler.

4-Dış Turizm: Türkiye yüz lojmanlı dinlenme siteleri kurar, devremülk olarak dünyaya pazarlar.  Ucuz pazarlar, Türkiye dünyanın turizm merkezi olur.

Böyle yapmazsa:

1- Faizi borçla kapatırsa, Türkiye 20 milyardan fazla faiz ödeyecektir. Bu paralarla yıllık faizini öder. Borcunu artırmış olur. Borcu değil, faizi faizli borçla kapatır. Osmanlı’nın akıbetine doğru yol alır.

2- Üretimi durdurur. Tüccarlar Dolar ile ithalat yapar, TL ile satarlar.  TL piyasadan çekilmiş olur. Dolar ucuzlamış olur. Dolar ile TL satın alırlar, yeni ithalat başlar. İhracat durur. Böylece ülke gittikçe borçlanır ve fakirleşir.

3-Ülkeyi Satma: Bu Dolar karşılığı Sermaye Türkiye’de topraklar almaya başlar. Görünürde Türkler satın alır ama gerçekte Rothschildler almış olur. Filistin benzeri bir yerleşme ve yıkılış.

4- Enflasyonu körükleme: Üretim yapmadan halkın eline geçen Dolar karşılığı TL ile israf artar bu da ülkede faizsiz olsa da enflasyona sebep olur. Ayrıca ekonomide faiz=enflasyon demektir.

Biz, faizler 8’den 12’ye çıkarılınca yazdık. “Gelecekte faizler yükselecek.” dedik şimdi 28’e çıktı.

Varsa bir eksiğim veya yanlışım biri çıksın itiraz etsin. Edemez çünkü bunları herkes zaten bilmektedir ama herkes bilerek ihanet içindedir. Siz bilirsiniz! Bu gemide siz gark olursunuz. Bizim ise cennet ümidimiz vardır, rahatız.

 

Süleyman Karagülle

Yorumcu 
Yorum 
Reşat Nuri Erol
19.08.2018
06:33


ADİL DÜZEN 976

“ADİL DÜZEN” III. BİNYIL MEDENİYETİ PROJESİDİR

“VE BİZE DÜŞEN SADECE MÜBÎN/AÇIK TEBLİĞDİR.” (KUR’AN; Yâsin Sûresi, 36/17)

Haftalık Seminer Dergisi; 976. Hafta - 18 Ağustos 2018 - Fiyatı: www.akevler.orga tıklamak!

BU DERGİYİ HER HAFTA OKUTABİLİR.. ÇOĞALTABİLİR.. DAĞITABİLİRSİNİZ...

“ADİL DÜZEN” UYGULAMALARI YAPMAK İÇİN BİZLERE DANIŞABİLİRSİNİZ...

 

*KUR’AN VE İLİM SEMİNERLERİ; 976. SEMİNER

“HİÇ BİLENLER İLE BİLMEYENLER BİR OLUR MU?”      (KUR’AN; Zümer Sûresi, 39/9)

İ L İ M  TALEP ETMEK HER MÜSLÜMANIN ÜZERİNE FARZDIR.”      (Hadis)

Adres: AKEVLER İSTANBUL KOOPERATİFLERİ MERKEZİ,  Zafer Mah. Coşarsu Sk. No: 29 YENİBOSNA / İSTANBUL    Tel: (0212) 452 76 51

Tefsir Seminer Notları Yenibosna’da Cumartesi akşamları okunup tartışılmaktadır.

GAYEMİZ: Bu “SEMİNER NOTLARI”nın İstanbul, Türkiye ve bütün dünyada “OKUNMASIANLAŞILMASI VE UYGULANMASI”DIR. - ADİL DÜZEN ÇALIŞANLARI

 

***

 

*“ADİL DÜZEN” DERSLERİ/YORUMLARI

ABD TEHDITLERI VE ÇÖZÜMLER

TÜRKIYE BASIT OPERASYONLARLA DURUMU DÜZELTEBİLİR

***

İŞÇILIKTEN ORTAKLIK SISTEMINE

KAPITALIZM VE SOSYALIZMDEN ADIL DÜZEN ORTAKLIK SISTEMINE…

Süleyman KARAGÜLLE

 

***

 

*SEBÎLU’R-REŞÂD” / MAKALELER

Adil Düzen İlmihali: Önce A.D. İslam anlayışı…

Adil Düzen İlmihali: İslam anlayışı ve sosyal medya

Başkan ve etrafındakilere Türkiye için uyarılar

Dolar ile savaş nasıl olmalı ve neler yapılmalı?

