Kim seçilecek?
1547 Okunma, 16 Yorum
Mahir Kaynak - Star
Süleyman Karagülle

Siyaset ne işe yarar?

1 Ocak 2012 Pazar

 

Çoğunlukla karşımızdakilerle görüş ayrılıklarımızın, karşı tarafın eksik bilgilenmesinden, yanlış akıl yürütmesinden ya da düpedüz anlayışsızlığından kaynaklandığını düşünürüz. Muhataplarımızla görüş alışverişinde bulunmak, konuyu kendi tarafımızdan göründüğü şekilde aktarmak suretiyle doğru bildiğimiz noktada buluşacağımızı umarız. Çoğu zaman da bu gerçekleşmediği için hayal kırıklığına uğrarız. Çünkü insanın gerçekliği algılaması tecrübelerinden, değer yargılarından ve çıkarlarından bağımsız değildir. Onun içindir ki baktığımız yerde görmek istediğimizi görürüz.

- Karşımızdakinin bizim gibi olduğunu sanırız. Çıkmayınca da şaşırırız.

- Kendimizi mutlak doğru ve haklı sanırız. Oysa icmanın olmadığı yerde kesinlik yoktur.

 

Siyasetin doğası ve demokrasi açısından bu temel iç görünün önemi büyük. Çünkü kişilerin ve toplulukların olayları değerlendirmesinin, kendilerini var eden değerler sistemiyle şekillendiğini kabul etmiş oluyoruz. Böylelikle demokratik siyasetin temelinde bulunan müzakere, paylaşım gibi temel konular boşa çıkmış oluyor. Karşımızdakilerin değerleri, çıkarları olduğu yerde durduğu sürece konuşmanın çok fazla bir anlamı kalmıyor. Dolayısıyla siyasetin temel amacı karşımızdakileri kendi çıkarlarımız doğrultusunda gerektiğinde güç kullanarak yönlendirmek haline dönüşüyor. Savaş siyasetin uzantısıdır diyenlere nazire yaparcasına siyaseti bir çeşit savaş oyunu haline dönüştürüyoruz.

***

- Siyaset gerçekleri arama değil soğuk savaş mahiyetindedir.

- İktidar ve muhalefet anlayışı siyaseti tartışmadan çatışmaya götürür.

 

Demokratik siyasetin imkânlarıyla ilgili birçok kötümser yaklaşımın temelinde aslında hiç de küçümsenmeyecek bu öngörü yatar. Barışçı müzakere metotlarıyla savunduğumuz değerler, politik tercihler doğrultusunda destek toplamaya çalışmak nafile bir çabaya dönüşür. Oysa demokratik siyaset tam da insan algılamasının bu doğası sebebiyle ihtiyaç duyulan ve savunulması gereken bir araçtır. Algılarımızın, tercihlerimizin değerlerimiz ve çıkarlarımızdan etkilendiğini kabul etsek bile toplum içerisinde yaşadığımızdan tüm beklentilerimizi gerçekleştirmemiz mümkün olmayacaktır. Her noktada karşımızdaki dirençlerin ve grupların da gücünü dikkate alarak ödünler vermek, ara çözümler bulmak zorunda kalırız.

- Parti aynı zamanda hakları savunma aracıdır.

- Partiler savunma yapmalıdır. Hakemler karara varmalıdır.

 

Aksi durumda herkesin kendi gündemini karşı tarafa dayatmak için şiddete başvurması gerekir ki bu durum hiç kimsenin tahammül edemeyeceği maliyetler getirir. Böylelikle siyasetin amacı karşımızdakilerle karşılıklı ödünler vererek kabul edebileceğimiz çözümler üretmek haline gelir. Karşılıklı güç dengesinin ve müzakere yeteneğinin ulaşılacak uzlaşma noktasını belirleyeceğini kabul etmekle beraber, demokratik siyasetin işlevini de ortaya koymuş olduk. Siyasal katılımın engellenmesi, farklı toplumsal kesimlerin tercihlerinin hor görülerek dikkate alınmaması bu taleplerin şiddet yoluyla ortaya çıkmasına sebep olacağından tercih edilebilir değildir.

- Siyaset sıcak çatışmanın önlenmesidir.

- Tartışma gerçeği aramak için değil de kanlı çatışmanın yerini alması için yapılıyor.

 

Yeni bir yıla girerken kendi siyasal görüşlerimizin bize özgü özelliklerden türediğini kabul ederek daha fazla anlayışa dayalı bir siyaset dünyası diliyorum. Anlayışla kastettiğim karşı tarafın pozisyonunu kabullenmek değil, onun varlığının ve kendine özgü duruşunun kabulü ve meşruiyetinin kabullenilmesi anlamını taşıyor. Bu sadece kendini daha güçlü konumda hissedenler için değil, mağdur olduğunu düşünen gruplar için de demokratik siyasete şans verilmesi ve şiddetin reddi ile mümkün olacaktır.

- Başkalarını kendine eşit kabul edersen çatışma sona erer. Siyaset, zayıfların güçlülere karşı direnişini de sağlar.

- Hakları teslim etme çatışmayı sona erdirir.

 

 

Kim seçilecek?

25 Aralık 2011 Pazar

 

Cumhurbaşkanının kim olabileceği tartışılıyor. Ancak bunun siyasi sonuçlarının ne olacağı ve bu sonuçlara ulaşmak isteyen güçler üzerinde durulmuyor. Önümüzdeki dönemde nasıl bir ülke olmamız gerekiyor ve bunu hangi figürün gerçekleştirmesinin daha kolay ve uygun olacağı düşünülüyor. Bu sözlerim cumhurbaşkanının kim olacağı değil başbakanın kim olacağı anlamına geliyor. Çünkü cumhurbaşkanının kim olacağı aynı zamanda yeni başbakanın kim olacağını gündeme getiriyor ve bu sorunun cevabı daha önemli görünüyor. Eğer Recep Tayyip Erdoğan cumhurbaşkanı olursa yeni bir başbakan bulmamız gerekiyor. Herkes mevcut politikacılar içinden seçim yapıyor ve yeni seçimle birlikte AK Parti kadrolarında hem üç defadan fazla seçilememek kuralı nedeniyle hem de değişim ihtiyacı nedeniyle büyük yenilik beklenirken yeni gelenlerin bütün hesapların dışında tutulması anlamsızdır.

***

- Sorun cumhurbaşkanının kim olacağını başbakanın kin olacağızdır. Üç kereden sonra seçilmeme kuralı çıkmaza sokuyor.

- Allah’ın helal ettiğini haram etmek şirktir.

 

Bu durumda önce yeni dönemin siyasi beklentisini tahmin edelim ve bu ihtiyaca kimlerin cevap vereceğini arayalım. AK Parti ilk yıllarda dünyada egemen olan globalleşme senaryolarına uygun bir politika izledi. Bu nedenle sıcak para girişi hızlandı ve önemli bir cari açıkla karşılaşıldı. Bunların ileride sorun yaratabileceği düşünülmeden büyümeye katkısı nedeniyle olumlu sayıldı. Diğer Batılı ülkelerde de sırf tüketimi artırdığı ve yapay bir refah yarattığı için aynı yol izlendi.

- Ak Parti iki yıl borca refaha imkân verdi.

- Kişinin geleceğini düşünmeden harcamasına sefahat denir. Ve mahkemelerce hacir edilir. Ak Parti’ye siyaset yasaklanmalı idi.

