Kullanıcı Adı:
Parola:
Üye Kayıt
Üye Aktivasyon
Parolamı Unuttum

Captcha image
Show another code

Giriş
Emre Kongar - Cumhuriyet Süleyman Karagülle
Sandalyeler Nasıl Paylaşılacak, Suriye Krizi Bunu
976 Okunma, 21 Yorum

 

Kongar: “ ‘Ak Parti Kongresinden önce Erdoğan Gül arasında ayrılıklar, dışa vuracak mı?’ diye yazmıştım.

Gül ile Erdoğan arasında şike cezalarında Kanunun geri gönderilmesi dışında bir sorun yaşanmamıştı.

Erdoğan yetkileri kısılan bir cumhurbaşkanı olmak istemiyor. Başkanlık sistemine geçilemeyebilir. Geçilse bile kendisi seçilemeyebilir. Gül ile Erdoğan arasında denge belirsizlik devam etmektedir. Gül tercih edilmelidir.

Suriye sorunu AK partideki belirsizliği daha da derinleştiriyor.” diyor.

 

http://www.cumhuriyet.com.tr/?hn=369590

 

 

Yorum:

 

Sermaye’nin Yönetme Tarzı

 

Sermayenin yönetme tarzı vardır.

1- Önce karşı tarafı ikiye ayırıp onları çatıştırarak denge kurar.

2- İki grup arasında denge kuramazsa ikilerin yanına bir üçüncü küçük grup çıkarır. Onları kullanarak gruplara sözünü geçirmek ister.

3- İki gruptan fazla çoklu grup olmasını istemez.  Kendi kontrolü dışında ortaya çıkan bir oluş varsa onu şiddetli bir şekilde bastırır. Onu doğmadan ezer.

4- Kendi kontrolü dışında bir gelişme olur ve onu doğmadan yok edemezse, bu sefer onun yanında yer alır. Ajan olanları sokar ve içinden bastırmaya çalışır.

 

1970’lerden önce, sermayenin kontrolünde olmayan iki kuruluş ortaya çıkmıştır. Biri, Süleyman Tunahan’ın Kuran tedrisidir. Diğeri ise Bediüzzaman’ın risaleleridir. Bunlar şiddetli şekilde ezilmekteydi.

 

1970’lerde size İzmir’de Akevler ortaya çıktı. Sermayenin kontrolü dışında olan bu kooperatif Erbakan’ı ve Bediüzzaman’ı desteklemiştir. Birden bunlar legal çalışmaya başlayınca bunları ezmek mümkün olmamıştır. Sermaye bunlara karşı siyasetini değiştirmiştir. Onların yanında yer almış ve kendisinin kontrolüne almıştır. İşte Gülen sermayenin kontrolüne giren Bediüzzaman’ın devamıdır. AK Parti de sermayenin denetimine girmiş Erbakan’ın devamıdır.

 

Sermaye Erbakan’ı devre dışında bırakmak için Gül’ü seçmiştir. Gül’ün daha az mücadeleli olması ve kolay idare edilir görünmesi sebebi ile onu tercih etmiş, ne var ki, bunu başaramayınca Gül ile beraber Erdoğan’ı ister istemez benimsemiştir. Sermayenin yanıldığı husus, Erdoğan, Gül, Atalay, Arınç, Aksoy, Gönül, Çiçek, Mehmet Ali Şahin ve diğerleri, muhteris değil mümin insanlardır. Her zaman fedakârlık yaparlar. Yapmak zorundadırlar. Yapmayanları mebusları hemen dışlarlar. Türklerin başarısı buradan gelir. Bölünmelere izin vermez. Birisinde birleşip galip getirir.

 

AK Parti nerde hata yapıyor?

1- Suriye konusunda sonuna kadar hatalıdır. AK Partinin oylarını bu konu bitirecektir. Basının küçük istismarı bu işi bitirir.

2- Allah’ın Türk Milleti’ne verdiği iktidarı bir şirk anlayışı içinde bırakıp gitmesi fahiş hatadır. Gücünü kullanıp Adil Düzen’i getirmeye çalışacağına bırakıp gidiyor.

3-  Cumhurbaşkanlığını sivil ve taraflı birisine verip dengesini ortadan kaldırmak hatadır. Oysa tarafsız, güçlü ve asker bir başkan, son kararları alarak dengeyi koruyabilir.

