Kullanıcı Adı:
Parola:
Üye Kayıt
Üye Aktivasyon
Parolamı Unuttum

Captcha image
Show another code

Giriş
Mahir Kaynak - Star Süleyman Karagülle
Bakış açısı
787 Okunma, 11 Yorum

Mahir KAYNAK

 

Değişen muhalefet

19 Haziran 2011 Pazar

 

CHP’deki değişimi AKP ile benzeşmek çabası olarak algılayabilir miyiz? Bazıları yeni sloganların böyle bir intiba yarattığını ifade ediyor. Ben tam tersini düşünüyorum ve AKP’nin izlediği politikalara karşı olanların, yeni bir dünya görüşü yaratamadıkları için, iç politikada böyle bir benzeşme yarattıklarını sanıyorum. Bazı çelişkilerle olayı daha net görebiliriz.

Birinci sorumuz demokratik açılımı gerçekleştiren ve bu nedenle büyük bedeller ödemeye razı olan, bölücülükle bile suçlanan AKP  neden BDP’nin hasmı haline geldi?  Neden Kürtlere karşı inkar ve asimilasyon politikalarının simgesi sayılan CHP’ye daha yakın bir tavır sergilediler?

Bundan şöyle bir sonuç çıkarabiliriz. Yeni CHP ile bölgenin Kürt politikacıları arasında, metotlarda değilse bile, hedefler arasında bir uyum sağlandı. Bu eski CHP ile mümkün değildi ve bu nedenle eski yönetim bir operasyonla bertaraf edildi.

- Bağımsızları CHP ile anlaştırmak için Baykal operasyonu yapıldı.

- MHP Meclis dışı bırakılacak, bağımsızlar CHP ile birleştirilecek ve iki partili düzen kurulacaktı.

 

CHP’de böyle bir değişimin gerçekleştirilme nedeni ülkenin, en önemli sayılan, Kürt sorununun çözümünü AKP’ye bırakmamak ve onun önünü kesmekti. Kürt politikacılar son seçimlerle ülke çapında ortaya çıkan AKP üstünlüğüne razı olmayacak ve yeniden istikrar bozan eylemleri teşvik edecektir. Ya da muhalefetle işbirliği içinde olacaklardır. Onların sorunu bölge halkının kimlik ve ekonomik sorunlarının çözülmesi değil AKP üstünlüğünü bertaraf etmektir.

- Kürt sorununu AK Parti’ye bırakmamak için bağımsızları birleştirdiler. Şimdi CHP ile bir olacak veya eylemlerine devam edeceklerdir.

- Mahkeme kararları bu oyunun parçası.

 

Geçmişte ülkemiz benzer bir operasyonla karşılaştı. 1960 darbesine rağmen merkez sağ parti büyük bir çoğunlukla iktidara geldi. Bu parti sadece belli bir ideolojiyi değil aynı zamanda dış politikayı temsil ediyor ve Avrupa ile bütünleşip onların maşası olmak yerine bölgesel bir güç olmak ve bu amaçla ABD ve SSCB’nin desteğini sağlamak istiyordu. ABD ile yakınlığına vurgu yapılan Demirel iktidarının SSCB’den büyük ekonomik destek almasının sebebi neydi? Bunu gören güç odakları merkez sağı parçalamayı amaçladılar ve bu parti içindeki dindar ve milliyetçi kanatları ayrı partiler halinde örgütlediler. Bundan sonra dağılan merkez sağ eski gücüne erişemedi. Özal merkezdeki bu oluşumu yeniden toparlamaya çalıştı ve dört eğilimi temsil edeceklerini söyledi. Ancak onun partiyi bırakmasından sonra politikası da sona erdi.

- 60 darbesinden sonra Demirel ABD yanlısı oldu. Ruslarla iyi geçindi. Parçaladılar. Bir daha toparlanamadı.

- Demirel’i kullanıp istediklerini başbakan yapacaklardı. Demirel Erbakan’la karşılarına çıktı. Böylece Demirel kırk yıl dört ayak üzerine düştü.

