Kullanıcı Adı:
Parola:
Üye Kayıt
Üye Aktivasyon
Parolamı Unuttum

Captcha image
Show another code

Giriş
Mahir Kaynak - Star Süleyman Karagülle
Suriye Sorunu
724 Okunma, 11 Yorum

19/05/2013

-Suriye’yi Fransızlar kurdular. Baas Partisini onlar oluşturdular. Türkiye’de de Bas rejimi getirilmek istendi.

-Sermaye başta da dünyayı ikiye böldü.  Batıya düşen Müslüman ülkeleri diktatörlükle dinsizleştirmekti.  Faşizm, Kemalizm ve Baasçılık bu programı uygulamalıdır.  Tarihi tecrübesiyle atlatmıştır. Teslim olmuş görünür, bekler, fırsat bulunca da karşı atağa geçer.

 

- Bunlar nasyonal sosyalizmdir. Sovyetlerden korunmak, kendi halkını da isyandan uzak tutmaktır. ABD düşmanlığı ile tanınırlar.

-Sermaye güçleri dengede tutmak için zıtları oluşturur. Enternasyonal sosyalizmin karşısında nasyonal sosyalizm. ABD yönetimini kontrol etsin diye nasyonal sosyalizm. İslamiyet’i devre dışı etmek için Sovyetlerde alenen yasak, ulusal sosyalizm de fiilen yasak, batıda ahlaksızlıkla dinsizlik yaygınlaştırılmıştır.

 

-Sorun Esed değildir. Sorun Baas partisidir.

-Sermaye, dünyayı dinsizleştiremeyeceğini anladığı için şimdi yeni projesi var. Başarırsa üçüncü cihan savaşını çıkaracaktır. Türkiye Suriye’ye girecek, arkasından İsrail de Suriye’ye saldıracak. İran Türkiye’ye saldıracak, Çin ve Rusya İran’ı, AB ve ABD Türkiye’yi destekleyerek üçüncü kanlı savaş sürecek. Sonunda Dünya ikiye bölünecek. Doğu, batı ve bunlar arasında denge kurulacak. 1900’lere kadar denge dini çatışmalarla dengeleniyordu. Yirminci yüzyılda rejim çatışmaları ile dengelendi. Şimdi doğu batı çatışması ile dengelenmek istenmektedir. Kanlı savaşlarla İslam âlemi yok edilecek. Çünkü Tevrat’ın tek rakibi vardır: Kur’an.

 

-Suriye’yi bugün muhaliflere vermezler. Onlar kullanılıyorlar. Bugünkü muhalifler iktidar olsa, o zaman milliyetçi hükümet doğar.

-Milli Görüşü etkisiz hale getirmek için AK Partiyi getirdiler. Milli görüşün oylarını alıyorlar ama çağın gereklerine uymuyorlar. İhvanı iktidar ediyorlar ama ihvanı AK parti var iktidarda. Milli Görüşten gelme ama onların dediğini yapan iktidar.

 

-Dünyada artık eskisi gibi hakim olan değil. ABD’nin yanında olmalıyız.

-Sermaye dünyayı ikiye ayırıp savaştırmak istiyor. Biz ABD’nin, İran Çin’in yanında olmalı.  Müslümanları yok eden kanlı savaş sürüp gitmeli. Çin ile ABD savaşacak ama silahlar Müslümanlar yönetilecektir. İki taraf da Müslüman’ı Müslüman’a kırdıracak. İslamiyet batının da doğunun da en önemli baş sorunudur.  Gelecekte ya batı ya da doğuya İslamiyet hâkim olacak ya da İslamiyet soy kırımına uğratılacaktır. Evet, İslamiyet Adil Düzen ile dünyayı yeniden aydınlatacaktır.

 

25/05/2013

İç dengeler

-Dışarıdan güdümlü devletler dönemi sona eriyor. En büyük değişim orta doğuda ve Türkiye’de oluyor.

-Dünya Adil Düzen’e giriyor. Sermayenin hükümranlığı sona eriyor. Yeni düzeni savaşsız kuracak kişiler dört tanedir. Obama, Putin, Papa ve Çin Devlet başkanı.

Üçünün barışlı bir dünya istedikleri, gerçek laik bir dünya istedikleri hususunda tam kanaatim vardır. Çinin yönetimini bilmiyorum ama Çin genellikle dini siyasette güçlülere uyar. Sermayenin hükümranlığı asrın başlarında sona erecektir. Bu kehanet değil, tarihi gelişmenin sonuçlarıdır.