4- Erdoğan başkanlığa geçip uzaktan partiyi idare etmeyi yeğlemektedir. Bu hem imkânsız hem de ayarsızdır. Başkan tarafsız olmalı ve uygulamaya karışmamalıdır. ABD’de sermaye dediğini yaptırmak için başkanlık sistemini benimsemiştir. Bu davranışları AK Partiye zarar verecektir. Ama ülkeye zarar veremeyecektir.

 

Ak Parti yanlış yapıyor. Bu kendileri için kötü olabilir. Ama bu oyunların sonu mutlaka Türkiye’nin ve İslamiyet’in yararına olur.

 

 

Süleyman Karagülle

Yorumcu
Yorum
Reşat Nuri Erol
12.10.2012
16:17

Böyle hata olur mu Allah aşkına -2-

Levent Gültekin

acikcenk@gmail.com

Türkiye’nin bugün dış politikada verdiği görüntü bundan iki yıl öncekinin tam zıttı. İki yıl önce komşularımızla ne kadar iyi ilişkilere sahiptiysek bugün de en az o derece kötü. İki yıl önce dost düşman herkesin el üstünde tuttuğu Ahmet Davutoğlu bugün dost düşman herkesin hedefinde. İki yıl önce hükumete muhalif gazetecilere, partilere, siyasilere hükumetin en başarılı olduğu alan hangisi diye sorulsa herkes bir ağızdan “Dış politika” derdi. İki yıl önce hükumetin dış politikasını övenlerin tamamı bugün hükumeti dış politikada geldiği nokta üzerinden eleştiriyor. Yani ‘büyük bir başarı’ iki yıl gibi kısa bir sürede ‘büyük bir başarısızlığa’ dönüştü. Peki bu kadar ‘parlak’ bir tablo, bu kadar kıskanılan bir ‘başarı’ nasıl oldu da bu kadar kısa sürede tersyüz oldu? İki yıl öncesine kadar sıcak ilişkide olduğumuz ülkelerin tamamı ile nasıl oldu da birden bire muarız haline geldik? Suriye, İran, Irak ve son olarak da Rusya. Resmen bize bir “sıfır sorun” tiyatrosu izletiyorlar. Hem de ‘sıfır sorun’un mimarının yönetiminde. Bunu bir hakaret olsun diye değil. bir tespit yapmak için söylüyorum: “komşularla sıfır sorun” açık bir şekilde “sıfır komşu” haline geldi, getirildi. Peki bütün bunları kim yaptı? Kim bir tabloyu iki yılda bu kadar tersyüz etme kudretine sahip? Bu tabloyu Ahmet Davutoğlu’nun ‘kişisel hırsı’ veyahut ‘kibri’ veyahut ‘siyasi hesapları’yla açıklayabilir miyiz? Ahmet Davutoğlu’nun gücü Türkiye’yi bu hale getirmeye yeter mi? Hadi diyelim Davutoğlu elde ettiği ‘başarı’nın sarhoşluğuna kapıldı ve bir düzine hata yaptı. Peki ya Başbakan Erdoğan’a ne oldu? Gidişatı o da mı göremedi? Gördüyse niçin düzeltmek için değil de daha da germek için uğraşıyor. Niçin altı büyük bir ateş olan ipin üzerinde yürüyerek bütün bir toplumu tedirgin ediyor? Niçin o ipten aşağı bir türlü inmiyor? Geçmişte yapılanlara ’başarı’, bugün yapılanlara da ‘hata’ diyebilir miyiz? Ortadoğu’da “Türkiye’nin yıldızını bu kadar parlatan” bir iktidarın böyle bir başarının ardından bu kadar vahim ‘hata’lar yapması inanılır bir şey mi? Son iki yılda sıra ile bütün komşularımızla ilişkilerimizin bozulması sadece kişisel hatalar ile açıklanabilir mi? Bu tabloyu bize Ahmet Davutoğlu’nun başarısızlığı diye gösterenler bizim zekamız ile alay etmiş olmazlar mı? Bir ülkenin, bir siyasetçinin, bir bilim adamını bu kadar ‘hata’yı peş peşe ve inatla yapıyor olması için aklını