 

AKP merkez sağı temsil etmek için sadece dindarları temsil eden bir parti olmadığını ayrıca her kimliğe eşit davranacağını söyleyerek merkez sağı yeniden oluşturmaya çalıştı. Bu partinin ülkenin tümünü temsil eden, farklılıkları değişmez kimlik kriterine göre değil dış politika ve ekonomik yaklaşımlarda savunmasına izin verilemezdi.

- AK Parti merkez sağı oluşturdu.

- Türk halkları kendileri dindar olmasalar da dindarları severler. Baykal’ın CHP’sinin dindar olmasını ve sonra da onun iktidar olmasını ister.

 

Bunun yolu partiye oy verenlerin, geçmişte olduğu gibi, değişmez kimlik ve inanç kriterlerine göre ayrıştırılmasıydı. Ayrıca iktidarın, geçmişte merkez sağ partileri de ülke için zararlı gören bürokrasi ile karşı karşıya getirmek gerekiyordu. Eğer darbecilere karşı yapıldığı söylenen yargılamalar masum insanlara da zarar verecek bir boyuta erişirse ve yargı ile iktidar arasında bir güvensizlik yaratılırsa amaca ulaşılmış olacaktı.

- Ergenekon ve Balyoz tutuklamaları hep AK Parti’ye karşı tertip.

- Bağımsızların adaylık ve seçimleri üzerinde oynanan oyunlar hep bu tertibin içinde.

 

Darbeyi engellediklerini savunanlara bir sorum var: Geçmişte çok daha az sayıda insan bir darbeyi gerçekleştirebiliyordu. Bugün neden yapamadılar? Bu konunun doğru anlaşılmadığını ve adaletsizliğin tepkiler yaratacağını düşünüyorum.

- Darbeyi engellediklerini söyleyenler konuyu anlamamışlar.

- Dünyada siyasî gücünü kaybeden Sermaye karşılıksız parasını dünya fitnesine kullanıyor.

 

 

Bakış açısı

25 Haziran 2011 Cumartesi

 

Medyadaki seçimlerle ilgili tartışmaları izlerken büyük bir hayal kırıklığına uğruyorum. Bu kadar insan yanlış yapmayacağına göre hatanın bende olması gerek diyorum ama kendi görüşümü de yazmak istiyorum.

Tartışmalar haklılık haksızlık, hukuka uygunluk üzerine yoğunlaşırken ben operasyonun içeriğini ve hedefini anlamaya çalışıyorum. Türkiye yönlendirilmek istendiğinde üzerinde yoğunlaştığımız konular araç olarak kullanılıyor. Geçmişte darbedeler tezgahlanırken kimse demokrasi ve adaletten söz etmez, tartışma güvenlik üzerinde yoğunlaşırdı. Ülkeyi ele geçirmek ya da düzeni değiştirmek isteyenler olduğu kabul edilir bunlarla mücadele edilirdi. SSCB’nin ülkeyi komünistleştireceği ve Türkleri geldikleri yere, Orta Asya’ya sürecekleri ya da Cumhuriyetin getirdiği devrimlerin ortadan kaldırılıp ilkel bir yaşam tarzına mahkum edileceğimiz söylenir ve ordumuz bunu engellerdi. Demokrasi ve hukuk arka plandaydı ve işlemeye devam ettiği kabul edilirdi. Başbakanı idama mahkum eden yargıçlar sokaktan toplanmamıştı ve arkalarında “Adalet mülkün temelidir” yazıyordu.

- Geçmişte darbeler devletin ve rejimin bekası için yapılırdı.

- Kurt kuzuya suyumu bulandırıyorsun demesi misali güçlü herkes söyleyebilir.

 

Bugünlerde demokrasi ve hukuk dilimizden düşmüyor. Hedefimizin demokratik bir düzen kurmak olduğunu söylüyor ve yargının bu amacımızı gerçekleştireceğini düşünüyoruz. Demokrasiyi ortadan kaldırmak için plan yapanlar yargılanıyor, bir hukuk devleti olduğumuzu ve yargıya müdahale etmeyeceğimizi söylüyoruz. Bunlar yanlış değildir ve her zaman savunulabilir. Ancak eskiden güvenliğimizin ve düzenin tehlikede olduğu söyleniyordu ve buna karşı tedbir alınıyordu. Güvenliğimizin önemi yok, bırakın iş olacağına varır diyebilir miydik?