 

Bu gelişme sadece ekonomik değildi ve dünyada sermayenin egemen olacağı bir düzen kurulmak isteniyordu. Ancak ulus devlet yapıları buna karşı çıktılar ve sermayenin egemenliğini sona erdirmek için yaşadığımız ekonomik krizi tetiklediler. Artık devletin önemi azalıp onun yerine sermayenin geçmesi sona eriyordu ve ABD’de askeri bir devletin oluştuğu bile söylenmeye başlamıştı. Türkiye yeni gelişmeye uydu ve ekonomik politikasını değiştirdi. Sıcak paraya ve cari açığa karşı önlemler almaya başladı. Ancak eğer siyasi bir güç desteklemese Türkiye’ye sermaye girişi durur ve Avrupa’dakine benzer sorunlarla karşılaşırdık. Yani ekonomi ile siyaseti birbirinden ayrı düşünmek yanlıştır. Uygun politikalar ekonomik sıkıntılara engel olabilir ya da hafifletir. Ortadoğu’da petrol gelirlerinin oluşturduğu sermayenin ülkemize yönelmesi sadece ekonomik sebeplere bağlanamaz.

- ABD ekonomik siyasetini reel ekonomiye kaydırınca Türkiye de değiştirdi. Ekonomi siyasetten ayrı düşünülemez.

- Bugün siyasi savaştan daha çok ekonomik savaş vardır. Sermaye ekonomik savaşta yenip sonra siyasetle hâkim olacağını sanıyor.

 

Recep Tayyip Erdoğan’ın izlediği dış politika şartlara uygundur. Geçmişte globalleşmenin bir parçası olarak AB’yi siyasal ve ekonomik hedef olarak seçmiştik. Bugün bunun gerçekleşmeyeceğini herkes görüyor ve Türkiye Avrupa’dan bağımsız olarak bölgesel bir güç olmaya çalışıyor. Yeni yöneticilerimiz bu politikaya uygun olacaktır. Bu durumda kimin cumhurbaşkanı olacağı değil kimin başbakan olacağı önemlidir. Muhalefet Erdoğan’ın cumhurbaşkanlığına karşı çıkacak ve onu siyaset dışına çıkarmaya uğraşacaktır. Ayrıca Kılıçdaroğlu’nun CHP’nin başına getirilmesi bu amaca ulaşmak içindir. Yapılan bütün eleştiriler uygulanan siyasetlere değil kişiye yöneliktir. MHP ve BDP’nin Erdoğan karşıtı cephede yer alması beklenir.

- Türkiye AB’ye yönelmiştir. Şimdi kendisi merkez olmaya çalışıyor. Doğrudur. Bu politikayı kim götürecektir.

- Merkez olmayı istemek yeterli değildir. Merkez olmak gerek.

 

Seçimlerde AK Parti’nin bölünmesi amaçlanacaktır. Cumhurbaşkanlığı seçiminde muhalefet aday göstermeyebilir bu durumda iki adayın da AK Partili olmasına katkı yapacaklar ve Erdoğan’ın karşısında kim olursa olsun tabanın o adaya oy vermesine çalışacaklardır.

- Kim seçilecek? Seçimde Ak Parti’den iki aday çıkacaktır.

- Biri göstermelik Ak Partili olacaktır. CHP MHP birleşir milliyetçi bir askeri cumhurbaşkanı adayı olarak gösterirlerse o kazanabilir.

 

 

Yorum:

 

Kuran’da Yahudileri rahipleri rab edindiler denmektedir. Yahudiler itiraz ediyor biz böyle bir şey yapmadık diyorlar. Hz Muhammet soruyor. Siz onların helal yaptığını haram haram yaptığını helal yapmadınız mı diyor. Evet diyorlar. Bu onları tanrı edinmedir diyor. Yani helali haram haramı helal yapmak şirktir.

AK Parti böyle bir şirk içindedir. Üç devreden sonra iktidarda kalınmaz ilkesi kanunî değildir. Böyle bir yasak koyma yetkisi partinin yoktur. Buna uyması şirktir. Bu maddeyi hemen değiştirmelidir. Kaldı ki bu kuralı Tayyip Erbakan’ı devre dışı bırakmak için koymuştu. Şimdi kendisi köşke giderken arkadaşlarını ise köylere gönderiyor. Cumhurbaşkanı olmak da kıyasen üç devre sonra devam etmektir.

AK Parti bu maddeyi kaldırmalıdır. Cumhurbaşkanı adayını da bir askeri göstermelidir. Türkiye çıkmazdadır. Devlet hukuk düzeni içinde yönetilemez. Şimdi binden fazla savcı vardır. Bunlar da insandır. Kandırılabilir. Satın alınabilir, tehdit edilebilir. Cumhuriyetin meşru olmadığına dava açabilir. Hâkim de aynı sebeple satın alınabilir. Çünkü onlar da insandır. Hâkim karar aldı diye devletimizi Yunanistan’a ve Ermenistan’a taksim mi edeceğiz?

Devletimiz rotu çıkmış araba gibi uçuruma gitmektedir. Ordu buna seyirci kalmaz. Anayasada onun için Milli Güvenlik Kurulu vardır. Askerler açıkça sesini yükseltmeli mutlaka Milli Güvenlik kararı çıkmalıdır. Hukuk düzeni içinde halledilemeyen devletin varlığı askerî kurallar içinde halledilmesinin zorunlu olacağını ihtar etmelidirler. Korkmasınlar yarın bir savcı çıkar onları sorguya çekmek isteyebilir. Seslerini yükseltmeseler de öyle birileri çıkacaktır.

Milli Güvenlik Kurulu’ndan yargıya baskı yapıldı diye dünya bize karşı çıkabilir. Hatta Suriye’ye ve İran’a yaptıkları gibi ordularla bize yürüyebilirler. Bu hususta sizlere Mustafa Kemal’in büyük Nutkunda gençliğe hitabesini hatırlatırım. Cesur olun. Ya istiklal ya ölüm sözünü hatırlayınız. Muhtaç olduğun kudret Adil Düzen’de mevcuttur. Adil Düzen çalışanları ülkenin varlığı ve istiklali için.

 

Süleyman Karagülle


YorumcuYorum
Reşat Nuri Erol
10.01.2012
06:13

ÜSTAD'ın bu hafta ele aldığı konu çok önemli...

konuyu değişik yönleri ile ele alıp değerlendirenler var...

bunlardan biri de "derin" ilişkileri olan TVFİK DİKER oluyor...

yazdıklarına bakalım...

*

Cumhuriyet tarihi boyunca Türkiye'de cumhurbaşkanlığı seçimleri hep sancılı oldu. Bir anlamda "Çankaya Savaşları"na dönüştü. Rotahaber yazarı

Tevfik Diker

, 12. Çankaya Savaşlarının ne ile ve nasıl başladığını yazdı.