kaybetmiş olması gerekmez mi? Nasıl oluyor da iktidar şakşakçısı birkaç gazeteci dışında onlarca gazeteci, onlarca siyasetçi, onlarca aydın bu gidişattaki vahameti görüyor da bir tek iktidar göremiyor? Mesela en son Rusya ile yaşadığımız uçak krizi. Komşularla ‘sıfır sorun’ hedefleyen, Türkiye’nin menfaati için çırpınan birinin yapacağı bir iş miydi Allah aşkına? Uçak indirme olayının son kalan komşu Rusya ile aramızı gereceğini, bozacağını görmek için üstün bir zekaya ihtiyaç yok ki. Peki niçin bu adımı atmaktan imtina etmediler? Kim o istihbaratı verdi? Sadece istihbarat mı verdiler, yoksa üstelediler de mi? Üstelik verilen bilginin yanlış çıktığı da ortada. Bir sıraya göre devam ediyorlar. Önce Suriye, ardından Irak, ardından İran, şimdi Rusya. Peki normal bir durum mu bu? Bütün bunları niçin sordum? Nereye varmak istiyorum? Kafama takılan asıl soruya siz de ortak etmek niyetindeyim. Hükumetin son iki yıldır uyguladığı dış politikaya ‘hata’ demeyeceksek ne diyeceğiz? Benim aklıma iki seçenek geliyor. Birincisi, ‘Dünya sistemi’ bir plan uyguluyor ve Türkiye’nin bu plana karşı duracak bir direnci de gücü de yok. “Yok bu işler senin dediğin gibi komplo teorileri ile açıklanmaz” diyenlerdenseniz o zaman bir diğer seçenek var: Türkiye’yi yönetenler “ihanet içinde” ve bile bile Türkiye’yi belaya sürüklüyorlar. Buna da inanmıyorsanız, -kaldı ki ben de inanmayanlardanım- o zaman zayıf da olsa son seçenek kaldı. Bu iktidarda gerçekten akıl ve zeka yok. Yoksa bu kadar hatayı göz göre göre yapmaz, herkesin gördüğü tehlikenin üzerine üzerine gitmezdi. Peki Hangisini tercih edersek içimiz rahatlar? Gerçekten ‘Dünya sistemi’nin planlarına “hayır” diyemeyen bir ülkeysek halktan bu kadar destek gören Tayyip Erdoğan bile “hayır” diyemiyorsa, kim diyecek? Başka hangi iktidar Türkiye’yi bu sarmaldan kurtaracak? Bu sorun sadece AK Parti’nin ve ona destek verenlerin sorunu değil herhalde, öyle değil mi? Libya’da, önce NATO’nun ne işi var orada deyip ardından NATO’ya destek vermek, Kürecik’e radar sistemi kurmak, “Esad Suriye için en ideal lider” deyip ardından Esad’ın kellesini istemek ve Rusya’dan gelen Suriye uçağını indirmek. Üstelik bütün bu adımları yalnızca ABD destekliyor. “Suriye sorununun temel gerekçesi ‘vicdan’dır ve bütün bunları iktidar kendi aklı ve zekasıyla bilerek ve isteyerek yapıyor” diyenlerdenseniz bu yazıyı kendinize dert etmeyin.. twitter.com/acikcenk

Sayfa: 3 / 3 (21 Yorum)Prev12[3]Next


YorumYap

Sayı: 173 | Tarih: 7.10.2012
Emre Kongar
Sandalyeler Nasıl Paylaşılacak, Suriye Krizi Bunu
Sermaye’nin Yönetme Tarzı
976 Okunma
21 Yorum
Süleyman Karagülle
Yusuf Kaplan
Hakikatin izi,"akleden kalp'te"gizli
Kur'an'da kalp,kuran'da kalp!
617 Okunma
Ali Bülent Dilek
Mehmet Barlas
Toplumun yapım gücü en yüksek kesimi hangisidir?
Yaptırım Gücü
578 Okunma
Tayibet Erzen
Ahmet Hakan
Vakur bir tepki örneği
Onları bırak
571 Okunma
2 Yorum
Lütfi Hocaoğlu
Mehmet Şevket Eygi
İslam Mektebi Böyle Olur
Eğitimde Serbestlik
566 Okunma
Emine Hocaoğlu