Kullanıcı Adı:
Parola:
Üye Kayıt
Üye Aktivasyon
Parolamı Unuttum

Captcha image
Show another code

Giriş
Mahir Kaynak - Star Süleyman Karagülle
Fantezi
768 Okunma, 11 Yorum

Fantezi

Mahir KAYNAK

24 Temmuz 2011 Pazar

 

Pazar yazımın siyasetten uzak, mizah türünden olmasını istedim ama galiba başaramadım. Siyaset bir yerden sızdı ve bu yazı ortaya çıktı.

Geçenlerde kapı çalındı, açtığım zaman karşımda çarşaflı ve peçeli bir kadın buldum. Ne istediğini sorduğumda akıcı bir İngilizceyle benimle görüşmek istediğini söyledi. Karşılıklı oturduğumuz zaman peçesini açtı ve hayretler içinde kaldım. ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton karşımdaydı ve gülümsüyordu. Yüzüne benden ne istediğini sorar gibi bakınca şunları söyledi: “Bu kıyafetle gelmemin nedeni tanınmamaktı. Tanınsaydım hem ben hem siz birçok soruyla karşılaşır ve hakkınızda bir kitap olacak kadar yazı yazılırdı. Ülkenize gelmişken herhangi bir gruba bağlı olmayan, sıradan bir vatandaşla görüşmek istedim ve sizi tavsiye ettiler.  Yetkililerle tartıştığımız konuları, halka yansıyan biçimiyle, sizinle konuşmak istiyorum. Mesela terör konusunda ne düşünüyorsunuz” dedi. Ona şu cevabı verdim.

- Hillary Clinton evime geldi. Terör konusunu sordu?

- Sonra..

 

“Kıyafetinizi anlıyorum ama bu soruyla karşılaşınca konuşmalarımızın da çarşafla örtülü ve peçeli olacağını düşünüyorum. Ben olaylara çırılçıplak bakmak istiyorum ve sizinle konuları gerçekliğine uygun olarak tartışmayı öneriyorum.”

- Açık konuşmak istiyorum.

- Sonra..

 

“Ben de her şeyi çıplak göremem. Ülkeyi yöneten gücün belli bir alandaki uygulayıcısıyım. Herkes bakanların sorumlu oldukları konularda politika ürettiğini zanneder. Oysa politika bir grup tarafından, tutarlı olarak, yani birbirini destekleyecek biçimde belirlenir. Ekonomi, askeri güç kullanımı, gizli servisin faaliyetleri birbirinden ayrı planlanmaz. Önce hedef belirlenir ve bu konuda çeşitli bakanlıklara görev verilir. Eğer bir parçaya bakıp bütünün ne olduğunu anlayabilecek kapasiteniz varsa bütünü görürsünüz. Yoksa kendi alanınızdaki görevlerinizi yapmakla yetinirsiniz” dedi ve ona şunu söyledim:

- Ben açık konuşamam, çünkü konuşacaklarım senaryo yapılmış ben onu aktarırım.

- Mahir bey senarist olabilir.

 

“Ben de sizin gibi düşünüyorum ve ABD’nin bütüncül planlarını anlamaya çalışıyorum. Mesela önümüzdeki dönemde dünyadaki ekonomik yapılanma nasıl olacak, bunun temellerinden biri olan uluslararası para sistemi nasıl gerçekleşecek, dünyadaki yeni dengenin ağırlık noktaları hangi ülkeler olacak ve diğerlerinin bu yapı içindeki rolleri nasıl belirlendi? Biz neredeyiz ve bize biçilen rolü ne ölçüde değiştirebiliriz.” Şu cevabı verdi:

- Gelecek dünyanın parası ne olacak. Kim ne rol alacak ve Türkiye’nin yeri nerde?

- Dinliyorum..

 

“Bizdeki fikir ayrılıkları tartışma düzeyindedir ve en iyiyi arama çabasıdır. Karar verildikten sonra herkes buna uyar ve bu iş için en uygun kadroyu iktidara taşırız ve bunu halk seçmiş olur. Dünyada belirleyen değil belirlenen konumundaki ülkelerde farklılıklar iktidara gelmek savaşının görüntüleridir ve hangisi gelirse onunla işbirliği yaparız” deyince “Yani siz birinin gelmesi için çaba harcamıyor musunuz” dedim, “O konuya girmeyelim” cevabını verdi.

- Bizde plan yetkililer tarafından hazırlanır. İktidara en iyi uygulayan gelir. Diğer ülkelerde iktidar savaşanın olur. Bize en iyi uygulayan gelir dedi.

Getirirsiniz dedim.

- Tekel sermaye hazırlar, halka iki alternatif sunar. O iktidar olur. Diğer ülkelerde de Tekelin planını en iyi uygulayanlar iktidar yapılır demek istiyor Mahir bey.

 

Son sözleri şu oldu: Bireyin değeri bir ölçüde de içinde yaşadığı toplumun dünyadaki yerine bağlıdır. Sıradan bir Amerikalı sıradan bir ülkenin vatandaşından daha itibarlı ve önü daha açıktır. Bu bireylere tavsiyem kendilerini aşan alanlarda iddialı olmamaları ve o toplum içinde kazançlı olmanın yollarını aramalarıdır.

- Clinton, kişi devletinin etkinliği kadar hürdür. Halk fazla karışmamalı.

- Halk karışmıyor. Yavaş yavaş dediğini yaptırıyor.

 

Basit bir arabaya bindi ama arkasında çok güçlü bir koruma zincirinin olduğunu fark ettim. Görüntüyle gerçek çok farklı olabiliyor.

- Basit araba ile gitti.

- Senaryo çok fazla oturmamış.

 

 

Norveç’teki terör

30 Temmuz 2011 Cumartesi

 

Norveç’te Breivik adlı bir kişinin geçekleştirdiği eylemle ilgili yorumları okurken kendimi elleri üzerinde yürüyen bir insana benzettim. Olayları ters yorumluyor ve onların vardığı sonuçlardan hiçbirini paylaşmıyordum.

- Norveç’teki olayların yorumlarına katılmıyorum.

 

Çünkü metotlarımız farklıydı ve herkesin değerlendirmede kullandığı metot benimkiyle uyuşmuyordu. Onlar bir olaya bakıp gelişmelerin ne olacağını ve bunun ne anlama geldiğini arıyor, ben önce geleceğe yönelik tahminlerde bulunuyor ve herhangi bir olayın bu modele uyup uymadığına bakıyor, modelimin yanlış olduğunu gösteren güçlü deliller varsa modelimi buna göre düzeltiyor, aksi halde olayı bir sapma olarak değerlendiriyordum.

- Olay modelime uymazsa modelimi gözden geçiririm. Bazen sapma olur.

- Mahir beyin modeli mevcut Batı modelinin sürüp gideceğidir. Biz ise Batı modelinin tarihî modeller içinde bir parçadır son buluyor diyoruz.

 

Bunun dışında analizlerimizdeki varsayımlar da birbirinden çok farklı. Onlar din, kültür soy gibi farklılıkların çatışmanın sebebi olduğunu söylerken ben bu farklılıkların sadece bir araç olarak kullanıldığını düşünüyordum. Yani dünyada din ya da soy temelli bir çatışmanın olmadığını, yönetenlerin siyasi hedeflerine ulaşmak için bu farklılıkları tahrik ettiğini düşünüyordum. Mesela 11 Eylül saldırılarının ABD’yi hiçbir biçimde etkilemeyeceğini, ancak ABD’nin yapacağı askeri operasyonlara halkı hazırlayacağını ve bu operasyonları desteklemeleri için yapıldığını söylüyordum. Norveç’teki terör de bir ruh hastasının eylemi.

- Din ırk gaye değil araçtır. Amerika’daki kuleler, Norveç’teki katliam. Bireyi hazırlamak için yapılmıştır.

- Bazen de kendiliğinden olur, tekel sermaye onu amaçları için kullanır.

 

Ayrıca günümüzdeki terör eylemlerini, küçük militan grupların amaçlarına ulaşmak için kullandıklarını düşünmüyor, bunların büyük güçlerin hedeflerine ulaşmak için kullandıkları araçlar olduğunu kabul ediyorum. Bu konuda iki strateji izliyorlar. Ya farklılıklara dayanan örgütler kuruyor ya da kurulmuş bir örgütü ele geçirerek kendi politikalarını geliştirmek için kullanıyorlar.

- Küçük terör örgütlerini ya kendileri kuruyor, ya da kurulanları ele geçiriyorlar.

- Geçiremediklerini ortaya çıkarmıyorlar.