*

12. Çankaya Savaşı başladı

12. Cumhurbaşkanlığı seçimi Ağustos 2014’te yapılacak. Eğer bir son dakika çalımı gelmezse. Ne demek son dakika çalımı? Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün görev süresi 7 mi, 5 mi tartışmasına henüz son nokta konulmadı. İlgili yasa TBMM‘de alt komisyona havale edildi. Alt komisyonun raporu ilgili komisyonda bilahare de TBMM Genel Kurulu’nda görüşülecek. Buraya kadar anlattığım TBMM’ de İç Tüzük gereği yaşanacaklar. Yasa Cumhurbaşkanı Gül tarafından onaylandıktan ve Resmi Gazetede yayınlandıktan sonra yürürlüğe girecek. İşte son dakika çalımı bu noktadan sonra başlayacak. Nasıl olacak? CHP, Ana Muhalefet olarak yasayı Anayasa Mahkemesine götürecek. Anayasa’nın değiştirilen ilgili maddesinde Cumhurbaşkanının görev süresinin 5 yıl olduğu ve halk tarafından seçileceği yazılmaktadır. Anayasa Mahkemesi vereceği karada Cumhurbaşkanının görev süresini 7 yıl yapan yasal düzenlemeyi iptal ederse ne olacak? Ne olacak elbette YSK’nın alacağı Cumhurbaşkanlığı seçim takvimi kararı devreye girecek. Bu durumda 2012 Ağustos’da 12. Cumhurbaşkanı seçimi yapılacak. Böyle bir konjonktürde Cumhurbaşkanı Gül, “Görev sürem 7 yıldı 5’e indi benim de 5+5‘e göre aday olmak hakkım var” der ve 20 milletvekili de adaylığını imzalarıyla onaylarsa neler olmaz değil mi? Şu soruyu sormaya ve cevap aramaya başlayalım mı ne dersiniz? AK Parti’den iki Cumhurbaşkanı adayı çıkar mı? *** Ülkemizde her Cumhurbaşkanlığı seçiminde Çankaya Savaşları yaşanmıştır. 10 Cumhurbaşkanlığı seçimindeki Çankaya Savaşlarını en iyi bilenlerden biri olarak açık seçik söylüyorum her Cumhurbaşkanlığı seçiminden 2 yıl önce Çankaya Savaşları başlar. 12 Cumhurbaşkanlığı seçimi öncesi 12. Çankaya Savaşı başladı. Savaşın önemli tarafları; Başbakan Recep Tayyip Erdoğan Cumhurbaşkanı Abdullah Gül Millet Okyanus ötesi Derin devlet-CHP-MHP-İP İç ve dış sermaye-medya-STK ve cemaatler Stratejik ortak ABD-İsrail-İngiltere üçlüsü CIA-MOSSAD Hemen bir özel not düşmek istiyorum. Derin yapının 12.Çankaya adayı Ergenekon tutuklusu Haberal’dır. Haberal, Demirel’in siyasi potaya soktuğu Ecevit’in Cumhurbaşkanı adayı yaptığı ve Bahçeli’nin desteklediği bir portredir. Başbuğ’un koğuş arkadaşı olmak istemesini hafife almayın. *** Başbakan Recep Tayyip Edoğan’ı AK Partideki samimi Tayyipciler Çankaya’da görmek istemekteler. Ellerinden gelse Başkanlık Sistemini getirecekler. Bu noktada saklamadan yazmam gerekirse; bendeniz de Başkanlık Sistemini desteklemekteyim. Başbakan Erdoğan’ı Çankaya’da görmek istiyorum. Yeni Türkiye’yi Başbakan Erdoğan‘la kurmak mümkün gibi geliyor bana. Tayyipçi samimiler kimler mi? diyenlere birkaç isim vereyim. Burhan Kuzu, Ömer Çelik, Yalçın Akdoğan, Ahmet Davutoğlu gibiler. Davutoğlu’nun eli Başbakan Erdoğan’ı desteklemeye mecbur. Çünkü Erdoğan Çankaya’ya çıktı mı en kuvvetli Genel Başkan ve Başbakan adayı o olacak. *** Başbakan Erdoğan’a en büyük sıkıntıyı AK Parti’de 3 dönemdir üst üste milletvekili olanlar verecek. Bunlar kimler mi? Cemil Çiçek, Hüseyin Tanrıverdi, Necati Çetinkaya, Abdülkadir Aksu, Bülent Arınç gibiler. Bu isimler yaklaşık 76 kişi. 76’ların kendi açılarından haklı olduğu yerler de yok değil. Durduk yerde torun sevmeye gitmek istemeyebilirler. “Beraber çıktık bu yola durmak yok beraber devam edelim, eğer bizler yoksak hep beraber yok olalım ! ...diyebilirler nitekim diyorlar da . Bu konuda kesin bilgi ve duyumlarım var. Ayrıca dönem bittiğinde dokunulmazlıklar kalkınca eski dosyaları olanlar hakim karşısına gitmek durumunda kalacaklar. AK Parti’deki 3 dönemliklerden yeni bir parti kurmak için nabız yoklayanlar bile oldu. Seçimlerde alınan %49.6 oy bu arayışı şimdilik durdurdu. Kimler arayıştaydı kimlerle temas etti onu bir başka yazıda değerlendirmek daha uygun olacak. *** Başbakan Erdoğan’ın Çankaya Savaşında yanında olan en büyük güç “millet”dir. Yapılan kamuoyu anketlerinde görülen %51’in üzeri bunun en büyük göstergesidir. Bu gerçeği bilen bir dış ve bir iç bir de derin güç ile Okyanus Ötesinin Türkiye’deki bazı uzantıları, Başbakan Erdoğan’ı yalnızlığa itmeye, köşeye sıkıştırmaya çalışmak için bir dizi senaryoya imza atmış durumdalar. Başbakan Erdoğan’ı bazı odaklarla kavgaya sokmak ve yalnızlığa itmek için kolları sıvadılar. Başbakan Erdoğan’ın ameliyatı sonrası yaşananlara bakarsak bunu net görürüz. Eski Genelkurmay Başkanı E. Org. İlker Başbuğ’un tutuklanması öncesi ve sonrası bunu net görmek mümkün. Başbuğ’un tutuklanacağını 3 Ocak 2012 günü “Kara Perşembeye hazır olun” başlıklı yazımda 3 gün önceden açık seçik vermiştim. Bülent Arınç’ın Bursa’dan aday yapılacağını, MHP li uçkurculara ait sırada 8 kasetinin olduğunu, milletvekili maaşlarını Cumhurbaşkanının kısmi veto edeceğini bilen de ben olmuştum. Bir bilen olmakla övünmüyorum aksine üzülüyorum. Keşke ben değil de gerçek gazeteciler bilseler daha iyi olmaz mı? Gazeteciler bilemez çünkü gazetecilik yapamıyorlar, yaptırmıyorlar. *** Gelelim konumuza yani 12. Çankaya Savaşına. Bir şeyi açık seçik yazmak isterim. Başbuğ’un tutuklanması olayıyla malum güç, “Güç bende, istediğimi tutuklatırım, benimle ters düşme, iyi geçin hele hele kavgaya hiç girme sırada Büyükanıt Paşa da var. Onunla yapılan Dolmabahçe mutabakatını da deşifre ederiz. 12. Cumhurbaşkanı olmak istiyorsan önce benimle ve bizimle iyi geçin” mesajını verdiler. Okyanus ötesi açıkça “Düşmanımın düşmanı dostumdur” demektedir. Açık ve net mesajla atılan bir taşla başka kuşlar da vuruldu. TSK içindeki diğer darbeci, cuntacı ve statükocular ile tuzu kuru bazı patronlara da akıllı olun sıra size de gelir!... denildi. Uludere Olayındaki yanlış istihbarat ve bu istihbaratın yanlış değerlendirilmesi sonucu 35 kişinin F-16’ larla öldürülmesi de Çankaya Savaşının bir parçasıdır. *** Bir başka konuyu da dillendirmek istiyorum. Bugünden itibaren İmarlı’daki Öcalan’dan başlayarak tutuklu Başbuğ ve diğerlerini kurtaracak bir “Genel Af” ancak ülke içinde oluşturulacak bir psikolojik harekatla ve Okyanus Ötesinin içinde olduğu bir senaryoyla mümkün olabilir. Açıkçası verilmek istenen mesaj çok açık o da şu; “Okyanus ötesiyle kim iyi geçinirse Çankaya Savaşında eli kuvvetli olur. “ *** Bir bilen olarak benim de mesajım var. “Çankaya Savaşı bir günlük, bir haftalık, bir aylık, hatta bir yıllık bir savaş değildir. Bir olayla, bir tutuklamayla, bir senaryoyla, bir güçle kazanılıp kaybedilmez. En azından Çankaya’nın kozmik sırlarına vakıf olmak gerekir. Daha savaş yeni başladı.” Birkaç öngörümle yazıma son noktayı koymak gerekirse; yakında medya patronları değişecek, yeni tutuklamalar olacak ve TSK Suriye’ye girecek.

Tevfik DİKER

/ Rotahaber

Süleyman Karagülle
11.01.2012
21:11

AKP, Allah`ın helal kıldığını haram, haram kıldığını helal kılarak şirk içindedir. Dediğiniz gibi bunu sadece Erbakan'a karşı öne çıkabilmenin popüler bir aracı olarak yaptı. O dönemde sizin de içtihadınız 63 sonrası aktif teşkilat faaliyetlerini bırakmaktı.

