Kullanıcı Adı:
Parola:
Üye Kayıt
Üye Aktivasyon
Parolamı Unuttum

Captcha image
Show another code

Giriş
Can Dündar - Cumhuriyet Vahap Alma
Bakırköy’e mi taşınsak? Orda ceza yokmuş
860 Okunma, 0 Yorum

 

06 Ağustos 2015 Perşembe

Gazetede arkadaşlarla “Acaba Bakırköy’e mi taşınsak” diye konuştuk.
Niye mi?
Yaptığımız haberler bizim mahallede suç; Bakırköy’de suç değil de ondan...
Adliye’ye bir baskın oldu, bir savcı şehit edildi. Savcıyı rehin alanlar öldürüldü, yataklık edenler bulunamadı. Kapıdan rahatça girmelerine göz yumanlar sorgulanmadı. Ama hadisenin fotoğrafını basan 18 gazeteci hakkında 7.5 yıla kadar hapis isteniyor.
Davayı neresinden tutmalı?
DHKP-C’nin başına silah dayadıklarının fotoğrafını basmak
“teröre destek” sayılırken, IŞİD’in boynuna bıçak dayadıklarının fotoğrafını basmanın serbest olmasından mı?
Aynı fotoğrafları kullanan yandaş medyanın suçlanmamasından mı?
Yoksa aynı habere Çağlayan’da bakan savcı bunun 7.5 yıl hapis gerektiren bir suç olduğuna hükmederken, Bakırköy’de bakan savcının soruşturmaya gerek duymamasından mı?
Bir hukuk devletinde böyle garabet yaşanabilir mi?
Savcılardan bizi yargılatırken gösterdikleri cevvaliyeti, suçluları yakalamakta göstermesini beklemek hakkımız değil mi?
Bununla da sınırlı değil ki:
“Teröre yardım yataklık” iddianamesinden hemen sonra, dün hukuk servisimiz üç yeni hakaret davasının haberini verdi.
“Hakaret” dedikleri şeyler, gazetede çıkan gündelik haberler... Bir siyasetçi demeç vermiş, Meclis’te bir milletvekili bir söz söylemiş; onların söylemesi suç değil, bizim yazmamız suç...
Belli ki Hünkâr,
“Yıldırana kadar üstlerine gidin” emri vermiş.

***

Bir de Almanya’ya bakın:
Bir internet sitesinin iki editörü hakkında, Alman devletinin sosyal medyada takip sınırlarını genişlettiğine dair gizli bir raporu yayımladığı gerekçesiyle soruşturma başlatıldı.
Savcı, gazetecileri
“vatan hainliği” ile suçladı.
Tabii bizim yandaşlar hemen işin üzerine atladı.
“Almanya yargılıyor, biz niye yargılamayalım” diye tezahürata başladı. Çok bilmiş bazıları, “Bu Batı böyledir işte; kendisi yargılar, biz yargılayınca kızar” diye tartışmaya daldı.
Sonuç?
Kamuoyu ayağa kalktı. Yürüyüşler yapıldı. Alman medyası topyekün gazetecilere sahip çıktı. Başbakan ve siyasi partiler savcıya tavır aldı. Ve sonunda savcı görevinden alındı.
Şimdi Adalet Bakanı’nın koltuğu sallanıyor.
“Almanya’yı örnek alın” diyen bizimkiler suspus...

***

İddianame açıklandıktan 2 saat sonra Büyükçekmece Belediyesi’nin “Yaşam boyu onur ödülü”nü aldım.
Orada da söyledim:
Ödüller ve cezalar peş peşe geliyor.
Alkışlar ve yuhlar...
“Yeter dur”cularla, “Durma yürü”cüler...
“Biz sana gösteririz” diyen yandaşlarla, “Yanındayız” diyen yoldaşlar...
Ve bu kargaşada hakkıyla gazetecilik yapmaya çalışan bizler...
Bunlar ne ki; gerçeği yansıtmanın bedelini canla, kanla ödemiş bir gazetede çalışıyorum.
İstediğiniz kadar soruşturma, dava açın, tehdit, hakaret edin, yargılayın; gerçeği yazmaktan vazgeçmeyeceğiz.
Demokrasi, basın özgürlüğü, hukuk devleti mücadelesinin bir parçasının da yargılanmak olduğunu bilerek, yandaşların sataşmalarına zerrece prim vermeyerek ve asıl yargılanması gerekenler adalet önüne çıkana dek, yılmadan gazeteciliğimizi sürdüreceğiz.

 

     Yitik Değerler

     Eskiden gazete veya televizyonlardaki haberlere itibar vardı. Haber almanın sağlam bir yoluydu. Yandaşlık, kutuplaşmalar ve rant, itibar, güven ve inancın yitirilmişliğini resmediyor. Karşıt görüşlü medyanın birbirinin tarafsızlığını sorgulaması da ilginç bir tablo koyuyor ortaya.

     Allah’ın insanlara en büyük imtihanlarından biridir para! Gücü karşısında dik durabilmek zorun da üzerinde bir şey. Bu imtihanın kaybedilmesi rantı oluşturur. Rantın var olduğu yerde ise yitirilen şey ‘’güven’’dir. Yitik güvenin sorumlusu da görevini yapmayan ‘’mü’min’’ler ve görevini iyi yapan kafirler ve münafıklardır. Mü’min ve kafir alenen mü’minliğini ve kafirliğini ilan eder ve cesurdurlar.  Mücadelenin asıl ayağı, rantlarını sürdürebilmek için canla başla ve gizliliklerini koruyarak sinsilik eden münafıklardır. Fitne-fesatla beslenmiş emelleri ile başarının baş mimarıdırlar. Oluşturdukları korku politikaları, yandaşlık, kutuplaşma ve aşıladıkları nefret duygularıyla islam (Barış)’ı yıkmayı hedeflerler.

     Çözüm mü? Çok basit..!

     Adil Kur’an Düzeni… 

 

Vahap Alma



YorumYap

Sayı: 321 | Tarih: 9.8.2015
Ergün Diler
İki cümle ile mesaj
Kooperatifler ve yap-işlet modeli
1002 Okunma
Süleyman Karagülle
Ali Bulaç
Devlet adına İslamcılık yapmak
İslamcılık
897 Okunma
1 Yorum
Zafer Kafkas
Can Dündar
Bakırköy’e mi taşınsak? Orda ceza yokmuş
Yitik Değerler
860 Okunma
Vahap Alma
Ahmet Hakan
Demirtaş 'kirli' diyemedi
Günaydın Ahmet Hakan
824 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Yusuf Kaplan
Tehlike çok büyük (1)
Peygamber,resul ve nebi düğümü!
786 Okunma
Ali Bülent Dilek
Mehmet Barlas
Kavramları da kargaşaya kurban etmeyelim
Kılavuzumuzu doğru seçelim
785 Okunma
Tayibet Erzen