 

PKK başlangıçta sınıfsal bir hareketti ve bölgedeki feodal yapıyı yani ağalık düzenini sona erdirmek için yapılıyordu. Kürtlerin çok büyük bir bölümünü, ağaların kontrolünde oldukları için, PKK’yı desteklemiyor ve bunların içinden PKK ile savaşan ve yüz binlere varan korucu çıkarılabiliyordu. Ama genel model farklı bir amaca yönelikti. Özal döneminde Kürt kimliği kabul edildi ve federasyonun da tartışılması gerektiği söylendi. Yani çok farklı bir amaçla kurulan PKK artık Türkiye’nin bölgedeki rolünün belirlenmesinde bir araç haline geldi. Yani Türkiye yeni rolünü tek kültürlü bir ulus devlet olarak oynayamayacağı için çok kültürlü olacak ve bölgedeki ortak değer olan İslam’a sırtını dönmeyecek ama bu, geçmişte olduğu gibi, farklı inançlara karşı olmayı gerektirmeyecekti.

- PKK bölgedeki ağalık sistemine karşı kuruldu. Şimdi onlarla işbirliği içinde.

- PKK Türkiye’yi iç sorunlarla karşı karşıya bırakarak gelişmesini önlemek ve iktidara her dediğini yaptırmak için tekel dünya sermayesi tarafından Türkiye devletine kurduruldu. Şimdi de dağdan indirip ayrı devlet için kullanılacak.

 

Olayları sürekli bize yönelik bir düşmanlık olarak algılamamız kendimize olan güven eksikliğinden kaynaklanıyor. Avrupa’da biri Türk karşıtı bir laf söylese hemen tedirgin oluyoruz. Halbuki ben kendimizin geleceğinden değil Avrupa’nın geleceğinden endişeliyim. Geçmişte Suriye’nin Hatay’ı almak için saldırabileceği konuşulduğunda bundan daha güzel bir senaryo olamayacağını söylüyor ve keşke böyle bir şey yapsalar diyordum. Bugün Ermenistan’ın Ağrı Dağı’na talip olduğunu duyunca buyursun alsınlar dedim. Bu sözüm orayı hiçbir şekilde kaybetmeyeceğimiz anlamına gelmez. Türkiye çökerse bu amaçlarına ulaşırlar.

- Ben bizden çok Avrupa’nın sorunları vardır. Diyorum.

- Dünyanın sorunları vardır. Aynı gemideyiz.

 

Ben korkmuyorum ama dünyayı doğru okumanın gerektiğini düşünüyorum. Mesela dünyadaki para sorununu on beş yıldır izliyorum.

- Korkmuyorum, ama izliyorum.

- Mahir bey Clinton’la sohbetini kesse de biraz da bizi izlese daha ufku açılır.

 

 

Yorum: Siyasi Model

 

Mahir Kaynak dünya siyaset modelini kuruyor. % 80 doğru olan model şudur:

Dünyaya bugün süper güçler hakimdir. Bunlar gruplanır ve dünyayı yönetirler. Daha önce İslam Hıristiyan dengesi varken sonra sosyalist kapitalist dengesi oluştu. Şimdi ise yeni denge oluşuyor: Rusya Amerika ve Çin Avrupa Birliği’nden olaşacak iki grup. Bu teşhis % 80 doğrudur. İki eksiği vardır: Bu gruplar kendiliğinden oluşmuyor, Tekel Yahudi sermayesi oluşturuyor. Çatıştırıyor ve sömürüyor. ABD Rusya, Çin AB Birliği’ni düşünmüş olabilir. Ama Körfez teskeresi göstermiştir ki dünya ABD’ye karşı  birleşiyor. Türkiye’den teskere geçmeyince Almanya ve Fransa bizimle beraber oldu. Rusya onlara katıldı. Çin de onlarla beraber oldu. Türkiye ABD’nin tek süper güç olduğu hayalini sona erdirdi. Mahir beyin hatası gelecekte böyle bir ikili gruplanma olmayacaktır. Sermaye yanlış hesap yapıyor.

Çin dünyaya hakim olma niyetinde değildir. Rusya ise İslam ülkeleri ile AB ile iyi geçinme politikası gütmektedir. AB ise ikiye bölünmüş durumda iken ABD yanlısı. Bu durum da olmayacak duadan öteye geçemez.