- İnsan hakkı ama güven sağlanmazsa?

- Kâinat denge üzerinde kurulmuştur. Korunmuş hürriyet, devletine karşı güvencede ama düşmana karşı güvencesiz hürlüğün manası nedir?

 

Bizi yönlendirmek isteyenler analiz yapmayı sevmediğimizi ve belli önyargılarla olaylara baktığımızı biliyor ve bıyık altından gülerek “Biz sizi bu önyargılarınızı kullanarak da yönlendiririz” diyorlar. Bugünlerde güvenlikten ya da devrimlerin tehlikede olduğundan söz eden güçlü bir akım yok. Aksine ülkeyi bölmekle itham ettiklerimiz demokrasi istiyor, darbe hazırlamakla suçladıklarımız adalet istiyor.

- Bugün güvenlik ve cumhuriyet savunulmuyor, demokrasi ve adalet istiyor.

- İfrat ve tefrit felakettir. Türkiye’nin güvenliğe, bağımsızlığa, demokrasiye ve adalete eşit şekilde ihtiyacı vardır. Dört ayak üzerinde durmak zorunludur.

 

Kürt sorununa da hukuk ya da demokrasi açısından bakalım ama hangi hedefe ulaşılmak istendiğini de araştıralım. Kürt politikacılar sorunları ortaya koyup birlikte çözelim demiyor. İsteklerini sıralıyor ve bunlar gerçekleşmezse ülkede kaos olur diyorlar. Her istediklerini kabul edersek her Kürt’e bir kahramanlık madalyası istemeyeceklerinden emin misiniz? Proje uzlaşma değil çatışma ve bunun sonuçları üzerine kurulu. Geçmişte birbirine düşman olan Kürtler bir araya geldiler daha doğrusu bizim ultra vatanseverler herkese PKK’lı deyip aralarındaki uzlaşmazlığı çözdüler. Yani terör karşıtı olanlar, bilmeden de olsa, kendilerine yakın olanları bile, karşı tarafa sürdüler.

- Kürtlere ne versek tatmin olmazlar. Yanlış siyaset Kürtleri bir yerde topladı.

- Kürtleri ve Türkiye’yi örgütleyen aynı yer: Tekel sermaye.

 

Ne bölgemizdeki ne de ülkemizdeki olaylar demokrasi arayışı değildir. Dünya yeniden şekillenirken bölgemiz ve ülkemiz operasyonlara maruz kalıyor. Projeyi anlayıp uygun tedbirler alınmazsa, yıllarca sonra, bugünlerde darbeleri çözmeye çalıştığımız gibi, hukukun rolünü araştırabiliriz. Bu gidişle o zaman da başka bir önyargımız üzerine operasyonlar gerçekleşiyor olabilir. Şu anda tarihimizin önemli bir dönüm noktasındayız ve şartlar çok uygun. Sorunları doğru analiz etmez ve akılcı politikalar üretmez, sloganlara mahkum olursak kaybımız büyük olur.

- Bölgede ve Türkiye’de olanların demokrasi ile ilgisi yoktur. Yeni dengeler oluşturuluyor.

- İnsanlık Adil Düzen’e hazırlanıyor.

 

 

Yorum:

 

Yeni Denge

 

Bundan 1400 sene önce dünyanın iki süper gücü vardı: Bizans ve Persler. Dünyayı bunlar yönetiyordu. Asya Perslerin, Avrupa Bizansların idi. Mekke’de ise Hâşimî ve Emevî kabileleri birbirleri ile boğuşup duruyorlar. Bir ara Bizans yenilmiş Persler tek güç olmuştu. Kur’ân Bizans tarafını tutmuş ve sonunda İsa’ya tabi olanların yeryüzüne hakim olacaklarını bildirmiştir. Biraz sonra Bizanslılar galip gelmiş kısa zaman sonra da Persler Kur’ân ehli tarafından kaldırılmıştır. Bugün Müslümanlar ve Hıristiyanlar yani Hz İsa’ya tabi olanlar dünyaya galiptirler.