Reşat Nuri EROL

 

***

 

TAHA SÛRESİ - 14. Hafta

أَعُوذُ بِاللَّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

طه(1) مَا أَنْزَلْنَا عَلَيْكَ الْقُرْآنَ لِتَشْقَى(2) إِلَّا تَذْكِرَةً لِمَنْ يَخْشَى(3) تَنزِيلًا مِمَّنْ خَلَقَ الْأَرْضَ وَالسَّمَاوَاتِ الْعُلَا(4)الرَّحْمَانُ عَلَى الْعَرْشِ اسْتَوَى(5) َهُ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا وَمَا تَحْتَ الثَّرَى(6) وَإِنْ تَجْهَرْ بِالْقَوْلِ فَإِنَّهُ يَعْلَمُ السِّرَّ وَأَخْفَى(7) اللَّهُ لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ لَهُ الْأَسْمَاءُ الْحُسْنَى(8) وَهَلْ أَتَاكَ حَدِيثُ مُوسَى(9) إِذْ رَأَى نَارًا فَقَالَ لِأَهْلِهِ امْكُثُوا إِنِّي آنَسْتُ نَارًا لَعَلِّي آتِيكُمْ مِنْهَا بِقَبَسٍ أَوْ أَجِدُ عَلَى النَّارِ هُدًى(10) فَلَمَّا أَتَاهَا نُودِي يَامُوسَى(11) إِنِّي أَنَا رَبُّكَ فَاخْلَعْ نَعْلَيْكَ إِنَّكَ بِالْوَادِي الْمُقَدَّسِ طُوًى(12) وَأَنَا اخْتَرْتُكَ فَاسْتَمِعْ لِمَا يُوحَى(13) إِنَّنِي أَنَا اللَّهُ لَا إِلَهَ إِلَّا أَنَا فَاعْبُدْنِي وَأَقِمْ الصَّلَاةَ لِذِكْرِي(14) إِنَّ السَّاعَةَ آتِيَةٌ أَكَادُ أُخْفِيهَا لِتُجْزَى كُلُّ نَفْسٍ بِمَا تَسْعَى(15) فَلَا يَصُدَّنَّكَ عَنْهَا مَنْ لَا يُؤْمِنُ بِهَا وَاتَّبَعَ هَوَاهُ فَتَرْدَى(16) وَمَا تِلْكَ بِيَمِينِكَ يَامُوسَى (17) قَالَ هِيَ عَصَايَ أَتَوَكَّأُ عَلَيْهَا وَأَهُشُّ بِهَا عَلَى غَنَمِي وَلِيَ فِيهَا مَآرِبُ أُخْرَى (18) قَالَ أَلْقِهَا يَامُوسَى (19) فَأَلْقَاهَا فَإِذَا هِيَ حَيَّةٌ تَسْعَى (20) قَالَ خُذْهَا وَلَا تَخَفْ سَنُعِيدُهَا سِيرَتَهَا الْأُولَى (21) وَاضْمُمْ يَدَكَ إِلَى جَنَاحِكَ تَخْرُجْ بَيْضَاءَ مِنْ غَيْرِ سُوءٍ آيَةً أُخْرَى (22) لِنُرِيَكَ مِنْ آيَاتِنَا الْكُبْرَى (23) اذْهَبْ إِلَى فِرْعَوْنَ إِنَّهُ طَغَى (24) قَالَ رَبِّ اشْرَحْ لِي صَدْرِي (25) وَيَسِّرْ لِي أَمْرِي (26) وَاحْلُلْ عُقْدَةً مِنْ لِسَانِي (27) يَفْقَهُوا قَوْلِي (28) وَاجْعَلْ لِي وَزِيرًا مِنْ أَهْلِي (29) هَارُونَ أَخِي (30) اشْدُدْ بِهِ أَزْرِي (31) وَأَشْرِكْهُ فِي أَمْرِي (32) كَيْ نُسَبِّحَكَ كَثِيرًا (33) وَنَذْكُرَكَ كَثِيرًا (34) إِنَّكَ كُنْتَ بِنَا بَصِيرًا (35) قَالَ قَدْ أُوتِيتَ سُؤْلَكَ يَامُوسَى (36) وَلَقَدْ مَنَنَّا عَلَيْكَ مَرَّةً أُخْرَى (37) إِذْ أَوْحَيْنَا إِلَى أُمِّكَ مَا يُوحَى (38) أَنِ اقْذِفِيهِ فِي التَّابُوتِ فَاقْذِفِيهِ فِي الْيَمِّ فَلْيُلْقِهِ الْيَمُّ بِالسَّاحِلِ يَأْخُذْهُ عَدُوٌّ لِي وَعَدُوٌّ لَهُ وَأَلْقَيْتُ عَلَيْكَ مَحَبَّةً مِنِّي وَلِتُصْنَعَ عَلَى عَيْنِي (39) إِذْ تَمْشِي أُخْتُكَ فَتَقُولُ هَلْ أَدُلُّكُمْ عَلَى مَنْ يَكْفُلُهُ فَرَجَعْنَاكَ إِلَى أُمِّكَ كَيْ تَقَرَّ عَيْنُهَا وَلَا تَحْزَنَ وَقَتَلْتَ نَفْسًا فَنَجَّيْنَاكَ مِنَ الْغَمِّ وَفَتَنَّاكَ فُتُونًا فَلَبِثْتَ سِنِينَ فِي أَهْلِ مَدْيَنَ ثُمَّ جِئْتَ عَلَى قَدَرٍ يَامُوسَى (40) وَاصْطَنَعْتُكَ لِنَفْسِي (41) اذْهَبْ أَنْتَ وَأَخُوكَ بِآيَاتِي وَلَا تَنِيَا فِي ذِكْرِي (42) اذْهَبَا إِلَى فِرْعَوْنَ إِنَّهُ طَغَى (43) فَقُولَا لَهُ قَوْلًا لَيِّنًا لَعَلَّهُ يَتَذَكَّرُ أَوْ يَخْشَى (44) قَالَا رَبَّنَا إِنَّنَا نَخَافُ أَنْ يَفْرُطَ عَلَيْنَا أَوْ أَنْ يَطْغَى (45) قَالَ لَا تَخَافَا إِنَّنِي مَعَكُمَا أَسْمَعُ وَأَرَى (46) فَأْتِيَاهُ فَقُولَا إِنَّا رَسُولَا رَبِّكَ فَأَرْسِلْ مَعَنَا بَنِي إِسْرَائِيلَ وَلَا تُعَذِّبْهُمْ قَدْ جِئْنَاكَ بِآيَةٍ مِنْ رَبِّكَ وَالسَّلَامُ عَلَى مَنِ اتَّبَعَ الْهُدَى (47) إِنَّا قَدْ أُوحِيَ إِلَيْنَا أَنَّ الْعَذَابَ عَلَى مَنْ كَذَّبَ وَتَوَلَّى (48) قَالَ فَمَنْ رَبُّكُمَا يَامُوسَى (49) قَالَ رَبُّنَا الَّذِي أَعْطَى كُلَّ شَيْءٍ خَلْقَهُ ثُمَّ هَدَى (50) قَالَ فَمَا بَالُ الْقُرُونِ الْأُولَى (51) قَالَ عِلْمُهَا عِنْدَ رَبِّي فِي كِتَابٍ لَا يَضِلُّ رَبِّي وَلَا يَنْسَى (52) الَّذِي جَعَلَ لَكُمُ الْأَرْضَ مَهْدًا وَسَلَكَ لَكُمْ فِيهَا سُبُلًا وَأَنْزَلَ مِنَ السَّمَاءِ مَاءً فَأَخْرَجْنَا بِهِ أَزْوَاجًا مِنْ نَبَاتٍ شَتَّى (53) كُلُوا وَارْعَوْا أَنْعَامَكُمْ إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَاتٍ لِأُولِي النُّهَى (54) مِنْهَا خَلَقْنَاكُمْ وَفِيهَا نُعِيدُكُمْ وَمِنْهَا نُخْرِجُكُمْ تَارَةً أُخْرَى (55) وَلَقَدْ أَرَيْنَاهُ آيَاتِنَا كُلَّهَا فَكَذَّبَ وَأَبَى (56) قَالَ أَجِئْتَنَا لِتُخْرِجَنَا مِنْ أَرْضِنَا بِسِحْرِكَ يَامُوسَى (57) فَلَنَأْتِيَنَّكَ بِسِحْرٍ مِثْلِهِ فَاجْعَلْ بَيْنَنَا وَبَيْنَكَ مَوْعِدًا لَا نُخْلِفُهُ نَحْنُ وَلَا أَنْتَ مَكَانًا سُوًى (58) قَالَ مَوْعِدُكُمْ يَوْمُ الزِّينَةِ وَأَنْ يُحْشَرَ النَّاسُ ضُحًى (59) فَتَوَلَّى فِرْعَوْنُ فَجَمَعَ كَيْدَهُ ثُمَّ أَتَى (60) قَالَ لَهُمْ مُوسَى وَيْلَكُمْ لَا تَفْتَرُوا عَلَى اللَّهِ كَذِبًا فَيُسْحِتَكُمْ بِعَذَابٍ وَقَدْ خَابَ مَنِ افْتَرَى (61) فَتَنَازَعُوا أَمْرَهُمْ بَيْنَهُمْ وَأَسَرُّوا النَّجْوَى (62) قَالُوا إِنْ هَذَانِ لَسَاحِرَانِ يُرِيدَانِ أَنْ يُخْرِجَاكُمْ مِنْ أَرْضِكُمْ بِسِحْرِهِمَا وَيَذْهَبَا بِطَرِيقَتِكُمُ الْمُثْلَى (63) فَأَجْمِعُوا كَيْدَكُمْ ثُمَّ ائْتُوا صَفًّا وَقَدْ أَفْلَحَ الْيَوْمَ مَنِ اسْتَعْلَى (64) قَالُوا يَامُوسَى إِمَّا أَنْ تُلْقِيَ وَإِمَّا أَنْ نَكُونَ أَوَّلَ مَنْ أَلْقَى (65) قَالَ بَلْ أَلْقُوا فَإِذَا حِبَالُهُمْ وَعِصِيُّهُمْ يُخَيَّلُ إِلَيْهِ مِنْ سِحْرِهِمْ أَنَّهَا تَسْعَى (66) فَأَوْجَسَ فِي نَفْسِهِ خِيفَةً مُوسَى (67) قُلْنَا لَا تَخَفْ إِنَّكَ أَنْتَ الْأَعْلَى (68) وَأَلْقِ مَا فِي يَمِينِكَ تَلْقَفْ مَا صَنَعُوا إِنَّمَا صَنَعُوا كَيْدُ سَاحِرٍ وَلَا يُفْلِحُ السَّاحِرُ حَيْثُ أَتَى (69) فَأُلْقِيَ السَّحَرَةُ سُجَّدًا قَالُوا آمَنَّا بِرَبِّ هَارُونَ وَمُوسَى (70) قَالَ آمَنْتُمْ لَهُ قَبْلَ أَنْ آذَنَ لَكُمْ إِنَّهُ لَكَبِيرُكُمُ الَّذِي عَلَّمَكُمُ السِّحْرَ فَلَأُقَطِّعَنَّ أَيْدِيَكُمْ وَأَرْجُلَكُمْ مِنْ خِلَافٍ وَلَأُصَلِّبَنَّكُمْ فِي جُذُوعِ النَّخْلِ وَلَتَعْلَمُنَّ أَيُّنَا أَشَدُّ عَذَابًا وَأَبْقَى (71) قَالُوا لَنْ نُؤْثِرَكَ عَلَى مَا جَاءَنَا مِنَ الْبَيِّنَاتِ وَالَّذِي فَطَرَنَا فَاقْضِ مَا أَنْتَ قَاضٍ إِنَّمَا تَقْضِي هَذِهِ الْحَيَاةَ الدُّنْيَا (72) إِنَّا آمَنَّا بِرَبِّنَا لِيَغْفِرَ لَنَا خَطَايَانَا وَمَا أَكْرَهْتَنَا عَلَيْهِ مِنَ السِّحْرِ وَاللَّهُ خَيْرٌ وَأَبْقَى (73) إِنَّهُ مَنْ يَأْتِ رَبَّهُ مُجْرِمًا فَإِنَّ لَهُ جَهَنَّمَ لَا يَمُوتُ فِيهَا وَلَا يَحْيَى (74) وَمَنْ يَأْتِهِ مُؤْمِنًا قَدْ عَمِلَ الصَّالِحَاتِ فَأُولَئِكَ لَهُمُ الدَّرَجَاتُ الْعُلَى (75) جَنَّاتُ عَدْنٍ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا وَذَلِكَ جَزَاءُ مَنْ تَزَكَّى (76) وَلَقَدْ أَوْحَيْنَا إِلَى مُوسَى أَنْ أَسْرِ بِعِبَادِي فَاضْرِبْ لَهُمْ طَرِيقًا فِي الْبَحْرِ يَبَسًا لَا تَخَافُ دَرَكًا وَلَا تَخْشَى (77) فَأَتْبَعَهُمْ فِرْعَوْنُ بِجُنُودِهِ فَغَشِيَهُمْ مِنَ الْيَمِّ مَا غَشِيَهُمْ (78) وَأَضَلَّ فِرْعَوْنُ قَوْمَهُ وَمَا هَدَى (79) يَابَنِي إِسْرَائِيلَ قَدْ أَنْجَيْنَاكُمْ مِنْ عَدُوِّكُمْ وَوَاعَدْنَاكُمْ جَانِبَ الطُّورِ الْأَيْمَنَ وَنَزَّلْنَا عَلَيْكُمُ الْمَنَّ وَالسَّلْوَى (80) كُلُوا مِنْ طَيِّبَاتِ مَا رَزَقْنَاكُمْ وَلَا تَطْغَوْا فِيهِ فَيَحِلَّ عَلَيْكُمْ غَضَبِي وَمَنْ يَحْلِلْ عَلَيْهِ غَضَبِي فَقَدْ هَوَى (81) وَإِنِّي لَغَفَّارٌ لِمَنْ تَابَ وَآمَنَ وَعَمِلَ صَالِحًا ثُمَّ اهْتَدَى (82) وَمَا أَعْجَلَكَ عَنْ قَوْمِكَ يَامُوسَى (83) قَالَ هُمْ أُولَاءِ عَلَى أَثَرِي وَعَجِلْتُ إِلَيْكَ رَبِّ لِتَرْضَى (84) قَالَ فَإِنَّا قَدْ فَتَنَّا قَوْمَكَ مِنْ بَعْدِكَ وَأَضَلَّهُمُ السَّامِرِيُّ (85) فَرَجَعَ مُوسَى إِلَى قَوْمِهِ غَضْبَانَ أَسِفًا قَالَ يَاقَوْمِ أَلَمْ يَعِدْكُمْ رَبُّكُمْ وَعْدًا حَسَنًا أَفَطَالَ عَلَيْكُمُ الْعَهْدُ أَمْ أَرَدْتُمْ أَنْ يَحِلَّ عَلَيْكُمْ غَضَبٌ مِنْ رَبِّكُمْ فَأَخْلَفْتُمْ مَوْعِدِي (86) قَالُوا مَا أَخْلَفْنَا مَوْعِدَكَ بِمَلْكِنَا وَلَكِنَّا حُمِّلْنَا أَوْزَارًا مِنْ زِينَةِ الْقَوْمِ فَقَذَفْنَاهَا فَكَذَلِكَ أَلْقَى السَّامِرِيُّ (87) فَأَخْرَجَ لَهُمْ عِجْلًا جَسَدًا لَهُ خُوَارٌ فَقَالُوا هَذَا إِلَهُكُمْ وَإِلَهُ مُوسَى فَنَسِيَ (88) أَفَلَا يَرَوْنَ أَلَّا يَرْجِعُ إِلَيْهِمْ قَوْلًا وَلَا يَمْلِكُ لَهُمْ ضَرًّا وَلَا نَفْعًا (89) وَلَقَدْ قَالَ لَهُمْ هَارُونُ مِنْ قَبْلُ يَاقَوْمِ إِنَّمَا فُتِنْتُمْ بِهِ وَإِنَّ رَبَّكُمُ الرَّحْمَنُ فَاتَّبِعُونِي وَأَطِيعُوا أَمْرِي (90) قَالُوا لَنْ نَبْرَحَ عَلَيْهِ عَاكِفِينَ حَتَّى يَرْجِعَ إِلَيْنَا مُوسَى (91) قَالَ يَاهَارُونُ مَا مَنَعَكَ إِذْ رَأَيْتَهُمْ ضَلُّوا (92) أَلَّا تَتَّبِعَنِ أَفَعَصَيْتَ أَمْرِي (93) قَالَ يَابْنَ أُمَّ لَا تَأْخُذْ بِلِحْيَتِي وَلَا بِرَأْسِي إِنِّي خَشِيتُ أَنْ تَقُولَ فَرَّقْتَ بَيْنَ بَنِي إِسْرَائِيلَ وَلَمْ تَرْقُبْ قَوْلِي (94)