- Benim içtihadım hala öyledir. 63 te Akevleri bıraktım. Bir daha başkan olmadım. Kırgızistan da vakıf kurdum. Hüseyin Kayahan’ı başkan yaptım Türkiye’ye döndüm. O da döndü. Kapandı gitti. Yani başarılı olmadı. Ben şimdi öğretmenlik yapıyorum

Teşhiste aynı düşünüyoruz, ama çözüm de siz asker cumhurbaşkanında ısrar ediyorsunuz. Bizim öncülümüz şöyle: asker olsun sivil olsun Milli Görüş içinde milli görüş prensiplerine uygun bir şekilde siyasi faaliyetlerine devam etmiş ve bu tescil edilmiş ise, cumhurbaşkanı sadece oradan olmalıdır. Burada kriter sivil yapı içinde demokratik ve hukuki anlayışın dışına çıkmamış ve kanun ve kurallara asgari saygı göstermiş kişilerdir. Bu kişiler sadece milli görüşü gerçekten kabul etmiş kişilerdir. Asker kurum olarak sebebi her ne olursa olsun darbelere seyirci kalmıştır, milli görüş iktidarlarının uzaklaştırılmasına seyirci kalmıştır. En temel demokratik muhalefetini göstererek yapılanlara en azından sessiz kalmış, gücünü hukuk devletinden yana göstermemiştir. Bu da helali haram saymaktır. Cenazedeki gelişi tövbe olarak algılıyorum ama esas tövbe eski hataları görüp bir daha tekrarlama gafletine düşmemektir. Şu anda asker bu yolda görülüyor.

- Asker sadece savaşmayı bilir. Cumhuriyeti askerler kurdu. Demokrasiye askerler geçti. Çok partili sistemi askerler getirdi. Türkiye’yi yeniden İslamiyet’e yönlendiren askerler olmuştur. Milli Görüşün ikinci varış yerini askerler getirmiştir. 28 Şubatta onların yapacağı bir şey yoktu. ABD dayatmıştı. Demirel onlara uydu.

Parti yasaklamak helali haram saymaktır, açık şirktir. Siyasi yasak getirmelidir şeklindeki tahlilinize katılmıyorum. Kişiler vatana ihanetle yargılanır ama partiler yargılanamaz. Parti mensuplarının parti faaliyetlerinde en temel icmalara uygun hareket edip etmediklerine bakılmalıdır. Askerde de öyle... Şirk, bu ikileme düşme halidir. Dili ile demokrasiden dem vurur, ama cumhuriyet hükümetlerinin en başarılı hükümetine darbe yapar, bu şirktir. ya da demokrasiden dem vurur sonra da suçluluğu kesin olmayan birini tutuklu olarak yargılar ve siyasi yasak getirerek milletvekili olmasının önündeki suni engelleri kaldırmaz.

- 28 Şubatı askerler yapmadı. Sermaye Demirel’e yaptırdı. Bugün cahiliye dönemi yaşanmaktadır. Herkes şirktedir.

Sonuçta bu devlet içindeki 90 yıl içinde en demokratik, en saygılı, en milli, en vatansever kişiler milli görüş mensupları olmuştur. Dolayısıyla milli görüşçü olandan daha layık biri olmamıştır cumhurbaşkanlığı için: “ ulul ilmi vel cism” bize göre Adil Düzen'in siyasetteki uygulamalarını bilen ve siyasi faaliyetlerini uygulayabilecek büyük ve milli teşkilatlara sahip olan kişi demektir. Bu asker olabilir ya da sivil olabilir kim milli görüşe uygun hareket ediyorsa aday olarak gösterilebilir. Kişinin sivil olması önemli değildir, başkan olunca ordular baş komutanı da olur ve asker olmuş olur. Ama iktidar hırsı ile cumhurbaşkanı olmaktan başka çaresi kalmamış birinin, o makamın yetkilerini de az görüp başkanlık sistemi için anayasa değişikliği yaparak kanunları kendi çıkarı için kullanması da şirktir. 10 yıl en küçük demokratik değişikliği yapmamış, tutuklu olup suçu ispat edilmemişleri süründürmüş, milletvekilliğini gasp etmeye çalışmış, ama iş kendine gelince tüm kurumları anayasa değişikliği yaparak yeni görevini hazırlamaya kanalize etmek şirktir. Bu tavırdaki bir kişi ve kurumu desteklemek ve savunmakta şirktir. Buna muhalefet etmek ise düşmanlık değil, demokrasi ve hukuk mücadelesinin bir gereğidir. Yoksa kişi olarak milletvekilliği elinden alınan o kişilerin de zihniyet olarak AKP den farkı yoktur, demokratik değildirler, baskıcı ve diktatör zihniyettedirler. Biz onları değil hukuku savunmuş oluruz.

- Basit bir şeyi nedense kimse anlamıyor. Bu düzende en iyi anayasa Evren’in Anayasasıdır. En iyi başbakan da Erdoğan dır. Bizim bunlarla uğraşıp zaman kaybetmeye vaktimiz yoktur. İslam düzeninden başka düzenleri kabul etmek şirktir. Milli Görüş ancak adil düzene giden yol olarak alınırsa şirkten kurtulur yoksa Türklerin görüşünü tanrının görüşü üzerinde çıkartılırsa şirk olur. Erbakan’ın yaptığı tek doğru iş Adil Düzeni insanlığa başlatmasıdır. Onun dışında mesela D-8 ler şirktir. Faizli havuz sistemi de şirktir.

Sorumu tekrarlıyorum

1. Aktif siyaseti ya da başkanlığı 63 yaşla sınırlandırmak Allah'ın helal kıldığını haram kılmak değil midir ?

İçtihat yapmak, içtihatta hata etmek şirk değil, imanın ta kedisidir. Her aklımıza uymayanı şirk diyebilirsiniz. Günah hatta küfür bile bir değildir. 63 Yaş ile ilgili içtihatlarım öyle.

a) İnsan ömrü 100 yıldır. Üçte biri öğrenmekle üçte biri uygulamakla üçte biri de öğretmekle geçer. 66 yaştan sonra öğretmenlik dönemi başlar. Uygulama sona erer. En çok 70 e çıkarabiliriz.

b) İnsan ömrü ikili sisteme göre bölünmüştür. 1,3,7,(10) , 15, (20,25,30),31,(40,50,)63 (70,80,100) 127

66 yaşa en yakın 63 ile 70 vardır. O veya öbürü seçilmelidir. 63 edaen 70 vucuben sınırdır. c) Hazreti Muhammed, Ebubekir, Ömer, Ali ve Ayşe hep 63 yaşlarında ölmüşlerdir.

Kuranda yaşlılıkla ilgili iki kelime var. Kiber ve Kebir şeyh. Biz birini, 63 (veya 70 ) diğer (80) yaşları alıyoruz. İçtihat etmek şirk değil farzdır.

2. AKP'nin siyasi faaliyetlerinin yasaklanması Allah'ın helal kıldığını haram kılmak değil midir ?

- Önerimiz bu düzende bunların hukukta ne yapılacağıdır. Adil düzende ne yapılacağı ise adil düzen geldiğinde diyebiliriz. Zülüm düzeninde adil düzen hükümleri uygulanamaz. Herkes kendi kitabı ile hükmeder. Habis habisle, tayyip tayyiple...