Bizim modelimiz ise Mahir beyin modelini de düzelterek içeren genel modeldir. İnsanlık sosyal evrim yapacak şekilde var edilmiştir. Bu evrim bin senede bir gerçekleşir. Batıda ve Doğuda gerçekleşir. Doğuda Mezopotamya, İbranî, Hıristiyanlık ve Müslümanlık uygarlıkları biner yıl yaşayarak çekilmişlerdir. Daha çok hukukta ve adil yönetimde yapmışlardır. Batıda ise Mısırlılar, Yunanlılar, Romalılar ve bugünkü Avrupa bu evrimleri yapmıştır. Onlar teknikte ve sömürü ekonomisinde yapmışlardır.

Birbirleri ile yarışan bu iki medeniyetin ömürleri biner yıldır. Bin yılda bir yenilenirler. Ne var ki Batı uygarlıkları beş yüz sene sonrasından takip ederler. Yani önce hukukta inkılap olur, ona dayalı olarak sanayide inkılap olur sonra yeniden hukukta inkılap olur. Bugün Batı uygarlığı tepede Doğu uygarlığı yeniden oluşmaya başlamıştır. İşte bugünkü dünya siyasetinin gidişini buna göre tahmin etmek gerekir. Sermaye tekelinin dünyayı sömürmesi sona erecektir. Artık tekel sermaye dünyaya hakim olamayacaktır. Bunun iki sebebi vardır. Biri Doğuda yeniden hak uygarlığı doğmaya başlamıştır. Diğeri batı uygarlığında halk artık uyanmaya başlamıştır. Tekel sermaye sömüremeyecektir. Rusya’da Gorbaçov, ABD’de Obama budur.

Yeni uygarlık iki uygarlığın senteziyle doğar. Bir ulus iki üç asır hazırlık yapar ve sonunda bin yılın başında yeni uygarlığı ortaya koyar. Bu günde bu hazırlığı Türkiye Cumhuriyeti yapmıştır. Adil Düzeni ortaya koymuştur. Çok kısa zamanda dünyada Adil Düzen  yaygınlaşacaktır. İşte Türkiye’nin buradaki rolü de budur.

Demek ki bizim modelimizde ileride neler olacağı son derece açıktır.

1- Dünyaya yerinden yönetim gelecektir. İnsanlık bucak sistemi ile yönetilecektir. Kanunların yerini içtihat ve icmalar alacaktır. Ekseriyet demokrasisi terk edilecek  yerine hicret demokrasisi gelecek. İstediği bucakta yaşama özgürlüğüne ulaşılacaktır. Ulus devletler olacaktır. Avrupa Birliği benzer kuruluşlar sadece ekonomik dayanışma şeklinde ortaya çıkacaktır.

2- İnsanlık dindarlaşacaktır. Bu gün ki  büyük dinlerin hepsi İbrahim’i tek tanrılı dinlerdir. Bunlar  reform yapacaklardır. Bir dinler arası diyalog ortaya çıkacak ve hepsi İbrahim’i dinin çevresinde birleşeceklerdir. Birbirlerinin kitaplarını tasdik edeceklerdir. Müspet ilimlerden de yararlanarak dinlere sonradan karışmış hurafeler ayıklanacaktır. Dinler arsı barış olacaktır.

Kitapların doğru anlaşılması için birbirlerinden yararlanacaklardır. Ayrıca hepsi müspet ilmi temel dayanak kabul edilecektir. Laiklik dinsizlikten çıkarılacak aksine zorlamdan inandırılarak dindarlaştırma siyasetine gidilecektir.

 

3- İnsanlar küçük, orta, büyük ve süper işletmeler olarak  ekonomik kuruluşlara ulaşacak. Ekonomiyi ne devlet ne de sermaye yönetecektir. Parayı ne devlet ne de özel firmalar basacaktır. Parayı Kooperatifler çıkaracaktır. İstanbul’da bir kuyumcular kooperatifi kurulacak, altın parayı çıkaracaktır. Her ülke toprak parasını çıkaracaktır. Her il demir parasını çıkaracaktır. Her bucak buğday parasını çıkaracaktır. Parayı merkez bankalarının kontrolünde halk çıkaracaktır. Halk ambara götürüp mal koyacak. Belge alacaklardır. Belgeyi bankaya götürüp verecektir. Onun yerine banka para verecektir. Para senet karşılığı senet de mal karşılığı çıkarılacak böylece karşılıksız para olmayacaktır. Faiz yerine kredileşme sistemi gelecektir.