 

***

 

قَالَ فَمَا خَطْبُكَ يَاسَامِرِيُّ (95) قَالَ بَصُرْتُ بِمَا لَمْ يَبْصُرُوا بِهِ فَقَبَضْتُ قَبْضَةً مِنْ أَثَرِ الرَّسُولِ فَنَبَذْتُهَا وَكَذَلِكَ سَوَّلَتْ لِي نَفْسِي (96) قَالَ فَاذْهَبْ فَإِنَّ لَكَ فِي الْحَيَاةِ أَنْ تَقُولَ لَا مِسَاسَ وَإِنَّ لَكَ مَوْعِدًا لَنْ تُخْلَفَهُ وَانْظُرْ إِلَى إِلَهِكَ الَّذِي ظَلْتَ عَلَيْهِ عَاكِفًا لَنُحَرِّقَنَّهُ ثُمَّ لَنَنْسِفَنَّهُ فِي الْيَمِّ نَسْفًا (97) إِنَّمَا إِلَهُكُمُ اللَّهُ الَّذِي لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ وَسِعَ كُلَّ شَيْءٍ عِلْمًا (98) كَذَلِكَ نَقُصُّ عَلَيْكَ مِنْ أَنْبَاءِ مَا قَدْ سَبَقَ وَقَدْ آتَيْنَاكَ مِنْ لَدُنَّا ذِكْرًا (99)

 

***

 

قَالَ فَمَا خَطْبُكَ يَاسَامِرِيُّ (95)

QAvLa FaMAv PaOBuKa YAv SaMiRıyYu (FaGaLa FaMAv FaGLuKa YAv FAGıLıyYu)

“Ya Samiriy, hatbin nedir, diye kavletti.”

Kişinin suç işlemesi başkadır, topluluğun suç işlemesi başkadır. Kişi suç işlerse hakemler karşısına çıkarılır ve kişiye ceza verilir. Bir örgüt kurup suç işlerse örgüt elebaşları hakemlerin karşısına çıkarılır ve cezaları verilir. Oysa birçok suçlar vardır ki sıradan bir kişi ortaya atar, halk da ona uyar. Ortaya atan kişinin halk üzerinde bir etkisi yoktur, örgütü yoktur, gücü yoktur. Halk onu yapar.