Hakan Kandal
12.01.2012
02:39

Üstadın 63 yaş içtihadı bana göre yanlış bir içtihattır. Ama Karagülle bu içtihadı yaparken kendi içinde tutarlıdır. İçtihadını son peygamberin yaşam süresine üzerine bina etmiştir. Cengiz son peygamberden önceki peygamberlerin yaşam sürelerinin 63 yaşından fazla olduğunu ileri sürerek kendini haklı bir noktada görebilir ve 63 yaş sınırlamasının bu açıdan çelişkide olduğunu ileri sürebilir. Ama bu yanılgıdır. Çünkü İslamiyet son dindir, Kuran-ı Kerim son kitap , peygamber son peygamberdir. Bu insanlığın artık bir peygambere ve kutsal kitaba ihtiyacı olmadığı anlamındadır. Son peygamber bu anlamda kendisinden sonraki resuller-devlet başkanları için bir modeldir ama HZ. Davut model değildir. Çünkü insanlık hz. Davut döneminden sonra da yeni peygamberlere ve kutsal kitaplara ihtiyaç duymuştur. Bu söyledkilerimiz ışığında Karagülle kendi içtihadı içinde tutarlıdır. Ek delil olarak ifade ettiği halifelerin yaşları ise önemli değildir, çünkü içtihadının asıl delili peygamberdir.

Bana göre bu içtihadın yanlış oluşunun nedeni Kuran'da buna verebileceği bir delilinin olmayışıdır. Bahsettiği kelimelere herkes farklı yaşlar verebilir. Bu çok göreceli bir durumdur. Allah peygamberi 63 yaşında iken yanına almışsa bu bizi ilgilendirmez Allah'ı ve peygamberini ilgilendirir. Buradan bir sonuca ulaşmak aşırı zorlama geliyor bana. Gelelim asıl tartışmaya, Karagülle bu içtihadıyla tabii ki şirke düşmüyor, sadece kendi düşüncesini açıklıyor. Ne zaman şirke düşerdi? Eğer Karagülle'nin elinde güç olsaydı ve bu güçle 64 yaşındaki bir devlet başkanını görevden aldırsaydı işte o zaman şirke düşerdi. Çünkü Allah 63 yaşında devlet başkanı olmayı yasaklamamıştır. Cengiz'in parti kapatmayla ilgili sorusu da Karagüllenin yaşanan sorunlara bazen kurulu düzen kapsamında bazen de Adil Düzen bağlamında verdiği cevaplardan kaynaklanıyor. O zaman da söyledikleri birbiriyle çelişiyormuş gibi görünüyor.

Lütfi Hocaoğlu
13.01.2012
10:31

... Biz havuzda parası olanlara yüzde 50 faiz verdik. ...

ElMeal:

Faizli sistemi nasıl da güzel devam ettirdik. Faizli sistem içinde nasıl da başarılı olunacağını gösterdik.

Yeter ki havuz sistemi olsun. İsterse bankalar faizle borç versin. İsterse faizsiz banka olmasın, kurulmasın.

İster Devlet faizli borç alarak para bassın. (BDPS:Borca Dayalı Para Sistemi)

Bunlar önemli değil. Önemli olan faiz düzeninin de nasıl güzel olabileceğini gösterme başarısıdır.

Hakan Kandal
13.01.2012
11:02

demek onun için faizli düzende başarısız olanlara sempatiniz var.

Lütfi Hocaoğlu
13.01.2012
11:29

Siz bir arabaya bindiniz, 65 le giderken şöfor değiştirdiniz, siz diyorsunuz ki birden frene bas ve selamette ol.

Birden frene basılmaz. Mevcut sistem içinde bunlar yapılabilir, amenna. Ama bunlar yapılırken faizsiz düzen için hazırlıklar yapılır. Hak düzeni getirmek için bunun yanında çalışmalar yapılır. Bir de Adil Düzende havuz sistemi değil de selem sistemi varken niçin selem sistemi tercih edilmez de havuz sistemi tercih edilir. Siz sadece faizli düzendeki başarılarla övünüyorsunuz. Bunun sebebi de o sırada faizsiz düzenin gelmesi için hiç bir şey yapılmamış olmasıdır. Havuz sistemi vs bunları niçin çok önemli başarılar olarak anlatıyorsunuz? Faizsiz düzenin gelmesi için neler yapıldığını anlatın, asıl bunlarla övünün, tabi ki varsa. Havuz sisteminin güzelliklerini anlatmak işte bunun için şirktir. Çünkü hak düzenin yanında faizli düzene tapmaktır, onu hak olarak göstermektir. Onu yani batılı niçin hak olarak gösteriyorsunuz? Bu geçici bir tedavidir, doğrusu bu değildir, asıl hak olanı sonra getireceğiz deyin.

Demek onun için faizli düzende başarısız olanlara sempatiniz var.

Evet, bizim sempatimiz var, ama siz faizli düzende başarılı olanlara aşıksınız.

Hakan Kandal
13.01.2012
11:43

faizin asıl tanımı taraflardan birinin haksızca kazanç sahibi olurken diğerinin de haksızca kaybetmesidir. Bu asıl tanımdır. Havuz sisteminde sadece kamunun parası vardır. Verilen yüzde 50 faiz ise sadece bakın kamunun parasını yüzde 5 ile alan bankalara bakın bi de bize bakın, onlar kamunun parasını yüzde 5 e alıp yüzde 135 e kamu ve özel şahıslara verdiler ve kamunun parasını rantiyeye peşkeş çektiler demek içindir. Rantiyenin yaptığı faizdi, ama havuz sisteminde faizin fe harfi bile yoktur. Çünkü kazanan vardır kaybeden yoktur. Kamu kazanmış ve bu kazancını halka yansıtmıştır. Kaybeden yoksa faiz nerededir? Tek kaybeden vardır rantiye, ona da bu kadar üzülüyosanız naapalım size göe d erantiye kaybettiği için faiz olur.

Hakan Kandal
13.01.2012
11:56

Erbakan asla faizli düzende başarılı olmamıştır, havuz sisteminin faizle uzaktan yakından alakası yoktur. Çünkü kazanan kamudur, kaybeden sadece faizle semirmiş rantiyedir. 2002de 4 tane olan dolar milyarderi sayısı bugün 40 olmuştur, kimmiş faizci? Yeniden faizin tanımını vereyim mi, 36 tane dolar milyarderi kazanmış 75 milyon kaybetmiş. Al sana faizli düzen. İşte sizler asıl bu faizli düzende başarılı olanlara sempati duyarsınız.Bizse faize savaş açmış Erbakan'la gurur duyarız.

Lütfi Hocaoğlu
13.01.2012
12:11

Yani kısaca diyorsunuz ki: Faizli düzende, bankalar faizle çalışırken, devlet parayı faize karşılık basarken havuz sistemi uygulaması = Adil Düzen.

Ne diyelim, sizin anladığınız Adil Düzen bu ise.

Sizin Milli Görüş mucizeniz size, bizim Adil Düzenimiz bize.

Hakan Kandal
13.01.2012
13:00

Havuz sistemi adil düzen değildir adil düzenin kokusudur. Ama siz Erbakan'a faizci diyerek hep iftira attınız. Asıl faizcilere de çiçek attınız. Sizin siyasi imandan yoksun adil düzeniniz size bizim adil düzen ve milli görüşümüz bize...

Hakan Kandal
13.01.2012
13:10

Erbakan için faizli düzen içinde başarılı oldu ve faizli düzeni güzel gösterdi dediniz hep bunu söylerken asıl hedef noktanız tabiiki ortak havuz sistemiydi çünkü bu havuz sistemi sayesinde o ekonomik başarılar, mucizevi maaş zamları yapıldı. Şimdi ortak havuzun faizle uzaktan yakından alakası olmadığına göre hangi hakla ve dayanakla Erbakan'a faizci düzeni devam ettirdi dediniz bu ne büyük bir iftira. 40 tane dolar milyarderi mi ortaya çıktı 1997 yılında? Erbakan faizli düzenbe darbe vurdu ama siz sırf önyargı ve antipatinizden dolayı iyi olanı kötü dye yorumladınız.