4- Yeryüzü insanlığındır. Çalışmayanların da orada payları vardır. Üretim yapanlar yapmayanlara kira paylarını vermelidirler. İşte verginin temel dayanağı budur. Alınan vergilerden çalışmayanlara kar payları verilir. Kamu ve genel hizmet verenlere de buradan pay verilir. Böylece aidatsız genel sigorta tesis edilmiş olur.

Gelecek bu varsayımlar üzerinde oturmaktadır. Dünya bloksuzlaşacak, ulusal devletler güçlenecek, merkez taşralara karışmayacak, dünyada gümrükler ve vizeler kalkacak. Tekel sermaye tekelliğini kaybedecek.

 

Süleyman Karagülle

Yorumcu
Yorum
Reşat Nuri Erol
04.08.2011
17:54

Merkez'den faize müdahale...

Merkez Bankası Para Politikası Kurulu, politika faizi olan bir hafta vadeli repo ihale faiz oranı yüzde 6.25'ten yüzde 5.75'e düşürdü. Kurul, gecelik borçlanma faiz oranını ise yüzde 1.50'den yüzde 5'e yükseltti.

***

TUSKON Başkanı Rızanur Meral, dünyada faiz lobilerinin Türkiye'de faizin artmasını isterken ve bu yönde çalışırken, Merkez Bankasının aldığı kararın yerinde ve faydalı olduğunu söyledi.

***

MÜSİAD'TAN AÇIKLAMA

Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği (MÜSİAD), Merkez Bankasının aldığı kararlarla Türkiye'nin yatırımlarda cazibesinin devam etmesi adına önemli bir hamle yaptığını bildirdi. MÜSİAD tarafından, Merkez Bankası Para Politikası Kurulunun (PPK) faiz kararlarına ilişkin yapılan yazılı açıklamada, şunlar kaydedildi: ''Geçen hafta Merkez Bankası Başkanını ziyaretimizin ardından yaptığımız açıklamada, 'ekonomide gelişen durumlara karşı Merkez Bankasının elinde yeterli cephanesi olduğunu' vurgulamıştık. Bunu da bugün aldığı kararla Merkez Bankası bize teyit olmuş oldu. Özellikle ABD ve AB'deki borç sorununa, ekonomik daralmaya ve bunlara paralel olarak işsizliğe yönelik net çözümler üretilememesi, bazı ülkelerdeki kırılganlıkların devam ettiğini göstermektedir. Bu da 'küresel risk iştahı' diye tanımladığımız yatırımcıların risk almaya yönelik eğiliminin azalması anlamına gelmektedir ki, bunun sonucunda küresel ekonomiyi ve dolayısıyla bizim ülkemiz gibi gelişmekte olan ülkeleri olumsuz etkileme riskini de beraberinde getirmektedir. Merkez Bankası da aldığı kararlarla ülkemizin ileride böyle bir durumun tezahür etmesi riskine karşın Türkiye'nin yatırımlarda cazibesinin devam etmesi adına önemli bir hamle yapmıştır.'' Merkez Bankası Para Piyasası Kurulunun, faiz koridorunun daraltılması kararıyla yatırımcıların Türkiye'ye daha güvenli bir şekilde yatırım yapabilmelerinin önünü açtığı ifade edilen açıklamada, kararla aynı zamanda piyasaları ve bankaları rahatlatacak bir durumun ortaya çıktığı da vurgulandı. Açıklamada, politika faizinin yüzde 6,25'ten yüzde 5,75'e düşürülmesinin de ekonomideki canlılığın devamının sağlanması anlamında önemli bir işaret olduğu belirtildi. Açıklamada, Merkez Bankasının dünyadaki tüm gelişmeleri yakından takip ettiğini ve her türlü senaryoya karşın hazır olduğunu bir kez daha net bir şekilde gösterdiği kaydedildi.

Sayfa: 2 / 2 (11 Yorum)Prev1[2]Next


YorumYap

Sayı: 111 | Tarih: 31.7.2011
Mahir Kaynak
Fantezi
Siyasi Model
768 Okunma
11 Yorum
Süleyman Karagülle
Mehmet Şevket Eygi
Bu Düzene İyi Denmez
İsteyen Öğrenir
564 Okunma
Emine Hocaoğlu
Ahmet Hakan
Kaçan kurtulur
Adalet herkese lazım olan bir nimettir
406 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Ruşen Çakır
Diyarbakır'dan Kürt siyasi hareketine bakış 1
Sözün bittiği yerdeyiz!
375 Okunma
Tayibet Erzen