 

Tarih boyunca peygamberlerin hukuk ve yönetim düzeni ile filozofların teknik ve ekonomi düzenleri peş peşe dayanışarak, yarışarak bugünkü duruma gelinmiştir. Şimdi Peygamberlerin düzeni yeniden oluşuyor, filozofların düzeni zirvede. Sanayi ve ekonomi gelişmiş dolayısıyla eski hukuk düzeni yetmiyor. Artık yeni hukuk sisteminin oluşması başlamıştır. Bunu peygamberler sitemi çözecektir.

Mahir beyin hatası Bizans ve Perslerden başka kimse yokmuş sandıkları gibi Mahir bey de iki süperden başkası yok zannediyor. Oysa gelecekte olacak olan Adil Düzen çalışanı birkaç garibanın anlatacakları II. Kur’ân uygarlığının kurulması olacaktır.

Bu gücün gideceğini Kur’ân uygarlığının geleceğini hesaba katmayan hata eder.

Süleyman Karagülle

Yorumcu
Yorum
Reşat Nuri Erol
01.07.2011
16:49

Sekiz sorun,

sekizer ilim ve

üniversitelerimiz

Haberi biliyorsunuz. Türkçe Olimpiyatları kapsamında Türkiye’de bulunan öğrenciler, Saadet Partisi Genel Merkezi’nde Genel Başkan Prof. Dr. Mustafa Kamalak’ı ziyaret etmişler.. Prof. Dr. Mustafa Kamalak, aynı zamanda ilim adamı olduğundan, merhum Bediüzzaman ve merhum Necmettin Erbakan adlarına üniversitelerin kurulması gerektiğini dile getirmiş.. Aynen katılıyorum… Muhterem Erbakan’ın hemen vefatından sonra bu konuyu ilk yazanlardan oldum ama bu üniversitelerin mevcut klasik üniversiteler olmaması gerektiğini de hatırlatmayı ihmal etmedim.. Hatırlattığım detayları merak edenler o yazılarıma ve özellikle Mart 2011 başında yazdığım yedi yazıya bakabilirler… Mevcut üniversitelerimizde yeterince ilim yok, hattâ “pek çok açıdan hiç ilim yok” ayrıca “var olan ilimler de asıl mecrasından tamamen sapmıştır” diyoruz; akademisyenler ile siyasiler dahil bu önemli konuyu herkesle çok yönlü olarak tartışmaya hazırız… Zaten zaman zaman bunun böyle olduğunu yeri geldikçe yazılarımda hatırlatıyorum… Bütün dünya üniversiteleri de dahil olmak üzere üniversitelerimiz, çağımız dünyasının sorunlarına çare ve çözümler üretebiliyor olsalardı, o zaman “üniversitelerde ilim var” diyebilirdik… Soruyorum… Mevcut üniversiteler çağdaş sorunlara çare ve çözüm üretebiliyorlar mı?..

Sekiz ana sorunumuzu bu vesileyle tekrar hatırlayalım: 1- İşsizlik, 2- Borçlar, 3- Çöken Tarım (ve Hayvancılık), 4- Karşılıksız Kağıt Para, 5- Çöken Yargı, Hukuk, Anayasa (ve Yönetim), 6- Terör (PKK ve Kürt Sorunu), 7- Millî Olmayan Medya, 8- Ve Askeri Müdahaleler (1960, 1971, 1980 ve 1997 müdahaleleri ve diğerleri). Ayrıca bu sorunlara bağlı ve bağımlı sorunlar… (Meraklılarına Not: “100 SORUN-100 ÇÖZÜM” çalışmamızda bu sorunların isimleri, detayları ve çözümleri var.)