Lütfi Hocaoğlu
13.01.2012
14:04

Erbakan için faizli düzen içinde başarılı oldu ve faizli düzeni güzel gösterdi dediniz hep bunu söylerken asıl hedef noktanız tabiiki ortak havuz sistemiydi çünkü bu havuz sistemi sayesinde o ekonomik başarılar, mucizevi maaş zamları yapıldı. Şimdi ortak havuzun faizle uzaktan yakından alakası olmadığına göre hangi hakla ve dayanakla Erbakan'a faizci düzeni devam ettirdi dediniz bu ne büyük bir iftira.

Havuz sistemine "faizli düzen" diyen biri akıl tutulmasına uğramıştır. Faizli düzende, enflasyon 65 % iken 50 % ile kredi faizi kullandırmak, eksi faizdir ve o an için faizsiz düzenin bile ötesidir.

Havuz sistemi faizli düzen değildir. Faizli düzeni hak olarak gösteren bir uygulamadır. Yani havuz sistemi gelince bankalar faizsiz mi kredi verdi? Devlet faize karşılık para basmayı bıraktı mı? Devlet alacaklarının faizinden vaz mı geçti? Allah aşkına nerede faizsiz bir uygulama yapıldı? Faizin düşük olması faizsiz düzen anlamına mı gelir?

Ne diyor ayette:

لِمَ تَلْبِسُونَ الْحَقَّ بِالْبَاطِلِ

Hakkı niçin batıla karıştırıyorsunuz?

Havuz sistemi aynen budur. Havuz sistemi faizli düzen içinde geçici bir tedavi olabilir. Önemli olan bu değildir. Bunu uygulayan da sizin gibi düşünmemiştir. Ama sizin yaptığınız batılı hak gösterme çabasıdır. Hak haktır, batıl batıldır.

Bir de tiyatroyu şöyle kurgulayalım: RP ile 1995 siz seçildiniz, siz ne yapardınız bize onu anlatın o durumda ve o şartlar altında ?

1. Adil Düzeni terk etmen karşılığı seninle koalisyon yaparım diyen Çiller'in teklifini kabul etmezdim. Tıpkı peygamberin Mekke'nin başına geç, kâbede bir kaç put kalsın şartını kabul etmemesi gibi.

2. Akevler ekibinin istediği randevuyu 7 ay sonrasına vermez, onlarla ilgiyi kesmez, onlarla beraber çalışırdım, Adil Düzenci olmayanlarla değil.

3. Adil Düzenin küçük bir uygulamasını yapmak isteyen Karagülle'nin istediği genel müdürlüğü ona verir ve burada pilot uygulama yapmasını desteklerdim, oraya Adil Düzen karşıtlarının istediği kişiyi atamazdım.

Lütfi Hocaoğlu
13.01.2012
18:36

Bu soruları tekrar tekrar sorma nedeniniz, şartlar (=ruhsatlar) fıkhını bilmemeniz.

Benin neyi bilip bilmediğimi bilemezsiniz. Ben neyi bildiğimi gayet iyi biliyorum. Karşı tarafın bilmediğini iddia ederek haksız olduğunuz konuda haklı olduğunu iddia etmeye gerek yok. Bu soruları tekrar sorma nedenim bu sorulara cevap vermekten kaçınmanız. Çünkü bilinçaltınız haksız olduğunuzu biliyor. Tekrar soruyorum:

Havuz sistemi gelince bankalar faizsiz mi kredi verdi? Devlet faize karşılık para basmayı bıraktı mı? Devlet alacaklarının faizinden vaz mı geçti? Allah aşkına nerede faizsiz bir uygulama yapıldı? Faizin düşük olması faizsiz düzen anlamına mı gelir?

Öyle bir şey olmamıştır. Koalisyon protokolünde anlaşılmıştır, her iki tarafta tavizler vermiş, ama hiç bir taraf kendi kabul etmediğini diğerinin kabul etmemesi için dayatmamıştır.

Çiller bunu her yerde övünerek anlatmaktadır. Eğer böyle olmadıysa daha kötü. Kendisi vazgeçmiş olurdu Adil Düzenden.

Sizin dedikleriniz iftira ve halüsinasyon, yapılanları sindiremenin verdiği kıskançlık krizleri.

İnsanlar böyle yaparlar. Çaresiz kalınca, cevap veremeyince karşı tarafın kıskanç, bencil vs olduğunu ifade ederler. Ne yapalım, böyle.

Mekkede hz peygamber iki başlı idari yapıya karşı çıktı, hicret demokrasisini önerdi. Karşı taraf kabul etmedi.

Güzel bir uydurma. Hangi siyer kitabında var? Peygamberi başkan yapalım dediler. Putların kalmasını kabul etmedi ve başkan olmadı. O zaman hicret mevzuu bile yoktu. Hicret demokrasisini önerdiği bilgisinin yer aldığı siyer kitabının yazarı herhalde sizsiniz.

Hakka iman edenlerin Milli Görüş dışında ne işi vardı.

Yahudiler peygambere niçin karşı çıktılar. Yahudi olmadığı için. Milli Görüş dışında olanların dalalette olduğunu söylemek tipik bir Yahudileşme halidir. Yani Milli Görüş dışında bir topluluk Adil Düzeni getirince karşılarında mı olacaksınız?

Sonuç: çiller isteklerinizi kabul etmez sizde koalisyonu kurmazdınız, herkes biraz daha ezildikçe ezilir,

faizli düzen devam ederdi.

Sizde tvnin karşısına geçip sobanın başında kestane pişirirdiniz. İnsanın hak dava derdi olmayınca böyle bol keseden konuşur.

Ne oldu? Çillerle koalisyon kurunca faizli düzen devam etmedi mi? Adil Düzen mi geldi? Allah Allah faizli düzen 15 yıl önce gitmiş, faizsiz düzen gelmiş, ben kıskançlıktan göremiyorum. Kıskançlık krizleri gözümü kör etmiş, gelmiş olan faizsiz düzeni 15 yıldır göremiyorum. Hasetten çatlıyorum :)

Süleyman Karagülle
13.01.2012
18:56

Erbakan ne yapmışsa, içtihadı ile yapmıştır. Dolayısıyla yapılanların hepsi takdiri ilahidir. İçtihattaki hata da Allah’ın izniyle olmuştur. Geçmişi kritik etmiyorum. Ben sadece içtihadımı açıklıyorum. Hata etmediğimi iddia etmiyorum. Karşılıklı deliller konduktan sonra, tartışmaya devam etmek cidaldır. Havuz sistemini şirk saymamdaki delil anlaşılmadığı için açıklama ihtiyacını duyuyorum.

Tekel sermaye öyle şirk sistemini kurmuş ki bir işletme devletçe sübvanse edilmezse yaşamaz. Böylece istediği işletmeleri yaşatmaktadır. Devletin varlığı talan ediliyor, ama devlet yaşıyor. Nasıl besin olmadığı zaman, domuz eti yemek helal ise başka çare olmadığı zaman faizli sistem de çalışacaktır.

Havuz sistemi ne yapıyor? Tüm faizli işletmeleri iflas ettiriyor. Çünkü düzen öyle kurulmuş. Vergi, sosyal yükümlülükler, işletme zararla çalışıyor. Devlet sübvanse etmezse iflas ediyorlar. İnsanlar işsiz kalıyor. Devlet geliri yok oluyor.

Faizli sisteme güvenip, ona dayanarak faizsiz iş yaparsanız ya gidersiniz ya devleti yıkarsınız. Yapılacak iş ne idi? Erbakan’a biz 73’te işletmelere çalıştırdığı işçiyle orantılı kredi vermeyi önermiştik. Kabul etmiş ama uygulamayı o yıl bizle değil onlara yapmıştır. Başaramayınca vazgeçti. Başbakan olunca aklına bile gelmedi.

Oysa devlet işletmelere çalıştırdığı işçi sayınsa göre faizsiz kredi verecekti. Parayı nerden bulacaktı? Basacaktı, verecekti. Üretime verilen kredi enflasyon yapmaz, satılık mal kadar para artmış olur. İşletmelere faizsiz kredi verildiği için onlar yaşamaya devam edecekti. Anadolu’da yüzde 70 işsizdir. Yeni işletmeleri halkımız kuracaktı. Böylece ülke Adil Düzen’e geçecekti.