 

-Önümüzde anarşik hareketlerle iktidarın siyaseti yarıda bırakılabilir.

-Sermaye, kurduğu tezgahla, PKK’yı selamete çıkarmış, Türk ordusunu bölmüştür. PKK ile savaşanlar şimdi hapishanededirler. Bunun anlamı bu ordu artık anarşik hareketlerle uğraşmayacaktır. Böylece ülkemiz teslim alınacaktır. Askerimiz, bunun farkındadır, sabretmektedir. Teslim olmamışlardır. Hapiste olanlar bunun AK Parti tarafından yapılmadığını biliyor. Halen görevde olan asker de asla gevşemeden PKK ile savaşa devam ediyor. Bunun anlamı ordu teslim olmalıdır. Ordu bölünmemiştir. Ordumuza güvenim devam ediyor.

 

-Dünya ikiye bölünmüştür. Rusya ve ABD Ak Parti’nin tercihidir. Çin ve AB CHP’nin tercihidir.

-Dünya ikiye bölünmemiştir. Sermaye dört gücü bölmeye çalışıyor. Sonunda Çin ile Rusya’yı bir yapacak, ABD ve AB ile saldıracak. Müslümanlar ikiye bölünecek, birbirini kıracak. Biri Şiilerin merkezi İran ile diğeri de Sünnilerin merkezi Türkiye ile savaştırılacak. Biz başaramayacaklar diyoruz. Belki de sadece duamızdır.

 

-Gelecekte içte uluslar kendi istedikleri gibi yaşayacaktır. Böyle bekliyorum.

-Sermayenin yeni siyaseti ulusları iç işlerinde serbest bırakmamak yönündedir.

 

NOT: Yazıda yer alan italik ifadeler Süleyman Karagülle’ye aittir.

 

Yorum:

Yeni siyaset

Haçlı seferleri ile başlayan sermayenin hâkimiyeti kanlı savaşlarla 500 sene sürmüştür. İlk savaş kilise ile anlaşmış durumda iken derebeylerle savaşılmıştır. Derebeyliği yıkarak yerine ulusal devletleri oluşturdu. Papalığı etkisiz hale getirerek ulusal mezhepler oluşturdu.

Sonra hanedanlara son vererek dinsiz diktatörlerle Avrupa’da ulusal devletler kurdu. Dünyayı müstemlekecilikle yönetti. İkinci Cihan savaşında müstemlekeciliğe son verdi ve doğu ve batıyı bloklarla yönetmeye başladı.

Yahudi nüfusu azdı. İsrailoğlu olmayan da Yahudi olamaz. Bunun için mason teşkilatı kuruldu. Dünyada 500 sene Yahudi olmayan seçimlerle hükmünü sürdürdü. Ulaşım ve haberleşme araçlarının gelişmesi ile iki yeni siyaset geliştirdi. Müstemlekeciliğe son verdi, devletleri doğrudan yönetmeye başladı. Masonları etkisiz hale getirmek için kulüpler kurdu halka doğrudan inmeye başladı. Bilderberk gibi kuruluşları kurdu, Masonlarla kendi arasına perde koydu.

Bu gelişmelerin sonunda beklenmedik olaylar oldu. Avrupa Birliği kuruldu ve sermayeden bağımsız harekete başladı. Rusya’da sosyalizm sona erdi demokratik devlet ortaya çıktı. Kilise diğer dinlerle bilhassa İslamiyet ile uzlaştı ve güçleşti. Çin, ekonomisini sosyalizmde geliştirmeye başardı.

Böylece sermaye siyasi etkisini kaybetti. Henüz karşılıksız doların krallığına devam etmektedir.

Mahir Bey şu tezi ortaya koyuyor: “Eskiden kurduğu devletlerle onlara zülüm yaptırarak insanlığı yönetmek istemiştir. Bilhassa insanlığı dinsizleştirmeyi hedeflemiştir. Yeni siyasette bundan vazgeçmişe benziyor.” diyor.

Evet, bu benim tezime uygundur. Sermaye ekonomiyi devletlerin hakimiyetinden kurtararak, halkla doğrudan ilişki kurmak istemektedir. Vizelerin ve gümrüklerin kalkması sermayenin çıkarına olacaktır. Çünkü artık karşılıksız para ile paranın senyoraj hakkı ve faizle yeteri güç elde etmektedir.  Devletlerin tekel sermayeye pay vermesi gerekmektedir. Bu da Adil Düzen’e doğru atılan bir adım olmaktadır.

Evet, gelecekte vizeler olmayacak, gümrükler olmayacak. Sermayenin hedeflediği düzen olacaktır. Bir farkla faiz olmayacak ve kredileri sermaye değil kurulacak kooperatifler dağıtacaktır. Benim daha gençlik yıllarımda yazdığım iki kitap vardır. Ekonomik Doktrinler; Erbakan siyasete bu kitabı anlatarak siyasete başlamıştır. İkinci kitabımız da İslam’da Denge ve Para konusunu esas alır.  O kitaplarda bugün gelinen hususlar anlatılmıştır. Hatta sosyalizmin ve kapitalizmin yıkılacağından bahsetmiştir.

Sermaye şimdi süper güçleri devre dışı ederek yeni düzen kurmak istemektedir.

Sermaye için iki yol vardır. Ya Adil Düzen’e uyacak, faizden vazgeçecek ve üçüncü bin yılın oluşmasında yine büyük etkiye sahip olacak. Yahut sömürüye devam edecek, mağlup olacak, tarihteki sürgün dönemlerini yeniden başlatacak.

 

 

 

 

Süleyman Karagülle

Yorumcu
Yorum
Reşat Nuri Erol
01.06.2013
09:51

Ak Parti’nin dünü, bugünü? ABDÜLHAMİT BİLİCİ

ZAMAN GAZETESİ

Tartışmasız biçimde Türkiye siyasi tarihine damgasını vuran Ak Parti’nin, içte ve dışta her türlü olumsuz şartlara rağmen ayakta kalmayı başardığı 10 yıllık serüvenini ve ekonomiden demokrasiye birçok alanında gerçekleştirdiği reformları partinin teorisyeni Yalçın Akdoğan’dan dinlemek anlamlıydı. İslamcılık ve gizli ajandası olmakla suçlandığı ilk günlerde geliştirdiği “muhafazakar demokrat” kavramı, onun fikri çabasıydı. Bu kavram, iç siyasette eski tabandan kopmadan merkeze açılma yolunu açarken, özellikle ‘Milli Görüş’ antipatisi ve 11 Eylül sendromu içindeki Batı’da da partinin işini kolaylaştırdı. Şehir Üniversitesi’nin düzenlediği “İçte ve dışta Ak Parti’nin 10 Yılı” sempozyumunun açılışında konuşan Akdoğan, darbe girişimleri, kapatma davaları, gece yarısı bildirileriyle geçen süreçte partinin izlediği siyasetin kritik unsurlarını paylaştı. Ona göre resmi muhalefet, iktidarmış gibi statükocu bir siyaset izlerken, Ak Parti iktidarda olmasına rağmen muhalefet dilinin dönüştürücü enerjisinden yararlanmıştı. Bir yandan küresel güçlerle çalışırken diğer yandan Filistin, BM reformu gibi konularda eleştirel olabiliyordu. AB, Ermeni meselesi, Kıbrıs gibi konularda alışılanın dışında ‘yüksek siyaset’ izlendi. Adil düzen gibi sonuçları test edilemeyen ve bir kesime hitap eden politika yerine somut başarıya dayanan ve herkese hitap eden reel politikalar benimsedi ama idealleri unutmadı...

...

DEVAMI..

http://www.zaman.com.tr/abdulhamit-bilici/ak-partinin-dunu-bugunu_2096046.html

Sayfa: 2 / 2 (11 Yorum)Prev1[2]Next


YorumYap

Sayı: 206 | Tarih: 26.5.2013
Mahir Kaynak
Suriye Sorunu
Yeni siyaset
724 Okunma
11 Yorum
Süleyman Karagülle
Yusuf Kaplan
Soğuk savaştan'soğuk barışa'
soğuk barıştan'sıcak barışa'
708 Okunma
Ali Bülent Dilek
Ahmet Hakan
Sizi kimse etkilemiyor Amerika hariç
Batı menfaatiyle gelen bahar
483 Okunma
2 Yorum
Lütfi Hocaoğlu
Mehmet Şevket Eygi
Yılda bir Platonik Kutlu Doğum Haftası Etkinlikle
İslam Gerçekleriyle Uğraşalım
476 Okunma
Emine Hocaoğlu
Mehmet Barlas
Ben olsam otomobil reklamlarını da yasaklardım
Etkin Çözüm
436 Okunma
Tayibet Erzen