Kullanıcı Adı:
Parola:
Üye Kayıt
Üye Aktivasyon
Parolamı Unuttum

Captcha image
Show another code

Giriş
Fehmi Koru - Yeni Şafak Ahmet Kirtekin
1 Mart tezkeresi ve Balyoz Planı
995 Okunma, 0 Yorum

 Bir süredir burada 'Balyoz darbe planı' ile '1 Mart tezkeresi' arasında varolduğuna inandığım ilişkiye dikkat çekmek için çaba gösteriyorum. İddiam, dönemi değerlendirirken askerlerin 'Balyoz' hazırlığı yaptıkları sırada TBMM'ye sunulmuş tezkerenin geçeceğine dair yaygın bir kabul bulunduğu; o döneme bir de bu gözle bakıldığında planın bugün anlaşılmaz veya saçma gelen ayrıntılarının daha kolay anlaşılacağı...

Sağolsun, Milliyet'ten Fikret Bila, tezimi ele alan dünkü yazısı ile konuya önemli bir katkıda bulundu. Yazının özeti başlıkta: "Özkök 1 Mart'ın geçmesini istiyordu." Milliyet yazarının tespitini okuyalım: "Genelkurmay Başkanı Org. Hilmi Özkök, 1 Mart Tezkeresi'nin TBMM'den geçmesini istiyordu. Bu konudaki görüşünü dönemin Cumhurbaşkanı ve Başbakanı'na iletmiş; ilgili kurullar da bu yönde açıklamalar yapmıştı. Özkök, 1 Mart Tezkeresi'nin eki olan Mutabakat Muhtırası'nın Türkiye'nin milli çıkarlarına uygun olduğunu, çok iyi bir anlaşma sağlandığını düşünüyordu. Tezkerenin geçmesini istemesinin nedeni buydu."

Bu tespitin gerçek olduğuna ben de inanıyorum. Dönemin komuta kademesini oluşturan diğer komutanlarla birlikte Genelkurmay Başkanı Org. Hilmi Özkök de Amerikalılar ile müzakere sürecini yakından takip ediyor ve beklentilerin elde edilmesi şartıyla kuzeyden ikinci cephenin açılması için ABD'ye her türlü kolaylığın sağlanmasını istiyordu.

Ülkemiz adına müzakereleri sürdürenler hükümet kadar komuta kademesini de bilgilendiriyordu. Şimdilerde MHP saflarında politika yapan Büyükelçi Deniz Bölükbaşı, iki tarafa da, "İstenilenler alındı" mesajını vermişti.

Fikret Bilâ'nın tezime katkısı kendisinin daha önce anlattıklarıyla da örtüşüyor.

Artık önemli bir ayrıntıya daha değinebilirim: Dönemin askeri sorumlularından bazıları, aldıkları anlık istihbarat sayesinde, müzakerelerin nereye vardığını gördükleri ve tezkerenin geçmesini istedikleri halde, kamuoyuna bunun tam tersi bir görüntüyü verme çabasındaydı. Oylamadan bir gün önce MGK'dan tezkereye kuvvetli bir destek çıkmaması, MGK toplantısından bir gün önce de Milliyet'in "Asker rahatsız" manşetini atması oyunun ikili oynandığını gösteriyor...

Tezimin önemli ayrıntısı şudur: Askerler tezkerenin çıkmasını istiyor ve bunu bekliyordu; ancak içlerinden bazıları tezkerenin kendilerinin rahatsızlık duymasına rağmen geçtiğine kamuoyunun inanması için çaba gösteriyordu.

"İkili oynayanlar hangileriydi?" sorusunun cevabını en iyi verebilecek kişilerden biri Milliyet'in "Asker rahatsız" manşetindeki imzanın sahibi Fikret Bila'dır.

Hilmi Özkök'ün tavrına dair tanıklığını da önemsiyorum Bila'nın. Şöyle diyor yazısında: "Kuşkusuz Özkök'ün, bu tezkereyi darbeye ortam hazırlamak için savunduğunu düşünmek mümkün değil. Özkök'ün darbelere karşı olduğu en iyi bilinen yönü. Eğer 1 Mart Tezkeresi'nin darbeye dönük bir ortam hazırlaması olasılığı söz konusu olsa, Özkök, 1 Mart'ı desteklemezdi."

1 Mart (2003) tezkeresi ile 'Balyoz darbe planı' (5-7 Mart 2003) arasında sadece beş günlük bir zaman aralığı var. Balyoz ekibi, planlarını hazırlarken, tepeden aldıkları sinyaller sayesinde, tezkerenin geçeceğinden emindiler. TBMM tezkereyi reddedince üç-dört günde planlarını fazla revize edemediler. Bugünden bakınca plandaki bazı ayrıntıların anlamsız ve saçma gelmesi bu sebepledir.

Acaba bir yandan 1 Mart tezkeresinin geçmesini ister ve beklerken bir yandan da sonraki gelişmeleri etkileyeceği kuşkusuz "Asker rahatsız" türü manşetler peşinde koşanlar kim(ler)di?

Bu sorunun cevabını Hilmi Paşa'dan bekliyorum, ama Fikret Bila'dan gelecek bilgiye de 'Hayır' demem...