Adil Düzen başka şeydir, adil olmak başka şeydir. Zalim düzende adil olmak o düzeni batırır. Ayet bunu açıkça söylüyor. (tayyibat, habisat ayeti). Erbakan zalim düzende adil olmaya çalıştı. Devlet yıkılmadı, kendisi gitti.

Osman Altuğ bilerek bilmeyerek sermayenin sözcülüğünü yapmıştır. Erbakan havuz sistemini oluşturunca, iki şeyden biri olacaktı. Ya Erbakan iktidardan olacaktı. Ya da Türkiye yıkılacaktı. Sermaye için ikisi de istediği şeydi. Biz Milli görüşe zarar vermeyelim diye Erbakan’ı kritik etmiyorduk. Şimdi, artık o tehlike kalkmıştır. Bu haliyle yüzde 60 oyumuz var. Şimdi gerçekleri ortaya koymamız gerekir.

Erbakan’ı haklı çıkarmak için gösterdiğiniz çaba sizi dalalete götürür. O zaman öyle yapılması gerektiği için Allah Erbakan’a hata yaptırdı. Şimdi Allah için tartışmamız gerekir.

Reşat Nuri Erol
13.01.2012
21:00

HAYRETTİN KARAMAN ile bugün bazı telefon görüşmeleri yaptım...

Sonra ilginç bir röportajına rastladım...

Aşağıdadır...

*

"Her Müslüman'ın günlük olarak Efendimiz'in hayatından ve hadislerinden bir parça okumasını arzuluyorum. Bu yüzden kendim de bunu yapıyorum. Hadis ve siyer okumak hobim. Bunun dışında son yüzyılda yetişmiş, yüz İslam aliminin hayatını yazmak istiyorum." Prof. Dr. Hayrettin Karaman fetva denilince aklımıza gelen ilk isimlerden. Geçtiğimiz günlerde, yazar Elif Ayla'nın kendisiyle yaptığı söyleşi kitabı yayımlandı. Ayla, Müslüman'ın Hayat Bilgisi (Hayy Kitap) adını taşıyan eserde, şu ana kadar gündeme gelmemiş pek çok konuya değiniyor. Karaman da çok konuşulacak açıklamalar yapıyor. Recep Tayyip Erdoğan nasıl bir lider? Teröre fetva verilir mi? Çocuğuna GDO'lu ürünler yediren anneler masum mu? Bitkisel hayattaki hastaların fişini çekmek caiz mi? gibi soruların cevabının bulunduğu eser tüm Müslümanlar için rehber niteliğinde. Biz de Karaman ile günlük hayatı ve kadının sosyal hayattaki konumunu konuştuk. F

ıkıh alimi olduğunuz için devamlı sorulara muhatapsınız. Günde ortalama kaç kişi arıyor?

Öncelikle bir gazetede köşe yazdığım ve yazımın altında e-mail adresim olduğu için oradan herkes mail gönderiyor. Dostlarımın, akrabalarımın bildiği başka e-posta adreslerim de var. Onlara da sorular gönderiliyor. Hepsine cevap veriyorum. Tabii, yalnızca soru sormakla kalmıyorlar. Bazen tebrik alıyorum, bazen itiraz eden, hakaret eden, hatta küfredenler bile oluyor. Ama birçok vasıta ile fazlasıyla aranıyorum.

Soru bombardımanından rahatsız oluyor musunuz?

Ev telefonum, cep telefonum ve eşimin telefonu bazen aynı anda çalıyor. Bu aramalardan bizar olduğumu söyleyebilirim. 2-3 kez hattımı değiştirdim. Bugünlerde bir daha değiştirmem gerekiyor. Tansiyona bağlı kalp rahatsızlığım olduğu için doktorum bu faaliyetlerimi yüzde 50 azaltmamı istedi. Bu yüzden torunuma sekreterlik vazifesi vermeyi düşünüyorum.

En çok ne tür sorular soruluyor?

Sorular ülke gündemine bağlı olarak değişiyor. Ama gündem dışı konularda ailevi meseleler, özellikle de evlenme-boşanma...

Fetva vermek büyük bir sorumluluk...

Kibarca söylediniz ama bunu şöyle ifade edenler bile var: "Yahu sürekli fetva veriyorsun. Ya yanlış bir şey söylersen, ne olur senin ahiretteki halin? Hiç mi Allah'tan korkmuyor musun?" Benim Allah'tan korkum öyle kurttan, böcekten korkar gibi değil. Çok sevdiğim bir varlığın rızasına aykırı bir davranışta bulunup O'nunla kutsal ilişkimin zarar görmesinden korkarım. Fakat O, yeterince bilgi sahibi olup iyi niyetimiz bulunduğunda, yanılsak bile bize ecir vereceğini söylüyor. O zaman çok korkmamak gerek diye düşünüyor ve buna sığınarak bildiğimi söylüyorum.

Dışarıdan çok zor görünüyor...

Evet, çok zor. İmamlığa başladığım 1954 yılından bu yana sorulara cevap veriyorum. Hala bilmediğim konular oluyor. Araştırmam gerekiyor. Tekrar, tekrar okuyorum, üzerinde düşünüyorum, bazen bir günden fazla düşündüğüm oluyor, kafamı çatlatıyorum, uykularım kaçıyor, alıyor, veriyorum, bir de şu var, bir de bu var derken bir kanaate varıyorum ve fikrimi söylüyorum.

Bir gününüz nasıl geçiyor?

Her Müslüman'ın günlük olarak Efendimiz'in hayatından ve hadislerinden bir parça okumasını arzuluyorum. Bu yüzden kendim de bunu yapıyorum. Hadis ve siyer okumak hobim. Ama bunun dışında bir projem var, onun üzerinde çalışıyorum. Son yüzyılda yetişmiş, yüz müceddid/İslamcı İslam aliminin hayatını yazmak istiyorum. Bu yüzden onlara ait ve onlarla ilgili kitapları okuyor ve yazıyorum. Gazetede yazan biri olduğum için okuma zorunluluğum var. Fırsat bulursam 35-40 dakika kadar yürüyüş yapıyorum. Özetlersek bu dünya fırsatlar alemi, ben de bu fırsatları iyi değerlendireyim ki ebedi alemde mutlu olayım diye çabalıyorum.

Bu kadar çok okuyan bir fıkıh aliminin şu anda 'okunacaklar listesi'nin ilk sırasında ne var?

Yaklaşık 11 bin hadis ihtiva eden Cem'ul Fevaid mecmuası şu anda masamda. Bu hadislerin üç bin kadarını okudum. Devam ediyorum. Birinci eşin rızası olmadan olmaz! İslam, bir erkeğin çok eşli olmasına izin veriyor. Sizse Türkiye gibi bir ülkede bunun caiz olmadığını ifade ediyorsunuz. İslam'ın ilk geldiği zamanı, o ortamı, kültürü düşünün. Sonra yüzyıllar içerisinde yaşanan savaşlar, kimi zaman kadının kimi zaman erkeğin artıp eksilmesini... Tarihsel süreçte çok eşliliğe bunun gibi pek çok şey neden olmuş. Yani sırf cinsel arzu dolayısıyla değil, içtimai ve ekonomik hayatın, aile hayatının gereği olarak birden fazla evlilik gündeme gelebileceği için İslam, bu kapıyı kapatmamış. Ama sırf zevk ve arzu için ikinci bir kadınla evlenmenin önünü de tıkamış. Birinci hanımı üzmek, ağlatmak, hasta etmek, psikiyatra muhtaç hale getirmek, evde huzuru kaybetmek, çocukların eğitimini olumsuz etkilemek, evlilik safhasında birinci ve ikinci eşe yalan söylemek gibi türlü huzursuzluklar yaşanıyor bu süreçte. Sizce İslam, bunlara izin verir mi?