İzmir’de Akevler’e gittim, baktım, gençler kısa pantolon giyiyor, tuhafıma gitti. Hilmi Altın ile konuştum. Bir gün toplantı vardı. Kravat takıp takmamakta tereddüt ettim. Kravatsız gittim. Baktım, herkes kısa pantolonla gelmiş, sadece bir kişi vardı normal pantolonlu. Baktım, aynı moda Yalova ve İstanbul’da da hemen yayılmış. Bunu bir merkez yapmıyor, bir Samiriy çıkıyor ve ortaya atıyor. Şeytan orduları ile harekete geçiyor ve herkes onu yapıyor.

Bunların bir kısmı suç değil ama bir kısmı büyük günahtır. İşte siz yöneticisiniz. Halkınız böyle hareket etmeye başladı. Ne yapacaksınız, ne gibi tedbirler alacaksınız?

Önce görevlileri dinleyeceksiniz, onları sorgulayacaksınız, ihmallerinin olup olmadığını göreceksiniz. Görevliler görevlerini yaptıkları halde halk onu yapmışsa, ondan sonra o işin müsebbiplerine döneceksiniz. Görevlilerin görevi nedir? Uyarmak, yanlış yaptıklarını halka söylemek.

Musa Harun’un suçlu olmadığını görünce Samiriy’e dönmüştür, onu sorgulamaktadır.

Örnek olarak devlet başkanı borsadaki oyuncuları bulacaktır. Kimler Dolar üzerinde oynamaktadır, Dolar’ı bir yükseltip bir düşürmektedir. Yani önce Mehmet Şimşek’i sorgulamalı idi. Sonra borsa oyuncularına hitap etmelidir. Musa Allah’tan hitap alıyordu, ne yapacağını O’ndan öğreniyordu. Şimdi ise Erdoğan’ın danışacağı Cebrail yok. Onun yerine âlimlerle istişare eder, âlimler meclisini oluşturur ve onlara danışır. Onlar aracılığı ile Allah sorumlulara ne yapacaklarını bildirir. Danışma meclisi 18 yaşındaki çocuklardan oluşmaz, hayatını ilme vermiş ve yaşını başını almış kimselerden oluşur.

Ne yapmak istediğini soruyor. 

خَطْبَاء kına yakılmış el demektir. Nişanlanmış kimselerin nişanını göstermek için elin kınalanması bugüne kadar gelmektedir. خِطْبَة mastar olarak bir erkeğin bir kadına evlenmek için talip olmasıdır. “Hitab etmek” karşılıklı talepte bulunmak, bir şeyi istemek için konuşmak demektir.

خ bozukluğu,ط itaati, ب geçişi ifade eder.

İnsan başkaları ile sohbet eder, buna “muhavere” denmektedir.  Sorunların çözülmesini ister, çözüm şeklini karşısındakine bırakmak ister, sual eder. “Hitab” ise sorunların çözümünü önermedir.

Suçlu önce dinlenir, savunması alınır. Sorgulanmadan kimse mahkûm edilemez. Gülen’in savunması alındı mı? Musa Samiriy’i hapse mi attı? Musa olağanüstü hal mi ilan etti? Aksine, Samiriy’e savunma hakkı tanıdı, hem de tutuklamadan, gözaltına almadan. Samiriy de çok rahatlıkla ne yaptığını anlattı.

Kur’an’a inananlar her şeyi Kur’an’a sorarlar, yoksa Kur’an onlara sadece yük olur.

Görevliyi azarlıyor ama Samiriy’e tam serbestlik içinde hiçbir tehdit ve baskı yapmadan soruyor. “Ne yapmak istiyorsun ey Samiriy?” diyor. Sorgulayanların görevi ifade verenlerin tam bir serbestlik içinde istediğini söylemesidir.