Söze “üniversite” ile başladık, kaldığımız yerden devam edelim… Merhum Bediüzzaman’ın hayalini kurduğu ve “Medresetü’z-Zehra” olarak isimlendirdiği bir üniversite projesi var; din ve fen ilimlerini beraber okutarak akla ve vicdana, kalbe ve kafaya beraber hitap etmek.. ihtisas alanları açarak akademik eğitim vermek, fen ilimlerini okuyan mektepliler ile din eğitimi alan medrese mensuplarını aynı amaç ve hedef etrafında birleştirmek… “Bediüzzaman Üniversitesi Medresetü’z-Zehra” isimli bir kitap da var... Bize göre neleri bileceğiz, nasıl bileceğiz ve çağımızın sorunlarını çözmek üzere kurmamız gereken çağdaş üniversitelerimizi hangi ana esaslara dayandıracağız?

Çağımızın sorunlarını Kur’an’a göre çözmek için “Klasik Arapça” öğreneceğiz, böylece Kur’an’ın manâlarını doğru şekilde anlamaya çalışacağız. “KLASİK ARAPÇA” nedir? 1) TECVİT, 2) LUGAT, 3) SARF, 4) NAHİV, 5) MEANİ, 6) BEYAN ve 7) BEDİ’ ilimleridir, 8) USULÜ FIKIHTIR; ulumu semaniyedir yani “sekiz ilim”dir. Bu ilimler ve daha fazlası “Ruhu’l-Kur’an” ismiyle bilgisayar yazılımı haline getirilmiştir, küçük bir örneğine www.akevler.org sitemizden ulaşabilirsiniz, tamamı bitmek üzeredir.

Kur’an’ı anlayabilmemiz için bu dil ilimlerini bilmemiz yetmeyecektir, ayrıca mevcut fen ilimlerini de bilmemiz gerekir. Bunlar da MATEMATİK ilimleridir; 1) BİRİMLER, 2) SAYILAR, 3) İŞLEMLER VE 4) DENKLEMLERdir; sonra 5) ANALİZ, 6) TRİGONOMETRİ, 7) İHTİMALİYAT ve 8) BİLGİSAYAR ilimleridir.

Bir taraftan bunları “beşikten mezara kadar tahsil etmemiz gerekirken” diğer taraftan da “bu ilimlerin uygulamasını Kur’an ve Fıkıh üzerinden yapmalıyız”… “Sekiz sorun”dan söz ettim, isimlerini tek tek hatırlattım.. Ayrıca “sekizer ilim”den de söz ettim, isimlerini tek tek yazdım… Yeni bir seçimden çıktık, yeni hükümet kurulacak… “Seçim bitti, hiçbir şey bitmedi” yazımda (17.06.2011) hatırlattığım üzere, “yine sorunlarımızla baş başa kaldık” ya; ilgililere ve yetkililere bir kere daha hatırlatmak üzere, “sekiz sorun” ile ilgili “tesbit ve teşhislerimiz” ile “bu sorunların çare ve çözümleri”ni, her biri müstakil birer yazı yani “sekiz yazı” olarak ayrıca yazacağım, inşaallah…

Reşat Nuri EROL

Sayfa: 2 / 2 (11 Yorum)Prev1[2]Next


YorumYap

Sayı: 106 | Tarih: 26.6.2011
Mahir Kaynak
Bakış açısı
Yeni denge
787 Okunma
11 Yorum
Süleyman Karagülle
Ahmet Hakan
Sıktı ama şu sağduyu çağrıları
Gerçek amaç sadece fesat
531 Okunma
3 Yorum
Lütfi Hocaoğlu
Ruhat Mengi
Açılım derken yeni Kürt sorunu!
Önlem Alınmalı
493 Okunma
6 Yorum
Vahap Alma
Ahmet Taşgetiren
Gözünü sevdiğim milli irade
Duygusal Refleks
487 Okunma
1 Yorum
Zübeyir Erol
Ebubekir Sifil
Suriye Neyimiz Olur?
Suriye'den Ne Farkımız Var?
474 Okunma
3 Yorum
Zafer Kafkas
Mehmet Şevket Eygi
'Biz Bu Yemini Etmeyiz!'
Değiştirerek Ederiz
448 Okunma
1 Yorum
Emine Hocaoğlu
Ruşen Çakır
Af tartışması daha fazla ertelenemez
Bir damla adalet, bin derde deva!
446 Okunma
2 Yorum
Tayibet Erzen