İlk eşin rızası yoksa erkek, kesinlikle evlenemez mi?

Kadının rızası olmadan evlenemez. Zaten Türkiye'de yaşanan sıkıntının bir nedeni de bu. Birinci eş ikinci hanımı istemiyor, ikinci hanım da birinciyi. Üstelik ikinci hanım, evleneceği erkekle görüşürken, birinci eşinden boşanma sözünü istiyor. Yani bir yuva yıkarak yeni bir yuva kurmayı arzuluyorlar. Bunun caiz olmadığını söylemeye gerek bile yok. Bir de şunu düşünmek gerek; çok eşliliğe az önce de bahsettiğim belli sebeplerle izin verilmiş. Ancak bir insanın sağlığını bozmak yasak kılınmış. Birinde izin var, diğerinde yasak. İzin verilen bir şeyi yapmadığınızda sevabınız eksilmez, yasak olanı yaptığınız da ise günaha girersiniz. Örf ve adetler kadının vazifesi olarak algılanmış İslam'ın kadını arka plana ittiği çok dile getirilen bir iddia. Namaz kılarken bile kadının arka safta durmasını buna bağlayanlar var. Namazda kadınların erkeklerin arkasında durmasıyla erkeğin dikkatinin dağılmaması amaçlanmış. Ama kadın ve erkek aynı şekilde birbirine meyledebilir. Yani bir zaaf söz konusuysa bu iki taraf için de geçerli. Ama şeriat, kadına daha fazla güveniyor. Bence bu, kadınlar için övünç vesilesi olmalı.

Bunun başka örnekleri de var mı?

Elbette. Nur Sûresi'ndeki tesettür ayetini ele alabiliriz. Orada önce erkeklere ve kadınlara aynı kelimelerle gözlerini haramdan sakınmaları ve iffetlerini korumaları emrediliyor. Sonra özellikle kadınlara detaylı olarak kimlere karşı nasıl örtünecekleri açıklanıyor. Kadınlara açık bir şekilde örtünmeleri söyleniyor. Yani erkekler için başınızı şöyle örtün, yürürken ayaklarınızı yere sesli vurmayın vs. denilmiyor. Bu da şeriatın kadınlara daha fazla güvendiğini gösteriyor. Eskimeyen bir tartışma da kadın, dinimize göre sosyal hayata ne kadar dahil olmalı... Dinimiz, çocukların eğitiminden öncelikle anne-babayı sorumlu tutuyor. Yine bizim dinimiz, ailenin geçimini babaya yüklüyor. O halde öncelikle babanın çalışması gerekiyor. Anne de çocukları için gerektiği kadar evde, onların yanında olacak. Sonra gerektiği yerde, gerektiği kadar sosyal hayatın içinde olacak ve çalışacak. Yani bu oluş hiçbir zaman onun aile içindeki fonksiyonunu, vazifelerini olumsuz etkilemeyecek. A

ile içindeki fonksiyonundan kastınız temizlik, yemek gibi işler değil sanırım...

Tabii ki. Yemek hazırlama ya da temizlik gibi işler İslam'ın kadına farz olarak yüklediği vazifeler değil. İslam, erkeğin pişirdiği yemek mekruhtur ya da haramdır demiyor. Bunlar tamamen örf ve adete bağlı olarak kadının vazifesi gibi algılanmış. Benim söylemek istediğim şey geçimi sağlamakla yükümlü baba olduğu için çocukların eğitiminden daha çok annenin sorumlu olduğu. Onun dışarı çıkışı bu durumda ancak zarurete bağlı olmalı.

Zaruret yoruma açık mı?

5 zaruret hali vardır. Dini, aklı, nesli, hayatı ve malı korumak. Kadını hizmete sokmadığınızda dini, aklı, nesli, kültürü, bilgiyi koruyamayabilir, bilgi kirliliğinin önüne geçemeyebilirsiniz. Mesela eğitim-öğretim alanında hem kadın hem erkeğin çalışması gerekiyor. Ya da kadın kadına eğitim, tedavi vb. daha uygun olabileceği için zaruret hasıl olabilir. Bir de içtimai gereklilikler var. Bu gereklilik öyle bir şeydir ki bunu erkek yapsın diyemeyiz. Ya da bir mesleği erkek de yapsa biz kadının yapmasını tercih ederiz. Bir jinekoloğun kadın olmasının edebe daha uygun olduğunu düşünürüz mesela.

Boşanan kadının nafaka alması meşru değil

Kadının eski eşinden nafaka almasının meşru olmadığını söylüyorsunuz.

İslam'da nafakanın olabilmesi için nafaka verdiğiniz şahısla nafaka alan şahıs arasında nafakayı gerektiren bir bağ olması gerekiyor. Bir erkek, çocuğuna, anne-babasına, eşine nafaka verebilir. Ama karı-koca ilişkisini sonlandırdığı bir kadına vermekle yükümlü değil. Yani bir başkası ile evlenebilecek, serbest bir hanıma bir erkeğin nafaka vermesi, bu hanımın da nafakası alması caiz değil. Eğer çocuğunun annesini boşamış da o anne çocuğa bakıyorsa çocuğunun nafakası (geçimi, meskeni vb.) babaya borçtur.

Kadın geçimini sağlayacak durumda değilse yine de nafaka alması caiz olmaz mı?

İslam'da bunun için mehir vardır. Kadın bu mehri bir teminat olarak saklar ya da harcar, kendi bileceği iş. Ancak daha önce verilmemiş ise boşanınca bu mehrin verilmesi şarttır. Benim fikrimi soracak olursanız mehir boşandıktan sonra kadının en az 6 ay-1 yıl gibi bir süre için çalışmadan da geçimini sağlayacak bir meblağ olmalı. Böylelikle kadın, yürümeyen bir evliliği maddi kaygılarla yürütmeye çalışmaz. Zaman

Lütfi Hocaoğlu
14.01.2012
18:39

Yine aynı şeyler: "Sen kibirlisin, kendini allame zannediyorsun, kıskançsın, cahilsin, cücüksün, küfürdesin vs vs."

Bunlara cevap vermiyorum. Vermeye değer görmüyorum. Çünkü bu tip sözler sadece ve sadece cidal edenlerin sözleridir. Yani nasıl yaparımda üste çıkarım. Ben biliyorum, sen bilmiyorsun, senin seviyen düşük vs vs.

Bunlara cevap vermeye devam etmek cidale devam etmektir. Ama cidalci hemen buna da cevap verecektir: "Haksızsız ya tartışmadan kaçıyorsun vs vs. Ben haklıyım, tartışmadan kaçmam, sen haksızsız ya kaçarsın vs vs."

Tartışmadan kaçmıyorum, vaktimi boş, anlamsız cidalle harcamıyorum.

Allah cidalcilere hidayet versin.





Sayı: 134 | Tarih: 8.1.2012
Mahir Kaynak
Kim seçilecek?
Cumhurbaşkanı seçimi
1547 Okunma
16 Yorum
Süleyman Karagülle
Ruşen Çakır
Olayların gidişi ve Başbuğ olayı
Başbuğ üzdü
938 Okunma
12 Yorum
Tayibet Erzen
Ahmet Hakan
‘Başbuğ tutuklandı’ cümlesinin mesajı ne?
Adil Düzen Gelmedikçe
761 Okunma
9 Yorum
Lütfi Hocaoğlu
Mehmet Şevket Eygi
Biraz Paylaşımcı Ol Yahû!
Biraz da Temiz!
700 Okunma
Emine Hocaoğlu
Nihal Bengisu Karaca
İlker Başbuğ tutuksuz yargılanamaz mıydı
Adalet değil korku dağıtan yargı
661 Okunma
Hakan Kandal
Hüseyin Gülerce
Uludere Tuzağı Neden Kuruldu?
Uludere'nin Rövanşı Başbuğ mu?
652 Okunma
Zafer Kafkas