 

YORUM

Hz. Musa kavmini 20 yıl Mısır’da eğitti. Onlara kendisini inandırdı. Onunla yollara düştüler, dalgaları geçtiler. Hz. Musa ayrılınca dalalete düştüler. Biz ise henüz kavmimize inandıramadık. Yalova’ya gidemiyoruz ya da kaç kişi gideceğimizi bilmiyoruz. İşsiz kalan arkadaşlar geliyorlar ama birkaç kuruş fazla buldular mı hemen oraya gidiyorlar.

Buna rağmen Allah bize büyük nimetler ihsan etmiştir. Büyük başarılar elde edilmiştir. Önce ortaklık sisteminin sözleşmesini oluşturmalıyız ve tespit etmeliyiz. Biliyoruz ve yapmaya çalışıyoruz. Bizden başka bu nimete ulaşan var mıdır? Süleyman Akdemir “İnsanlık Anayasası Kavramı” kitabını yazdı. Önce Erbakan dünyaya “Adil Düzen”in fikriyatını tanıttı. Şimdi bizim elimizde hem “Adil Düzen’e Göre İnsanlık Anayasası” var, hem de Kur’an ayetleri ile delillendirilerek açıklanmıştır. S. Akdemir bunu hukuk dünyasına sundu. Yeryüzünde alternatifi olmayan tek kuruluş Akevler’dir. Bundan büyük nimet olur mu? Lütfi Hocaoğlu arkadaşları ile Ruhu’l-Kur’an’ı oluşturdu. Dünyada tektir ve kaynak anlamında çalışma zamanlarını beş misli değerlendirmektedir. Nihayet siz bu seminerleri okuyorsunuz, Kur’an’ın çağımızın sorunlarını nasıl çözdüğünü görüyor ve öğreniyorsunuz. Allah bu nimetlerini bizlere ihsan etti.

Maddi bakımdan da Yalova’daki girişimler oluşma dönemini tamamlamıştır. Artık üretim yapma dönemine girilmektedir. Ortakların payları olarak 8 dairesi olacak ve bununla inşaat yapacaklardır. Bu çalışmalardan elde edilen Genel Hizmet payı ile kooperatifimiz artık yaşayacaktır. Ayrıca, Genel Hizmet ve Ar-Ge çalışmalarını yapacak Yenibosna ve Yalova’da binalarımız ve işletmemiz var. Yani Akevler Ar-Ge Vakfı kuruluşunu tamamlama aşamasına gelmiştir. Yani denizi geçtik, şimdi çöllere düşme arifesindeyiz.

Samiriy’leri hoş görmeliyiz. Onların buzağı heykelinin peşinde koşmalarını hoş görmeliyiz. Üçüncü bin yıl uygarlığı onlara rağmen oluşacaktır.

 

Öz Türkçe ile:

“ ‘Ey Samiriy, ne yapmak istiyorsun?’ dedi”

Kur’an kelimeleri ile:

“Ya Samiriy, hatbin nedir diye kavletti.”

 

QAvLa FaMAv PaOBuKa YAv SaMiRıyYu

قَالَ فَمَا خَطْبُكَ يَاسَامِرِيُّ (95)

 

***




YorumYap

Sayı: 479 | Tarih: 19.8.2018
Ergün Diler
Dolar savaşı
Dolar oyunları
329 Okunma
1 Yorum
Süleyman Karagülle
Mehmet Barlas
En zor günleri bile dayanışma içinde aşabiliyoruz
Yolun başı
301 Okunma
Tayibet Erzen
Uğur Dündar
Trump günümüzün Roma imparatoru’mu ?
Trump deccal’ın askeri
297 Okunma
Hüseyin Bağdatlı
Ahmet Hakan
Dolar düşerken mırıldandıklarım
Helak olmak için mi?
270 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Yusuf Kaplan
İki asırdır kendi ayağımıza kurşun sıkıyoruz, farkında
MANA YERİNE MADDEYE TAPMAK!
251 Okunma
Ali Bülent Dilek