Fehmi Koru
f.koru@yenisafak.com.tr

11 Nisan 2010 Pazar

 

Yorum:

1 Mart tezkeresi bir çok açıdan önemlidir. Fehmi Koru’nun bu yazısıyla yeniden gündeme taşınan yanı ise kimin isteyip kimin istemediği, ve kimin ister veya istemez gibi yaptığıdır. Esas itibariyle böyle bir tezkereye AK Parti kadrolarının muhalif olması ve engel olmaya çalışması gerekirken, hükümette bulunan kadrolar bu tezkereyi meclis gündemine getirmiştir. Buna karşılık gene aynı kadronun oyları neticesinde tezkere reddedilmiştir. AK Parti’ye göre kendilerini her an yeniden konumlandıran çevreler de bu süreçte muhalif kanadı devlet adına temsile soyunmuşlardır. Irak işgalinden çok sonra bile aynı sayfalarda hayıflanma ve yazıklanma yazıları yayınlanmıştır. Fehmi Koru da o dönemde AK Parti’nin süreci yönetme başarısını konu alan ve belki de farklı bakış açıları sunabilecek yazılar kaleme almıştır.

Bugün bütün olmuş bitmişlere tarih ışığında bakarken kimin rol yaptığı üzerine tartışmak abestir.

Güneydoğusunda bir işgal cephesi açmış bir Türkiye’nin terörize edilmesi çok zor olmayacaktır. İstanbul’da, İzmir’de, Ankara’da bombalar patlamaya, panik yayılıp insanları esir almaya başladığı zaman o ana kadarki tüm roller değişecek akıl verenler hesap sorar hale gelecek ve kimse sorumluluk kabul etmeyecektir. Unutulmamalıdır ki terör en etkili siyasal katılım araçlarından biridir ve ülkemizde silahlı kalkışmalar yüzyıllardır dirlik ve düzenin  sağlanması adına yapılagelmektedir. Öyle ki celali isyanları birer halk ayaklanması değil devlet erkanı etrafındaki bir örgütlenmenin dirlik kavgası olarak görülmektedir.  

Fehmi Koru’un tezi, “planlar gerçek olmasına rağmen birer plan olarak hazırlanmış ve asla uygulanmamıştır, dolayısıyla planları hazırlayanlar hiçbir surette yargılanamazlar” tezini tam kalbinden vuruyor, planların söylenildiği gibi kağıt üzerinde kalmadığı hatta apaçık uygulandığı ihtimalini gündeme getiriyor.

Oyuncu ve rol sayısının çokluğuna bakarak birilerinin bazı askerlere bazı planlar hazırlattığı ve bu planları farklı biçimlerde hayata geçirdikleri de düşünülemez mi? Neticede bu strateji oyunun uzmanı olan kişiler ordu mensupları değil mi? Darbe, demokrasi, anayasa vb. konular tartışılırken hemen herkes “kendi kulağıyla” duyduğuna, “kendi gözüyle” gördüğüne o kadar inanıyor ki kulaklara fısıldananlar ve gözlere boyananlar görmezden geliniyor. Ötekini her şeyle itham ederken kendinden bu kadar emin olmak da aslında kulağa usul usul fısıldayan “şeytan” a kanmak değil midir?

 

Ahmet Kirtekin



YorumYap

Sayı: 44 | Tarih: 11.4.2010
Ahmet Hakan
CHP'ye 7 öğüt
1394 Okunma
18 Yorum
Lütfi Hocaoğlu
Mahir Kaynak
İki model
1232 Okunma
11 Yorum
Süleyman Karagülle
Fehmi Koru
1 Mart tezkeresi ve Balyoz Planı
995 Okunma
Ahmet Kirtekin
Mehmet Şevket Eygi
Riba Ateştir!..
824 Okunma
3 Yorum
Emine Hocaoğlu
Toktamış Ateş
Devlet işçisini döver mi?
817 Okunma
Osman Eskicioğlu
Ebubekir Sifil
İNSAN HAKLARI ve KAVRAMLAR
796 Okunma
2 Yorum
Zafer Kafkas
Zülfü Livaneli
En doğru söz
777 Okunma
Ali Bülent Dilek
Ruşen Çakır
Taraf tutmak yine çok zor
735 Okunma
Tayibet Erzen
Dücane Cündioğlu
Çadırdan saraya göçen uygarlık
731 Okunma
4 Yorum
Abdülkadir Altınhan
Rahmi Turan
Bizim kaşığın sapı kırık
711 Okunma
1 Yorum
Serdar Turan
Mehmet Niyazi
Topçu'nun dünyasına bir bakış
705 Okunma
Abdurrahman Erol
Mümtazer Türköne
Ordumuzu kim kurtaracak?
704 Okunma
1 Yorum
Arif Ersoy
Can Ataklı
AB ülkelerinde bir savcı aynı anda 70 subayı tutuk
703 Okunma
1 Yorum
Mesut Karaaytu
Nazlı Ilıcak
CHP'nin teklifi ve Çankaya
701 Okunma
Fatma Karuç
Reşat Nuri Erol
Hatırlatıyorum
690 Okunma
Ilker Ardic
Nihal Bengisu Karaca
Statükocu aydının bayatlamış sözlüğü
680 Okunma
Hakan Kandal
Hayrettin Karaman
Dehşete düşüren iddialar ve haberler
661 Okunma
Hilmi Altın
Oktay Ekşi
Köşk Fena Kızmış
661 Okunma
2 Yorum
Vahap Alma
Ali Bulaç
Türkiye'de hukuktan anlaşılan
658 Okunma
Ahmet Yasir Erol
Mehmet Altan
Kimler interneti kullanmaz?
616 Okunma
Mehmet Hikmetumut